Derin ve uzun bir operasyon!-Zülal Kalkandelen- 14-28 Mayıs 2023 seçimlerinden hemen sonra, Millet İttifakı’nın muhalif seçmenleri büyük bir hayal kırıklığına uğrattığı ve Erdoğan’ın yeniden cumhurbaşkanı seçildiği günlerdi...
Yalnızca adını duyduğum ama hiç karşılaşmadığım bir CHP’li beni aradı. Söz konusu kişi, daha önce CHP İstanbul Milletvekili olan, SHP-CHP İstanbul İl Başkanlığı ve CHP Parti Meclisi üyeliği de yapan iş insanı Ali Özcan’dı. Telefonda yazılarımı ilgiyle izlediğini söyleyip görüşme talebinde bulundu. Gazeteye geleceğini bildirdiği gün, yani 21 Haziran 2023’teki ziyaretinde aynı yöndeki düşüncelerini dile getirdi.
Ben o dönemde CHP yönetimini sağa kayma, helalleşme politikaları ve milletvekili listesi yüzünden sert eleştiriyordum.
PLANLAR VE GERÇEKLER
Özcan’ı ikinci kez görüşüm, 31 Mart 2024 yerel seçimlerinden 38 gün sonraydı. Tekrar aradığında yemek önerisini kahveye çevirdim, 8 Mayıs 2024’te Moda’da bir kahvecide buluştuk. İş hayatında yaptığı işlerden söz ettikten sonra, gelecek dönemde yaşanacak siyasi gelişmeleri anlattı. Bunları gizli kalması kaydıyla anlattığına ilişkin herhangi bir ifade kullanmadı.
Ortadoğu’da yeni bir düzen kurulacağını, yeni süreçte Türkiye ve tüm bölge için çok önemli değişiklikler yaşanırken CHP’nin başında Kılıçdaroğlu’nun bulunması gerektiğini, bunun hayati önem taşıdığını ve kendisinin de içinde olduğu bir grubun bunun için çalıştığını söyledi. Kılıçdaroğlu’nun bir yıllığına yeniden genel başkanlık olduktan sonra kurultay yapılabileceğinden söz etti.
Yerel seçimlerin tüm ülkede AKP’ye karşı bir umut yarattığı dönemde çizdiği tablo inanılmazdı. Henüz Bahçeli, DEM Partililerle TBMM açılışında el sıkışmamış, grup toplantısında Öcalan’a çağrı yapmamıştı, açılımın sözü edilmemişti.
Ancak Özcan’ın 8 Mayıs 2024’te daha sonraki döneme ilişkin söyledikleri sırasıyla yaşandı. Kılıçdaroğlu’nun dönüşüyle ilgili mahkeme kararı, 21 Mayıs 2026’da açıklandı ama Özcan, Kılıçdaroğlu’nun tekrar CHP’nin başına gelmesini zorunlu gördüklerini iki yıl önce söylemişti.
TEMEL SORUN İLKESİZLİK
Bu olayda benim açımdan merak uyandıran bir soru da neden benimle temas kurulduğuydu. Yalnızca yazılarım beğenildiği için olamazdı. Çünkü ben desteledikleri Kılıçdaroğlu’nu başından beri eleştiriyorum. Büyük olasılıkla aynı zamanda İmamoğlu ve Özel yönetimini de birçok sebeple, özellikle yerel seçimlerde gösterdikleri adaylar nedeniyle eleştirmem ilginç gelmişti. Çünkü medyada bu tutumu alan çok az gazeteci vardı.
Benim sorunum, siyasetteki ilkesizliklerle ilgili olduğundan, Cumhuriyet Devrimi’nin kazanımlarına ödünsüz bir şekilde sahip çıkmayan, laikliği çiğneyen, NATO’culuk yapıp tam bağımsızlığı geri plana iten, kamuculuk yerine özelleştirmeleri savunan, emekçinin değil sermayenin çıkarını gözeten herkesi eleştiriyorum.
Dün bu nedenlerle eleştirdiğimi bugün destekleyip fırıldak gibi dönenlerden değilim. 8 Mayıs 2024’te bunu iyi anlatmış olmalıyım ki Ali Özcan’ı bir daha görmedim.
İKTİDARA YARAYACAK BİR PLAN
Kılıçdaroğlu’nun bir planla CHP’nin başına geçirildiğini; asıl amacın hem Öcalan açılımının önünü tümüyle açmak hem de anayasa değişikliklerinde iktidarın elini kolaylaştırmak olduğunu biliyorum. Evet, İmamoğlu ve Özel de açılıma destek verdiler; hatta CHP komisyon masasına oturmasa, o emperyalist plan bu aşamaya gelmezdi.
Ama altını çizmek gerekir ki Kılıçdaroğlu, Özel yönetiminin Öcalan’ın ayağına gitmeme kararını bile eleştirdi. CHP’nin başına tabanın tepkisini düşünmeyecek biri yani Kılıçdaroğlu gelirse, açılım tezgâhının bundan sonraki sürecinde hiçbir pürüz kalmayacağı hesaplandı.
Kılıçdaroğlu’nun CHP’de genel başkanlık koltuğuna oturur oturmaz yaptığı yayılmacı açıklamalar ise emperyalizmin ve AKP iktidarının Yeni Osmanlıcı planlarıyla örtüşüyor. Ayrıca bölünmüş bir CHP’nin Erdoğan’ın işini kolaylaştıracağı da açık.
CHP’de yaşananlar, Türkiye’ye karşı sanıldığından çok daha derin ve uzun bir operasyonun sonucudur!
/././
Parti logosu nasıl çizildi?-Barış Pehlivan-
Yeni Parti’nin siyasi çizgisi ne olacak? Peki, logosu ve amblemi nasıl olacak? Bu soruların asıl yanıtı sonbaharda yapılması planlanan ilk kurultayda netleşecek. Ama evet, elimizde bazı işaretler var. Özgür Özel’in son grup toplantısındaki şu sözleri mesela: “Atatürk’le sorunu olmayan, Misakı Milli sınırlarıyla sorunu olmayan, Cumhuriyetle sorunu olmayan tüm demokratları Türkiye ittifakında kucaklamaya, birlikte iktidara yürümeye davet ediyorum.”
İşte bu “Türkiye ittifakı” sözünü taşıyabilecek bir logo ve amblem üzerinde de halen çalışılıyor. Şimdilik kırmızı ve beyaz renklerin hâkim olacağı biliniyor, gerisi net değil.
Tüm bunları düşünürken aylardır masamda okunmayı bekleyen bir kitabı sonunda açıyorum... “Mahmut Akok’un Anıları: Altı Oku Çizerken” adlı eser Cumhuriyet Kitapları’ndan okurla buluştu. Türkiye’de arkeolojinin ve grafik tasarımın öncülerinden Mahmut Akok, Cumhuriyetin 10. yıl kutlama törenleri öncesinde CHP amblemini çizme görevi verilen isimdi. Bakın kitapta yer alan anılarında o süreci nasıl anlatıyor:
“Cumhuriyetin onuncu yıldönümü kutlaması hazırlıkları içindeyiz. Bana da bir iş düştü bu devrede. Genel Sekreter (umumi kâtip) Recep Peker Bey de beni bir oğlu gibi sever ve bazı işlerde güvenir. Onuncu yılda Halk Partisi merkez teşkilatında birtakım afişler, sergiler, dövizler yaparak bu güne katılmak ister. Onuncu Cumhuriyet yıldönümünde bir varlık olarak Halk Partisi ambleminin yapılmasını düşünmektedirler. Recep Beyefendi beni de buldurarak bu düşünceyi anlattı (Bana ve sanatıma büyük itimadı vardı. Tanrı gani gani rahmet etsin). Parti sembolünün (ambleminin) şekillendirilmesinde, parti propagandalarından Anayasaya (Türk Teşkilatı Esasiye Kanunu) aktarılan altı umdenin ifadelendirilmesini istemekteydi. Ben de bu emri alarak, düşünce ve buluşlarımı hazırlayarak yakın zamanda getirebileceğimi söyledim.”
‘YALNIZ ANKARA DEĞİL, BÜTÜN YURT...’
Mahmut Akok, parti sembolünün tüm memleketi kapsaması gerektiğine dair bakışı ve müzelerde yapılan incelemeyi de anılarında yazıyordu:
“Ben birkaç düşünce arasında Ankara Kalesi arkasından doğmakta olan bir güneşin altı huzmesiyle bir ifade şeklini Recep Bey’in önüne sürdüm. Bir yanda kale bir yanda da çeşitli uzunlukta altı huzme (ışık açılışı). Bu teklifteki kırmızı zemin üzerindeki beyaz renkteki huzmeler Recep Beyefendi’ye bir oklar silsilesinin atılışını hatırlattı. Bana dönerek dedi ki: ‘Yalnız Ankara değil, bütün yurt bu atılımlarla iştiraklidir. Işık ve huzmeler kadar Türkün tarihinden alınacak oklarla bu atılımları ifadeleyebiliriz.’ Bu yolda çalışarak dekoratif bir amblem oluşturmamı ve bu buluşun rozet, bayrak ve arma olabilecek şekilde dekore edilmesini istedi.
Ertesi günlerde, art arda birçok düşünce ve buluşlarımı arz ettim. Altı okla ifadelendirmenin uygunluğu üzerinde karara vardık. Beni o zaman İstanbul mebusu olan Halil (Eldem) Bey’in delaleti ile İslam Müzelerindeki Türk ok şekillerinin etüdü için gönderdiler.
O zaman Aya İrini’de olan askeri müzede ve Topkapı Saray Müzesi’nde silah kısmında olan oklar üstünde çalışmalar yaptım. Bunları Ankara’ya getirdim. Yine Recep Beyefendi ile görüşerek 16. yüzyıl tipi bir okun biçim almasına karar verdik. Ben bu oku (ki oklar ekseriyetle üç kısımdan ibarettirler) ucu, gövdesi (sapı), yelesi olmak üzere şematize ederek ambleme aldım. Altı ok bir yüzeyde bir perspektif atılışı ifade edilir. Kırmızı renk olan Türk varlığında altı umdenin atılışını, yayılışını ve o dünyayı dolduruşunu ifade ederler. Bu amblemin bir bayrak yapılma, kullanma tertiplerine dair bir de öneri elkitabı çıkardık. Onuncu yıl şenliklerinde merasim bayrakları, armalar, süs, rozet ve bayrakları, ışıklı panolar yaparak kamuya, halka ve topluma takdim ettik. Bu çalışmalarımızı açıklayan CHP Bayrak Talimatnamesi kitabımızda bunların eksiksiz anlatımı yapılmıştır.”
Altı okun doğuşu böyle... Maalesef bugünkü CHP, okların hakkını veremiyor ve hatta tersi istikamette yürüyor. Bakalım, yeni partinin logosu ve amblemi, daha da önemlisi siyasi çizgisi beklentileri nasıl karşılayacak?
/././
Marc Cucurella'nın uzun saçlarının ardındaki gerçek ortaya çıktı: Gözyaşları ile anlattılar!
İspanyol futbolcu Marc Cucurella, 2026 FIFA Dünya Kupası'nda öne çıkan isimlerden biri oldu. Bu sezon kariyerine Real Madrid'de devam edecek 28 yaşındaki sol bekin saçları ise turnuvanın ilgi çeken kısımlarından biriydi. Cucurella ve partneri Claudia Rodriguez, İspanyol oyuncunun saçlarının ardındaki gerçeği ise bir belgeselde dile getirdi.
Marc Cucurella’nın kıvırcık saçları, dünya futbolunda en çok tanınan görüntülerden biri haline geldi; ancak İspanya’nın savunma oyuncusu için bu, sadece kendine özgü bir görünümden çok daha fazlası.
İspanya ikinci kez Dünya Kupası şampiyonu olurken, Real Madrid’in yeni yıldızı, en büyük oğlu Mateo’nun sahada kendisini anında tanımasına yardımcı olan, son derece kişisel bir maç günü rutinini sürdürüyor. Bu basit kararın ardında, zorlu anlar, dayanıklılık ve koşulsuz sevgiyle dolu bir aile hikâyesi yatıyor.

CUCURELLA’NIN SAÇI, OTİZMLİ OĞLU İÇİN ÖZEL BİR ANLAM TAŞIYOR
Taraftarlar, Cucurella’nın neden yüksek gerilimli maçlarda bile uzun kıvırcık saçlarını asla toplamadığını sık sık merak ediyor. Bu durum onun futbol kimliğinin bir parçası haline gelmiş olsa da, bunun ardındaki neden pek çok kişinin fark ettiğinden çok daha duygusal bir neden.The Times of India'nın aktardığına göre Cucurella, otizmli en büyük oğlu Mateo’nun maçlar sırasında kendisini kolayca fark edip tanıyabilmesi için saçlarını açık bırakmayı tercih ediyor. Bu küçük jest, ailesi için her şey demek ve futbol ile babalığın hayatında ne kadar yakından bağlantılı hale geldiğini yansıtıyor.
Cucurella, İspanya ile Dünya Kupası'nı müzesine götürürken, bu dokunaklı ayrıntı yeniden gündeme geldi. Onun istikrarlı performansları, İspanya’nın turnuvanın en güçlü savunma istatistiklerinden birini oluşturmasına yardımcı oldu; takım, Dünya Kupası'nda zafere ulaşırken sadece bir gol yedi. Ancak futbolun dışında, bu defans oyuncusu hiçbir kupanın silemeyeceği zorluklarla karşı karşıya kaldı.

MARC CUCURELLA VE CLAUDIA RODRIGUEZ, OĞULLARININ SÜRECİNİ ANLATTI
Cucurella ve uzun süredir birlikte olduğu partneri Claudia Rodriguez, Mateo’nun diğer çocuklardan farklı bir şekilde geliştiğini ilk kez fark ettikleri anı anlattı.
Amazon Prime belgeselinde konuşan Rodriguez, o acı dolu zamanları şu sözlerle anlattı:
"Mateo dört yıl önce doğdu. Diğer çocuklarla bazı farklılıklar olduğunu gördük. Okuldan pek yardım alamadık ve en zor aylarımızı yaşadık."
“Mateo’yu okula bırakmak için her gün birlikte giderdik; o sırada Rio’ya da hamileydim. Her gün ağlayarak geri dönerdik.”
"Aynı hafta içinde çok fazla değişiklik oluyor. Başka yerlerde olmak, başka programlara uymak, başka yemekler yemek, başka planlar yapmak, okula gitmemek, terapiye gitmemek… Bunların hepsi onun için zor."

Cucurella için ise tanıyı kabul etmek, oğluyla birlikte öğrenmek anlamına da geliyordu. İspanyol futbolcu, “Tamam, çocuğunuz otistik, ama ebeveynler buna hazır değil. O yüzden çok şey öğrenmemiz gerekiyor" diye konuştu.
Rodriguez daha sonra Mateo’nun ailenin günlük hayata yaklaşımını nasıl değiştirdiğini anlattı. Rodriguez, “Evet, muhtemelen Mateo bize de çok şey öğretiyor. Sürekli Mateo’yu düşünmek zorundasın. Ya da bazen bir şeyler yapmak istersin, ama Mateo için iyi olmadığı için yapamayız. Tatiller her zaman zor geçiyor; yarın Londra’ya döneceğiz ve o da iyi olacak" sözlerini sarf etti.

2018'de tanışan çiftin şu anda Mateo, Rio ve Bella adında üç çocuğu var. Cucurella'nın Real Madrid'e transferinden önce Brighton ve Chelsea'de geçirdiği dönemler de dahil olmak üzere, her kariyer adımında Rodriguez, onun en büyük destekçilerinden biri olmaya devam etti.
Marc Cucurella, İspanya ile 2026 Dünya Kupası'nda zafere ulaşmasının ardından kariyerine Real Madrid'de devam edecek.
***
Özgür Özel nihayet -Özdemir İnce-
13 Temmuz 2026 tarihli Cumhuriyet gazetesinden aktarıyorum: “Niğde’de Halk Ekmek Fırını açılışının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Özel, Ankara’da savcı atama mülakatlarına ilişkin çarpıcı bir iddiada bulundu. Bir süredir Ankara’ya operasyon yapın baskısı olduğunu söyleyen Özel, ‘İstanbul’dan bir başsavcı yardımcısını Ankara’ya başsavcı yaparak bütün başsavcı vekillerini kendilerine göre dizayn ederek bir operasyon imkânı yarattılar’ dedi. Ankara’daki atamalar için, ‘Sana bunu tutukla dendiğinde gözünü kırpmadan tutuklayabilecek misin’ diye mülakat yaptıklarını öne süren ve bunu Meclis’teki bir milletvekilinin yakınından, birinci ağızdan duyduklarını söyleyen Özel, ‘Bunu isimli cisimli söyleyecek bir noktaya gelmeleri durumunda Türkiye’ye ilan edeceğiz’ dedi. İddialarının somut bilgilere dayandığını savunan CHP lideri, ‘Eninde sonunda bu siyasi operasyonlar, gerçek soruşturma konusu haline gelecekler. Bunlar yargılanacak’ ifadelerini kullandı.”
Anlamını güçlendirmek için cümleyi bir de ben yazacağım: “Eninde sonunda bu siyasi operasyonları, gerçek soruşturma konusu haline getireceğiz. Bunları yapanları yargılayacağız!”
***
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in ağzından “Bunları yapanları yargılayacağız!” cümlesini duymayı sabırsızlıkla bekliyordum. Nitekim 7 Nisan 2026 günü yayımlanan “Devri sabık yaratmak” başlıklı yazımda beklentimi açıkça dile getirmiştim:
[Bu bilgiçliği bir yana bırakıp Özgür Özel’in ne demek istediğini açıklayalım: CHP iktidara geldiği zaman emsalleri hangi rütbede (yüzbaşı, yarbay, albay...) ise ilgili TSK’den sokağa atılan Kemalist, demokrat ve cumhuriyetçi teğmenlerin omuzlarına o rütbenin simgeleri takılacak, emeklilik süreleri eklenecek ve aradan geçen süre içinde almaları gereken maaş kendilerine toptan ödenecek. Atma kararı verenler hakkında gereken yapılacak (mı?) ... Özgür Özel bunu yapabilir mi? TBMM’de çoğunluk (tek başına ya da ortaklarıyla birlikte) CHP’de olursa elbette yapar ve bir vicdansız haksızlığın öcü alınmış olur. Dilerim, bu işlemi ölmeden görürüm. “Karakuşi yönetim” de hak ettiği cevabı almış olur.
Devlet hizmetinde görev yapan, evrak memurundan genel müdürlere ve hatta bakanlara kadar bütün görevlilerin kulaklarına küpe, gözlerine de dağ olur. “Haksız ve yasasız işlemleri hesabı bir gün mutlaka sorulur. Emekli olsan bile!...” Devlet hizmeti yapanlar bu yasal tehdit karşısında hükümetlerin değil “devlet”in memuru olduklarını unutmazlar: Hükümet fani, devlet ebedidir! Devlet olan devlet mutlaka hesap sorar; ölülerden bile hesap sorar. Utanmaları gerekenler ölmüşse ailesi utanmak zorunda kalır.]
***
Okuduğunuz yazının bir başka yerinde “Devri sabık yaratmak, her yeni hükümetin ilk işi olmalıdır. Devri sabık yaratmak demokrasinin tuzu ve biberidir” demişim. Devri sabık yaratarak geçmişin hesabını sormayan her hükümet yolsuzluk yapmaya teşne hükümettir. Kendisinden önceki genel müdürün yolsuzluklarını işleme koymayıp örtbas eden her genel müdür yolsuzluk yapmaya yatkın bir genel müdürdür.
Özgür Özel’in ağzından “Eninde sonu da bu siyasi operasyonları, gerçek soruşturma konusu haline getireceğiz. Bunları yapanları yargılayacağız!” cümlesini duymak çok mutlu etti beni. “Hah, şimdi gerçek bir genel başkan oldun” diye mırıldandım.
***
Bazen kendime uyguladığım sıkıyönetim bukağısından kurtuluyor özgürleşiyor, çok ender de olsa zıpırlıklar yapıyorum. Bunlardan birinde 26 Mayıs 2026 günü Özgür Özel’in özel e-postasına şimdi okuyacağınız pusulayı göndermeyi düşünmüş ama nedense göndermemiştim. Göndermediğim yazıyı okuyalım:
SAYIN ÖZGÜR ÖZEL,
Ekte gönderdiğim, 3 Nisan 2026 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan “Devri sabık yaratmak” adlı yazımı, adınız geçtiği için okumuş olduğunuzu, çevrenizin okumuş olduğunu düşünüyorum. Edebiyat ve gazete yazarı olarak, her iki türden yazılarımı yazar ve denize atarım. “Balık anlamazsa Halik anlar” dedikleri gibi.
14 Mayıs 1950’de Demokrat Parti iktidara geldiği zaman 14 yaşındaydım. Seçim propagandalarında, “Yeter söz milletindir” afişi ile “Devri sabık yaratmayacağız” vaatleri insanların kulaklarına çakılmış gibiydi. İktidara geldiler ilk işlerinden biri CHP’nin mallarına el koymak oldu.
Dilerim, iktidara gelir, devri sabık yaratır ve AKP’den iğneden ipliğe hesap sorarsınız.
En iyi dileklerimle,
Özdemir İnce.
/././