Diplomatik araçla insan kaçaklığının bedeli 16 bin Euro!-Tolga Şardan-
“Emmi” kod adını kullanan Mehmet Kurtoğlu, hakkındaki kesinleşmiş mahkeme kararları nedeniyle cezaevine girmekten kurtulmak amacıyla çareyi yurt dışına gitmekte buldu. Casperler’in üyesi, önce özel bir araçla 30 Ocak günü Mersin’deki evinden alınarak Silivri’ye getirildi. Kurtoğlu, kendisini Silivri’ye getirenlere 16 bin Euro’yu verdi. Araç değişimiyle beraber Kurtoğlu, 250 Euro karşılığında Silivri’den Edirne’ye yola çıkarıldı. Kurtoğlu, Çelik Oto Yıkama’da beklerken, siyah renkli Mercedes marka bir cip işyerine geldi. Araç, Vietnam’ın İstanbul Başkonsolosluğu’nda görevli diplomat Truong Nguyen Huu’ya aitti. Türkiye’de görevli yabancı uyruklu diplomatlara tahsis edilen özel CD harf grubundan olan 06 CD 7512 plakalı aracın bagajına Kurtoğlu ve üç kişi bindirildi. Dört kişi, üzerlerine örtülen siyah örtüyle gizlendi.
Türkiye - Bulgaristan sınırıEdirne’de geçen şubatta yapılan bir operasyonda, diplomatik plakalı bir araçla gerçekleştirilen göçmen kaçakçılığı ortaya çıkarıldı.
Yasa dışı yolla yurt dışına kaçmak isteyen “müşteri”nin Casperler’ın üyesi olması, soruşturmayı daha ilginç hale getirdi.
Olayın ortaya çıkmasıyla başlatılan soruşturma sonucunda Edirne Cumhuriyet Başsavcılığı’nca iddianame hazırlanarak mahkemeye sunuldu.
Önce olayı özetlemek gerekirse Casperler adlı suç örgütünde içinde yer alan ve “Emmi” kod adını kullanan Mehmet Kurtoğlu, hakkındaki kesinleşmiş mahkeme kararları nedeniyle cezaevine girmekten kurtulmak amacıyla çareyi yurt dışına gitmekte buldu.
Kurtoğlu, mahkeme kararları nedeniyle yasal yollardan çıkış yapamayacağı için Almanya’da yaşayan bir arkadaşından yardım istedi. Yardım istenen arkadaş, Kurtoğlu’nun cezaevi yıllarından tanıdığı Abdullah adlı eski hükümlüydü.
Yardım isteğinin ardından Kurtoğlu’nun yasa dışı biçimde Bulgaristan’a geçirilmesi için plan hazırlandı.
Casperler’in üyesi, önce özel bir araçla 30 Ocak günü Mersin’deki evinden alınarak Silivri’ye getirildi. Kurtoğlu, kendisini Silivri’ye getirenlere 16 bin Euro’yu verdi. Araç değişimiyle beraber Kurtoğlu, 250 Euro karşılığında Silivri’den Edirne’ye yola çıkarıldı.
Yolculuk devam ederken bir kez daha araç değiştirildi. Bu kez, araçtaki kişilere yaklaşık 800 Euro daha ödeme yapan Kurtoğlu, Edirne’de Exxen adlı pansiyona bırakıldı. Verilen odada yurt dışına kaçmak amacıyla bekleyen üç Türk daha vardı.
Ertesi sabah 08.30 sıralarında pansiyondan hareket eden bir cipe binen Kurtoğlu, Edirne Oto Sanayi Sitesi’ndeki Çelik Oto Yıkama adlı işyerine bırakıldı.
Buraya kadar olanlar yasa dışı yolla yurt dışına firarın ön hazırlık aşamasıydı. Asıl heyecanlı saatler bundan sonra yaşandı.
Kurtoğlu, Çelik Oto Yıkama’da beklerken, siyah renkli Mercedes marka bir cip işyerine geldi. Araç, Vietnam’ın İstanbul Başkonsolosluğu’nda görevli diplomat Truong Nguyen Huu’ya aitti.
Türkiye’de görevli yabancı uyruklu diplomatlara tahsis edilen özel CD harf grubundan olan 06 CD 7512 plakalı aracın bagajına Kurtoğlu ve üç kişi bindirildi. Dört kişi, üzerlerine örtülen siyah örtüyle gizlendi.
Bu haldeyken araç, Kapıkule Gümrüğü’nün yaklaşık bir saat içinde geçerek Bulgaristan’a giriş yaptı. Diplomatik dokunulmazlık statüsü nedeniyle içinde dört kaçağı taşıyan araç, beklemeksizin yurt dışına çıkış yaptı.
Kurtoğlu ve beraberindekiler, Bulgaristan’a geçtikten kısa süre fabrika benzeri bir alanda duran diplomatik plakalı araçtan indirilerek bu defa Sofya’ya götürülmek amacıyla başka bir araca bindirildi.
Sofya’ya ulaşan Casperler’ın üyesi Kurtoğlu, burada Vasko adlı bir kişiyle buluşup Romanya’nın başkenti Bükreş’e doğru yola çıktı. Fakat Bulgaristan’dan Romanya’ya geçiş sırasında işler yolunda gitmedi.
Sınırdan geçiş sırasında Kurtoğlu, yanında taşıdığı sahte Almanya kimliğini sınır polisine gösterdi. Sınır polisi, kimlikten kuşkulandı. Kısa süreli araştırmada, kimliğinin sahte olduğu anlaşılınca yakayı ele veren Kurtoğlu, Bulgar polisince doğrudan Kapıkule’ye getirilip Türkiye’ye sınır dışı edildi.
Ortaya çıkan soru işaretleri
Son dönemde organize suç örgütleri arasında dikkat çeken eylemlere imza atan Casperler’in içinde yer alan Kurtoğlu, Türkiye’ye teslim edildikten sonra bu kez adli makamlara yaşadıklarını anlatınca polis, göçmen kaçakçılığı organizasyonunu ortaya çıkardı.
Burada Kurtoğlu’nun dosyada “mağdur” konumunda olduğunu belirteyim. Zira her ne kadar göçmen kaçakçılığı yoluyla yurt dışına çıkış yapmak istese de Kurtoğlu, yasa hükümlerine göre şebekenin mağduru!
Tabii yakalandıktan sonra daha önceki işlediği suçlardan dolayı hakkında verilen mahkeme kararları çerçevesinde cezaevine konulduğunu ekleyeyim.
İddianame okunduğunda bazı soru işaretleri de yok değil! Öncelikle İstanbul’da görevli diplomatın aracı Edirne’de neden bulunuyor?
Kaldı ki yapılan araştırmalarda suçta kullanılan diplomatik dokunulmazlığa sahip özel aracın, 23 Ocak ve 1 Şubat tarihleri arasında birçok kez Kapıkule üzerinden Bulgaristan’a, Pazarkule Gümrük Kapısı’ndan Yunanistan’a çıkış yaptığı tespit edildi.
Bu arada, yaklaşık on günlük sürede, diplomatik plakalı bir aracın sıkça Bulgaristan ve Yunanistan’a geçiş yaptığı gümrük kayıtlarında yer alırken, gümrükçülerin hiç dikkatini çekmemesinin bir anlamı olsa gerek!
Ayrıca, savcılığa “bilgi sahibi” olarak ifade veren Kurtoğlu’nun, diplomatik plakalı araca bindikleri sırada sürücünün “Türkçe bilmeyen bir kişi” olduğunu söylemesi dikkat çekici. Bu kişinin kim olduğu önemli.
Edirne Cumhuriyet Başsavcılığı, her ne kadar olaya adı karışan zanlılar Ali Çelik, Bilal Baran Çelik, Caner Özcan, Furat Oğuz, Süleyman Tığlı, Tahir Gezer ve Yasin Aziz Fidan hakkında 10 yıldan 16 yıla kadar hapis cezasıyla dava açsa da araçtaki “meçhul kişi”nin belirlenmesi amacıyla ayrı bir soruşturma yürütüyor.
Öte yandan davanın ilk duruşması geçen ay görüldü. Yedi sanık ve avukatları savunmalarını yaptı. Mahkeme, “tutuklulukta ve gözaltında geçirdiği süreler dikkate alınarak tutuksuz yargılanmak üzere sanıkların ayrı ayrı tahliyesine” karar verdi.
***
Vatandaşlıkta “emlak oyunu” operasyonu
Ülke genelinde, “ucuz gayrimenkulleri sahte ekspertiz raporlarıyla yüksek göstererek mülk edinme yoluyla Türk vatandaşlığı kazandırılması” konusunda yürütülen soruşturmada 72 kişi gözaltına alındı hafta başında.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın İstanbul Emniyeti’yle yürüttüğü soruşturmada inşaat şirketleri sahipleri, gayrimenkullerin değerini tespit eden eksperler var. Savcılık talimatıyla “suç işlemek amacıyla örgüt kurma veya yönetme veya üye olma”, “göçmen kaçakçılığı”, “kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık” ve “belgede sahtecilik” iddiasıyla gözaltına alınanların işlemleri halen İstanbul Emniyeti’nde sürüyor.
Operasyonla ilgili açıklama yapan İçişleri Bakanlığı, “danışıklı – gerçek dışı” yöntemle vatandaşlık hakkı kazanan 6 bin 134 kişinin vatandaşlığının iptal edildiğini duyurdu.
Suriye’de 2011’de başlayan iç savaşın Türkiye’ye en yüksek maliyet yarattığı konuların başında vatandaşlık konusu geliyor kuşkusuz.
Basketbolcular Shane Larkin, Scottie Wilbekin, voleybolcu Melissa Vargas, Alexia Carutasu ve Sinead Jack Kısalgibi milli takımlarda yer alan kimi sporcular ve A Milli Futbol Milli Takımı Teknik Direktörü Vincenzo Montella benzeri spor adamlarının dışında Türk vatandaşı olma peşinde koşanların başında Suriyeliler var.
Suriyelilerin en çok kullandığı yöntem ise, “gayrimenkul satın alarak” vatandaşlık hakkını elde etmek.
Daha önce 250 bin dolardı gayrimenkule yatırım koşulu. Ancak 2022’de yapılan düzenlemeyle 400 bin dolara çıkartıldı.
Bedel artışının temel sebebi, başvuru koşulunu zorlaştırmaktı. Fakat hemen her yasanın ve yönetmeliğin boşluğunun kullanıldığı Türkiye’de, bu kez gayrimenkul bedel tespiti yapan firmaların ve inşaat şirketlerinin içinde yer aldığı yasa dışı organizasyonlar türedi maalesef.
Aracı şirketler, gayrimenkullerin gerçekte düşük olan bedellerini, sahte belgeler ve raporlarla yükseltip “kazan – kazan” metoduyla voliyi vurmaya başladılar.
Hafta başındaki son operasyon gündemde ama daha geçen ocakta Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturmanın bin sayfanın üzerindeki “Babatak” adlı iddianamesinin dumanı üzerinde tütüyor.
Ayrıca, Ocak 2022’de Büyüteç’te aynı konuda benzer bir soruşturmayı gündeme taşıdım.
Büyükçekmece’deki soruşturmadan sonra gazeteci İsmail Saymaz’a konuşan İçişleri Bakan Yardımcısı Bülent Turan -aynı zamanda sürecin yaşandığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü de kendisine bağlı- İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin bu konuda çok hassas olduğunu vurguladı. Zaten son açıklamadaki 6 binden fazla vatandaşlık hakkının iptal edilmesi bu hassasiyeti gösteriyor.
Tabii burada konuşulması gereken bir süreç daha var. Daha doğrusu madalyonun arka yüzü.
Özellikle linkini bıraktığım soruşturmada da görüleceği üzere, ortaya çıkarılan yolsuzluk ve usulsüzlük tek taraflı değil. Tablonun bir de devlet ayağı var kuşkusuz.
Devletten kastım İçişleri Bakanlığı. Elbette kimseyi zan altında bırakmak istemem ancak bu işler tek taraflı değil ne yazık ki.
İçişleri Bakanı Çiftçi, usulsüz işlemler nedeniyle vatandaşlığı iptal edilenlerin sayısıyla birlikte özellikle Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü ile Göç İdaresi bünyesinde ne tür işlemlerin yapıldığını açıklasa nasıl olur?
Kaç personele soruşturma açıldı, kaç personele hangi cezalar verildi?
Vatandaşlıkları iptal edilen 6 binden fazla hak sahibinin usulsüz olduğu anlaşılan işlemleri hangi İçişleri Bakanı döneminde gerçekleşmiş? Çok tartışılan “olağan şüpheli” döneminde işlemler nasıl yönetilmiş?
2018’den bu yana Nüfus Genel Müdürlüğü yapan üç isim; halen Kırıkkale Valisi Hüseyin Engin Sarıibrahim (2018-2020), Tunceli Valisi Şefik Aygül (2020-2023) ve Hakkari Valisi İbrahim Taşyapan (2023-2026) görevdeyken suçla nasıl mücadele edilmiş, hangi sonuçlara ulaşılmış?
Kamuoyu bilgi sahibi olsun, vatandaşlık meselesi başka konulara benzemez!
/././
Beyaz Saray yapay zekâ güvenliği çerçevesi belirlerken Wall Street, büyük bir yapay zekâ ses saldırısı ile karşılaştı -Füsun Sarp Nebil-
ABD hükümet yetkilileri, gelişmiş yapay zekâ modellerinin piyasaya sürülmeden önce nasıl değerlendirilmesi gerektiğini tartışırken, suçlular zaten yapay zekanın en acil gerçek dünya uygulamalarından birini sergiledi. Ölçeklenebilir insan taklitçiliği.
Beyaz Saray'ın OpenAI, Google, Anthropic, Meta, Nvidia ve diğer önde gelen yapay zekâ geliştiricilerini kontrol altına almaya yönelik, içeriği açıklanmayan, yeni "Siber Güvenlik Çerçevesi" toplantısı salı günü yapıldı. Trump yönetimi, henüz gönüllü seviyede ama gelişmiş yapay zekâ modelleri piyasaya sunulmadan önce yönetimin kontrolünden geçmesini istiyor. Hemen arkasından da Wall Street, bu tür tartışmaların neden acil hale geldiğini gösteren bir siber saldırı ile karşılaştı. Amerika Birleşik Devletleri'ndeki en büyük hedge fonlarından bazıları, gelişmiş yapay zekâ destekli sesli kimlik avı ("vishing") saldırılarına maruz kaldı.
Yapay zekâ tarafından üretilen ve büyük fon şirketlerindeki güvenilir çalışanları taklit eden seslerle yapılan saldırılar, fonların kendileri tarafından yapılan açıklamalara göre, büyük bir veri hırsızlığıyla sonuçlanmadı. Bununla birlikte, siber güvenlik uzmanları, finans kurumlarına karşı yapılacak olan yapay zekâ destekli sosyal mühendislik saldırılarının maliyetinin önemli ölçüde düştüğü ve etkinliğinin de arttığı uyarısı yapıyorlar.
Wall Street'in en büyük firmaları hedef alındı
Amerikan basınında çıkan haberlere bakılırsa, Wall Street'in en bilinen hedge fonlarından bazıları (Point72, Citadel ve Millennium Management dahil) hedef alındı. Diğer yatırım firmalarının da etkilendiği bildirildi. Bu kuruluşlar toplu olarak yüz milyarlarca doları yönetiyor ve son derece gelişmiş işlem sistemleri işletiyor, bu da onları siber suçlular için cazip hedefler haline getiriyor.
Milyonlarca e-postayı ayrım gözetmeksizin gönderen geleneksel kimlik avı saldırılarının aksine, bu saldırıların amaçlı olduğu ve dikkatlice hedefler seçtiği görülüyor. Saldırganların firmaların iç operasyonlarını araştırdığı ve BT yardım masası personeli de dahil olmak üzere güvenilir kişileri taklit ettiği bildiriliyor. Çalışanlar, güvenli kurumsal sistemlere erişmek için gerekli olan giriş kimlik bilgilerini veya kimlik doğrulama kodlarını vermelerini isteyen ikna edici telefon aramaları ile karşılaştılar.
Yardım masası taklidinin kullanılması, saldırganların öncelikle kamuya açık bilgiler, sosyal medya, sızdırılmış kurumsal veriler veya önceki keşifler yoluyla iç iş akışları hakkında bilgi topladığını gösteriyor, ancak araştırmacılar hedeflerin tam olarak nasıl seçildiğini henüz açıklayamıyorlar.
Yapay zekâ, taklitleri çok daha ikna edici hale getiriyor
Güvenlik araştırmacıları, suçluların güvenilir meslektaşlarının ses tonunu, aksanını ve konuşma tarzını taklit edebilen, üretken yapay zekâ ses klonlama teknolojisini kullandığını söylüyor. Gerçekçi bir ses klonu oluşturmak için genellikle konferans sunumlarından, röportajlardan, podcast'lerden veya kazanç görüşmelerinden elde edilebilen kısa bir ses örneği bile yeterli olabiliyor. Kimliğin taklit edilmesi ve bir kuruluşun iç prosedürlerine ilişkin bilgilwe birleştiğinde, sahte aramalar geleneksel kimlik avı e-postalarından çok daha ikna edici hale geliyor.
Saldırılar nasıl tespit edildi?
Saldırılar, yapay zekâ tarafından tespit edilmedi. Bunun yerine, olayı insan dikkatinin ve prosedürlerin ortaya çıkardığı görülüyor. Çalışanlar veya güvenlik ekipleri kimlik doğrulama sürecinde şüpheli davranışları fark etti. Point72'deçalışanlar, saldırı girişimini tespit ettikten hemen sonra dahili bir soruşturma başlattı, kolluk kuvvetlerini bilgilendirdi ve dışarıdan siber güvenlik uzmanları tuttu. Firma daha sonra yatırımcılara müşteri bilgilerinin çalındığını sanmadıklarını bildirdi.
Citadel'in saldırıyı ilerletmeden durdurduğu görülüyor. Two Sigma ise güvenlik ekibinin hızlı bir şekilde müdahale ettiğini ve sistemlerinin veya verilerinin tehlikeye atıldığına dair hiçbir somut kanıt bulamadığını söyledi.
Olaylar, geleneksel güvenlik prosedürlerinin (örneğin, olağandışı istekleri bağımsız olarak doğrulamak ve birden fazla onay adımı gerektirmek gibi) yapay zekâ destekli saldırılara karşı bile etkili kaldığını gösteriyor.
Saldırıları kim yaptı?
Bu aşamada, saldırıları kimin yaptığını kimse bilmiyor. Araştırmacılar saldırganları henüz tespit edemedi ya da kamuoyuna açıklamadı ve yetkililer saldırıyı herhangi bir ulus devlete, suç örgütüne veya fidye yazılımı grubuna atfetmedi. Tüm olayların tek bir grup tarafından mı koordine edildiği, yoksa birden fazla aktörün bağımsız olarak benzer yapay zekâ destekli teknikler mi benimsediği bilinmiyor. Amerikalı kolluk kuvvetleri soruşturmalarına devam ediyor.
Yanısıra hasar verilip, verilmediği ya da ne kadar verildiği de bilinmiyor. Saldırıya uğrayan firmalar tar afından, şu ana kadar kamuoyuna açıklanan etki sınırlı görünüyor. Etkilenen firmalarda hassas müşteri bilgilerinin, işlem sistemlerinin veya finansal varlıkların tehlikeye atıldığına dair doğrulanmış somut bir kanıt yok.
Ancak siber güvenlik uzmanları, soruşturmalar devam ettiği için henüz finansal etkinin tam olarak değerlendirilemeyeceği konusunda uyarıyor. Başarısız saldırılar bile, firmaları adli soruşturmalar yürütmeye, kimlik bilgilerini değiştirmeye, düzenleyicileri bilgilendirmeye ve güvenlik kontrollerini güçlendirmeye zorluyor. Bu da önemli operasyonel maliyetler yaratıyor.
Siber saldırılar için Wall Street kurumları özellikle cazip hedefler. Çünkü, büyük finansal işlemlere erişim var, değerli tescilli işlem algoritmalarına erişim mümkün, gizli piyasa istihbaratı mevcut ve meslektaşlarına ve yöneticilerine sık sık acil talepler ileten çalışanlar, dolandırıcılığı kolaylaştıracak şekilde, dikkat edilmeyen işlemlere yol açabilir.
Sistemleri şifrelemeyi ve çözmek için para istemeyi amaçlayan fidye yazılımı saldırılarının aksine, bu operasyonlar kimlikleri ve kimlik bilgilerini çalmak üzere tasarlanmış gibi görünüyor ve saldırganların kurumsal ağlara gizlice sızmalarına olanak tanıyor.
Bu saldırı seslerle yapıldı, sonraki saldırılar yapay zekâ ajanlarıyla yapılabilir
Bu saldırıların zamanlaması, 2 gün önce Beyaz Saray'ın ileri düzey yapay zekâ güvenliği çerçevesini açıkladığı toplantısına ek bir önem kazandırıyor. Bu da ilginç diğer bir konu. Çerçeveye katılım gönüllü görünse de, fiilen ABD hükümeti ile büyük yapay zekâ şirketleri arasında “önceden model inceleme” (pre-release review) mekanizması oluşturuluyor. Bu, ileride bir tür “Yapay zekâ ruhsat sistemi”ne dönüşebilecek çok önemli bir adım olarak değerlendiriliyor ve tartışmalara da yol açtı. Üstüne de bu önemli addedilen ama hasar olmadığı iddia edilen saldırı geldi.
ABD hükümet yetkilileri, gelişmiş yapay zekâ modellerinin piyasaya sürülmeden önce kendileri tarafından değerlendirilmesi gerektiğini tartışırken, bu saldırıların failleri, sanki bunu şekil olarak örneklediler.
Bu saldırılar bugün bir çalışanı, kimlik bilgilerini açıklamaya ikna etmeye dayanıyor. Yarınki saldırı çok daha ileri gidebilir. Güvenlik araştırmacıları, gelecekteki yapay zekâ odaklı kampanyaların ses klonlama, deepfake video, otonom yapay zekâ ajanları ve gerçek zamanlı istihbarat toplama yöntemlerini birleştirerek, saldırganların minimum insan müdahalesiyle son derece kişiselleştirilmiş operasyonlar yürütmesini sağlayacağını tahmin ediyorlar.
Bir yapay zekâ ajanı, çalışanları tanımlayabilir, kamuya açık bilgileri toplayabilir, ikna edici konuşmalar üretebilir, kurbanların yanıtlarına gerçek zamanlı olarak uyum sağlayabilir ve hatta birden fazla iletişim kanalı üzerinden saldırıları koordine edebilir.
Bu evrim, siber güvenlik sorununun, bilgisayarları korumaktan, insan güvenini korumaya doğru kaydığını gösteriyor. Saldırının zamanlaması, yapay zekâ güvenliğiyle ilgili tartışmaların artık varsayımsal gelecekteki risklerle ilgili olmadığını ve yapay zekâ destekli siber saldırıların ilk neslinin zaten burada olduğunu gösteriyor. Bu saldırılara karşı savunma, yalnızca daha güçlü teknoloji ile değil, aynı zamanda görmenin veya duymanın artık inanmak anlamına gelmediği bir çağda, kimliği doğrulamak için yeni yöntemlerin geliştirilmesi ile olacak.
/././
DEM usulü demokrasi: Öncelik “PKK affı”, gerisine bakarız!..-Yalçın Doğan-
“Silahlara Veda”, tamam, ancak... DEM bu konuda iki yıldır ağzını ne zaman açsa, şunu vurguluyor: “Demokratikleşme.” Şimdi de öyle. Peki ama, “kim için demokratikleşme?..”
Aynı gün...
PKK’ya af getiren yasa teklifinin Meclis’te imzaya açıldığı saatlerde...
Ankara Güven Park’ta gaziler ve şehit yakınları kendilerine eşit haklar tanınması amacıyla sürdürdükleri eylemin 23. gününü yaşıyor.
Gerçi aynı gün Meclis’te kabul edilen yasa ile belli maaş artışı sağlanmış olsa bile, “kendilerine eşit hak tanınmadığını” söyleyen gaziler ve şehit yakınları eylemlerini sürdürüyor.
Aynı gün...
PKK’ya af getiren yasa teklifinin Meclis’te imzaya açıldığı günün sabahında Üsküdar’da...
Hapse atılan Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’ın yerine yapılan Başkan Vekilliği seçiminin dördüncü turuna geçilirken, Yeni Parti İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik:
“Üçüncü turda, insanlar aileleriyle, çocuklarıyla tehdit edilmiş, burada görev yapan arkadaşlarımız çeşitli operasyonlarla tehdit edilmiş, birtakım teklifler verilmiş, birtakım rakamlar konuşulmuş. Tezgah, tehdit, şantajla Üsküdar Belediyesi’ne çökmeye çalıştılar”.
Buna rağmen, Başkan Vekilliğini CHP’li Sibel Tan Çetinkaya kazanıyor.
Bir yanda PKK’ya af...
Öte yanda...
30 Ekim 2024 tarihinde Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in gözaltına alınmasıyla başlayan CHP’li belediyelere dönük operasyonlar her düzeyde, her yöntemle dur durak bilmeden devam ediyor.
Üsküdar, Etimesgut ve Menderes Belediyeleri son örnekler.
Bu yasayla...
Bu ülkeye demokrasi nasıl gelecekse!..
DEM öyle söylüyor ya!..
En uzun KÜRT isyanı
İşte, bu aşamada...
Önümüzdeki hafta TBMM’de kabul edilmesi beklenen yasayla...
Türkiye Cumhuriyeti’nin en uzun ve en kanlı Kürt isyanının tarihe gömülmesi için bir fırsat doğuyor.
Kırk yılı aşan isyanda elli bin insan can veriyor. Korkunç bir gerçek!..
Gaziler, korkunç bir gerçek!..
2 trilyon 300 milyar dolarlık maliyet. Korkunç bir bilanço!..
Şimdi bir yol açılıyor.
Bu yasayı kimler hazırlıyor, kimler kaleme alıyor, belli değil.
Ancak, önemli Anayasa ve Ceza Hukuku hocalarının yasayla ilgili eleştirilerine bakınca, onlara danışılmadığı belli.
Onların açıklamalarıyla resmi açıklamalar birbirini tutmuyor.
Kim yararlanacak?
O çelişkilerden biri şu. Adalet Bakanı Akın Gürlek:
“Terör saldırılarının planlayıcılarına yönelik herhangi bir düzenleme yoktur”.
Buna karşılık, Türkiye’nin saygın Ceza Hukuku Profesörlerinden İzzet Özgenç:
“Kandil’den terör örgütünün faaliyetlerini uzun zamandan beri yönetmeye devam eden kişiler, haklarında soruşturma açılmadan ve herhangi bir hak kısıtlamasına tabi tutulmadan serbest bırakılabilecek, seçme ve seçilme veya atama yoluyla kamu görevi üstlenebileceklerdir.
Örgüt yöneten kişiler haklarında hiçbir soruşturma yapılmadan serbest bırakılabileceklerdir”.
Prof. Özgenç noktayı koyuyor:
“Dikkat edilmelidir ki, örgüt yöneticilerinin tamamıyla ilgili Türkiye’de henüz soruşturma açılmış değildir”.
Dolayısıyla, Prof. Özgenç yasa teklifinin “genel bir af yasasına dönüşeceğini” söylüyor.
Akın Gürlek ve iktidar sözcülerinden gelen açıklamalarla taban tabana zıtlıklardan biri.
Demokratikleşme
“Silahlara Veda”, tamam, ancak...
DEM bu konuda iki yıldır ağzını ne zaman açsa, şunu vurguluyor:
“Demokratikleşme”.
Şimdi de öyle.
Peki ama, “kim için demokratikleşme?..”
DEM’in bütün derdi, PKK’lıların evet silah bırakması, ardından hepsinin dağdan inerek, sivil hayata, siyasete karışması.
DEM’in demokratikleşme anlayışı PKK’ya af ile eşitleniyor!..
Akademisyenler, gazeteciler, aydınlar, ülkenin herhangi bir insanı iktidara yönelik en küçük bir eleştiride soluğu hapishanede alıyor.
Ona paralel, CHP’li belediyeler ve bürokratlarına uygulanan baskı, hapis “ya bize katılırsın ya içeri atılırsın” tehditlerine karşı DEM ne yapıyor?..
Birkaç cılız itirazla, dostlar alışverişte görsün!..
Mesele AKP ve MHP ile ters düşmemek!..
Kayyımdan ne haber?
DEM demokrasi geliyor diyor ya...
Kendi üyelerine bile acaba ne ölçüde geliyor?..
Örneğin...
Yasa çıktıktan sonra Güneydoğu’da pek çok belediyede varolan kayyım uygulaması sona erecek mi?..
Yasa teklifinde bundan söz yok.
Teklife göre, cinayete karışmamış, terörle bağlantılı olanlara “af” geliyor. Yerlerine kayyım atanan DEM’li belediye başkanları cinayete karışmamış ve fakat terörle bağlantılı oldukları iddiasıyla görevden alınıyor.
Bu durumda onların görevlerine dönmesi gerekmiyor mu?..
Önemli hukuk hocalarına danışmadan, kendi kendine yasa hazırlarsan, bu gibi boşluklar ve açmazlar kaçınılmaz.
/././











