BİRGÜN "Gündem" -24 Temmuz 2026-

EVRENSEL "Köşebaşı + Gündem" -24 Temmuz 2026-


 Ünlü peynir markasında bakteri alarmı: Ürünler toplatıldı.

Tahsildaroğlu’nun 400 gramlık Klasik Kırık Beyaz Peynir ürününde listeria bakterisi tespit edilmesi üzerine ilgili parti ürünlerin piyasadan toplatılarak imha edildiği bildirildi.
***
Türkiye’de süt ürünleri sektöründe faaliyet gösteren Tahsildaroğlu markasına ait 400 gramlık “Klasik Kırık Beyaz Peynir” ürününde listeria bakterisi tespit edildi. Kanser hastası bir tüketicinin gıda zehirlenmesi şikayeti üzerine başlatılan incelemede, ilgili parti numarasındaki ürünlerin piyasadan toplatılarak imha edildiği bildirildi.

Listeria bakterisi sağlık riski taşıyor
---------------------------------------
16 Haziran 2026’da bir zincir marketten satın aldığı peyniri tükettikten sonra rahatsızlanan bir yurttaşın hastaneye başvurması üzerine süreç başladı. Yapılan ihbarın ardından Kocaeli İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri, şüpheli ürün ve ürünün satıldığı markette denetim gerçekleştirdi.

Denetimler kapsamında alınan numuneler laboratuvar incelemesine gönderildi. Analiz sonuçlarında, Tahsildaroğlu Klasik Kırık Beyaz Peynir’in belirlenen parti numarasında listeria bakterisine rastlandığı belirtildi.

Bakteri tespit edilen ürünler toplatıldı
------------------------------------------
Tarım ve Orman Bakanlığı yetkililerinin, bakteri tespit edilen parti numarasına ait ürünler için toplatma kararı aldığı, ürünlerin marketlerden toplanarak imha edildiği aktarıldı.

Aynı seri ve aynı üretim tesisinde üretildiği belirtilen ancak farklı parti numarası taşıyan diğer süt ürünleri için ise herhangi bir kısıtlama uygulanmadığı, bu ürünlerin satışının sürdüğü kaydedildi.

Listeria kimler için riskli?
----------------------------
Listeria bakterisi; özellikle hamileler, bebekler, yaşlılar ve bağışıklık sistemi zayıflamış kişiler açısından ciddi sağlık riski oluşturabiliyor. Bakteri, pastörize edilmemiş süt ürünleri, az pişmiş etler ve bazı dondurulmuş gıdalarda görülebiliyor.

Listeria enfeksiyonunda görülebilen başlıca belirtiler arasında ateş, üşüme, titreme, baş ve kas ağrıları, mide bulantısı, kusma ve ishal yer alıyor. İleri vakalarda ise denge kaybı ve bilinç bulanıklığı gibi belirtiler ortaya çıkabiliyor.
***

Sevkin gerekçesi ne avukatlara ne ailelere verildi -Eylem Nazlıer-

Avukat Tuğçe Duygu Köksal, Gezi Parkı davasında tutuklanan Gazeteci Çiğdem Mater ve Belgeselci Mine Özerden’in Şakran Cezaevine sevk gerekçesinin ne kendilerine ne de müvekkillerine bildirildiğini söyledi.
***
Gezi Parkı davasında haklarında 18’er yıl hapis cezası verilen Gazeteci Çiğdem Mater ile Belgeselci Mine Özerden, yaklaşık dört yıldır tutulu bulundukları Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nden İzmir Şakran Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’na sevk edildi. Sevkin gerekçesi ise henüz öğrenilemedi.

Mine Özerden’in avukatı Tuğçe Duygu Köksal, Özerden ve Mater’in İzmir’e sevk edildiğini ancak sevk yazısının müvekkillerine ya da kendilerine henüz verilmediğini belirtti.

Avukat Köksal, sevkin gerekçesini öğrenmek için Bakırköy C. Savcılığından talepte bulunduğunu belirtirken, “En azından durumun sebebini anlayabilmek için gittik, çünkü hiç bilmiyoruz. Haricen bildiğimiz tek şey hükümlülerin sevk edildiği” ifadelerini kullandı.

‘Ailelerin haklarının gözetilmesi gerekir’
--------------------------------------------
Sevkin hukuki boyutuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan Köksal, normal şartlarda cezaevi idaresinin takdir yetkisinin bulunabileceğini ancak bu yetkinin kullanılması sırasında hükümlülerin ve ailelerinin haklarının gözetilmesi gerektiğini söyledi. Avukat Köksal, “Burada gözetilmesi gereken şey, hükümlülerin ve ailelerin aile birleşimleri ve aile görüşmeleri açısından özel ve aile hayatlarına ağır bir külfet teşkil etmeyecek bir düzenleme yapılmasıdır” dedi.

Köksal, müvekkili Mine Özerden’in ailesinin İstanbul’da yaşadığını ve sevkin aile görüşleri açısından ciddi sorun yaratacağını ifade etti ve “Tüm ailesi burada, İstanbul’da. O yüzden çok ciddi bir görüş açısından sıkıntı olacak. Bir de avukat görüşü bağlamında da özellikle yeni açılan usul, internet üzerinden görüş gibi imkanlar söz konusu. Ancak bazı hükümler açısından bunun da mümkün olmadığını biliyorsunuz. Dolayısıyla birtakım kısıtlamalar söz konusu olacak. Özellikle iletişim ve haberleşme hakkına ilişkin olarak bunu değerlendireceğiz” diye konuştu.

‘İnfaz prosedürü devreye giriyor’
-------------------------------------
Sevk yazısının alınması için başvuruda bulunduklarını aktaran Köksal, cezaevlerinden belge talep etme sürecinin savcılık üzerinden yürütüldüğünü belirtti ve “Savcılık cezaevine gönderiyor, cezaevi bize gönderiyor. Cezaevine gidip doğrudan alabilmemiz söz konusu olmuyor. İnfaz prosedürü devreye giriyor. Bu nedenle bugün içerisinde bir sonuç alabilmemizin mümkün olduğunu düşünmüyorum” dedi.

‘Nakil kararı derhal geri alınmalı’
-------------------------------------
Mater ve Özerden’in Şakran Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’na sevk edilmesine tepkiler de büyük.

DEM Partili Meral Danış Beştaş “Gezi Davası hükümlüleri Mine Özerden ve Çiğdem Mater’in İzmir Şakran Hapishanesi’ne sevk edilmesi, aile ve avukat görüş haklarını fiilen zorlaştıran, tecridi derinleştiren bir uygulamadır. Ceza infazı, mahpusları ailelerinden ve savunma haklarından koparmanın aracı olamaz. Nakiller; insan onurunu, haberleşme ve savunma hakkını zedeleyecek biçimde keyfi olarak uygulanamaz. Mine Özerden ve Çiğdem Mater hakkında verilen nakil kararı derhal geri alınmalıdır. Aile ve avukat görüşlerine kesintisiz erişim güvence altına alınmalı, keyfi sevk ve nakil uygulamalarına son verilmelidir” ifadelerini kullandı.

CHP’li Özgül Saki “Çiğdem Mater ve Mine Özerden... AKP iktidarının akıllara zarar iddialarla bir intikam davasına dönüştürdüğü Gezi Davası mahkûmları... İki gün önce, dört yıldır tutuldukları Bakırköy Kadın Cezaevi'nden İzmir Şakran Cezaevi'ne sevk edildiler. Avukatlarına ve yakınlarına haber verilmeden, bir gecede nakledildiler. Yapılan bu uygulama suçtur! Gezi Direnişi, 80 ilde en az 3 milyon kişinin eşitlik, özgürlük ve demokrasi talebiyle sokaklarda mücadele ettiği onurlu bir direniştir. Hepimiz oradaydık. Çiğdem Mater ve Mine Özerden hakkında defalarca AİHM kararı verilmiş olmasına rağmen, hâlâ tutuklu bulunuyorlar. AİHM kararlarına rağmen hâlâ hapishanelerde tutulan tüm siyasi mahpuslar ve arkadaşlarımız Çiğdem ve Mine derhâl serbest bırakılsın!” dedi.
***


ABD’den 60 ülkeye yeni gümrük vergisi: Türkiye de listede

ABD Ticaret Temsilciliği, zorla çalıştırmayla üretilen mallara yönelik yasakları uygulamadıkları gerekçesiyle 60 ticaret ortağına yüzde 10 veya yüzde 12,5 gümrük vergisi getirdi. Türkiye de yüzde 12,5 tarife uygulanacak ülkeler arasında yer aldı.

***

ABD Ticaret Temsilciliği (USTR), zorla çalıştırma yoluyla üretilen malların ithalatının yasaklanmaması ve bu yasağın etkin şekilde uygulanmamasına yönelik 1974 tarihli Ticaret Yasası'nın 301. Bölümü kapsamında yürütülen soruşturmalar sonucunda 60 ticaret ortağına yüzde 10 veya yüzde 12,5 oranında gümrük vergisi uygulanacağını duyurdu.

USTR'den yapılan açıklamaya göre, çeşitli ekonomilerin zorla çalıştırma yoluyla üretilen malların ithalatına yasak getirmemesi ve bu yasağı etkin şekilde uygulamamasıyla bağlantılı eylem, politika ve uygulamalara ilişkin 301. Bölüm soruşturmaları kapsamında nihai karar verildi.

Karar kapsamında, belirli ürün muafiyetlerine tabi olmak üzere ABD'nin ithalatının yüzde 99,4'ünü kapsayan 60 ticaret ortağına yüzde 10 veya yüzde 12,5 oranında gümrük vergisi getirildi.

Söz konusu gümrük vergisi, zorla çalıştırma yoluyla üretilen ürünlerin ithalatına yasak getiren, karşılıklı ticaret anlaşmalarıyla bu yasağı taahhüt eden veya kısmi rejim uygulayan ticaret ortaklarına yüzde 10, böyle bir ithalat yasağı getirmeyen ticaret ortaklarına ise yüzde 12,5 olarak uygulanacak.

Arjantin, Bangladeş, Kamboçya, Kanada, Ekvador, El Salvador, Guatemala, Honduras, Hindistan, Endonezya, Ürdün, Malezya, Meksika, Pakistan, Sri Lanka, Trinidad ve Tobago ile Birleşik Krallık yüzde 10 oranında gümrük vergisine tabi olacak.

Avrupa Birliği (AB) ve Tayvan menşeli ürünler için En Çok Kayrılan Ülke vergi oranı dikkate alınarak toplam vergi yükü yüzde 10, Japonya, Güney Kore ve İsviçre ürünleri için ise yüzde 12,5 olacak.

Çin, Hong Kong, Avustralya, Yeni Zelanda, Filipinler, Singapur, Tayland, Vietnam, Türkiye, Rusya, Norveç, Kazakistan, Bahreyn, Mısır, Irak, İsrail, Kuveyt, Libya, Fas, Umman, Katar, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Cezayir, Angola, Nijerya, Güney Afrika, Bahamalar, Brezilya, Şili, Kolombiya, Kosta Rika, Dominik Cumhuriyeti, Guyana, Nikaragua, Peru, Uruguay, Venezuela için ise gümrük vergisi oranı yüzde 12,5 olarak uygulanacak.

Vergiler bugün yürürlüğe girecek
--------------------------------------
Söz konusu vergiler 24 Temmuz itibarıyla ABD'ye giriş yapan veya depodan çekilen ürünler için geçerli olacak.

ABD yönetimi, mart ayında zorla çalıştırılan iş gücüyle üretilen malların ithalatını yasaklamada ve bu yasağı etkin şekilde uygulamada yetersiz kaldıkları gerekçesiyle 60 ticaret ortağı hakkında 1974 tarihli Ticaret Yasası'nın 301. Bölümü kapsamında soruşturma başlatmıştı.

Trump’ın küresel tarife süresi dolmadan yeni karar
--------------------------------------------------------
USTR'nin yeni tarife açıklaması, ABD Başkanı Donald Trump'ın 1974 tarihli Ticaret Yasası'nın 122. Bölümü kapsamında uygulamaya koyduğu ve 24 Şubat'ta yürürlüğe giren, en fazla 150 gün süreyle uygulanabilen yüzde 10 oranındaki küresel tarifenin süresinin dolmasına kısa süre kala geldi.

ABD Başkanı Trump, söz konusu tarifeyi, ABD Yüksek Mahkemesi'nin Uluslararası Acil Ekonomik Yetkiler Yasası'na (IEEPA) dayandırılarak uygulanan tarifelerin yasaya aykırı olduğuna hükmetmesinin ardından duyurmuştu.

Yüzde 10 oranındaki küresel tarifenin uygulanmasına ilişkin 150 günlük süre 24 Temmuz Cuma günü sona eriyor.
***

Avrupa’nın ‘şans kıtası’ Afrika mı?-Yücel Özdemir-

Bir yıldan fazla bir süredir Almanya Dışişleri Bakanlığı koltuğunda oturan Johann Wadephul, pazartesi günü üçüncü kez Afrika turuna çıktı. Bu kez ziyaret edilen ülkeler Moritanya, Nijerya ve Güney Afrika oldu. Wadephul ocak ayında Kenya ve Etiyopya’yı, nisan sonunda ise Fas’ı ziyaret etmişti

Kısa sürede altı ülkeye yapılan ziyaretler Alman dış politikasında Afrika’nın öneminin öncesine göre arttığı anlamına geliyor. Bunun başlıca nedeni ise enerji, ham madde ve yeni pazar arayışı. Ayrıca mültecilerin Avrupa’ya ulaşmasını engellemek de bunlara eklenmiş durumda.

Dünyanın yoksul kıtası Afrika üzerinde emperyalist devletler arasında rekabet giderek kızışıyor. Son yıllarda Çin, Afrika’da önemli hamleler yaptı. Afrika ülkelerini borçlandırarak pazar, enerji ve nadir elementlere el koymaya başladı. Rusya; Mali, Burkina Faso ve Nijer’in 2023’te kurduğu “Sahel Ülkeleri İttifakı” aracılığıyla kıtada etkisini arttırdı. Türkiye de Somali üzerinden kıta üzerinde hesaplar yapan başka bir ülke oldu.

ABD ve Avrupa’nın etkisi zamanla azalırken Çin ve Rusya’nın arttı. Bu nedenle, Almanya ve Fransa’nın öncülüğündeki Avrupa ülkeleri, Afrika’nın paylaşımında etkisini arttırmak amacıyla yeniden hamleler yapmaya başladı.

Wadephul’un pazartesi başlayan ziyaretinin ilk durağı, bir Alman dışişleri bakanının 20 yıl aradan sonra ilk kez uğradığı Moritanya oldu. Ülke demir gibi kritik ham maddeler, rüzgar ve güneş gibi yenilenebilir enerji kaynakları açısından önemli. Aynı zamanda Avrupa’ya ulaşmak isteyen sığınmacılar için transit ülke olma özelliği taşıyor. Komşu ülke Mali’deki çatışmalardan kaçan 300 bin insan, 5 milyon nüfuslu Moritanya’ya sığınmış durumda. Atlantik’e kıyısı olan ülkeden teknelerle Kanarya Adalarına ulaşmak mümkün olduğu için, AB bu ülkeye bekçilik görevi vermiş. Wadephul, ziyaret kapsamında mevkidaşı Merzoug’a, Alman ordusu ve polisinin güvenlik açısından destek olacağı sözünü verdi.

İkinci durak olan Nijerya ise, 240 milyon nüfusuyla kıtanın en büyük pazarı. Başta petrol olmak üzere önemli enerji kaynaklarına sahip. Kalabalık bir grup Alman şirket yöneticileriyle sanayi kenti Lagos’a giden Wadephul’un hedefinde enerji, nadir elementler ve Alman tekelleri için yeni yatırımlar bulunuyordu. Nijerya, Alman sermayesinin Afrika’da etkili olabilmesi adeta kilit önemde. Bu nedenle Wadephul, Nijerya yönetimine “istikrar” için “güvenlik desteği” vereceklerini söyledi. Ancak alan boş değil. Çin, Nijerya’nın en önemli ikinci ticaret ortağı. Altyapı, madencilik, mobil iletişim ve savunma sanayisi gibi alanlarda yatırımları her geçen yıl artıyor.

Seyahatin üçüncü durağı Güney Afrika ise apartheid döneminden bu yana Alman şirketleri için Afrika’daki en önemli üretim ve yatırım merkezi. Alman tekellerinin geçmişte ırkçı rejime büyük destek verdiği biliniyor. Halen yaklaşık 600 Alman şirketi için Güney Afrika, kıtadaki en önemli yatırım merkezi olma özelliği taşıyor.

Son yıllarda Alman siyasetçileri ve basını Afrika’dan “şans kıtası” olarak söz ediyor. Gerçekten de Afrika, artan küresel rekabette yeni pazarlar ve enerji kaynakları açısından Almanya ve Avrupa için “son şans” sayılabilir. Çünkü, Çin ve ABD’nin belli pazarlardaki üstünlüğü, özellikle otomobil sektöründe, Avrupa’nın pazar alanlarını sürekli daraltıyor. Bu nedenle “Afrika seferleri”yle kayıplar dengelenmeye çalışılıyor.

Özellikle enerji ihtiyacı açısından. Ukrayna savaşı nedeniyle Rusya’dan doğal gaz ve petrol ithalatının kesilmesine Hürmüz Boğazı’ndaki belirsizlik de eklenince, alternatif arayışlar daha da önem kazandı. Almanya’nın merkezinde olduğu Avrupa’nın, Afrika hamlelerinin arkasında artan enerji ihtiyacını karşılama büyük bir rol oynuyor. Wadephul’un bu yılın başında itibaren ziyaretler düzenlediği ülkeler arasında doğrudan ya da dolaylı bağlantılar söz konusu. Ziyaretten bir gün önce, Batı Afrika Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) Sierra Leone’de düzenlediği zirvede Afrika Atlantik doğal gaz boru hattının (AAGP) inşasına karar verdi. Nijerya’dan Atlantik’in altından Batı ve Kuzey Afrika kıyıları boyunca 6 bin kilometreyi katederek, Wadephul’un bu yıl başında ziyaret ettiği Fas’a ulaşacak. Böylece Nijerya’nın doğal gaz ve petrolünü Avrupa’ya bağlayacak.

Bundan kısa bir süre önce de Avrupa’yı Cezayir üzerinden Nijerya’ya bağlamayı amaçlayan 4 bin kilometre uzunluğundaki Trans-Sahra doğal gaz boru hattının (TSGP) yapılmasına karar verilmişti. Bu proje kapsamında Cezayir’den Almanya’ya hidrojen taşınmasını sağlayacak özel bir boru hattı da inşa edilecek. Bu hattın inşası, geçen hafta Cezayir Cumhurbaşkanı Tebboune’nin Berlin ziyareti sırasında kararlaştırılmıştı. 13 milyar dolara mal olması planlanan TSGP üzerinden yılda 30 milyar metreküp Nijerya doğal gazının Avrupa pazarına aktarılması hedefleniyor.

AAGP ve TSGP hatları adeta Rusya’dan Almanya’ya bağlayan Kuzey Akımı hatlarına benziyor. Bu Avrupa’nın enerji ihtiyacını Avrasya’dan Afrika’ya kaydırmak istediğini gösteriyor. Zira Asya’daki seçenekler sınırlı. Wadephul Afrika seyahatindeyken, Almanya Başbakanı Merz ise Berlin’de Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev’i ağırladı. Görüşmenin asıl konusu da yılbaşından bu yana Türkiye üzerinden Avrupa’ya Azeri doğal gazını taşımaya başlayan hat oldu. Azerbaycan-İtalya güzergahındaki hattan Almanya’ya da doğal gaz verilmeye başlandı. Ancak miktar çok sınırlı.

Almanya’nın ucuz enerji ihtiyacını karşılamak için pek çok yola başvurduğunu, ancak kısa sürede kalıcı bir çözümün ufukta görünmediği anlaşılıyor. Bu nedenle Afrika, son “şans kıtası” olarak tek seçenek gibi görünüyor.

Olup bitenler dünyanın yoksul kıtası Afrika üzerinde emperyalist paylaşımın yakın dönemde şiddetleneceğini, her emperyalist gücün belirlediği hedefe varmak için daha saldırgan bir politika izleyeceğini gösteriyor. Bu politikaların ileri sürüldüğü gibi refah, kalkınma değil, Afrika halklarına daha fazla yoksulluk ve sefalet götüreceği bugünden söylenebilir.

/././

‘Milli eğitim’in iflası -EVRENSEL MANŞET-

2026 yılı LGS sınavı ile YKS sonuçlarının ortaya çıkardığı tablo, yıllardır başta sermayenin ihtiyaçları olmak üzere dini ve siyasi saiklerle de yazboz tahtasına çevrilen ‘milli eğitim’in çöküşünü gözler önüne seriyor. Hem orta okulda hem de lisede yüz binlerce çocuk eğitimden kopmuş durumda. Ezici çoğunluk ise soruların yarısını bile yanıtlayamıyor.

/././
* LGS’ye girmeyen öğrenci sayısı: 342 bin 123 iken Oranı: Yüzde 25.6
* YKS’ye girmeyen öğrenci sayısı: 524 bin 145 Oranı: Yüzde 39.9
* Ne eğitimde ne de istihdamda olan genç sayısı: 6 milyon 762 bin

/././
Kant ve Canetti: LGS, YKS, sınavlarda kayıp ve sınavların kaybettirdikleri -Adnan Gümüş-

Tüm toplum, butlana/AKP’nin CHP’ye yaptıklarına, paranın parasızlığın ne yaptığına kilitlenmiş durumda da sınavlar çocuklara ne yapıyor acaba, dahası bu yaşananlarla da arasındaki bağlar nedir acaba, tüm bunlar anne babanın ve ilgili çocuğun sorunuymuş gibi arada kaynayıp gidiyor.

Burada çocukların akademik başarı başarısızlıklarından önce bu geçiş sınavlarının, “munerus clauses”ın ne anlam geldiği çok daha önemli bir konudur. Önce LGS ve YKS sonuçlarımdan kısa bir bilgi verelim, sonra sınavın anlamına geçelim.

LGS’de çağ nüfusunun 342 bini yok, kayıp

2026 yılı liselere geçiş sistemi (LGS) kapsamında gerçekleştirilen “sınavla öğrenci alacak ortaöğretim kurumlarına ilişkin merkezi sınava bu yıl 8’inci sınıf düzeyinde toplam 1 milyon 22 bin 658 öğrenci başvurmuş, bunlardan da 994 bin 358’i sınava girmiş. Türkiye’de ikamet eden çağ nüfus (13 yaş nüfusu) 1 milyon 293 bin 209. Geçici koruma nüfustan gösterilmiyor, 5-17 yaş grubunda 779 bin 897 çocuk var, 13 yaş grubuna 43 bin 272 kişi düşüyor. Böylece çağ nüfusu toplamı 1 milyon 336 bin 481 kişi olarak öngörülebilir.

LGS’ye 342 bin 123 çocuk girmemiş, bu çocukların bir kısmı tümden okuldan kopmuş bir kısmı da sınava girmemiş bulunuyor. Her iki sonuç da çağ nüfusunun yüzde 25.6’sının eğitim öğretimle bağının zayıfladığını veya tümden koptuğunu gösteriyor. Bakanlığın hem sınav ayrıntılarını hem de daha önemlisi sınava girmeyen bu çocukların nerede olduğunu açıklaması gerekiyor.

YKS’de hem 524 bin kayıp hem büyük başarısızlık

Yükseköğretim kurumları sınavında (YKS) durum daha vahimleşiyor. 17 yaş çağ nüfusunun 524 bin 145’i sınava girmemiş bulunuyor. Geçici korumalı olanlar da buna dahil değil.

Akademik başarısızlık: Lise sonda yüzde 82, çağ nüfusunda yüzde 88

YKS ayrıca çok büyük bir başarısızlığı gösteriyor. TYT tüm alanlar için ortak ve zorunlu. TYT sonuçlarını dikkate alırsak; sınava giren 788 bin öğrencinin doğru yanıt ortalamaları Türkçe ve sosyal bilimlerde yarı yarıya, matematikte yüzde 17, fen bilimlerinde yüzde 21.5 oranında yanıtlanabilmiş.

TYT’de toplam sorunun yüzde 35’i yanıtlanabilmiş.

Ancak daha önemli bir veri olarak, bu ortalamanın da sınava giren büyük grup tarafından tutturulamadığı görülüyor.

Sınava girenlerin 67 bin 87’si ekside kalmış, puanları bile hesaplanamamış.

Puanlar 100 ile 500 arası değişiyor. Kabaca soruların yüzde 75’ini yanıtlayabilmek TYT’de 400 ham puana, yüzde 50’sini yanıtlayabilmek 300 puana karşılık gelmektedir.

Eğer ortaöğretimden iyi bir başarı bekleniyorsa mezunlarının yüzde 75’ini yanıtlaması bir ölçü olabilir, asgari olarak da en azından yarsısını yanıtlayabilmek bir ölçü olabilir.

Sınava girenlerin ancak yüzde 2.99’u soruların yüzde 75’ini yanıtlayabilmiş bulunuyor. Yarısını yanıtlayabilenler de yüzde 18.54.

Bunlar da sınava girenler.

Sınava girmeyenlerle toplam çağ nüfusu üzerinden düşünülerse çağ nüfusunun yüzde 12-13’ü sınav sorularının yarısını yanıtlayabiliyor demektir.

MEB’in başarısı: Yüzde 12-18 Arası
Bu sınav sonuçlarını farklı bir şekilde yorumlarsak MEB amaçladığı başarıyı sadece toplam nüfusun yüzde 12-18’i için sağlayabiliyor demektir.

Kant ve Canetti: Ahlaken, kişilik ve toplum oluşumu bakımından sınav ne anlama geliyor
Sınavlarda çocuklar ne hissediyor dersiniz? Hemen hepsi büyük bir burukluk, öz saygı kaybı, küçülme, ezim hissediyor maalesef.

En büyük sorun akademik başarının da ötesinde böyle bir sınav sisteminin olmasında bulunuyor. Bu durum çocuğun ve toplumun gelişimini dışsal ölçülere, akademik başarıya, heteromiye indirgiyor, yani kim ne olduğun önemli değil, kaç soru çözebildiğin ve alacağın diplomanın piyasadaki fiyatı önemli.

Kişiliğin, iyi bir insan olmanın karşılığı yok maalesef. Ölçüsü de birilerinin belirlediği yarıştaki rekabetteki derecen. Derecenin de ilk birkaç sıraya girememişsen hiçbir anlamı yok.

Kant’ın diliyle otonomi/özgürlük/kişilik/ahlak değil heteronomi, bir şeye göre değerin neyse osun.

Canetti, bir şeyin kurumsallaşması ile bir karşıtına dönüşme, saflık kaybı başladığı iddiasında.

Doğayı, canlıyı, bireyi, toplumu insanın insanlığı ezmeyecek eğitim, böyle bir toplum olabilme dileğiyle.

İlk adımı bu tür sınavları kaldırmakla başlayacak.

/././

Evrensel

Cumhuriyet "Köşebaşı + Gündem" -24 Temmuz 2026-


Derin ve uzun bir operasyon!-Zülal Kalkandelen- 

14-28 Mayıs 2023 seçimlerinden hemen sonra, Millet İttifakı’nın muhalif seçmenleri büyük bir hayal kırıklığına uğrattığı ve Erdoğan’ın yeniden cumhurbaşkanı seçildiği günlerdi...

Yalnızca adını duyduğum ama hiç karşılaşmadığım bir CHP’li beni aradı. Söz konusu kişi, daha önce CHP İstanbul Milletvekili olan, SHP-CHP İstanbul İl Başkanlığı ve CHP Parti Meclisi üyeliği de yapan iş insanı Ali Özcan’dı. Telefonda yazılarımı ilgiyle izlediğini söyleyip görüşme talebinde bulundu. Gazeteye geleceğini bildirdiği gün, yani 21 Haziran 2023’teki ziyaretinde aynı yöndeki düşüncelerini dile getirdi. 

Ben o dönemde CHP yönetimini sağa kayma, helalleşme politikaları ve milletvekili listesi yüzünden sert eleştiriyordum.

PLANLAR VE GERÇEKLER 

Özcan’ı ikinci kez görüşüm, 31 Mart 2024 yerel seçimlerinden 38 gün sonraydı. Tekrar aradığında yemek önerisini kahveye çevirdim, 8 Mayıs 2024’te Moda’da bir kahvecide buluştuk. İş hayatında yaptığı işlerden söz ettikten sonra, gelecek dönemde yaşanacak siyasi gelişmeleri anlattı. Bunları gizli kalması kaydıyla anlattığına ilişkin herhangi bir ifade kullanmadı.

Ortadoğu’da yeni bir düzen kurulacağını, yeni süreçte Türkiye ve tüm bölge için çok önemli değişiklikler yaşanırken CHP’nin başında Kılıçdaroğlu’nun bulunması gerektiğini, bunun hayati önem taşıdığını ve kendisinin de içinde olduğu bir grubun bunun için çalıştığını söyledi. Kılıçdaroğlu’nun bir yıllığına yeniden genel başkanlık olduktan sonra kurultay yapılabileceğinden söz etti.

Yerel seçimlerin tüm ülkede AKP’ye karşı bir umut yarattığı dönemde çizdiği tablo inanılmazdı. Henüz Bahçeli, DEM Partililerle TBMM açılışında el sıkışmamış, grup toplantısında Öcalan’a çağrı yapmamıştı, açılımın sözü edilmemişti.

Ancak Özcan’ın 8 Mayıs 2024’te daha sonraki döneme ilişkin söyledikleri sırasıyla yaşandı. Kılıçdaroğlu’nun dönüşüyle ilgili mahkeme kararı, 21 Mayıs 2026’da açıklandı ama Özcan, Kılıçdaroğlu’nun tekrar CHP’nin başına gelmesini zorunlu gördüklerini iki yıl önce söylemişti.

TEMEL SORUN İLKESİZLİK

Bu olayda benim açımdan merak uyandıran bir soru da neden benimle temas kurulduğuydu. Yalnızca yazılarım beğenildiği için olamazdı. Çünkü ben desteledikleri Kılıçdaroğlu’nu başından beri eleştiriyorum. Büyük olasılıkla aynı zamanda İmamoğlu ve Özel yönetimini de birçok sebeple, özellikle yerel seçimlerde gösterdikleri adaylar nedeniyle eleştirmem ilginç gelmişti. Çünkü medyada bu tutumu alan çok az gazeteci vardı.

Benim sorunum, siyasetteki ilkesizliklerle ilgili olduğundan, Cumhuriyet Devrimi’nin kazanımlarına ödünsüz bir şekilde sahip çıkmayan, laikliği çiğneyen, NATO’culuk yapıp tam bağımsızlığı geri plana iten, kamuculuk yerine özelleştirmeleri savunan, emekçinin değil sermayenin çıkarını gözeten herkesi eleştiriyorum.

Dün bu nedenlerle eleştirdiğimi bugün destekleyip fırıldak gibi dönenlerden değilim. 8 Mayıs 2024’te bunu iyi anlatmış olmalıyım ki Ali Özcan’ı bir daha görmedim.

İKTİDARA YARAYACAK BİR PLAN

Kılıçdaroğlu’nun bir planla CHP’nin başına geçirildiğini; asıl amacın hem Öcalan açılımının önünü tümüyle açmak hem de anayasa değişikliklerinde iktidarın elini kolaylaştırmak olduğunu biliyorum. Evet, İmamoğlu ve Özel de açılıma destek verdiler; hatta CHP komisyon masasına oturmasa, o emperyalist plan bu aşamaya gelmezdi.

Ama altını çizmek gerekir ki Kılıçdaroğlu, Özel yönetiminin Öcalan’ın ayağına gitmeme kararını bile eleştirdi. CHP’nin başına tabanın tepkisini düşünmeyecek biri yani Kılıçdaroğlu gelirse, açılım tezgâhının bundan sonraki sürecinde hiçbir pürüz kalmayacağı hesaplandı.

Kılıçdaroğlu’nun CHP’de genel başkanlık koltuğuna oturur oturmaz yaptığı yayılmacı açıklamalar ise emperyalizmin ve AKP iktidarının Yeni Osmanlıcı planlarıyla örtüşüyor. Ayrıca bölünmüş bir CHP’nin Erdoğan’ın işini kolaylaştıracağı da açık.

CHP’de yaşananlar, Türkiye’ye karşı sanıldığından çok daha derin ve uzun bir operasyonun sonucudur!

/././

Parti logosu nasıl çizildi?-Barış Pehlivan- 

Yeni Parti’nin siyasi çizgisi ne olacak? Peki, logosu ve amblemi nasıl olacak? Bu soruların asıl yanıtı sonbaharda yapılması planlanan ilk kurultayda netleşecek. Ama evet, elimizde bazı işaretler var. Özgür Özel’in son grup toplantısındaki şu sözleri mesela: “Atatürk’le sorunu olmayan, Misakı Milli sınırlarıyla sorunu olmayan, Cumhuriyetle sorunu olmayan tüm demokratları Türkiye ittifakında kucaklamaya, birlikte iktidara yürümeye davet ediyorum.”

İşte bu “Türkiye ittifakı” sözünü taşıyabilecek bir logo ve amblem üzerinde de halen çalışılıyor. Şimdilik kırmızı ve beyaz renklerin hâkim olacağı biliniyor, gerisi net değil.

Tüm bunları düşünürken aylardır masamda okunmayı bekleyen bir kitabı sonunda açıyorum... “Mahmut Akok’un Anıları: Altı Oku Çizerken” adlı eser Cumhuriyet Kitapları’ndan okurla buluştu. Türkiye’de arkeolojinin ve grafik tasarımın öncülerinden Mahmut Akok, Cumhuriyetin 10. yıl kutlama törenleri öncesinde CHP amblemini çizme görevi verilen isimdi. Bakın kitapta yer alan anılarında o süreci nasıl anlatıyor:

“Cumhuriyetin onuncu yıldönümü kutlaması hazırlıkları içindeyiz. Bana da bir iş düştü bu devrede. Genel Sekreter (umumi kâtip) Recep Peker Bey de beni bir oğlu gibi sever ve bazı işlerde güvenir. Onuncu yılda Halk Partisi merkez teşkilatında birtakım afişler, sergiler, dövizler yaparak bu güne katılmak ister. Onuncu Cumhuriyet yıldönümünde bir varlık olarak Halk Partisi ambleminin yapılmasını düşünmektedirler. Recep Beyefendi beni de buldurarak bu düşünceyi anlattı (Bana ve sanatıma büyük itimadı vardı. Tanrı gani gani rahmet etsin). Parti sembolünün (ambleminin) şekillendirilmesinde, parti propagandalarından Anayasaya (Türk Teşkilatı Esasiye Kanunu) aktarılan altı umdenin ifadelendirilmesini istemekteydi. Ben de bu emri alarak, düşünce ve buluşlarımı hazırlayarak yakın zamanda getirebileceğimi söyledim.”

‘YALNIZ ANKARA DEĞİL, BÜTÜN YURT...’

Mahmut Akok, parti sembolünün tüm memleketi kapsaması gerektiğine dair bakışı ve müzelerde yapılan incelemeyi de anılarında yazıyordu:

“Ben birkaç düşünce arasında Ankara Kalesi arkasından doğmakta olan bir güneşin altı huzmesiyle bir ifade şeklini Recep Bey’in önüne sürdüm. Bir yanda kale bir yanda da çeşitli uzunlukta altı huzme (ışık açılışı). Bu teklifteki kırmızı zemin üzerindeki beyaz renkteki huzmeler Recep Beyefendi’ye bir oklar silsilesinin atılışını hatırlattı. Bana dönerek dedi ki: ‘Yalnız Ankara değil, bütün yurt bu atılımlarla iştiraklidir. Işık ve huzmeler kadar Türkün tarihinden alınacak oklarla bu atılımları ifadeleyebiliriz.’ Bu yolda çalışarak dekoratif bir amblem oluşturmamı ve bu buluşun rozet, bayrak ve arma olabilecek şekilde dekore edilmesini istedi.

Ertesi günlerde, art arda birçok düşünce ve buluşlarımı arz ettim. Altı okla ifadelendirmenin uygunluğu üzerinde karara vardık. Beni o zaman İstanbul mebusu olan Halil (Eldem) Bey’in delaleti ile İslam Müzelerindeki Türk ok şekillerinin etüdü için gönderdiler. 

O zaman Aya İrini’de olan askeri müzede ve Topkapı Saray Müzesi’nde silah kısmında olan oklar üstünde çalışmalar yaptım. Bunları Ankara’ya getirdim. Yine Recep Beyefendi ile görüşerek 16. yüzyıl tipi bir okun biçim almasına karar verdik. Ben bu oku (ki oklar ekseriyetle üç kısımdan ibarettirler) ucu, gövdesi (sapı), yelesi olmak üzere şematize ederek ambleme aldım. Altı ok bir yüzeyde bir perspektif atılışı ifade edilir. Kırmızı renk olan Türk varlığında altı umdenin atılışını, yayılışını ve o dünyayı dolduruşunu ifade ederler. Bu amblemin bir bayrak yapılma, kullanma tertiplerine dair bir de öneri elkitabı çıkardık. Onuncu yıl şenliklerinde merasim bayrakları, armalar, süs, rozet ve bayrakları, ışıklı panolar yaparak kamuya, halka ve topluma takdim ettik. Bu çalışmalarımızı açıklayan CHP Bayrak Talimatnamesi kitabımızda bunların eksiksiz anlatımı yapılmıştır.” 

Altı okun doğuşu böyle... Maalesef bugünkü CHP, okların hakkını veremiyor ve hatta tersi istikamette yürüyor. Bakalım, yeni partinin logosu ve amblemi, daha da önemlisi siyasi çizgisi beklentileri nasıl karşılayacak?

/././

Marc Cucurella'nın uzun saçlarının ardındaki gerçek ortaya çıktı: Gözyaşları ile anlattılar! 

İspanyol futbolcu Marc Cucurella, 2026 FIFA Dünya Kupası'nda öne çıkan isimlerden biri oldu. Bu sezon kariyerine Real Madrid'de devam edecek 28 yaşındaki sol bekin saçları ise turnuvanın ilgi çeken kısımlarından biriydi. Cucurella ve partneri Claudia Rodriguez, İspanyol oyuncunun saçlarının ardındaki gerçeği ise bir belgeselde dile getirdi.

Marc Cucurella’nın kıvırcık saçları, dünya futbolunda en çok tanınan görüntülerden biri haline geldi; ancak İspanya’nın savunma oyuncusu için bu, sadece kendine özgü bir görünümden çok daha fazlası.

İspanya ikinci kez Dünya Kupası şampiyonu olurken, Real Madrid’in yeni yıldızı, en büyük oğlu Mateo’nun sahada kendisini anında tanımasına yardımcı olan, son derece kişisel bir maç günü rutinini sürdürüyor. Bu basit kararın ardında, zorlu anlar, dayanıklılık ve koşulsuz sevgiyle dolu bir aile hikâyesi yatıyor.

Image

CUCURELLA’NIN SAÇI, OTİZMLİ OĞLU İÇİN ÖZEL BİR ANLAM TAŞIYOR

Taraftarlar, Cucurella’nın neden yüksek gerilimli maçlarda bile uzun kıvırcık saçlarını asla toplamadığını sık sık merak ediyor. Bu durum onun futbol kimliğinin bir parçası haline gelmiş olsa da, bunun ardındaki neden pek çok kişinin fark ettiğinden çok daha duygusal bir neden.The Times of India'nın aktardığına göre Cucurella, otizmli en büyük oğlu Mateo’nun maçlar sırasında kendisini kolayca fark edip tanıyabilmesi için saçlarını açık bırakmayı tercih ediyor. Bu küçük jest, ailesi için her şey demek ve futbol ile babalığın hayatında ne kadar yakından bağlantılı hale geldiğini yansıtıyor.

Cucurella, İspanya ile Dünya Kupası'nı müzesine götürürken, bu dokunaklı ayrıntı yeniden gündeme geldi. Onun istikrarlı performansları, İspanya’nın turnuvanın en güçlü savunma istatistiklerinden birini oluşturmasına yardımcı oldu; takım, Dünya Kupası'nda zafere ulaşırken sadece bir gol yedi. Ancak futbolun dışında, bu defans oyuncusu hiçbir kupanın silemeyeceği zorluklarla karşı karşıya kaldı.

Image

MARC CUCURELLA VE CLAUDIA RODRIGUEZ, OĞULLARININ SÜRECİNİ ANLATTI

Cucurella ve uzun süredir birlikte olduğu partneri Claudia Rodriguez, Mateo’nun diğer çocuklardan farklı bir şekilde geliştiğini ilk kez fark ettikleri anı anlattı.

Amazon Prime belgeselinde konuşan Rodriguez, o acı dolu zamanları şu sözlerle anlattı:

"Mateo dört yıl önce doğdu. Diğer çocuklarla bazı farklılıklar olduğunu gördük. Okuldan pek yardım alamadık ve en zor aylarımızı yaşadık."

“Mateo’yu okula bırakmak için her gün birlikte giderdik; o sırada Rio’ya da hamileydim. Her gün ağlayarak geri dönerdik.”

"Aynı hafta içinde çok fazla değişiklik oluyor. Başka yerlerde olmak, başka programlara uymak, başka yemekler yemek, başka planlar yapmak, okula gitmemek, terapiye gitmemek… Bunların hepsi onun için zor."

Image

Cucurella için ise tanıyı kabul etmek, oğluyla birlikte öğrenmek anlamına da geliyordu. İspanyol futbolcu, “Tamam, çocuğunuz otistik, ama ebeveynler buna hazır değil. O yüzden çok şey öğrenmemiz gerekiyor" diye konuştu.

Rodriguez daha sonra Mateo’nun ailenin günlük hayata yaklaşımını nasıl değiştirdiğini anlattı. Rodriguez, “Evet, muhtemelen Mateo bize de çok şey öğretiyor. Sürekli Mateo’yu düşünmek zorundasın. Ya da bazen bir şeyler yapmak istersin, ama Mateo için iyi olmadığı için yapamayız. Tatiller her zaman zor geçiyor; yarın Londra’ya döneceğiz ve o da iyi olacak" sözlerini sarf etti.

Image

2018'de tanışan çiftin şu anda Mateo, Rio ve Bella adında üç çocuğu var. Cucurella'nın Real Madrid'e transferinden önce Brighton ve Chelsea'de geçirdiği dönemler de dahil olmak üzere, her kariyer adımında Rodriguez, onun en büyük destekçilerinden biri olmaya devam etti.

Marc Cucurella, İspanya ile 2026 Dünya Kupası'nda zafere ulaşmasının ardından kariyerine Real Madrid'de devam edecek.

***

Özgür Özel nihayet -Özdemir İnce- 

13 Temmuz 2026 tarihli Cumhuriyet gazetesinden aktarıyorum: “Niğde’de Halk Ekmek Fırını açılışının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Özel, Ankara’da savcı atama mülakatlarına ilişkin çarpıcı bir iddiada bulundu. Bir süredir Ankara’ya operasyon yapın baskısı olduğunu söyleyen Özel, ‘İstanbul’dan bir başsavcı yardımcısını Ankara’ya başsavcı yaparak bütün başsavcı vekillerini kendilerine göre dizayn ederek bir operasyon imkânı yarattılar’ dedi. Ankara’daki atamalar için, ‘Sana bunu tutukla dendiğinde gözünü kırpmadan tutuklayabilecek misin’ diye mülakat yaptıklarını öne süren ve bunu Meclis’teki bir milletvekilinin yakınından, birinci ağızdan duyduklarını söyleyen Özel, ‘Bunu isimli cisimli söyleyecek bir noktaya gelmeleri durumunda Türkiye’ye ilan edeceğiz’ dedi. İddialarının somut bilgilere dayandığını savunan CHP lideri, ‘Eninde sonunda bu siyasi operasyonlar, gerçek soruşturma konusu haline gelecekler. Bunlar yargılanacak’ ifadelerini kullandı.”

Anlamını güçlendirmek için cümleyi bir de ben yazacağım: “Eninde sonunda bu siyasi operasyonları, gerçek soruşturma konusu haline getireceğiz. Bunları yapanları yargılayacağız!”

***

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in ağzından “Bunları yapanları yargılayacağız!” cümlesini duymayı sabırsızlıkla bekliyordum. Nitekim 7 Nisan 2026 günü yayımlanan “Devri sabık yaratmak” başlıklı yazımda beklentimi açıkça dile getirmiştim:

[Bu bilgiçliği bir yana bırakıp Özgür Özel’in ne demek istediğini açıklayalım: CHP iktidara geldiği zaman emsalleri hangi rütbede (yüzbaşı, yarbay, albay...) ise ilgili TSK’den sokağa atılan Kemalist, demokrat ve cumhuriyetçi teğmenlerin omuzlarına o rütbenin simgeleri takılacak, emeklilik süreleri eklenecek ve aradan geçen süre içinde almaları gereken maaş kendilerine toptan ödenecek. Atma kararı verenler hakkında gereken yapılacak (mı?) ... Özgür Özel bunu yapabilir mi? TBMM’de çoğunluk (tek başına ya da ortaklarıyla birlikte) CHP’de olursa elbette yapar ve bir vicdansız haksızlığın öcü alınmış olur. Dilerim, bu işlemi ölmeden görürüm. “Karakuşi yönetim” de hak ettiği cevabı almış olur.

Devlet hizmetinde görev yapan, evrak memurundan genel müdürlere ve hatta bakanlara kadar bütün görevlilerin kulaklarına küpe, gözlerine de dağ olur. “Haksız ve yasasız işlemleri hesabı bir gün mutlaka sorulur. Emekli olsan bile!...” Devlet hizmeti yapanlar bu yasal tehdit karşısında hükümetlerin değil “devlet”in memuru olduklarını unutmazlar: Hükümet fani, devlet ebedidir! Devlet olan devlet mutlaka hesap sorar; ölülerden bile hesap sorar. Utanmaları gerekenler ölmüşse ailesi utanmak zorunda kalır.]

***

Okuduğunuz yazının bir başka yerinde “Devri sabık yaratmak, her yeni hükümetin ilk işi olmalıdır. Devri sabık yaratmak demokrasinin tuzu ve biberidir” demişim. Devri sabık yaratarak geçmişin hesabını sormayan her hükümet yolsuzluk yapmaya teşne hükümettir. Kendisinden önceki genel müdürün yolsuzluklarını işleme koymayıp örtbas eden her genel müdür yolsuzluk yapmaya yatkın bir genel müdürdür.

Özgür Özel’in ağzından “Eninde sonu da bu siyasi operasyonları, gerçek soruşturma konusu haline getireceğiz. Bunları yapanları yargılayacağız!” cümlesini duymak çok mutlu etti beni. “Hah, şimdi gerçek bir genel başkan oldun” diye mırıldandım.

***

Bazen kendime uyguladığım sıkıyönetim bukağısından kurtuluyor özgürleşiyor, çok ender de olsa zıpırlıklar yapıyorum. Bunlardan birinde 26 Mayıs 2026 günü Özgür Özel’in özel e-postasına şimdi okuyacağınız pusulayı göndermeyi düşünmüş ama nedense göndermemiştim. Göndermediğim yazıyı okuyalım:

SAYIN ÖZGÜR ÖZEL, 

Ekte gönderdiğim, 3 Nisan 2026 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan “Devri sabık yaratmak” adlı yazımı, adınız geçtiği için okumuş olduğunuzu, çevrenizin okumuş olduğunu düşünüyorum. Edebiyat ve gazete yazarı olarak, her iki türden yazılarımı yazar ve denize atarım. “Balık anlamazsa Halik anlar” dedikleri gibi.

14 Mayıs 1950’de Demokrat Parti iktidara geldiği zaman 14 yaşındaydım. Seçim propagandalarında, “Yeter söz milletindir” afişi ile “Devri sabık yaratmayacağız” vaatleri insanların kulaklarına çakılmış gibiydi. İktidara geldiler ilk işlerinden biri CHP’nin mallarına el koymak oldu.

Dilerim, iktidara gelir, devri sabık yaratır ve AKP’den iğneden ipliğe hesap sorarsınız.

En iyi dileklerimle,

Özdemir İnce.

/././

Öne Çıkan Yayın

BİRGÜN "Gündem" -24 Temmuz 2026-

Özgür Özel, CHP'den istifa etti: Yeni Parti ve logosu resmen duyuruldu -Mustafa Bildircin-  Mutlak butlan kararından 2 ay sonra CHP'...