Ayrılmak zor! + ABD’nin yükünü kim paylaşacak? + Kademeli entegrasyon -CUMHURİYET-


Ayrılmak zor!-Ergin Yıldızoğlu- 

Trump’ın Grönland’ı ilhak etme arzusu Atlantik’in iki yakası arasında radikal bir güven bunalımı yaratarak Amerika’nın eski NATO Büyükelçisi Ivo Daalder’e göre “77 yıllık NATO tarihinde en derin krize yol açtı”.

Le Monde, Wall Street Journal ve Financial Times geçtiğimiz günlerde bu krizi “karşılıklı bağımlılık” ve “kopuş” bağlamında değerlendirdiler; Atlantik bağlarının yapısal özelliklerini, bir “kopuşun” gerçekte ne kadar zor olduğunu vurguladılar.

KARŞILIKLI BAĞIMLILIK

Savunma: Avrupa’nın savunma kapasitesi Amerikan savaş endüstrisine ileri derecede bağımlı. İstihbarat sistemleri, hava savunması, uzun menzilli füzeler, nükleer şemsiye... Amerika ile bu bağlar koparsa açılacak boşluğu doldurmak Avrupa’ya 1+ trilyon dolara mal olacak. Bazı kapasitelerin geliştirilmesi yıllarca sürecek. Buna karşılık, Amerikan silah sanayisi de Avrupa’ya bağımlı. F-35 savaş uçaklarının fuzelaj merkezi Almanya’da üretiliyor, son montajı İtalya’da yapılıyor. Amerikan savunma sanayisi, Avrupa tedarik zinciri olmadan işleyemez. Daha kritik olanı: Ramstein, Aviano, İncirlik... ABD’nin Avrupa’daki 40 askeri üssü ve 80 bin+ personeli olmadan Ortadoğu’da, Afrika’da, hatta Hint-Pasifik alanlarında operasyon yürütmesi neredeyse olanaksız.

NATO, Amerika’nın küresel askeri projeksiyonunun can damarı. Dahası Avrupa, ABD savunma sanayisi için, ihracatı içinde yüzde 50 payı ile yaşamsal öneme sahip bir pazar.

Teknoloji: Avrupa’nın bulut ve yazılım harcamalarının yüzde 83’ü (yılda 265 milyar Avro) Amerikan şirketlerine gidiyor. Google, Microsoft, Amazon, Meta... Bunlar Avrupa’nın dijital altyapısının omurgasını oluşturuyor. Bunların veri bankaları ve dolar sisteminin ödeme işlemleri ağı Swift’in merkezi ABD’de. Bir dijital ambargo olasılığı bir kıyamet senaryosu. Buna karşılık Apple, Google, Microsoft gibi dijital devler Avrupa’nın 450 milyonluk zengin pazarına hayati derecede bağımlı: Örneğin, Amazon’un küresel gelirinin üçte biri Avrupa’dan geliyor. Meta’nın kullanıcı tabanının üçte biri Avrupa’da. AB pazarını kaybetmek Silikon Vadisi devlerini çökertir.

Enerji: Rus gazından kopan Avrupa, artık Amerikan gazına dayanıyor. Bağımlılık 2030’da AB ithalatının yüzde 80’ine ulaşabilecek. Buna karşılık, Amerika’nın gaz (LNG) ihracatının en büyük alıcısı yüzde 67 ile Avrupa. Texas ve Louisiana’nın doğalgaz endüstrisi Amerikan enerji şirketlerinin yaptığı trilyonlarca dolarlık LNG terminali yatırımı Avrupa’dan gelen talebe bağımlı.

Ekonomi: AB, Amerika’ya yılda 640 milyar dolar mal ihraç ediyor. Amerika da AB’ye 550 milyar dolar ihraç ediyor. Visa ve MasterCard Avro bölgesindeki kartla ödemelerin yüzde 61’ini kontrol ediyor - ama Avrupa pazarı olmadan bu şirketler gelirlerinin üçte birini kaybeder. Boeing, Caterpillar, John Deere gibi Amerikan endüstri devlerinin Avrupa’da milyarlarca dolarlık satışları var.

300 YILLIK DÜZENİN SONU

Transatlantik bağları koparsa iki taraf da zayıflamakla kalmaz, 300+ yıllık Batı egemenliği de sönümlenir.

Avrupa, Amerika olmadan Rusya karşısında zayıflar. Avrupa olmadan Çin ve Rusya karşısında yalnız kalan bir Amerika, bugünkü konumunu koruyamaz. Batı’nın hâlâ yaşayan kültürel hegemonyası, 300 yıllık tarihin sonunda Atlantik ittifakının üzerinde duruyor. Kopuşun kültürel sonuçları, ekonomik ve güvenlik sonuçları kadar önemli. Üçü birlikte bir varoluş sorununa işaret ediyorlar.

Eski İtalyan NATO Büyükelçisi Stefano Stefanini’nin uyarısı net: “Amerikan varlığını kaldırırsanız sadece NATO değil, Avrupa da dağılır. Ama eklemek lazım: Amerika da küresel bir güç olmaktan çıkar.”

Fransa’nın önerdiği “gönüllüler koalisyonu” üç-dört yılda ulaşılabilir esnek bir alternatif sunuyor. Ama Avrupa birlik olabilir mi? AB üyeleri “Grönland, Ukrayna” “cephelerinde” aynı safta durabilecek mi? Ve... Wall Street Journal’ın, kaygıyla sorduğu gibi “Trump yönetimi, Pentagon stratejistlerinin, vurguladığı ‘Avrupa olmadan küresel güç olmak imkânsız’ gerçeğini görebilecek mi?”

Cevap basit ama tarihsel: Batı, 21. yüzyılda, dünya sisteminde başlayan dönüşüme ya birlikte uyum sağlamaya çalışacak ya da bölünürse birlikte çökecek. Trump’ın “çok kutuplu denge senaryosu” aslında bir fantezi! Tarih, bu fantezinin arkasındaki gerçek “Her zaman bir ‘büyük savaşa’ ilişkindir” diyor!

/././

Kademeli entegrasyon -Mehmet Ali Güller- 

Şam yönetimi ile YPG/SDG arasında bir anlaşma daha yapıldı. Bu kez anlaşmanın ruhunu “kademeli entegrasyon” diye formüle ettiler.

O nedenle bunu bir anlaşmadan çok, bir uzlaşma diye düşünebiliriz. Bireysel entegrasyon ile bütünsel entegrasyon arasındaki uzlaşma: Kademeli entegrasyon.

TUGAYLI ENTEGRASYON

Suriye devlet televizyonu anlaşmayı şu maddelerle duyurdu:

- Askeri güçler temas hatlarından çekilecek.

- İçişleri bakanlığına bağlı güçler, Haseke ve Kamışlı şehir merkezlerine girecek.

- YPG/SDG’ye bağlı üç tugayı içeren bir askeri tümen oluşturulacak.

- Ayn el Arab (Kobani) güçlerine bağlı bir tugay, Halep vilayetine bağlı bir tümen bünyesinde teşkil edilecek.

Özetle SDG tugaylar halinde Suriye ordusuna entegre olacak.

HTŞ VE SDG’NİN ABD STRATEJİSİNE UYUMU 

YPG/SDG 10 Mart anlaşmasını “Suriye ordusuna tümenler halinde kendi bütünlüğünü koruyarak entegrasyon” diye yorumluyordu. HTŞ/Şam yönetimi ise “SDG’nin Suriye ordusuna bireyler halinde tek tek entegrasyonu” şeklinde olduğunu savunuyordu.

Ankara HTŞ/Şam yönetiminin görüşünü, İsrail ise YPG/SDG’nin görüşünü destekliyordu.

ABD ise hedeflerini İsrail-Suriye normalleşmesini sağlamak, bunun üzerinden Hazar’dan Akdeniz’e Türkiye-İsrail işbirliği oluşturabilmek ve toplamından İran’a karşı bir cephe çıkarmak diye belirlemiş durumda. O nedenle HTŞ’nin de SDG’nin de “müttefiklik değeri”, bu stratejiye uyumuna bağlı.

ABD’NİN YATIRIMI 

ABD’nin Halep’ten başlayarak SDG’yi savunmadığı ve HTŞ’nin Fırat’ın doğusuna geçmesine göz yumduğu çatışmalı süreç, PKK’nin çeşitli merkezleri tarafından “satılmak” ve “ihanet” diye yorumlanmıştı.

ABD’nin yatırım yaptığı SDG’yi neden savunmadığını analiz ettiğim 22 Ocak tarihli makalede şöyle demiştim: “Emperyalizm açısından mesele şudur: ABD SDG’nin tamamen ‘bireysel entegrasyon’ ile sönümlenmesini mi isteyecek, yoksa yeniden ‘kullanım değeri’ oluşur diye Kamışlı merkezli varlık bulundurmasını mı sağlayacak?”

İşte “kademeli entegrasyon” diye hem Şam’ın hem de ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ın duyurduğu son uzlaşma budur; SDG’nin “kullanım değeri” oluşur diye Kamışlı merkezli varlık bulundurmasına yatırım yapmış oldu Washington.

Peki sadece Washington mu?

TÜRKİYE-İSRAİL BİLEK GÜREŞİ 

Bu uzlaşıyı Türkiye ile İsrail’in Suriye’deki bilek güreşi diye yorumlamak da mümkün.

Süreç İsrail ile Suriye’nin 6 Ocak tarihli Paris mutabakatıyla başlamıştı. HTŞ iki gün sonra, 8 Ocak’ta Halep’te SDG’ye karşı harekete geçmişti.

Ama operasyon Halep’le sınırlı kalmadı, hatta Fırat’ın batısıyla da sınırlı kalmadı. Ankara’nın ağırlığıyla bu hamlenin Fırat’ın doğusuna uzatıldığı anlaşılıyor. Üst üste ateşkesler, kırılgan uzlaşılar yapılması da bundandı.

İlginçtir, birkaç gündür İsrail, üstelik Paris mutabakatına rağmen, Suriye’nin güneyini bombalıyor. Bunu HTŞ’ye, SDG lehine “yeni anlaşma” baskısı diye yorumlayabilmek mümkün.

Özellikle CENTCOM’un da İsrail gibi, SDG’nin Kamışlı merkezli varlık bulundurmasından yana ağırlık koyduğu, çeşitli açıklamalardan anlaşılıyor.

İşte “kademeli entegrasyon” bu uzlaşının sonucudur ama nihai değildir, kırılgandır, güç çarpanlarının sahaya yansımasına göre değişkendir.

/././

ABD’nin yükünü kim paylaşacak?-Mehmet Ali Güller- 

Beyaz Saray’ın Aralık 2025’te yayımladığı Ulusal Güvenlik Stratejisi ile Pentagon’un Ocak 2026’da yayımladığı Ulusal Savunma Stratejisi, ABD’nin önümüzdeki dönem boyunca izleyeceği stratejiyi ana hatlarıyla resmediyor. 

Bir program olarak Ulusal Güvenlik Stratejisi ve onun harekât planı olarak Ulusal Savunma Stratejisi, “Önce Amerika” doktrininin işaret ettiği hedeflere, hangi araçlarla, hangi yoldan ulaşılacağının planlamasıdır.

Bu iki belgeyi de birkaç yazıda inceledik. Bugün Ortadoğu bölümüne odaklanarak devam edeceğiz.

ORTAKLARIN SORUMLULUĞU ÜSTLENMESİ

Beyaz Saray’ın Ulusal Güvenlik Stratejisi, ABD’nin müttefiklerinden “bölgelerinde birincil sorumluluğu almasını” istiyordu. Çünkü ABD’nin zayıfladığı kabul ediliyor ve buradan hareketle “ABD’nin dünya düzenini ayakta tutma görevinin sona erdiği” belirtiliyor belgede. 

Pentagon’un Ulusal Savunma Stratejisi ise müttefiklerden bekleneni daha da somutlaştırmış. Belgede doğrudan “ABD’nin müttefikleri ve ortaklarıyla yük paylaşımını artırması” başlıklı bir bölüm bile var. 

O başlık altındaki en dikkat çeken cümle şu: “Savaş Bakanlığı (Pentagon), müttefiklerin ve ortakların Avrupa, Ortadoğu ve Kore Yarımadası’nda kendi savunmalarının birincil sorumluluğunu üstlenmeleri için teşviklerin güçlendirilmesine öncelik verecektir.”

ABD’nin “yük paylaşımı” politikası, Avrupa’da NATO düzleminde tartışma yarattı zaten. Bu durum ABD’nin Çin’e karşı konumlandırdığı Uzakdoğu müttefiklerini ve ortaklarını da tedirgin etmeye başlayacaktır. 

ABD’NİN İLİŞKİLERDE ÖNCELİK KISTASI

Peki ABD’nin Ortadoğu’daki yüklerini kim ya da kimler paylaşacak?

Pentagon belgesinde açık açık “genel yanıtı” verilmiş bu sorunun: “Bölgelerindeki tehditlere karşı gözle görülür şekilde daha fazla çaba gösteren örnek müttefiklerle işbirliği ve ilişkilere öncelik vereceğiz. Bu işbirliği ve ilişkiler, silah satışı, savunma sanayisi işbirliği, istihbarat paylaşımı ve ülkelerimizi daha iyi bir konuma getirecek diğer faaliyetler dahil olmak üzere, kritik ancak sınırlı ABD desteği ile sağlanacaktır.”

ABD yararına “en fazla çaba gösterenlerle ilişkilere öncelik verme” politikası, daha şimdiden Suriye’de etkisini gösterdi!

Bu yaklaşım, asıl ABD’nin Ortadoğu’daki esas işlerinde etkisini gösterecektir. O nedenle gelin önce Pentagon’un belgede o işleri nasıl tarif ettiğine bakalım.

ABD’NİN ORTADOĞU PLANLAMASI

Pentagon’un Ulusal Savunma Stratejisi belgesinde, ABD’nin Ortadoğu’daki işleri ama birincil sorumluluk müttefiklerinde olmak üzere, şu şekilde sıralanmış: 

“Savaş Bakanlığı, bölgesel müttefiklerimizi ve ortaklarımızı, İran ve onun vekillerini caydırma ve savunma konusunda birincil sorumluluk almaya teşvik edecek; İsrail’in kendini savunma çabalarını güçlü bir şekilde destekleyecek; Arap Körfezi ortaklarımızla işbirliğini derinleştirecek; ve Başkan Trump’ın tarihi girişimi olan Abraham Anlaşmaları’nı temel alarak, İsrail ile Arap Körfezi ortaklarımız arasında entegrasyonu sağlayacaktır.” 

Buradan da görüleceği üzere ABD, Ortadoğu’daki hedeflerinin başına İran’ı koymuş durumda. Ancak dikkat ederseniz Pentagon, İran’ı tek başına ya da İsrail’le birlikte hedef alacağına işaret eden bir formülasyon kullanmıyor; İran’a karşı müttefiklerini ve ortaklarını birincil sorumluluk almaya teşvik edeceğini söylüyor.

İRAN’A SAVAŞ NASIL ENGELLENİR?

İşte bu uzun zamandır işaret ettiğimiz cephe anlamına geliyor: ABD, İsrail hegemonyasında yeni Ortadoğu düzeni inşa etmeye ve İran’a karşı bir cephe oluşturmaya çalışıyor.

Dolayısıyla Türkiye, Suudi Arabistan, BAE gibi müttefik ve ortaklarının o cepheye girmemesi, ABD’nin İran’a doğrudan savaş açma olasılığını büyük oranda zayıflatacaktır. Başlıktaki soruya yanıtla söylersek  ABD’nin yükünü kimse paylaşmazsa İran’a savaş açamaz. En fazla belli noktalara hava ve füze saldırısı yaparak durumu idare etmeye çalışır.

/././

Cumhuriyet

BİRGÜN "Köşebaşı + Gündem" -3 Şubat 2026-

Öne Çıkan Yayın

Ayrılmak zor! + ABD’nin yükünü kim paylaşacak? + Kademeli entegrasyon -CUMHURİYET-

Ayrılmak zor!-Ergin Yıldızoğlu-  Trump ’ın Grönland’ı ilhak etme arzusu  Atlantik’in iki yakası arasında radikal bir güven bunalımı yaratara...