Enflasyon fotoğrafı: Bakan bir simiti üçe pay etti!..-Yalçın Doğan-
Çalışma Bakanı Vedat Işıkhan, katıldığı bir etkinlikte tek bir simiti üçe bölüyor, üç emekliye pay ediyor!.. Birer simit bile vermiyor!.. Siyaseten skandal bir ikram. Enflasyonla birlikte iktidarın emekliye bakışını anlatan yılın fotoğrafı
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Ordu’da katıldığı TOKİ’nin “Yüzyılın Konut Projesi” kura çekiminin ardından bir araya geldiği emeklilere bir simiti üçe bölerek ikram ettiGüney Sudan’da yıllık gıda enflasyonu yüzde 106, İran’da 57.9, Arjantin’de 32.2 ve...
Türkiye gıda enflasyonunda yıllık yüzde 31.7 ile dünyada 183 ülke arasında en yüksek dördüncü ülke.
TÜİK’e göre, ocak ayında gıda fiyatlarındaki artış yüzde 6.59.
Türkiye’yi Bolivya, Malavi, Burundi ve Lübnan izliyor.
Birleşmiş Milletler’in uzman kuruluşu Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) 2025 Ekim raporuna göre:
“Eylül 2021’den itibaren Türkiye’de gıda fiyatları yüzde 583 artıyor. Buna karşılık, dünyada gıda fiyatları düşüyor.
Türkiye’de gıda fiyatları dünya gıda fiyatlarından yedi kat daha yüksek.”
İnsanlar pazarlarda sebze ve meyve artıkları toplarken...
Ekmeğe bile ulaşamayanlar için “askıda ekmek” gibi, görülmemiş uygulamalar varken...
Ucuza yemek veren kent lokantaları önünde uzun kuyruklar oluşurken...
Tek bir simit 20 liraya satılırken...
Milyonlarca insan “geçinemiyoruz” diye haykırıyor.
Kötü sinyaller
Hayatımızı önemli ölçüde etkileyen diğer alanlara gelince...
Yıllık fiyat artışı:
-Eğitimde yüzde 64.70,
-Konut, su, elektrik, gazda yüzde 45.36.
-Ulaştırmada yüzde 29.39.
Her biri ayrı can yakan anormal artışlar.
Ulaştırma fiyatlarındaki artış gıda fiyatları açısından kötü sinyaller veriyor. Motorin ve benzin fiyatlarına zam üstüne zam yapılırken, tarladaki üretim maliyeti ile nakliye maliyetindeki artışın gıdaya yansıyacağı belli.
Garip aralık, garip ocak
Bir önceki yılın aralık, bir sonraki yılın ocak aylarına bakınca, fiyat istatistikleri hayli garip.
Son dört yıldır aralık aylarında aniden düşen enflasyon, onu izleyen ocak ayında gerçeğe ulaşıyor.
İstatistikler ortada.
-2022 Aralık yüzde 1.18... 2023 Ocak yüzde 6.65.
-2023 Aralık yüzde 2.93... 2024 Ocak yüzde 6.70.
-2024 Aralık yüzde 1.02... 2025 Ocak yüzde 5.03.
-2025 Aralık yüzde 0.89... 2026 Ocak yüzde 4.84.
Aralık verileri onu izleyen yılın emekli ve çalışanların ücret artışında bir ölçü.
Aralık düşük olsun ki, ücret artışları da, ona paralel düşük tutulsun!..
Skandal ikram
AKP, 2026 yılı için yüzde 16’lık enflasyon öngörüyor. O öngörü yirmi yıldır hiç bir zaman tutmadığı gibi, ocak rakamıyla birlikte o hayal yine başka bahara kalıyor.
Çalışma Bakanı Vedat Işıkhan hayali netleştiriyor, katıldığı bir etkinlikte...
Tek bir simiti üçe bölüyor, üç emekliye pay ediyor!..
Birer simit bile vermiyor!..
Bir yanıyla siyaseten skandal bir ikram.
Ama öte yanıyla da, milyonlarca emekli ve çalışan insanın gerçeği.
Enflasyonla birlikte iktidarın emekliye bakışını anlatan yılın fotoğrafı.
Üç emekliye pay edilen tek bir simit!..
***
“Kararımız net” ne demek, dediği olmazsa Bahçeli ne yapacak?
Açıklanan enflasyon doğrultusunda, herkes kara kara hesap yaparken...
MHP Lideri Devlet Bahçeli çarpıcı sürprizlerinden birine daha imza atıyor:
“Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama, Demirtaş yuvasına dönene kadar kararımız net.”
Öcalan’a “umut hakkı” tanınmasına, yerlerine kayyım atanan Ahmet Özer ile Ahmet Türk’ün Belediye Başkanlıklarına dönmesine, Selahattin Demirtaş’ın AİHM’in tahliye kararı çerçevesinde serbest bırakılmasına yönelik çağrısı...
Hiçbir tereddüt bırakmayacak ölçüde, doğrudan Tayyip Erdoğan’a yönelik.
O çağrıdan önce iki cümlesi daha var, ikisinde de yine Erdoğan’a sesleniyor. İlki:
“MHP ve Cumhur İttifakı nereden kaynaklanırsa kaynaklansın, küçük siyasi hesapların kendi ayaklarına pranga vurulmasına izin vermeyecektir.”
AKP ile ortaklığın devamına ilişkin güvence veriyor.
İkincisi:
“Erken seçim diye bir şey asla gündeme alınmayacaktır.”
Bu da bir güvence.
İlk bakışta, Erdoğan’ı yalnız bırakmayacağını, erken seçimi düşünmediğini belirten ifadeler.
Gerçekten öyle mi?..
Bu soruyu gerekli kılan, açıklamaya muhtaç kritik vurguyu çağrının sonuna bırakıyor:
“Kararımız net”.
Nedir net olan karar?..
Söyledikleri yerine getirilmez ise...
Bir yaptırımı var mı?..
Ne kadar bekleyecek?..
Önce “birlikte yola devam” güvencesiyle, erken seçimi koz olmaktan çıkartıyor ama, sonra “net karar” doğrultusunda, elbette tam tersini söyleyerek, yine de erken seçime açık kapı mı bırakıyor?..
Daha önce bir kaç konuda yaşadığı gibi, söylediği tekrar havada kalırsa, bir planı var mı?..
Öte yandan da, şimdi Erdoğan’ı bir düşünce almış olmalı!..
Umut Hakkı’nda nasıl yol alacak?.
“Ahmetler” Başkanlıklara dönerse, diğer kayyım uygulamaları sona mı erecek?..
Demirtaş çıkarsa, AİHM’in tahliye isteği çerçevesinde diğer tutuklu insanlar tahliye mi edilecek?..
Çağrı çok yerinde, ancak “kararımız net” cümlesi ile Bahçeli siyaseten risk alıyor.
/././
Enflasyon ağırlaştı, sepet hafifledi -Binhan Elif Yılmaz-
2025 yılının çok önemli bir kısmında yüksek faiz politikası uygulandı. Enflasyonla mücadele iç talebin baskılanması üzerinden devam etti. Ücretli ve emeklinin hem enflasyon hem de enflasyonla mücadele sonucunda reel geliri ve yaşam standardı en alt seviyeye indi. Gelir dağılımı giderek bozuldu. Tüm bu sürecin sonunda enflasyon kontrol altına alınamıyorsa, bu durum TCMB’nin faiz indirimlerinde daha temkinli ve yavaş hareket etmesine yol açacaktır.
Ocak ayı enflasyonu bugün açıklandı. TÜFE aylık yüzde 4,84 ve yıllık yüzde 30,65 oldu. Beklentilerin de üstünde açıklanan Ocak enflasyonuna gıda, eğitim, ulaşım, sağlık damgasını vurdu.
Enflasyon ağırlaştı.
Gıda ve alkolsüz içeceklerde yıllık yüzde 31,7’ye ulaşan bir artış yaşanırken ulaştırmada yüzde 29,4, konutta yüzde 45,4’lük yükselişler oldu.
Aylık bazda gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 6,6, ulaştırmada yüzde 5,3, eğitimde yüzde 6,61, konutta yüzde 4,43 ve sağlıkta ise yüzde 14,9’luk artış ortaya çıktı.
Ocak ayı fiyat ayarlamalarını özellikle yüksek gıda fiyatlarında gördük. Gıda ve alkolsüz içeceklerde aylık fiyat artışları yüzde 6,6 olmakla beraber, işlenmemiş gıdada yüzde 11,8 ve taze meyve-sebzede yüzde 22’lik artış söz konusu. Sn. Şimşek bugün gıdadaki fiyat artışları için dönemsellikten bahsetti. Gıda enflasyonu önceki aylarda da düşük değildi ki. Örnek verelim:
2025 Ocak ayında yılbaşı fiyat ayarlamalarıyla gıda enflasyonu yüzde 5,1 olurken, Şubat ayında 4’e, Mart ayında ramazan etkisiyle 5’e yaklaştı. Eylül ve Ekim aylarında da yüzde 3’lerdeydi. Yılın neredeyse yarısında gıda enflasyonu manşet enflasyonun üzerindeydi. 2024 yılı da benzerdi.
Gıda hep pahalıydı ve pahalılık tarım, hayvancılık vb. politikalarının yönsüzlüğüyle ilgili. O nedenle bu durumu dönemsel veya geçici olarak nitelendirmek ne kadar mümkün? Belli ki gıda enflasyonu bir süre daha bizle beraber olacak.
Çünkü şubat ayında ramazan, mart ayında da yine ramazan ve ayrıca bayram nedeniyle gıda fiyatlarında artış bekleniyor. Bu fiyat artışlarının (talep dışında) mübarek günlerle ne kadar uyumlu olduğu ise geçen yıllarda olduğu gibi tartışma konusu olmaya devam edecek.
Ocak ayında hizmet enflasyonu yüzde 7,4’e yükselirken mal enflasyonu da yüzde 3,25 seviyesinde gerçekleşti.
Döviz kuru kontrolü mal enflasyonunu sıçratmasa da hizmet enflasyonunda yapışkanlık devam ediyor.
Kira, sağlık, eğitim ve ulaştırmada fiyat yapışkanlığı uzun zamandır sürüyor. Hatta 2025 yılında en yüksek fiyat artışı gösteren ilk 30 kalemin 19’u hizmet eğitim, kira başta olmak üzere hizmet grubundaydı.
Eğitim TÜFE Ocak ayında yüzde 64,7 oldu dedik ama böyle yüksek bir orana bir anda ulaşılmadı. Yılların birikimi var. Örneğin 2019 sonunda TÜFE yaklaşık 8 kat artarken eğitim hizmetlerinde artış 10 kat oldu. Özellikle üniversite ücretleri bu dönemde 15,1 kat artarak (Bkz. Merkez’in Güncesi Blog sayfası) hizmet enflasyonunda yerini sağlamlaştırdı.
Hizmet enflasyonunda dikkat çeken bir başka kalem, kira. Yeni inşaatlar, deprem, iki yıl uygulanan kira artış sınırı, kira artışında geçmişe endeksleme derken kira enflasyonunda yapışkanlığı giderek arttırdı. Buradaki sorun yumağı da görüldüğü gibi bir anda ortaya çıkmadı.
Eğitim, kira gibi hizmet enflasyonu ayrıca hane halklarının bütçeleri üzerinden enflasyon üzerinde ikincil etkiler ortaya çıkarabiliyor. Tüm bu faktörler enflasyon ataletini arttırıyor.
Sepet hafifledi.
TÜİK, geçen ay TÜFE hesaplamalarında Avrupa standartlarına uygun şekilde baz yılı olarak 2003 yerine 2025’i esas alınacağını açıklamıştı. Bu da mal ve hizmetler sepetinde ağırlıkların değişeceği anlamına geliyor.
Bu güncellemeyi, toplumun güncel harcama yapısını yansıtmak ve uluslararası standartlara uymak amacıyla yaptığını ifade ediyor. Önceden bu ağırlıkların daha çok anketlere dayandığını ama artık ulusal hesapların yani gerçek harcama verilerinin esas alınmaya başlayacağını belirtiyor.
Ayrıca yeni güncellemelere göre madde sepetine giren ve çıkan ürünler var. Robot süpürge, simit, bebek elbisesi, kuru hurma, kurye servisi, umre ücreti gibi 38 kalem sepete eklendi. Gazete, dergi, dizel otomobil, yufka, çocuk elbisesi, kravat, otopark ücreti, fotoğraf çekme ücreti gibi kalemler de sepetten çıktı.
TÜFE madde sepeti ağırlıklarında değişimler şöyle:

Tablodan da görüldüğü gibi TÜİK’in madde sepetinde konut grubuna “su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlar” eklendi. Çeşitli mal ve hizmetler ise “kişisel bakım, sosyal koruma, çeşitli mal ve hizmetler” ile “sigorta ve finansal hizmetler” olarak ikiye ayrıldı.
Yeni sepete göre konut ve sağlık grubunun ağırlığı belirgin biçimde azalırken, lokanta-konaklama ve ulaştırma grubunun ağırlığı arttı.
Konut grubunda kiranın ağırlığı fazla değişmedi ama buraya yeni eklenen su, elektrik, gaz gibi enerji harcamalarının paylarındaki düşüş, konut grubunun payını yüzde 15,22'den yüzde 11,4'e indirdi.
Su, elektrik ya da doğalgazda harcamaların payı bir anda düşürülünce kış ortasında tasarruf başladığı sanılmış olabilir. Diğer yandan hem kira hem de bu enerji faturaları dar ve sabit gelirlilerin toplam harcamaları içinde zaten çok büyük yer tutuyor. Madde sepetinde bu harcama kalemlerinin ağırlığının düşürülmesinin yaşamın gerçekleriyle uyuşmadığı ortada.
Dezenflasyonda duraksama zamanı.
Zaten 2025 yılının çok önemli bir kısmında enflasyonla mücadele amacıyla yüksek faiz politikası uygulandı. Hane halkları ve işletmeler için borçlanma maliyeleri arttı.
Enflasyonla mücadele iç talebin baskılanması üzerinden devam etti. Ücretli ve emeklinin hem enflasyon hem de enflasyonla mücadele sonucunda reel geliri ve yaşam standardı en alt seviyeye indi. Gelir dağılımı giderek bozuldu.
Tüm bu sürecin sonunda enflasyon kontrol altına alınamıyorsa, bu durum TCMB’nin faiz indirimlerinde daha temkinli ve yavaş hareket etmesine yol açacaktır. Ancak faiz aracı, yapısal sorunlarla büyüyen gıda enflasyonu ile katılaşmış hizmet enflasyonunu düşürmede etkisiz kalacaktır.
/././
5 soruda kredi kartı limit düzenlemesi: Kimler etkilenecek, ne hedefleniyor, eleştiriler neler?-Cengiz Anıl Bölükbaş-
Ekonomi yönetimi, 30 Ocak cuma günü gece yarısı Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu ile Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası koordinasyonunda kredi kartları, krediler ve konut finansmanını kapsayan yeni makroihtiyati adımlar açıkladı.
Düzenlemeyle, kredi kartında toplam limiti 400 bin liranın üzerinde olan ve limitini doldurmayan kullanıcıların limitleri kademeli olarak düşürüleceği duyuruldu. Limit azaltım kararı ise bir kesim tarafından tepkiyle karşılandı.
5 soruda yapılan düzenlemeler, detaylar ve eleştiriler şöyle:
1- Yapılan düzenlemelerde neler var?
BDDK, makroihtiyati önlemlere ilişkin ilk açıklamasını geçen cuma günü saat 23.57’de yayımladı. Açıklamada, finansal istikrarın güçlendirilmesine yönelik koordineli kararlar doğrultusunda bireysel kredi kartları ve ihtiyaç kredilerinin yeniden yapılandırılması, kredi kartları ile kredili mevduat hesaplarının limitlerinin belirlenmesi ve konut kredilerinde kredi değer oranına ilişkin değişiklikler yapıldığı belirtildi.
BDDK açıklamasında, kart sahibinin tüm bankalardaki toplam kredi kartı limitinin, ilk yıl için aylık ortalama gelirin en fazla iki katı, ikinci yıldan sonra ise dört katı olabileceğini duyurdu. Yeni kart çıkarılması veya mevcut kartların limit artırımlarında yalnızca aylık ya da yıllık ortalama gelir dikkate alınacaği ve gelir düzeyi bankalarca ispata elverişli belgeler üzerinden teyit edileceği bildirildi.
2- Limitler ne kadar ve nasıl düşürülecek?
Düzenlemeler arasında en fazla eleştiri alan başlık kredi kartı limitlerine ilişkin değişiklik oldu. Buna göre, kart hamillerinin tüm bankalardaki toplam kredi kartı limitlerinin 400 bin TL’nin üzerinde olması halinde, son bir yıl içindeki en yüksek harcamanın yapıldığı hesap kesim tarihindeki kullanılmayan limitlerin bankalarca kısmen azaltılması kararlaştırıldı.
Toplam kredi kartı limiti 400 bin TL üzerinde 750 bin TL'nin altında olanların kredi kartlarının limitleri, hesap kesim tarihleri itibarıyla, kullanılabilir limitinin en düşük olduğu dönemdeki miktarının yüzde 50'sine tekabül eden tutar kadar azaltılacak.
Toplam kredi kartı limiti 750 bin TL'nin üzerinde olanların kredi kartlarının limitleri, hesap kesim tarihleri itibarıyla, kullanılabilir limitinin en düşük olduğu dönemdeki miktarının yüzde 80'ine tekabül eden tutar kadar azaltılacak.
Limit düşüşü sonrası tüm bankalardaki toplam kredi kartı limiti 400 bin TL ve altına gerileyen kart sahipleri için limit artış taleplerinde 400 bin TL’ye kadar gelir ispatı aranacak, bunun üzerindeki artışlarda ise finansal skorlama esas alınacak. Kullanıcıların beyan ettiği gelirleri ispatlaması gerekecek.
BDDK, bu uygulamayla düşük limitli dar ve orta gelirli kart kullanıcılarının mevcut limitlerinin korunacağını, yüksek fakat aktif kullanılmayan limitlerin ise gelir düzeyiyle uyumlu hale getirileceğini savundu.
3- Limitler ne zaman düşecek?
Limit azaltım işlemleri 15 Şubat’a kadar tamamlanacak. Bankalar, tüm kart limitlerini 1 Ocak 2027’ye kadar müşterilerin aylık ya da yıllık ortalama gelirleriyle uyumlu hale getirecek.
4- Düzenleme ne amaçla yapıldı, kimler etkilenecek?
Düzenlemelerin gerekçeleri düzenlemelerin yapılmasının ardından yapılan açıklamayla duyuruldu. BDDK tarafından yapılan açıklamada, düzenlemelerin bir paket halinde Hazine ve Maliye Bakanlığı ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) ile koordinasyon içerisinde temelde tüketicinin korunması, alt gelir gruplarının desteklenmesi, yasa dışı bahisle mücadele ve uluslararası düzenlemelere uyum adına alındığı ifade edildi.
BDDK açıklamasında kullanıcıların sadece yüzde 25'inin yeni düzenlemeden etkileneceği belirtildi. Aralık 2025 itibarıyla 40,7 milyon tekil kredi kartı kullanıcısı olduğu, bunun 30,6 milyonunun (yüzde 75'inin) 400 bin TL altında kredi kartı limitine sahip olduğu kaydedildi.
Açıklamaya göre, 750 bin TL altında kredi kartı kullanıcısının oranı ise yaklaşık yüzde 90 düzeyinde. Açıklamada 400 bin TL kredi kartı limiti olan bir kart kullanıcısının kredi kartı limitlerinde herhangi bir kesintiye gidilmeyeceği belirtildi.
Kredi kartı kullanıcılarının gelirlerini teyit etmek suretiyle gelirlerinin 4 katına kadar kredi kartı limiti kullanmalarının önünde bir engel bulunmadığı kaydedildi.
5- Yapılan düzenlemeye yönelik eleştiriler neler?
BDDK'nın kararına yönelik eleştirilerde acil ve yüksek tutarlı ihtiyaçların nasıl karşılanacağı sorusu öne çıktı. Eleştirilerde kredi kartının ilave bir satın alma gücü yaratmadığı, yalnızca beklenen gelirin öne çekilmesini sağlayan bir ödeme aracı olduğu vurgulandı.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) verilerinde kredi kartıyla yapılan toplam harcamalar içerisinde en yüksek payı genellikle market harcamaları oluşturuyor. Özellikle okul taksitleri ve beklenmeyen sağlık harcamalarında kredi kartları yaygın olarak kullanılıyor.
Yapılan eleştirilerde, ödeme kapasitesi olan bir kullanıcının bugüne kadar limitini kullanmamış olmasının, gelecekte kullanmayacağı anlamına gelmeyeceği ifade edildi. Uzmanlar limitlerin azaltılmasının, bu tür harcamaların sistem dışına çıkmasına, ayrıca nakit zorluğu yaşayan ve acil ihtiyaçlarını kredi kartından karşılayan kişilerin yasa dışı kanallara yönelme riskine dikkat çekiyor.
***
Rakamların ötesinde bir hayat: Avrupa asgari ücretleri ve Türkiye gerçeği -Murat Batı-
Türkiye’de asgari ücret, adeta “ülkenin ortalama ücreti” haline gelmiştir. Bu durum, yalnızca ekonomik bir sorun değil; sosyal devlet ilkesinin ve çalışma barışının da ciddi biçimde zedelendiğinin göstergesidir.
Asgari ücret, yalnızca çalışanlara ödenen bir taban ücret değil; bir ülkenin refah anlayışını, emeğe verdiği değeri ve sosyal devlet iddiasını gösteren en somut göstergelerden biridir. Bu nedenle asgari ücret tartışmaları, yalnızca rakamların değil, aynı zamanda yaşamın kendisinin tartışıldığı alanlardır.
2026 Ocak ayına ilişkin Avrupa asgari ücret verileri açıklandı. Kâğıt üzerinde bakıldığında ülkeler arasında ciddi farklar olduğu görülüyor. Ancak bu farkları yalnızca euro cinsinden rakamlarla okumak, gerçeğin ancak küçük bir bölümünü görmemize yol açıyor. Asıl soru şudur: Asgari ücretle çalışan bir kişi, bulunduğu ülkede yalnızca hayatta kalabiliyor mu, yoksa gerçekten yaşayabiliyor mu?
Türkiye’de asgari ücretin hukuki tanımı son derece nettir. Mevzuata göre asgari ücret, çalışanın yalnızca gıda ve barınma gibi temel ihtiyaçlarını değil; sağlık, ulaşım ve kültürel ihtiyaçlarını da karşılayabilecek bir düzeyi ifade eder. Ne var ki bugün asıl tartışılması gereken, bu tanımın kâğıt üzerinde mi kaldığı, yoksa gerçek hayatta bir karşılığının olup olmadığıdır.
İşte bu yazıda, 2026 yılı Avrupa asgari ücret verileri ışığında Türkiye’nin konumunu yalnızca sıralamalar üzerinden değil; asgari ücretin çalışanlara nasıl bir hayat sunduğu sorusu üzerinden değerlendirmeye çalışacağım.
Şu an uygulanan brüt asgari ücret 33.030 TL, net asgari ücret ise 28 bin 75,50 TL’dir ve bu sayılanlardan hangisine yeter bu tutar, doğrusu kestirmek güç.
Aşağıdaki tablo, Avrupa Birliği İstatistik Bürosu’nun (Eurostat) 2026 yılı Ocak ayına ilişkin verilerinden yararlanılarak hazırlanmıştır. Karşılaştırmayı genişletmek amacıyla Avrupa Birliği üyesi olmayan bazı ülkelerin asgari ücret verilerine de tabloda ayrıca yer verilmiştir.

Tabloda görüldüğü üzere, aylık brüt asgari ücret düzeyi açısından Türkiye üst sıralarda yer almamaktadır. Lüksemburg 2.704 Euro ile ilk sırada bulunurken, bu ülkeyi İrlanda ve Almanya takip etmektedir. Listenin alt sıralarında ise 173 Euro ile Ukrayna, 319 Euro ile Moldova, 517 Euro ile Arnavutluk ve 620 Euro ile Bulgaristan yer almaktadır. Türkiye, 654 Euro’luk brüt asgari ücretle bu ülkelerin hemen üzerinde konumlanmakta; ancak Avrupa ülkelerinin büyük çoğunluğunun gerisinde kalmaktadır.
Bu tablo, Türkiye’nin asgari ücret düzeyinin Avrupa ölçeğinde ne kadar sınırlı bir yerde durduğunu açık biçimde ortaya koymaktadır.
Satın alma gücü paritesine göre asgari ücret sıralaması
Ulusal para birimlerinin değerindeki dalgalanmalar, asgari ücretlerin euro cinsinden karşılığını doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle her ülkenin asgari ücret tutarının yalnızca döviz kuruna çevrilerek karşılaştırılması, o ülkedeki gerçek satın alma gücünü tam olarak yansıtmayabilir. Ülkeler arasındaki yaşam maliyetleri ve fiyat düzeylerindeki farklılıklar dikkate alındığında, karşılaştırmaların Satın Alma Gücü Standartları (Purchasing Power Standards – PPS) üzerinden yapılması daha sağlıklı sonuçlar vermektedir.
Eurostat’ın 2026 yılı Ocak ayına ilişkin verilerine göre, ulusal asgari ücrete sahip Avrupa Birliği ülkeleri PPS açısından, euro cinsinden sıralamaya benzer olmakla birlikte farklı bir dağılım göstererek üç gruba ayrılmaktadır.
1.500 PPS ve üzeri
Bu grupta Almanya, Lüksemburg, Hollanda, Belçika, İrlanda, Fransa, Polonya ve İspanya yer almaktadır. Söz konusu ülkelerde ulusal asgari ücretler, İspanya’da 1.519 PPS’den başlayarak Almanya’da 2.157 PPS’ye kadar yükselmektedir.
1.000 PPS ile 1.500 PPS arasında
Slovenya, Litvanya, Hırvatistan, Romanya, Portekiz, Yunanistan, Kıbrıs, Macaristan, Malta, Slovakya, Bulgaristan ve Çekya bu grupta bulunmaktadır. Bu ülkelerde asgari ücretler Çekya’da 1.009 PPS ile Slovenya’da 1.417 PPS arasında değişmektedir.
1.000 PPS’nin altında
Letonya ve Estonya bu grupta yer almakta olup, asgari ücretler Estonya’da 886 PPS ile Letonya’da 954 PPS arasında seyretmektedir.
Türkiye’ye ilişkin PPS verilerinin henüz açıklanmadığı belirtilmektedir. Ancak geçmiş yıllara ait PPS verileri dikkate alındığında, Türkiye’nin yalnızca euro cinsinden yapılan sıralamaya kıyasla PPS esaslı değerlendirmede bir miktar daha üst sıralarda yer alması beklenebilir.
Rakamların ötesinde
Asgari ücret, yalnızca rakamlarla ifade edilen bir ücret değildir; bir ülkenin emeğe, insana ve sosyal hayata bakışının aynasıdır. Bir ülkede asgari ücret, çalışanın yalnızca karnını doyurabildiği ama sosyal hayattan dışlandığı bir düzeye sıkışmışsa, orada ekonomik büyümeden, refah artışından ya da adil gelir dağılımından söz etmek mümkün değildir.
Bugün Türkiye’de asgari ücret, mevzuatta tanımlandığı gibi çalışanın gıda, barınma, sağlık ve kültürel ihtiyaçlarını “asgari düzeyde” dahi karşılamaktan uzaktır. Avrupa ülkeleriyle yapılan nominal karşılaştırmalar ya da satın alma gücü paritesine dayalı sıralamalar tek başına bir teselli yaratmamalıdır. Çünkü mesele sıralamada kaçıncı olduğumuz değil, bir asgari ücretlinin hayatı gerçekten yaşayıp yaşayamadığıdır.
Daha da düşündürücü olan, ücretli çalışanların yarıdan fazlasının asgari ücretle çalışıyor olmasıdır. Asgari ücret, kural değil istisna olmalıdır. Oysa Türkiye’de asgari ücret, adeta “ülkenin ortalama ücreti” haline gelmiştir. Bu durum, yalnızca ekonomik bir sorun değil; sosyal devlet ilkesinin ve çalışma barışının da ciddi biçimde zedelendiğinin göstergesidir.
Övünmemiz gereken şey başka ülkelerle yapılan sıralamalarda birkaç basamak yukarı çıkmak değil; çalışanların insanca yaşayabildiği, emeğinin karşılığını alabildiği bir ücret düzeni kurabilmektir. Asgari ücretlinin sinemaya gidebildiği, çocuğuna harçlık verebildiği, ay sonunu hesaplamak zorunda kalmadan yaşayabildiği bir düzen kurulmadıkça, rakamlar değişse de gerçek değişmeyecektir.
Gerçek başarı, asgari ücreti konuşmadığımız; çünkü çalışanların çok büyük bir bölümünün zaten onun üzerinde ücret aldığı bir ülke olabilmektir. İşte o zaman sıralamalar da, tablolar da kendiliğinden anlam kazanacaktır.
/././










