29 Ekim 2026 Perşembe

soL "Köşebaşı + Gündem" -29 Ekim 2026-


Cumhuriyet 103 yaşında: Yeniden kazanmak için… 


Bundan 103 yıl önce bugün Osmanoğullarının köhnemiş saltanatı yerine Cumhuriyet ilan edildi bu topraklarda. Savaşarak, kavgayla kazanılmıştı. Holdinglerin, tarikatların düzeni eliyle, Yeni Osmanlı hayalleriyle, emperyalistlerin desteğiyle, karşı devrimle yıktılar. 103. yılında cumhuriyeti emekçilerin elinde yeniden ayağa kaldırmak için, “Kahrolsun saltanat, yaşasın Cumhuriyet” sloganları yükselmek zorunda, bir kez daha.

Efendiler, hâkimiyet ve saltanat hiç kimse tarafından hiç kimseye, ilim icabıdır diye, müzakere ile, münakaşa ile verilmez. Hâkimiyet, saltanat kuvvetle, kudretle ve zorla alınır. Osmanoğulları, zorla Türk milletinin hâkimiyet ve saltanatına, vâzıü’l-yed olmuşlardı ve bu tasallutlarını altı asırdan beri idâme eylemişlerdi. Şimdi de Türk milleti bu mütecâvizlerin hadlerini ihtar ederek, hâkimiyet ve saltanatını, isyan ederek kendi eline, bi’l-fiil almış bulunuyor. Bu bir emr-i vâkidir. Mevzu-i bahis olan, millete saltanatını, hâkimiyetini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız meselesi değildir. Mesele zaten emr-i vâki olmuş bir hakikati ifadeden ibarettir. Bu, behemehâl, olacaktır. Burada ictimâ edenler, meclis ve herkes meseleyi tabii görürse, fikrimce muvâfık olur. Aksi takdirde, yine hakikat usûlü dairesinde ifade olunacaktır. Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir.

Mustafa Kemal Atatürk bu sözleri Cumhuriyet’in yolu savaşarak açıldığı sırada, Osmanoğlularının saltanatını tarihe gömerken söylüyordu, 30 Ekim 1922’de, TBMM’de.

Bu sözlerden sadece bir yıl sonra, bu toprakların tarihinde o güne kadar atılmış en ilerici adım atıldı ve 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edildi.

Halkımızı Osmanlı tebalığından yurttaşlığa geçiren tarihi bir adım atıldı o gün.

Şimdi aynı Meclis’te, aradan 103 yıl geçtikten sonra, tarihin bir cilvesi olarak yine Osmanlı hayalleri baş göstermiş durumda. Yemen’e, Suudiler ve emperyalizmin çıkarları için asker göndermemiz konuşuluyor, Osmanlıya atıfla, öykünerek.

Peki, nasıl oldu bu?

Cumhuriyet, 103 yıl sonra kendi kurduğu Meclis’te, Yeni Osmanlı hayranlarına nasıl yenildi?

Bu topraklarda işgalciler hüküm sürerken de keyfi kaçmayan, kazanmaya devam eden ağalar ve patronlar, kuruluşun hemen ardından Cumhuriyet’in direksiyonunu eline geçirip, ilk günden itibaren bu tarihsel adımın altını oydular, sınıfsal çıkarlarının gereği olarak.

Holdinglerin, tarikatların düzeni adım adım ilerledi, yıllara yayılmış bir saldırıyla sonuç aldı.

2002 yılında AKP iktidara geldiğinde patronlar, cemaatler, liberaller ve emperyalistler, tarihsel bir arıza olarak gördükleri Cumhuriyet’ten kurtulmanın yolunu aradılar.

Zaten epey yol almışlardı, son adımları atmak kalmıştı onlara.

ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Donald Trump'ın Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Cumhuriyet’in yıkıntılarının üzerinden “bu topraklarda en iyi yol monarşi” diye bu nedenle sayıklıyordu.

Şimdi 103 yıl sonra kazandıklarını düşünüyorlar, yeniden.

Konserler mi, reklamlar mı, mücadele mi?

Mücadele tam da bu noktada başlıyor.

103 yıl önce “Hâkimiyet, saltanat kuvvetle, kudretle ve zorla alınır. Osmanoğulları, zorla Türk milletinin hâkimiyet ve saltanatına, vâzıü’l-yed olmuşlardı ve bu tasallutlarını altı asırdan beri idâme eylemişlerdi” diyordu Mustafa Kemal.

103 yıl sonra geride kalan yıkıntıya bakıp bir yandan belediye konserlerinde meşale taşımak, eğlenmek görevi konuluyor halkın önüne ya da Cumhuriyet’le hesaplaşan düzenin esas sahipleri Koçların, Sabancıların reklamlarını izleyip hüzünlenmek... 

Ancak başta aktardık, bu Cumhuriyet işgale karşı halkımızın mücadelesiyle kazanıldı.

Şimdi, 103 yıl sonra Yeni Osmanlıcıların zafer nidaları her yanı kaplamışken, tek çıkar yol var, mücadele etmek.

Bugün o mücadele için sokağa yapılan çağrıya, Cumhuriyet’i yeniden kazanma mücadelesine yapılan çağrıya kulak verme zamanı.

***

TKP: Cumhuriyet ancak emekçilerin iktidarında yeniden mümkün olacak


Türkiye Komünist Partisi, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla yayımladığı "Çalınan cumhuriyeti geri almak zorundayız!" başlıklı açıklamada, Cumhuriyet’in yeniden inşasının sermaye sınıfıyla hesaplaşmaktan geçtiğini hatırlattı. TKP, “Cumhuriyet, sermaye düzeni sürdüğü müddetçe yenilmeye mahkûmdur” dedi.

Türkiye Komünist Partisi (TKP), 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla “Çalınan Cumhuriyeti Geri Almak Zorundayız!” başlıklı bir açıklama yayımladı. Açıklamada Cumhuriyet’in halkın refahı, emekçilerin hakları ve eşitlik temelinde yeniden kurulması gerektiği vurgulandı.

Cumhuriyet’in yalnızca bir yönetim biçimi olarak değil, halkın yaşam koşullarıyla birlikte ele alınması gerektiğini belirten TKP, “Cumhuriyet; halkımız alın teri ile evine ekmek götürebilirse, hakkını alabilirse, kendisine ve ailesine mutlu bir yaşam inşa edebilirse, çocuklarımızın ve yaşlılarımızın yüzleri gülerse var olacak” ifadelerini kullandı.

Açıklamada, holdinglerin bayramlarda yayımladığı reklamlarla Cumhuriyet’e övgüler yağdırırken halkın yaşadığı sorunların üzerini örttüğü kaydedildi. TKP, “Gerçek şu ki onlar Cumhuriyet’i çaldılar” diyerek sermaye sınıfına işaret etti.

'Cumhuriyet, emekçilerin Cumhuriyet’i olmalı'

Cumhuriyet’in yeniden inşasının emekçilerin talepleri etrafında şekillenmesi gerektiğini belirten TKP, işçilerin, emeklilerin, öğrencilerin, çiftçilerin ve esnafın ortak bir siyasi program etrafında birleşmesi çağrısında bulundu. Açıklamada, “Haramilerin saltanatı yerine halkın iktidarının kurulduğu bir siyasi programa” ihtiyaç olduğu ifade edildi.

TKP, Cumhuriyet’in tasfiyesinden büyük sermayenin yarar sağladığına dikkat çekerek, Cumhuriyet’i savunmanın yolunun sermaye sınıfıyla hesaplaşmaktan geçtiğini hatırlattı. 

Açıklamada, “Makul burjuvazi ya da ‘ehlileştirilmiş’ kapitalizm yalanını bütünüyle mahkûm etmek zorundayız” denildi.

t

'Sınıf mücadelesi belirleyiciydi; bu yalın gerçek ıskalandı'

AKP iktidarı döneminde Cumhuriyetçi direncin bastırıldığını ve Cumhuriyet değerlerinin tasfiyesine karşı güçlü bir toplumsal direniş kurulamadığını kaydeden TKP, bu başarısızlığı sınıfsal bir perspektifin eksikliğine bağladı.

Cumhuriyet devrimini koruma görevinin ordu, yargı ve bürokrasi gibi sınıflar üstü olduğu varsayılan kurumlara bırakılamayacağını ifade eden TKP, karşı devrimin ancak toplumsal alanda ve sınıf mücadelesi içinde durdurulabileceğini belirtti.

Açıklamada, AKP’ye alternatif arayışında olan Cumhuriyetçi kesimlerin kaygılarının anlaşıldığı belirtilirken, sermaye düzeninin sınırları içinde Türkiye’yi kurtaracak yeni bir kurucu iradenin bulunmadığına işaret edildi. TKP, “Cumhuriyet, sermaye düzeni sürdüğü müddetçe yenilmeye mahkûmdur” ifadelerini kullandı.

'Halk için bir Cumhuriyet inşa edebiliriz'

TKP, açıklamasının devamında gerici karanlığın ve toplumsal çürümenin durdurulabileceğini, emekçilerin sırtından geçinen sermaye sınıfının iktidarına son verilerek halk için yeni bir Cumhuriyet kurulabileceğini söyledi.

Cumhuriyet’in emekçilerin ortak mücadelesiyle yeniden inşa edilmesi gerektiğini belirten parti, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: Ülkemiz için, işçi sınıfımız için, davamız için sonuna kadar Cumhuriyet istiyoruz ve biliyoruz, siz de bilin: Cumhuriyet ancak ve ancak emekçilerin iktidarında yeniden mümkün olacak.

TKP, 29 Ekim’in yarattığı umutsuzluk duygusuna karşın Cumhuriyetçi bir program etrafında mücadele için güç biriktirmeye devam ettiklerini belirterek, Kurtuluş Savaşı’nın ve Cumhuriyet’in kuruluşunun kahramanlarını, yoksul Anadolu köylüsünü, yurtsever aydın ve subayları ve Mustafa Kemal Atatürk’ü selamladı.

https://x.com/tkpninsesi/status/2114979168324551108

Açıklamanın tamamı şöyle:

"Çalınan Cumhuriyeti Geri Almak Zorundayız!

Cumhuriyet; halkımız alın teri ile evine ekmek götürebilirse, hakkını alabilirse, kendisine ve ailesine mutlu bir yaşam inşa edebilirse, çocuklarımızın ve yaşlılarımızın yüzleri gülerse var olacak.

Yaşadığımız hayat, holdinglerin bayramlarda yayımladığı yaldızlı reklam filmlerine benzemiyor. Bu reklamlarda bir grup para babası ve vurguncu; halkımızın acıları üzerine inşa ettikleri dünyaları göze batmasın diye büyük fedakârlıklarla kurulan Cumhuriyet’e arkası boş övgüler yağdırıyor. Gerçek şu ki onlar Cumhuriyet’i çaldılar.

Yeniden Cumhuriyet diyenler, bugün en başta bu hırsızlarla mücadele etmeli. Yeniden Cumhuriyet, emekçilerin Cumhuriyet’i olmalı. Cumhuriyet; artık lokma hesabına başlayan işçi sınıfımızın, emeklimizin, öğrencimizin, çiftçimizin, esnafımızın etrafında kenetlendiği, haramilerin saltanatı yerine halkın iktidarının kurulduğu bir siyasi programa dönüşmeli. Bu program, yurttaşlarımızın huzurunu ve refahını doğar doğmaz mutlak olarak garanti altına almalı.

Elden kaybettiğimiz güvenliğimizi, güvencemizi ve yarınlarımızı ancak Cumhuriyet’i yeniden inşa ederek geri alabiliriz.

Büyük bir silkiniş yaşamak, gerçeklerle yüzleşmek zorundayız.

'Makul' burjuvazi ya da 'ehlileştirilmiş' kapitalizm yalanını bütünüyle mahkûm etmek zorundayız.

Üzerinde yaşadığımız dünya; alın teri dökenler, emekçiler için büsbütün bir cehenneme dönüştürülüyor.

Emperyalist Batı’dan medet umarak, patron sınıfıyla köprüleri atmadan Cumhuriyet’in yıkımı durdurulamaz.

AKP, iktidarı boyunca cumhuriyetçi direnci bastırmak ve sindirmek için çok ağır darbeler indirdi; ne yazık ki bu saldırılardan sonuç da aldı. Cumhuriyet değerlerinin asıl kaynaklarına, halkın kazanımlarına, eşitlik fikrine yaslanan güçlü bir direnç kurulamadı. Cumhuriyetçiler, AKP’nin yarattığı suni taraflaşmalara sıkıştı; kavgayı onların belirlediği eksenlerde vermeyi kabullendi. 

Biz ise Cumhuriyeti savunmanın tek yolunun; cumhuriyet kazanımlarının tasfiyesinden fayda sağlayan büyük sermaye ile hesaplaşmaktan geçtiği gerçeğini ne yazık ki geniş toplumsal kesimlere benimsetemedik.

Bu geriye gidiş yaşandı; çünkü kurulan bu direnç, sınıfsal bir bakış açısından yoksundu.

Karşı devrim ancak toplumsal alanda, sınıf mücadelesinin içinde durdurulabilirdi. Cumhuriyet devrimini koruma görevi; sınıflar üstü olduğu varsayılan kurumlara, sözgelimi orduya, yargıya, bürokrasiye teslim edilemezdi.

Sınıf mücadelesi belirleyiciydi; bu yalın gerçek ıskalandı.

Bugün de bu yalın gerçek ıskalandığı, iktidarın ve karşı devrimin sınıf karakteri görmezden gelindiği için çaresizlik içinde düzen siyasetinden medet uman cumhuriyetçi yurttaşlarımızın kaygı ve öfkelerini anlıyoruz. Ancak birbirimize doğruları söylemek zorundayız: Sermaye düzeninin sınırları içinde Türkiye'yi kurtaracak bir yeni kurucu irade veya AKP'ye gerçekten alternatif olabilecek bir siyasi çizgi bulunmamaktadır. Cumhuriyet, sermaye düzeni sürdüğü müddetçe yenilmeye mahkumdur.

Oysa biz bu yenilgiyi durdurabiliriz. Geriye gidişi sonlandırabiliriz.

Toplumu bütün katmanlarıyla içine alan çürümeyi, gerici karanlığı ve yozlaşmayı durdurabiliriz. Hep birlikte, halk için bir cumhuriyet inşa edebiliriz.

Emekçilerin sırtından geçinen ve halkın büyük çoğunluğu ile en ufak bir ortak duygusu kalmamış, çıkarları bütünüyle ayrışmış sermaye sınıfını başımızdan defedebiliriz.

Bir ülke inşa ederiz; o ülkede yaşayanlar bir bütün olarak aynı mücadelenin parçası olur ve hep birlikte kurtulurlar. Kardeşliğin mayası bu ortak kurtuluşta yeniden karılır. Barış bir daha bozulmayacak şekilde kurulur.

Ülkemiz için, işçi sınıfımız için, davamız için sonuna kadar Cumhuriyet istiyoruz ve biliyoruz, siz de bilin: Cumhuriyet ancak ve ancak emekçilerin iktidarında yeniden mümkün olacak.

Bu 29 Ekim hepimizi biraz öksüz hissettirebilir. 

Ancak cumhuriyetçi program etrafında her gün daha fazla enerji biriktirmeye devam ediyoruz. Birlik olup mücadeleye atıldığımızda; cumhuriyetimizi, onun yegâne muhafızı olan emekçi halkımızın ellerinde yeniden inşa etmeye başlayacağız.

Bu kararlılıkla, Kurtuluş Savaşı’nın ve Cumhuriyet’in kuruluşunun bütün kahramanlarına, yoksul Anadolu köylüsüne, yurtsever aydın ve subaylara ve bu kavganın önderi Mustafa Kemal Atatürk’e selam olsun!"

***

TKP Ankara, İstanbul ve İzmir'de Cumhuriyet için yürüyecek: 'Çalınan Cumhuriyeti geri alacağız' 

Türkiye Komünist Partisi, bugün "Çalınan Cumhuriyeti Geri Alacağız" sloganıyla üç büyükşehirde yürüyüş düzenleyecek. Sermaye ve sömürü düzenine karşı yapılan çağrıda, yurttaşlar eşitlik ve emekçi iktidarı için sokağa davet edildi.

Türkiye Komünist Partisi (TKP), "Çalınan Cumhuriyeti Geri Alacağız" sloganıyla bugün Ankara, İstanbul ve İzmir'de yürüyüşler düzenleyecek.

TKP'den yapılan çağrıda, ülkeyi felakete sürükleyen sermaye sınıfına işaret edilerek, yurttaşlar eşitlik ve emekçi iktidarı için omuz omuza vermeye davet edildi.

'Benim ülkem neden bu halde?'

TKP, yoksullaşma ve sömürü düzenine karşı tüm yurttaşları 29 Ekim'de sokağa çağırdı. Yapılan açıklamada, yaşanan krizlere ve Cumhuriyet'in halktan koparılmasına dikkat çekilerek, şu ifadelere yer verildi:"'Benim ülkem neden bu halde?' diye soran, halkımızın daha iyisini hak ettiğine inanan herkesi Cumhuriyet için yürümeye çağırıyoruz."

Ülkeyi felakete sürükleyenlerin, emekçilerin cebine ve geleceğine el uzatanlarla aynı odaklar olduğu vurgulanan açıklamada, sorumlunun sermaye düzeni olduğu belirtildi: "Ülkemizin başına gelen her felaketin sorumlusu sermaye sahibi sınıf ve onun siyasi temsilcileri yoksul Anadolu halkının büyük emek ve özverisiyle kazanılan Cumhuriyet’i halkın elinden aldı. Yıllardır emekçinin cebine, evlatlarımızın geleceğine ve Cumhuriyet’e uzanan eller aynı eller."

'Çalınan Cumhuriyeti eşitlikle ve emekçi halkın iktidarıyla buluşturmak zorundayız'

Halkın emeğini çalan sermaye düzeninin Cumhuriyet'i de gasp ettiği belirtilen çağrı metni şöyle devam etti: "Halkın emeğini sömüren bu vurgun düzeni, Cumhuriyet’i de halktan çaldı. Çalınan Cumhuriyeti geri almak için onu eşitlikle ve emekçi halkın iktidarıyla buluşturmak zorundayız. Bu 29 Ekim’de emekçinin alın terinin karşılığını alabildiği, çocukların ve yaşlıların güvenle yüzünün güldüğü, herkesin insanca yaşayabildiği bir Cumhuriyet için yürüyoruz. Tüm yurttaşları Cumhuriyet yürüyüşlerinde omuz omuza vermeye davet ediyoruz."

Ankara, İstanbul, İzmir

TKP'nin yayınladığı "29 Ekim'de yürüyoruz: Çalınan Cumhuriyeti geri alacağız" başlıklı afişte, üç büyükşehirdeki buluşma noktaları da ilan edildi.

Buna göre 29 Ekim Cumhuriyet yürüyüşlerinin adres ve saatleri şu şekilde duyuruldu:

*Ankara: Saat 17.30 - Kolej

* İstanbul: Saat 19.30 - Kadıköy Söğütlüçeşme Metrobüs Durağı

* İzmir: Saat 19.00 - Karşıyaka İzban önü

***

ÇİZGİLERİN DİLİ -29 Ekim 2026-

 

(Derleyen: mstfkrc)

KÖŞEBAŞI -29 Ekim 2026-


Bir, iki, üç, daha fazla...-Ergin Yıldızoğlu/Cumhuriyet- 

1973’te ABD Vietnam’dan çekilirken sloganımız “Bir, iki, üç, daha fazla Vietnam!” idi. Bugün Brezilya’da Lula’nın zaferi, Sırbistan’da öğrencilerin öncülüğünde yükselen halk hareketi ve Avrupa’nın farklı ülkelerinde gelişen toplumsal mücadeleler, o sloganı hatırlatıyor. Bu kez hedef, emperyalizmin yanı sıra yükselen faşist dalga.

1973’ün sloganı, ulusal sınırları aşan bir mücadele anlayışına dayanıyordu. Bugün, farklı ülkelerde birbirinden kopuk biçimde ortaya çıkan toplumsal öfkeyi ortak bir siyasal doğrultuda buluşturabilmek gerekiyor. Avrupa’da başlayan yeni seçim döneminin taşıdığı tehlikeler, faşist dalganın ulusal sınırları aştığını gösteriyor. Ekonomik güvencesizlik, eşitsizlik, konut sorunu, siyasal temsil krizi ve demokratik kurumların aşınması farklı ülkelerde benzer tepkiler doğuruyor. Bir ülkedeki ilerici demokratik hareketin başarısı, başka ülkelerde yeni mücadelelerin önünü açabilir. Bu olasılık, ilerici ve devrimci güçler için önemli bir umut kaynağı.

BREZİLYA ZAFERİ, SIRBİSTAN DENEYİMİ 

Brezilya’da Lula’nın zaferi, faşist emperyalist bir saldırı karşısında çok değerli bir mevziyi korudu. Sırbistan’da ise baskıcı ve yozlaşmış bir tek adam rejimine karşı yükselen halk hareketi yeni bir mevziyi ele geçirdi. Brezilya’da iki liderin yarıştığı klasik bir parlamenter seçim yaşanırken Sırbistan’da, merkezi bir liderlik etrafında örgütlenmemiş bir toplumsal hareket, on iki yıllık rejime karşı önemli bir başarı kazandı.

Yeni hükümeti, bu hareketin farklı mesleklerden gelen, devlet yönetimi deneyimi bulunmayan temsilcileri kuracak. Böylece özgün tarihsel bir deneyim için bir laboratuvarı oluşuyor: Yeni hükümet hareketin programını uygulamaya başlayınca, eski rejimin polis, istihbarat, yargı, bürokrasi, kamu işletmelerinde yerleşmiş kadrolarının, ilişkilerinin, çıkar ağlarının direnişiyle karşılaşacak. Bunlar kendi hiyerarşileri ve iktidar kaynakları olan yapılar. Seçimde kazanılan meclis çoğunluğu, yeni hükümet, devralınan devlet üzerinde etkili bir siyasal denetim kurabilecek mi?

Üstelik eski rejimin ekonomik, toplumsal bir temeli de var. Kamu ihaleleri, özelleştirmeler ve devletle kurulan ayrıcalıklı ilişkiler üzerinden servet biriktiren egemen sınıflar, tabakalar, ekonomik güçlerini, ayrıcalıklarını korumak için eski rejimin kadrolarıyla, bürokratik ağlarla, güvenlik aygıtının belirli kesimleriyle ortak hareket edebilir. Bu direnişin açık siyasal çatışma biçimini alması da gerekmez. Bürokratik engellemeler, soruşturmaların sürüncemede bırakılması, ekonomik baskılar, medya tekellerinin kamuoyunu yönlendirmesi de aynı amaca hizmet edebilir. Böylece eski rejim seçimleri kaybetse bile onu ayakta tutan güç ilişkileri varlığını sürdürebilir.

Bu durumda seçimle başlayan değişimin alanı daralır, içi boşalır. Eski rejimin kalıntılarının direnişini aşma girişimleri, eski rejimin hukuk düzeniyle çatıştıkça, “hukukun üstünlüğünün” ve “demokratik denetimin” aşındığı iddiaları gündeme getirilebilir. Eski rejimin medyası bu söylemleri kullanırken hareketin temsilcileri arasındaki farklılıkları derinleşebilir; bu temsilcilerin kimileri eski rejimle uzlaşmaya yönelebilir. Liberal entelijansiya, AB lobisi, bu süreçte etkili olabilir.

ASIL SORUN 

Böylece asıl sorunun, yalnızca devlet yönetimindeki kimi kadroları değiştirmekten veya idari reformlar yapmaktan ibaret olmadığı ortaya çıkar: Devletin işleyişini, hatta yapısını, servetin dağılımını belirleyen güç ilişkileriyle birlikte dönüştürmek gerekecektir.

Sırbistan deneyiminin tarihsel önemi de burada yatıyor. Bir toplumsal hareketin temsilcileri yasama organında çoğunluğu elde ettiklerinde, kendi siyasal programlarını yeni bir devlet biçimine dönüştürebilirler mi? Toplumdaki ekonomik iktidar merkezleri, mülkiyet ilişkilerine dokunmadan etkisizleştirilebilir mi? Devlet içindeki güç odakları, salt yasalar ve kararnamelerle çözülebilir mi?

Bu sorular yalnızca Sırbistan’ın değil, seçim yoluyla iktidar değişikliği hedefleyen bütün ilerici hareketlerin önünde duruyor. “Bir, iki, üç, daha fazla Vietnam” sloganını bugün yeniden düşünmek, farklı ülkelerdeki mücadeleleri çoğaltmanın yanı sıra, bu mücadelelerin karşı karşıya olduğu ortak engelleri de düşünmeyi gerektiriyor.

/././

‘Fon krizi’ üzerine spekülatif düşünceler -Ergin Yıldızoğlu/ Cumhuriyet- 

Belli bir toplumsal “durum”, içindeki istikrarsızlıkların istikrarlı bir biçimde kendini tekrarlamasına, bileşenler (örneğin sınıflar, kurumlar) arasındaki ilişkilerin, hiyerarşinin ve olasılıklar yelpazesinin sınırlarının sürekliliğine ilişkindir. Bazen bir etken, gerek içinden ya da dışından devreye girerek durumun istikrarını, sürekliliğini bozabilir, olasılıklar yelpazesinin içine yeni olasılıklar girmeye başlar.

BİR ÖRNEK: SIRBİSTAN 

Pazar günü Sırbistan’da gerçekleşen ilginç seçimlerden hareketle, durumu değiştiren bir “etken” üzerinde düşünebiliriz.

Vucic’in Sırp İlerleme Partisi (SNS), 2012’den beri iktidarda. Vucic tek başına adeta de facto bir başkanlık rejimi ile anayasayı ciddiye almadan yönetiyordu; mahkemeler, seçim denetleme kurumları ve medya üzerinde neredeyse tam bir kontrol kurmuştu. Devlet içinde yolsuzluklar, devlet eliyle zenginleşmeler ortalıkta halkın gözü önünde yaşanıyordu. Halk zamanla bu durumu kanıksamıştı: “Burası Sırbistan, böyle gelmiş böyle gider” filan. Ancak Kasım 2024’te yeni restore edilmiş bir tren istasyonu çöktü, 16 kişi öldü. Bu olay halkta çok büyük bir öfke yarattı: “Yolsuzluk öldürür” algısı bir anda genelleşti. Sırbistan’da bir yıldan fazla bir süredir kitlesel protestolar, halkın büyük desteğini alan bir öğrenci hareketinin doğmasına yol açtı. Öğrenciler, pazar günkü seçimlerde hükümete karşı yarışmak üzere kendi aday listelerini oluşturdular. Son anketlere göre olası sonuçlar adeta bıçak sırtında. 2012-2024 arası bir kalıcı “durum” oluşmuştu. Kasım 2024 felaketi bu durumun istikrarını bozdu SNS iktidarı döneminin kapanmasını olasılıklar yelpazesi içine soktu.

‘DURUM’ VE ‘FON KRİZİ’ 

Cumhurbaşkanı, çoğu zaman en kritik anlarda ve önemli konularda olanları olduğu gibi açıkça söyler, İlk yıllarda, “Dinin ılımlısı olmaz”, “Ben değişmedim” ifadeleriyle liberal fantezilere ayar vermişti. Şimdi yine konuştu: Fon krizi yaşanırken de partisinin grup toplantısında “AK Parti sadece kadrolarıyla değil, aynı zamanda hakikati söyleyen çelik çekirdeğiyle de nevi şahsına münhasır bir harekettir” diyordu. Muhalefetin bu samimi sözler üzerinde çok iyi düşünmesi gerekiyor. Karşılarında sıradan bir parti değil, bir hareket ve çelik çekirdeği, kendi hakikatleriyle bu hareketi temsil eden özgün bir parti var. 

Bu partinin, “çelik çekirdeğinin” ekonomi politiğine, biyopolitiğine, özgün hakikat rejimine, susturmaya, bastırmaya, dışlamaya yönelik siyaset rejimine birçok kez değindim. Ekonomi politiği, artıkdeğer üretmeden biriktirmeye öncelik veriyor, adeta “kuyruğunu yiyerek yaşamaya çalışan” bir yılanı andırıyordu. Siyaset rejimi ise özellikle İmamoğlu tutuklandıktan bu yana muhalefetin belediyelerini (rant kaynaklarını-siyasi seçkinlerini), medya organlarını, araştırmacı gazetecilerini, entelektüellerini yiyerek ayakta kalmaya çalışıyordu. 

Adeta Sırbistan’daki tren istasyonu felaketine benzetebileceğimiz fon krizi bu durumu, içinden iki noktadan bozdu. Birincisi “kuyruğunu yiyerek yaşamaya devam etmek” artık olanaklı değildir. İkincisi, her siyasi tehdit olasılığında muhalefetini, diğer bir deyişle hareketin dışındaki “ötekisini” yiyerek ayakta kalan rejim. Şimdi, suçlayacak bir öteki bulamıyor; çaresiz kendi çelik çekirdeğini yemeye başlıyor. “Reis” temizlik yapsın diyenler farkında değil “Reis”in, reis olarak kalmasını sağlayan “şey” bu çekirdek.

“Türkiye’miz son çeyrek asırda pek çok alanda önemli mesafe katetti. Bu kazanımların heba edilmesine, medeniyet köklerimizden güç alarak daha adil, daha huzurlu bir gelecek inşa etmeyi hedefleyen bu yürüyüşün sekteye uğratılmasına müsaade edemeyiz” sözleri, hareketin bileşenlerinin de tehlikenin farkında olarak telaşlanmaya başladıklarını gösteriyor.

Muhalefetin bu ifadelerde gizli olanı da çok iyi kavraması gerekiyor. Hiçbir hareket (toplumsal hareket) iktidarını, bu iktidarın kurduğu düzeni terk etmez. Elindeki tüm araçlarla direnir. Muhalefetin, bu araçların, bu araçları etkisizleştirmenin yolları üzerine de düşünmesi gerekiyor.

Fon krizi kapalı bir “durumu” açtı. Yeni olasılıkların doğması kaçınılmaz. Ben muhalefetin bunları görebileceğine, değerlendirebileceğine inanmak istiyorum.

/././

Cumhuriyetin yeniden inşası sorunu -Mehmet Ali Güller/ Cumhuriyet-

Katıldığım “Cumhuriyet” söyleşilerinde, özetle “Korunacak bir Cumhuriyet kalmadı, yeniden inşa edilecek bir Cumhuriyet var” diyordum. Bu saptamam dinleyicilerin bir bölümü tarafından rahatsız edici bulunuyordu. Cumhuriyetçiydiler ve Cumhuriyetin, Atatürk’ün Cumhuriyetinin fiilen yıkıldığını kabul edemiyorlardı.

Cumhuriyetin yıkıldığını kabul etmeden, yeniden inşası ya da nasıl kazanılacağı gibi bir görev önümüze konamıyordu, asıl mesele de buydu.

Üyesi olduğum Cumhuriyetçiler Kurultayı Danışma Kurulu, bir haftadır Türkiye’nin çeşitli yerlerinde “Cumhuriyet nasıl kazanılacak” söyleşileri yapıyor. Nihayet artık bu aşamadayız.

CUMHURİYETİN DURUMU

1) Cumhuriyet, milletin egemenliğidir. Millet, egemenliğini vekillerini gönderdiği meclis ile uygular. Bugün meclisin yetkilerinin çoğu, başkanlık sistemi yoluyla saraya taşınmıştır.

2) Cumhuriyet, ümmetin devrimle millet olmasıdır. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” sözü, “devrim-milletleşme ilişkisi” formülüdür. Devrimle Cumhuriyet kuranlar, devrimle milletleşmiştir, uluslaşmıştır. Oysa günümüzde “etnik ve mezhepsel çözülme” içindeyiz. Milletin yerini etnisiteler almaya başladı. İktidar “milletin çeşitliliğini yansıtan yeni anayasa” hedefi ilan etmiş durumda.

3) Cumhuriyet, kulun yurttaş olmasıdır. Bugün yurttaşlığın yerini kulluk, müritlik almaya, kamusal ilişkilerde biat kültürü egemen olmaya başlamış durumda.

4) Cumhuriyet, ortaçağ/feodal ilişkilerin tasfiyesidir. Cumhuriyetin kapattığı tarikatlar, cemaatler bugün iktidardır; Cumhuriyetin yasakladığı şeyhler toplumun üzerinde otorite yapılmıştır.

CUMHURİYETİ KİM KAYBETTİ?

Cumhuriyetin durumu özetle bu. Peki Cumhuriyeti kimler kaybetti?

Cumhuriyetler, ulusal devletler, sınıfsal karakterleri bakımından “burjuva demokratik devrim”lerin ürünüdür ve bu nedenle burjuva sınıfın egemenliğindedirler.

Ancak yukarıda kısaca özetlediğimiz “Cumhuriyetin durumu”, Türk burjuvazisinin Cumhuriyete sahip çıkmadığını göstermektedir. Burjuvazi, Atlantik sürecinde, ABD merkezli küresel kapitalizme entegre edilen sınıfsal çıkarlarını gözeterek, Cumhuriyeti ortada bıraktı. Hatta teslim etti!

CUMHURİYETİ KİM KAZANACAK?

Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesidir ama aynı zamanda Cumhuriyet kimsesizlerin mecburiyetidir; ezilenlerin, tüm alt ve orta sınıfların mecburiyetidir.

Çünkü burjuva, sermayesini başka bir cumhuriyete taşıyarak orada yaşayabilir ama işçinin, emekçinin, hatta gün geçtikçe orta sınıfın bile başka cumhuriyetlere taşınma şansı yoktur.

Emekçi, yurduna ve cumhuriyetine mecburdur ama burjuvanın böyle bir mecburiyeti yoktur. O nedenle Cumhuriyeti savunmak sınıfsal planda işçi sınıfına, emekçilere, orta sınıflara ve onların siyasal temsilcilerine kalmış durumda...

CUMHURİYET NASIL KAZANILACAK?

Peki bizlere kalan bu görevi nasıl başaracağız?

Cumhuriyeti kazanmanın ve yeniden inşa etmenin siyasal formülü “Kemalist-sosyalist ittifakı”na dayanıyor. Bu siyasal formülün altındaki örgütsel formül, “Cumhuriyet Cephesi”dir.

Bu formüller geride kalan üç üç önemli virajda görüldü, denendi ama ne yazık ki çeşitli nedenlerle başarılı olunamadı. 2007’de Cumhuriyet Mitingleri’nde, 2013’te Gezi’de ve 2025’te Saraçhane’de ortaya çıkan formül oydu.

Başarılı olamamasının çeşitli nedenleri var ama temel nedeni, bu halk hareketi dalgalarını siyasal bir menzile ulaştıracak bir “gemimizin” olmamasıydı. Bu büyüklükteki dalganın üzerinde durabilecek geminin rotası sorunlu, pusulası bozuktu; rotası ve pusulası daha sağlam olan gemiler ise bu dalgaların üzerinde duramayacak kadar küçüktü.

O nedenle “Cumhuriyet nasıl kazanılacak” sorusunun yanıtı, öncelikle “devrimci sosyalist bir karargâh inşa etmek”tir. O karargâhın nasıl inşa edilebileceğine yoğunlaşılmalı birlikte...

/././

Öne Çıkan Yayın

soL "Köşebaşı + Gündem" -29 Ekim 2026-

Cumhuriyet 103 yaşında: Yeniden kazanmak için…  Bundan 103 yıl önce bugün Osmanoğullarının köhnemiş saltanatı yerine Cumhuriyet ilan edildi ...