19 Eylül 2026 Cumartesi

EVRENSEL "Köşebaşı"- 19 Eylül 2026-


 PISA evreni çağ nüfusunun yüzde 40’ından mı oluştu? -Adnan Gümüş-

Oyun içinde oyun mu var sorusunu, güvensizlikleri aştığımızda başka bir seviyeye geçeceğiz. Görece başarısızları MESEM’e/çıraklığa gönderir, devamsız hale getirirsek, okuldan gönderirsek, geriye görece daha başarılılar kalır. Eğitimin idesi amacı ise herkesi en iyi noktaya çekebilmektir.

2026-2027 eğitim öğretim yılı tüm kademelerde bu hafta başlamış oldu. Öncelikle tüm çocuk ve gençlerimize en başta ulaşım ve beslenmeleri olmak üzere karınları tok, zihinleri ve ufukları açık, hak ve özgürlüklerine saygılı, nitelikli, kendilerini ve toplumu gerçekleştirici geliştirici, en iyi en güzel eğitim öğretim yılı dileklerimizi iletelim.

Güncel gündem PISA sonuçlarının açıklanması ve değerlendirilmesi. Türkiye PISA’da önceki yıllara göre anlamlı olarak üç alanda da daha başarılı sonuçlar almış bulunuyor, hatta bu eğilimi ile tüm diğer ülkelerden ayrışmış gözüküyor. Bu eğitim tarihinde dersler çıkarılacak kadar önemli bir üç yıllık farklılaşma. İşin içinde oyun varsa bu da eğitim tarihinde önemli bir örnek olay sayılacaktır.

Konuyu değerlendirebilmek için bu sonuçların gerçek bir başarıya mı evren ve örneklem farklılaşmalarına mı dayandığı sorusunun öncelikle açıklığa kavuşturulması gerekiyor.

Evrende açık lise, MESEM, kayıtsızlar, devamsızlar, geçici korumadakiler yer aldı mı?
Sınav sonuçları sınava girenlerin sorulan soruların niteliğine uygun yanıtlarını (doğru yanıtlama düzeylerini) gösterdiğinden en temel soru sınava kimlerin girdiğidir.
14-17 yaş grubunda 5 milyon 95 bin 578 nüfusa kayıtlı ve 252 bin 231 Geçici Koruma kapsamında kişi yer almaktadır (toplam 5 milyon 347 bin 809). Bunlardan 3 milyon 185 bin 893 kişi kayıtsız, devamsız, MESEM-Çıraklık veya Açık Okullarda bulunmaktadır. Bu oransal olarak çağ nüfusunun 59,57’sine denk gelmektedir.

Çok somut olarak; MEB Eğitim İstatistiklerinde 2024-25 eğitim öğretim yılı 17 yaş net okullaşma oranı %67,63 olup bunun içinde kaydı süren devamsızlar, açık okullular, MESEM’liler yer almaktadır. Bunlar çıkınca geriye ne kalmaktadır, %67’nin sadece devamsızlar bile eklendiğinde (genel ortaöğretimde %28’e, MTAL’de %50’ye varıyor) nereye düştüğüne dair bir tahminde bulunabilirsiniz.

Yani PISA evreni çağ nüfusunun yaklaşık %40’ına mı karşılık geliyor, öncelikle bunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.

Dahası seçilen okul ve öğrencilerin niteliği sınav sonucunun ana sebebini veriyor, bu okullarda, geriye kalanlardan da daha mı nitelikli olanlar dahil edildi, bu sorunun da açıklığa kavuşturulması gerekiyor.

Örneklemde daha başarılı öğrenciler görece daha yüksek mi temsil edildi?
MEB’in yayımladığı PISA raporunda evren ve örneklem yapısı ile ilgili okul türlerine, okul sınıf seviyesine, bölgelere ve cinsiyete göre bilgiler paylaşılıyor ama en önemli olan puanlı puansız okul bilgisi, anne baba eğitim düzeyine göre bilgi, okul öncesi eğitim süresine göre bilgi gibi bazı önemli çapraz bilgiler yer almıyor.

Örneklemde/sınavda 7.702 öğrenci yer alıyor.

Mevcut sınırlı bilgiler bile bu dağılımda bazı gri noktalara işaret ediyor. Örneğin Sosyal Bilimler, MTAL ve Fen Liseli öğrenciler toplam öğrenci ağrılığına göre daha yüksek temsil edilirken ÇPAL’ler, Ortaokuldaki 15 yaş grubu, İmam Hatip, Güzel Sanatlar, Spor Liseleri daha az temsil ediliyor. Sadece Anadolu Liseleri ağırlığına uygun yer alıyor.

Dahası her okul türünde de okullar arasında başarı farklılaşması çok yüksek bulunuyor, en başta da sınavlı merkezi yerleştirme ile ve yerel yerleştirme ile öğrenci alan okullar arasında. Kaldı ki sınavsız okullar arasında da büyük farklılaşmalar bulunuyor. Örneklem ise daha başarılı okulların daha yüksek temsil edildiğine işaret ediyor.

Her okulun veya öğrencinin LGS sınav sonuçları var, ortaokul mezuniyet notları var, bunlar bakımından örneklem nasıl oluştuğuna dair bilgiler rahatlıkla verilebilir, ama raporda bu ayrıntılar yer almıyor.

Yine rapordaki bilgilere bakıldığında; çağ nüfusuna kıyasla bölgesel farklılaşmalar da bulunuyor. Doğu Karadeniz, Ege, Orta Anadolu, Ortadoğu Anadolu, Kuzeydoğu Anadolu Bölgeleri daha fazla temsil edilirken özellikle Güneydoğu çok daha düşük oranda temsil ediliyor.

Dahası her okul türünde de okullar arasında başarı farklılaşması çok yüksek bulunuyor, en başta da sınavlı merkezi yerleştirme ile ve yerel yerleştirme ile öğrenci alan okullar arasında. Kaldı ki sınavsız okullar arasında da büyük farklılaşmalar bulunuyor. Örneklem ise daha başarılı okulların daha yüksek temsil edildiğine işaret ediyor.

Her okulun veya öğrencinin LGS sınav sonuçları var, ortaokul mezuniyet notları var, bunlar bakımından örneklem nasıl oluştuğuna dair bilgiler rahatlıkla verilebilir, ama raporda bu ayrıntılar yer almıyor.

Yine rapordaki bilgilere bakıldığında; çağ nüfusuna kıyasla bölgesel farklılaşmalar da bulunuyor. Doğu Karadeniz, Ege, Orta Anadolu, Ortadoğu Anadolu, Kuzeydoğu Anadolu Bölgeleri daha fazla temsil edilirken özellikle Güneydoğu çok daha düşük oranda temsil ediliyor.

Çağ nüfusunda ve net okullaşma oranlarında erkeklerin oranları 1-3 puan daha yüksek olmakla birlikte PISA’da kadınlar daha çok temsil edilmiş bulunuyor (%53). Bu bile örneklemle ilgili soru işaretleri oluşması için yeterli bir işaret sayılır.

Seçilen okullarda öğrenciler sınava mı hazırlandı?

Evren ve örneklemin yansızlığı ölçme değerlendirmenin temel ilkesidir. Acaba bu belirlenen okullarda çocuklar özel olarak PISA sınavına mı hazırlandı? Buna yönelik de sorular bulunmaktadır.

PISA yetkilileri ve MEB’e açık net üç soru: Evren ve örneklem kimlerden oluştu?
2024 Aralık nüfus durumunda 15 yaşta olanlar 1 milyon 271 bin 487 kişidir. 2025 Aralık nüfus durumuna göre 15 yaşta olanlar 1 milyon 262 bin 672 kişidir. Bunlara 250 bin civarında Geçici Koruma çağ nüfusu da eklenmelidir.

Net üç soru şu şekildedir:

1-PISA evreninde bu 1 milyon 500 bini aşkın çağ nüfusunun ne kadarı evren içinde sayılmıştır?

2-Örneklemde yer alan öğrenciler daha başarılı olanlar arasından mı daha fazla seçilmiştir? Soruyu biraz açarsak PISA Türkiye sınavlarında merkezi yerleştirme puanı ile yerleştirilen öğrenci sayısı ve oranı nedir? Özellikle Fen, Sosyal Bilimler ve merkezi puanlı görece daha başarılı okul ve öğrenciler örneklemde daha fazla mı yer almıştır? MESEM öğrencileri, Açık Okul öğrencileri, devamsız öğrenciler sınavlarda temsil edilmiş midir? Kayıt dışı kalanlarla birlikte ne kadar oran evren ve örneklemde temsil edilmemiştir? 15 yaş öğrenci toplam sayısına göre hangi okullardan öğrenciler daha ağırlıklı temsil edilmiştir? Geçici Koruma ve yabancı öğrenciler ne kadar örneklemde yer almıştır?

Kısaca dezavantajlı aile/okul/öğrenci kümesi ağırlıklarına uygun şekilde sınavda temsil edildi mi, evren ve örneklem çağ nüfusunun özelliklerine uygun şekilde oluşturuldu mu?

3-Sınav öncesi sürece müdahil olundu, bu okullarda öğrenciler sınava mı hazırlandı?

Nitelikli bilimsel, eleştirel, yüksek eğitim öğretim önemli
PISA sonuçlarının ve bu sorularımızın gösterdiği durum veya yapılabilecek en genel çıkarım ise şudur: Nitelikli eğitim her çocuğun hakkı, ne kadar nitelikli, kapsayıcı, bilimsel, eleştirel eğitim öğretim yapılabilirse o çocuk ve okullar daha başarılı oluyor.

PISA sonuçlarında da zaten okul türlerine göre puanlar çok açık farklılaşmalar taşıyor.

PISA’nın niçin yapıldığı ve kapitalizmi meşrulaştırıp meşrulaştırmadığı gibi köklü soruları paranteze aldığımızda bile, yükseköğretim mezunu anne baba oranının artması, Türkiye’de 1990’lardan başlayarak yükseköğretimin genişlemesi, bugün bu anne babaların çocuklarının sınava giriyor olması yani aile/anne baba eğitiminin etkisi önemlidir, bu olumlu bir gelişimdir. PISA sonuçları, daha önceki yıllardan raporlar, anne baba SES Sosyoekonomik Düzeyinin başarı farklılaşmalarının %65-70’ini açıkladığını gösteriyordu, anne baba ne kadar eğitimli ise çocuk da o kadar başarılı oluyor.

Okul türleşmeleri ve müfredatlarının da etkisi ayrı ayrı değerlendirilmek durumunda, Fen, Sosyal ve Genel Anadolu Liselerindeki öğrencilerin MTAL ve İmam Hatiplerden çok daha yüksek başarı gösterdikleri de açık.

Kısaca mevcut rapordan çıkarımlar yapılırsa, hem her çocuğa nitelikli bilimsel eleştirel eğitim sunmamız hem de yükseköğretime eriştirebilmemiz gerekiyor. Anne babaları hazırlamak, geleceği hazırlamak önemli bulunuyor.

Zorunlu eğitimin de MTAL ve İmam Hatiplerin daha başarısız kaldığı açık olduğundan genel ve temel bilgi beceri duyarlılıklara odaklanması gerekiyor, hayatı ve dünyayı kavramaya, toplumsal güç ilişkilerini eleştirel olarak okuyabilmeye öncelik verilmesi gerekiyor. Toplumsal etik ve estetik duyarlılıkları ise PISA zaten pek ölçmüyor, ölçtüğü kısma da geçen defa Türkiye katılmamıştı, ancak eğitim öğretimin birincil görevi bilgi, beceri ile birlikte insani toplumsal etik ve estetik duyarlılıkları desteklemektir.

Her çocuğumuza, her gencimize çağın en iyi bilgi sanat felsefe beceri duyarlılıklarını sunabilme dileğiyle iyi bir yeni eğitim öğretim yılı dileyelim ve gerçekleştirilebilmesi için mücadeleyi sürdürelim.

Toplumu, çocukları, bakanlığı alavere dalaverelere karşı savunalım.

/././

İşçi ve çocuk -Arif Nacaroğlu-

Yan yana gelmesi insanlık dışı olan iki kelime; işçi ve çocuk.

Bir zamanlar Güney Asya’nın çocuklarının üzerine çöken kara ölüm, çocuk yaştaki seks işçileri (?), ucuz, hatta bedava, ağır işlerde çalıştırılan çocuk işçiler, sömürgeci kapitalistlerin Afrika madenlerinde telef ettiği çocuklar, deri koltuklu, mısır patlaklı Avrupa sinemaların vicdan yıkamacı kötü filmlerinin konusu oldular. İnsanlar, sanki başka bir gezegende olan biteni izliyormuş gibi küçük bedenlerin ağır yükler altında ezilmesini Frigo yiyerek izlediler ve sinema çıkışında ayakkabı boyamaya çalışan çocuğu görmeden günlük yaşamlarına döndüler. Metrolarda, trenlerde harmonika ile “Çav Bella” çalarmış gibi yapan 12 yaşındaki ablasının önünde naylon bardakla para toplamaya çalışan, kulağı kulaklıkla, kalbi vurdumduymazlıkla tıkalı abilerin, ablaların önünde gülücük yapmaya çalışan 6 yaşındaki Rukiye’yi görmezden geldiler.

Bu filmleri izleyen gençlerin bugünkü dünyasında, benzer ölümlerin ülkemizde yaşanıyor olması, yaşanıyor olmasıyla birlikte konuyu herkesin duymazdan gelmesi, bu işlerden sorumlu insanların bırakın önlem almayı, işçi ve çocuk cinayetlerinin artmasına kesin neden olacak uygulamaların planlayıcısı ve yürütücüsü olmaları, daha da kötüsü, her ölümden tanrıyı sorumlu tutmaları inanılır gibi değil.

Böyle eğitim olmaz. Almanya’da, Hollanda’da, Fransa’da var da oralarda neden hiç çocuk iş cinayeti olmuyor. Hristiyanlar da “Takdiri ilahi”, “Mesleğin fıtratı” filan yok mu?

Yoksa sorumlular, bizimkilerin aksine, üstlerine değil de vicdanlarına mı sorumlu oralarda.

/././

Yapay zekâda bağımlılığın iki yüzü: Çin ve ABD -Ceren Ergenç-

18. BRICS Zirvesi 12-13 Eylül’de Yeni Delhi’de toplandı. Zirve sonuç bildirisi oy birliğiyle kabul edildi, ama bunun bedeli metnin içinin boşaltılması oldu. Ortadoğu’ya ilişkin ifadelerde, sabaha kadar süren pazarlığın ardından “azami itidal” çağrısı geçen yıl Rio’da yer alan kınama ifadesinin yerini aldı. Ticaret savaşı ABD’nin adı anılmadan eleştirildi. Modi teknolojinin ve kritik minerallerin silah olarak kullanılmasına karşı uyardı, ama bunu kimin yaptığını söylemedi. Dönem başkanlığı 2027 için Çin’e geçti. BRICS son genişlemeden sonra zaten Çin’in arka bahçesi haline geldiği için bu yılki sade suya tirit zirveden sonra gelecek seneden beklentimiz büyük.

Toplantının asıl çıktısı kapanış oturumunda geldi. Xi Jinping yapay zekanın küresel yönetiminin Küresel Güney’de kalması için bir seri öneri sundu; aralarında BRICS üyeleri için açık kaynak yapay zekâ bölgesi kurmak, büyük dil modellerinde ortaklaşma ve mühendis yetiştirmek için iş birliği var. Ortak bildiri bu önerileri sahiplenmedi ve ortak sonuç bildirisinde yapay zekâda erişilebilirlik ifadesiyle yetindi, çünkü Hindistan Çin’in açık kaynak sürecine önderlik etmesini istemiyor. Nitekim Xi bir gün önce de BRICS üyelerini Dünya Yapay Zekâ İş Birliği Örgütü’ne çağırmıştı. Bu örgüt 16 Temmuz’da 29 ülkenin imzasıyla kuruldu, üye sayısı 37’ye çıktı. Kurucular arasında tek bir G7 ya da AB üyesi yok. Haliyle zirvenin dönem başkanı Hindistan da yok.

ABD’nin ticari yaklaşımına kıyasla Çin’in açık kaynak yapay zeka yaklaşımı övülüyor ama açık kaynak yapay zekânın açıklığının da sınırı var. Modellerin eğitimi sırasında öğrenilen sayısal parametreler paylaşılıyor ama eğitim verişi, kaynak kodun tamamı ve ticari kullanım hakları özel bir şirketin ya da devletin tekelinde kamusal erişime kapalı kalabiliyor. Örneğin, açık model deposu Hugging Face’in ağustos raporuna göre Alibaba’nın Qwen’i altı ayda 3 milyar indirmeyi aştı, Google’ın açık modelleri 418 milyon, Meta’nınkiler 227 milyon kez indirildi. Ama modeli indirmek ile o modeli sıfırdan üretebilmek aynı şey değil çünkü modellerin asıl gücü altyapılarındaki çip, hesaplama gücü ve veri merkezlerinden geliyor.
BRICS üyeleri açık kaynak yapay zekayı tartışırken, aynı hafta sonu tartışma Washington’da ters yönde ilerledi. Anthropic 10 Eylül’de yayımladığı raporda Claude’un kötüye kullanıldığı vakaları sıraladı. Örneğin, İstanbul merkezli BBS Bilişim Teknolojileri’ne bağlanan bir hesap, Malezya’nın 222 seçim bölgesini etnik ve dini eksenlerde profilleyip bine yakın sahte hesap yöneten bir platform işletiyormuş. İki gün sonra Anthropic’in genel müdürü Dario Amodei model yeteneklerini artırma hızının duraklatılmasını önerdi. Bu öneri hem Trump hem de Çin hükümeti tarafından eleştirildi çünkü öncü yapay zeka modellerinin gelişiminin yavaşlaması önerisi Çin’e çip ihracatının kısıtlı kalmasını ve Amerikan modellerinin çıktılarıyla rakip model eğitilmesinin engellenmesini de içeriyor.

Trump Amodei’yi yapay zeka sürecini yavaşlatalım ve kontrol mekanizmaları geliştirelim dediği için eleştirdi ama aslında Antropic’in kurucusunun önerisi ABD hükümetinin yapay zeka değer zincirlerini tekelleştirme politikasının dışına çıkmıyor. ABD Dışişleri Bakanlığı aralık 2025’te Pax Silica girişimini başlattı. ABD, İngiltere, Japonya, Güney Kore, Singapur, Avustralya ve İsrail kurucu imzacı oldu. Haziran 2026’daki ikinci zirvede aralarında AB, Almanya, Hollanda ve Kazakistan’ın bulunduğu on ortak daha katıldı, imzacı sayısı 24’e çıktı. Girişim, kritik mineralden veri merkezine kadar bütün yapay zeka zincirini kapsıyor ve üye ülkelerin sadece tek bir değer zincirine bağlı kalmasını öngörüyor.

Pax Silica’ya dahil olan, daha doğrusu jeopolitik güvenlik kaygılarıyla dahil olmak zorunda kalan, Japonya ve Kore, madenden çipe, veri merkezinden modele uzanan değer zinciri katmanların tamamını kendileri için kurmak yerine ABD’nin bu zincirinde bazı katmanların vazgeçilmezi olmayı tercih ediyor ve yapay zeka egemenliği kavramını veri yerelleştirmesiyle kısıtlı tutuyorlar. AB ise Çin’e olduğu kadar ABD’ye bağımlılık konusunda da kaygılı olduğu için hâlâ özerkliğini koruyup kendi değer zincirini oluşturma derdinde. Yapay zeka egemenliğini böyle geniş bir çerçevede tanımlamasına rağmen bütün katmanlarda nasıl kapasite geliştireceğine dair bir planı yok çünkü halihazırda üretim ekipmanı imalatı kapasitesi var ama küresel hesaplama gücünün yüzde beşinden azına sahip.

Türkiye de AB’ye benzer bir yol izliyor. Haziranda Washington’da 34 ülkeyle birlikte Yapay Zekâ Fırsatı Bildirisi’ni imzaladı, çünkü bağlayıcı olmayan bir metindi ama Pax Silica Deklarasyonu’nu imzalamadı, çünkü ihracat denetimi uyumu ve bileşen taraması getiriyor. Aynı nedenle, değer zinciri tekelleşmesi getiren Şanghay merkezli örgüte de girmedi. 2026-2030 Yapay Zekâ Eylem Planı, dijital egemenlik başlığı altında TÜBİTAK’ın Türkçe dil modeli Bilge’ye 10 milyar dolarlık kaynak ayırdı.

TÜBİTAK’ın yerli dil modeliyle hedeflenen, yüksek teknolojili değer zincirlerine üretici olarak değil, ileri sanayi hizmeti sağlayıcısı olarak dahil olmak. Bu konuda rakip olduğu Hindistan örneği, sanayi olmadan hizmet sağlayıcısı olmanın istihdamı yine de düşürdüğünü gösteriyor . Bilişim hizmetleri ihracatı büyürken en büyük firma kadrosunun yüzde ikisini kesti. İmalatın milli gelir içindeki payı 2023’te yüzde 19.5 iken 2025’te yüzde 16.3’e indi, yüksek teknolojinin ihracat payı yüzde 3-4 bandında kaldı. Türkiye’de üretken yapay zekânın istihdamı tehdit ettiği işlerde 2.3 milyon kişi çalışıyor.

Kısacası, sanayi planı dijitalleşmenin tüm katmanlarını bir ekosistem mantığı içinde düşünmeyen ülkeler için yapay zekanın açık erişimli ya da ticari olması çok da farketmiyor çünkü yüksek teknoloji dijital altyapıda ya Çin’e ya ABD’ye bağımlı kalacaklar. Madalyonun iki yüzünde de aynı bağımlılık var.

/././

Öğretmen yok evinize geri dönün - EVRENSEL MANŞET -


 Öğretmen yok evinize geri dönün -Mesut Baylav - Evrensel Gazetesi-

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘Eğitimde başarılarla’ övünürken, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, öğretmenlere ‘önlük biçmekle’ uğraşırken Gaziantep’te birçok okulda öğrenciler öğretmen yokluğu nedeniyle okulun kapısından geri çeviriliyor.

2026-2027 eğitim öğretim yılı başlayalı 1 hafta olmasına rağmen bazı kamu okullarında öğretmen yetersizliği nedeniyle dersler boş geçiyor. Türkiye’nin en büyük illerinden biri olan Gaziantep’te de benzer sıkıntılar var. Gaziantep'in Cengiz Topel Mahallesinde bulunan Hatice Karslıgil İlkokulu’nda öğretmen yokluğu nedeniyle okulun ilk haftasında öğrenci ve velilere şu bilgilendirme yapılıyor: “Velilerin ve öğrencilerin dikkatine! Milli Eğitim henüz görevlendirme yapmadığı için bazı sınıfların öğretmeni yoktur. Öğretmeni olmayan sınıflar alt katta toplansın.”

Çok sayıda okulda öğretmen eksiği var
Yaşanan bu durumun sadece Hatice Karslıgil İlkokulu’na özgü değil kentteki birçok kamu okulunda benzer sorunların yaşandığı biliniyor. Gaziantep'te çok sayıda okulda sınıflarda öğretmen olmadığı için öğrenciler ilk hafta evlerine geri gönderildi. Örneğin Latife Özmimar İlkokulu, Mehmet Ünsal İlkokulu, Kabasakız İlkokulu, Sadettin Batmazoğlu İlkokulu, Aysel Tekinalp İlkokulu, Şirinevler Bahattin Teymur İlkokulu... Bu okulların tamamı kenar mahallelerde yer alıyor. Çok sayıda okulda veliler bu duruma tepki gösteriyor ancak muhatap dahi bulamıyorlar. Veliler, soruna çözüm bulunması için tepkilerini sosyal medya üzerinden çektikleri videolarla da gündeme getiriyor.


‘Çocuklarımız okul kapısından geri çevriliyor’

Öğretmen yokluğu nedeniyle ilk hafta çocuklarını okula göndermemeleri istenen veliler yaşadıkları mağduriyeti gazetemize anlattı. “Eğitimin ne hale geldiğini görüyoruz” ifadelerini kullanan Vatan Mahallesindeki Latife Özmimar İlkokulundan bir veli, ilkokula yeni başlayan çocuğunun öğretmen yokluğu nedeniyle uyum haftası yaşayamadığını belirterek “Çocuğum iki haftadır öğretmeni olmadığı için okula gitmiyor. Güvenlik kapıda bekliyor elinde liste var, ona göre veli ve çocukları eve geri gönderiyor. Böyle bir şeyin yaşanmasına insanın aklı ermiyor. Bu okulların ne zaman açılacağı belli değil miydi? Böyle plansızlık olunur mu? Yetkililerin çocukların eğitimini falan düşündüğü yok” dedi. Başka bir veli ise, “Benim çocuğun sınıfında üç senede beş öğretmen değişti. Hem çocuk için hem veli için çok zor bir durum. Şimdi okulda bazı sınıflarda öğretmen de yok. Eğitim nereye gidiyor hiç bilmiyorum” tepkisini gösterdi.

Eğitim İş: Sınıf öğretmeni açığı büyük
Okullarda yaşanan öğretmen eksikliğinin boyutunu Eğitim İş Gaziantep Şube Başkanı Ali Arpat'a sorduk. Arpat, Gaziantep'te yaklaşık 3 bin 500 ücretli öğretmen görevlendirildiğini, bu sayının önemli bir bölümünün ise sınıf öğretmenlerinin oluşturduğunu söyledi. Öğretmen ihtiyacının özellikle kentin yoksul mahallelerinde yoğunlaştığını belirten Arpat “Düztepe, Vatan, Narlıtepe, Ünaldı, Tekstilkent, Perilikaya, Serinevler, Şirinevler, İncilikaya, Çıksorut, Göllüce, Karşıyaka ve yakın bölgelerindeki ilkokullarımızda sınıf öğretmeni doluluğu yüzde 20-30 civarlarında” bilgisini vererek yaşanan öğretmen açığına dikkati çekti.


‘Açık, ücretlilerle karşılanmaya çalışılıyor’
Veliler, okullardaki üyeleri ve idarecilerden öğretmen yokluğuna ilişkin çok sayıda şikayet aldıklarını aktaran Arpat “Kentte öğretmen açığı konusunda ciddi bir sorun yaşanıyor. Özellikle sınıf öğretmeni branşında ciddi bir açık var. Bu açık da ücretli öğretmenlerle karşılanmaya çalışıyor. Ancak henüz ücretli öğretmenler de göreve başlamadı. Örneğin Şirinevler Bahattin Teymur İlkokulu’nda 16 ücretli öğretmen istihdam ediliyor ve çoğunun pedagojik formasyonu yok” diye konuştu.

Eğitim Sen: Geçen yıldan kalan sorun sürüyor

Eğitim Sen Gaziantep Şube Başkanı Ömer Parlakçı ise geçen yıl İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile yaptıkları görüşmede kendilerine kentte 3 bin 63 öğretmen açığı bulunduğunun aktarıldığını söyledi. Parlakçı, bu açığın ücretli öğretmenlik uygulamasıyla kapatılacağının ifade edildiğini ancak bu yıl da binlerce öğretmen açığının giderilemediğine dikkat çekti. Parlakçı, sahadaki gözlemlerine dayanarak öğretmen ihtiyacının açıklanan rakamların da üzerinde olduğunu ifade ederek bazı okullarda yalnızca dört kadrolu öğretmen bulunurken bazı okullarda 20'nin üzerinde ücretli öğretmenin görev yaptığını ifade etti. “Sözleşmeli ve ücretli öğretmenlik uygulamasına son verilmelidir” çağrısını yaptı. Atama bekleyen öğretmenlerin bir an önce atamasının yapılması gerektiğini dile getiren Parlakçı “Ücretli öğretmenler ders saati üzerinden ve saat başına sadece 185 TL alıyor” dedi.


‘Atama yapmayan MEB yaşananlardan sorumlu’
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Gaziantep İl Temsilcisi Sümeyye Yeşil ise öğretmen açığının, öğretmenlerin istihdam biçimlerinden bağımsız ele alınamayacağını belirtti: ''Mezun olan onlarca öğretmen varken okullardaki öğretmen eksiğinin sebebi ne?” diye sordu. Ataması yapılmadığı için çok sayıda öğretmenin özel sektörde ya da ücretli öğretmenlik yaparak kölelik koşullarında çalıştırıldığına vurgu yapan Yeşil “Özel sektörde çalışan öğretmenler düşük ücret, güvencesizlik ve esnek çalışma koşullarıyla karşı karşıya kaldığı bilgisini vererek “Sorunun kaynağı atama sayısı açıklamayan, atama yapmayan, hatta öğretmenlerin gözü kulağı atama haberindeyken ücretli öğretmen alımı yapan Milli Eğitim Bakanlığı’dır” dedi.


Öğretmen açığı katlanıyor, atama sayısı yetersiz

· Türkiye’deki öğretmen sayısı: 1 milyon 187 bin
· Ataması yapılmayan öğretmenler: 1 milyon
· 55 ildeki öğretmen açığı: 80 bin 449
· 62 ildeki ücretli öğretmen sayısı: 71 bin 757


(Mesut Baylav - Evrensel Gazetesi)

ÇİZGİLERİN DİLİ -19/09/2026-

 











(Derleyen: mstfkrc)

CUMHURİYET "Köşebaşı + Gündem" -19 Eylül 2026-


Lojmanda Ölü Öğretmen, Villada Önder Hükümlü -Işık Kansu- 

Devlet Bahçeli açıkladı: “Önder” dedikleri terör hükümlüsüne İmralı’da 2 katlı villa yaptırılmış. Hükümlü de “Bana statü vermezseniz villada oturmam” diyesiymiş...

Ne hale geldik!

Ömür boyu hapse mahkûm edilmiş terör hükümlüsüne devlet, özel kullanımı için villa yapıyor, o da hükümlü ile devlet arasında pazarlık konusu oluyor.

Öbür yanda, kimse, villa yaptırdıkları hükümlünün nelerden sorumlu olduğunu umursamıyor.

Örneğin, 1993’te Bitlis’in Erikli köyü öğretmenleri Bayram Tekin ve hamile eşi Yasemin Tekin ile 3 yaşındaki kızları Betül’ün okulun minnacık lojmanında yemek yerken sofra başında takır takır tarandıklarını hiç kimse hatırında tutmuyor. Betül’ün yumuk elleri arasında kalan ekmek kırıntılarını anımsamıyor.

1994’te Mazgirt’te; Rüstem Şen, Metin Kaynar, Ali İhsan Çetinkaya, Mustafa Karınca, Buminhan Temizkan ve Vedat İnan öğretmenlerin, yine küçücük okul lojmanında topluca şehit edildiğini kimse aklının ucuna getirmiyor.

Kimse; İmralı’da villa yaptırılmasına kimin karar verdiğini, niçin ve ne zaman verdiğini, inşaat için kimden izin alındığını, villanının ruhsatı olup olmadığını, ihale açılıp açılmadığını, hangi bütçe kaleminden ne kadara mal olduğunu bilmiyor. Sormuyor da.

Kimse bu memleketin öğretmenlerinin, memurlarının, subaylarının, askere alınmış yoksul çocuklarının, yurttaşlarının; onların ölümünden sorumlu, yerli ve yabancı egemenlerin oyuncağı olmuş İmralı’daki terör hükümlüsü özel villada otursun diye mi toprağa düştüğünü sorgulamıyor.

Düşünün, o villada oturtacakları kişi, statü sahibi olup “demokratik cumhuriyet” kuracakmış!

ZEVAHİRİ KURTARMAK

Muhalefete karşı toptan iktidarın yürüttüğü demokrasi ve hukuk dışı harekâtı gölgelemek için başlatılan göstermelik soruşturmalara tanıklık ediyoruz.

İstihbarat görevlisi Kâşif Kozinoğlu’nun, FETÖ’nün AKP döneminde gerçekleştirdiği yargısal kurgular sırasında cezaevinde gerçekleşen kuşkulu ölümüne ilişkin inceleme bunlardan biri.

Medyaya sızdırılan bilgilere bakılırsa başlatılan soruşturma, gazetecilere, senaristlere, olayın gerçekleştiği dönemde görev yapan kimi kişilere yönelmiş durumda.

Bunlar arasında siyaseten cezaevlerinden sorumlu adalet bakanı yok.

Kozinoğlu’nun öldüğü dönemin adalet bakanı kim? O süreçte AKP milletvekili olan Sadullah Ergin.

Fethullahçıların kumpasları sırasında bakanlık yapan Sadullah Ergin, daha sonra AKP’den ayrılmıştı. 2023 seçimlerinde butlancı Kemal Bey’in cumhurbaşkanlığı sevdası nedeniyle Ankara Çankaya bölgesinden aday gösterilmiş, CHP listesinden milletvekili seçilmiş, ardından DEVA Partisi’ne geçmişti.

Kozinoğlu için yeni açılan soruşturmada, Sadullah Ergin’e soru soran var mı? Yok.

Çünkü amaç zevahiri kurtarmak.

ÜSKÜDAR’IN CEMAAT BAĞLANTISI 

Üsküdar Belediyesi’ne çökme manevrasının hemen ardından belediyenin başkanvekilliğine oturan AKP’li ile AKP’li ilçe başkanı, Aziz Mahmut Hüdayi türbesini ziyaret edip dua ettiler.

Aziz Mahmut Hüdayi adına bir vakıf kurulu.

AKP döneminde Bakanlar Kurulu kararıyla vergi muafiyeti verilen ve kamu yararına çalışan sivil toplum kuruluşu ilan edilen vakıf, Erenköy cemaati ile ilintili. Erenköy cemaatinin kökü, 1930’da Menemen’de Kubilay’ın gericiler tarafından şehit edilmesinden sorumlu tutulan Erbilli Mehmet Esat’a değin uzanıyor.

Daha sonra cemaat, ANAP ve AKP ile yakın ilişkileri olan Topbaş ailesinden gelen isimler tarafından yönetilmiştir.

Bağlantıları sağlamdır yani.

/././

Bir gariplik var burada -Barış Pehlivan- 

Düşün ki...

İşlemediğin bir suçtan, o sırada suç olmayan bir eylemden, suç olsa da zamanaşımına uğramış olaydan, dahası suçu işlediğini itiraf eden bir başka şüpheli varken tutuklanıyorsun.

Bir yanlışlık olmalı, “Bu kadar da olmaz herhalde” dediğin noktada, birden. Kendini yine seni tutuklayan hâkimin karşısında buluyorsun...

Ve o hâkim, “Sen bir de suç örgütü kurmuşsun” diyor, “Savcı seni sorgulamamış ama olsun” diyor, “Tamam, cezaevindesin ama belki kaçarsın” diyor. Ve seni yine tutukluyor.

Senin “Nasıl bir şey bu suç örgütü, avukatım nerede, ne bu suç örgütünün adı” sözlerin ise boşlukta dalgalanıyor.

Avukatlarının tahliye talebini okudum. Oradan bir alıntıyla bitireyim:

“Tutuklama talep yazısı ve kararında örgütün kimlerden oluştuğu, hiyerarşik yapısı, müvekkilimizin örgüt içerisindeki konumu, hangi amaç suçları işlemek üzere hareket edildiği, süreklilik ve elverişlilik unsurlarının hangi somut delillerle gerçekleştiği ortaya konulmadı. Müvekkilimizin ilk tutuklama kararına konu edilen eylemleri, 15 Eylül 2026 tarihli itiraz dilekçemizde maddi ve hukuki yönden ayrıntılı biçimde çürütüldü. Bu eylemlerden bağımsız herhangi bir yeni örgütsel faaliyet veya somut delil gösterilmedi.”

Gazeteci Selahattin Günday’ın öyküsünü okudunuz. Sahi, MİT Başmüşaviri Kâşif Kozinoğlu’nu cezaevinde “kasten öldürme” soruşturması nasıl buraya geldi? Bir şey var bu işte.

O İŞÇİLERE BERAAT

Bundan yaklaşık üç yıl önceydi. Ekvador’dan Mersin Limanı’na gelen muz yüklü bir konteynerin soğutucu motor bölmesine gizlenmiş uyuşturucu, limanda çalışan iki görevli tarafından dışarı çıkarılacaktı. Ama aynı limandaki bir başka çalışanın ihbarıyla operasyon yapıldı ve 54 kilo kokain ele geçirildi. Tutuklanan 12 kişiden biri olan Eyyüp Acar, hem limanda çalışıyordu hem narkotik polisinin muhbirlerindendi hem de uyuşturucu ağının içindeydi. Aynı kişi sonra da itirafçı oldu.

Öğrendim ki aylar süren duruşmalar sonunda Mersin 5. Ağır Ceza Mahkemesi kararını vermiş. Liman çalışanları Eyyüp Acar ve Bedri Atakan Kaya 27 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılmış. İstinafın da bozma istemini esastan reddettiği dosya şimdi Yargıtay’ın raflarındaymış.

Dava sonucunun çarpıcı noktalarından biri de iddianamede ağır suçlamalar yöneltilen ve aylarca tutuklu kalan, bir de işten atılan diğer liman işçilerinin beraat etmiş olması.

Bakalım, bir dönemin çok tartışılan bu operasyonunda Yargıtay’ın nihai kararı ne olacak?

/././

SPK her şeyi biliyor, kim kazandı açıklayın -Murat Ağırel- 

Her şeyi bilmek zorunda değiliz.

Fakat mesleğim gereği insanlara anlatabilmek için günlerdir borsada yaşananları anlamaya çalışıyorum.

Fonlar, hisseler, portföy şirketleri, temerrüt, tasfiye...

Rakamlar havada uçuşuyor.

Ama herkesin sorduğu soruyu ben de soruyorum:

Bu nasıl oldu?

Öncelikle bir yanlışı düzeltelim.

Şirketlerin büyüklüğü tek bir hissenin fiyatıyla değil, toplam pay sayısıyla birlikte oluşan piyasa değeriyle ölçülüyor.

Fakat işte tam burada çok daha çarpıcı rakamlarla karşılaşıyoruz.

Destek Finans Faktoring’i inceleyelim.

Şirketin 30 Haziran 2026 tarihli bilançosuna göre özkaynağı yaklaşık 14.8 milyar lira. Altı aylık net kârı 2.6 milyar lira civarında. (KAP)

Buna karşılık yakın dönemde piyasa değeri 800 milyar lirayı aşmış, piyasa değeri/defter değeri oranı 54 kata kadar çıkmış durumda.

Bakın, “Şirketin gerçek değeri 14.8 milyardır” demiyorum. Piyasa bir şirketin muhasebe özkaynağının 50 katından fazlasını fiyatlıyorsa sorulması gereken soru çok açık değil mi?

Bu kimin ve nerenin parası?

Ben sormuyorum sadece.

Sermaye Piyasası Kurulu da bugün yaptığı açıklamada benzer bir ifadeyi kullanıyor.

SPK diyor ki: 2025 yılının son çeyreğinde bazı portföy yönetim şirketlerine ait fonların, fiili dolaşımı düşük hisselerde “ekonomik gerçeklik ve şirket temel finansal büyüklükleri ile açıklanamayacak” fiyat hareketlerine neden olduğu gözlemlendi.

SPK açıklamasındaki tarihe dikkat ettiniz mi? “2025’in son çeyreği” diyor. Yani bugün ortaya çıkmış bir durumdan söz etmiyoruz.

SPK’nin kendi açıklamasına göre konu, 2 Aralık 2025 tarihinde Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek başkanlığındaki Finansal İstikrar Komitesi’nin önüne geliyor.

BU NOKTAYA NEDEN GELDİ 

Yani zaten bir balonun büyüdüğünün farkındalar.

3 Aralık’ta SPK bünyesinde çalışma grubu kuruluyor.

15 Aralık’ta Borsa İstanbul ve Takasbank’tan görüş isteniyor.

18 Aralık’ta nitelikli yatırımcı sınırı 1 milyon liradan 10 milyon liraya yükseltiliyor.

28 Ocak 2026’da taslak Hazine ve Maliye Bakanlığı’na gönderiliyor.

Şubat ayında sektörün ve Merkezi Kayıt Kuruluşu’nun (MKK) görüşü alınıyor.

17 Haziran’da Türkiye Elektronik Fon Alım Satım Platformu (TEFAS) esasları onaylanıyor.

23 Temmuz’da yeni değerleme kararı alınıyor.

Ve kapsamlı rehber ancak 28 Ağustos 2026’da yayımlanıyor.

Buraya kadar her şey piyasa denetiminin işlediğini gösteriyor.

Peki, SPK ekonomik gerçeklikle açıklanamayan fiyat hareketlerini 2025’in son çeyreğinde gördüyse, konu Finansal İstikrar Komitesi’ne kadar gittiyse, çalışma grubu oluşturulduysa biz bu noktaya neden geldik?

Ben 2002 krizini de banka hortumlamalarını da hatırlıyorum.

Vatandaşın 3 lira 5 lira 100 bin lira 1 milyon lira ne kadar ise parasını kim çaldı?

Yanıt verin.

Keza bir de işin diğer tarafı var.

Gelelim Pusula meselesine...

Pusula Finans Holding, Katılımevim’in önemli ortaklarından biri. Katılımevim belgelerinde Pusula Finans Holding’in payı yüzde 28.42 olarak görülüyor.

Yine Katılımevim’in Pusula Finans Holding’in Gündoğdu Gıda’da yüzde 11.54 pay edindiği açıklanıyor.

9 Eylül 2026’ya geliyoruz.

Tera Grubu, Pusula Finans Holding ve bağlı şirketlerindeki payları devralmak üzere görüşmelere başladığını açıklıyor.

10 Eylül’de temel ticari ve finansal şartlarda mutabakata varıldığı duyuruluyor. Ancak 15 Eylül tarihli açıklamada devir işleminin henüz hukuken ve fiilen tamamlanmadığı özellikle belirtiliyor.

Ve aynı 15 Eylül günü Pusula Portföy KAP’a bir açıklama gönderiyor: “Bazı yatırım fonlarının katılma payı iade ödemelerinde temerrüt oluştu.” Yani yatırımcı parasını geri istiyor ama fon yöneticileri ödeme yapamıyor.

İki gün sonra ne oluyor?

SPK; Tera, Pusula, Hedef, Atlas, A1, Pardus ve Bulls Portföy’ün TEFAS’taki fonlarını işleme kapatıyor ve 130 fonun tasfiyesine karar veriyor.

Aynı süreçte SPK’nin, Katılımevim, Gündoğdu Gıda ve Destek Finans Faktoring paylarındaki işlemler nedeniyle 38 kişi hakkında suç duyurusunda bulunduğu ve iki yıllık işlem yasağı uyguladığı bildiriliyor.

Şimdi tekrar başa dönelim.

Bütün bu işlemler görünmez bir yerde yapılmıyor.

Merkez Kayıt Kuruluşu MKK kendi internet sitesinde, SPK-Borsa İstanbul Gözetim Projesi’ne sürekli veri akışı sağladığını açıkça yazıyor.

KİMLER POZİSYON ALDI 

Borsa İstanbul da piyasalardaki olağandışı işlem kalıplarını elektronik sistemlerle takip ediyor.

Nitekim Borsa İstanbul’un 2025 faaliyet raporunda, işlem kalıpları dikkat çekici bulunan 217 yatırımcı hakkında aracı kurumlara uyarı gönderildiği ve mevzuata aykırılık şüphesi taşıyan işlemler hakkında hazırlanan 99 bilgi notunun SPK’ye iletildiği yazıyor.

Yani sistem kör değil.

Veri var.

Kayıt var.

Gözetim var.

O halde şimdi yapılması gereken çok açık.

Her hamlenin dijital parmak izi bulunuyor. Hem de en ufak işlerin bile. Hatta size şöyle söyleyeyim, klavye üstünde bastığınız tuşun bile dijital olarak ulaşılabilir bir kaydı var.

Dolayısıyla bu hisselerdeki bütün işlem zincirleri çıkarılmalı.

Olağanüstü yükseliş başlamadan önce kimler pozisyon aldı?

Hangi fonlar hangi hisseleri hangi tarihlerde topladı?

Bu fonların yöneticileriyle şirketlerin ortakları arasında ticari veya yönetsel bağlantı var mı?

Aynı hesaplar birbirlerinden alıp satarak fiyat oluşumuna etki etti mi?

Hisseler zirvedeyken kimler satış yaptı?

Fonlara küçük yatırımcının parası hangi tarihlerde girdi?

Ve elbette daha önemli bir soru:

Kamu görevlileri veya yakınları bu hisselerde ve fonlarda işlem yaptı mı?

Bunun cevabı dedikoduyla aranmaz.

Kayıtlara bakılır.

MKK kayıtlarına, banka hareketlerine, aracı kurum hesaplarına ve mal varlığı değişimlerine bakılır.

Çünkü mesele artık sadece “Borsada bazı hisseler çok yükseldi” meselesi değildir.

SPK bugün kendisi söylüyor: Ekonomik gerçeklikle açıklanamayan hareketleri 2025’in son çeyreğinde gördük.

Öyleyse bundan sonra sorulacak soru bellidir:

Gördünüz, gördünüz de peki gördüğünüz andan bugüne kadar kim kazandı, kim kaybetti ve neden engellenemedi?

Asıl dosya burada başlıyor.

/././

Öne Çıkan Yayın

EVRENSEL "Köşebaşı"- 19 Eylül 2026-

  PISA evreni çağ nüfusunun yüzde 40’ından mı oluştu? - Adnan Gümüş- Oyun içinde oyun mu var sorusunu, güvensizlikleri aştığımızda başka bir...