15 Ağustos 2026 Cumartesi

BİRGÜN "Köşebaşı + Gündem" -15 Ağustos 2026-

Afganistan'da Taliban zulmünün beşinci yılı: Dünya uzlaşıyor, kadınlar direniyor -Sarya Toprak-

Taliban’ın Afganistan’da yeniden iktidara gelişinin üzerinden beş yıl geçti. Yirmi yıllık ABD/NATO işgalinin ardından Taliban’a bırakılan ülkede kadınlar kamusal yaşamdan sistematik biçimde silinirken dünya devletleri Taliban’la ilişkilerini giderek normalleştiriyor. Afgan insan hakları savunucusu Shaharzad Akbar, “Afganistan dünyadaki en ağır kadın hakları krizinin yaşandığı ülke. Hukuki hesap verebilirlik tek başına Afganistan’daki durumu değiştiremez. Ancak Taliban üzerinde önemli bir baskı aracı yaratabilir” dedi.

Afganistan’da Taliban’ın yeniden iktidarı ele geçirmesinin üzerinden beş yıl geçti. Ancak ülkenin bugün içine sürüklendiği karanlık,15 Ağustos 2021’de başlamadı. Afganistan’ın son yarım yüzyılı emperyalist müdahalelerin, işgallerin, vekâlet savaşlarının ve büyük güçlerin bölgesel çıkar hesaplarının şekillendirdiği bir tarih oldu. ABD’nin Sovyetler Birliği’ne karşı mücahitleri desteklediği döneme, 11 Eylül’ün ardından başlayan 20 yıllık ABD/NATO işgalinden Washington’ın 2021’deki çekilmesine kadar Afganistan halkı, küresel ve bölgesel güç mücadelelerinin ağır bedelini ödedi. ABD, “terörle mücadele”, “demokrasi” ve kadın hakları söylemleri eşliğinde yürüttüğü yirmi yıllık savaşın ardından ülkeyi, Doha’da yıllarca müzakere ettiği Taliban’a bırakarak çekildi. Aradan geçen beş yılda ise Taliban kadınları eğitimden, çalışma yaşamından ve kamusal alandan sistematik biçimde tasfiye ederken, bir dönem Afgan kadınlarının özgürlüğünü askeri müdahalenin gerekçelerinden biri haline getiren Batılı devletler giderek Taliban yönetimiyle pragmatik ilişkiler kurmaya yöneldi. Bölge ülkelerinin de dahil olduğu bu normalleşme sürecinde kadınların hakları bir kez daha devletlerin jeopolitik ve ekonomik çıkarlarının gerisine itiliyor.

Taliban’ın dönüşünün beşinci yılında Afganistan’daki tabloyu, kadınların sürdürdüğü direnişi ve uluslararası toplumun sorumluluğunu Afgan insan hakları savunucusu ve Rawadari Direktörü Shaharzad Akbar ile konuştuk.

Taliban’ın Afganistan’da yeniden iktidarı ele geçirmesinin yıldönümünde yaşanan dönüşümü nasıl tanımlarsınız? 5 yıllık Taliban iktidarı kadınlar ve kız çocukları açısından ne anlama geldi?

Taliban’ın yeniden iktidara gelmesi, kadınları ve kız çocuklarını tüm temel haklarından mahrum bıraktı ve onları evlerine hapsetti. Kız çocuklarının ilkokuldan sonra eğitim görmesi yasaklandı. Kadınlar pek çok sektörde işlerinden uzaklaştırılarak evlerine gönderildi. Kadınların ne giyecekleri ve nasıl hareket edecekleri kısıtlandı. Ev içi şiddet normalleştirildi ve artık suç olarak görülmüyor. Kadınların yükseköğrenime erişimi engellendi, hemşire yada doktor olmalarının önü kapatıldı.

Bunun yanı sıra Taliban, baskıcı kurallarını büyük bir şiddetle uyguluyor. Seçimler yok, parlamento yok, siyasi partiler yok, bağımsız medya yok. Taliban’ın politikalarına karşı çıkmak hapis, işkence ve hatta zorla kaybedilme anlamına gelebiliyor. Sivil ve siyasi değişimin önünü açabilecek bütün kanallar Taliban tarafından acımasızca bastırılmış durumda.

Taliban’ın nihai amacı kadınları kamusal ve siyasi yaşamdan tamamen dışlamak mı?

Taliban’ın kadınlara ilişkin tek bir tahayyülü var: Kadınlar eve aittir ve tek sorumlulukları kocalarına hizmet etmek ve çocuk yetiştirmektir. Onlara göre kadınların kamusal yaşamda hiçbir rolü yok. Kadınları hem kırılgan hem de toplumsal huzursuzluğun kaynağı olarak görüyorlar. Bu nedenle kadınların kamusal alandaki varlığının denetlenmesi ve sınırlandırılması gerektiğine inanıyorlar.

Taliban’ın kadınların yanlarında erkek bir akrabaları olmadan acil sağlık hizmetlerine erişmesine dahi izin vermemesinin arkasında bu ideoloji var. Bir kadının yanında erkek akrabası olmadan dışarı çıkmasındansa hastalıktan ölmesini tercih ediyorlar. Kadınların hemşirelik ve tıp eğitimi almasını engelleyerek kadın sağlık çalışanlarına ihtiyaç duyulan ülkede kadın sağlık çalışanlarının yetişmesinin de önünü kesiyorlar.

Bu politika, kadınların nitelikli kadın doktor ve hemşirelere erişemedikleri için doğum sırasında hayatlarını kaybetmeleriyle birlikte, zaman içerisinde kademeli bir kadın kırımına yol açabilir. Afganistan’da kız çocuğu olarak doğmak adeta bir suç. Bu, bir erkekten daha aşağı görülmeniz, daha az hakka ve varsa bile çok daha az özgürlüğe sahip olmanız; tecavüze, ev içi şiddete ve çocuk yaşta dahi zorla evlendirilmeye karşı korunmamanız anlamına geliyor. Taliban rejiminde kadınların hak, onur ve adalet sahibi bireyler olduğu kabul edilmiyor.

Afganistan’da toplumsal cinsiyete dayalı zulüm ve diğer insan hakları ihlalleri konusunda uluslararası düzeyde hesap verebilirliği sağlamaya yönelik girişimler görüyoruz. Uluslararası adalet mekanizmaları bugün Afgan kadınları açısından ne kadar önemli? Taliban iktidarda kalmaya devam ederken hukuki hesap verebilirliğin sahada somut bir etkisi olabilir mi?

Hukuki hesap verebilirlik tek başına Afganistan’daki durumu değiştiremez. Ancak Taliban üzerinde önemli bir baskı aracı yaratabilir, Afganistanlı kadınlar için adaletin sağlanmasına katkıda bulunabilir ve Taliban’ın baskıcı politikalarının normalleştirilmesine karşı koyabilir.

Önemli ve acil girişimlerden biri, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) kapsamında yürütülen hukuki süreçtir. Bu girişim Eylül 2024’te Almanya, Avustralya, Kanada ve Hollanda tarafından duyuruldu. Aradan yaklaşık iki yıl geçmesine rağmen henüz ilerleme göremedik. Artık bu girişimi ileriye taşımanın ve Taliban’ı Uluslararası Adalet Divanı (UAD) aracılığıyla hesap vermeye zorlamanın zamanı geldi. Böyle bir adım, Afganistanlı kadınlara güçlü bir dayanışma mesajı verecek ve Taliban’ın normalleştirilmesi ve tanınması yönündeki süreci yavaşlatacaktır.

Taliban’la diplomatik ve pratik ilişkilerin giderek arttığını da görüyoruz. Pek çok ülke Taliban’la farklı düzeylerde ilişkilerini sürdürüyor. Sizce uluslararası toplum giderek Taliban yönetimini normalleştirmeye mi yöneliyor?

Hükümetlerin sınır dışı etme politikaları gibi kısa vadeli iç siyasi çıkarlarını ilerletmek uğruna Taliban’la ilişkilerini utanmazca normalleştirdiğini görüyoruz. Almanya ve Avrupa’daki başka bazı ülkeler bunu yapıyor. Bunun yanı sıra Çin, Hindistan ve Türkiye dahil bölge ülkelerinin hükümetleri tarafından da Taliban’ın giderek normalleştirildiğini görüyoruz.

Bu durum Afganistanlı kadınlara ürpertici bir mesaj veriyor: Hayatlarınızın ve haklarınızın hiçbir önemi yok ve dünyanın dört bir yanındaki siyasi liderler kısa vadeli çıkarları uğruna toplumsal cinsiyet apartheid’ına göz yumabilir. Bu ülkelerdeki kadınlar ve feministler de kaygı duymalı Çünkü hükümetlerinin tutumu, toplumsal cinsiyet eşitliğine ve kadın haklarına yönelik açık bir saygı eksikliğini ortaya koyuyor.

Olağanüstü boyutlardaki baskıya rağmen Afgan kadınlar hem ülke içinde hem de sürgünde direnmeye devam ediyor. Bu direniş bugün hangi biçimlerde sürüyor? Afgan kadınların neye ihtiyacı var?

Afgan kadınlar eğitim almanın yollarını aramaya, sanat, müzik ve edebiyat üretmeye, kendi evlerinin içinden dahi protesto etmeye ve insan hakları örgütleriyle uluslararası yargı mercilerine tanıklıklarını aktarmaya devam ediyor. Gizli okullar ve spor salonları işletiyorlar. Kadınlar sanatlarını ve şiirlerini paylaşmak için sosyal medyayı kullanıyor. Evlerinde toplantılar ve protestolar düzenliyor, yüzlerini gizleyerek bu buluşmaların videolarını yayınlıyorlar. Arkadaşlarının evlerinde bir araya gelerek egzersiz yapıyor, kitap kulüpleri oluşturuyor veya yazdıkları metinleri birbirleriyle paylaşıyorlar. Gelir elde edebilmek, ailelerine ve topluluklarına katkıda bulunabilmek için küçük işletmeler kuruyorlar. Uzaktan eğitim için radyo ve internetten yararlanıyorlar.

Diasporadaki Afgan kadınlar, Afganistan’daki kadın gruplarıyla yakın biçimde çalışarak onların seslerini ve taleplerini duyuruyor; tanıklıklarını belgeliyor ve yayımlıyor. Sürgündeki Afgan kadınlar kadınlara yönelik medya kuruluşları işletiyor, filmler yapıp yönetiyor, konserler ve müzik etkinlikleri düzenliyor; BM Güvenlik Konseyi, BM İnsan Hakları Konseyi ve bölgesel platformlar gibi en üst düzey mercilerde savunuculuk faaliyetleri yürütüyor. Afganistan’daki kız kardeşleri için destek oluşturabilmek amacıyla dünyanın dört bir yanındaki siyasetçiler, akademisyenler ve dini liderlerle temas kuruyorlar.

Diğer ülkelerdeki feminist hareketlerin, sivil toplum örgütlerinin ve gazetecilerin Afganistan’daki durumu öğrenerek ve görünür kılarak, Taliban’ın normalleştirilmesini engellemek için kendi hükümetlerinden hesap sorarak ve Afganistan’daki koşulların iyileştirilmesine yönelik girişimleri destekleyerek Afgan kadınlarla dayanışma göstermeleri gerekiyor.

Türkiye’dekiler için yapılabilecek basit şeylerden biri, #Power2AfghanWomen gibi kampanyalara katılmak; Afganistanlı kadınlarla dayanışma amacıyla bir şarkı söyleyip ya da şiir okuyup bunu sosyal medyada paylaşmak veya İstanbul Toplumsal Cinsiyet Müzesi’nin Afganistanlı kadınlara ilişkin sergisine katılmak olabilir.

Bunun yanı sıra yurttaşlar, ilgili milletvekillerinden Afganistan’daki kadın haklarının durumunu Meclis gündemine taşımalarını ve hükümeti Afganistan konusunda ilkeli bir politika izlemeye çağırmalarını isteyebilir. Türkiye hükümeti en azından Afganistan’da eğitim görmeleri yasaklanan kadınlar ve kız çocukları için burs programlarını yeniden başlatabilir.

Sizce uluslararası toplum Afgan kadınları yüzüstü bıraktı mı?

Evet. Afganistan, dünyadaki en ağır kadın hakları krizinin yaşandığı ülke ve uluslararası toplumun verdiği karşılık yetersiz; durumun vahametiyle kesinlikle orantılı değil. Erkekler yalnızca cinsiyetleri nedeniyle evlerine hapsedilip haklarından mahrum bırakılsaydı, hükümetlerin yine bu kadar zayıf bir tepki verip vermeyeceğini merak ediyorum.

Shaharzad Akbar

∗∗∗

KAMUSAL HAYATTAN SİLİNMENİN KRONOLOJİSİ

2021: Taliban 15 Ağustos'ta Kabil'i ele geçirdi. Kız çocuklarının ortaöğretime dönüşü engellendi. Kadın İşleri Bakanlığı kapatılarak yerine Erdemi Teşvik ve Ahlaksızlığı Önleme Bakanlığı getirildi. Kadın kamu çalışanlarının önemli bir bölümü evde kalmaya zorlandı. Yıl sonunda kadınların uzun mesafeli yolculuklarında yanlarında erkek bir mahrem bulunması şartı getirildi.

2022: Mart ayında kız çocuklarının ortaokul ve liselere dönüşü son anda engellendi ve yasak süresiz hale geldi. Mayısta kadınların kamusal alanda yüzlerini de örtecek şekilde giyinmeleri emredildi. Kasımda kadınların park ve spor salonlarına girmesi yasaklandı. Aralıkta kadınların üniversite eğitimi askıya alındı; birkaç gün sonra yerli ve uluslararası STK'larda çalışmalarına da yasak getirildi.

2023: Nisan ayında Afgan kadınların Birleşmiş Milletler bünyesinde çalışması yasaklandı; böylece daha önce STK'lara getirilen çalışma yasağı BM'ye kadar genişletildi. Temmuzda ülke genelindeki kadın güzellik salonlarının kapatılması emredildi; on binlerce kadının geçim kaynağı ortadan kalktı.

2024: Ağustosta 35 maddelik Erdemi Teşvik ve Ahlaksızlığı Önleme Yasası yürürlüğe girdi. Kadınların bedenlerini ve yüzlerini kamusal alanda örtmesi öngörülürken, kadın sesinin yabancı erkekler tarafından duyulmasına da kısıtlamalar getirildi. Ahlak görevlilerine geniş denetim ve yaptırım yetkileri verildi. Aralıkta kadın ve kız çocuklarının tıp enstitülerinde eğitim görmesinin engellenmesi, gelecekte kadın hemşire ve ebelerin yetişmesini de tehdit eder hale geldi.

2025: Kadınların çalışma hayatına yönelik denetim yerelde daha da sertleşti; örneğin Kandahar'da kadın sağlık çalışanlarının işe giderken yanlarında kimlik kartına sahip bir erkek mahrem bulundurmaları istendi. Eylül ayında üniversitelerde kadınlar tarafından yazılmış kitapların okutulmasına yönelik yeni kısıtlamalar getirildi.

2026: Taliban yeni ceza düzenlemeleriyle kadınların hukuki statüsünü daha da zayıflattı. Kadınların evlilikten ayrılmasını zorlaştırırken çocuk yaşta kararlaştırılan evliliklere hukuki koruma sağladı. Haziranda Herat'ta zorunlu hicap uygulamalarına karşı düzenlenen protestolar güvenlik güçlerinin müdahalesiyle bastırıldı.

∗∗∗

Taliban’ın Afganistan’da yeniden iktidara gelmesinin beşinci yılında UN Women, Afgan kadınların yaşam koşullarına ilişkin yeni değerlendirmesini yayımladı. Rapora göre Taliban’ın kadınları kamusal yaşamdan dışlayan politikaları artık gündelik hayatın neredeyse her alanına nüfuz etmiş durumda.

• Kadınların istihdam oranı: %7

• Erkeklerin istihdam oranı: %84

• Ayda yalnızca 1-2 kez evden çıkabilen kadınların oranı: %50

• Ruh sağlığını "kötü" veya "çok kötü" olarak tanımlayan kadınların oranı: %70

• Gelecekleri konusunda umutsuz olduğunu belirten kadınların oranı: %75

• Kadın haklarına ilişkin koşulların önümüzdeki dönemde daha da kötüleşeceğini düşünenlerin oranı: %40

• Taliban’ın Ağustos 2021’den bu yana kadınların ve kız çocuklarının haklarını kısıtlayan karar ve düzenleme sayısı: 100+

∗∗∗

TALİBANLA İLİŞKİLER GELİŞİYOR

Taliban'ın Ağustos 2021'de Kabil'i ele geçirmesinin ardından hiçbir devlet yeni yönetimi resmen tanımadı. Ancak beş yıl içinde bu diplomatik tecrit aşınmaya başladı. Kadınların ve kız çocuklarının temel haklarına yönelik yasaklar sürerken büyük ve bölgesel güçler güvenlik, ticaret, enerji ve nüfuz hesapları üzerinden Taliban'la ilişkilerini geliştirdi.

RUSYA: İLK TANIYAN ÜLKE

Rusya, 3 Temmuz 2025'te Taliban yönetimini Afganistan'ın meşru hükümeti olarak resmen tanıyan ilk ülke oldu. Moskova, Taliban'la ilişkilerinde güvenlik, IŞİD-Horasan'la mücadele, uyuşturucu kaçakçılığı ve ekonomik işbirliğini öne çıkarıyor. Rusya, resmi tanımadan önce Taliban'ı yasaklı örgütler listesinden çıkarmış ve Taliban'ın atadığı büyükelçiyi kabul etmişti.

ÇİN: TANIMA YOK, DİPLOMATİK İLİŞKİ VAR

Çin Taliban yönetimini resmen tanımadı ancak ilişkilerini önemli ölçüde geliştirdi. Pekin 2023'te Taliban yönetimindeki Kabil'e büyükelçi gönderen ilk ülke olurken, 2024'te Devlet Başkanı Şi Cinping Taliban'ın Pekin'e gönderdiği büyükelçinin güven mektubunu kabul etti. Çin'in Afganistan politikasında güvenliğin yanı sıra madenler, ekonomik yatırımlar ve bölgesel bağlantı projeleri öne çıkıyor. ABD'nin çekilmesi sonrası bölge ülkeleriyle ilişkilerini geliştiren Pekin yönetimi, Afganistan ve Pakistan arasında bu yılın başlarında tekrar alevlenen çatışmalarda da arabuluculuk rolünü üstlenmişti.

HİNDİSTAN: KABİL'E YAKLAŞTI

Taliban'ın yeniden iktidara gelmesinin ardından Kabil'deki büyükelçiliğini kapatan Hindistan, 2022'de teknik misyonla geri döndü. Ekim 2025'te ise Kabil'deki temsilciliğini yeniden büyükelçilik statüsüne yükseltti. Hindistan Taliban'ı resmen tanımasa da bu yakınlaşma, Pakistan'la rekabet ve Çin'in Afganistan'daki artan etkisiyle birlikte değerlendiriliyor.

ABD: MÜZAKERE YENİ DEĞİL

ABD'nin Taliban'la doğrudan ilişkisindeki kritik dönüm noktalarından biri Donald Trump'ın ilk başkanlık döneminde yaşandı. Şubat 2020'de imzalanan Doha Anlaşması'nda Washington, dönemin Afgan hükümetini müzakerelerin dışında bırakarak Taliban'la doğrudan anlaşmaya vardı ve Amerikan askerlerinin ülkeden çekilmesinin yolunu açtı. Taliban böylece iktidarı ele geçirmeden önce uluslararası bir müzakere tarafı olarak kabul edilmiş oldu. Trump, ikinci başkanlık döneminde de Afganistan'dan çekilmenin bir hata olduğunu dile getirirken Güney Kafkaslar ve Batı Asya'daki jeopolitik hesapları kapsamında birçok kez bölgeye geri dönme isteğinin sinyallerini verdi.

AFGANİSTAN NEDEN ÖNEMLİ?

Afganistan; Çin, İran, Pakistan ve Orta Asya'nın kesişimindeki konumu, zengin maden kaynakları, bölgesel ticaret yolları, IŞİD-Horasan tehdidi ve Hindistan-Pakistan rekabeti nedeniyle yeniden büyük güçlerin nüfuz mücadelesinin alanlarından biri haline geliyor. Taliban ise bu rekabetten diplomatik tecridini kırmak, yatırım çekmek ve uluslararası meşruiyet kazanmak için yararlanıyor.

***

Logo parlak rejim karanlık -Birgün- 

Çeyrek asır önce adalet ve kalkınma iddiasıyla başlayan süreç emeğin ucuzladığı, yoksulluğun derinleştiği ve devlet kurumlarının Saray'a bağlandığı bir rejime dönüştü. AKP'nin 25. yılı için hazırlanan parlak logosunun arkasında yoksulluk, ticarileşen kamusal hizmetler ve hukuksuzluk var. Logo çeyrek asırlık yıkımı gizleyemiyor. https://www.birgun.net/haber/logo-parlak-rejim-karanlik-729347

***

Cemaatin "bereket" tablosu: Bin katlık sermaye artışı -Mustafa Bildircin-

Süleymancılar Cemaati’ne yönelik operasyon kapsamında dosyaya giren şirketlerin sermaye yapısındaki büyük değişimler dikkati çekiyor. Sağlıktan turizme, inşaattan gıdaya kadar çok sayıda alanda faaliyet gösteren cemaat şirketlerinden bazılarının sermayesinde kısa süre içinde bin katlık artışlar yapıldığı görülüyor. https://www.birgun.net/haber/cemaatin-bereket-tablosu-bin-katlik-sermaye-artisi-729340

***

Çocuklar yoksulluk sarmalında: İstismar, ihmal, yoksunluk -Mustafa Bildircin-


Sokakta çalıştırılan, dilendirilen, okula devamsızlığı olan ve istismara uğrama riski bulunan çocuk sayısının 55 bin 711’e ulaştığı belirlendi. Okullara yapılan ziyaretlerde ise 68 bin 854 çocuğun, “Risk altında” olarak sınıflandırıldığı öğrenildi. https://www.birgun.net/haber/cocuklar-yoksulluk-sarmalinda-istismar-ihmal-yoksunluk-729330

***

AKP'ye katılan 7 belediye başkanının 2024 seçim sonuçları: Seçmen iradesi yok sayıldı 

Gölbaşı Belediye Başkanı Yakup Odabaşı, Kahramankazan Belediye Başkanı Selim Çırpanoğlu, Hayrabolu Belediye Başkanı Tuncer Başoğlu, Domaniç Belediye Başkanı Engin Uysal, Eceabat Belediye Başkanı Saim Zileli, İdil Belediye Başkanı Türkan Kayır ve Tavşanlı Belediye Başkanı Ali Kemal Derin 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde seçildikleri partilerden istifa ederek AKP'ye katıldı. Ancak seçim sonuçları belediye başkanlarının verdikleri AKP'ye katılma kararıyla açıkça halkın iradesinin yok sayıldığını gösteriyor.

AKP'nin 25. yıl etkinliğinde CHP'den seçilen beş, DEM Parti'den seçilen bir, Yeniden Refah Partisi'nden seçilen bir belediye başkanı partilerinden istifa ederek AKP'ye katıldı. Gölbaşı Belediye Başkanı Yakup Odabaşı, Kahramankazan Belediye Başkanı Selim Çırpanoğlu, Hayrabolu Belediye Başkanı Tuncer Başoğlu, Domaniç Belediye Başkanı Engin Uysal, Eceabat Belediye Başkanı Saim Zileli, İdil Belediye Başkanı Türkan Kayır ve Tgölbaşavşanlı Belediye Başkanı Ali Kemal Derin'in rozetlerini ise AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan taktı.

Bu yedi belediye başkanının büyük bir kısmı seçildikleri ilçelerde CHP, DEM Parti ve Yeniden Refah Partisi'nden aday olarak iktidara ve iktidar ortaklarına büyük farklar atarak seçildi. Halkın oylarıyla seçilmelerine rağmen kendi kararlarıyla muhalefet cephesinden iktidar partisine katılan belediye başkanlarına sosyal medya üzerinden büyük tepki gösterildi.

İşte seçildikleri partilerden AKP'ye geçen bu yedi belediye başkanının 31 Mart 2024'teki yerel seçimlerine girdikleri ilçelerde halkın kendilerine verdikleri oy ve iktidar ile ortağının aldığı oylar:

GÖLBAŞI

Gölbaşı'nda AKP aday çıkarmazken BBP'nin adayı Gökhan Koçak 22.610 oy ile ikinci MHP'nin adayı Ramazan Şimşek ise 18.324 oy ile üçüncü olmuştu. CHP'nin adayı Yakup Odabaşı 39.457 oy alarak bu iki iktidar ortağından daha fazla oy almıştı.

KAHRAMANKAZAN

Kahramankazan'da AKP'nin adayı Serhat Oğuz 15.583 oy ike ikinci olurken CHP'nin adayı Selim Çırpanoğlu 17.633 oy alarak belediye başkanı olmuştu.

HAYRABOLU

Hayrabolu'da AKP'nin adayı Osman İnan 8.011 oy alarak ikinci olurken, CHP'nin adayı Tuncer Başoğlu 10.662 oy alarak belediye başkanı olmuştu.

ECEABAT: AKP'YE SADECE 153 OY ÇIKTI

Eceabat'ta MHP'nin adayı Hakan Elik 1.043 oy ile ikinci olurken AKP'nin adayı Serkan Gündüz sadece 153 adet oy alarak dördüncü olmuştu. CHP'nin adayı Saim Zileli ise 2.084 oy alarak kendisi dışında seçime giren diğer 10 adayın toplamından daha fazla oy alarak belediye başkanı olmuştu.

DOMANİÇ: CHP TEK BAŞINA HEM AKP'Yİ HEM MHP'Yİ GEÇTİ

Domaniç'te AKP'nin adayı Ahmet Özoğul 886 oy ile ikinci, MHP'nin adayı Sahvet Ertürk 540 oy ile üçüncü olmuştu. CHP'nin adayı Engin Uysal ise 1.488 oy ile iktidar ortaklarının tamamından fazla oy alarak belediye başkanı seçilmişti.

İDİL: DEM PARTİ OYLARIN %70'İNİ ALDI

İdil'de AKP'nin adayı İkbalhan Haznedar 2.215 oy alarak ikinci olmuştu, ancak DEM Parti adayı Türkan Kayır oyların %71.26'sını yani 7.909 oy alarak büyük farkla belediye başkanı seçilmişti.

TAVŞANLI

Tavşanlı'da AKP'nin adayı Ali Özden 11.875 oy ile ikinci, MHP'nin adayı Ali Ataş ise 8.937 oy ile üçüncü olurken, Yeniden Refah Partisi adayı Ali Kemal Derin 17.438 oy ile birinci olarak belediye başkanı seçilmişti.

***

SDG'nin Şam'a entegrasyonu tamamlanıyor: Bir dönemin sonu 

ABD'nin Ortadoğu denkleminde kilit bir yer tutan Suriye'de Amerikan planı tamamlanmak üzere. SDG'nin entegrasyonunda sona gelinirken Suriye'deki süreç Türkiye'deki “açılımı” da doğrudan etkiliyordu.

Türkiye, Irak ve İran'ın yanı sıra ABD'nin dizayn etmeye kalkıştığı Ortadoğu denklemini de doğrudan etkileyen Suriye'de kritik bir sayfa kapanıyor. ABD ve bölge ülkelerinin desteğiyle Arap Baharı sürecinde çatışmalara sürüklenen ülkede belirleyici bir aktöre dönen Kürtler'in “entegrasyonu” tamamlanmak üzere.

Şam'daki HTŞ yönetimi ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında 29 Ocak 2026'da imzalanan entegrasyon anlaşmasının üzerinden altı ay geçerken askeri, güvenlik ve idari alanlarda sürecin büyük kısmı tamamlandı.

KIRMIZI LİSTEDEN ÇIKARILDI

Suriye'de SDG'nin eski komutanı olan ve entegrasyon süreci kapsamında Suriye Savunma Bakan Yardımcısı görevine getirilen Sipan Hemo, Türkiye'de “terör listesinden” çıkarıldı. SDG ile HTŞ arasındaki 29 Ocak Anlaşması sonrası mart ayında Suriye'deki HTŞ yönetiminin Savunma Bakan Yardımcılığı'na atanan YPG'nin kurucu isimlerinden Hemo, İçişleri Bakanlığı tarafından 20 milyon TL ödülle aranıyordu.

SDG'NİN FESHİ YAKIN

Hemo, hafta başında SDG'nin “misyonunu tamamladığını” ve “birkaç gün içinde kendini feshedeceğini” açıklamıştı.

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Genel Komutanı Mazlum Abdi ise Şam yetkilileriyle bir araya gelerek Haseke vilayetinin güvenliği, yerinden edilen sivillerin durumu ve entegrasyon sürecini ele aldıklarını duyurdu.

AŞAMA AŞAMA İLERLİYORLAR

HTŞ yönetiminin Cumhurbaşkanlığı Temsilcisi Ziyad el-Ayeş ve 2. Kolordu Komutanı Avad el-Casım ile bir araya gelen Abdi, devlet kurumlarına yönelik ihlallerin sonlandırılması, yerinden edilmiş sivillerin durumu ve entegrasyon sürecinin hızlandırılarak Haseke vilayetinin güvenlik ve istikrarının tamamlanması konuları üzerinde durulduğunu kaydetti.

Görüşmenin olumlu geçtiğini kaydeden Abdi, varılan mutabakatların Haseke vilayetinin güvenlik ve istikrarına hizmet edecek şekilde sonuçlanacağını kaydetti.

MASADA KÜRT GÖÇMENLER

Görüşmede, memleketlerine dönmek üzere yola çıkan Serekaniyeli sivillerin durumu ve dönüş sırasında kafileye yönelik saldırılar da masaya yatırıldı.

TSK ve Suriye Milli Ordusu (SMO) tarafından Ekim 2019'da başlatılan Barış Pınarı Harekatı'nın ardından binlerce Kürt aile, yerlerinden ayrılmış, birçok mülk silahlı grupların ailelerine ve başka yerlerden gelen Arap nüfusun eline geçmişti. Haseke, Kamışlı ve Rakka gibi kentlerde kamplarda yaşanan binlerce aile, 7 yıl aradan sonra geçen hafta Suriye'nin kuzeyindeki Serekaniye'ye (Resul Ayn) dönmeye başlamıştı. Ancak gerçekleşen ilk dönüşün ardından konvoyaya yönelik saldırı sonrası dönüşler güvenlik gerekçesiyle askıya alınmıştı. Görüşme, 29 Ocak Anlaşması kapsamında taraflar arasındaki entegrasyon sürecinin ele alındığı bir dönemde gerçekleşti.

Suriye'de 8 Mart 2024'te Beşar Esad yönetimini deviren Muhammed Colani (Ahmed Şara) liderliğindeki HTŞ, 10 Mart SDG'nin kendini feshi ve Suriye Silahlı Kuvvetleri ile entegrasyonunu kabul eden bir anlaşma imzaladı. Anlaşmanın çökmesi üzerine HTŞ güçleri, Fırat'ın doğusunu ele geçirirken SDG, 29 Ocak anlaşmasıyla aşamalı entegrasyona razı oldu.

WASHINGTON'IN YÖNELİMİ

ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye ile Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın arabuluculuğu ve Suriye ile Irak Özel Temsilcisi gözetimi altında süreç, "Suriye'nin toprak bütünlüğü ve merkezi otoritenin güçlendirilmesi" vurgusuyla yürütüldü. ABD, yıllardır desteklediği SDG ile araya mesafe koyarken Colani yönetimini "birleştirici aktör" olarak öne çıkardı. ABD'nin yaptırımları gevşetmesi ve terör listesinden çıkarma adımları da bu yönelimi pekiştirdi.

SDG ORDUYA KATILDI

Aradan geçen 6,5 ayda anlaşma çerçevesinde SDG'ye bağlı binlerce unsur, Suriye Savunma Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı bünyesine katıldı. Haseke ve Kamışlı'da üç tugaylı bir askeri yapı ile Kobani (Ayn el Arap) güçlerinin Halep komutanlığına bağlı bir tugay olarak konumlandırılması adımları hayata geçirildi. Ortak güvenlik uygulamaları hayata geçirilirken eski hükümet bölgeleri ile SDG kontrolündeki alanlar arasında geçişler kolaylaştı.

Ağustos ayı başında Şara ve Abdi arasında yapılan görüşme de SDG'nin kadın birliklerinin statüsü, ağır silahlar ve sınır düzenlemeleri gibi konuların ele alındığı kritik bir süreç oldu. Görüşme sonrası SDG'nin Kadın Koruma Birlikleri'nin (YPJ) İçişleri Bakanlığı bünyesinde "terörle mücadele gücü" olarak görev alacağı açıklandı.

SİVİL ENTEGRASYON YAVAŞ

Askeri alanlardaki ilerlemeye rağmen Kuzey ve Doğu Suriye (Rojava) Özerk Yönetimi'nin sivil kurumlarının merkezi yönetime entegrasyonu ve siyasi temsil konuları daha yavaş ilerliyor.

Sivil idarede de Haseke'ye vali atanması, belediye, tarım, eğitim ve sağlık birimlerinin ilgili bakanlıklara bağlanması gibi uygulamalar sürdü. Cezaevleri ve adliye binalarının bir kısmı Şam kontrolüne geçti.

Ocak 2026'da imzalanan entegrasyon anlaşması, askeri ve idari alanların yanı sıra Kürtlerin kültürel, vatandaşlık ve eğitim haklarını da kapsıyordu. Şara'nın ocak ayında yayımladığı 13 sayılı kararnamesiyle Kürtçe "ulusal dil" olarak tanındı, geçmişte vatandaşlık hakkı elinden alınan binlerce Kürt için süreç başlatıldı ve nüfusun yoğun olduğu bölgelerde Kürtçe eğitimin önü açıldı.

SİYASİ TEMSİLİYET SORUNU

Ancak Halk Meclisi'nde siyasi temsiliyet ise daha tartışmalı bir tablo çiziyor. Ekim 2025'te dolaylı seçimlerle belirlenen 140 sandalyenin ardından Şara'nın Temmuz 2026'da atadığı 70 üye ile 210 kişilik meclis oluştu. Kürt kökenli milletvekili sayısı 11'de kaldı. SDG bağlantılı hiçbir isim meclise giremezken "demografik ağırlığa göre yetersiz temsil" eleştirisi yükseldi.

ANKARA AYARLI SÜREÇ

Türkiye, “terörsüz bölge” hedefi doğrultusunda entegrasyonu destekleyen tutumunu sürdürürken, Şam ile ekonomik, siyasi ve askeri işbirliğini artırdı. Milli Savunma Bakanlığı (MSB) son olarak sınır hattındaki güvenlik faaliyetlerinin kesintisiz devam ettiğini bildirirken, hudut karakolları ve üs bölgelerinde birlik ya da personel azaltılmasına gidilmediğini duyurdu.

Esad yönetiminin müttefikleri Rusya ve İran'ın eski nüfuz alanları ise yeni dengede belirgin biçimde geriledi. Suriye, son olarak hafta başında Hmeymim ve Tartus'taki Rus askeri üslerinin sivil yönetime devri ve ortak eğitim merkezine dönüştürülmesi konusunda Moskova ile mutabakata vardı. Dönüşüm süreci en fazla 3 ay içinde tamamlanacak.

***

Erdoğan imzaladı: Komuta kademesinde dikkat çeken değişiklikler 

TSK, Jandarma ve Sahil Güvenlik Komutanlıklarında terfi ve atama dalgası yaşandı. Erdoğan’ın imzasıyla yayımlanan kararlara göre çok sayıda general, amiral ve albayın görev yeri değişirken Jandarma’da iki tümgeneral korgeneralliğe yükseltildi. Türkiye'nin ilk astronotu Tuğgeneral Alper Gezeravcı 5'inci Ana Jet Üs Komutanı oldu.  https://www.birgun.net/haber/erdogan-imzaladi-komuta-kademesinde-dikkat-ceken-degisiklikler-729360

***

AKP'nin vergisiz müteahhitleri -Havva Gümüşkaya-

AKP iktidarında kamu ihaleleri ve Yap-İşlet-Devret projeleriyle büyüyen müteahhitlerin kurumlar vergisi kayıtları matrahsız. Yapı Merkezi, Limak İnşaat, IC İçtaş, Rönesans ve MetGün kurumlar vergisi ödemeyenler arasında.


Gelir İdaresi Başkanlığı'nın 2025 yılı vergi rekortmenleri listesinde bankalar ve finans kuruluşları başı çekerken kamu ihaleleri ve Yap-İşlet-Devret projeleriyle büyüyen müteahhitlik şirketleri kurumlar vergisi ödemedi. Kurumlar Vergisi listesinde ilk 20 şirket arasında bankacılık ve finans şirketlerinin dışında 2 şirket yer aldı. İlk 100'e giren 36 şirket adını açıklamadı. 2024'te 32 kurum ismini açıklamamıştı.

2025 yılına ilişkin vergileme döneminde en fazla kurumlar vergisi beyan eden mükellefler listesinde 70,4 milyar lira vergi tahakkuku ile Ziraat Bankası birinci oldu. Listenin üçüncü sırasında 22 milyar 908 milyon 18 bin lira vergiyle Türkiye Vakıflar Bankası yer aldı. Garanti Bankası da 20 milyar 77 milyon 580 bin lira ile listenin dördüncü sırasında yer buldu.

GİB verilerine göre, 2025 yılı vergilendirme dönemi kurumlar vergisi beyannamesi, 1 milyon 215 bin 24 mükellef tarafından verildi. Bu beyannamelerle toplam trilyon 971 milyar 232 milyon 11 bin 841 TL matrah beyan edilirken, bu tutar üzerinden 1 trilyon 604 milyar 791 milyon 537 bin 584 TL kurumlar vergisi tahakkuk ettirildi.

Matrah beyan etmeyen şirketler arasında aldığı kamu ihaleleriyle adını duyuran yap işlet devret projeleri ile dövize dayalı gelir taahhütleri üzerinden her yıl bütçeden milyarlar aktarılan projeleri işleten şirket de yer alıyor. İşte AKP iktidarı ile büyüyen o şirketler:

YAPI MERKEZİ

Türkiye'nin en büyük müteahhitlik şirketlerinden Yapı Merkezi İnşaat ve Sanayi AŞ'nin 2023, 2024 ve 2025 yıllarında matrahı açıklamadı. Şirketin faaliyetleri ise Türkiye ve dünyanın dört bir yanında milyarlarca dolarlık ulaştırma projelerine uzanıyor. Yapı Merkezi, Avrasya Tüneli'nin yapımında yer aldı. Şirket ayrıca Limak ve Güney Koreli şirketlerle oluşturduğu ortak girişimle 1915 Çanakkale Köprüsü ve Malkara Çanakkale Otoyolu projesini üstlendi. Proje Yap İşlet Devret modeliyle gerçekleştirildi. Ankara-Konya Yüksek Hızlı Demiryolu'nun hat altyapısı, elektrifikasyonu, sinyalizasyonu ve telekomünikasyon sistemleri de şirket tarafından gerçekleştirildi. Şirketin proje arşivinde ayrıca Yerköy Sivas hızlı tren hattı, Irmak Karabük Zonguldak demiryolu rehabilitasyonu ve çok sayıda raylı sistem projesi bulunuyor. Bunun büyük projeye karşın GİB idaresi kaydına göre şirket son beş yılda matrah beyan etmedi.

LİMAK İNŞAAT

Kamu altyapı projelerinde en sık karşılaşılan şirketlerden biri olan Limak İnşaat'ın da 2023, 2024 ve 2025 yılları matrahsız. Oysa şirketin tamamlanan projeler listesi ülkenin en büyük kamu yatırımları yer alıyor. Limak, İstanbul Havalimanı, 1915 Çanakkale Köprüsü ve Malkara-Çanakkale Otoyolu, Kuzey Marmara Otoyolu'nun 4. ve 6. kesimleri, Ankara-Sivas Hızlı Tren Projesi, Ankara Yüksek Hızlı Tren Garı, Tandoğan Keçiören Metro Hattı, Yusufeli Barajı ve HES ile Ankara İçme Suyu Gerede Sistemi gibi projelerde yer aldı

IC İÇTAŞ

IC İçtaş, İtalyan Astaldi ile birlikte Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve Kuzey Çevre Otoyolu'nu Yap-İşlet-Devret modeliyle gerçekleştirdi. Ayrıca Antalya Havalimanı terminal yatırımlarında yer aldı. Şirketin üstlendiği projeler arasında Akkuyu Nükleer Güç Santralı da bulunuyor. IC İçtaş, Rus TİTAN2 şirketiyle kurduğu ortak girişim aracılığıyla nükleer ada, türbin adası, yardımcı yapılar ve saha altyapısının inşaatını üstlendi. Ordu-Giresun Havalimanı da IC İçtaş'ın Cengiz İnşaat ile ortak yürüttüğü projeler arasında. Şirket 2021'den bu yana kurumlar vergisine esas matrah beyan etmiyor.

MET-GÜN

Kamu ihalelerinde yeni 'gözde' şirketlerinden olan MetGün İnşaat ve Enerji de matrah açıklamadı. Gelir İdaresi kayıtlarına göre Metgün Enerji Yatırımları AŞ, 2023 yılında 10 milyon 20 bin 341 lira 93 kuruş matrah bildirdi. Bu tutar üzerinden 2 milyon 505 bin 8,48 kuruş vergi tahakkuk etti. Ancak şirketin 2024 ve 2025 kayıtlarında matrah beyan etmedi. Temmuzda halka arz olan Met Gün Enerji, bundan elde edeceği gelirin yüzde 80 ila 90'ını kamu ihaleleri kapsamında hayata geçirilecek projelerin finansmanında kullanacağını duyurmuştu. Aynı grup bünyesindeki Met Gün İnşaat son üç yılın ikisinde matrah beyan etmedi. Met Gün'ün sahibi Metin Güneş, son yıllarda aldığı kamu ihaleleriyle sık sık gündeme geliyor. AKP'nin yüzde 80 matrahı indiren Güneş'in sahibi olduğu Met Gün İnşaat, son olarak Gebze Çayırova Birlik OSB Hattı ile Gebze-Darica Metro entegrasyonunu kapsayan pazarlık usulü ihaleyi 27 milyar 983 milyon 757 bin 180 lira bedelle aldı.

RÖNESANS GAYRİMENKUL

Beştepe'deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı ile Marmaris Okluk'taki Yazlık Saray'ı inşa etmesi nedeniyle "Saray müteahhidi" olarak tanınan Rönesans Holding'e bağlı şirketler de vergiden kaçındı. AKP döneminde hızla büyüyen şirketlerden Rönesans Gayrimenkul Yatırım AŞ'nin 2023, 2024 ve 2025 yıllarına ait kayıtları da 'matrahsız'. 5 milyon 500 bin TL olan sermayesi, 2026 yılında 100 milyon TL'ye fırladı.

***

Rayı yurttaşın cebine döşeyecek -İlayda Sorku- 

Esenboğa Havalimanı Raylı Sistem Hattı için açılan ihaleler tanıdık isimleri ihya ediyor. Hattın ilk ihalesini AKP'li vekile ait Fernas İnşaat'ın almasından sonra yeni etabın kazananı Çelikler Holding oldu. Sözleşme bedeli 34 milyar lirayı aştı. https://www.birgun.net/haber/rayi-yurttasin-cebine-doseyecek-729331

Guterres görüşmesi gerekçe gösterildi: Sendikacı Selma Eylem’e siyasi gözdağı!-Gözde Bedeloğlu-

Kuzey Kıbrıs’ta Türkiye’nin alt yönetim politikalarına, asimilasyona ve adanın bölünmüşlüğüne karşı eleştirilerini dile getiren barış aktivistleri ve demokrasi güçleri polis kanalıyla baskı altına alınmaya çalışılıyor. KTOEÖS eski Başkanı Selma Eylem, Antonio Guterres ile yapılan toplantıdaki konuşması gerekçe gösterilerek Adli Şube tarafından ifadeye çağrıldı.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres’in adayı ziyareti sırasında sivil toplum örgütleriyle gerçekleştirdiği basına kapalı toplantıda yaşanan gerginliğin ardından yeni bir gelişme kaydedildi.

Toplantıda 100’den fazla örgütün imzaladığı İki Toplumlu Barış İnisiyatifi deklarasyonunu Guterres’e sunan ve Kıbrıslı Türklerin yaşadığı sorunlara dikkat çeken Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası (KTOEÖS) eski Başkanı Selma Eylem, doğrudan hedef alındı.

ÖNCE SATAŞMA SONRA GÖZDAĞI

Toplantı sırasında Kıbrıslı Türklerin iradesine yönelik müdahaleleri, asimilasyon politikalarını ve adanın kuzeyinde yaratılan statükoyu eleştiren Eylem’in konuşması, Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Turgay Deniz tarafından kesilmeye çalışılmış ve Eylem hakarete uğramıştı. Basına yansıyan son gelişmeler durumun polisle gözdağı verme noktasına taşındığını gösterdi.

Basın-Sen Başkanı ve Kalem Kıbrıs yazarı Ali Kişmir’in köşesinden gündeme getirdiği olaya göre, Selma Eylem Adli Şube tarafından aranarak ifadeye çağrıldı.

“RESMİ YAZI VAR AMA ŞİKAYET YOK”

Yaşanan süreci Yenidüzen Gazetesi’nden Ertuğrul Senova’ya aktaran Selma Eylem, Adli Şube’den bir polis çavuşunun kendisini aradığını belirterek, “Ortada bir suç veya şikâyet olup olmadığını sordum, “yok” dedi; ‘Elimde resmi yazı var’ ifadesini kullandı” dedi.

Normal şartlarda siyasi nitelikteki konuların Siyasi Şube ilgisinde olduğunu, ancak konunun Adli Şube’ye devredilerek bir adli suç isnadı havası yaratılmak istendiğini vurgulayan Eylem, avukatı Öncel Polili ile görüşerek hukuki bir zorunluluk bulunmadığı için ifade vermeyi reddetti.

EYLEM’İN SENDİKAL MÜCADELE GEÇMİŞİ

Selma Eylem’in ifadeye çağrılması, sendikal mücadele geçmişindeki sert eleştirilerini yeniden akıllara getirdi. KTOEÖS, Şubat 2026’da Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçiliği önünde gerçekleştirdiği eylemde doğrudan Ankara’nın adadaki politikalarını hedef almıştı. Eylemde “Kuklacıyı protesto etmek için buradayız” diyen Selma Eylem; adanın kuzeyinin nüfus aktarımı, asimilasyon dayatmaları, tarikatlar ve mafyatik yapılarla bir “bataklık düzenine” çevrilmek istendiğini vurgulamıştı. Eylem, söz konusu protestoda “Ne yama ne de rehin olmayı kabul edeceğiz ifadelerini kullanmıştı.

ANKARA VE “CİHAT YAYCI” DETAYI

Eylem’in ifadeye çağrılması, Kıbrıslı Türklerin muhalif seslerini sindirmeye yönelik sistematik bir konseptin parçası olarak değerlendiriliyor. Ali Kişmir köşe yazısında, Türkiye medyasında Kıbrıslı Türk sendikaları hedef gösteren emekli amiral Cihat Yaycı’nın söylemlerine dikkat çekti.

Kişmir, Yaycı’nın “Bana verilen bilgiye göre söylüyorum” diyerek BM toplantısındaki konuşmaları aktarmasını ve “Bu sendikalara para Türkiyeden gidiyor, kapatılmalı” şeklindeki ifadelerini hatırlatarak, toplantıya katılan bazı çevrelerin jurnalcilik yaptığını ve Ankara merkezli konseptin Kıbrıslı Türkleri tamamen susturmayı hedeflediğini vurguladı.

ERHÜRMAN’A ÇAĞRI: “İRADE ORTAYA  KOYACAK MISINIZ?”

Söz konusu uygulama ve baskı girişiminin ardından gazeteci Kişmir, Kuzey Kıbrıs Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’a açık bir çağrıda bulunarak şu soruları yöneltti:

“Polisin başını huzurunuza çağırıp, ‘Bu anti-demokratik uygulamayı neden yaptınız, elinizdeki resmi evrak nedir, sizden bunu yapmanızı kim veya kimler istemiştir?’ diye soracak mısınız? Ve de bunu kamuoyu ile paylaşıp bir daha yaşanmaması için ortaya irade koyacak mısınız?

Kıbrıslı Türklerin özgürlük ve örgütlenme mücadelesi sürerken; Selma Eylem’in ifadeye çağrılması, adanın kuzeyindeki vesayet tartışmalarını bir kez daha gündeme getirdi.

/././

BİRGÜN

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

Hepsi AKP'de birleşiyor: ‘Ampul ampuldür yani, bunun başka izahı olur mu?’ -soL-

Siirt seçimlerinden "laiklik tehlikede değil" çıkışına, Yenikapı ruhundan çözüm sürecine, NATO’nun genişleme oylamasından emperyal...