Vekalet savaşı sürüyor: Sudan'da BAE'nin paralı askerleriyle AKP'nin Yeni Osmanlıcılığı çarpışıyor -Yalçın Çuğ-
Sudan'ı fiilen ikiye bölen kanlı iç savaşta "dış güçlerin" rolü bir kez daha belgelendi. Ülke, liman ve değerli madenlerin peşindeki BAE'nin Kolombiyalı paralı askerleriyle, AKP'nin "Yeni Osmanlıcı" heveslerinin çarpıştığı vekalet savaşına sahne oluyor.
Sudan, Kızıldeniz'in kontrolünü, Darfur'un maden kaynaklarını ve Sahra Çölü'ndeki kaçakçılık rotalarını ele geçirmek isteyen yabancı güçlerin kozlarını paylaştığı tam teşekküllü bir vekalet savaşına sahne oluyor. Sudan'da 2023 yılında başlayan ve ülkeyi fiilen ikiye bölen bu iç savaşta bölgesel aktörlerin rolü bir kez daha belgelendi.
Birleşmiş Milletler'in (BM) yayımladığı rapor, bu gerçeği en yalın ve kanlı haliyle belgeliyor. Rapor, askeri operasyonların dış güçlerin sağladığı destekle sürdüğünü ve çatışan tarafların kapasitelerini sivil katliamlar pahasına nasıl genişlettiğini açıkça ortaya koyuyor.
Eski silah arkadaşlarının tutuştuğu iktidar kavgası, bugün ülkeyi yabancı devletlerin silah test alanına ve çıkar yarışına dönüştürmüş durumda. Bu aktörlerden biri ise oldukça tanıdık: Yeni Osmanlıcı AKP ve Türkiye sermaye sınıfı.
BM'den savaşa yönelik dış müdahaleler hakkında rapor
2023 yılında başlayan Sudan İç Savaşı’yla ülke fiili olarak ikiye bölündü. Ülkenin batısını Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) lideri Muhammed Hamdan Dagalo ya da bilinen adıyla Hemedti, doğusunu ise Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yönetiyor.
Geçtiğimiz yılın son aylarında şiddetlenen çatışmalar ve yaşanan katliamlar sonucunda Sudan’ın 18 eyaletinden 13’ü Sudan Egemenlik Konseyi’nin, 5’i ise HDK’nin kontrolü altına girdi.
Savaş öncesinde ülkeyi birlikte yöneten Burhan ve Hemedti’nin iktidar mücadelesi, 150 binden fazla kişinin hayatını kaybetmesine, 10 milyonu aşkın kişinin de yerinden edilmesine neden oldu.
Savaşa resmi olarak hiçbir yabancı güç katılmamış olsa da ülkenin ekonomik ve jeopolitik konumu nedeniyle çeşitli devletlerin Sudan topraklarındaki rekabeti sürüyor. Söz konusu dış müdahalelere dair bu zamana kadar çeşitli raporlar yayımlandı.
Savaşa yönelik dış müdahaleler hakkındaki son rapor ise Birleşmiş Milletler Sudan Bağımsız Uluslararası Gerçekleri Araştırma Misyonu'ndan geldi.
HDK'nin, kontrolünde olan Darfur bölgesi, beş eyaletten oluşuyor. Darfur'un Sudan haritasındaki konumu. (K: Kuzey Darfur, B: Batı Darfur, O: Orta Darfur, G: Güney Darfur, D: Doğu Darfur)Baykar İHA'ları raporda
BM raporunda Türkiye'nin, Sudan'daki savaşa dahline dair son derece somut bulgular yer alıyor.
Hatırlanacağı üzere AKP iktidarı, Sudan'da önce "arabulucu" rolüne soyunmuş, ardından Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) HDK'yi silahlandırmasına karşılık taktik değiştirerek Sudan Egemenlik Konseyi'ne arka çıkmaya başlamıştı.
Bu zamana kadar Sudan'a İHA ve İHA'ları kullanacak askeri personel gönderildiği, BAE ile çeşitli gerilimlerin yaşandığı, Mısır'daki gizli üsten kalkan Baykar'a ait dronların HDK mevzilerine saldırdığına dair haberler kamuoyuna yansımıştı. Yayımlanan BM raporu ise ihraç edilen bu İHA'ların sahada sivilleri hedef alan ve savaş suçu teşkil edebilecek saldırılarda kullanıldığına işaret ediyor.
Raporda, 2023'ün sonlarından itibaren Sudan Egemenlik Konseyi'nin, dışarıdan tedarik edilen sistemler aracılığıyla insansız hava aracı kapasitesini önemli ölçüde genişlettiği vurgulanıyor. Elde edilen açık kaynaklı görüntülerin analiz edildiği raporda şu ifadelere yer veriliyor: "Teknik analiz, enkazlarda bulunan çift turboprop itki bileşenleri, kendine özgü pervane donanımları, mühimmat bırakma mekanizmaları ve üretici işaretleri dâhil olmak üzere Bayraktar Akıncı muharip insansız hava araçlarıyla tutarlı özellikleri tanımlamıştır".
Peki bu İHA'lar ne işe yaradı? BM'nin yayımladığı rapor, AKP'nin Sudan'da Yeni Osmanlıcılık hülyaları ve silah tüccarlığıyla eline bulaşan kanı resmileştirdi...
BM misyonu, dışarıdan tedarik edilen İHA'ların kullanıldığı sivil katliamlarını madde madde sıralıyor. Yabus Pazarı'na dolanan mühimmatlar ve İHA'larla düzenlenen saldırıda en az 13 sivil hayatını kaybetti. Kuzey Kordofan'daki Ebu Zaima Pazarı'nda sivillerin bulunduğu bir dükkan İHA saldırısıyla imha edildi. Doğu Darfur'da 2 milyon kişiye hizmet veren Ad-Da'ein Eğitim Hastanesi'ne yönelik hava saldırısında ise 70 kişi öldü, 146 kişi yaralandı ve hastane tamamen hizmet dışı kaldı.
Geçtiğimiz yıllarda HDK tarafından düşürüldüğü belirtilen Bayraktar Akıncı.Bir diğer aktör BAE: Silah ve personel tedariki
Krizin en önemli aktörlerinden Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) Sudan'daki temel motivasyonunun barış veya istikrar olmadığı da bir sır değil.
BAE, Somaliland'daki Berbera, Eritre'deki Assab ve Yemen'deki Sokotra Adası'yla kurmaya çalıştığı Kızıldeniz hegemonyasını Port Sudan ile tamamlamak, aynı zamanda HDK'nin kontrolündeki devasa altın madenlerini sömürmek istiyor. Nitekim BM raporu, BAE'nin Sudan'daki çıkarlarını korumak için ne kadar ileri gittiğini net bir şekilde ifşa ediyor.
Kızıldeniz'de limanlar ve Sahra Çölü'nde kaçakçılık rotaları kovalayan BAE bu iddiaları tamamen reddetse de rapordaki kanıtlar BAE'den kalkan kargo uçaklarının Çad üzerinden geçerek silah ve personeli Sudan'a ulaştırdığını gösteriyor. Silah sevkiyatları arasında CH-95 İHA'ları ve NORINCO AH-4 obüsleri gibi sistemler bulunuyor.
Ancak mesele sadece silah değil. Savaşın "taşeronlaşma" boyutu da BM tarafından belgelenmiş durumda. Rapor, BAE ve Kolombiya merkezli paravan şirketlerin organizasyonuyla sayıları 2 bine yaklaşan Kolombiyalı eski askerlerin "Çöl Kurtları" taburu altında Sudan'a taşındığını belgeliyor. Bu paralı askerler, BAE'de askeri eğitimden geçirildikten sonra insansız hava araçlarının işletilmesi ve gelişmiş silah sistemlerinin kullanımında kritik bir rol üstleniyor. Ayrıca Çad, Etiyopya ve Güney Sudan'dan da yabancı savaşçıların getirildiği belirtiliyor.
Tek kaybeden Sudan halkı
Gelinen noktada Sudan'daki çatışma, iki liderin iktidar hırsını çoktan aşarak bölgesel güçlerin Afrika kıtasındaki nüfuz mücadelesine evrilmiş durumda. Kızıldeniz'de stratejik derinlik arayanlar, Darfur'un altınlarına göz dikenler ve kendi silah sanayileri için yeni pazar yaratma peşinde koşanlar, Sudan'ı devasa bir savaş laboratuvarına çevirdi.
AKP iktidarının "Yeni Osmanlıcılık" vizyonu ve dış politikadaki askeri-ticari hamleleri de tam olarak bu kanlı tabloda kendine yer buluyor. "Arabuluculuk" ve "istikrar" söylemleriyle başlayan sürecin, milyonlarca dolarlık İHA satışlarına ve Afrika çöllerindeki gizli üslerden kalkan SİHA'lara dönüşmesi, Türkiye'nin Sudan'daki yıkıma dair payını netleştiriyor. Dış politikadaki yayılmacı hevesler ve holdinglerin bilançolarını büyütme hırsı, BAE'nin tüccar zihniyetiyle Sudan semalarında çarpışıyor.
BM'nin yayımladığı raporun satır araları, bu hegemonya yarışının bedelini kimin ödediğini yüzümüze çarpıyor. Yabancı güçlerin çıkarları uğruna tepesine bomba yağan pazaryerleri, hizmet dışı kalan hastaneler ve katledilen siviller... Silahı, mühimmatı, dronu ve paralı askeri dışarıdan ihraç edilen bu vekalet savaşının tek bir kaybedeni var: Bölgesel aktörlerin rant ve nüfuz hayalleri uğruna kanı dökülen, yerinden edilen Sudan halkı.
Hatırlatma:
*https://haber.sol.org.tr/haber/sudanda-ayrilikci-hukumet-kuruldu-bae-yalanladi-turkiye-sustu-kolombiyali-parali-askerler
/././
Deniz Göktaş’ı ihbar eden ismi tanıyalım: 12 yaşındaki çocuğun istismarcısına nasıl sahip çıktılar?
Komedyen Deniz Göktaş hakkında ihbarda bulunan 12 ayrı isim ve kurum olduğu, bunlardan birinin çocuk istismarından tutuklanan müftüyü savunan sendika olduğu ortaya çıktı.
Komedyen Deniz Göktaş büyük bir hukuksuzlukla cezaevinde tutulmaya devam ederken, bugün ortaya çıkan iddianameye göre 10 yıla kadar da hapsi istendi.
Mahkeme sürecinin nasıl seyredeceğini kısa süre içinde göreceğiz.
Ancak geçtiğimiz hafta önce tahliye edilmesi, cezaevinden çıkmasına izin verilmeden başka bir suçlamayla yeniden tutuklanması, ardından da jet hızıyla tahliye edildiği suçlamadan da bir kez daha tutuklanması bize çok şey anlatıyor zaten.
Tüm bu tuhaflıklar son hızıyla devam ederken, gazeteci Barış Pehlivan dikkat çeken bir bilgi paylaştı.
“Deniz Göktaş’ın ihbarcısını bakın nereden tanıyoruz?” başlığıyla X hesabından bir video paylaşan Pehlivan, "Deniz Göktaş hakkında CİMER dışında 12 ayrı ihbar görünüyor” dedi.
Bu ihbarcılardan birinin dikkat çekici olduğuna işaret eden Pehlivan, Manevi, İlkeli, Liyakatli Diyanet ve Vakıf Görevlileri Sendikası’na işaret etti.
Evet, Göktaş hakkında ihbarda bulunanlardan biri bu sendika olmuş durumda.
Kısa adları da Mil Diyanet-Sen.
Peki, biz bu sendikayı nereden tanıyoruz?
Bundan üç yıl önce, Şanlıurfa’nın Akçakale İlçe Müftüsü Halil B., ders verdiği sınıfta 12 yaşındaki çocuğa cinsel istismarda bulunduğu iddiasıyla tutuklanmıştı.
Bu skandalın ardından Mil-Diyanet Sen adlı sendikanın Genel Başkanı Celalettin Gül, müftüye sahip çıkarak şu ifadeleri kullanmıştı:
Bir okulda din derslerine giren Şanlıurfa’nın Akçakale İlçe Müftüsü, çirkin bir iftiraya maruz kalarak çıkarıldığı mahkemece tutuklandı ve cezaevine gönderildi. İddialara göre, yapılan sınıf başkanlığı seçiminde seçimi kaybeden kız öğrenci, müftünün teselli amaçlı kendisine sarıldığını ve bu sırada cinsel istismarda bulunduğunu öne sürerek şikayetçi oluyor ve hocamız tutuklanarak cezaevine gönderiliyor. İstanbul sözleşmesinin uzantısı 6284 sayılı kanun yüzünden öğretmenlerimiz ve hocalarımız yetim ve öksüz bir öğrencisinin, talebesinin başını dahi okşamaya korkar oldu. Düşük not verdiği için, kendisiyle tartıştığı için öğretmenine taciz iftirasında bulunan vakalarda ciddi artışlar var. İstanbul Sözleşmesi'nin bir ürünü olan 6284 sayılı kanun iftira yasasına dönüşmüş durumda. Kadının beyanının esas alındığı, delilsiz beyana dayalı bu kanuna göre iddia ispatlanmadığı takdirde dahi muhataplar göz göre göre cezalandırılabilmektedir."
İşte Göktaş hakkında ihbarda bulunan sendikanın sahip çıktığı profil bu.
***
Survivor’da kopan bacak sonrası skandal iddialar: Sahte ifade için ödül teklifi, sakinleştirmek için esrar!
Acun Ilıcalı'nın yapımcısı olduğu Survivor'da yaşanan bir 'kaza' ve bunun sonucunda kopan bir bacak sonrası çok çarpıcı iddialar gündeme geldi.
Acun Ilıcalı’nın dünyanın farklı ülkelerine de sattığı ‘ünlü’ yarışma programı “Survivor” büyük bir skandalla anılıyor.
Olayın merkezinde, Survivor Yunanistan ve bir gencin kopan bacağı var.
22 yaşındaki Yunan yarışmacı Stavros Floros, 11 Mayıs 2026'da Dominik Cumhuriyeti’nde çekimleri yapılan Survivor Greece (13. Sezon) yarışması sırasında ağır bir kaza geçirdi.
Yarışma, bir adada hayatta kalma mücadelesini işliyor.
Bu “mücadele” kapsamında açık denizde zıpkınla balık avlamaya çalışan Floros, dalış yaptığı esnada bir tur teknesinin pervanesinin çarpması sonucu yaralandı.
Bu olay sonrası bir bacağını kaybeden Floros, birçok ameliyat geçirdi.
Yarışma bu olayın ardından sonlandırılırken, birincilik ödülü olan 291 bin dolarlık ödül de Floros’a verildi.
Ancak olay tabii ki bu şekilde kapanmadı.
100 milyon dolarlık dava ve skandal iddialar
Floros, Yunan basınında yer alan haberlere göre, hem Acun Medya’ya hem de yarışmayı Yunanistan’da yayınlayan kanala tam 100 milyon dolarlık bir dava açtı.
Davada yapımcıların, yarışmacıları tur teknelerinin yoğun olarak geçtiği açık denizlerde avlanmaya zorlayan bir oyun kurgusu oluşturdukları ifade edildi.
Davacının ifadesine göre; aynı deniz bölgesinde geçmişte tehlikeli olaylar ve hatta can kaybı yaşanmış olmasına rağmen, güvenlik tekneleri, koruma alanları veya yeterli uyarı işaretleri bulunmuyordu.
Floros dava dilekçesinde, bacağının denizin içinde koptuğunu ve hayatının "kendisine çarpan tur teknesindeki bir yolcu tarafından uygulanan turnike" sayesinde kurtulduğunu anlatıyor.
Yunan medyasında yer alan bu iddiaların yanı sıra İngiliz Daily Mail gazetesinde de son derece dikkat çekici bir haber yer aldı.
Habere göre, Floros yaralandıktan sonra yapımcıların çekimlere devam etmeye çalıştığı, ekibi "sakinleştirmek ve yatıştırmak" için yarışmacılara kokain ve esrar sağladığını iddia edildi.
Ayrıca yapımcıların, yarışmanın Floros yaralanmadan önce sona erdiğini belirten sahte bir belgeyi imzalaması için başka bir yarışmacıya baskı yapmaya çalıştığı da öne sürülüyor.
***













