Belediye Başkanı Böcek, Emniyet Müdürü Arslan ve iş takipçisi Ateş, okey masasında!-Tolga Şardan-
Sanık Fazlı Ateş’in ifadesiyle, Böcek ve Arslan’la beraber zaman zaman aynı masada okey oynadıkları ortaya çıktı. Ateş’in anlatımlarına göre, Arslan’ın resmi lojmanındaki kamelyada bir araya gelen Böcek, Arslan, Ateş ve Böcek’in özel kalem müdürü Yasin Yellice okey oynadı. Dörtlünün bir araya geliş amacını Ateş, “belediye lojmanın peyzaj işlerini yapmıştı. Bizde teşekkür amaçlı orda ağırlamıştık” diye açıkladı.

Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in gözaltına alındığı günlerde Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı, dikkat çeken bir gözaltı daha gerçekleştirdi.
Başsavcılık talimatıyla, görevdeki Antalya Emniyet Müdürü İlker Arslan, 7 Eylül günü gözaltına alındı. Kendi emrindeki meslektaşlarınca adliyeye götürülen Arslan, aynı gün tutuklanarak cezaevine konuldu. Arslan, o günden beri tutuklu.
Arslan’ın “ani” gözaltısı ve tutuklanması emniyette şok etkisi yarattı adeta. Zira Arslan’ın teşkilatta mevcut, üstelik güçlü olduğu ifade edilen bir dini yapının içinde yer aldığı emniyetin bilinen gerçeklerinden.
Arslan’ın da aralarında bulunduğu bir grup var, kendileri Reyhani / Erzincan Grubu olarak tanımlanıyor teşkilatta.
Daha doğrusu Refahyol hükümeti döneminde başbakanlık yapan merhum Necmettin Erbakan’ın korumasında görev yapan polislerin de yer aldığı ve Millî Görüş adı verilen siyasi hareketin günümüz bürokrasisindeki uzantısı bu grup.
Çok kalabalık olmamakla birlikte yüksek rütbede ve üst düzey yönetici konumundalar. Bir de vakıf çatısı altında faaliyetleri var. Başkanları ise bir merkez valisi.
Bu sebepten dolayı, Arslan’ın hakkında adli soruşturma başlatılması grubun tepkisini çekti.
Arslan’ın da içinde bulunduğu grup, aslına bakarsanız Cumhurbaşkanı Erdoğan’a geçmişten “emanet”. Grubun üst düzey yönetici konumunda olanları dönem dönem yurt içi ve dışında “iyi” yerlerde görev yaptılar.
Bu gruptan olan Arslan da en üst rütbeye terfi ettikten hemen sonra Emniyet Genel Müdürlüğü Tanık Koruma Dairesi’ne başkan atandı. Ülkede yürütülen adli soruşturmalar çerçevesinde “gizli tanık” olanların işlemlerini takip eden, son derece kritik bir birimdeki görevin ardından Üsküp’te “müşavir” kadrosunda diplomatik görev yaptı. Üsküp’teki görev biter bitmez “kendisinden daha kıdemli emniyet müdürleri olmasına rağmen” Antalya’ya il emniyet müdürü olarak atandı.
Antalya Emniyet Müdürü İlker Arslan
Yıllar sonra yeşeren dostluk
Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 702 sayfalık iddianamesinde gündem Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’le birlikte ailesi ve ekibi olması nedeniyle Arslan’ın durumu kısmen geri planda kaldı.
İddianamenin detaylarına bakıldığında tutuklu Emniyet Müdürü İlker Arslan’ı görmek mümkün.
Arslan, iddianamede anlatılan 23 eylemden sadece birisinde yer alırken, iki ayrı suçlamanın hedefi oldu.
Savcılıkça yönetilen suçlama, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama ve 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu.
Arslan’ın suçları işlediği iddia edilen takvim ise, 7 Şubat 2025 ile 11 Haziran 2025 günleri arası olarak görünüyor iddianamede.
Savcılık, Eski Antalya Emniyet Müdürü İlker Arslan’ın adının yer aldığı 16 numaralı eylemi, “Antalya İl Emniyet Müdürü İlker Arslan ve Fazlı Ateş isimli şahıs arasındaki finansal hareketler ile Fazlı Ateş’in iş çözme vaadiyle iş adamlarından para alması” başlığıyla tanımladı.
Bu arada Arslan ile Ateş’in tanışıklığı Refahyol hükümetine kadar gidiyor. Arslan, dönemin Başkanı merhum Necmettin Erbakan’ın koruma ekibinde. Ateş ise Refah Partisi’nin gençlik kollarındaydı.
İkilinin yolları zaman içinde ayrıldı ancak Arslan’ın Antalya Emniyet Müdürü olmasıyla yeniden yolları buluştu.
Arslan’dan önce Ateş’in ticari durumunun çok itibarlı olmadığı tanık ifadelerinden anlaşılıyor. Zaten Ateş’le ilgili dolandırıcılık iddiasıyla iki aylık telefon dinleme yapılması için mahkemeden karar alındığı da iddianamede yer buldu.
İkilinin yanındaki üçüncü kişi
Aslına bakarsanız söz konusu iddiaya esas olan eylemi, farklı bir iddianame ile değerlendirmek mümkün. Ancak savcılığın, suç tanımlaması yapılan eylemi bu iddianameye alma gerekçesi, Arslan ile Ateş’in süreçteki bağlantıları.
Bu bağlantılar arasındaki en önemli isim, elbette tutuklu durumdaki eski Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek.
Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek
İddianamede hem suç iddiasını ortaya koyan hem de Böcek özelinde ilginç siyasi bilgiler yer alıyor.
Önce Arslan ile Ateş’in finansal ilişkilerini ortaya koyan bilgileri paylaşmak gerekecek sanırım.
Aslında “ikili” hakkında doğrudan yürütülen bir soruşturma olmamakla birlikte Böcek’e yönelik operasyonda gözaltına alınan, aynı zamanda Antalya Büyükşehir Belediyesi’nden ihale alan iş insanı Bülent Çeken ile yaşananların mağduru olduğunu öne süren iş insanı Evren Topal’ın anlatımları tabloyu ortaya çıkardı.
Savcılığın ağır iddiası
Çeken ve Topal’ın anlatımlarındaki iddialardan yola çıkan savcılık, teknik çalışmalarla delillendirdiği süreci savcılık iddianamede şöyle anlattı:
“(…) Antalya İl Emniyet Müdürü İlker Arslan hakkında “sosyal tanışıklığı bulunan Fazlı Ateş isimli şahıs aracılığıyla rüşvet alma/görevi kötüye kullanma suçları kapsamında kalabilecek maddi menfaat temin ettiğine yönelik” anlatımlarda bulundukları, taraf beyanlarına yönelik KOM Şube Müdürlüğü’nce yapılan araştırmalar neticesinde Fazlı Ateş isimli şahsın beyanlarla uyumlu olacak şekilde İlker Arslan’a yönelik veya ilişkili para transferleri yaptığının tespit edildiği, ayrıca İlker Arslan’ın eşinin geçmiş tarihlerde Fazlı Ateş’e ait şirkette SGK kaydı bulunduğu ve eşine maaş ödemesi adı altında para transferleri yapıldığının anlaşıldığı (…)”
Bu iddiaya karşı taraflar detaylı bilgileri savcılığa aktardı.
Çeken ve Topal iddialarında ısrarcı yaklaşım sergilerken, haklarında adli soruşturma yürütülen Arslan ve Ateş, iddiaları kabul etmedi.
135 milyon lira para transferi iddiası
Savcılık iddianamede sanıklardan Fazlı Ateş hakkında şu değerlendirmeyi yaptı:
“(…) Şüpheli Fazlı Ateş’in dosya kapsamına yansıyan tüm taraf beyanlarından anlaşılacağı üzere iş takipçiliğiyle geçimini sağlayan bir şahıs olduğu, İl Emniyet Müdürü İlker Arslan ve Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek arasındaki yakınlığı insanlara anlatarak Büyükşehir Belediyesi’nde iş çözme vaadiyle maddi menfaatler elde ettiği, bu sayede Bülent Çeken’den İl Emniyet Müdürü İlker Arslan adını kullanarak 6 milyonu aşkın para aldığı, söz konusu menfaatin nüfuz ticareti suçuna vücut verdiği, sonraki süreçte Bülent Çeken ve ortağı Mete Yapal tarafından Mustafa Gökhan Böcek’e 2 ayrı işte 135 milyonu aşkın para transferi yapıldığı,
Bu haliyle Fazlı Ateş’in İlker Arslan’la arasının iyi olduğu bahisle Muhittin Böcek’in ismini zikrederek Bülent Çeken’den sürekli bir şekilde maddi menfaat elde ettiği, Bülent Çeken ve Fazlı Ateş arasında geçmişten gelen diyalog sebebiyle söz konusu maddi menfaatlerin ve Fazlı Ateş’in Bülent Çeken’in beyanlarının nüfuz ticareti suçuna vücut verdiği hukuken değerlendirildiği, ancak Fazlı Ateş’in geçmiş tanışıklığı olmayan ve çevreden yapılan araştırma neticesinde kendisine ulaştığını belirten Enver Topal isimli şahıstan ise, il emniyet müdürünün lojmanında görüşüp güven telkin ederek 2 milyon TL para almasının ise nitelikli dolandırıcılık suçuna vücut verdiği,
Evren Topal’ın dosya kapsamına sunmuş oluğu WhatsApp yazışmalarından anlaşılacağı üzere şikayet konusu ve Fazlı Ateş’i sıkıştırması üzerine para iadesinin sağlanmak zorunda kaldığı, insanlardan bu şekilde elde ettiği maddi menfaatin bir kısmını İlker Arslan’ın kızı için ev teminat bedeli ve araç gümrükleme bedeli olarak başkaca şahıslara havale ettiği, yine doğrudan İlker Arslan’a para transferleri yaptığı, gerçeğe aykırı olarak ‘çalışıyor’ gibi gösterilerek, eşini kendi şirketinde maaşlı ve sigortalı olarak gösterip Melek Arslan’a para transferleri yaptığı, ayrıca şüphelinin Bülent Çeken ve Evren Topal’dan almış olduğu paraların elden ya da 3. şahıslara transfer ettirerek şahısların bankadan temini sonrası elden almasıyla TCK 282/1 maddesinde tanımlı ‘suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerinin aklanması suçuna vücut verecek’ eylemler içerisinde bulunduğu,
Bu haliyle şüpheli Fazlı Ateş’in nitelikli dolandırıcılık, nüfuz ticareti ve suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerinin aklanması suçlarını işlediği hususunda hakkında kamu davası açmaya yetecek yeterli şüphenin oluştuğu, (…)”
“Hayatın olağan akışında değil”
Tutuklu Eski Antalya Emniyet Müdürü İlker Arslan’a yönelik ise, savcılığın değerlendirmesi şöyle:
“(…) Şüpheli İlker Arslan’ın Antalya İl Emniyet Müdürü olarak görev yaptığı, taraf anlatımlarından anlaşılacağı üzere geçmişe dayalı tanışıklıkları olduğu ifade edilse de uzun süredir irtibatı olmayan Fazlı Ateş ile görev tanımına aykırı olarak şekilde sosyal ve finansal ilişki içerisine girdiği,
Şahıs üzerinden kızı ve şahsına yönelik maddi menfaat geçişlerinin MASAK verilerinin incelemesi neticesinde tespit edildiği, haricen yine eşi Melek Arslan’ın, Fazlı Ateş’in herhangi bir mekan ya da envanteri bulunmayan şirkette ‘çalışıyor’ gibi gösterilerek maddi menfaat elde ettiği,
Eşinin çalışma şekli ve süresiyle ilgili olarak tarafların çelişkili beyanlarda bulunduğu, şüpheli İlker Arslan’ın Fazlı Ateş ile olan finansal irtibatına ilişkin dosya kapsamına sunmuş olduğu adi sözleşmenin itibar edilebilecek bir niteliği bulunmadığı, sözleşme içeriğiyle ilgili olarak Fazlı Ateş’in kolluk ve savcılıkta fiyat ve arsa payıyla ilgili çelişkili beyanlarda bulunduğu,
Ayrıca İlker Arslan’ın alınan savcılık ifadesinde, kredi kartı borcu olduğundan bahsetmesine rağmen yurt dışından getirmiş olduğu aracın gümrük bedelinin ödenmesi ve kız çocuğuna daire almasının hayatın olağan akışı içerisinde itibar edilebilecek niteliğe haiz olmadığının değerlendirildiği,
Fazlı Ateş’in insanları dolandırması veya nüfuz ticareti suçunu işlediğine yönelik eylemlerinden haberdar olduğuna yönelik bu aşamada delil elde edilemeyen İlker Arslan’ın bu haliyle 3628 Sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu’nun 4. Maddesinde tanımlanan ve 13. Maddesinde yaptırıma bağlanan haksız mal edinme suçu ile Fazlı Ateş’in gerçekleştirmiş olduğu eylemler sebebiyle elde ettiği maddi menfaatin aklanması sürecinde kişisel menfaat elde ederek suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerinin aklanması suçuna iştirak ettiği hususunda hakkında kamu davası açmaya yetecek yeterli şüphenin oluştuğu (…)”
Okey masasındaki dörtlü
Bu arada sanık Fazlı Ateş’in ifadesiyle, Böcek ve Arslan’la beraber zaman zaman aynı masada okey oynadıkları ortaya çıktı.
Ateş’in anlatımlarına göre, Arslan’ın resmi lojmanındaki kamelyada bir araya gelen Böcek, Arslan, Ateş ve Böcek’in özel kalem müdürü Yasin Yellice okey oynadı. Dörtlünün bir araya geliş amacını Ateş, “belediye lojmanın peyzaj işlerini yapmıştı. Bizde teşekkür amaçlı orda ağırlamıştık” diye açıkladı.
Bir belediye başkanı ile bir il emniyet müdürünün aynı masada “masumane” gerekçeyle okey oynamasının elbette bir sakıncası olmaz. Ancak burada, “seçilmiş” ile “atanmış” arasındaki dostluk farklı bir amaçla pekişmiş iddiası söz konusu.
Böcek, operasyon olmasa parti mi değiştirecekti?
İddianamede yer alan bir ifadede geçen cümleler, tutuklu Böcek’in, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde “seçildiği partiden başka partiye geçmeyi düşündüğü” iddiasını ortaya çıkardı.
Soruşturma sırasında ifadesine başvurulan Alkan Evren, Böcek’in parti değiştirmeyi düşündüğünü öne sürdü.
Böcek’in “düşündüğü” parti değişikliği Evren’in ifadesine şöyle yansıdı:
“(…) Benim bildiğim kadarı ile Antalya Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik operasyonlar başlamadan 2 ya da 3 hafta kadar önce Fazlı Ateş, bu süreçte Muhittin Böcek’in parti değiştirmesi gerektiğini ve bunun için aracı olabileceğinden bahsederdi.
Bir görüşmemizde Serkan Temuçin Fazlı Ateş ile Muhittin Böcek’e telkinde bulunarak mevcut partisinin kendisine yakışmadığını, kendi çıkarları için kullandığını ve ‘sizin de bunca yıllık siyasetçi olarak bunları görmesi gerektiğini’ söyledik ve parti değiştirmesi konusunda telkinde bulunduk.
Bunun üzerine Muhittin Böcek de ‘söylediğiniz şey doğru. Ben bunun farkındayım. Bunlarla da hiçbir yolda yürünmez’ dedi ve görüşmeler yapacağını söyledi. Fazlı Ateş de, Muhittin Böcek’in bu söylemi üzerine gerekli görüşmeleri yapacağını söyledi.
Aradan bir hafta kadar sonra ben, Serkan Temuçin ile birlikte, Fazlı Ateş ve Muhittin Böcek ayrı olmak üzere Ankara iline gittik ve dördümüz orada buluştuk. Buluştuğumuz noktaya Bülent Çeken de gelmişti. Yanlış hatırlamamakla birlikte bu şahsı Fazlı Ateş veya Muhittin Böcek çağırmış olabilir.
Ankara ilinde iki gün kadar kaldık. Bu süre içinde Muhittin Böcek, Fazlı Ateş, Serkan Temuçin ve Bülent Çeken, Ankara ilinde çeşitli kurumlarla belediye işleri ve parti değişikliği konusunda görüşmeler yaptılar. (…)”
Sonuçta anlatım iddiaya dayanıyor. Ama yine de “Böcek gözaltına alınmasaydı gerçekten böylesi bir siyasi manevra yapabilecek miydi acaba?” sorusu akıllara düşüyor.
/././
“Aferin” diyebileceğimiz bir tablo değil -Mehmet Y.Yılmaz-
Bilal Erdoğan’ın “Gerçekten şu son 23 yıldaki büyüme Cumhuriyet tarihinde bırakın Osmanlı tarihinde de yok, 8 kat büyüdü” sözleri kulağa hoş geliyor ama bu büyüme biraz sarı ineğin büyümesi gibi… 25 yıllık AKP iktidarında varabildiğimiz yere bakalım: Dünyada gıda enflasyonunda dördüncü sıradayız. 38 üyeli OECD ülkeleri arasında asgari ücretimiz 17 – 20. sıralarda, ortalama emekli maaşlarımız ise sondan yedinci sırada.
Bilal Erdoğan, Gençlik Liderliği Eğitim Programı’nın açılış konuşmasını yaptı.
Sevindim tabii. Ne de olsa Harward’larda okumuş, gençlere bir iki kelime bir şeyler öğretmiştir diye aklımdan geçirdim.
Konuşmasının tümünü okuyunca da biraz huylanmadım değil.
Acaba o da bazı şeyleri babası gibi yanlış mı öğrenmiş diye düşündüm.
Biliyorsunuz babası iktisatçı olduğunu söylüyor, gerçi diplomasının orijinalini gören yok ama en azından kendi beyanı böyle.
İktisatçı olarak enflasyonu indireceğim derken nasıl azdırdığını biliyoruz, hâlâ bunun sonuçları ile mücadele ediyoruz.
Bilal Bey, eğitimde kent yoksulluğundan da söz etmiş ama bunu tam olarak anlatabildiğini söyleyemeyeceğim.
Bunun için kendisini eleştirmiyorum tabii, çünkü bu konuda başı sonu belli bir şey söyleyecek olsa zülfüyâra dokunur, babasını kızdırırdı.
O da doğal olarak “başarıya odaklanmış”, şöyle diyor:
“Türkiye'nin şöyle son 100 yılını alın ekonomik durumu itibariyle, yani bütün dünya ekonomisine nazaran bir inceleyin göreceksiniz, gerçekten şu son 23 yıldaki büyüme Cumhuriyet tarihinde bırakın Osmanlı tarihinde de yok yani. Osmanlı ekonomisi de çok stabil yani, biz endüstri devrimi olduktan sonra yakalanan ekonomik büyümeleri Osmanlı devriminde yakalayamadık maalesef onları kaçırdık. Bütün o birikmiş kaçırdığımız adeta trenleri şu 23 yılda yakaladık. Öyle bir yakaladık ki bu 23 yıldaki ekonomik büyüklüğü ülkenin 8 kat büyüdü. Kişi başına milli gelir 6 kat büyüdü.”
Bilal Bey’in “8 kat büyüdü, 6 kat büyüdü” sözleri kulağa hoş geliyor tabii.
Ama unuttuğu bir şey var ki bu büyüme biraz sarı ineğin büyümesi gibi.
Bir buzağı bağlı olduğu samanlıkta nasıl kendi kendine büyüyorsa bu büyüme de biraz öyle.
Nasıl ki “aferin bak buzağıydın, şimdi inek oldun” diye kendisini kutlamıyorsak bu büyüme için son 23 yılın yöneticilerini de kutlamamız gerekmez.
Çünkü mesela Vietnam bu son 25 yılda 13 kat büyüdü.
Son 25 yılda (IMF ve Dünya Bankası verilerine göre) en çok büyüyen ilk beş ülke şöyle:
1 – Çin (Yüzde 1400), 2 – Vietnam (Yüzde 1290), 3 – Bangladeş (Yüzde 770), 4 – Hindistan (Yüzde 750), 5 – Endonezya (Yüzde 745).
Aynı sürede Türkiye’nin büyümesi yüzde 307.
Türkiye, Cumhuriyet’in ilk 25 yılında yılda ortalama yüzde 3,8’lik bir büyüme yakaladı.
O günden beri de her yıl yüzde 3 ile yüzde 5 aralığında büyüyor.
Unutmayalım ki o dönemde 1929 ekonomik buhranı ve İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıcı etkileri, bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de büyümeyi yavaşlattı, bazı yıllarda küçülmeye de neden oldu.
İlk 25 yıldaki büyüme ile bu yıllardaki büyüme rakamsal olarak birbirine benziyor olsa da aynı şey değil.
Devlet öncülüğünde sanayileşme hamlesi, tarımsal üretimdeki artış ve yapısal dönüşümden kaynaklanan, iç tasarrufa önem veren büyüme ile dış kredi ile tüketime gaz vermekten kaynaklanan büyüme aynı şey değil.
Türkiye’nin son 25 yıldaki büyümesini küçümsüyor değilim elbette.
Bu büyüme ile övünmek, son 25 yılın 23’ünde tek başına iktidar olan bir parti ve yandaşları için normal, ayıplanacak bir şey değil.
Ancak kendilerini sürekli Cumhuriyet’in ilk yıllarıyla kıyaslamak gibi bir hata içindeler.
O günlerdeki ekonomik kalkınma çabasını, büyümeyi küçümser bir halleri var.
Çok saçma bir kıyaslama çabası bu.
Savaştan her şeyini tüketerek çıkmış bir ülkenin, 1929 ekonomik buhranına ve 2. Dünya Savaşı’na rağmen başarabildiğini küçümseyerek, kendi boylarının büyüdüğünü mü düşünüyorlar diye merak ediyorum.
Büyük ihtimalle önümüzdeki 25 yıldaki büyüme de geçtiğimiz 25 yıldaki büyümeden fazla olacak.
Ekonominin temel kurumlarının bağımsızlığına ve uzmanlığına saygı duyan, birikimleri ya da dış kredileri taşa toprağa gömeceğine ileri teknoloji transferine ve üretimine yoğunlaşan, öngörülebilir bir hukuk düzenini yürütebilen, eğitimi ideolojik hedeflerine göre değil de çağın gereklerini yakalamaya göre yapılandırabilen bir ülkede ekonomik büyümenin geçtiğimiz 25 yılı üçe beşe katlaması çok mümkün.
25 yıllık AKP iktidarında şuradan geçtik, buradan geldik derken varabildiğimiz yere bakalım:
Dünyada gıda enflasyonunda dördüncü sıradayız.
Üç üstümüzde ve altı altımızdaki ülkelere bakın: Venezuela, Zimbabwe, Arjantin ilk üçte. Bizi Nijerya, Etiyopya, Pakistan, Mısır, Gana, Lübnan takip ediyor.
Övünülecek bir tablo mu?
38 üyeli OECD ülkeleri arasında satın alma gücü paritesine göre asgari ücretimiz 17 – 20. sıralarda.
Gurur duyulacak bir tablo mu?
Ortalama emekli maaşlarımız, satın alma gücü paritesine göre OECD ülkeleri arasında sondan yedinci sırada.
Bunlara bakıp “aferin Erdoğan yönetimine” diyebilir miyiz?
* * *
Şüyuu vukuundan beter mi?
MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız
Başlıktaki bu söz “duyulması, gerçekleşmesinden daha kötü” durumları, olayları tarif etmek için kullandığımız bir deyim.
AKP, MHP ve DEMP milletvekillerinden oluşan bir TBMM heyetinin, Abdullah Öcalan’a yaptıkları cezaevi ziyareti sırasında toplu bir fotoğraf çektirilmediğini daha önce öğrenmiştik.
Dün de öğrendik ki Öcalan böyle bir hatıra fotoğrafı çekilmesini istemiş ama MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız bu talebi reddederek “görüşme bitmiştir” deyip, masadan kalkmış.
Bu haberi okuyunca başlıktaki söz aklıma geldi.
Demek ki Abdullah Öcalan’ı cezaevinde ziyaret etmekten daha kötüsü, bunun duyulmasıymış diye aklımdan geçirdim.
Herkes ziyareti kimlerin yaptığını biliyor, gününe, saatine, görüşmenin kaç dakika sürdüğüne ve nelerin konuşulduğuna kadar duruma hâkimiz.
Bir tek eksik hatıra fotoğrafı kalmış onu da MHP’li yetkili istememiş.
Niye acaba?
Gerçek hayatta yan yana gelmekte mahzur görmediğiniz bir insanla fotoğrafta yan yana görünmenin ne sakıncası olabilir ki?






















