2 Temmuz 2026 Perşembe

BİRGÜN "Köşebaşı +Gündem" -2 Temmuz 2026-

Dönemin icadı okul türü: Fen imam hatip liseleri -Feray Aytekin Aydoğan

2010 referandumu ve 2012 4+4+4 eğitim yasası sonrası ülkemizde çok şey değişti. İktidarın “Yeni Türkiye Yüzyılı” gibi ifadelerle ilan ettiği yeni bir rejimin inşa edilme adımları hızlandırıldı. Her alanda rejim inşası adımları hızlandırıldı. Ancak en çok etkilenen alan eğitim oldu.

Eğitim kamusal hak olmaktan çıkarıldı. Özel okulların devlet okullarına oranı yüzde yirmilere ulaştı. Devlet okullarında da proje sınıflar, katkı payı, kayıt parası, bağış gibi isimler altında eğitimin ancak parayla satın alınarak ulaşılabilecek bir meta olduğu fikri olağanlaştırıldı. Mesleki eğitimde atılan adımlar MESEM, dört yeni okul modeli gibi uygulamalarla okullar, eğitim kurumları sermaye için erken yaşta ucuz hatta bedava iş gücü bulma kurumları haline getirildi. Mülakat, Milli Eğitim Akademisi, proje okullar gibi uygulamalarla liyakat artık ilke olmaktan çıkarıldı. Kişisel, sendikal, siyasal yakınlıkların, keyfiyetin hakim olduğu bir sistem yaratıldı.

Proje okullar yine gündemde. Ülkemizin köklü liseleri ile başlayan dönemin bakanı Nabi Avcı’nın “Sayıları üçü beşi geçmez” dediği proje okul uygulaması ile liselerin önemli bir bölümü proje okul haline getirildi. Ölçüsüz, kuralsız, kritersiz bir şekilde bu okullarda çalışan öğretmen ve eğitim yöneticilerinin bakanlıkça belirlendiği bir sistem yaratıldı.

Tuz öyle koktu ki; bir proje okulunda Sincan Anadolu Lisesi’nde müdür olan Ali Osman Köse bir “sendikanın” belirlediği isimlerin müdür yardımcısı olarak atanmasına itiraz edip istifa etti. Geçen yıl 9 bin 252 öğretmen proje okullarından fiili sürgün edildi. Geçtiğimiz yıl “Öğretmenime Dokunma” diyerek ülkemizin her yerine yayılan öğrenci eylemlerinin etkisi o denli rahatsız etmiş ki öğretmen görevlendirmeleri 26 Haziran karne gününe ertelendi. Öğrencilerin, öğretmenlerin okulda olmadığı saatlerde açıklandı.

Çok sayıda öğretmenin görev süresi uzatılmadı. Öğretmenler yine mağduriyetlerle, belirsizliklerle karşı karşıya bırakıldı.

Proje okullar ülkemizin temel gündemi olmaya devam edecek. Çünkü mesele bir okul türü, bir program türü uygulanması meselesi değil. Hangi öğretmenin, hangi okulda, ne kadar süre çalışıp çalışmayacağında hatta Akademi ile atanıp atanmayacağında kişisel, sendikal ve siyasal yakınlıkların belirleyici olduğu bir sistem inşa edildi.

Proje okullardaki değişikliğin ayak izlerini proje okul yönetmeliği değişikliğinde ve kalkınma planlarında görmüştük. Bazı okullar proje okul kapsamından çıkarıldı, yeni okullar proje okul kapsamına alındı. Kamuoyunda gündem olan Sincan Anadolu Lisesi de yeni proje okul olan okullardan.

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) verileri üzerinden güncel olan proje okullar verilerini incelediğimde yine iktidar icadı olan bir okul türündeki artış oldukça dikkat çekici. 2010 referandumu ve 2012 4+4+4 yasası sonrası atılan adımlardan biri de “Fen ve Sosyal Bilimler Programı / Projesi Uygulayan Anadolu İmam Hatip Liseleri” adıyla yeni bir okul türü icadıydı. 1 Eylül 2016 tarih ve 29818 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Millî Eğitim Bakanlığı Özel Program ve Proje Uygulayan Eğitim Kurumları Yönetmeliği” esas alınarak başlatıldı.

Milli Eğitim Kanunu’na göre çok açık bir şekilde “İmam Hatip Liseleri; imamlık, hatiplik ve Kur'an kursu öğreticiliği gibi dini hizmetleri yerine getirecek elemanları yetiştirmek amacıyla kurulan” ifadesi bulunmasına rağmen fen, sosyal bilimler imam hatip liseleri ismiyle bir okul türü yaratıldı.

MEB verileri üzerinden incelediğimizde örneğin İstanbul’da merkezi sınavla öğrenci alan 20 fen lisesi, 4 sosyal bilimler lisesi var iken proje okullar kapsamına alınan ve merkezi sınavla öğrenci alan 80 fen ve sosyal bilimler proje ve programı uygulayan imam hatip lisesi var. Yerel yerleştirme ile öğrenci alan imam hatip liseleri arasında da fen ve sosyal bilimler proje ve programı uygulayan imam hatip liseleri var.

Eğer bu sayılar güncellenmemiş rakamlar ise yine de aradaki fark ciddi boyutta.

Ayrıca imam hatip liseleri içinde açılan proje imam hatip ortaokulları da yalnızca imam hatiplere özel bir uygulama. Mesleki ve teknik eğitim politika belgesi ve proje okul yönetmeliği değişikliği ile meslek ortaokullarında, güzel sanatlar müzik, spor ortaokullarında da şimdilik sınırlı sayıda başlatılan bu uygulama da dönemin icadı.

Fen, Sosyal bilimler, Anadolu Liseleri bünyesinde açılan ortaokul uygulaması ismiyle bir uygulama yok iken imam hatipler bünyesinde açılan sınavla öğrenci alan sayıları ciddi boyuta ulaşan proje imam hatip ortaokulları da AKP dönemi eğitim politikalarından oldu.

/././

Uç beyliğinden cepheye iktidar jeopolitik satıyor -İbrahim Varlı- 

Gelecek haftaki NATO Zirvesi öncesi Ankara’ya gelen Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Kaja Kallas, Türkiye’nin güvenlik, göç ve enerji konularında kilit olduğunu, NATO'nun “Doğu Kanadı”nı korumaya da önemli katkı sağladığını söyledi. Erdoğan ile de Ukrayna’yı, Ortadoğu’daki çatışmaları ve İran’ı ele aldıklarını söyledi.

Türkiye coğrafi konumundan ötürü jeopolitik açıdan önemli bir kavşakta. Bu yadsınamaz bir gerçeklik. Saray rejimi de bunun farkında. Zirve üzerinden meşruiyet sağlama arayışındaki iktidar, jeopolitik satarak varlığını sürdürmeye çalışıyor.

Bu ithal “meşruiyet”in bir faturası var. Yeni sürümü piyasaya sürülecek olan NATO’da doğu kanadının yanında kuzeyde de önemli görevler veriliyor.

Saray rejimi buna dünden razı. Görev kâğıdına gönüllü yazılmış durumda. Türkiye’yi sadece NATO'nun güney (doğu) kanadını koruyan bir sınır ülkesi değil, Baltıklar’dan Karadeniz’e, Kafkasya’dan Ortadoğu’ya dört bir yanda kullanılacak bir “cephe ülkesi” yapmak istiyorlar.

360 DERECE NATO

Geçen hafta NATO Zirvesi kapsamında medya temsilcileriyle buluşan Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Türkiye'nin NATO'daki yeni konumlanışına dair şu ifadeleri kullanacaktı: “Türkiye artık sadece NATO sınırlarını koruyan bir ülke değil, merkezi konumda bir müttefik. Türkiye NATO'nun 360 derece güvenlik anlayışının merkezinde. NATO'nun yalnızca doğudan gelen tehditlere odaklanması bir eksiklik. Zira tehditler artık tek yönden gelmiyor.”

Zirve pek çok yönüyle önemli. İktidarın sıkıyönetim ilan edercesine Ankara dahil pek çok kentte başvurduğu yasaklar olağan bir ev sahibi gayretkeşliğinin de ötesinde manalar içeriyor.

BİR ZİRVEDEN DAHA FAZLASI

ABD liderliğindeki küresel güç merkezleri yeni bir emperyalist düzen arayışında. İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan Amerika merkezli düzen su alıyor. Bu yeni emperyal düzen arayışında savaş sonrası 1949’da kurulan NATO da hegemon güç ABD’nin yönelimleri doğrultusunda biçimlendiriliyor.

ABD Savaş Bakanı Peter Brian Hegseth bunu "NATO 3.0” olarak duyurdu. Buna göre “ittifak”ın yapısı da, misyonu da, üyelere düşecek sorumluluklar da yeniden belirlenecek. Hegseth’in “Soğuk Savaş'ı kazanan NATO 1.0 modelini esas alan bir NATO 3.0 inşa ediyoruz” sözleri ittifakın kanlı pençelerini keskinleştireceğinin göstergesi.

ROLLER YENİDEN DAĞITILACAK

Ankara Zirvesi’nde Türkiye'nin ve diğer ülkelerin NATO içindeki yeri yeniden tanımlanacak. Rejimin niyeti belli. Türkiye’yi “ileri karakol”luktan merkeze çekerek daha fazla yük ve görev üstlenmek. Duran “Türkiye artık NATO'nun merkezinde” derken Ankara’nın pozisyonunu işaret ediyor.

ZİRVEDE ALINACAK KARARLAR

“3.0 vizyonu”nun temelinde Avrupa ülkelerinin daha fazla sorumluluk üstlenmesinin bulunduğunu belirten NATO Genel Sekreteri Mark Rutte Ankara zirvesinde bu taksimatın yapılacağını söyledi. 7-8 Temmuz’daki zirvede şunlara karar verilecek.

• Külfet paylaşımı: Trump-ABD’nin dayatmasıyla üye ülkeler ilk etapta bütçelerinin yüzde 3’ünü, sonra da yüzde 5’ini savunmaya (NATO) harcayacak. Türkiye yüzde 3,5+1,5 hedefine 2030 sonunda ulaşmayı hedefliyor.

• Silahlanmaya yatırım: Savunma harcamalarının artırılması kapsamında askeri üretim kapasitesi büyütülecek. Silahlanmaya hız verilecek, tedarik süreçleri hızlandırılacak.

• Ukrayna’ya destek: Rusya ile savaş halindeki Ukrayna’ya mevcut destek daha da artırılacak. Bir askeri-mali paket daha hazırlanacak.

Ukrayna düğümün kopacağı yer. Trump’ın emir eri konumundaki Rutte, uzun vadede NATO açısından en büyük tehdidin Rusya olmaya devam ettiğini belirterek kuşatmanın devam edeceğini açıkladı.

Rusya’nın yanında Çin, İran ve Kuzey Kore de radarda. Rutte’ye göre özellikle Çin’in hızla büyüyen askeri kapasitesi göz ardı edilmemeli.

TÜRKİYE'YE BİÇİLECEK GÖREVLER

• Sınırdan merkez üsse: Türkiye kuruluşundan bu yana NATO’nun güney kanadının uç karakoluydu. Yeni konseptte Baltıklar’dan Karadeniz’e uzanan hatta kuzey cephesinde de kritik roller alacak.

• Askeri sorumluluk: Türkiye 2028'den itibaren NATO'nun en kritik gücü olan Müttefik Mukabele Kuvveti (ARF) liderliğini üstlenecek.

• İttifaka cephanelik: Rutte Türkiye’nin savunma sanayi altyapısının NATO’nun caydırıcılığı açısından kritik önemde olduğunu söyledi. Bu alt yapı Rusya ile kapışmaya hazırlanan “ittifak” için kritik önemde. Duran bunu, “NATO'nun gelecekte yalnızca asker sayısına değil, üretim kapasitesine, teknolojik esnekliğe ve tedarik güvenliğine ihtiyacı olacak” sözleriyle açıklıyor.

• Kuzeye cephesinde bekçilik: NATO Rusya’ya karşı hazırlıkları yoğunlaştırırken Karadeniz cephesinde Türkiye kilit bir rolde. Boğaz’da konuşlandırılacak NATO Deniz Komutanlığı’nın ana hedefi Rusya olacak.

YENİ SAHNEDE TEHLİKELİ ROLLER

Rejime göre Ankara Zirvesi yalnızca bir ev sahipliği meselesi değil. Türkiye'nin NATO içindeki yükselen ağırlığını gösteren diplomatik bir sahne!

Saray Sözcüsü, “NATO'nun güvenlik haritası yalnızca Batı Avrupa merkezli değil, Güney ve Doğu Avrupa, Karadeniz ve Ortadoğu bağlantılı düşünülmelidir” derken Trump ile işbirliği içindeki rejimin Türkiye’yi NATO’nun merkezine yerleştirecek olmasının faturası tüm ülkeye çıkacaktır.

/././

Merkez Bankası rezervleri 13 ayın en düşük seviyesinde! 

TCMB'nin toplam rezervleri 26 Haziran 2026 haftasında, 16 Mayıs 2025 haftasından bu yana ilk kez 150 milyar dolar seviyesinin altına indi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) toplam rezervleri, 26 Haziran haftasında bir önceki haftaya göre 7 milyar 991 milyon dolar azalışla 149 milyar 205 milyon dolar oldu. TCMB, haftalık para ve banka istatistiklerini açıkladı. HEM DÖVİZ HEM ALTIN REZERVİ AZALDI  Buna göre, 26 Haziran itibarıyla Merkez Bankası brüt döviz rezervleri 5 milyar 260 milyon dolar azalarak 54 milyar 251 milyon dolara indi. Brüt döviz rezervleri, 19 Haziran'da 59 milyar 511 milyon dolar seviyesinde bulunuyordu. Bu dönemde altın rezervleri ise 2 milyar 731 milyon dolar düşüşle 97 milyar 685 milyon dolardan 94 milyar 954 milyon dolara geriledi. Böylece Merkez Bankası'nın toplam rezervleri 26 Haziran haftasında bir önceki haftaya göre 7 milyar 991 milyon dolar azalarak 157 milyar 196 milyon dolardan 149 milyar 205 milyon dolara indi.

***

Resmi Gazete'de yayımlandı: BTK'den IMEI kayıt yönetmeliğinde değişiklik 

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu'nun (BTK) IMEI kayıt yönetmeliğinde yaptığı değişiklikler Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Düzenlemeyle e-Devlet başvuruları yeniden tanımlanırken, büyükelçilik ve konsolosluk personeline ait cihazların kayıt süreci ile siyah ve beyaz liste uygulamasına ilişkin yeni hükümler getirildi.  https://www.birgun.net/haber/resmi-gazete-de-yayimlandi-btk-den-imei-kayit-yonetmeliginde-degisiklik-721827

***

Okey masasından business vagona -Mustafa Bildircin- 

Dönemin TCDD bölge müdürüyle 2021’de okey masasında fotoğraflanan ve kurumdan aldığı ihalelerle bilinen Selahattin Baykara, bir ihale daha kaptı. Yüksek hızlı trenlerin business vagonlarındaki ikramların temini ile kafeterya vagonlarının işletilmesi işi, 55,8 milyon TL’ye Baykara’nın şirketine verildi.

TCDD, yüksek hızlı trenlerin business vagonlarında yolculara verilecek ikram paketlerinin temini ile kafeterya vagonlarının işletilmesi için ihale düzenledi. 11 Haziran 2026 tarihinde yapılan ihalenin yöntemi, “Kamu ihalelerini istenilene verme aracı olarak kullanıldığı” gerekçesiyle tartışılan Pazarlık 21/B oldu.

BEDELİ 55,8 MİLYON TL

TCDD Genel Müdürlüğü, ihale kapsamında yapılacak işler için 60 milyon TL’lik yaklaşık maliyet hesabı çıkardı. İhaleye verilen en yüksek teklifin 58 milyon 200 bin TL, en düşük teklifin ise 55 milyon 800 bin TL olduğu görüldü.

İhale komisyonu, yüksek hızlı trenlerin business vagonlarında yolculara verilecek ikram paketlerinin temini ile kafeterya vagonlarının işletilmesi kapsamında gerçekleştirilen ihale kapsamında nihai kararını 19 Haziran’da verdi. İhale, en düşük teklifin sahibi Aykar İnsan Kaynakları Temizlik İnşaat Hayvancılık Turizm Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi’ne bırakıldı. İhale kapsamında alınacak hizmetin süresinin beş ay, sözleşme bedelinin ise 55 milyon 800 bin TL olduğu bildirildi.

AYNI KAREDELER

TCDD’nin 55,8 milyon TL’lik dev ihalesini alan şirket sahibinin, 2021 yılında tartışmalı bir fotoğraf ile gelen Selahattin Baykara olduğu öğrenildi. TCDD 3’üncü Bölge Müdürlüğü’nden en az 17 ihale alan Selahattin Baykara, 2021 yılında, dönemin TCDD 3’üncü Bölge Müdürü Ergün Yurtçu ile fotoğraflandı.

***

AKP'nin 26 maddelik kanun teklifinde tartışmalı düzenleme: Akademiye “arşiv” ayarı -Mustafa Bildircin- 

AKP’nin TBMM’ye sunduğu torba yasa teklifinden öğretim elemanlarına güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması şartı çıktı. Öğrenci affını da içeren yasa teklifinde, öğretim elemanlarının ancak güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasından sonra üniversite kadrolarına atanması öngörüldü.

AKP, öğrenci affına yönelik düzenlemeleri de içeren 26 maddelik kanun teklifini TBMM Başkanlığı’na sundu. AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin, kanun teklifine yönelik yaptığı açıklamada, “Daha önceki aflardan yararlanamayan öğrenciler aftan yararlanacak. Öğrenciler ay içinde başvurabilecek” dedi. Çok sayıda düzenleme içeren AKP’nin kanun teklifinde, akademiye yönelik tartışma yaratan bir düzenlemeye de yer verildi. Muhalefetin, “Akademide sadakat soruşturması” olarak nitelendirdiği güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması uygulanacak kişilerin kapsamı genişletildi. TEKLİF NE GETİRİYOR? Teklifle, Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun'da değişikliğe gidilerek, yükseköğretim kurumları ile Sağlık Bakanlığına bağlı araştırma ve uygulama hastanelerinde yabancı uyruklu kontenjanında uzmanlık eğitimi yapmakta olanlara döner sermaye gelirinden pay verilmemesi hüküm altına alındı. Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanun'da da değişiklik yapıldı. Sağlık Bakanlığı’na bağlı sağlık tesislerinin yükseköğretim kurumlarının tıp fakülteleriyle birlikte kullandığı söz konusu tesislerde, birlikte kullanım protokolü akdedilen üniversitenin araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin desteklenmesi amacıyla aylık gayrisafi hasılattan aylık tahsil edilen tutarın yüzde 2,5'i yükseköğretim kurumu hesabına aktarılması planlandı. Yükseköğretim Kanunu'nda öngörülen değişik ile Yükseköğretim Denetleme Kurulu üyelerinin Kurul'da geçirdikleri sürelerin, tabi oldukları özel kanun hükümlerine göre fiilen mesleklerinde geçirilmiş sayılacağı ve terfilerde hesaba katılaceğı belirtildi. ÖĞRENCİ AFFI Teklif, kamuoyunun merakla beklediği öğrenci affına yönelik düzenlemeler de içerdi. Eğitimleri yarıda kalan ön lisans, lisans, lisans tamamlama, yüksek lisans ve doktora öğrencileri yeniden eğitim hayatına dönmesinin önü açıldı. Düzenlemeden, daha önce öğrenci affından yararlanmamış olan ve üniversiteye kayıt hakkı kazanmasına rağmen kayıt yaptırmayanların da yararlanabileceği bildirildi. AKADEMİYE ARŞİV ARAŞTIRMASI Teklifteki en tartışmalı düzenleme ise “7315 Sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu’na” yönelik düzenleme oldu. AKP’nin teklifinde, “Kamu güvenliğinin ve idari istikrarın korunması amacıyla güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına tabi olacak sınırlı sayıdaki kamu görevlisi grubuna”  yükseköğretim kurumlarında görev yapacak öğretim elemanları da eklendi. Öğretim elemanlarının ancak güvenlik soruşturması ve arşiv araştırılması aşamasından sonra üniversite kadrolarına atanabilmesi yasal şart haline getirildi.

***

Aşırı normal ülke, Türkiye!-Nazım Alpman- 

Çok güzel bir ülkede yaşıyoruz. Üç tarafı denizlerle çevrili, dağları kıyıya paralel ve denize dik olarak uzanıyor. Denizlerde büyük kahramanlıklar yaratmış tarihi öneme sahip kaptan paşalarımız var. Limanlarımız var. İskelelerimiz de yabana atılmaz. Denizci bir milletiz vesselam. O kadar ki, bu husus taçlandıran özel bir günümüz bile mevcut:

-1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı!

Bir ülkenin kendi karasularında ve limanları arasında gemi işletme ve her türlü liman hizmetlerini kendi kontrolünde bulundurma hakkına Kabotaj deniliyor. Bunu da öğrendikten sonra gelelim kabotajın “K”sine:

-Türkiye’nin ticari gemi filosu yok!

Limanlarını da devretmiş durumda… Bütün büyük limanlar özel sektöre otuz yıllığına kiralanmış!

∗∗∗

6-7 Temmuz 2026 Pazartesi-Salı günleri Ankara’da NATO toplantısı yapılacak. Bilindiği üzere NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması) “güvenlik” amaçlı bir teşkilat… Sovyetler Birliği önderliğindeki Varşova Paktı’na “karşı” kuruldu! Ancak minik bir “yalanı” var. Varşova Paktı 1955’te, NATO ise 1949’da kuruldu!

Bizim güzeller güzeli memleketimizin olağanüstü yöneticileri, bu saldırı örgütüne karşı tarihin her döneminde saygıda ve sevgide kusur etmediler.

Bizi NATO’ya alsınlar diye 1950-1953  arasında yaşanan Kore Savaşına 21 bin 212 kişilik askeri birlik yolladılar. 724 askerimiz hayatını kaybetti. 2 bin 147 asker yaralandı. 175 kayıp, 234 de esir verdik.

Bunlar hep “NATO aşkı” yüzünden oldu. Türkiye’den 7 bin 952 kilometre uzaklıktaki bizi hiç ilgilendirmeyen bir savaş için feda edildi bu gençlerimiz.

Aradan 75 yıl geçti, bizim yönetici kadro o yıllarda daha portakal çiçeğiydiler. Nasıl bir genetik aktarım varsa, “NATO aşkı” bunca yıl sonra aynı kompleksli yerine aşırı saygılı bir açıyla duruyor.

Şimdikiler 1950 model siyasetçiler gibi “Buyurun gençlerimizi istediğiniz gibi öldürtebilirsiniz” demiyorlar. Bünyelerinde ki “NATO aşkına” halel gelmesin diye, bağımsızlık ruhuna sahip gençleri evlerinden toplayıp içerde tutuyorlar.

Bir de “şıklık” yapıp fakirliği boyuyorlar! Ankara’ya gelen NATO’cular geçtikleri yollarda dış yüzleri boyanmış fakirhaneleri görüp “Bu herifler amma da zenginleşmişler ha!” diyebilirler mi acaba?

∗∗∗

Bizim cennet memleketimiz resmen demokrasiyle yönetiliyor. Seçimler yapılıyor. Modern bir parlamento var. O kadar modern ki iktidar milletvekilleri katılmadıkları oturumlarda bile oy kullanabiliyorlar!

Sadece genel seçimler yapılmıyor, yerel seçimler için konulan sandıklara seçmenler oy atıyorlar, iktidar da sandıktan çıkanları hapse…  Bizdeki demokrasinin bir hediyesi olarak ayrı sandıkta bir de cumhurbaşkanı seçiliyor! Güzelliği de şurada; o sandıktan hep aynı cumhurbaşkanı çıkıyor. Onun seçmenleri olduğunu biliyorduk. Ama “özel seçtiricisi” varmış, onu da yeni öğrendik.

Sistem gereği en tepe makamın yetkilerinin çokluğuna bakarak bazı münafıklar “diktatör” falan gibi sıfatlar yakıştırıyorlar. Oysa bu toprakların hamurunda kendine özgü bir “demokrasi” var. Otoriterlikle harmanlanınca ancak şu denilebilir:

-Demokratör!

∗∗∗

Bizim güzeller güzel memleketimizde düşük yoğunluklu gelişme eğrisiyle, yüksek mizah kültürümüz zaman zaman aynı çizgide buluşamıyor. 12 Eylül 1980’de “askeri demokrasi” döneminde 500 bin tirajlı GırGır dergisi kapatılmıştı!

2000’lerin efsane hareketi AKP’nin son yıllardaki “asgari demokrasi” döneminde gelişmiş mizah kültürümüze ilk saldırı, Musa Kart’ın kedisine yapıldı. Dönemin başbakanını kedi şeklinde çizdiği için… Musa (daha doğrusu karikatür) bu yüzden yargılandı, beraat etti.

2026 itibarıyla AKP’nin “asgari demokrasisi” biraz daha daraldı. Bu yüzden mizah dünyamızın yeni yeteneği -ayağına taş değmesin diye dua edeceğimiz- Deniz Göktaşın ayağına taş değdi. Deniz, AKP’li Cumhurbaşkanı’nı övdü:

-Tayyip Erdoğan ne kadar iyi bir baba!

Kendi babasını da eleştirdi:

-Benim babam beni kollamaz!

Deniz Göktaş’a dini değerler üzerinden dava açılmış ama yukarıdaki “övgü” daha sağlam bir gerekçe oluşturuyor. Davanın akıllıca açıldığını teslim etmek durumundayız. Eğer “övgü” üzerinden açılsaydı savuma avukatları unutulmuş bir olayın dosyasını mahkemeye sunabilirlerdi.

Deniz Göktaş’ın yargılanması siyasi liderlere pek fazla “itibar” kazandırmaz. Tersi için aynı şeyi söyleyemeyiz. İkinci Dünya Savaşı’nın kahramanlarından İngiliz devlet adamı Winston Churchill, kendisini buldog köpeği gibi çizen karikatüristi “Beni doğru çizememişsin” diye eleştirmişti:

-Benim yanaklarım köpeğinkinden daha sarkık!

Churcill her zaman “büyük devlet adamı” olarak anıldı!

Gemisiz ve limansız Kabotaj Bayramı kutlanması, bitmek tükenmek bilmeyen NATO Aşkı, hep aynı kişinin çıktığı demokrasi sandıkları, mizahçıları yargılanması ve daha pek çok garabet fazlaca “tuhaf” karşılanmıyor. Bunun nedeni var tabii:

-Aşırı normal ülke, Türkiye!

/././

Birgün

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

soL "Köşebaşı + Gündem"-16 Ağustos 2026-

İktidar Süleymancılar'ın çocuk tacirliğinin de üzerini örtmüş: Yurtdışından getirilen çocuklar yurda yerleştirilmiş  Süleymancılar'a...