İran’a saldırılar sürerken, NATO Malatya’ya Patriot konuşlandırıyor: Türkiye’nin korunmadığının savaşa çekildiğinin göstergesi -Dilan Temiz/Evrensel-

Hatay ve Antep’e düşen füzeler, Malatya’ya Patriot konuşlandırılması ve Kuzey Kıbrıs’a gönderilen F-16’ları değerlendiren Emek Partisi Milletvekili Sevda Karaca, Türkiye’nin emperyalist savaş planlarının parçası haline getirildiğini belirtti.


ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaş bölgeye yayılarak sürüyor. Hatay ve Antep’e düşen füzeler, Malatya’ya NATO Patriot sistemlerinin konuşlandırılacağının açıklanması ve Kıbrıs’taki askeri hareketlilik Türkiye’nin savaştaki pozisyonu ve ülkedeki NATO üslerine yönelik tartışmaları yeniden gündeme getirdi. İktidar “güvenlik” ve “savunma”yı öne sürerken Emek Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca ile Türkiye’nin savaş denklemindeki pozisyonunu, Halkbank davasındaki anlaşmanın anlamını ve “NATO Türkiye’yi korur mu?” sorusunun cevabını konuştuk.

Malatya’ya Patriot konuşlandırılması ne anlam ifade ediyor? Rusya’dan alınmış S-400’leri de düşününce, Türkiye NATO savunmasına muhtaç mı, neden ihtiyaç duyuluyor bunlara?

Patriot konuşlandırılması teknik bir tedbir gibi sunuluyor ama gerçeğe bakarsak bu, Türkiye’nin emperyalist savaş planlarının içine çekildiğinin somut göstergesi. NATO’nun radar ve savunma ağı, Türkiye’yi “koruyor” gibi görünse de esasen bir cephe ülkesi haline getiriyor. Üstelik, bu hamleyle Türkiye’yi emperyalist siyonist savaşın hem parçası hem de hedefi haline getiriyorlar. Milli Savunma Bakanı halktan gizliyor ama gerçek şu ki Malatya’ya Patriot konuşlandırılması talebi bizzat Türkiye tarafından yapılmış.

"ABD ve İsrail’in bölgedeki etkinliğinin artırılması için bu hamlenin yapıldığı açık"

Soruyoruz; ülkeyi ABD’nin çıkar hesaplarının en ileri aygıtına çiğnetirken, emperyalist savaş planlarının açık karakolu haline getirirken hangi yetkiye dayanıyorsunuz? Gerekçe güvenlikmiş! Bölgeyi kan gölüne çeviren emperyalist haydutlar bu ülkeye nasıl güvenlik getirebilir? Halkı ‘güvenlik’ söylemiyle sadece maniple etmekle kalmıyor, üstüne yalan da söylüyorlar. S-400’ler üzerinden “bağımsız savunma” söylemiyle büyük Türkiye masalları anlatırken, NATO’nun Patriotlarına muhtaç halde olmak, iktidar politikalarının açık çelişkisidir. Halkın bu çelişkiyi görmediğini sanmak ise tam bir aymazlık. Türkiye yurttaşlarının güvenliği ve çıkarları için değil, ABD ve İsrail’in bölgedeki etkinliğinin artırılması için bu hamlenin yapıldığı açık. Bu hamleyle Türkiye’yi emperyalist siyonist savaşın hem parçası hem de hedefi haline getiriyor iktidar.

"ABD’nin haydutluklarını kınayan bir tek kelime söyleyemiyorlar"

Cumhurbaşkanı Erdoğan partisinin grup toplantısında ABD’yi anmadan "İsrail tahriki ile başlayan" saldırı vurgusu yaparak, NATO ile eş güdümlü çalışmalar” yaptıklarını söyledi. İktidar sözcülerinin açıklamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Saray rejiminin sözcüleri savaşın başından bu yana bu savaşın asıl sorumlusu olan ABD’ye tek laf edemeyip, İran’ı kınayarak, tüm dünya halkları nezdinde barbarlığı açık olan siyonist İsrail’i işaret ederek esasen ABD odaklı emperyalist yayılmacılığın koltuk değnekliğini yapıyorlar. Erdoğan’ın da son konuşmasında İsrail’i eleştirip ABD’yi anmaması, gerçek savaş denkleminden uzaklaştırıyor halkı. Tüm konuşmalarda ‘bölgesel güvenlik mimarisi’ kavramını kullanıyorlar. Güya bu mimariye göre Türkiye savaşın muhatapları arasındaki çelişkilerden yararlanarak kendisine korunaklı bir alan sağlayacak. Yalan. Saray sözcülerinin bölgesel güvenlik mimarisi dedikleri şey, ABD- İsrail yedeğinde durmak. Gerçekte Türkiye’yi, emperyalist güçlerin çıkarları doğrultusunda bir köprü ve cephe ülkesi konumuna sokuyorlar. Kamuoyuna ABD’nin haydutluklarını kınayan bir tek kelime söyleyemiyorlar.

Şu savaş ortamında, temmuzda NATO zirvesine ev sahipliği yapmakla övünüyorlar. Bölgeyi yıkıma uğratan emperyalist güçlerin saldırı karargahı NATO’ya hizmetkarlıkla övünmenin neyi barış politikası, neyi tarafsızlık? Gizli oturumlarda, tekli diplomatik görüşmelerde ABD’nin tarihi suçlarını utangaçça ifade ettiklerini görüyoruz. Bu açık bir ikiyüzlülük, tarihsel bir suç. Saray rejimi, bu savaşta aldığı rol dolayısıyla çıkıp, açık açık, yurttaşlarına, bu ülkeyi ve insanlarını, ABD-İsrail güdümündeki emperyalist çıkar ve politikalardan tümüyle bağımsız bir hat izleyerek koruyacağını söyleyemeyen bir iktidar. F-16’ların Kuzey Kıbrıs’a gönderilmesi, Güney’de silahlanma artışı, adayı yeniden gerilimin odağı yapıyor. Bu, halkların güvenliği için değil, bölgesel güç dengeleri için yapılıyor. Türkiye halkı açısından gerçek tehdit, kendi topraklarında ve komşu bölgelerde yaratılan bu emperyalist gerilim sarmalıdır. Türkiye’nin ve bölge halklarının gerçek çıkarı: Savaşın dışında kalmak, halkın güvenliğini ve ekonomik haklarını korumak, emperyalist askeri politikaların parçası olmamaktır.

"NATO’nun askeri varlığını meşrulaştırma stratejisi izleniyor"

İktidara yakın Türkiye gazetesi “güvenlik kaynaklarına” dayandırdığı dün yayımlanan haberinde Türkiye hava sahasına yönelen iki füzenin Tahran civarından ateşlendiğini yazdı. İran’ın “Türkiye’yi hedef almadık” açıklamaları sonrası yapılan bu haberi, Patriot hamlesiyle birlikte nasıl değerlendirirsiniz?

Hatay ve Gaziantep’e düşen füze parçaları, Ortadoğu’da savaşın sınırımıza dayandığını gösteriyor. İktidara yakın medya “füzeler Tahran’dan geldi” diyerek kamuoyunu emperyalist güçlerin yedeğine girmeye rıza göstermeye hazırlıyor; hemen ardından güvenlik adı altında NATO Patriot’ları devreye sokularak Türkiye’de savaş korkusunu normalleştirme ve NATO’nun askeri varlığını meşrulaştırma stratejisi izleniyor. Gerçekte Türkiye’nin ihtiyacı NATO’ya açılan yeni saldırı hatlarının mevzisi olmak değil, halkı savaşın dışında tutacak anti-emperyalist, bağımsız bir dış politika hattı olmalıdır.

"F-16’larla egemenliğini ABD’ye devrettiğini ilan ediyor"

Kıbrıs’a değindiniz. İran’a saldırılarla birlikte Kıbrıs’ta da askeri yığınak arttı. Güney Kıbrıs’a yönelik silahlanmaya ek olarak Türkiye de Kuzey’e 6 adet F-16 uçağı gönderdi. Buradaki gerilimi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kuzey ve Güney Kıbrıs’ta yaşanan askeri yığınak, bölgedeki gerilimin önemli bir parçası. Türkiye, Doğu Akdeniz’deki egemenlik hakları söylemiyle Kuzey’e gönderdiği F-16’lar ve NATO’nun yayılmasına açtığı alanlarla egemenliğini ABD’ye devrettiğini ilan ediyor aslında. Ama bu gerçeği gizleyip, halka güvenlik önlemleri diyerek bu egemenlik devrini meşrulaştırmaya çalışıyor. Bu hamleler, halkın güvenliği için değil, bölgedeki güç dengelerini ABD’nin bölgesel politikalarına yedeklenen Saray rejiminin pazarlık payını artırmak için yaptığı hamleler. Enerji hatları, üsler, silahlanma, savaş provokasyonları… Bunların hiçbiri halkın günlük hayatında güvenlik sağlamıyor; aksine, kriz ve savaş riskini artırıyor.

Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’de yaşanan bu gelişmeler, Türkiye’nin iktidarının sınıfsal tercihlerini de gösteriyor: halkın değil, sermayenin ve emperyalist güçlerin çıkarlarının korunduğu bir dış politika. Kıbrıs’taki askeri hareketlilik, bunun somut bir göstergesi.

Halkbank davası: "Bu cephede sen de yer al” mesajı vermesiyle eş zamanlı

Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte, Türkiye-ABD ilişkileri farklı bir raya mı girdi? İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırılarının sürdüğü bir dönemde uzun yıllar süren Halkbank davasında da uzlaşmaya varıldığı açıklandı. Uzlaşmanın detayları ya da pazarlık denkleminin öğelerine ilişkin ne dersiniz? 

Halkbank davasının kapanması, sadece bir hukuki gelişme değil; emperyalist çıkarların yeniden dağılımıyla doğrudan bağlantılı. Türkiye, AKP iktidarı elinde, uzun yıllardır Ortadoğu’nun ekonomik ve siyasi dengelerinde emperyalist güç bloklarının yedeğinde bölgede gerici güçleri destekleyerek kırıntı kapma rolü oynayan bir ülke olarak sahada. Bu davanın kapanması, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü saldırılar sırasında Türkiye’ye “bu cephede sen de yer al” mesajı vermesiyle eş zamanlı gerçekleşti. Yani mesele hukuk değil; Türkiye, emperyalist güçler tarafından uzun süredir pazarlık masasında bir oyuncu olarak konumlandırılıyor. Bu pazarlık, halkın çıkarına değil, sermaye ve iktidarın uluslararası ilişkilerdeki avantajına hizmet ediyor. Ek olarak, halkın gözünde “bağımsızlık” ve “hukukun üstünlüğü” gibi kavramlar kullanılıyor, ama sahadaki pratik, Türkiye’nin emperyalist savaş ve ekonomik dengelerin bir parçası haline geldiğini gösteriyor.

Dilan Temiz/Evrensel

‘III. dünya savaşı’ değil ama...+ Kürecik asıl şimdi riskli -Cumhuriyet-


‘III. dünya savaşı’ değil ama...-Ergin Yıldızoğlu- 

İran’a yönelik operasyon “Epic Fury”nin başlamasının üzerinden 11 gün geçti. ABD ve İsrail’in ortak hava harekâtı, Yüksek Rehber Hamaney’i ve İslam Devrim Muhafızları Ordusu’nun üst komuta kademesini hedef aldı. Tahran’ın saatler içinde verdiği yanıt ise yalnızca İsrail’i değil, dokuz ülkedeki ABD üslerini, Körfez ülkelerinin sivil altyapısını, balistik füzelerle, insansız hava araçlarıyla vurmaya başlamaktı. Hürmüz Boğazı da fiilen kapandı.

Üçüncü dünya savaşı tanımını kullanmak için henüz erken. Ancak Soğuk Savaş’tan bu yana hiçbir kriz, bu kadar çok sayıda ülkeyi, fazla büyük gücü aynı anda aynı savaş sahnesine çıkarmamıştı.

Rusya, İran’a fiilen yardım etmemekle birlikte artan petrol fiyatlarından ekonomik kazanım sağlıyor, Ukrayna savaşında üzerinde dikkatin dağılmasından yararlanıyor; Ortadoğu’da arabulucu konumunu pekiştiriyor. Çin gelişkin uydu sistemini kullanarak İran’a saldırılarla ilgili istihbarat sağlıyor, hedef saptamasına yardımcı oluyor. Çin, stratejik petrol rezervleri, küresel liman ağı sayesinde şimdilik savaşın ekonomik etkilerinden doğrudan zarar görmüyor ancak Hürmüz Boğazı uzun süre kapalı kalırsa bu durum değişebilir. Türkiye, kendi topraklarına yönelik kaynağı tartışmalı füze saldırılarının ardından tarafsızlığını korumakta zorlanıyor. Avrupa, Güney Kıbrıs, İran yapımı bir insansız hava aracının hedefi olunca uluslararası hukuka saygı konusundaki kaygılarını bir kenara bırakarak sınırlı da olsa askeri rol üstlenmek zorunda kaldı.

Ekonomik gelişmeler de bir başka risk katmanı oluşturuyor. Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrol trafiğinin yaklaşık yüzde 75 oranında düşmesi, 1970’lerden bu yana görülmemiş boyutta bir enerji şoku olasılığını gündeme getirdi. Petrolün varil fiyatı 150 dolara, Avrupa’da doğalgaz (1 saat) 120 Avro’ya çıkabilir. Enflasyon, yakıt fiyatlarından başlayarak gıda, gübre ve petrokimyasal ürünlere, kara, deniz taşımacılığına bağlı malların fiyatlarına doğru yayılıyor. ABD on yıllık hazine tahvil faizleri yüzde dördün üzerine çıktı. Analistler, hedge fonların kriz dönemlerinde piyasadan çekilme eğilimine, kısa vadeli borçlanma araçlarının toplam borç stoku içindeki payının tehlikeli biçimde yükselmesine, özel kredi piyasalarındaki son tıkanıklığa sistemik bir finansal kırılganlık olarak işaret ediyorlar.

Savaş Körfez ülkelerinin, özellikle de Dubai’nin yatırımcılara, uzaktan çalışan yüksek vasıflı profesyonellere, turistlere sunduğu güvenlikli, lüks ortam imajını yıktı. Hızla değersizleşen bir sabit sermaye yığını oluşmaya başlamasının ötesinde, bu imajın yeniden inşası kaçınılmaz olarak yıllar alacak.

Siyasi dinamikler de ekonomik riskler kadar karmaşık. Trump, hem kendi seçmen tabanındaki savaş karşıtı eğilimlerle hem de Kasım 2026 ara seçimlerinde oy kaybetme riskiyle hesaplaşmak zorunda. MAGA’nın, Epstein dosyalarının hâlâ tamamen açıklanmamış olmasına ek, bu savaşın Amerika’nın değil İsrail’in çıkarlarına öncelik verdiğini, savaşa ilişkin ölü yaralı, bilgiler üzerinde, özellikle sosyal medyada ağır bir sansür uygulandığını düşünerek öfkelenmeye başladığı anlaşılıyor. MAGA’nın kanaat önderleri, kimi emekli komutanlar arasında, eğer ABD bu “amaçları belirsiz savaşı”, “Büyük İsrail” projesine uymayan biçimde bitirmek isterse Netanyahu’nun nükleer silah kullanmayı seçebileceğini düşünenlerin sayısı artıyor.

Avrupa müttefikleri, ABD operasyonlarına destek vermenin Ukrayna meselesindeki konumlarını zayıflatıp zayıflatmayacağını tartışıyor. Körfez ülkelerinin yönetimleri ise kendi kamuoylarından gelen baskıyla ABDİsrail ittifakları arasında hassas bir denge kurmaya çalışıyor. ABD’nin sunduğu varsayılan güvenlik şemsiyesine güvenlerinin sarsıldığı da kesin. Kimi yorumcular, yakın gelecekte, orta büyüklükte ülkelerin, güvenlik kaygısıyla nükleer silah edinmeye çalışacağını düşünüyorlar.

Tüm bu faktörler, bu krizin, salt askeri bir çatışmanın çok ötesine geçtiğini gösteriyor. Birden fazla büyük gücün hesapları, birden fazla ekonomik kırılganlık ve birden fazla iç siyasi baskı, birbirine kilitlenmiş durumda. Herhangi bir halkadaki kopuş zincirleme sonuçlar doğurabilir. Bu şimdilik, III. dünya savaşı değil ama kıyısına kadar geldiğimizi söyleyebiliriz. 

/././

Kürecik asıl şimdi riskli -Mehmet Ali Güller-

İkinci füze olayının hemen ardından Milli Savunma Bakanlığı’nın duyurduğu “Kürecik’e Patriot” haberi, ülkemiz için asıl riski başlatmış oldu.

Türkiye, Körfez’deki Arap ülkelerinden farklı olarak ABD üslerini İran’a saldırıda kullandırmıyordu. İran da bunu önemle gözetiyordu.

Tamam, Kürecik radarı da ABD tarafından İran’a karşı kullanılıyordu ama Tahran burayı Körfez’deki füze atılan üsler gibi değerlendirmiyordu, burası sadece radar olduğu için saldırganlık bakımından pasifti.

ÜS TUZAĞI

Geçen haftaki “Üs tuzağı” başlıklı yazımda, ABD’nin sıkıştıkça bölgedeki müttefiklerine ihtiyaç duyacağını ve müttefiklerini İran’a karşı harekete geçirebilmek için sıkıştıracağını belirtmiştim:

Türkiye’deki üsler, statüsü ne olursa olsun, ABD’nin faaliyetleri askıya alınmadığı müddetçe büyük risk durumundadır ve ABD açısından tuzak kurma potansiyeli barındırmaktadır. ABD oldubittiyle üslerden İran’a bir saldırı düzenlediğinde bunun faturası çok ağır olur. Ankara, böylesi bir tuzak kurabilme fırsatını ABD’nin elinden almalıdır. Komşuluk hukuku gereği, savaş bitene kadar ABD’nin bu üslerdeki faaliyetini durdurduğunu ilan etmelidir ve bunun gereğini yapmalıdır.

MSB’NİN AÇIKLAMASINDAKİ O BOŞLUK

Türkiye bunu yapmalıyken tersine, Kürecik’e Patriot getirilmesini kabul ederek riski büyüttü ne yazık ki. Çünkü Patriotlar Kürecik’i korumanın değil, Kürecik’i hedef yapmanın araçlarıdır fiilen.

Öte yandan konuyla ilgili duyuruda önemli bir boşluk var. Milli Savunma Bakanlığı’nın açıklaması şöyleydi: “Milli düzeyde aldığımız tedbirlere ilave olarak NATO tarafından hava ve füze savunma tedbirleri artırılmıştır. Bu kapsamda, hava sahamızın korunmasına destek sağlamak üzere görevlendirilen bir Patriot sistemi Malatya’da konuşlandırılmaktadır.”

Bu açıklama çok temel bir konuyu açıkta bırakıyor: Kürecik’e Patriot’u Türkiye mi istedi, yoksa karar NATO’nun mu, daha doğrusu ABD’nin mi?

Bu sorunun yanıtı, iki füze olayının aslını netleştirmeyi de kolaylaştırır!

MUHALEFETİN SORUNLU İTİRAZI

Ne yazık ki muhalefetin önemli bir kısmı “Kürecik’e Patriot yerleştirilmesini” yukarıda anlatmaya çalıştığım risk boyutuyla değil, S-400 boyutuyla tartışıyor.

S-400 neredeymiş, neden kullanılmıyormuş? Bu soru, meselenin tehlikesini hiç anlamamanın sorusudur. S-400’ler Kürecik’e getirilip kurulsa sorun çözülüyor mu yani? Kürecik Radar Üssü’ne Patriot ya da S-400 getirmenin bir farkı yok, iki durumda da Kürecik’in hedef olma potansiyeli artmış oluyor, mesele budur.

Ama ne yazık ki muhalefetin önemli bir kısmı S-400 üzerinden hükümeti sıkıştıracağını düşünerek konunun esasının üzerinden atlıyor. “S-400 nerede, neden kullanılmıyor, madem Patriot kullanılacaktı, S-400 neden alındı” diye soruyor...

Demek ki S-400 meselesi hâlâ bir silahtan ibaret olarak görülüyor, hâlâ bağımlılığı azaltmak için silah envanterini çeşitlendirme yönü anlaşılmıyor, hâlâ S-400 üzerinden Türkiye’ye siyasi manevra alanı açılmasının önemi görülmüyor, hâlâ S-400’lerin Karabağ sorununu çözebilmekteki kolaylaştırıcılığı kavranmıyor.

NE YAPMALI?

Türkiye, ABD’nin baskısına rağmen 12 gündür İran’a karşı düşmanlık cephesine sokulamadı. Ankara iyi kötü buna direniyor. Muhalefet bu direnci güçlendirmenin politikalarını üretebilmeli. Muhalefet, ABD baskısına karşı iktidarı daha dik durabilmeye zorlamalı.

Muhalefet asıl önemlisi Kürecik’in kapatılmasını savunmalıdır, üslerin faaliyetinin askıya alınmasını istemelidir ve “S-400-Halk Bankası-Patriot” üçgeninde kurulan Ankara Washington pazarlığını bozmaya çalışmalıdır.

Türkiye’nin güvenliğini düşünenlerin izlemesi gereken yol budur.

/././

Cumhuriyet

İstanbul'da yeni kent suçuna ilk adım: Kadıköy Rıhtımı'nda dolgu alan 'cami alanı' olarak tapuya işlendi -soL-

 Danıştay’daki hukuki süreç devam ederken Kadıköy Rıhtımı’nda halihazırda otopark olarak kullanılan İBB'ye ait dolgu alanın koruma kurulunca tahsisinin yapıldığı ve tapu kaydına "cami alanı" olarak işlendiği ortaya çıktı.

İstanbul Kadıköy’de rıhtıma devasa cami projesine karşı açılan dava Danıştay’da sürerken söz konusu alanın tapuya “cami alanı” olarak kaydedildiği ortaya çıktı.

Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın talebini görüşen, İstanbul 5 Nolu Kültür Varlıkları Koruma Bölge Müdürlüğü'nün söz konusu parselin "cami alanı" olarak tahsis ve ihdası talebini kabul ettiği ortaya çıktı.

Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü’nün sayfasında da bu alanın “Arsa (Cami Alanı)” olarak kayda geçtiği görülüyor.

Caferağa Muhtarı Dağıstanlı: Alan böyle bir inşaata uygun değil

Caferağa Muhtarı Hanife Dağıstanlı sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda söz konusu gelişmeyi duyurarak hukuki sürecin devam ettiğini vurguladı ve “Akıl, mantık, bilim ve mevzuata göre o alan böyle bir inşaata uygun değildir” ifadesini kullandı.

Dağıstanlı paylaşımında şunları kaydetti:

“Kadıköy Rıhtımda hali hazırda İspark otoparkı olarak kullanılan, cami yapılmak istenen dolgu alan ile ilgili son günlerde gelen sorulara cevaben…

İstanbul 5 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü, 10.02.2026 tarihli 740 numaralı oturumunda birinci gündem maddesi olarak söz konusu parselin tahsis talebini, ikinci gündem maddesi olarak da ihdas işlemini görüşmüş. Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Müdürlüğünün 04.02.2026 tarihli talebiyle...

Kuruldaki görüşmenin ve kararların detayını bilmemekle beraber talebin yerine getirildiği Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünün sayfasında parsel sorgulama yapıldığında görülüyor. Dolgu alan, 3864 Ada 1 Parsel, niteliği Arsa (Camii Alanı), 29.975,76 m2 tapu alanı olarak kayda geçmiş.

İBB nin üst mahkemeye taşımasıyla plan iptali bozulmuş da olsa Kadıköy Belediyesi ve Mimarlar Odası tarafından hukuki süreç Danıştay'da devam ettirilmektedir. Akıl, mantık, bilim ve mevzuata göre o alan böyle bir inşaata uygun değildir. Süreçte düzenlenen bilirkişi raporları da bu yöndedir. Yaşam alanlarımıza bizim ihtiyaçlarımız, taleplerimiz dikkate alınmadan müdahale edilmesini, daha fazla yoğunluğun artmasını istemiyoruz.”

Kadıköy’ün siluetini ve kamusal alanlarını hedef alan devasa cami projesinde mahkeme iptal kararını bozarken, İBB yönetimi "devlette süreklilik" bahanesiyle AKP’nin kent suçuna kalkan olmuştu. Kadıköy Halk Meclisi kentsel yağmaya karşı mücadele vurgusu yaparak "Yapılması planlanan ve Haydarpaşa Garı’ndan bile yüksek olan cami projesi, kent silüetine de bir saldırı anlamı taşımaktadır. Ülkenin hafızasını, değerlerini silmeye ant içmiş bir iktidarın silüeti korumasını beklemiyoruz. Biz de ant içiyoruz: Bu kent bizim, bu ülke bizim, yıkmaya çalıştıkları Cumhuriyet değerleri bizim!" açıklamasında bulunmuştu.

soL

Emekliye müjde!.. + Kadıköy’de dehşet gecesi -halkTV-

Emekliye müjde!..-Mehmet Tezkan- 

Erdoğan AKP Genel Başkanı ve hükümet şapkasıyla partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmanın bitimine doğru söze ‘son olarak emeklilerimize bir müjde vermek istiyorum diye başlayınca milletvekilleri coşkuyla alkışladı…

Ekranları başında Erdoğan’ı izleyen emekliler pür dikkat kesildi…

Nefesler tutuldu…

Çünkü bir süre önce AKP Grup Başkanı Güler bayram ikramiyesine artış yapılmayacağını açıklayınca moraller bozulmuştu…

AKP’li vekiller dahi kimsenin içine sinmedi. Hafta başı kulislere Erdoğan müdahale edecek bayram harçlığını 5 bin liraya hatta 5 bin beş yüz liraya çıkaracağı söylentisi yayıldı. Heyecan dalgası esti…

Erdoğan ‘söze emeklilere müjde vermek istiyorum diye başlayınca alkış kopmasının nedeni buydu. Meğer Erdoğan’ın müjdesi bayram ikramiyesinin yer yıl olduğu gibi bu yıl da bayramdan önce hesaplara yatırılıyor haberiymiş!..

Ülkenin hali bu… Ülkenin ekonomisi bu halde…

Hazine tam takır kuru bakır!..

Bayram ikramiyesinin her yıl olduğu gibi bayramdan önce yatırılması artık müjde…

Savaş var, petrol fiyatları arttı, bütçe dengesini tutturmamız lazım diye emeklilerin paralarını öteleye bilirlerdi…

Ötelemediler…

O zaman müjde…

AKP iktidarının 23 yılında emeklilere demek istiyorlar ki; paranız zamanında hesabınıza yatırılacak ya buna şükredin zammı falan unutun…

Peki neden zam yok?

Bin lira dahi yapılamaz mıydı?

Güler bütçe dengesi falan dedi ama açıkça söyleyemediği şuydu; kasada para yok. Ocak ayında 456 milyar 400 milyon lira faiz ödedik.

Bu kadar yüksek faizle aldığınız parayı nereye harcadılar?

Kimse sormadı demeyeceğim soran oldu ama yanıt veren olmadı. Havaalanı yaptık, otoyol yaptık, tünel yaptık, köprü yaptık demesinler. Onların parası hazine ödemiyor. Hazineden beş kuruş dahi çıkmıyor… İnanmıyorsanız Erdoğan’a sorsun. Kasamızdan beş kuruş çıkmayacak diye temellerini atmıştı!

Onların parasına maliyetinin en az altı/yedi katı fazlasıyla 25 yıl ,30 yıl, 40 yıl boyunca millet ödeyecek. Geçse de ödeyecek, geçmese de…

Aldığımız benzinin yüzde 47’si mazotun yüzde 40’ı vergi. Su içtin vergi, simit aldın vergi uzatmayayım nefes almanın dışında her şey vergili…

Bu kadar yüksek dolaylı vergi (KDV) alan başka ülke yok. Toplanan vergiler yetmiyormuş gibi iktidar yüksek faizle borç alıyor, günü geldiğinde bırakın ana parayı faizi ödemek bile feleğini şaşırtıyor.

İşçiye, memura, emekliye verecek para kalmıyor…

Kamuda israf had safhada. Cuma hutbelerinde israf günahtır diye vaaz veriliyor ya… İktidarda olanlar hariç halkın israf yapması günahtır diye düzeltme yapsalar iyi olacak…

Meclis Başkanı’nın verdiği iftar yemeğinde çıkan menüye bakın. Devasa harcamalar içinde basit kalem gibi görünebilir ama değil… O menü lüksün, ihtişamın, gösterişin aynı zamanda israfın sembolü… 6/7 çeşit tabaktan oluşan menünün tamamını tüketen vekil var mıdır?

Enflasyon neden zaptı rap altına alınmıyor sorusunun yanıtı o menüde yatıyor. İftar menüsünün harcaması böyleyse gerisini düşünün. Kamu ciddi boyutlarda tasarruf yapmazsa enflasyon inmez…

Bakın iki aylık enflasyon yüzde sekize geldi. Yıl sonunda yüzde 16 olması tahmin ediliyor. İlk iki ayda yüzde sekizi gittiğine göre yüzde 16 hayal…

İktidar mensupları enflasyonun kafa kaldırışını İran’a yönelik saldırılara bağlayacaklar. Petrol fiyatlarındaki oynamalara…

Doğru mu?

Değil. Çünkü hedefin yarısını ilk iki ayda tükettiler. İktisatçılar daha savaş çıkmadan yıllık enflasyonun yüzde 23/24’tn aşağıya inmesinin zor olduğunu söylüyorlardı.

Savaş enflasyonu bir iki puan daha arttıracak orası muhakkak. Ama görürsünüz bak; iktidar, savaşı yanlış politikasının kılıfı yapılacak. Bütün olumsuzlukları savaşa bağlayacak.

Hatırlarsanız 2025 yılı başında Maliye Bakanı Şimşek enflasyonun yıl sonunda yüzde 18 olacağını ilan etmişti, yüzde 31 oldu. Savaş falan yoktu…

Bu yılı kaçla kapatacağız Allah bilir…

Allah bilir diyorum Çünkü Maliye Bakan’ı bilmiyor. Merkez Bankası Başkanı da bilmiyor

Karamsar yazı olmasın diye son noktayı ben de müjde vererek koyayım…

Kişi başına düşen milli gelir 18 bin 40 dolar oldu. Yüksek gelirli ülkeler sınıfına girdik.

Sadece emekliye değil 82 milyona müjde!..

/././

Kadıköy’de dehşet gecesi -İsmail Saymaz- 

5 Mart sabahı, saat 04.33.

İstanbul Kadıköy’deki Dumlupınar Mahallesi sakinleri uykuya dalmışken, Tural A., Fuzuli A. ve Shıralı I., gözlerine kestirdikleri apartmana doğru ilerlediler.

Yanlarında taşıdıkları tahta merdiveni birinci katta bulunan, 68 yaşındaki N.F.P. adlı kadının evinin balkonuna dayadılar.

Tural A. ve Fuzuli A., merdivene tırmanırken…

Shıralı I. ise suç ortakları eve çıkınca merdiveni alıp uzaklaştı.

Merdivenle kıta değiştirdiler

Üç hırsız da Azerbaycanlı.

İçlerinden Shıralı I., 10 gün önce Gaziosmanpaşa’da boyacılık yapan Atıq S.’nin evine geldi.

Yanında Tural A. ve Fuzuli A. vardı.

Atıq S., “Gidecek yerimiz yok, iş arıyoruz” diyen iki hemşerisine kömürlüğünde kalabileceklerini söyledi.

Atıq S.’nin iddiasına göre iki adam 5 Mart akşamı kendisinden merdiven ve tornavida istedi.

Atıq S., “Ne yapacaksınız?” diye sordu.

Fuzuli A., “Azerbaycanlı bir ablamız var. Bakıcılık yapıyordu. Parasını vermemişler. Gidip parasını alacağız” şeklinde karşılık verdi.

Atıq S., bu tehdit yüzünden merdiveni ve tornavidayı verdiğini ileri sürüyor.

Gece vakti evden çıkan üç Azerbaycanlı, korsan taksiye atlayıp

Kadıköy’e gitti. Birkaç sokak ötede inerek, apartmana yürüdüler.

Kasayı boşalttılar

Balkonuna tırmandıkları ev, 68 yaşındaki Neriman Fugen P.’ye aitti. Aynı apartmanın üst katında kızı oturan yaşlı kadın, bakıcısıyla birlikte yaşıyordu.

Bakıcısı Azerbaycanlı Jeyhuna O. ayrılınca yerine Özbekistanlı M.K. gelmişti.

O saatte evde yalnızca bu iki kadın vardı.

İki hırsız balkonun kilitsiz kapısını açıp içeri girdi.

Neriman Fugen P., odasında uyurken, Turali A. tarafından uyandırıldı. Turali A. ,“Seninle işimiz yok. Oğlunun bir evrakı var. Kasadan alacağım” dedi.

Neriman Fugen P., “Bu evde kasa yok” diye karşılık verdi.

Turali A., yaşlı kadını yataktan kaldırıp odayı aradı.

Bazanın altındaki kasayı buldu.

Anahtarı istedi.

Yaşlı kadın korkup verdi.

Kasadan 10 küpeyi, üç zinciri, altı bileziği ve 10 adet altını ve 10 bin TL’yi aldı. Kadının kollarındaki dokuz bileziğe, parmağındaki altın yüzüğe ve kulaklarındaki küpelere de el koydu.

Odada tecavüz

O sırada Fuzuli A., koridorda Özbek bakıcı M.K. ile karşılaştı.

M.K., 11 Şubat 2026’da Türkiye’ye gelmişti.

Bir çocuk annesi bu kadın, Azeri bakıcının yerine işe başlamıştı.

M.K., vücuduna bıçak dayayan Fuzuli A. tarafından zorla götürüldüğü odasına tecavüze uğradı.

Özbek kadın dehşet gecesini şöyle anlatıyor: “Ben ve N.F.P. ayrı odalarda uyuyorduk. Evin etrafından sesler duydum. Ayağa kalktım. Daire kapısına kulak verdim. Kapı önünde birilerinin olduğunu düşündüm. Holdeyken, iki erkek salonun kilitli olmayan balkon kapısından içeri girmek suretiyle bana doğru geldi. Biri holde beni yakalarken, diğeri teyzenin odasına gitti. Beni tutan şahıs kılıç benzeri uzun bıçak gösterip korkutmaya çalıştı. Bıçağı belindeki kılıfa koydu. Bıçak bana temas etmedi. Beni sıkarak tüm gücüyle tuttu. Elektrik bandıyla kollarımı ve ağzımı bağladı. Beni etkisiz hale getirdikten sonra yatak odama götürdü. Beni yatağa yatırarak, pijamamı ve iç çamaşırımı indirdi. Bana cinsel saldırıda bulundu. Olay yaşanırken ‘Polis çağırırsan seni öldürürüm’ diye tehditte bulundu. Cinsel saldırıdan sonra iç çamaşırımı ve pijamamı giydirdi. Beni tutan şahıs bana cinsel saldırıda bulunurken, diğeri yaşlı teyzenin kolundan altınları almaktaydı. Daha sonra beni teyzenin odasına götürdü. Teyzenin ziynet eşyalarını ve parasını alarak, daire kapısından çıkıp gittiler.”

Eski bakıcı suç ortağı

Turali A. ve Fuzuli A., saat 05.06’da evden çıktı.

Eve dönmek için metrobüse bindiler.

Aynı metrobüste üçüncü bir Azerbaycanlı daha vardı: Khalil N.

Şhıralı I. ise kıyafetini değiştirdikten sonra bir başka metrobüse atladı.

Turali A., aynı gün yakalandı.

Polis kaydına göre bu kişi 2020’de Türkiye’de Çinli işadamına öldürme kastıyla ateş etmişti. Cinayete teşebbüsten beş yıl cezaevinde kalan Turali A., ülkesine gönderilmişti. Ancak nasıl becerdiyse Türkiye’ye dönmüştü. Şimdi de hırsızlıktan karşılarındaydı.

Evinde ve üzerinde 46.900 TL ele geçirildi.

Bileğinde çaldığı bilezik, boynunda altın zincir vardı.

Telefonunda yapılan incelemede, Neriman Fugen P.’nin evinin içerisinden balkon kısmından ve karşı çaprazından çekilen fotoğraflar bulundu. Fotoğrafları gönderen Xelil Q. idi.

Yani, o gece metrobüste bulunan Khalil N.

Fotoğrafları Khalil N.’ye yollayan ise Azerbaycanlı eski bakıcı Jeyhuna O. idi.

Yapılan araştırmada, hırsızlarla işbirliği yapan Jeyhuna O.’nun 21 Şubat 2026’da Azerbaycan’a uçtuğu tespit edildi.

‘Keşif yaptık’

Turali A., ifadesinde, eskiden birlikte cezaevinde yattığı Khalil N.’nin evin adresini ve fotoğraflarını verdiğini söyledi.

Khalil N., şöyle dedi: “Fuzuli ile gittik, keşif yaptık. Hırsızlık yapmaya karar verdik. Saat 4’te girdik. Ben hasta kadının odasına gittim. Ağzını kapattım, kasayı sordum. Kadın gösterdi. Kasadaki altınları aldım. Kasayı açtırdığım sırada Fuzuli yanımdaydı. Öncesinde diğer odadaydı. Altınları aldıktan sonra kapıdan kaçtık.”

Fuzuli A. ise “Adresi Tural buldu. Evde para ve altın olduğunu söyledi. 1-2 defa keşif yaptık. Yardımcı kadının ellerini bağladım. Kasayı yaşlı kadına açtırdık. Altınları alıp çıktık. 30-40 bin TL’ye yakın para aldım. Bana düşen payı harcadım.” Fuzuli A., M.K.’yi öptüğünü ona cinsel saldırıda bulunmadığını ileri sürdü.

Fuzuli A. ve Tural A., nitelikli yağmadan tutuklandı.

Fuzuli A.’ya cinsel saldırıdan da işlem yapıldı.

Shıralı I. ve Khalil N., aranıyor.

Dinsel saldırı mağduru M.K. ise, “Türkiye’de kalamam, çok korkuyorum” diyerek, Özbekistan’a döndü.

/././

halkTV

Pentagon'da üçüncü briefing notları: "Bugün en yoğun gün" -Serra Karaçam/halkTV-

Pentagon'da üçüncü briefing notları: "Bugün en yoğun gün"-Serra Karaçam- 

Hegseth ve Org. Caine savaşın başından bu yana 3'üncü kez Pentagon Epic Öfke Briefinginde konuştu.

Savunma Bakanı Pete Hegseth ve Genelkurmay Başkanı Gen. Caine, Pentagon’daki brifingde ABD güçlerinin “Operation Epic Fury” kapsamında İran’a yönelik saldırıları yoğunlaştırdığını söyledi.

Yetkililer, kampanyayı İran’ın füze cephaneliğini, deniz kuvvetlerini ve nükleer kabiliyetlerini ortadan kaldırmayı hedefleyen bir askeri operasyon olarak tanımladı.

Hegseth, ABD güçlerinin operasyonun başlamasından bu yana en büyük saldırı dalgasına hazırlandığını söyledi.

“Bugün İran içinde yine şimdiye kadarki en yoğun saldırı günümüz olacak en fazla savaş uçağı, en fazla bombardıman uçağı ve en fazla saldırı” dedi.

Hegseth, kampanyanın üç net hedef üzerine kurulduğunu söyledi:

İran’ın füze stoklarını ve üretim kapasitesini yok etmek.

Deniz gücünü etkisiz hale getirmek,

Ve Tahran’ın nükleer silah elde etmesini kalıcı olarak engellemek...

Bakan “Başkan Donald Trump, İran’ın nükleer bombaya doğru yarışmasına asla izin vermeyecek. Ne şimdi ne de hiçbir zaman” dedi.

Hegseth, askeri kampanyanın İran’ın askeri olarak karşılık verme kapasitesini şimdiden zayıflattığını savundu.

Bu operasyonlara savaş denilmiyor. Bunun da sebebi Kongre onayı olmaması. Kara gücü devrede olmaması...

Normalde 90 gün önemli bir dönüm noktası.

Hegseth “Epic Öfke operasyonunun 10. gününde kazanıyoruz” dedi.

“Düşman tamamen ve kesin biçimde yenilene kadar geri adım atmayacağız.”

"BU 2003 DEĞİL"

Hegseth yönetimin uzun süreli bir savaştan kaçınma niyetini de vurguladı.

“Bu 2003 değil. Bu sonsuz bir ulus inşa etme, demokrasi getirme süreci değil" dedi.

“Bizim nesil askerlerimiz bunun tekrar olmasına izin vermeyecek. Başkan tam tersi için seçildi ama durum farklı..." ifadesini kullandı.

Org. Caine operasyonun ayrıntılarını paylaşarak ABD güçlerinin operasyonun başlangıcından bu yana İran genelinde 5 binden fazla hedefi vurduğunu söyledi.

Caine de kuvvetlerin üç askeri hedefe odaklanmaya devam ettiğini belirtti:

İran’ın balistik füze ve drone kapasitesini ortadan kaldırmak.

İran donanmasını zayıflatmak

Rejimin askeri-sanayi altyapısını hedef almak.

Caine’e göre operasyon İran’ın saldırı kapasitesini ciddi şekilde azalttı.

İran’ın balistik füze fırlatmaları yaklaşık yüzde 90 azaldı...

Drone saldırıları yaklaşık yüzde 83 düştü ve ABD güçleri 50’den fazla İran savaş gemisini yok etti.

“Bu saldırılar sayesinde İran’dan gelen füze ve drone saldırılarının sayısını azaltmada önemli ilerleme kaydettik” denildi.

Caine ayrıca ABD bombardıman uçaklarının füze üsleri ve yer altı fırlatma tesislerine karşı 2000 poundluk delici mühimmat kullandığını söyledi.

"İRAN TAKTİK DEĞİŞTİRDİ, UYUM SAĞLIYORUZ"

İran güçlerinin taktiklerini değiştirdiğini kabul eden Caine, ABD güçlerinin daha hızlı uyum sağladığını belirtti.

“Onlar uyum sağlıyor, biz de sağlıyoruz,” dedi. “Ama biz onlardan daha hızlı uyum sağlıyoruz.” ifadesini kullandı.

Caine brifing sırasında operasyonda hayatını kaybeden ABD askerlerini de andı.
Son olarak cenazeleri ABD’ye getirilen askerlerin isimlerini açıkladı:

-Binbaşı Jeffrey O’Brien
-Başçavuş Robert Marszen
-Kıdemli Çavuş Benjamin Pennington
-Binbaşı Sorfet Davius

“İsimleri asla unutulmayacak ve siz ile aileniz sonsuza dek Birleşik Kuvvet ailemizin bir parçası olacaksınız” dedi.

"İRAN SİVİL ALT YAPIYI HEDEF ALIYOR, BU SINIRLI BİR ÇATIŞMA"

Hegseth, İran yönetimini sivil altyapıyı ve bölgesel ortakları hedef almakla suçladı.

“İran rejimi füzeleri okullardan ve hastanelerden fırlatıyor, masumları kasıtlı olarak hedef alıyor” dedi.

Ayrıca bölgesel ortakların ABD operasyonlarıyla işbirliği yaptığını ve İran’ın giderek izole olduğunu savundu.

İlk olarak İran’ın desalinasyon su tesisleri ve petrol tesisleri hedef alınmıştı.

Hegseth “İran yalnız kaldı ve ciddi biçimde kaybediyor” dedi.

Savaşın tırmanması endişelerine rağmen çatışmanın stratejik olarak sınırlı kaldığını da öne sürdü.

“Dünya şunu anlamalı: Bu çatışma aslında oldukça sınırlı.”

"HEDEFLER TAMAMLANANA KADAR DEVAM"

Hegseth, operasyonun zaman çizelgesine nihai olarak Başkan Trump’ın karar vereceğini söyledi ancak ABD güçlerinin hedefler tamamlanana kadar operasyonu sürdüreceğini vurguladı.

“Gaz kolunu kontrol eden başkandır” dedi. “Bizim görevimiz misyonu aralıksız yerine getirmek.”

Hegseth ayrıca İran’ı Hurmuz Boğazı üzerinden petrol sevkiyatını engellemeye çalışmaması konusunda uyardı.

“İran, Hürmüz Boğazı’ndan petrol akışını durdurmak için herhangi bir şey yaparsa, şimdiye kadar aldığından 20 kat daha sert vurulacaktır” dedi.

"NÜKLEER ŞANTAJ ALTINDA YAŞAMAYACAĞIZ"

Hegseth "sonuçta ortaya çıkacak tablo Amerika’nın çıkarlarına olacak. Bizim çıkarlarımıza. Halkımızı hedef alabilecek konvansiyonel füzelerle yürütülen bir nükleer şantaj senaryosu altında yaşamayacağız.” ifadelerini kullandı.

HAMANEY VURULDU İDDİALARI VE PUTİN GÖRÜŞMESİ

Hegseth'e Trump-Putin görüşmesi soruldu:

"Başkan'ın dünya liderleri ile güçlü ilişkilerini koruması bize çok dinamik fırsatlar sunuyor.

Başkan iyi bir görüşme olduğunu söyledi. Ben katılmadım. Katılanlar güçlü bir görüşme olduğunu ve umulurki Rusya-Ukrayna konusunda biraz barış için fırsat taahhüt eden bir görüşme olduğunu söylediler."


İki liderin telekonferans görüşmesine Trump ve Putin ekibinden isimler katılmıştı. Trump, Putin'in 'Orta Doğu’da barış için yardımcı olurum' demesine 'sen Ukrayna'da yardımcı ol' cevabını verdiğini söylemişti.

Bakan Hegseth'e "Hamaney yaralandı" haberleri de soruldu.

"Başkanı dinleyip nükleer silah edinmeye son verse iyi olur, durumu hakkında konuşamayacağım."

Toplantıda İran kız okuluna yapılan saldırıyla ilgili yayınlanan Tomahawk füze videosu ve kalıntıların ABD yapımı olduğunu gösteren İran kaynaklı bilgilerin New York Times tarafından doğrulanması konusu direk sorulamadı.

Söz verilmeyen bir muhabir bu konuyu seslenerek sesini duyurup sormaya çalıştı.

Hegseth söz vermedi ama kısaca "inceleme sürüyor" cevabını verdi.

Hegseth geçtiğimiz günlerde konuya dair "araştırma sürüyor" derken, Trump Air Force uçağında sorulunca, füze videosu çıkmadı önce "İran kendi yaptı" demişti.
Pazartesi günüyse "Tomahawklar pek çok ülke tarafından alınıyor ama çok bilgim yok" ifadesini kullanmıştı.

Serra Karaçam - halkTV

Öne Çıkan Yayın

İran’a saldırılar sürerken, NATO Malatya’ya Patriot konuşlandırıyor: Türkiye’nin korunmadığının savaşa çekildiğinin göstergesi -Dilan Temiz/Evrensel-

Hatay ve Antep’e düşen füzeler, Malatya’ya Patriot konuşlandırılması ve Kuzey Kıbrıs’a gönderilen F-16’ları değerlendiren Emek Partisi Mille...