AKP içinde fon krizi büyüyor: Külünk ve Kılıçarslan'dan ekonomi yönetimine istifa çağrısı (soL)
Borsada yaşanan 900 milyar liralık fon vurgunu, AKP içerisindeki güç savaşını açığa çıkardı. Sorumluluğu birbirine atan taraflar arasında sert tartışmalar yaşanırken, Metin Külünk ve İsmail Kılıçarslan ekonomi yönetiminin ihmallerine dikkat çekerek istifa çağrısında bulundu.
***
Borsada yaşanan fon vurgunu AKP içerisindeki çatlakları bir kez daha gün yüzüne çıkardı.
Yüz binlerce kişiyi mağdur eden ve 900 milyar liraya ulaşan vurgunun ardından, AKP içerisindeki liderlik yarışının tarafları sorumluluğu birbirine atmaya başladı.
İlk olarak fonları denetlemekle yükümlü olan Sermaye Piyasaları Kurulu, kamuoyunda yükselen "vurgunu resmen izlemişler" eleştirilerine yanıt vermek üzere yaptığı açıklamada bir önceki yönetimi suçladı. Kurumda Mayıs ayında yaşanan değişikliğe dek yeterli adımların atılmadığı ima edildi.
Karşı hamle olarak Adalet Bakanı Akın Gürlek’in eşinin SPK üyesi olması gündeme getirildi. Peşi sıra Şamil Tayyar ve Rasim Ozan Kütahyalı, Gürlek’in eşini savunan paylaşımlar yaptılar.
Ardından Nihat Zeybekci ekibi, AKP’nin sosyal medyadaki resmi ekonomi hesabından SPK'ya yani Mehmet Şimşek ekibine görevlerini hatırlattı.
Eşzamanlı olarak "Gürlek bu konuyu 2025’te savcıyken fark etmiş, yazı yazmış" diyen haberler servis edildi.
Bilek güreşinde Şimşek karşısındaki ekip hamlelerini sürdürüyor. Son olarak AKP eski milletvekili Metin Külünk ve Yeni Şafak yazarı İsmail Kılıçarslan devreye girdi.
Külünk 'istifa' istedi: 'İhmallerin bedelini Cumhurbaşkanımız ödememeli'
Metin Külünk, sosyal medya hesabından paylaştığı mesajında "Fon krizi yalnızca ekonomik ve mali bir mesele değildir. Bu kriz, AK Parti’nin kendi sosyolojik tabanına çok ağır bir bedel ödetmektedir" diyerek yaşananların sandığa yansımasının olacağını ima etti.
Bu durumun önüne geçmek için sorumluların istifa etmesi veya görevden alınması gerektiğini savunan Külünk, şöyle yazdı:
"Süreç içerisinde sorumluluk makamında bulunanlar; görevlerini zamanında ve gereği gibi yerine getirmemenin, yönetim zafiyetinin, ihmalin ve kişisel ihtirasların meydana getirdiği bu ağır tablonun hesabını nasıl verecekler? Birilerinin ihtiraslarının, yetersizliğinin veya ihmalkârlığının bedelini ne milletimiz ne AK Parti’nin sosyolojik tabanı ne de Sayın Cumhurbaşkanımız ödemelidir."
Kılıçarslan açıkça Şimşek ekibine işaret etti: 'İstifalar nerede?'
İsmail Kılıçarslan ise Yeni Şafak'taki köşesinde borsayı da aşan bir krize işaret ederek, ekonomi yönetimine sitem etti. Mehmet Şimşek'in "Savaş olmasaydı enflasyon 7 puan aşağıda olurdu" laflarına atıfta bulunan Kılıçarslan şu ifadeleri kullandı:
"Farkında olup olmadığınızı çok merak ettiğimiz bazı şeyler var. Bunlardan ilki, son 4-5 yılda nasıl bu denli yoksullaştığımızın farkında olup olmadığınız. Aracımıza benzin almaya korkuyoruz, marketten gönlümüzce alışveriş yapmaya korkuyoruz, ev kiralamaya korkuyoruz, işçi çalıştırmaya korkuyoruz, işçi olarak çalıştığımızda aldığımız paranın geçimimize yetmeyeceğinden korkuyoruz. Siz de arada bir çıkıp yeni vergi kalemlerini sayıyor, hatta 'Savaş olmasaydı enflasyon şu kadar olurdu' falan diyorsunuz. Okullar olmasaydı da maarifi yönetmek çok kolay olurdu zaten."
Fon şirketleri vurgun yaparken ekonomi yönetiminin olup biteni izlediğini belirten Kılıçarslan da tıpkı Külünk gibi istifa istedi.
"Fonlar, sahibi oldukları şirketleri borsada spekülasyonlarla milyar dolarlık hacimlere ulaştırıp vatandaşın parasını cukkalarken bu işin yetkilileri tam olarak ne işle meşguldü? Hadi adamlar aşırı uzmandı da fark edilmediler diyelim. İstifalar nerede o vakit? 'Yahu bu fonlar vatandaşın 15 milyar dolarını çalarken ben uyumuşum, kusura bakmayın' diyerek istifa eden yöneticiler nerede?
***
Kavga büyüyor, asıl gerçek gözden kaçırılıyor: Fon vurgunu AKP içi savaşın neresinde? (soL)
Toplam büyüklüğü 900 milyar lirayı bulan bir fon vurgununu konuşuyoruz. Birileri milyarlarca lirayı cebe indirip ortadan kayboldu. Faturası da halka kesilecek, burası kesin. Ancak tartışmanın ve vurgunun bir de AKP içi boyutu var ki, ciddi bir kazan da orada kaynıyor. Tüm bu tabloda asıl gerçeğin üzeri yine ustalıkla örtülüyor.
***
Can Holding operasyonu şimdilerde unutuldu.
Çok büyük paraların, “kara paranın” sistem içine sokulduğu, bu paralarla televizyon kanalları ve üniversiteler alındığı konuşuldu.
Ancak sonrasında iş bir “kara para” operasyonundan AKP içi savaşa dönüştü.
Adı geçen isimlerin önemli bir bölümünün AKP içinden “hatırlı” dostları vardı.
Mesele hızlıca AKP içi bir savaşa dönüştü.
Şamil Tayyar çıkıp Akın Gürlek’e inanılmaz bir baskı olduğunu söyledi, hedefe de Mehmet Uçum’u koydu.
Sonra ne oldu?
Operasyonun Habertürk dolayımıyla Hakan Fidan’ın önünü kesmek, uyarmak için yapıldığı iddiaları ortalığa saçıldı.
Sonra?
Mesajlar verildi, kavgalar edildi, ciddi paralara, şirketlere el konulduğu söylendi…
Sonra?
Operasyonda tutuklanan herkes serbest bırakıldı.
Bu hatırlatmayı yapmamızın nedeni şimdi yine bir vurgun gündemini yine AKP içi gerilimle ve benzer isimler üzerinden okuyoruz.
Ve yüksek olasılıkla öykü yine benzer bir sonla bağlanacak.
Gelin şimdi ortaya çıkan ayrıntılara yakından bakalım.
Fon vurgununun ardındaki kavga
“Fon Vurgunu ve Kaşif Kozinoğlu’nun ölümü dosyaları üzerinden bir çatışma yaşanıyor. Peki çatışma kimler arasında yaşanıyor? Akın Gürlek ve Hakan Fidan.”
Bu iddianın sahibi CHP’li vekil Deniz Yavuzyılmaz.
İddiaların merkezinde ise yine AKP içi liderlik savaşı var.
AKP içinde lider adayı olan isimler, yine iddiaya göre Bilal Erdoğan’a rakip olabileceği söylenen isimler, yargı sopasıyla karşı karşıya kalıyor. Söylenen bu.
Bu haberde gündemimiz Kozinoğlu değil, o nedenle fon vurgunu üzerinden devam edelim.
Ortada 900 milyar liralık devasa bir vurgun var.
Büyük başları geçelim, dolandırılan, tüm birikimi uçurulan binlerce yurttaş var.
İşin burası kimsenin umurunda değil. Herkes ortaya çıkan sopayı kendi mevzi kavgasının aparatı olarak değerlendiriyor. Örneğin Gürlek’e karşı olan AKP içi ekipler, hızlıca operasyonu ona bağladı. Gürlek’in eşi SPK üyesiydi, buraya şimdiye kadar dokunulmamasının ardında da bu var dediler.
Bir diğer ekip ise doğrudan Mehmet Şimşek’i hedef aldı, yine SPK üzerinden. Sorumluluk ve suç ondaydı, her şeyi görmesine rağmen müdahale etmedi dediler.
Buna dün AKP’nin sosyal medyadaki resmi ekonomi hesabı da eklendi ve SPK görev hatırlatması, Şimşek karşıtlığı üzerinden sunuldu.
Şamil Tayyar ve cezaevinden daha yeni çıkan ve bir daha girmek istemeyen Rasim Ozan Kütahyalı, Gürlek’in eşini savunan paylaşımlar yaptılar.
Öyle ya, "Gürlek bu konuyu 2025’te savcıyken fark etmiş, yazı yazmış" dediler.
"Suçlu adım atmayan Gürlek değil, Şimşek" demiş oldular.
Çünkü dışardan bakınca AKP’de koruması en zayıf olan isim Mehmet Şimşek.
Zaten Yeni Şafak hemen her gün tam da onu hedef alarak haber yapıyor.
Yani bir açıdan kolay lokma olarak görülüyor, öyle olup olmadığından bağımsız olarak.
Herkes cebini dolduruyor, iktidar kavgasında kendilerine yeni mevziler elde ediyor, savaşta dökülenler oluyor, yeni ittifaklar kuruluyor ve yeni kavga başlıkları gündeme geliyor. Yaşananları özeti bu aslında.
Peki, tüm bu kavgada gözden kaçan şey ne?
AKP içi güç savaşı, Erdoğan sonrasına hazırlık işin bir yönü.
Kavganın bir yanının burada koptuğu kesin, burada işlerin rayından çıkma ihtimali olduğu da. Dün Şamil Tayyar açık açık "kelle almak lazım" demeye başladı, bu kellelerin nereye uzanacağını tahmin etmek şimdilik güç.
Ancak tüm bu tabloda hiç konuşulmayan şeyler var.
Ortada tam da bu düzenin ruhuna uygun çok büyük bir vurgun var.
Bilebildiğimiz kısmı, 900 milyar liralık bir vurgun yapıldığı. Bu vurgunu yapıp kimlerin cebinin dolduğunu saklamaya devam edecekler, bu kesin.
Diğer yönü ve hiç konuşulmayan kısmı ise "büyük başlardan" olmayan ve bir anda elindeki tüm birikimini kaybeden binlerce kişi.
Şimdi her yanda bu saadet zinciri ve ponzi ağına nasıl düşüldü deniyor. Oysa bir şey unutuluyor, bu düzenin kendisi bataklık, bu düzenin kendisi ponzi. Ve o bataklığın tek bir kuralı var, sadece zenginler kazanır.
TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, ortaya çıkan bu karmaşık tabloyu dün soL TV'deki Komünist Bakış programında değerlendirirken önemli ifadeler kullandı.
Hatırlatalım:
"Bu karmaşayı bir şekilde sadeleştirmek zorundasınız. Sadeleştirirken de gerçeklerden kopmamak zorundasınız. Bunu sağlayan elde tek bir anahtar var. Yemen'deki meseleyle fon meselesini, Kozinoğlu soruşturmasını, yoksulluğu birbirine bağlayan bir şey var: Sermaye egemenliği. Bu bakış bize büyük bir avantaj sağlıyor. Türkiye'de şimdi yönetenler de sürüklenmeye başlandı. Bu sürüklenme hali inanılmaz tehlikeli. İşler her zaman bizim emekçi halkımız için kötü gitti, kötü gidiyor. Bu sistem zarar veriyor, nüfusun çok büyük bölümüne. Ama şu anda topyekün sürüklenmekte olan bir ülke görüntüsü veriyoruz. Burada toparlayıcı ve yapıcı unsur bu sürüklenmenin sorumlusu olan sermaye düzeniyle hiçbir çıkar ilişkisi olmayan toplumsal kesimlerdir."
Mesele gerçekten de tam olarak bu değil mi?
***
THY'nin yeni çalışma düzeni dayatması personeli isyan ettirdi: 'İşten atılma korkusuyla imzalatılıyorlar'
(Özkan Öztaş-soL)
Türk Hava Yolları'nın 1 Ocak 2027'de başlatacağı yeni ücret ve çalışma prosedürleri büyük tepki çekti. Sendika değişikliklere itiraz etse de soL'a konuşan THY çalışanları, işten atılma tehdidiyle dayatılan onam sürecinde sendikayı eylemsiz kalmakla ve pasiflikle suçluyor.
***
Türk Hava Yolları, uçuş ekipleri arasında haftalardır konuşulan ücret ve çalışma düzeni değişikliklerini resmen duyurdu.
THY İnsan Kaynakları Başkanlığı'nın çalışanlara gönderdiği bilgilendirmeye göre, kredili uçuş ücretinden fazla mesaiye, ekip aracından pilot eğitim borçlarına kadar bir dizi prosedürel düzenleme 1 Ocak 2027 itibarıyla yürürlüğe girecek. Toplu İş Sözleşmesi'nde herhangi bir değişiklik içermeyen kararlar, kokpit ve kabinde binlerce çalışanı doğrudan ilgilendiriyor.
Öte yandan dün gündeme gelen haberlerde şirketin kokpitteki erkek çalışanlarda uygulanan sakal yasağını kaldırdığı da ortaya çıkmıştı.
Ücret hesaplamalarında yeni dönem
THY'nin yeni düzenlemesinin uçuş ekipleri açısından en dikkat çekici maddesi kredili uçuş ücreti hesaplamasında gidilen değişiklik oldu.
Aylık 40 saati aşan uçuşlarda ödenecek kredili uçuş ücreti, artık gerçekleştirilen ücrete baz uçuş saati esas alınarak hesaplanacak. Birim ücret artık uçuş ekibi için 70 saate, kabin ekibi için ise 85 saate bölünerek tespit edilecek. Ay içindeki uçuş saatlerine göre getirilen kademeli ödeme yapısıyla, 1 ile 40 saat aralığında fiili uçuş saatinden bağımsız olarak 40 saatlik bir baz üzerinden ödeme yapılacak. Kırk bir saat ile yetmiş veya seksen saat aralığında ise kırk saati aşan her bir saat için birim ücret üzerinden ilave ödeme uygulanacak.
Yüksek uçuş saatlerinde ödeme kademeleri de yeniden düzenlendi. Ara kademe olarak belirlenen kokpitte 71 ile 80 saat, kabinde ise 81 ile 90 saat arası uçuşlarda birim ücretin yüzde elli fazlası ödenecek. Üst kademe sayılan kokpitte 80 ve kabinde 90 saatin üzerine çıkıldığında ise limitleri aşan saatler için birim ücret iki katına çıkarılarak yatırılacak. THY ayrıca kokpit ekiplerinin ayda yirmi sektörün üzerinde gerçekleştirdiği her uçuş için ayrı bir sektör ücreti ve C kategori meydanlara yapılan seferler için ek ödeme getirildiğini duyurdu. Düzenlemeyle birlikte 24 saatten kısa süreli görevlerin son günü için tam harcırah yerine oransal ödeme yapılacak. Buna göre sıfır ile sekiz saat arası için üçte bir, dokuz ile on altı saat arası için üçte iki, on yedi ile yirmi dört saat arası için ise tam gün harcırahı ödenecek. Yönetim, personelden bu yeni düzenlemeyi kabul edip etmediklerine dair beyanlarını en geç 29 Eylül 2026 saat 23:59'a kadar iletmelerini istiyor.
Sendika 'olumsuz' görüş bildirdi
Söz konusu prosedür değişikliklerine ilişkin Türkiye Sivil Havacılık Sendikası'na da yazı gönderilerek sendikanın görüşü soruldu. Hava-İş Sendikası, değişikliklere ilişkin olumsuz görüşünü bildirerek toplantılarda bu kararların kabul edilmediğini kesin ve net bir şekilde ifade ettiğini duyurdu. Sendika tarafından yapılan açıklamada, yapılmak istenen değişikliklerin motivasyonu düşüreceği vurgulandı. İşverenin gerçekten bir tasarrufa ihtiyacı varsa bunun karşılanacağı alanın üyelerin çalışma koşulları ve ücretleri olmadığı belirtilerek, ilgili başkanlıkların böylesi bir süreçte sessiz kalması eleştirildi.
'Kârlar şirketin hanesine, tasarruf bizim hanemize yazılıyor'
soL'a konuşan THY çalışanları ise yapılan performans baskısının işten atılma kaygısıyla birleştirilerek bir tür dayatmaya dönüştüğünü ifade ediyor.
Süreci "sömürünün verimlilik kılıfı" olarak tarif eden çalışanlar, personele gönderilen e-postalarla harcırahlardan kesintiler yapıldığını belirterek yaşananları şu sözlerle aktarıyor:
"Kredili uçuşlarda garanti saatlerimiz gasp ediliyor ve kıdemli uçucuların havalimanı ulaşım hakları ellerinden alınıyor. Bu hak gaspları, 29 Eylül 2026 tarihine kadar onaylanması zorunlu tutularak işten atılma korkusuyla harmanlanmış bir şantajla bize dayatılıyor."
Sürece karşı sendikanın yeterli tepkiyi göstermediğini kaydeden işçiler, somut bir adım atılmamasına tepkili. Hava-İş Sendikası'nın yayımladığı metinde THY'nin 300 milyon sterlinlik sponsorluk anlaşmalarını hatırlatarak yalnızca sözde bir serzenişte bulunduğunu ifade eden emekçiler, eleştirilerini şöyle dile getiriyor:
"Adeta sendika eliyle sendikasızlaştırma pratiği sergileniyor. Boğazımıza bıçak gibi dayanan 29 Eylül onam süreci için sendika bize hiçbir eylem planı sunmuyor ve haklarımızın veya grev gücümüzün kullanılacağı yönünde bir güvence vermiyor. Sendikanın bu eylemsizliği, işverenin fütursuzca saldırmasına zemin hazırlıyor."
Tasarruf denilince akla ilk gelenin emekçiler ve maaşları olduğunu ifade eden THY çalışanları bu durumu şu sözlerle özetliyor:
"Şirket her çeyrekte milyarlarca liralık rekor kârlar açıklayıp yüzlerce uçaklık yeni siparişlerle ve küresel büyüme hedefleriyle övünüyor. Vitrinde dünyaya karşı 'Rekorlar kırıyoruz, uçuyoruz!' şovu yapıyor. Yüzlerce milyonluk sponsorluklarla şatafat tam gaz sürüyor ama sıra uçan işçinin emeğine ve cebine gelince kriz ve tasarruf edebiyatı başlıyor. Büyüme ve kârlar yönetimin hanesine yazılırken, tasarruf ve sömürü sadece biz emekçilerin payına düşüyor."
Doldurulması imkansız hedeflere zorlandıklarını vurgulayan THY çalışanları, "Uçuş güvenliğini tehlikeye atacak türden performans beklenen planların derhal geri alınmasını talep ediyoruz" diyerek sürecin iptal edilmesini istiyor.
/././
















