ABD Başkanı Trump'ın mal varlığı açıklandı: Binlerce kalemlik finansal varlık, 927 sayfalık mali beyan raporu
ABD Kamu Etiği Ofisi (OGE) tarafından yayımlanan yıllık mali beyan raporu, Başkan Donald Trump'ın binlerce kalemde finansal varlığı bulunduğunu ortaya koydu.
OGE, Trump'ın 927 sayfalık yıllık mali beyan raporunu yayımladı.
Raporda, Trump'ın hükümet dışındaki pozisyonları da yer alırken çeşitli şirketlerde yürüttüğü yöneticilik ve başkanlık görevleri listelendi.
Başkan Trump'ın eşi Melania Trump'ın da mal varlıklarının bildirildiği raporda, "Melania" adlı kitap ve film projeleri ile NFT satışlarından sağlanan telif hakları ve net gelirler detaylandırıldı.
Raporun en uzun bölümünde ise Trump'ın farklı yatırım hesapları altında tutulan binlerce kalemde finansal varlığı yer aldı.
Trump'ın portföyünde Apple, Microsoft, Alphabet, Nvidia, Amazon, Tesla ve Meta gibi büyük şirketlerin hisse senetlerinin yanı sıra çok sayıda belediye ve devlet tahvili ile borsa yatırım fonu bulunduğu görüldü.
Tablolarda, Trump'ın yatırım pozisyonları ve bu yatırımlardan elde edilen temettü, sermaye kazancı ve faiz gelirleri, net tutarlar yerine geniş değer aralıklarıyla gösterildi.
OGE ayrıca ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'in 17 sayfadan oluşan yıllık mali beyan raporunu da yayımladı.
Vance'in raporunda, kitabından, kurucusu olduğu Narya Capital firmasından, yönetici ortak olarak görev yaptığı Rise of the Rest Seed Fund'dan elde ettiği kazançlar ve değeri 250 bin ile 500 bin dolar arasında değişen bitcoin varlıkları ayrıntılı olarak yer aldı.
ABD'de Başkan ve Başkan Yardımcısı dahil mali bildirim yükümlülüğü bulunan hükümet yetkilileri, mal varlıklarını OGE'ye rapor ediyor.
***
Yargıdan Trump'a bir darbe daha: ABD Yüksek Mahkemesi, doğumla kazanılan vatandaşlık uygulamasını kaldırmayı reddetti -Buse Söğütlü-
ABD Yüksek Mahkemesi, ABD'de doğan bebeklerin anayasal olarak vatandaşlık hakkına sahip olduğuna hükmederek, Başkan Donald Trump'ın 150 yıllık bu uygulamayı sona erdirme girişimini reddetti. Mahkeme Başkanı John Roberts, 6'ya karşı 3 oyla alınan kararda, ABD'de "yasadışı şekilde bulunan ya da geçici statüyle bulunan ebeveynlerden doğan çocukların" da 14. Değişiklik uyarınca "doğumdan itibaren ABD vatandaşı" olduğunu belirtti. https://t24.com.tr/dunya/yargidan-trumpa-bir-darbe-daha-abd-yuksek-mahkemesi-dogumla-kazanilan-vatandaslik-uygulamasini-kaldirmayi-reddetti,1332984
***
Türkiye'de sorumluluğu "nasip" ve "kader" aldı: Dünya Kupası'nda istifalar peş peşe geliyor - İlhan Çelik-
Turnuvada beklentileri karşılayamayan 5 ülkenin teknik direktörü, takımlarının elenmesinin hemen ardından istifa kararı aldı; Suudi Arabistan Federasyon Başkanı görevini bıraktı.
Kuzey Amerika'nın (ABD, Kanada ve Meksika) ev sahipliğinde düzenlenen 2026 FIFA Dünya Kupası'nda alınan başarısız sonuçlar, birçok ülkede istifaları da beraberinde getirdi. Beklentilerin altında kalarak turnuvaya erken veda eden takımlarda, sorumluluğu üstlenen federasyon başkanları ve teknik direktörler peş peşe görevlerinden ayrılırken; Türkiye cephesinde istifa kararı çıkmadı. TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu başarısızlığı "Allah nasip etmedi" diye açıklarken teknik direktör Vincenzo Montella "Kader bizden yana değildi" dedi.
2026 Dünya Kupası'nda beklentilerin altında kalan ülkelerde istifalar peş peşe gelmeye devam ediyor. Son olarak Uruguay teknik direktörü Bielsa ve Hollanda teknik direktörü Koeman da görevinden ayrılma kararı aldı.
Türkiye'de sorumluluğu "nasip" ve "kader" üstlendi
Turnuvaya erken veda eden ve kamuoyunda büyük eleştiri toplayan A Milli Takım'da, istifa rüzgarının aksine yola devam kararı alındı. Federasyon ve teknik heyet eleştiriler karşısında kendisini savunurken "nasip" ve "kader" vurgusu yaptı.
Hacıosmanoğlu: Allah nasip etmedi
Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, teknik heyet ve oyunculara sahip çıkarak görev değişimine gidilmeyeceğini belirtti. Hayal kırıklığı yaratan elenme süreciyle ilgili eleştirilere yanıt veren Hacıosmanoğlu, durumu "Allah nasip etmedi, inşallah Avrupa Şampiyonası'nda vatandaşlarımızı güldürürüz" sözleriyle özetledi.
Montella: Kader bizden yana değildi
Turnuva istatistiklerinde üstün olmalarına rağmen istedikleri sonuçları alamadıklarını belirten Teknik Direktör Vincenzo Montella ise istifa etmeyeceğini ve daha da güçlendiğini açıkladı. İtalyan çalıştırıcı, özellikle Paraguay mağlubiyetinin ardından yaptığı değerlendirmede, "İki maçta 65 şut var, topla oynamayı söylemiyorum bile. Kader bizden yana değildi" ifadelerini kullandı.

A Milli Takım'a 16 milyon dolar prim dağıtıldı
İbrahim Hacıosmanoğlu, FIFA'dan gelen 14 milyon doların üzerine 2 milyon dolar daha eklediklerini ve takıma 16 milyon dolar prim dağıtıldığını duyurdu ve şunları söyledi: "FIFA'dan 14 milyon Dolar prim geldi. Biz de 2 milyon dolar daha ekledik. Elemelere giderken kadroya çağırdığımız bütün futbolculara eşit böldük. Onların da kaptanları her futbolcudan para alarak kendi aralarında prim dağıttılar."
Suudi Arabistan Federasyon Başkanı istifa etti
İspanya, Uruguay ve Yeşil Burun Adaları'nın yer aldığı H Grubu'nu sadece 2 puanla son sırada tamamlayan Suudi Arabistan'da ilk fatura federasyon başkanına kesildi. 2019 yılından bu yana görevde olan Yasser Al-Misehal, başarısızlığın tüm sorumluluğunu üstlendiğini belirterek Suudi Arabistan Futbol Federasyonu (SAFF) Başkanlığı görevinden istifa ettiğini açıkladı.
Teknik direktörlerden peş peşe istifalar
Turnuvada beklentileri karşılayamayan 5 ülkenin teknik direktörü, takımlarının elenmesinin hemen ardından istifa kararı aldı:
Uruguay (Marcelo Bielsa): Suudi Arabistan ve Yeşil Burun Adaları ile berabere kalıp İspanya'ya mağlup olan Uruguay'da, takımın gruptan çıkamaması üzerine ünlü Arjantinli çalıştırıcı Marcelo Bielsa görevini bıraktığını duyurdu.
Hollanda (Ronald Koeman): Turnuvanın favorileri arasında gösterilen ancak Son 32 Turu'nda Fas'a sürpriz bir şekilde elenen Hollanda'da teknik direktör Ronald Koeman, mağlubiyetin üzerinden saatler geçtikten sonra istifasını sundu.
Çekya (Miroslav Koubek): A Grubu'nda sadece 1 puan alabilen Çekya'da, teknik direktör Miroslav Koubek'in görevine son verildiği açıklandı. Çekya Futbol Federasyonu Başkanı David Trunda, ayrılık kararının karşılıklı anlaşılarak alındığını teyit etti.
Güney Kore (Hong Myung-bo): A Grubu'nu üçüncü sırada tamamlayan ancak "en iyi üçüncüler" arasına giremeyerek Son 32 biletini kaçıran Güney Kore'de, teknik direktör Hong Myung-bo takımın kamp yaptığı Meksika'da düzenlediği basın toplantısıyla istifa etti.
İskoçya (Steve Clarke): C Grubu'nda averajla geride kalan İskoçya'da, 7 yıldır takımın başında olan tecrübeli çalıştırıcı Steve Clarke resmi bir veda mektubu yayımlayarak görevinden ayrıldığını açıkladı.
Güney Kore elendi, Devlet Başkanı "soruşturma" talimatı verdi
Şu ana kadar turnuvadan elenen hiçbir ülkede Spor Bakanı düzeyinde bir istifa yaşanmamıştır. Ancak elenmenin siyasi ve idari boyutta en çok yankı uyandırdığı ülke Güney Kore oldu.
Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae Myung, milli takımın elenmesini "liyakatsizlik ve hizipçilik" olarak nitelendirerek sert bir tepki gösterdi. Devlet Başkanı, Kültür, Spor ve Turizm Bakanlığı'na takımın başarısızlık nedenlerini araştırması ve spor idaresinde ülke çapında reformlar başlatması için doğrudan soruşturma talimatı verdi.
***
Fatih Altaylı'dan Hacıosmanoğlu'na tepki: Yalan söylüyor; eşinin jinekoloğunu bile federasyona doldurdu
TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu'nun "TFF'de sadece yeğenimi işe aldım" sözleri tartışma yarattı. Gazeteci Fatih Altaylı, bu açıklamaya sert tepki göstererek federasyonda göreve getirildiğini öne sürdüğü isimlerin yer aldığı bir liste paylaştı. Altaylı, "Yalan söylüyor. Eşinin jinekoloğu bile orada" ifadelerini kullandı. https://t24.com.tr/spor/fatih-altaylidan-haciosmanogluna-tepki-yalan-soyluyor-esinin-jinekologunu-bile-federasyona-doldurdu,1332976
***
NATO Genel Sekreteri Rutte: Ankara'daki zirvenin en önemli konularından biri savunma sanayisi üretimini artırmak olacak
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, 7-8 Temmuz'da Ankara'da düzenlenecek NATO Zirvesi öncesi yaptığı açıklamalarda zirvenin en önemli konularından birinin savunma sanayii üretiminin artırılması olacağını söyledi. Rutte, NATO için mevcut en büyük tehdidin Rusya olduğunu belirtti. https://t24.com.tr/dunya/nato-genel-sekreteri-rutte-ankaradaki-zirvenin-en-onemli-konularindan-biri-savunma-sanayisi-uretimini-artirmak-olacak,1333002
***
Dilovası faciası soruşturması | Belediye yöneticisi: İlçenin yüzde 95’i kaçak, camiler ruhsatsız, kamu binaları kaçak yapı statüsünde!-Tolga Şardan-
“Dilovası ilçesi yoğun göç ile oluşmuş, Türkiye’nin birçok bölgesi gibi yoğun kaçak yapılaşmanın olduğu bir ilçedir. Merkezinde bulunan mevcut yapı stoğunun yaklaşık yüzde 95’i kaçak yapı statüsünde olup imar mevzuatına aykırı yapılardır. Ayrıca altı tane mahalle doğrudan devlet ormanı üzerine kurulmuştur. Bu mahallelerdeki binlerce yapı ‘kaçak yapı’ statüsündedir. Örneğin, Dilovası ilçesi genelinde 34 cami bulunmaktadır. Bu camilerin 29’u ‘ruhsatsız’ ve ‘kaçak yapı’ statüsündedir. Aynı şekilde, ilçe emniyet müdürlüğü gibi pek çok kamu yapısı da ‘kaçak yapı’ statüsündedir"
Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde 8 Kasım 2025’te parfüm imalathanesinde gerçekleşen ve 7 yurttaşın yaşamını yitirdiği faciayla ilgili hazırlanan müfettiş raporunun detaylarını aktarmaya devam ediyorum.
Olayın ardından ilçeye gelen İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişleri, ön inceleme çalışması sırasında belediye personelinden Cihan Sorgucu’nun ifadesini aldı.
Sorgucu, sıradan bir belediye personeli değil. Dilovası Belediyesi’nin ilk Yapı Kontrol Müdürü. Önceki Belediye Başkanı Hamza Şayir döneminde başından geçenleri ifadesinde anlatınca, müfettişler de Sorgucu’nun aktardığı şekliyle anlatımlarını kayıtlara geçirdi.
Uzatmadan Sorgucu’nun anlatımlarının önemli bölümlerini özetleyerek Büyüteç’e aldım.
İlçe kaçak, camiler kaçak, kamu kurumları kaçak!
Sorgucu’nun anlatımları müfettiş raporunda şöyle yer aldı:
“(…) Dilovası ilçesi yoğun göç ile oluşmuş, Türkiye’nin birçok bölgesi gibi yoğun kaçak yapılaşmanın olduğu bir ilçedir. Merkezinde bulunan mevcut yapı stoğunun yaklaşık yüzde 95’i kaçak yapı statüsünde olup imar mevzuatına aykırı yapılardır.
Ayrıca altı tane mahalle doğrudan devlet ormanı üzerine kurulmuştur. Bu mahallelerdeki binlerce yapı ‘kaçak yapı’ statüsündedir. Devlet, orman üzerine kurulmuş altı mahalleye tüzel kişilik unvanı vermiş. Bu mahallelerin muhtarlıklar bulunmakta, camileri bulunmakta, okulları bulunmakta. Her türlü kamu hizmetinden, ulaşım, elektrik, su, doğalgaz altyapısından yararlanmaktadır.
Örneğin, Dilovası ilçesi genelinde 34 cami bulunmaktadır. Bu camilerin 29’u ‘ruhsatsız’ ve ‘kaçak yapı’ statüsündedir. Aynı şekilde, ilçe emniyet müdürlüğü gibi pek çok kamu yapısı da ‘kaçak yapı’ statüsündedir. Bunların, gerek altyapı gerekse üstyapı hizmetleri kaçak yapı statüsünde olmasına rağmen halen devam etmektedir.
Dolayısıyla kaçak yapı sorunu, Dilovası’nda gerek Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanlığı (ÇŞİB) gerek valilik ve gerekse kaymakamlık düzeyinde bilinen ve ilçenin yaklaşık yüzde 95’ni kapsayan ciddi bir sorun teşkil etmekte. Bu açıdan ele alındığında, bu durum ilçe belediyesinin kısıtlı imkanları ve kendi yerel dinamikleriyle kısa vadede çözülebilecek bir sorunu olmaktan çıkmış. Ancak merkezi hükümetin desteği ve planlaması ile bir bütün çalışmayla çözülebilecek bir büyük soruna dönüşmüştür. (…)”
“30 yıl önceki yıkım kararları bekliyor”
Eski Yapı Kontrol Müdürü Sorgucu, müfettişlere aktardığı kapsamlı ifadesinde, yıkım kararı alınmış kaçak yapılara yönelik Dilovası Belediyesi’nde yaşananları ise şöyle anlattı:
“(…) Belediyenin kuruluşundan itibaren günümüze kadar kaçak yapı işlemi yapılmış ve yıkım kararı alınmış yüzlerce kaçak yapı dosyası bulunmaktadır. Halihazırda belde belediyesi süreci de dahil olmak üzere 30 yıl önce yıkım kararı alınmış ancak günümüze kadar bütçe imkansızlıklar ve teknik imkanları yetersizliğinden dolayı yıkımı gerçekleştirilememiş dosyalar bulunmaktadır.
Bu veriler ışığında bahsi geçen Mimar Sinan Mahallesi’nde yangının gerçekleştiği bina gibi binlerce bina şu an Dilovası’nda ayakta durmakta ve her an yeni bir yangınla can ve mal kaybına sebebiyet verecek şekilde beklemektedir.
“Çözüm mümkün olmadı”
Bu durum; sadece Dilovası özelinde değil, Türkiye’de birçok şehirde yüzbinlerce kaçak bina yıkılmayı beklemektedir. Ve sadece Dilovası’nda bulunan yerel ölçekte bir sorun değil, ülkesel bir problem olarak karşımızda durmaktadır.
Bu amaçla 8 Temmuz 2025 tarihinde yapılan ve katılımın olmadığı genel yıkım ihalesi ile kısa vadede sorunu çözmek de mümkün olmadı. Bu nedenle Dilovası şehir merkezinde bulunan ve tamamına yakın kaçak yapı statüsünde olan yapıların tamamı için kalıcı bir çözüm üretmek amacıyla belediyemiz, Kocaeli Büyükşehir Belediyemiz, ÇŞİB, bölge milletvekillerimiz ve TOKİ ile birlikte yapılan çalışma ve değerlendirmeler neticesinde, ÇŞİ Bakanı Murat Kurum’un bizzat Dilovası’nda yaptığı konuşma ile kamuoyuna duyurduğu proje kapsamında Dilovası Tavşancıl Mahallesi’nde 187 hektar büyüklüğünde bir alan rezerve alanı ilan edildi. Kentsel Dönüşüm Başkanlığı adına Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından kamulaştırmalar tamamlandı, imar planları yapıldı ve kentsel dönüşümde kullanılmak üzere bu alana 15 bin konut yapılması planlandı. (…)”
Belediye Başkanı’nın mobbingi!
Sorgucu’nun, müfettişlere anlattığı bilgiler arasından özellikle Yapı Kontrol Müdürü olduğu dönemde bizzat Belediye Başkanı Hamza Şayir’den gördüğü sistemli baskı ve yıldırma eylemlerini anlattı.
2019’daki yerel seçimlerde Hamza Şayir’in Dilovası Belediye Başkanı seçilmesiyle sonrasında kendisine yönelik mobbing yaptığını belirten Sorgucu, şöyle konuştu ifadesinde:
“(…) 2019 yılında yapılan yerel seçimler sonucunda Hamza Şayir belediye başkanı olarak göreve geldi. Göreve başladığı ilk aylardan itibaren tarafıma sürekli baskı yaptı. Mobbinge maruz kalarak görevimi kanunlara uygun olarak yapmamı engelledi. Hamza Şayir, yasalara aykırı talimatlarını yerine getirmediğim için hiçbir ikaz ve uyarı yapmadan beni Fen İşleri Müdürlüğü görevinden alıp Temizlik İşleri Müdürlüğü görevine atadı.
Sonrasında mahkemeyi kazanmama rağmen, beni görevime iade etmeyerek mahkeme kararlarını uygulamadı. Bulunduğum birimde, görev ve yetki alanında kalan işleri yapmaya çalışırken kanunlara aykırı olan farklı bir talimatını yerine getirmediğim için beni henüz yeni atandığım bu görevden de aldı, Kentsel Tasarım Müdürü olarak görevlendirdi. Kahramanmaraş depremi sonrasında ‘kanunlara uygun iş yapan kişi’ arayışına cevap olarak beni uygun görmüş ve 17 Mart 2023 tarihinden itibaren Yapı Kontrol Müdürü olarak göreve atadı.
Başkan’ın arkadaşına tutanak, müdürlükten aldırdı!
Ancak burada da görevimi yasalara ve kanunlara uygun olarak yapmaya çalışırken, kendi yakın arkadaşına ait olan kaçak yapıya tutanak tutmama engel olmak için Yapı Kontrol Müdürlüğü’nden alarak görevimi yapmama mani oldu.
Sonrasında, beni asaleten görevde yükselme sınavı ile kazandığım müdürlük kadrosundan alıp, 17 Ekim 2023 tarihinde uzman kadrosuna atadı. Bu karara yapmış olduğum 26 Ekim 2023 tarihli itiraz sonucunda görevime iade edilmeme rağmen yine mahkeme kararlarına uymayarak görevime iade etmedi.
Toplam beş yıllık süreç içerisinde beş tane farklı birimde görevlendirilmiş ve sürekli baskıya maruz bırakıldığında görevimi yapacak imkân ve fırsatlar hiçbir zaman oluşmadı.
2019 - 2024 tarihleri arasında belediye başkanı olan Hamza Şayir, birçok toplantısında belediye başkanının yetkilerinin geniş olduğundan ve kendi tabiriyle ‘bir para basmaya bir de adam asmaya gücüm yetmez’ diyerek kanunlara uygun olarak yapmak istediğimiz işlemlere imkân ve fırsat vermedi.
Bırakın herhangi bir yapıyı yıkmayı, bir tutanak tutarken bile 15 dakika içinde ikaz edilmeden, sorgulanmadan, suçumun ne olduğu belirtilmeden görevden alındığım bir ortamda, bir kaçak yapıyı yıkmak imkansız hale gelmişti. Toplam görevde kalma sürem olan yedi aylık kısa süre içerisinde yeni kurulan ve imkân olanakları kısıtlı olan bir bütçeyle Dilovası tarihinin tamamını kapsayacak kaçak yapıların yıkımını gerçekleştirme imkanım olmadı. Bunu istememe rağmen buna ne müsaade edilmiş ne de bu yönde bir zaman sunuldu.
Yapı Kontrol Müdürlüğü, tarihte ilk defa kurulan yeni bir müdürlük olmasından dolayı bir müdür, iki yazıcı, bir saha görevlisi ve bir zabıta gibi çok az personel ile oluşturuldu. Neredeyse 30 yıllık geçmişte yer alan yıkım dosyalarının devredilmesinin ve incelenmesinin zaman alması, yıkım ihalesi düzenleyecek bir bütçenin ayrılmaması, ekipman ve iş gücü eksikliği nedeniyle programı yapılması imkânsız oldu.
Hatta bu konuyla ilgili gerekli yazışmaları yapmış ve bu imkânsızlığı belirten durumu başkanlık makamına sunmak üzere Özel Kalem Müdürlüğü’ne yazıyla belirttim. (…)”
* * *
Eski Yapı Kontrol Müdürü Sorgucu, savcılık tarafından önce gözaltına alındı. Ardından tutuklandı. İfadesi okuduğunuz kadar olmayan ve başka konularda da müfettişlere bilgi veren Sorgucu’nun suçlu olup olmadığına “bağımsız yargı” karar verecek!
Ayrıca dosyanın bütününe bakıldığında “iyi iş çıkarmış” görünüyor.
Ancak Sorgucu’nun anlatımlarına bakılırsa; dosyada önemli konumda bir kişi daha olması gerekiyor sanırım.
“O” kişiyle ilgili henüz adli ya da idari bir işlem yapılmamış anlaşılan.
Ayrıca müfettişlerin tespitine göre, 7 masum insanın hayatına mâl olan yangının gerçekleştiği iş yeri mevzuata göre hem kaçak hem de ruhsatsız. Bina hakkında 25 Ağustos 2021’de alınan yıkılma kararı var. Ancak her ne hikmetse yıkım kararı uygulanmadı.
Dolayısıyla sadece önceki Belediye Başkanı Hamza Şayir değil mevcut Belediye Başkanı Ramazan Ömeroğlu’nun da sorumluluğu var faciada.
Okuduğunuz Büyüteç’in kalem alındığı saatlerde Çiftçi’nin “sokak köpekleriyle mücadele” çerçevesinde üç belediye başkanı hakkında “gerekli yükümlülüklerini yerine getirmedikleri” gerekçesiyle soruşturma izni verdiği bilgisi gündeme düştü.
Göreve başlamasından önceki dönemde yaşanması nedeniyle “Dilovası dosyası” hakkında bilgi sahibi olmama olasılığı bulunan İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, eski belediye yöneticisinin dikkat çekici iddiaları ve açıklamaları ışığında “insan yaşamına değer vermek adına” AKP’li Eski Belediye Başkanı Hasan Şayir ve mevcut Belediye Başkanı Ramazan Ömeroğlu hakkında acaba müfettiş görevlendirmesi yapar mı?
/././
Yeni Varlık Barışı -Erdoğan Sağlam-
Bildirilen varlıklara ilişkin olarak taahhütlere uyulmaması durumunda, zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler için vergi ziyaı cezası uygulanmayacaktır. Ödeme şartı yerine getirilmediği için vergi korumasının kaybedilmesi, vadesinde ödenmeyen vergi aslının gecikme zammı ile birlikte takip ve tahsiline engel teşkil etmez. Tahsil edilmiş olan vergiler de iade edilmez.
7582 sayılı torba kanunla Kurumlar Vergisi Kanunu’na eklenen geçici 19 uncu madde ile düzenlenen yeni varlık barışı uygulamasının, özü itibariyle, eski düzenlemelerden farkı yoktur.
Son yıllarda ekonomi politikalarının önemli bir aracı haline gelen ve belli aralıklarla tekrarlanan bu uygulamanın özü,
- Yurt dışında bulunan varlıkların (para, döviz, altın, hisse senedi, tahvil ve diğer menkul kıymetlerin) Türkiye’ye getirilerek ekonomiye kazandırılması,
- Türkiye’de yerleşik gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin Türkiye’de bulunan ancak kanuni defter ve kayıtlarında yer almayan (kayıt dışında bulunan) aynı tür varlıklarının benzer şartlarla bildirime konu edilerek kayda alınmasıdır.
Ayrıca, gelir ve kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunmayanlara da bildirimde bulundukları yurt dışındaki varlıklarını bildirim tarihinden itibaren 2 ay içinde Türkiye’ye getirmeleri, yurt içindeki varlıklarını ise bildirim tarihi itibarıyla banka veya aracı kurumlara yatırmak suretiyle tevsik etmeleri şartıyla, defterlere kayıt yapma şartı aranmaksızın varlık barışından yararlanma imkânı getirilmiştir.
Varlık barışının en önemli avantajı, “vergi koruması” sağlamasıdır. Düzenlemeye göre, uygulama kapsamında banka veya aracı kurumlara bildirilen (yurt dışı ve yurt içi) varlıklara isabet eden tutarlara ilişkin hiçbir suretle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmayacaktır.
Yani bu bildirim işleminden hareketle bir vergi incelemesi başlatılmaz veya bildirilen varlıklara ilişkin beyan edilmeyen veya eksik beyan edilen bir durum varsa vergi tarhiyatı yapılmaz.
Ancak başka nedenlerle başlayan vergi incelemeleri ile takdir komisyonu kararları sonucu bulunan matrah farklarının bildirilen varlıklarla kesin ve net ilişkisi belirlenemezse; bildirilen tutarlar, bulunan matrah farkından indirilmeksizin tarhiyat yapılabilir.
Görüldüğü gibi, yeni varlık barışında da başka nedenlerle yapılacak incelemeler sonucunda tespit edilecek matrah farklarından, bildirilen tutarların otomatik olarak mahsup edilmesi imkânı bulunmamaktadır.
Ayrıca düzenlemede, korumanın vergiyle sınırlı olduğu, diğer mevzuat (kara para, terörün finansmanı vs.) uyarınca alınması gereken tedbirlerin bu düzenlemeden etkilenmeyeceği açıkça hükme bağlanmıştır. Bu konu da önemlidir. Bildirimde bulunacaklarının bunu dikkate almaları gerekir.
Bu genel girişten sonra detaylara geçebiliriz.
Bu konuya ilişkin tebliğ taslağı 4 Haziran 2026 tarihinde Gelir İdaresinin web sayfasında kamuoyunun bilgisine sunulmuştur. Aşağıdaki açıklamalar bu taslak ve önceki uygulamalar dikkate alınarak yapılmıştır.
1. Kapsam ve bildirim
Yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının, 31/7/2027 tarihine (bu tarih dâhil) kadar Tebliğin 1 no.lu ekinde yer alan form ile Türkiye’deki bankalara veya (menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarına münhasır olmak üzere) aracı kurumlara bildirilmesi mümkündür.
Aynı şekilde gelir veya kurumlar vergisi mükellefleri, sahip oldukları ve Türkiye’de bulunan ancak yasal defter kayıtlarında yer almayan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarını, 31/7/2027 tarihine kadar (bu tarih dâhil) Tebliğin 1 no.lu ekinde yer alan form ile bankalara veya (menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarına münhasır olmak üzere) aracı kurumlara bildirilebilirler.
Şahıs şirketleri ile adi ortaklıkların gelir veya kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunmuyor, bunlar adına stopaj ve katma değer vergisi yönünden mükellefiyet tesis ediliyor. Bu kapsamda, şahıs şirketleri ile adi ortaklıklar adına da bildirimde bulunulması mümkündür.
Gelir ve kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunmayanların da gerek yurt dışında gerekse Türkiye'de bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları için bildirimde bulunmak suretiyle madde hükmünden yararlanabilmeleri mümkündür. Bu kişilerin yurt dışındaki varlıklarını Türkiye’ye getirmeleri, yurt içindeki varlıklarını ise bildirim tarihi itibarıyla banka veya aracı kurumlara yatırmak suretiyle tevsik etmeleri zorunludur.Defter tutmadıkları için, bu durumdakilerin bildirdikleri varlıkları kayıtlarına almaları söz konusu değildir.
Önceki düzenlemelerin aksine kapsam yurt içi ve yurt dışı varlık bildirimi için aynı şekilde düzenlenmiş bulunuyor. Başka bir ifade ile yurt içi varlık bildiriminde taşınmazlar kapsam dışına çıkarılmış bulunuyor.
Gerçek ve tüzel kişilerce bu kapsamda banka/aracı kurumlara yapılacak bildirimlerin, yetkili kılınmış vekiller veya kanuni temsilciler tarafından da yapılabilmesi mümkün bulunuyor.Gerçek ve tüzel kişilerin, yurt dışı ve yurt içi varlık barışına ilişkin olarak vergi dairelerine herhangi bir bildirimde bulunmalarına gerek yok!
Mükellefiyeti bulunmayan kişiler bildirimde bulundukları gerekçesiyle vergi mükellefiyeti tesis ettirmeye zorlanamaz.
Tabii ki bu kişilerden işletmeleri nedeniyle sürekli gelir veya kurumlar vergisi mükellefiyeti tesis ettirmek zorunda olmayanları anlamak gerekir.
Kira, alım satım kazancı vs. gelirler nedeniyle defter tutmak zorunda olmayan ve süreksiz mükellefiyet kapsamında beyanname vermek zorunda olan ve olmayan kişiler, bu fasıldan, yani gelir ve kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunmayanlar kapsamında yurt içi ve yurt dışı varlık barışından yararlanabilirler.
2. Bildirim usulü
Varlıklar için tek bir bildirim verilmesi esastır. Ancak bildirim süresi sonuna (uzatma halinde uzatılan süre sonuna) kadar birden fazla bildirim verilmesi veya verilen bildirimlerin düzeltmeye konu edilmesi mümkündür.
A- Bildirimde bulunulduktan sonra aynı ay içerisinde, yapılan hataların düzeltilmesi amacıyla ya da bildirime konu edilen varlıkları azaltıcı ya da artırıcı yeni bir bildirimde bulunulmak istenilmesi halinde, ilk bildirimin düzeltilmesi gerekmektedir. Bu şekilde ilk bildirime konu varlıkların azaltılması yönünde yapılacak düzeltmelerde, başlangıçta peşin olarak ödenen verginin azaltılan tutara isabet eden kısmı, banka ve aracı kurum tarafından bildirim sahibine iade edilebilecektir.
B- Bildirimde bulunulduktan sonraki aylarda, yapılan hataların düzeltilmesi amacıyla ya da bildirime konu edilen varlıkları azaltıcı bir bildirimde bulunulmak istenilmesi halinde de önceki bildirimin düzeltilmesi gerekmektedir. Bu durumda, banka ve aracı kurumlarca vergi dairesine bildirilen varlıklara ilişkin düzeltme talebinin banka ve aracı kurum aracılığıyla yapılması esastır. Yani fazla ödenen verginin iadesini banka ve aracı kurumlar vergi dairesinden talep edecek ve tahsil ettikten sonra bildirim sahibine ödeyecektir. Bu iade için vergi incelemesi yapılmaması gerekir.
C- Bildirimde bulunulduktan sonraki aylarda, bildirime konu edilen varlıkları artırıcı bir bildirimde bulunulmak istenilmesi halinde ise önceki bildirim düzeltilmeyecek, ilave olarak bildirilmek istenilen varlıklar için yeni bir bildirim yapılacaktır.
Ç- Düzeltme kapsamı dışında verilen tüm bildirimler yeni bir bildirim olarak kabul edilecek ve önceki bildirimle ilişkilendirilmeyecektir.
D- Bildirim süresi sona erdikten sonra bildirimlere ilişkin yapılan düzeltme talepleri dikkate alınmayacaktır. Buna göre, 31/7/2027 tarihine kadar (31/7/2027 tarihinin yetki ile uzatılması halinde bu tarihten sonra) yapılan bildirimlerin bu tarihlerden sonra düzeltilmesi mümkün olmayacaktır.
3. Kapsama girmeyen varlıklar dönüştürülerek uygulamadan yararlanılabilir mi?
Kapsama girmeyen varlıkların (örneğin taşınmazların) 31/7/2027 tarihine kadar kapsamdaki varlıklara dönüştürülerek varlık barışı hükümlerinden yararlanılması mümkündür.
4. Bildirilen varlıklara belli bir tarih itibarıyla sahip olma ve bunu tevsik etme şartı var mıdır?
Varlıklara belli bir tarih itibariyle sahip olma ve bunu tevsik etme şartı yoktur. Dolayısıyla, varlıklara düzenlemenin yayımlanmasından önceki veya sonraki bir tarihte sahip olunması uygulanmadan yararlanmaya engel teşkil etmeyecektir.
Ancak, önceki uygulamalara paralel olarak taslak tebliğde de belirtildiği üzere, kapsama giren varlıkları 4/6/2026 tarihinden önce yetkili kuruluşlarca düzenlenen bir vekalet veya temsil sözleşmesine istinaden değerlendirmeye yetkili olanların, bu tarih itibarıyla sahip oldukları ve yurt dışında bulunan varlıklarının, şirket adına bildirime konu edilmesi mümkündür.
Bu durum dışında ne yasal düzenlemede ne de tebliğlerde, düzenlemenin yayımlandığı tarih itibariyle varlıklara sahip olma ve bu durumu tevsik etme zorunluluğu getirilmemiştir.
5. Bildirim üzerine banka veya aracı kurumlarca yapılacak işlemler
Gerçek ve tüzel kişiler, yurt içinde veya yurt dışındaki varlıkları için Tebliğin 1 no.lu ekinde yer alan formdan iki nüsha olarak düzenleyecekler ve bu formları bankalara veya aracı kurumlara vereceklerdir.
Formun bir nüshası, ilgili banka veya aracı kurum tarafından, varsa bildirim nedeniyle açılan hesaba ilişkin bilgiler yazılıp tasdik edildikten sonra, düzenlenen banka dekontları veya işlem sonuç formlarıyla birlikte ilgilisine geri verilecektir.
Bildirimin gerçek veya tüzel kişinin vekili ya da kanuni temsilcisi tarafından yapılması halinde, bankalar veya aracı kurumlarca söz konusu vekil veya kanuni temsilcinin yetkili olup olmadığı kontrol edilecektir.
Banka veya aracı kurumlar tarafından, bildirimde bulunanlardan bildirime konu edilen varlıklara ilişkin olarak herhangi bir belge istenilmeyecektir.
6. Bildirilen varlıklar üzerinden ödenmesi gereken vergi hangi oranda hesaplanacak ve nasıl ödenecektir?
Banka ve aracı kurumlar, kendilerine yurt içi ve yurt dışıvarlık barışı kapsamında bildirilen varlıklara ilişkin olarak bildirim sahibinden bildirilen varlıkların değeri üzerinden yüzde 5 oranında peşin olarak tahsil edecekleri vergiyi, bildirimi izleyen ayın 15’inci günü akşamına kadar vergi sorumlusu sıfatıyla bağlı bulundukları vergi dairesine beyan edecektir.
Beyan edilen varlıkların değerleri üzerinden, vergi dairelerince tarh edilen vergiler, beyan süresi içerisinde banka ve aracı kurumlar tarafından vergi sorumlusu sıfatıyla ödenecektir.
Yeni düzenlemede vergi oranı önceki uygulamalara nazaran yüksek belirlenmiş olmakla birlikte, belli durumlarda verginin indirimli oranlarda (hatta %0) uygulanmasına imkân tanınmıştır.
Yapılan düzenlemeye göre; banka veya aracı kurumlara bildirilen varlıkların, vadeli hesaplarda, 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun kapsamında ihraç edilen devlet iç borçlanma senetleri ile kira sertifikalarında veya girişim sermayesi yatırım fonlarında aşağıda belirtilen sürelerle tutulacağının taahhüt edilmesi halinde vergi oranı;
1- En az beş yıl bulundurulacağının taahhüt edilmesi halinde %0,
2-En az dört yıl bulundurulacağının taahhüt edilmesi halinde %1,
3- En az üç yıl bulundurulacağının taahhüt edilmesi halinde %2,
4- En az iki yıl bulundurulacağının taahhüt edilmesi halinde %3,
5- En az bir yıl bulundurulacağının taahhüt edilmesi halinde %4 olarak uygulanacaktır.
İndirimli oran uygulamasından yararlanılabilmesi için, bildirime konu edilen varlıkların belirtilen kıymetlerde ve sürelerde değerlendirileceğine ilişkin olarak tebliğin 2 no.lu ekinde yer alan taahhütnamenin, bildirim sırasında banka veya aracı kurumlara verilmesi zorunludur. Bu kapsamda verilecek taahhütnameler için damga vergisi alınmayacaktır.
Diğer yandan, taslak tebliğin 2 no.lu ekinde yer alan taahhütname formu, bildirilen varlıkların taahhüt süresi boyunca aynı yatırım türünde tutulması anlayışıyla hazırlanmıştır. Buna göre, yurt dışından getirilip bildirilen bir para, taahhüt edilen süre boyunca ya vadeli mevduatta ya devlet iç borçlanma senedinde ya da diğer yatırım araçlarında tutulabilecektir. Bu yatırım araçları arasında değişimler, kaydırmalar yapılamayacaktır. Bu durumun bildirimde bulunanların ellerindeki yatırım elastikiyetini kaybettireceği açıktır. Bize göre, bildirimde bulunanlar bu elastikiyeti kaybetmemeli, örneğin 6 ay vadeli mevduatta tuttukları parayı vade bitiminde süre boşluğu da yaratmadan örneğin devlet iç borçlanma senedi veya diğer yatırım türlerinin satın alınmasında kullanabilmeli ve taahhüt ettikleri süreyi bu şekilde tamamlayabilmelidirler. Taslak Tebliğ’in bu anlayışla gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Taahhüt edilen sürelerin başlangıcı olarak, bildirime konu varlıkların vadeli hesaplara, devlet iç borçlanma senetleri, kira sertifikaları veya girişim sermayesi yatırım fonlarına yatırıldığı tarih esas alınacaktır.
Yeni düzenlemede, bildirim tarihine göre uygulanacak vergi oranlarının yarım veya 1 puan artırılması da hükme bağlanmıştır. Bu düzenleme, son günü beklemeden bir an önce bildirim yapılmasını teşvik etmeye yöneliktir.
Buna göre;
* 1/1/2027 tarihinden 31/7/2027 tarihine kadar (bu tarih dahil) yapılacak bildirimlerde vergi oranına yarım puan,
* 31/7/2027 tarihinin yetki ile uzatılması halinde ise bu tarihten sonra yapılacak bildirimlerde ise (yarım puan artışla toplamda) 1 puan artırım yapılacaktır.
Bu artırımlar, 5 puanlık ana orana değil, taahhüt edilen süreye göre belirlenen oranlara uygulanacaktır. Örneğin, 31/01/2027 tarihinde bildirilip vadeli hesaplarda asgari 2 yıl tutulacağı taahhüt edilen para için (5+0,5/2) %2,75 değil, (3+0,5) %3,5 oranı uygulanacaktır.Bu durumda uygulanacak oranlar aşağıdaki tabloda karşılaştırılmalı olarak gösterilmiştir:

Bildirilen varlıklar nedeniyle ödenen vergiler, hiçbir suretle gider yazılamayacak ve başka bir vergiden mahsup edilemeyecektir.
7. Varlıkların Türkiye’ye getirilmesinden maksat nedir?
Yurt dışında bulunan ve banka/aracı kurumlara bildirilen varlıkların Türkiye’ye getirilmesinden maksat; para, döviz, altın, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının fiziki olarak Türkiye’ye getirilmesi veya Türkiye’deki banka veya aracı kurumlarda açılacak hesaplara transfer edilmesidir.
Önceki düzenlemeye ilişkin tebliğlerde, fiziki olarak Türkiye’ye getirilmesi veya aracı kurumlarda açılacak hesaplara transfer edilmesi mümkün olmayan menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının aracı kurumlara bildirilmek suretiyle uygulamadan yararlanılabileceği açıkça ifade edilmişti. Yeni varlık barışına ilişkin tebliğ taslağında bu hususa yer verilmemiştir. Yurtdışından fiziken getirilmesi mümkün olmayan durumlar söz konusu olabileceği için yeni uygulama bakımından da söz konusu imkanın sağlanması gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü kanun metni eski uygulamalarla bu açıdan aynıdır.
Yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının Türkiye’deki banka veya aracı kurumlarda mevcut ya da yeni açılan bir hesaba transfer edilmesi veya fiziki olarak Türkiye’ye getirilerek banka veya aracı kurumlara yatırılması durumunda, banka dekontu veya aracı kurum işlem sonuç formları, varlıkların Türkiye’ye getirilmiş olduğunun tevsikinde kullanılabilecektir.31/7/2027 tarihine kadar banka veya aracı kurumlara bildirilmesi kaydıyla, yurt dışında bulunan söz konusu varlıkların Türkiye’ye fiziki olarak getirilmesi sırasında Gümrük İdaresince bu varlıkların banka veya aracı kurumlara bildirildiğine ilişkin belgenin aranılması şarttır. Getirilen varlıklar için Gümrük İdaresinden alınan belgeler, varlıkların Türkiye’ye getirilmiş olduğunun tevsikinde kullanılabilecektir.
Gümrük İdaresi, bu kapsamda yapılan deklarasyon/bildirime ilişkin bilgileri, alındığı ayı takip eden ayın sonuna kadar Gelir İdaresi Başkanlığına bildirmekle yükümlüdür.
8. Varlıkların bildirimine hangi değerler esas alınacaktır?
Yurt dışında veya yurt içinde bulunan varlıkların banka veya aracı kurumlara bildirilmesinde varlıklar, bildirildiği tarih itibarıyla aşağıdaki değerleme ölçütleri ile değerlenir:
1-Türk lirası cinsinden para, itibari (nominal) değeriyle,
2- Altın, rayiç bedeliyle,
3- Döviz, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası döviz alış kuruyla,
4- Menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarından;
* Pay senetleri, varsa borsa rayiciyle, borsa rayici yoksa rayiç bedeliyle, bu bedel tespit edilemiyorsa alış bedeliyle, alış bedeli de belli değilse itibari (nominal) değeriyle,
* Tahvil, bono, eurobond gibi borçlanma araçları, varsa borsa rayiciyle, borsa rayici yoksa rayiç bedeliyle, bu bedel tespit edilemiyorsa alış bedeliyle, alış bedeli de belli değilse itibari (nominal) değeriyle,
* Yatırım fonu katılma payları, ilgili piyasasında belirlenmiş kapanış fiyatıyla,
* Vadeli işlem ve opsiyon sözleşmeleri gibi türev araçlar, varsa borsa rayiciyle, borsa rayici yoksa rayiç bedeliyle, bu bedel tespit edilemiyorsa alış bedeliyle, alış bedeli de belli değilse itibari (nominal) değeriyle.
Bildirimlerde söz konusu varlıkların Türk lirası karşılığı bedelleri esas alınır.
Rayiç bedel, söz konusu varlıkların bildirildiği tarih itibarıyla belirlenen alım-satım bedelidir. Taslak Tebliğ’de bu bedelin gerçek durumu yansıtması gereğinden bahsedilmekte ise de, artık taşınmazlar kapsam dışında olduğundan ve sadece altın rayiç değerle bildirileceğinden bu konu önemini kaybetmiştir.
Borsa rayiciyle değerlenecek varlıkların borsa rayicinin belirlenmesinde, söz konusu varlıkların bildirildiği tarihte işlem gördüğü yurt içi veya yurt dışındaki borsalarda oluşan değerler dikkate alınır.
Döviz cinsinden varlıklarda, bunların bildirildiği tarihteki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası döviz alış kuru kullanılır.
Bildirimde bulunduktan sonra, yapılan hataların düzeltilmesi ya da bildirime konu edilen varlıkların azaltılması amacıyla 31/7/2027 tarihine kadar yapılacak düzeltmelerde varlıkların ilk bildirim tarihindeki değerleri esas alınır.
9. Bildirilen varlıkların kanuni defter kayıtlarına intikal ettirilmesi
Bildirilen varlıkların, Vergi Usul Kanunu uyarınca defter tutan mükelleflerce kanuni defterlere bildirime esas alınan değerler ile kaydedilmesi zorunludur.Yurt dışında bulunan varlıkların; şirket adına bildirilmesi durumunda ilgili şirket, şahıslar adına bildirilmesi halinde bu şahısların kendileri, maddenin sağladığı imkânlardan yararlanabileceğinden, şirket adına bildirime konu edilen varlıkların, şirketin kanuni defter kayıtlarına intikal ettirilmesi gerekmektedir.
Bilanço esasına göre defter tutan mükellefler, bildirime konu ettikleri ve yasal defterlerine kaydettikleri kıymetleri için pasifte özel fon hesabı açacaklardır. Söz konusu hesap sermayenin cüz’ü addolunacak, bildirim tarihinden itibaren 2 yıl geçmedikçe işletmeden çekilemeyecek ve sermayeye ilave dışında başka bir amaçla kullanılamayacaktır.
Diğer taraftan işletmenin tasfiye edilmesi halinde bu tutarlar vergilendirilmeyecektir.
Fon hesabında tutulan bu tutarların, Vergisi Kanununun 81 inci maddesi ile Kurumlar Vergisi Kanununun 19 uncu ve 20 nci maddeleri uyarınca gerçekleşecek devir ve bölünme hallerinde de vergilendirilmesi söz konusu olmayacaktır.
Serbest meslek kazanç defteri ile işletme hesabı esasına göre defter tutan mükellefler, bildirimde bulundukları söz konusu kıymetleri defterlerinde ayrıca göstereceklerdir.Vergi Usul Kanunu uyarınca defter tutan mükelleflerce Türkiye’ye getirilen varlıklar ile gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerince kanuni defterlere kaydedilen varlıklar, dönem kazancının tespitinde dikkate alınmaksızın işletmelerine dâhil edilecek ve bildirim tarihinden itibaren 2 yıl geçmesi koşuluyla vergiye tabi kazancın ve kurumlar için dağıtılabilir kazancın tespitinde dikkate alınmaksızın işletmelerinden çekilebilecektir.
10. Bildirilen varlıkların elden çıkarılması halinde kazanç nasıl tespit edilecektir?
Bildirilen ve defter kayıtlarına intikal ettirilen varlıkların elden çıkarılması halinde kazancın tespitinde, bildirime konu edilen ve kayıtlara alınan bedeller esas alınacaktır.Bildirim konusu yapılarak kanuni defter kayıtlarına intikal ettirilen varlıkların daha sonra elden çıkarılmasından doğan zararlar, gelir veya kurumlar vergisi uygulaması bakımından gelirin veya kurum kazancının tespitinde gider veya indirim olarak kabul edilmeyecektir.Söz konusu varlıkların elde tutulması ve elden çıkarılmasından doğan kazanç ve iratlar ise genel esaslar çerçevesinde gelirin veya kurum kazancının tespitinde dikkate alınacaktır.
11. Varlık barışında bulunmanın sağladığı vergi koruması
Yurt dışı ve yurt içi varlık barışı kapsamında banka/aracı kurumlara bildirilen varlıklara isabet eden tutarlara ilişkin olarak hiçbir suretle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmayacaktır.Diğer nedenlerle başlayan vergi incelemeleri ile takdir komisyonu kararları sonucu bulunan matrah farkının varlık barışı kapsamında bildirilen varlıklar nedeniyle ortaya çıktığının tespiti ve bildirilen varlık tutarının, bulunan matrah farkına eşit ya da fazla olması durumunda matrah farkına ilişkin tarhiyat yapılmaz.
Bulunan matrah farkının, bildirilen varlıklar nedeniyle ortaya çıktığının tespitine rağmen söz konusu varlık tutarlarından büyük olması durumunda sadece aradaki fark tutar üzerinden vergi tarhiyatı yapılır.Vergi incelemesi veya takdir komisyonu kararları sonucunda bildirime konu edilen varlıklar dışındaki nedenlerle matrah farkı tespit edilmesi durumunda, bu madde kapsamında bildirilen veya beyan edilen tutarlar, bulunan matrah farkından mahsup edilmeksizin tarhiyat yapılır.Vergi incelemelerinde matrah farkının bildirilen varlıklar nedeniyle ortaya çıkıp çıkmadığı konusu çok kritiktir. Geçmişte bu konuda çok tartışma yaşanmıştır. Umarız bu defa Vergi Denetim Kurulu bu konuda vergi inceleme elamanlarını standart bir uygulama konusunda yönlendirir.
Yeni yasal düzenlemeye göre, bildirilen/beyan edilen tutarlar beyan dışı bırakılan matrah farkına ilişkinse (yani mükellef bu hususu inceleme elamanına beyan ederse) vergi inceleme elemanı aksini ispat edemediği sürece bu beyanı dikkat almak zorundadır. Eğer bulunan matrah farkı, amortisman oranı veya usullerinin yanlış uygulanması, vergiye tabi kazancın hesabında giderlerde hata bulunması, bildirim veya beyanlara konu edilen tutardan daha yüksek tutarda kayıt dışı hasılat elde edildiğine yönelik emarelere rastlanılması gibi başka bir nedenden kaynaklanıyorsa, tabii ki bildirilen/beyan edilen tutarlar bu matrah farkından indirilmeyerek tarhiyat önerilebilecektir.
12. Hangi hallerde vergi korumasından yararlanılamaz?
Vergi korumasından yararlanabilmek için aşağıdaki şartlara uyulması gerekmektedir.
a) Yurt dışında bulunan bildirime konu varlıkların;
*Bildirimin yapıldığı tarihten itibaren 2 ay içinde Türkiye’ye getirilerek banka veya aracı kurumlara yatırılması ya da Türkiye’deki banka veya aracı kurumlarda açılacak bir hesaba transfer edilmesi,
*Bildirilen varlıklara ilişkin tarh edilen verginin süresinde ödenmesi ve taahhüt edilen tutarlara ilişkin taahhüt şartlarına uyulması,
*Bildirime konu edilen varlıkların Vergi Usul Kanunu uyarınca defter tutan mükelleflerce kanuni defterlere kaydedilmesi, yasal defterlerine kaydettikleri bu kıymetler için pasifte özel fon hesabı açılması (veya kanuni defterlerin ilgili sayfalarında gösterilmesi), bu fon hesabının ve varlıkların iki yıl geçmedikçe işletmeden çekilmemesi ve fon hesabının sermayeye ilave dışında başka bir amaçla kullanılmaması.
b) Türkiye’de bulunan ve bildirime konu edilen varlıkların;
* Vergi Usul Kanunu uyarınca defter tutan mükelleflerce kanuni defterlere kaydedilmesi, yasal defterlerine kaydettikleri bu kıymetler için pasifte özel fon hesabı açılması (veya kanuni defterlerin ilgili sayfalarında gösterilmesi), bu fon hesabının ve varlıkların 2 yıl geçmedikçe işletmeden çekilmemesi ve fon hesabının sermayeye ilave dışında başka bir amaçla kullanılmaması,
* Gelir veya kurumlar vergisi mükellefi olmayanlar tarafından banka veya aracı kurumlardaki hesaplara yatırıldığını gösterir belgelerle tevsik edilmesi,
* Bildirilen varlıklara ilişkin tarh edilen verginin süresinde ödenmesi ve taahhüt edilen tutarlara ilişkin taahhüt şartlarına riayet edilmesi.
Taslak Tebliğe göre, bildirilen varlıklara ilişkin olarak taahhütte bulunanların, yurt dışındaki varlıkların transfer edildiği veya yatırıldığı tarihten, Türkiye’deki varlıkların ise bildirildiği tarihten itibaren 10 gün içerisinde, bildirilen tutarları taahhüt konusu varlıklara dönüştürmeleri gerekmektedir.
Bildirimde bulunanlar tarafından taahhüt süresine uyulmaması durumunda, varlığın bulunduğu banka veya aracı kurum tarafından, bildirim tutarı esas alınarak zamanında alınmayan vergi tutarı tespit edilmek suretiyle bu tutara isabet eden vergi ve gecikme faizi kesinti yoluyla tahsil edilecek ve tahsil edildiği ayı takip eden on beşinci günü akşamına kadar vergi dairesine ödenecektir.
Ayrıca, bildirilen varlıklara ilişkin olarak taahhütlere uyulmaması durumunda, zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler için vergi ziyaı cezası uygulanmayacaktır.
Ödeme şartı yerine getirilmediği için vergi korumasının kaybedilmesi, vadesinde ödenmeyen vergi aslının gecikme zammı ile birlikte takip ve tahsiline engel teşkil etmez. Tahsil edilmiş olan vergiler de iade edilmez.
Banka ve aracı kurumların, vergi sorumlusu olarak süreç içinde yer almaları nedeniyle sorun yaşanmaması bakımından bildirimde bulunan kişilerin vergi ödemesini teminat altına alacaklarını tahmin ediyoruz. Dolayısıyla bu durumun yaşanma olasılığını çok düşük buluyoruz.
/././
OECD, 2026 Asya-Pasifik Raporu’nu yayımladı: Rapor, bize ne anlatıyor?-Murat Batı-
OECD’nin 2026 Asya-Pasifik Vergi İstatistikleri Raporu’nun ortaya koyduğu genel çerçeve, vergi tartışmalarını klasik oran ekseninden çıkarıp çok daha yapısal bir zemine taşıyor. 38 ekonomiyi kapsayan, 1990–2024 dönemine yayılan veriler; vergi gelirleri, vergi yapıları, vergi dışı gelirler ve özellikle kayıt dışı ve vergilendirilmesi zor sektörlere ilişkin analizler birlikte okunduğunda, temel meselenin vergi seviyesinden ziyade vergi sisteminin ekonomik gerçekliği ne ölçüde kavrayabildiği olduğu açık biçimde görülüyor.
OECD, 30 Haziran 2026 Salı günü 2026 Asya-Pasifik Vergi İstatistikleri Raporu’nu yayımladı.
OECD’nin bu raporu, Ermenistan, Avustralya, Azerbaycan, Bangladeş, Bhutan, Kamboçya, Çin Halk Cumhuriyeti, Cook Adaları, Fiji, Gürcistan, Hong Kong (Çin), Endonezya, Japonya, Kazakistan, Kiribati, Kore, Kırgızistan, Laos Halk Demokratik Cumhuriyeti, Malezya, Maldivler, Marshall Adaları, Moğolistan, Nauru, Yeni Zelanda, Niue, Pakistan, Papua Yeni Gine, Filipinler, Samoa, Singapur, Solomon Adaları, Sri Lanka, Tayland, Timor Leste, Tokelau, Tonga, Vanuatu ve Vietnam dahil olmak üzere 38 ekonomi için 1990-2024 dönemi karşılaştırılabilir vergi geliri istatistiklerini derlemektedir.
OECD’nin 2026 Asya-Pasifik Vergi İstatistikleri Raporu, ilk bakışta geniş kapsamlı bir veri seti sunan teknik bir çalışma gibi okunabilir. 38 ekonomiyi kapsayan, 1990–2024 dönemine yayılan karşılaştırılabilir vergi gelirleri; vergi yapıları, vergi dışı gelirler ve ayrıca kayıt dışı ve vergilendirilmesi zor sektörlere ilişkin özel analizler…
Ancak raporun gerçek önemi, bu teknik yoğunlukta değil; bu verilerin işaret ettiği yapısal dönüşümde ortaya çıkıyor. Çünkü raporun tamamına sinen temel fikir şu: vergi sistemleri artık ekonomiyi bütünüyle değil, ölçebildikleri ve idari olarak yakalayabildikleri kısmı vergilendiriyor.
Bu çerçevede raporun ilk önemli bulgusu, vergi/GSYH oranlarının bölge genelinde 2024 itibarıyla ortalama yüzde 19,7 seviyesinde gerçekleşmiş olması. Bu oran OECD ortalaması olan yüzde 34,1’in oldukça altında kalırken, Latin Amerika ve Karayipler ortalamasının (yüzde 21,7) da gerisinde, Afrika ortalamasının (yüzde 16,1) ise üzerinde bir konuma işaret ediyor. Ancak burada kritik olan nokta mutlak seviye değil; bu seviyenin oluşum dinamiği.
Çünkü veriler şunu gösteriyor: Asya-Pasifik bölgesinde vergi/GSYH oranı 2023–2024 döneminde sınırlı bir artış gösterse de (0,3 puan), bu artış homojen değil. Verisi mevcut olan 36 ekonominin 20’sinde oran düşerken, 16’sında artış gerçekleşmiş durumda. Düşüşlerin önemli bir kısmı, nominal GSYH büyümesinin vergi gelirlerini aşmasından kaynaklanıyor. Bu da vergi sisteminin yapısal olarak genişleyemediğini, büyümenin vergi tabanına eşit şekilde yansımadığını gösteriyor.
Öte yandan artış görülen ekonomilerde (özellikle Cook Adaları, Moğolistan, Marshall Adaları, Fiji ve Sri Lanka) yükselişin temel nedeni çoğunlukla sektör bazlı toparlanmalar ve döngüsel etkiler. Özellikle turizm gelirlerindeki artış ve emtia fiyat hareketleri belirleyici. Örneğin Moğolistan’daki artışta madencilik sektörünün performansı ile birlikte kişisel gelir vergisi reformlarının etkisi dikkat çekiyor. Ancak bu tür artışlar yapısal vergi kapasitesinden ziyade, konjonktürel gelir genişlemesine dayanıyor.
Bu noktada raporun en önemli teknik ayrımı ortaya çıkıyor: vergi kapasitesi artışı ile vergi tabanı genişlemesi aynı şey değil. Bölgedeki birçok ekonomide görülen durum, kapasite artışı değil, mevcut tabanın daha yoğun vergilenmesi.
Vergi yapısına bakıldığında bu durum daha da netleşiyor. 38 ekonominin 26’sında mal ve hizmet vergileri toplam vergi gelirlerinin ana bileşeni olmaya devam ediyor ve ortalama pay yüzde 50 civarında. Bu grup içinde KDV, 18 ekonomide en büyük vergi kalemi konumunda. KDV’nin payı Vietnam’da yüzde 24,7’den Vanuatu’da yüzde 56,8’e kadar değişiyor. Geri kalan ekonomilerde ise ithalat vergileri ve özel tüketim vergileri KDV’yi aşabiliyor.
Bu yapı, teknik olarak dolaylı vergileme ağırlıklı vergi sistemi anlamına geliyor. Yani vergi tahsilatı, gelir tespitinden ziyade tüketim üzerinden yürütülüyor. Bu tercih, idari açıdan rasyonel; çünkü KDV zincirleme yapısı sayesinde daha kolay izlenebilir ve tahsil edilebilir. Ancak aynı zamanda vergi sistemini regresif hale getirme potansiyeli taşıyor; çünkü vergi yükü gelir seviyesinden bağımsız biçimde tüketim üzerinden yayılıyor.
Gelir ve kurumlar vergisi tarafında ise daha parçalı bir tablo var. Bölge genelinde gelir vergisinin payı ortalama yüzde 18,2, kurumlar vergisinin ise yüzde 19,9 düzeyinde. Bu iki kalem birlikte değerlendirildiğinde, dolaysız vergilerin toplam içindeki payı artış eğiliminde olsa da bu artışın homojen bir kurumsallaşmaya dayanmadığı görülüyor.
Özellikle gelir vergisi açısından temel sorun, vergi idaresinin gelirleri tam ve doğru şekilde ölçme kapasitesiyle ilgili. Kayıt dışı istihdam, düzensiz gelir yapıları ve mikro ölçekli işletmelerin ağırlığı, kişisel gelir vergisini yapısal olarak sınırlıyor. Bu nedenle birçok ekonomide kişisel gelir vergisi, potansiyelinin altında çalışıyor.
Kurumlar vergisi ise görece daha görünür bir alan olmakla birlikte, küresel vergi rekabeti, yatırım teşvikleri ve mobil sermaye nedeniyle değişken bir yapı sergiliyor. Bu da kurumların vergi gelirlerini istikrarsız hale getiriyor ve vergi kompozisyonunu daha kırılgan bir zemine taşıyor.
Raporun teknik olarak en kritik bölümlerinden biri de vergi dışı gelirler analizi. 24 ekonomi için sunulan veriler, bazı küçük ada devletlerinde vergi dışı gelirlerin toplam kamu gelirleri içinde son derece yüksek bir paya sahip olduğunu gösteriyor. Hatta Tokelau, Niue, Marshall Adaları ve Nauru gibi ekonomilerde vergi dışı gelirler vergi gelirlerini aşabiliyor.
Burada dikkat çekici olan husus, bu gelirlerin niteliği. Vergi dışı gelirler büyük ölçüde hibeler, mülkiyet gelirleri ve dış transferlerden oluşuyor. Özellikle Tokelau’da bu oranın GSYH’ye oranla aşırı yüksek seviyelere çıkması, klasik vergi devleti modelinin dışında bir kamu finansmanı yapısına işaret ediyor. Bu durum, vergi sisteminin her ekonomide aynı ağırlıkta bir kamu finansman aracı olmadığını da ortaya koyuyor.
Raporun en önemli katkılarından biri ise özel bölümde yer alan kayıt dışı ve vergilendirilmesi zor sektörleranalizidir. Burada klasik gayri resmi ekonomi yaklaşımı aşılmış ve daha teknik bir çerçeve kurulmuştur. Temel vurgu, tüm ülkeler için geçerli tek tip bir kayıt dışılık modelinin olmadığıdır. Bunun yerine ülkeye özgü, hedeflenmiş uyum stratejileri önerilmektedir.
Raporun bu kısmında özellikle dikkat çeken nokta, vergi idarelerinin “genel formal–informal ayrımı” yerine, yüksek gelir potansiyeline sahip mükellef gruplarına odaklanması gerektiği vurgusudur. Ayrıca mükellef kayıtlarının genişletilmesi, varsayımsal vergilendirme mekanizmaları ve oran indirimleri gibi araçların etkisinin ülkeden ülkeye değiştiği, dolayısıyla standart politika setlerinin sınırlı kaldığı belirtilmektedir.
Bu teknik çerçeve aslında çok net bir sonuca bağlanıyor: vergi uyumu artık bir hukuk tasarımı değil, veri kapasitesi ve idari penetrasyon meselesidir.
Tüm bu parçalar birlikte okunduğunda raporun ortaya koyduğu ana yapı oldukça netleşiyor. Vergi sistemi artık klasik anlamda “gelir toplayan” bir mekanizma değil; ekonominin hangi kısmını ölçebildiğine bağlı olarak çalışan bir görünürlük sistemi.
Vergi/GSYH oranlarındaki sınırlı artışlar, dolaylı vergilerin baskınlığı, gelir vergisinin yapısal zayıflığı, kurumlar vergisinin kırılganlığı ve vergi dışı gelirlerin bazı ekonomilerde aşırı yüksek olması… Bunların tamamı aynı yapısal soruna işaret ediyor: ekonomik faaliyet ile vergi idaresinin ölçme kapasitesi arasındaki uyumsuzluk.
Bu uyumsuzluk büyüdükçe vergi sistemi genişlemiyor; aksine daralıyor ve yük, sistemin içinde kalan dar bir vergi tabanına yığılıyor. Bu da vergi politikalarını teknik bir oran tartışması olmaktan çıkarıp doğrudan devlet kapasitesi tartışmasına dönüştürüyor.
Sonuç olarak OECD’nin bu raporu, vergi sistemlerini yalnızca “ne kadar topluyoruz” sorusuyla değil, çok daha temel bir soruyla karşı karşıya bırakıyor: Devlet ekonominin ne kadarını gerçekten görebiliyor?
Çünkü görülemeyen ekonomi büyüdükçe, vergi sistemi ister istemez daralıyor; daraldıkça da adalet tartışması kaçınılmaz hale geliyor.
Genel değerlendirmem
OECD’nin 2026 Asya-Pasifik Vergi İstatistikleri Raporu’nun ortaya koyduğu genel çerçeve, vergi tartışmalarını klasik oran ekseninden çıkarıp çok daha yapısal bir zemine taşıyor. 38 ekonomiyi kapsayan, 1990–2024 dönemine yayılan veriler; vergi gelirleri, vergi yapıları, vergi dışı gelirler ve özellikle kayıt dışı ve vergilendirilmesi zor sektörlere ilişkin analizler birlikte okunduğunda, temel meselenin vergi seviyesinden ziyade vergi sisteminin ekonomik gerçekliği ne ölçüde kavrayabildiği olduğu açık biçimde görülüyor.
Bölge genelinde vergi/GSYH oranının 2024 itibarıyla ortalama yüzde 19,7 seviyesinde olması ve bu oranın OECD ortalamasının oldukça altında kalması tek başına belirleyici değil. Asıl önemli olan, bu seviyenin nasıl oluştuğu. Veriler, birçok ekonomide vergi gelirlerinin sınırlı bir artış gösterdiğini; ancak bu artışın genişleyen bir vergi tabanından değil, mevcut ve daha kolay vergilendirilebilir alanların yoğunlaşmasından kaynaklandığını ortaya koyuyor. Başka bir ifadeyle vergi sistemi genişlemiyor, aynı dar zeminde sıkışarak derinleşiyor.
Bu sıkışmanın merkezinde dolaylı vergiler, özellikle de KDV yer alıyor. Birçok ekonomide vergi gelirlerinin yaklaşık yarısını oluşturan mal ve hizmet vergileri (GST- Bir tür KDV), idari açıdan etkin bir tahsilat mekanizması sunsa da vergi yükünü giderek tüketim üzerinden yaygınlaştırıyor. Bu durum, vergi sistemini teknik olarak yönetilebilir kılarken, yapısal olarak daha regresif bir karaktere yaklaştırıyor.
Raporun en kritik katkılarından biri ise kayıt dışı ve vergilendirilmesi zor sektörlere ilişkin tespitlerdir. Burada mesele artık klasik anlamda vergi kaçırma değil; ekonomik faaliyetlerin önemli bir bölümünün vergi idaresi tarafından ölçülememesi, izlenememesi ve sistem içine tam olarak dahil edilememesi sorunudur. Küçük ölçekli ve parçalı işletmeler, düzensiz istihdam yapıları ve dijitalleşmeyle birlikte görünürlüğü azalan hizmet ekonomisi, vergi sisteminin dışında kalan geniş bir alan oluşturmaktadır.
Bu alanın genişlemesi, doğrudan vergi yükünün yeniden dağılımına yol açmaktadır. Çünkü sistem yalnızca kayıtlı ve görünür ekonomik faaliyetleri vergileyebildiği ölçüde çalışmaktadır. Bu da vergi yükünün ücretlilere, kayıtlı işletmelere ve tüketim üzerinden geniş kitlelere doğru kaymasına neden olmaktadır. Dolayısıyla vergi adaleti tartışması, teknik bir vergi politikası meselesi olmaktan çıkarak yapısal bir ekonomik eşitsizlik sorunu haline gelmektedir.
Gelir ve kurumlar vergisi tarafındaki sınırlılıklar da aynı çerçevede anlam kazanmaktadır. Gelir vergisinin birçok ekonomide düşük kalması, yalnızca oran tercihlerinden değil, gelirlerin tam ve doğru ölçülememesinden kaynaklanmaktadır. Kurumlar vergisi ise küresel sermaye hareketliliği ve vergi rekabeti nedeniyle daha dalgalı ve kırılgan bir yapı sergilemektedir.
Öte yandan bazı küçük ada ekonomilerinde vergi dışı gelirlerin yüksekliği, kamu finansmanının her yerde aynı vergi mimarisi üzerinden işlemediğini göstermekte; hibe ve transferlere dayalı modellerin varlığını ortaya koymaktadır.
Tüm bu unsurlar birlikte değerlendirildiğinde raporun ana sonucu: Vergi sistemi artık sadece gelir toplayan bir mekanizma değil, ekonominin ne kadarını görebilen ve ölçebilen bir idari kapasite göstergesidir.
Vergi/GSYH oranlarındaki sınırlı değişimler, dolaylı vergilerin baskınlığı ve kayıt dışı ekonominin genişliği aynı yapısal soruna işaret etmektedir: ekonomik faaliyet ile vergi idaresinin kapsama kapasitesi arasındaki uyumsuzluk.
Bu uyumsuzluk derinleştikçe vergi sistemi genişlememekte, aksine daralmakta ve yük sistemin içinde kalan sınırlı bir tabana yığılmaktadır. Sonuç olarak vergi politikası, teknik bir oran ayarlaması olmaktan çıkarak doğrudan devletin ekonomik gerçekliği ne ölçüde görünür kılabildiği sorusuna dönüşmektedir.
/././
65 yaşındaki bir Afgan erkeğin musallat olduğu 17 yaşındaki Sıdıka’nın annesi: Kızım hapiste, perişan!-Candan Yıldız-
12 yaşından beri evliliğe ‘hayır’ diyen Sıdıka 20 aydır cezaevinde; aile sesini Türkmen kadın aktivistler aracılığı ile dünyaya duyurmaya çabalıyor.
“Eğitim her insanın hakkıdır”, “Eşitlik bir milletin gelişmesine yol açar” yazılı dövizler
‘Demokrasi ve kadın hakları’ vaadiyle geldiği Afganistan’dan kaçar gibi çıkan ABD’nin geride bıraktığı ülkede Taliban yönetimi altında kadınlar yeryüzü cehennemini yaşıyor.
Erkeklerin sadece vatandaş olduğu ülkede kadınlar, kız çocukları yok aslında.
Türkiye’de doktora yapan, Afganistan vatandaşı Türkmen bir kadın anlattı son durumu. Ara ara ülkesine gidip, köyünde çocukların eğitimiyle ilgileniyormuş. Anlattıkları şu… Kadınlar değil üniversiteye liseye bile gidemiyor. Kız çocukları sadece 6.sınıfa kadar eğitim alabiliyor. Üniversiteler kapatıldı, kadın hocalar işsiz bırakıldı. Sınırlı sayıda sektörde çalışabilen kadınların maaşları düşürüldü. Bir kadının bir şehirden başka bir şehre ya da ilçeye gidebilmesi için kadına mutlaka erkeklerin refat etmesi gerekiyor. Eylem yapan kadınlar ya öldürülüyor ya da kaybediliyor. Sokak ortasında dövülüyorlar.
Kadın kuaförleri de kapatılmış. Düğünlerde müzik çalınması yasak. Ancak rüşvetle müziğe izin var. Kadın doktorlar ise kadın hastalara hizmet verebiliyormuş. Bir arkadaşından söz etti. Ailesinin köydeki büyükbaş hayvanlarını satarak tıp fakültesinde okuttuğu bu kadın arkadaşının okulu Taliban yönetime gelince kapatılmış. “Son sınıftaydı. Mezun olamadı” dedi.
Çocuk yaşta yaşlı erkeklerle evlendirilen kız çocukları var. Türkmen kız çocuğu Sıdıka (Bibi Sadigha) Türkmenler arasında zorla evliliğe karşı ilk kez ses çıkaranlardan. Öyküsüne geleceğim. Ama onun mücadelesi şimdiden başka kız çocuklarına ses olmaya başladı.

Türkmen kızı Sıdıka 20 aydır cezaevinde… Babasının ‘söz’ verdiği bir adamla zorla evlendirilmeye hayır dediği için başına gelmeyen kalmamış.
Zorla evlendirilmek istendiği erkek 65 yaşın üzerinde ve daha önce üç evlilik yapmış bir Peştun.
Sıdıka bu mücadeleyi 5 yıldır veriyor aslında. 12 yaşında başlamış kabus. Davalar, dilekçeler derken rejim onu dört duvar arasına göndermiş.
Sıdıka için verilen dilekçe…
Komşularının maddi yardımıyla kızını hapishanede ziyarete gidebilen anne bir video paylaştı sosyal medyada. Bütün bunlar bir avuç Türkmen kadının çabasıyla oluyor. Onlardan biri çeviride yardımcı oldu. Anne şöyle feryat ediyor: “Adım Kurban Gül, Sıdıka’nın annesiyim. Bu konuda yapabileceğiniz her türlü yardım için size yalvarıyorum. Kızım hapishanede çok perişan ve çaresiz bir durumda. Ayrıca neredeyse gün aşırı hastalanmaktadır. Lütfen bize bir an önce yardım edin. Sesimizi Birleşmiş Milletler’e ve insan hakları kuruluşlarına ulaştırın. Belki Allah’ın izniyle durumumuz düzelir. Kızım iki yıldır hapishanede bulunmaktadır. Gitmediğimiz kurum, vermediğimiz dilekçe kalmadı. Ancak hiçbir çözüm bulunamadı. Sonunda kızımı da hapse attılar ve şimdi akıbetinin ne olacağı belli değil. Lütfen elinizden gelen her türlü desteği ve yardımı kızım için esirgemeyin.”

Kadın yoksulluğu öyle bir boyutta ki kız çocuğunu satmak zorunda kalan kadınlar varmış.
“Satılık” yazıyor
Sıdıka için Türkmen kadın aktivistler Birleşmiş Milletler’e gönderilmek üzere bir metin kaleme aldılar. Komada bir kurum olan BM Sıdıka için harekete geçecek mi göreceğiz.
Diğer yandan Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı’nın Taliban yönetimi sonrası Afganistan vatandaşı kadın öğrencilere verdiği (ağırlıklı olarak lisans ve yüksek lisans) bursu artık vermediği, bunun da Taliban yönetiminden kaynaklandığı da anlatıldı. Bu iddiayla ilgili Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı’ndan bir görevliyi aradım ama yanıt alamadım.
UNESCO'ya göre, Taliban rejiminin yeniden yönetime geldiği 2021 yılından bu yana 2,2 milyon Afgan kız çocuğu ve kadın, ortaöğretim ve yükseköğretime erişimden mahrum bırakılmış durumda.
/././
Ölçek ekonomisi ve oligopol piyasa örneği; indirim marketleri -Binhan Elif Yılmaz-
İnovasyon ve verimlilik getiren yabancı sermayenin sektöre geri dönmesi ve enflasyonun düşmesi rasyonel rekabet zeminine katkı sağlayacaktır. Bir de mahalle bakkallarını unutmamalı.
Yabancı sermaye gıda perakende sektöründen çıkalı iki ay oldu. Sektörde yerli ve indirim marketler piyasaya hakim konumda. Son gündem ise indirim marketlerinin arka arkaya finans sektörüne adım atarak kendi bankalarını kurmaları/ortaklıklarıyla bu sektöre girmeleri.
Son elli yılda toplumun sosyo-ekonomik yapısındaki değişim gıda perakende sektörünü de dönüştürdü. Tüketim alışkanlıklarında şehirleşmenin, zaman kısıtlılığının, kredi kartı kullanımının, dijitalleşmenin etkileri marketleşmenin önünü hızla açtı.
Önce bakkallar vardı, sonra bakkallar marketlere yenik düştü. Sektör yaklaşık otuz beş yıl önce yabancı sermaye girişi ve hipermarket modeliyle farklı bir yola girdi. 1990’larda uluslararası hipermarketler için Türkiye oldukça geniş bir pazar olarak görüldü.
2000'li yıllardan itibaren sektör büyük konsolidasyonlara ve radikal bir iş modeli değişimine sahne oldu. Nisan ayı ortalarından itibaren sektörde yabancı da kalmadı. Ancak asıl dönüşüm, yüksek enflasyonun ve bozulan enflasyon beklentilerinin etkisiyle indirim marketlerinin parlamasıyla ortaya çıkmıştı.
Ancak Türkiye gıda perakende pazarındaki dönüşüm yalnızca sahiplik yapısıyla sınırlı değil. Aynı zamanda piyasa yapısı da köklü biçimde değişti. Sektör, ölçek ekonomisi ve oligopol piyasaya verilecek örneklerin başında geliyor. Ayrıca ölçek ekonomisi finans sektörüne taşınarak maliyetler düşerken pazardaki hakimiyet ve oligopol güç daha da arttı.
Ölçek ekonomisi
Türkiye’de indirim market modelinin temelinde yaygın şube ağı, düşük kâr marjıyla yüksek satış hacmi yer alıyor. Kurucu büyük holdinglerin çekildiği ve dört ana yerli oyuncunun domine ettiği bir yapıda on binlerce şube ve bir milyonun üzerinde çalışan var. Bu özellikler ölçek ekonomisinin çoğu özelliğine uygun.
Ölçek ekonomisine sahip şirketlerde üretim arttıkça ortalama maliyetler azalır ve marjinal maliyetler her üretim miktarında ortalama maliyetlerin altında seyreder. Bir başka deyişle, üretim ölçeği büyüdükçe firmanın operasyonel vb. maliyetleri düşmeye başlar.
Dolayısıyla ölçek ekonomisi ve düşük maliyet iç içe geçmiş durumda. Zaten indirim marketlerinde özellikle 2022 ve 2023 yılları arasında fiyat artışları ve yüksek enflasyon kaynaklı kârlılıkta artış ortaya çıktı.
Yüksek enflasyonda tüketiciler satın alma gücündeki azalışı indirim marketlerinin raflarında telafi etmeyi umuyor ve rağbet gördükleri için de giderek büyüyorlar.
Yerli indirim marketleri tüketici alışkanlıklarını okuyor, kendi markalarını üretme avantajını elinde tutuyor olsa da yüksek enflasyon vb. makroekonomik sorunlar sektörün yapısına son şeklini vermiş oldu.
Oligopol piyasa
Piyasada bir veya birkaç firma toplam üretimin tamamına yakınını üstlenirse bu piyasalar oligopoldür. Türkiye gıda perakende sektörü, yabancı sermayenin çekilmesi ve yerli indirim marketlerinin agresif büyümesiyle birlikte hızla “oligopol” (birkaç firmanın hakim olduğu) bir yapıya evrildi.
Mevcut yapı yüzeyde rekabetçi görünse de enflasyonun yarattığı ortamda oyuncular birbirini yeterince zorlamazsa; fiyat artışları daha kolay kabul görüyor. Oligopol piyasa yapısında firmaların anlaşarak fiyat belirlemesine rastlanır.
Bir marketin fiyat artışını diğerlerinin de hızla takip etmesi, oligopolün getirdiği bir reflekstir. İşte bu refleks, oligopol piyasa yapısının doğal ama riskli bir sonucudur.
Piyasa başarısızlığı!
Gıda perakende sektörünün rekabetçi piyasa dinamiklerinden uzaklaşmasıyla sektör giderek daha yoğunlaşmış bir yapıya evrildi. Piyasadaki bu yoğunlaşma, ekonomi literatüründe “piyasa başarısızlığı” olarak tanımlanır.
Bu da eksik piyasa ve tüketici egemenliğinin zedelenmesi gibi iki büyük sorunu besler. Ve piyasa başarısızlığı varsa devlet ekonomiye müdahale ediyor. Ama nasıl?
Tüketici açısından eksik piyasa ve tüketici egemenliğinin zedelenmesi meselesi
Sektörün piyasa yapısı bir başka piyasa başarısızlığı olan eksik piyasa sorununu da yaratıyor. Eksik piyasalar ise mal ve hizmet için ödenmeye hazır olunan fiyat maliyetten düşük olmasına rağmen, bu mal ve hizmeti sunumda yetersiz olan piyasalardır.
Oligopol yapıda bir başka sorun; piyasa ekonomisinin temelinde bulunan tüketici egemenliğinin zedelenmesi, tüketici deneyimi üzerinde bazı kritik yan etkilerin ortaya çıkmasıdır.
Alışveriş deneyimi maliyet odaklı tek tipleşmiş bir modelde sürerken tüketici birbirinin neredeyse kopyası ürünlerle karşılaşır. Organik, gurme ya da farklı segmentteki ürünlere erişim zorlaşır. Bu tür ürünlerin piyasadan dışlanması, tüketicinin seçeneklerini daraltarak yaşam kalitesini ve gıda arz güvenliğini tehdit eder.
Üretici açısından oligopson gücü
Birkaç büyük alıcının karşısında çok sayıda küçük üreticinin bulunduğu piyasaya “oligopson piyasa” denir. İndirim market modeline oligopson piyasa açısından da bakmak gerekir. Oligopson piyasada ürünü satın alan sadece birkaç indirim marketi varken, bu marketlere mal satmak isteyen çok sayıda küçük üretici vardır.
Oligopson yapı üreticiyi fiyat belirleme gücünden yoksun bırakır. Alıcı konumundaki marketler düşük kâr marjlarını dayatırsa, özellikle tarımsal ve endüstriyel üretim altyapısının sürdürülebilirliğini zedeler.
Örneğin bir bisküvi üreticisi, ürününü satabilmek için bu birkaç markete mecburdur ve oligopson piyasa da üreticiyi pazarlık gücünden yoksun bırakarak kar marjlarını sürdürülemez seviyelere çeker.
Enflasyon düşerse piyasa rekabetçi olur mu? Hiç sanmam.
Biliyoruz ki indirim marketleri modelinde fiyat odaklılık-düşük kâr marjı, enflasyonun yüksekliği karşısında tüketicinin ucuz ürüne ulaşmasını sağladı. Ancak maliyetleri düşürmek şartıyla elbette. Bunun için de marketler oldukça mütevazi dekore ediliyor, personel sayısı sınırlı, kendi markalarıyla ürün yaratıyor ve yeni mağazalar kirası düşük yerlerde açılıyor vb.
Önümüzdeki yıllarda enflasyon gerilemeye başlarsa indirim marketlerinde daha fazla indirim olacağını sanmam.
İlk neden; hizmet enflasyonundaki yapışkanlık devam ederse kiralar ve personel maliyeti yüksek olduğu için enflasyon düşse dahi bu maliyet düşüşünün desteğiyle fiyatlar aynı hızla geri gelmeyebilir.
Diğer neden; enflasyon düştüğünde hanehalklarının satın alma gücü yükselir ve tüketici tercihleri zorunlu gıda maddelerinden farklı ürünlere doğru değişir. İşte o zaman oligopol piyasa ve eksik piyasanın aksaklıkları, enflasyon düştüğünde daha belirgin hale gelmiş olur.
Piyasanın sağlıklı işleyişi yeniden nasıl sağlanır?
İlk yapılacak etkin rekabet denetimi ki, örneğin Rekabet Kurumu soruşturmaları ya da marketlere fahiş fiyat nedeniyle kesilen cezalar, oligopol yapının "kartelleşme" eğilimini dizginleme çabası olarak düşünülebilir.
Devlet piyasaya yeni oyuncuların girişini kolaylaştıracak teşvikler sunmalı. Küçük üreticilerin bu yapıda pazarlık gücünü arttırmak amacıyla, doğrudan satış kanalları ve güçlü kooperatif modellerini desteklemeli.
Ek olarak ürün çeşitliliği düzenlemeleri faydalı olur. Marketlerin raflarını sadece "kendi markalarına" değil, belirli bir oranda yerel ve farklı segmentteki ürünlere yer verme zorunluluğu getirilerek eksik piyasa sorunu aşılmalı.
İnovasyon ve verimlilik getiren yabancı sermayenin sektöre geri dönmesi ve enflasyonun düşmesi rasyonel rekabet zeminine katkı sağlayacaktır.
Bir de mahalle bakkallarını unutmamalı.
Adalet, havaalanlarında da hizmetinizde!-Mehmet Y. Yılmaz-
Antalya Havalimanı’nda pilot uygulama başarılı olmuş, diğer havaalanlarında da adalete kolayca erişebilecekmişiz! Adamlar havaalanında yakalandıktan sonra birkaç gün nezarette beklemesinler, hemen tutuklanıp, cezaevine yollanabilsinler diye sanırım!
Adalet Bakanı Akın Gürlek, “vatandaşların adalete erişiminin kolaylaştırılacağını” açıkladı.
Bu sözlerini okuyunca merak ettim; “daha göreve yeni gelmişti, niye istifa ediyor” diye!
Bakan Gürlek göreve geldiğinden sonra adalete olan güven kaç puan düştü, bunu henüz bilmiyoruz.
Göreve geleli beş ay kadar oluyor, gelecek yılın “adalete güven endekslerinde” net durumu göreceğiz.
Ancak süren yargılamalara, yazımında bizzat çalıştığı iddianamelerin kofluğuna bakacak olursak durum pek parlak sayılmaz.
Adalet sistemimizin uygulamalarına bakınca “adalete erişim”, biz sıradan Türkler için artık hayal mertebesinde.
Varlıklı kişilerin adalete biraz zorlanarak da olsa ulaşabildiklerini duyuyorum ama “dedikodudur” deyip geçiyorum.
Hangi savcı, hangi hâkim “tutuklamama karşılığı şu kadar milyon dolar, bu kadar milyon Euro, şu kadar kilo altın”isteyecek kadar alçalmış olabilir ki diye aklımdan geçiriyorum.
Bu dedikoduları şahsen ben ciddiye almıyorum ama bence bakanlık ciddiye alsa iyi olur, çünkü çok konuşuluyor.
Bana öyle geliyor ki birtakım çeteler türedi, hâkime, savcıya vereceğiz diye milletten para tırtıklıyor.
Kim bilir, bakarsınız günün birinde iktidar değişince “etkin pişmanlıktan yararlanmak isteyenler” de çıkar, o zaman öğreniriz.
Gerçi sadece itirafçı ifadesiyle kimse suçlanmamalı ama bunu gelecekte birilerinin ağzından duymayı çok isterim doğrusu.
Adalet Bakanı’nın “adalete erişim kolaylaşacak” açıklamasının nedeni meğerse havaalanlarında 7 gün 24 saat aralıksız çalışacak “Adliye ek hizmet birimlerinin” yaygınlaştırılması kararıymış.
Antalya Havalimanı’nda pilot uygulama başarılı olmuş, diğer havaalanlarında da adalete kolayca erişebilecekmişiz!
Yalnız burada bir yanlış anlamaya da meydan vermek istemem: Bunların yaygınlaştırılmasının nedeni “normal adliyelerde adalete erişemedik, bir de bunu deneyelim” diye değil.
Temel amaç “haklarında yurt içi çıkış yasağı veya yakalama kararı bulunan yolcuların işlemlerini” hızlıca yapabilmek!
Adamlar havaalanında yakalandıktan sonra birkaç gün nezarette beklemesinler, hemen tutuklanıp, cezaevine yollanabilsinler diye sanırım!
Bu da normal tabii: Adalet Bakanı’nın Akın Gürlek olduğu bir ülkede, hızlı tutuklamanın “adalete kolay erişim” diye tanımlanması yani!
* * *
Kılıçdaroğlu’na sokakta yürüme teklifi
Kılıçdaroğlu, bir gün CHP’nin en çok oy aldığı herhangi bir mahallede semt pazarına gitsin ya da çarşıda şöyle bir tur atsın. İnsanların elini sıkarak, hâl hatır sorarak 10 dakika yürümeyi denesin. Yürüyemeyeceğine iddiaya girerim. Böyle 10 mahalle gezsin, bir tekinde alkışlanmayı başarsın, ona bir takım elbise alırım.
Recep Tayyip Erdoğan’ın bir daha seçilememe korkusunu yenebilmesi için CHP’nin başına oturtulan Kemal Kılıçdaroğlu ve yanındaki grubun, AKP’ye bir seçim zaferi daha ikram etmeden bu işin peşini bırakmayacağını tahmin ediyordum, bu artık kesinleşti sayılır.
Geçtiğimiz cumartesi günü Türkiye gazetesinde yayınlanan bir habere göre Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkanlığa tayin edilmesinden bu yana CHP’nin oyları yüzde 7 kadar erimiş.
Kılıçdaroğlu ekibinin yaptırdığı bu araştırmaya göre CHP’nin oyu Özel’in parti kurması halinde yüzde 13 – 14’lere kadar da gerileyebilecekmiş.
Merak ettim, araştırma sonuçları ellerine geçtiğinde Kılıçdaroğlu’nun odasında bir de kutlama partisi yaptılar mı; “hedefimize ulaşıyoruz” diyerekten!
Aslına bakarsanız “Özel’in parti kurması halinde CHP’nin oyu yüzde 13 – 14” tahmini bile hayli abartılı geliyor bana.
Çarşıda, pazarda gördüğüm havaya dayanarak bunu söylüyorum.
Kendi çevrem bu konuda referans sayılmaz, bir bölümü eski seçimlerde oy vermiş olsalar da zaten CHP’li de değil.
Ama onun dışında çarşıda, pazarda, sokakta yürürken, havaalanında beklerken daha bir tek kişi görmedim ki “Kılıçdaroğlu’nun döndüğü çok iyi oldu” desin.
Aslında Kılıçdaroğlu’nun bunu test edebilmesinin yolu da var, araştırma yaptırmasına gerek yok.
Bir gün CHP’nin en çok oy aldığı herhangi bir mahallede semt pazarına gitsin ya da çarşıda şöyle bir tur atsın. Örgütlü bir tepkiye meydan vermemek için nereye gittiğini kimseyle de paylaşmasın.
Öyle bir yerde insanların elini sıkarak, hâl hatır sorarak 10 dakika yürümeyi denesin.
Yürüyemeyeceğine iddiaya girerim.
Böyle 10 mahalle gezsin, bir tekinde alkışlanmayı başarsın, ona bir takım elbise alırım.
İddiayı kazanırsam onun bana bir şey almasına gerek yok, o görüntüleri izlemek benim için yeterli bir ödül olacaktır.
Ama bunu yapamaz, benim gibi kendisi de biliyor olmalı.
Onun görevi partisini yüzde 2 – 3 oy oranına düşürse bile yerine getirilmiş demektir.
Hele yüzde 5 filan, Recep Tayyip Erdoğan için “hayali cihan değer”!
Kılıçdaroğlu da böylece CHP’nin başına oturtulmasının karşılığını vermiş olur.
/././
T-24











Hiç yorum yok:
Yorum Gönder