19 Eylül 2026 Cumartesi

ÇİZGİLERİN DİLİ -19/09/2026-

 











(Derleyen: mstfkrc)

CUMHURİYET "Köşebaşı + Gündem" -19 Eylül 2026-


Lojmanda Ölü Öğretmen, Villada Önder Hükümlü -Işık Kansu- 

Devlet Bahçeli açıkladı: “Önder” dedikleri terör hükümlüsüne İmralı’da 2 katlı villa yaptırılmış. Hükümlü de “Bana statü vermezseniz villada oturmam” diyesiymiş...

Ne hale geldik!

Ömür boyu hapse mahkûm edilmiş terör hükümlüsüne devlet, özel kullanımı için villa yapıyor, o da hükümlü ile devlet arasında pazarlık konusu oluyor.

Öbür yanda, kimse, villa yaptırdıkları hükümlünün nelerden sorumlu olduğunu umursamıyor.

Örneğin, 1993’te Bitlis’in Erikli köyü öğretmenleri Bayram Tekin ve hamile eşi Yasemin Tekin ile 3 yaşındaki kızları Betül’ün okulun minnacık lojmanında yemek yerken sofra başında takır takır tarandıklarını hiç kimse hatırında tutmuyor. Betül’ün yumuk elleri arasında kalan ekmek kırıntılarını anımsamıyor.

1994’te Mazgirt’te; Rüstem Şen, Metin Kaynar, Ali İhsan Çetinkaya, Mustafa Karınca, Buminhan Temizkan ve Vedat İnan öğretmenlerin, yine küçücük okul lojmanında topluca şehit edildiğini kimse aklının ucuna getirmiyor.

Kimse; İmralı’da villa yaptırılmasına kimin karar verdiğini, niçin ve ne zaman verdiğini, inşaat için kimden izin alındığını, villanının ruhsatı olup olmadığını, ihale açılıp açılmadığını, hangi bütçe kaleminden ne kadara mal olduğunu bilmiyor. Sormuyor da.

Kimse bu memleketin öğretmenlerinin, memurlarının, subaylarının, askere alınmış yoksul çocuklarının, yurttaşlarının; onların ölümünden sorumlu, yerli ve yabancı egemenlerin oyuncağı olmuş İmralı’daki terör hükümlüsü özel villada otursun diye mi toprağa düştüğünü sorgulamıyor.

Düşünün, o villada oturtacakları kişi, statü sahibi olup “demokratik cumhuriyet” kuracakmış!

ZEVAHİRİ KURTARMAK

Muhalefete karşı toptan iktidarın yürüttüğü demokrasi ve hukuk dışı harekâtı gölgelemek için başlatılan göstermelik soruşturmalara tanıklık ediyoruz.

İstihbarat görevlisi Kâşif Kozinoğlu’nun, FETÖ’nün AKP döneminde gerçekleştirdiği yargısal kurgular sırasında cezaevinde gerçekleşen kuşkulu ölümüne ilişkin inceleme bunlardan biri.

Medyaya sızdırılan bilgilere bakılırsa başlatılan soruşturma, gazetecilere, senaristlere, olayın gerçekleştiği dönemde görev yapan kimi kişilere yönelmiş durumda.

Bunlar arasında siyaseten cezaevlerinden sorumlu adalet bakanı yok.

Kozinoğlu’nun öldüğü dönemin adalet bakanı kim? O süreçte AKP milletvekili olan Sadullah Ergin.

Fethullahçıların kumpasları sırasında bakanlık yapan Sadullah Ergin, daha sonra AKP’den ayrılmıştı. 2023 seçimlerinde butlancı Kemal Bey’in cumhurbaşkanlığı sevdası nedeniyle Ankara Çankaya bölgesinden aday gösterilmiş, CHP listesinden milletvekili seçilmiş, ardından DEVA Partisi’ne geçmişti.

Kozinoğlu için yeni açılan soruşturmada, Sadullah Ergin’e soru soran var mı? Yok.

Çünkü amaç zevahiri kurtarmak.

ÜSKÜDAR’IN CEMAAT BAĞLANTISI 

Üsküdar Belediyesi’ne çökme manevrasının hemen ardından belediyenin başkanvekilliğine oturan AKP’li ile AKP’li ilçe başkanı, Aziz Mahmut Hüdayi türbesini ziyaret edip dua ettiler.

Aziz Mahmut Hüdayi adına bir vakıf kurulu.

AKP döneminde Bakanlar Kurulu kararıyla vergi muafiyeti verilen ve kamu yararına çalışan sivil toplum kuruluşu ilan edilen vakıf, Erenköy cemaati ile ilintili. Erenköy cemaatinin kökü, 1930’da Menemen’de Kubilay’ın gericiler tarafından şehit edilmesinden sorumlu tutulan Erbilli Mehmet Esat’a değin uzanıyor.

Daha sonra cemaat, ANAP ve AKP ile yakın ilişkileri olan Topbaş ailesinden gelen isimler tarafından yönetilmiştir.

Bağlantıları sağlamdır yani.

/././

Bir gariplik var burada -Barış Pehlivan- 

Düşün ki...

İşlemediğin bir suçtan, o sırada suç olmayan bir eylemden, suç olsa da zamanaşımına uğramış olaydan, dahası suçu işlediğini itiraf eden bir başka şüpheli varken tutuklanıyorsun.

Bir yanlışlık olmalı, “Bu kadar da olmaz herhalde” dediğin noktada, birden. Kendini yine seni tutuklayan hâkimin karşısında buluyorsun...

Ve o hâkim, “Sen bir de suç örgütü kurmuşsun” diyor, “Savcı seni sorgulamamış ama olsun” diyor, “Tamam, cezaevindesin ama belki kaçarsın” diyor. Ve seni yine tutukluyor.

Senin “Nasıl bir şey bu suç örgütü, avukatım nerede, ne bu suç örgütünün adı” sözlerin ise boşlukta dalgalanıyor.

Avukatlarının tahliye talebini okudum. Oradan bir alıntıyla bitireyim:

“Tutuklama talep yazısı ve kararında örgütün kimlerden oluştuğu, hiyerarşik yapısı, müvekkilimizin örgüt içerisindeki konumu, hangi amaç suçları işlemek üzere hareket edildiği, süreklilik ve elverişlilik unsurlarının hangi somut delillerle gerçekleştiği ortaya konulmadı. Müvekkilimizin ilk tutuklama kararına konu edilen eylemleri, 15 Eylül 2026 tarihli itiraz dilekçemizde maddi ve hukuki yönden ayrıntılı biçimde çürütüldü. Bu eylemlerden bağımsız herhangi bir yeni örgütsel faaliyet veya somut delil gösterilmedi.”

Gazeteci Selahattin Günday’ın öyküsünü okudunuz. Sahi, MİT Başmüşaviri Kâşif Kozinoğlu’nu cezaevinde “kasten öldürme” soruşturması nasıl buraya geldi? Bir şey var bu işte.

O İŞÇİLERE BERAAT

Bundan yaklaşık üç yıl önceydi. Ekvador’dan Mersin Limanı’na gelen muz yüklü bir konteynerin soğutucu motor bölmesine gizlenmiş uyuşturucu, limanda çalışan iki görevli tarafından dışarı çıkarılacaktı. Ama aynı limandaki bir başka çalışanın ihbarıyla operasyon yapıldı ve 54 kilo kokain ele geçirildi. Tutuklanan 12 kişiden biri olan Eyyüp Acar, hem limanda çalışıyordu hem narkotik polisinin muhbirlerindendi hem de uyuşturucu ağının içindeydi. Aynı kişi sonra da itirafçı oldu.

Öğrendim ki aylar süren duruşmalar sonunda Mersin 5. Ağır Ceza Mahkemesi kararını vermiş. Liman çalışanları Eyyüp Acar ve Bedri Atakan Kaya 27 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılmış. İstinafın da bozma istemini esastan reddettiği dosya şimdi Yargıtay’ın raflarındaymış.

Dava sonucunun çarpıcı noktalarından biri de iddianamede ağır suçlamalar yöneltilen ve aylarca tutuklu kalan, bir de işten atılan diğer liman işçilerinin beraat etmiş olması.

Bakalım, bir dönemin çok tartışılan bu operasyonunda Yargıtay’ın nihai kararı ne olacak?

/././

SPK her şeyi biliyor, kim kazandı açıklayın -Murat Ağırel- 

Her şeyi bilmek zorunda değiliz.

Fakat mesleğim gereği insanlara anlatabilmek için günlerdir borsada yaşananları anlamaya çalışıyorum.

Fonlar, hisseler, portföy şirketleri, temerrüt, tasfiye...

Rakamlar havada uçuşuyor.

Ama herkesin sorduğu soruyu ben de soruyorum:

Bu nasıl oldu?

Öncelikle bir yanlışı düzeltelim.

Şirketlerin büyüklüğü tek bir hissenin fiyatıyla değil, toplam pay sayısıyla birlikte oluşan piyasa değeriyle ölçülüyor.

Fakat işte tam burada çok daha çarpıcı rakamlarla karşılaşıyoruz.

Destek Finans Faktoring’i inceleyelim.

Şirketin 30 Haziran 2026 tarihli bilançosuna göre özkaynağı yaklaşık 14.8 milyar lira. Altı aylık net kârı 2.6 milyar lira civarında. (KAP)

Buna karşılık yakın dönemde piyasa değeri 800 milyar lirayı aşmış, piyasa değeri/defter değeri oranı 54 kata kadar çıkmış durumda.

Bakın, “Şirketin gerçek değeri 14.8 milyardır” demiyorum. Piyasa bir şirketin muhasebe özkaynağının 50 katından fazlasını fiyatlıyorsa sorulması gereken soru çok açık değil mi?

Bu kimin ve nerenin parası?

Ben sormuyorum sadece.

Sermaye Piyasası Kurulu da bugün yaptığı açıklamada benzer bir ifadeyi kullanıyor.

SPK diyor ki: 2025 yılının son çeyreğinde bazı portföy yönetim şirketlerine ait fonların, fiili dolaşımı düşük hisselerde “ekonomik gerçeklik ve şirket temel finansal büyüklükleri ile açıklanamayacak” fiyat hareketlerine neden olduğu gözlemlendi.

SPK açıklamasındaki tarihe dikkat ettiniz mi? “2025’in son çeyreği” diyor. Yani bugün ortaya çıkmış bir durumdan söz etmiyoruz.

SPK’nin kendi açıklamasına göre konu, 2 Aralık 2025 tarihinde Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek başkanlığındaki Finansal İstikrar Komitesi’nin önüne geliyor.

BU NOKTAYA NEDEN GELDİ 

Yani zaten bir balonun büyüdüğünün farkındalar.

3 Aralık’ta SPK bünyesinde çalışma grubu kuruluyor.

15 Aralık’ta Borsa İstanbul ve Takasbank’tan görüş isteniyor.

18 Aralık’ta nitelikli yatırımcı sınırı 1 milyon liradan 10 milyon liraya yükseltiliyor.

28 Ocak 2026’da taslak Hazine ve Maliye Bakanlığı’na gönderiliyor.

Şubat ayında sektörün ve Merkezi Kayıt Kuruluşu’nun (MKK) görüşü alınıyor.

17 Haziran’da Türkiye Elektronik Fon Alım Satım Platformu (TEFAS) esasları onaylanıyor.

23 Temmuz’da yeni değerleme kararı alınıyor.

Ve kapsamlı rehber ancak 28 Ağustos 2026’da yayımlanıyor.

Buraya kadar her şey piyasa denetiminin işlediğini gösteriyor.

Peki, SPK ekonomik gerçeklikle açıklanamayan fiyat hareketlerini 2025’in son çeyreğinde gördüyse, konu Finansal İstikrar Komitesi’ne kadar gittiyse, çalışma grubu oluşturulduysa biz bu noktaya neden geldik?

Ben 2002 krizini de banka hortumlamalarını da hatırlıyorum.

Vatandaşın 3 lira 5 lira 100 bin lira 1 milyon lira ne kadar ise parasını kim çaldı?

Yanıt verin.

Keza bir de işin diğer tarafı var.

Gelelim Pusula meselesine...

Pusula Finans Holding, Katılımevim’in önemli ortaklarından biri. Katılımevim belgelerinde Pusula Finans Holding’in payı yüzde 28.42 olarak görülüyor.

Yine Katılımevim’in Pusula Finans Holding’in Gündoğdu Gıda’da yüzde 11.54 pay edindiği açıklanıyor.

9 Eylül 2026’ya geliyoruz.

Tera Grubu, Pusula Finans Holding ve bağlı şirketlerindeki payları devralmak üzere görüşmelere başladığını açıklıyor.

10 Eylül’de temel ticari ve finansal şartlarda mutabakata varıldığı duyuruluyor. Ancak 15 Eylül tarihli açıklamada devir işleminin henüz hukuken ve fiilen tamamlanmadığı özellikle belirtiliyor.

Ve aynı 15 Eylül günü Pusula Portföy KAP’a bir açıklama gönderiyor: “Bazı yatırım fonlarının katılma payı iade ödemelerinde temerrüt oluştu.” Yani yatırımcı parasını geri istiyor ama fon yöneticileri ödeme yapamıyor.

İki gün sonra ne oluyor?

SPK; Tera, Pusula, Hedef, Atlas, A1, Pardus ve Bulls Portföy’ün TEFAS’taki fonlarını işleme kapatıyor ve 130 fonun tasfiyesine karar veriyor.

Aynı süreçte SPK’nin, Katılımevim, Gündoğdu Gıda ve Destek Finans Faktoring paylarındaki işlemler nedeniyle 38 kişi hakkında suç duyurusunda bulunduğu ve iki yıllık işlem yasağı uyguladığı bildiriliyor.

Şimdi tekrar başa dönelim.

Bütün bu işlemler görünmez bir yerde yapılmıyor.

Merkez Kayıt Kuruluşu MKK kendi internet sitesinde, SPK-Borsa İstanbul Gözetim Projesi’ne sürekli veri akışı sağladığını açıkça yazıyor.

KİMLER POZİSYON ALDI 

Borsa İstanbul da piyasalardaki olağandışı işlem kalıplarını elektronik sistemlerle takip ediyor.

Nitekim Borsa İstanbul’un 2025 faaliyet raporunda, işlem kalıpları dikkat çekici bulunan 217 yatırımcı hakkında aracı kurumlara uyarı gönderildiği ve mevzuata aykırılık şüphesi taşıyan işlemler hakkında hazırlanan 99 bilgi notunun SPK’ye iletildiği yazıyor.

Yani sistem kör değil.

Veri var.

Kayıt var.

Gözetim var.

O halde şimdi yapılması gereken çok açık.

Her hamlenin dijital parmak izi bulunuyor. Hem de en ufak işlerin bile. Hatta size şöyle söyleyeyim, klavye üstünde bastığınız tuşun bile dijital olarak ulaşılabilir bir kaydı var.

Dolayısıyla bu hisselerdeki bütün işlem zincirleri çıkarılmalı.

Olağanüstü yükseliş başlamadan önce kimler pozisyon aldı?

Hangi fonlar hangi hisseleri hangi tarihlerde topladı?

Bu fonların yöneticileriyle şirketlerin ortakları arasında ticari veya yönetsel bağlantı var mı?

Aynı hesaplar birbirlerinden alıp satarak fiyat oluşumuna etki etti mi?

Hisseler zirvedeyken kimler satış yaptı?

Fonlara küçük yatırımcının parası hangi tarihlerde girdi?

Ve elbette daha önemli bir soru:

Kamu görevlileri veya yakınları bu hisselerde ve fonlarda işlem yaptı mı?

Bunun cevabı dedikoduyla aranmaz.

Kayıtlara bakılır.

MKK kayıtlarına, banka hareketlerine, aracı kurum hesaplarına ve mal varlığı değişimlerine bakılır.

Çünkü mesele artık sadece “Borsada bazı hisseler çok yükseldi” meselesi değildir.

SPK bugün kendisi söylüyor: Ekonomik gerçeklikle açıklanamayan hareketleri 2025’in son çeyreğinde gördük.

Öyleyse bundan sonra sorulacak soru bellidir:

Gördünüz, gördünüz de peki gördüğünüz andan bugüne kadar kim kazandı, kim kaybetti ve neden engellenemedi?

Asıl dosya burada başlıyor.

/././

Öne Çıkan Yayın

ÇİZGİLERİN DİLİ -21 Eylül 2026-

  (Derleyen: mstfkrc)