Peki ya görüntü olmasaydı?-Gözde Bedeloğlu-
Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezuniyet töreninde, bir gencin elinde “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” ayetinin yazılı olduğu pankartla sahneye çıkması, ardından yaşanan “kriz” ve devlet ricalinin jet hızıyla kınama yarışına girmesi... Nereden baksanız tam bir “haftanın mağduriyeti” tasarımıydı. İddiaya göre muhafazakâr bir genç, seküler bir üniversitede inancından ötürü engellenmiş, eski Türkiye’nin vesayetçi zihniyeti bir kez daha hortlamıştı. YÖK ışık hızıyla soruşturma başlattı, valisinden parti sözcüsüne kadar herkes kınama kürsüsündeki yerini aldı. Sonra ne mi oldu? Araya can sıkıcı bir detay, yani “gerçek” girdi.
Ortaya çıkan görüntüler, iddia edilen o “müdahaleyi” bir türlü doğrulamıyordu. Fiziksel bir engelleme yoktu; aksine söz konusu öğrenci yaklaşık altı dakika süren seremoni boyunca, arkasında diğer arkadaşları dikilirken pankartını gayet sakin bir şekilde taşımaya devam etmişti. Ortada bir linç değil, her mezuniyette görebileceğiniz türden bir kadraj itiş kakışı ve rektörlüğün deyimiyle “kişisel bir sürtüşme” vardı. İşte tam bu noktada, akıllara düşen o soru: Peki ya görüntü olmasaydı?
***
Eğer o altı dakikalık kayıt yayınlanmasaydı, bugün neyi konuşuyor olacaktık? Evet, hafızamız bizi yanıltmıyor. Görüntülerin olmadığı, daha doğrusu “bir türlü yayınlanamadığı” o meşhur olayı çok iyi hatırlıyoruz. Akla hemen Kabataş geliyor, değil mi? “Deri pantolonlu, üstleri çıplak adamların, başörtülü bir kadını darp ettiğine” dair ortaya atılan o absürt, o inandırıcılıktan fersah fersah uzak senaryo günlerce bu ülkeye gerçekmiş gibi anlatılmıştı. Dönemin iktidar medyası çalışanları “Görüntüleri izledim, çok feciydi” diye ekranlarda boy gösterirken, dönemin başbakanı Erdoğan “Görüntüler var, cuma günü yayınlayacağız” demişti. O cuma bir türlü gelmedi, çünkü öyle bir görüntü hiç olmamıştı.
Yeditepe’deki olayda ise “küçük” bir fark var: Bu kez görüntü mevcut ama olay yine anlatıldığı gibi değil. Ama değişmeyen şey, toplumun fay hatlarını kaşıma, yapay bir mağduriyetten siyasi rant devşirme hevesi. Üstelik pankartta yazan ayet ne güzel, ne kadar manidar bir hatırlatma yapıyor: “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.” Bir hukuk fakültesi mezuniyetinde bu çağrının yapılması, tam yerine rast gelmiş. Çünkü bugün bu ülkede yargıdan, hukuk sisteminden tam olarak beklediğimiz şey bu: Dürüstlük, adalet ve her koşulda dosdoğru olabilmek.
***
Adalet Bakanı her kürsüye çıktığında yargı bağımsızlığından, hukukun üstünlüğünden bahsededursun; hafızamız bizi yine yakın geçmişe götürüyor. Donald Trump’ın her bulduğu fırsatta “Rahibi (Brunson) Türkiye’den şak diye istedim tak diye aldım” diye övünmesini unutmak ne mümkün? Ya da o dönem gönderilen, diplomatik nezaketi geçtik, devlet ciddiyetiyle bağdaşmayan o rezil mektubu? Trump bu konuyu o kadar çok seviyor ki her fırsatta tekrarlıyor. Ve biz bugün, bırakın yargı bağımsızlığını, sıradan vatandaşın en temel anayasal hakkı olan “savunma hakkının” bile fiilen gasp edildiği bir hukuk ikliminden söz ediyoruz.
Ezcümle; mezuniyet kürsüsünde bir ayetin yazılı olduğu pankart açıp “Beni engelliyorlar!” diye mağduriyet devşiren genç arkadaş, bu sayede Türkiye’nin en büyük yapısal sorununa da parmak basmış oldu. Ama keşke o “dosdoğru ol” çağrısı; hukuku kişilere, siyasi gündeme veya okyanus ötesinden gelen telefonlara göre eğip büken koca bir sisteme karşı yapılmış olsaydı. Dosdoğruluk bunu gerektirir.
/././
İstanbul Erkek, Kabataş, KAL, Vefa: Köklü okullara tırpanın tablosu -Semra Kardeşoğlu-
LGS’de tercihlerinin başlamasına üç gün kala kentlerin en eski liselerinde kontenjanların ne kadar budandığı ortaya çıktı. Zaten çok zor olan dezavantajlı çocukların Boğaz kıyısında parasız yatılı okuma ihtimali daha da azaldı.
Önce gazetemiz yazarı Feray Aytekin Aydoğan ardından eğitim muhabiri Deniz Güngör yazdı. Liselere Giriş Sınavı sonuçlarının açıklanmasının ardından Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ‘Rota Maarif’ adını taşıyan bir tercih programını önceki gün açtı.
YÖK Atlas benzeri bir program daha önce yayımlanan kılavuz yerine getirildi. Bu vesileyle birkaç kez gündeme taşınan MEB’in en son ‘proje okul’ dediği, aslında kentlerin en eski liselerinin, Anadolu ve fen liselerinin kontenjanlarında nasıl bir değişikliğe gidildiğini gördük.
Ortadaki tablo hayli dikkat çekici. Zira LGS’de büyük bölümü yüzde 1-3’lük dilimden öğrenci alan bir başka deyişle ilk bin ila 2 bine giren öğrencileri kabul eden liselerde çok ciddi bir kontenjan budanmasına gidildiği görüldü. Yani çocukların okumak için gece gündüz test çözdüğü, hemen her mezununun ülkenin en iyi üniversitelerine girdiği, yurt dışında en iyi üniversitelere kabul aldığı liselerden söz ediyorum. Hazırlık sınıfında bir dili neredeyse kusursuz öğreten okullar. Büyük bölümü tüm bilim alanlarında farklı bakış açısına sahip, edebiyata düşkün, şiiri seven çocuklar yetiştiren okullar .
BOĞAZ’DA OKUMA İHTİMALİ YOK EDİLDİ
Bu okulların bir bölümünde pansiyon ayrıcalığının olması, maddi durmu yetersiz çocukların parasız yatılı imkanı tanıyabiliyor. Ülkenin en doğusundan gelip Boğaz kıyısındaki Kabataş Erkek Lisesi’nde okuma, hatta ömründe ilk ve belki son kez Boğaz’a bakan bir yatakhanede uyuyabilme ayrıcalığıdır bu okullar.
Gerçi durumu herkes biliyor. Uzunca süredir köklü liselere girebilenler ailesinin eğitim düzeyi yüksek, önemli bir kesimi özel okulda eğitim almış, özel dersler ve kurslarla beslenmiş çocuklar. Eğitimde son 20 yılda daha da derinleşen eşitsizlik liselerin sonuçlarına da yansıyor. Ama yine de bu son kararlarla dezavantajlı bir çocuğun bu liselerdeaz da olsa okuma imkanı açıkça elinden alınıyor. Isparta’nın bir köyünden gelen öğrencinin Vefa Lisesi’nde bir dili mükemmel öğrenme şansı yok denecek kadar azalıyor. Şimdi yılların Kadıköy Anadolu Lisesi’nde kontenjanın 30 kişi düşürülmesinin gerekçesi nedir? Okul ilgi mi görmüyor, sınıflar mı kalabalık? Buna anlaşılabilir bir yanıt verildi mi? Eğitimde bu kadar sorun varken Anadolu liseleri, fen liseleriyle neden bu kadar uğraşılıyor? Bu kurumlardan bir türlü “istenen nesil” çıkmadığı için mi? Bu soruları tekrar tekrar sormakta fayda var.
ŞAMPİYON ÇOCUKLAR HANGİ OKULLARDAN?
Tüm bu soruları sorarken, LGS şampiyonlarına yakından bakmakta fayda var. Şampiyon olan 452 öğrenciye ilişkin bir bilgi vermeden, 2010’lara kadar bu tür sınavlarda sayılı öğrencinin (3- 5 gibi) birinci olduğunu hatırlatalım. Sonra ne olduysa binlerin dahi üstüne çıktı birinciler! Bu yıl da devlet okullarında okuyup birinci çıkan öğrenciler haber yapılıyor. Ama ayrıntısına bakalım, pek çoğu aynı zamanda bir dershane birincisi. Yani destek alıyor. Şampiyonlar için kısa bir internet araştırması yaptım. Sonuç şu, LGS’de en çok şampiyon çıkaranlar yine özel okullar. Bilfen okulları 35, Bahçeşehir 31, Final okulları 26, Malatya Çamlıca Koleji 6 birinci çıkarmış. Tablonun bu yönünü unutmadan bakalım meseleye.

/././
Kontenjan krizi -Feray Aytekin Aydoğan-
Bugün açıklanacak LGS sonuçları öncesi köklü liselerin kontenjanlarının düşürülmesi tepki çekti. Akademik liselerin kontenjanları sınırlandırılırken öğrenciler imam hatip, meslek veya özel okullara adeta mecbur bırakılıyor. Nitelikli eğitime erişim giderek zorlaşıyor.
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), Liseye Geçiş Sistemi (LGS) sonuçlarının açıklanmasına bir hafta kala ortaöğretim kurumları yönetmeliğinde değişiklik yaptı. Merkezi sınavla öğrenci alacak liselerin belirlenme usulleri yeniden düzenlendi. Anadolu liselerinin merkezi sınavla öğrenci alan okul olma süreçleri zorlaştırıldı. Tüm okul türleri için ise son karar süreci bakan onayı ile tamamlanıyor.
Yıllardır sürdürülen okullaşma politikası Fen, Anadolu, Sosyal Bilimler gibi akademik liselerin sayısının, kontenjanının azaltılması, sınırlandırılması, imam hatip ve meslek liselerinin sayı ve kontenjanlarının artırılması hedefiyle sürdürüldü. Son yönetmelikte akademik liselerin sayı ve kontenjanlarının sınırlandırılması hattının izlerini taşıyor.
Yalnızca 2025’te Fen, Anadolu ve Sosyal Bilimler liselerinin kontenjanı 4 bin 80 azaltılırken imam hatip ve mesleki ve teknik liselerin kontenjanları bin 919 artırıldı.
2026 yılı için de çok sayıda köklü lisenin, sınavla öğrenci alan okulların kontenjanında azaltılmaya gidildiği okul idarecileri, psikolojik danışman ve rehber öğretmenler tarafından velilerle, kamuoyu ile paylaşılıyor.
Örneğin kontenjanların Kabataş Erkek Lisesi’nde (İngilizce) 90’dan 60’a, Vefa Lisesi’nde 150’den 120’ye, İzmir Atatürk Lisesi’nde (İngilizce) 180’den 150’ye, Kadıköy Anadolu Lisesi’nde 180’den 150’ye, Beşiktaş Atatürk Anadolu Lisesi’nde 150’den 120’ye düşürüldüğü açıklanıyor.
Öyle bir okullaşma politikası, sınav ve yerleştirme sistemi inşa edildi ki akademik liselerin sayısı ve kontenjanı sınırlı olduğu ve her yıl kontenjanları azaltıldığı için çocuklar ya imam hatip liselerine veya meslek liselerine ya da istemediği okul türüne yerleştirilmemek için özel okullara mecbur bırakılıyor. Sistemin kendisi seçme hakkını, her öğrencinin istediği okulda, okul türünde okuma hakkını ortadan kaldırıyor. Akademik, nitelikli eğitimin ancak ücret karşılığı ulaşılabileceği bir okullaşma politikası, sınav ve yerleştirme sistemi inşası hızlandırılıyor. Bu sistemin sonucu olarak kaybeden çocuklar, kazanan özel okullar oluyor. Liselerde özel okullaşma oranı %24,81’e ulaşmış durumda.
Çocuklar yaşamlarının en güzel yıllarını elemeye, rekabete dayalı sınav merkezli bir eğitim sistemi ile yaşamak zorunda bırakılıyor. Yoksulluğun ve eğitimde eşitsizliğin her geçen yıl daha da derinleştiği günlerde veliler temel gereksinimlerinden dahi vazgeçerek bütçesinin önemli bir kısmını eğitim için harcıyor.
Yaşanan hakikat bu iken sınav sonuçlarının açıklanmasına sayılı günler kala sınavla alan okulların belirlenmesinde yönetmelikle usul değişikliği açıklanıyor. Köklü liselerin, merkezi sınavla öğrenci alan okulların kontenjanlarında azaltılmaya gidildiği paylaşılıyor.
Açıklanan takvimle bugün LGS sonuçları açıklanacak. Aynı zamanda tercihlere esas kontenjan tabloları da ilan edilecek. Akademik liselerin kontenjanlarının geçmiş yıllarda olduğu gibi azaltılması durumunda yüzlerce çocuğun hayalleri, eğitim aracılığıyla geleceğini değiştirme umudu ellerinden alınacak.
/././
‘Hangi dağ efkârlıysa’ her zaman orada oldu -Semra Kardeşoğlu-
Yazdığı yüzlerce şiirle sayısız kişinin hayatına dokunan, “Bir aydın nasıl olmalı?” sorusuna yaşamıyla yanıt veren şair Ahmet Telli bugün son yolculuğuna uğurlanıyor. Dilimizde şimdi o soru: “Gidersen kim sular fesleğenleri/Kuşlar nereye sığınır akşam olunca” ve hep umut “Belki yine gelirim, sesime ses veren olursa bir gün.
”Kaç kuşak onun şiirlerini ezberleyip, dilinden düşürmedi. Bestelenen şiirlerini yüzlerce kez dinledi, her seferinde bir başka tat alarak, sevinerek, öfkelenerek. “Büyük aşklar yolculuklarla başlar/ ve serüvenciler düşer bu yollara ancak” demişti.
Her okunduğunda insanın yollara düşesi gelirdi bir daha, bir kez daha. Gidenlerin ardından “Sessizce çekip gidiyorum şimdi, sessiz ve kimliksiz/ belki yine gelirim, sesime ses veren olursa bir gün” dediğinde ölüm bile vız gelirdi insana. Gidişte bile vardı bir umut.
Yolları büsbütün kesse de zulüm
Esip dursa da acının çöl ayazı
Hangi dağ efkârlıysa oradayız
Perişan edilen her şey bizimdir
Yağmur oluyoruz hangi ırmak kurusa
Gülüşümüz çocuk
Adımız eşkıyaya çıkmıştır bizim.
Bu dizelerle her daim haksızlığa karşı çıkanların, yaşamı savunanların pusulası oldu. Tüm efkârlı dağlara yetişmek için koşanların.
Şimdi en çok gidenlerin ardından söylediğimiz dizeyi fısıldıyoruz: Gidersen kim sular fesleğenleri/ Kuşlar nereye sığınır akşam olunca”
Toplumsal gerçekçi şiirin öncülerinden şair Ahmet Telli önceki akşam hayata veda etti. 79 yıllık ömründe örnek olan, öğreten, direnen, sorgulatan bir şairdi. Nerede varsa bir haksızlık oradaydı. Bir işçi direnişinde çıkardı karşınıza, bir anmada. Vefa nedir mesela, gösterdi, 16’sında tanıdığı ve 25’inde kaybettiği sınıf arkadaşı İbrahim Kaypakkaya için anma törenine katılırken.
Hakikaten bir aydın gibi yaşadı ve öldü. Yaşamı ve yazdığı unutulmaz dizeleriyle milyonların hayatını etkileyen Telli’nin ardından sayısız kişi “ıssız ve yalnız” kaldığını anlatıyor.
***

HAKSIZLIĞA ŞİİRİYLE KARŞI ÇIKTI
Bir dönem BirGün Pazar’a da katkı sunan usta şair Telli’nin hayatını kaybetmesiyle siyasilerden sanat dünyasına kadar pek çok kişi taziye mesajı yayımladı. Yayımlanan o mesajların birkaçı:
• Ataol Behramoğlu: "Ahmet Telli altmışlı yıllarda şiirimizin en seçkin şairleri arasındadır. Bu kuşağın en belirgin özelliği duygusallığı reddetmeden gerçekçi olmaktır. Tıpkı Nazım Hikmet, tıpkı Ahmed Arif şiiri gibi. Nerede haksızlık varsa Ahmet Telli ve şiiri karşı çıkmak için oradadır.”
• Şükrü Erbaş: "Şimdi hepimiz çok daha yalnızız. ‘İyilere, mazlumlara, ezilenlere, çocuklara, insan onuruna, kadınların hayatına, emeğin geleceğine ve elbette şiire de… çok borcumuz var daha...’ demiştim en son. Metin Altıok’a, Behçet Aysan’a, Ahmet Erhan’a, Adnan Satıcı’ya... Sevgilerimizi götür."
• Haydar Ergülen: "Son şiir kitabım ‘Cömert Gül’de 80 öncesi Ankara’yı, mücadelemizi anlattığım ‘Arkadaşlık Dağı’ şiirinde şöyle anmıştım 50 yıldır tanıdığım, çok sevdiğim, Dev Gençli şair ağabeyimi.Ankara’nın gençleri de bir bir uzaklaşıyor, çok üzgünüm, çok ıssızım."
• Suavi: "Şiirin, devrimci mücadelenin, ahlaklı ve erdemli yaşayanların, acıya direnenlerin, havayı hücrelerin anahtar deliğinden soluyanların başı sağ olsun. Canım Ahmet Telli uğurlar olsun."
• CHP Lideri Özgür Özel: ‘‘Duygusunu, umudunu ve direncini dizelere emanet eden, edebiyatımızın usta şairlerinden Ahmet Telli’ye Allah’tan rahmet, ailesine, sevenlerine başsağlığı diliyorum."
• İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu: ‘‘Açar da acının rüzgârına/hüznün solgun yelkenini/ne zindan karanlığı/ne zulüm/ne işkence/indiremez dudaklarındaki gülümsemenin bayrağını…’ Uğurlar olsun Ahmet Telli…"
• SOL Parti: "Yolculuğumuzun güzel Ahmet Abi’sine saygı ve sevgiyle.."
• DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları: "Bugün yalnızca bir şairi değil; sözüyle umudu, direnci, aşkı ve insanı çoğaltan büyük bir yüreği uğurluyoruz.
***
ANKARA’DA UĞURLANACAK
Nisan ayından bu yana Ankara Bilkent Hastanesi’nde tedavi gören Ahmet Telli 8 Temmuz’da entübe edildi. Şairin 10 Temmuz akşamı vefat haberi, Devrimci 78’liler Federasyonu ve Bilim Sanat Edebiyat Derneği’nin sosyal medya hesaplarından duyuruldu. Ahmet Telli için ilk tören bugün saat 11.00’de Ankara İnşaat Mühendisleri Odası’nda gerçekleştirilecek. Telli’nin naaşı ikindi vakti Karşıyaka Mezarlığı 2’nci Kapı L 17-160A’da toprağa verilecek. Tüm sevenleri usta şairin cenaze törenine davet edildi.
***
OKULDAN CEZAEVİNE
2 Aralık 1946’da Çankırı’da dünyaya gelen Ahmet Telli, öğretmen okullarında eğitim gördükten sonra dört yıl Gazi Eğitim Enstitüsü’nde okudu. Ardından Türkçe ve edebiyat öğretmenliği yaptı. 1981’de Gazi Eğitim Enstitüsü’nde eğitim verirken sıkıyönetim komutanlığınca tutuklanıp görevine son verildi. Türk Ceza Kanunu’nun o dönemlerdeki 141, 142 ve 146’ncı maddelerinden yargılandı. 141 ve 146’dan beraat etmesine karşın Cigerhun’un şiirleri üstüne yazdığı bir yazısından dolayı 142’nci maddeden kısa bir süre hüküm giydi. Hüküm esnasında işkencelere maruz kaldı. 1993’te mahkeme kararıyla mesleğine iade edilen Telli aynı yıl emekli oldu.
Toplumcu gerçekliğimizin en mühim şairlerinden Telli’nin ilk şiiri 1961 yılında yayımlandı. 1980’de Hüznün İsyan Olur kitabı Ömer Faruk Toprak Şiir Ödülü’ne Saklı Kalan adlı kitabı da 1982 Yazko Şiir Özendirme Ödülü’ne layık görüldü. 2010 yılında yayımlanan Nida kitabı ise 2011 Akdeniz Altın Portakal Şiir Ödülü’ne layık görüldü.
***

ONLARCA ESER BIRAKTI
Telli’den geriye kalan en büyük miras şiir kitapları.
• Yangın Yılları, 1979
• Hüznün İsyan Olur, 1979
• Dövüşen Anlatsın, 1980
• Saklı Kalan, 1981
• Su Çürüdü, 1982
• Belki Yine Gelirim, 1984
• Çocuksun Sen, 1994
• Barbar ve Şehlâ, 2003
• Nidâ, 2010
• Bakışın Senin, 2016
• Kalbim Unut Bu Şiiri, Seçmeler, 1994
• Vedâ Divânı, (Toplu Şiirler 1966-2016), 2018
• Gidersen Yıkılır Bu Kent, Seçmeler, 2022
• Arkadaşlık Günleriydi, 2023
/././













