Asgari ücrete yeni tırpan: AKP yüzde 21 zammın yolunu yapıyor.
İktidar, 2027'deki enflasyon hedefini yüzde 21 olarak belirledi. AKP, gerçekleşmeyen enflasyon tahminlerini baz alarak asgari ücrete bu oranı dayatmaya hazırlanıyor. Oysa aynı yöntemin uygulandığı son iki yılda emekçilerin alım gücü daha fazla erimiş ve milyonlar açlık sınırından çıkamamıştı.
On milyonlarca emekçiyi daha da yoksullaştırmak için yeni bir operasyonun işaret fişeği atıldı.
AKP'nin ekonomideki yol haritasını çizen Orta Vadeli Program'da, 2027'nin sonunda enflasyonun yüzde 21 olabileceği tahmin edildi.
İlk bakışta bir detay gibi görünen bu sayı, aslında sadece 15 ay sonrasına ilişkin bir enflasyon öngörüsünden ibaret değil. Çünkü iktidarın, patronların ve finans tekellerinin yıllar süren dayatmasıyla bu oran, bir tahmin olmanın ötesinde neredeyse tüm emekçilerin zam oranına dönüştürüldü.
Üç yıldır ekonominin dümeninde yer alan Mehmet Şimşek, enflasyonu düşürebilmek için zamların bu yıldaki fiyatlara göre değil, gelecek yıl yaşanması beklenen fiyatlara göre zamlanması gerektiğini savunuyor. Bu nedenle de zam tartışmalarında, yaşanan yerine yaşanması muhtemel enflasyon tahminini esas alıyor, pazarlığı buradan açıyor.
Oysa bu yöntemin uygulandığı iki yılda ne tahminler tuttu ne de enflasyon düştü. Kumardan hallice hesabın tek kaybedeni açlık sınırının altına mahkum edilen emekçiler oldu.
2027 için hazırlanan yüzde 21'lik zam da krizin faturasını kesintisiz bir şekilde emekçilere ödetme politikasının son halkasını oluşturuyor.
soL, bu yolun taşlarının nasıl döşendiğini hatırlatıyor.
2025: Zam sayısı düşürüldü, önceki yılın yükü bindirildi
Asgari ücret operasyonu adım adım ilerledi.
Önce zam sayısı yılda ikiden bire düşürüldü. Daha sonra zamlar yaşanan yılın enflasyonuna göre değil, bir sonraki yılda iktidarın yaşanmasını umduğu enflasyon tahminine göre belirlendi.
2025'te mevcut enflasyon baz alınsaydı asgari ücret yüzde 44 zamlanacaktı. Ama bunun yerine hükümetin 2025'in sonunda ulaşmayı hedeflediği enflasyon oranı kadar, yani yüzde 30 zam yapıldı.
Özel sektör de yüzde 30'u kırmızı çizgi olarak belirledi, üstüne çıkmadı. Çıkmaya yeltenen uyarıldı. Tekstilden petrokimyaya hemen her sektörde imzalanan toplu sözleşmelerde işçilere yüzde 30 zam oranı dayatıldı.
Yılın sonunda hedef TÜİK'in ölçümlerine göre tutturuldu ama ücret zamları halihazırda erimiş olan alım gücünün üzerine uygulandığı için emekçiler yıl boyunca geçmişin enflasyon yükünü sırtlamaya devam etti.
Asgari ücret yıl boyu açlık ve yoksulluk sınırının altında kaldı. 2025’te asgari ücretin yıllık alım gücü kaybı birikimli olarak 50 bin lirayı aştı.
Orta Vadeli Programı Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hakkı Susmaz, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanı İbrahim Şenel ve Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan Saray'da açıkladı.2026: 'Fazla bile zam yaptık' dediler, borçlu çıktılar
2026 yılında aynı senaryo bir kez daha uygulandı.
Dayatmalar aylar öncesinden başladı. IMF Türkiye Misyonu Başkanı Jim Walsh "yüksek ücret artışın bu yıl olmamasını umuyoruz" diyerek niyetini açıkça ifade ederken, Moody’s "geriye dönük endekslemeye son verilmeli" çıkışında bulundu, Deutsche Bank, JP Morgan, Morgan Stanley ve Fitch gibi uluslararası finans tekelleri de enflasyona rağmen asgari ücrete yüzde 25 civarında zam yapılması gerektiğini dillendirdi.
Sonuç olarak resmi enflasyon yüzde 31 civarındayken, asgari ücrete yüzde 27 zam yapıldı.
Gelinen noktada yılın dokuzuncu ayına ulaşılmasına rağmen enflasyonda gerileme sağlanamadı. Asgari ücretin enflasyon karşısındaki kaybı şimdiden 6 bin 196 lira oldu.
Haftasonu açıklanan Orta Vadeli Program'daki tahminler de tabloda bir değişimin beklenmediğini ortaya koydu.
Ekonomi yönetiminin "beklentimizin üzerinde zam yaptık" dediği asgari ücret zammı, bu yıl için beklenen yüzde 28,5'lik hedefin 1,5 puan altında kalmış durumda. Bu farkın önümüzdeki aylarda daha da açılması muhtemel. Nitekim akaryakıt fiyatlarındaki hareketlilik de bu doğrultuyu teyit ediyor.
2027: Asgari ücrete yüzde 21 zammın yolu yapılıyor
2027 yılının asgari ücreti aralık ayında belli olacak. Masanın toplanmasına henüz üç ay var ama iktidar şimdiden ilk adımı attı.
Asgari ücret zammında baz alınacak hedef enflasyon oranı Orta Vadeli Program'la birlikte duyuruldu. Buna göre, 2027'nin sonunda hedeflenen enflasyon yüzde 21 olarak belirlendi. Yani AKP, asgari ücrete yüzde 21 civarında zam yapmak istediğini dolaylı olarak dile getirdi.
Bu oran yeni bir soygunun da itirafı niteliğinde. Enflasyonun yüzde 31, varacağı en düşük noktanın yüzde 28 olarak olarak tahmin edildiği koşullarda ücretlere yüzde 21 civarında zam yapılması alım gücünün daha da baskılanması anlamına geliyor.
Asgari ücret halihazırda 29 aydır açlık sınırının altında. Eğer AKP, Orta Vadeli Program'da ilan ettiği zammı uygularsa bu süre 44 aya uzayabilir.
Sorumlu kim?
Patronların, finans tekellerinin ve iktidarın düşük zam dayatmasının temelinde asgari ücret artışlarının enflasyonu tetiklediği yalanı yer alıyor. Ancak veriler bu iddiayı yalanlıyor. Türkiye'de yaşanan süreç, ücret maliyetlerinden değil, patronların aşırı kâr hırsından kaynaklanıyor.
TÜİK ve İSO verileri incelendiğinde, sanayi sektöründe işgücü ödemelerinin katma değer içindeki payının dramatik şekilde düştüğü yani sömürü oranının arttığı, buna karşılık sermayenin kâr payının rekor seviyelere ulaştığı görülüyor.
Büyük sermayenin maliyetlerden gelen her baskıyı fiyatlara yansıttığını tespit eden araştırmalar, ücretlerdeki artışın da bu kârı büyütmek için bir fırsat olarak kullanıldığına işaret ediyor.
Asgari ücrete yapılan artışlar enflasyonun nedeni değil, enflasyonun yarattığı tahribatın gecikmiş ve yetersiz bir sonucu. Nitekim 2016 ve 2023 gibi asgari ücrete reel artışların yapıldığı yıllarda dahi istihdamda düşüş yaşanmamış, aksine artış gözlenmişti.
Dolayısıyla "zam yaparsak işçi çıkarırız", "ücretleri baskılamadan enflasyonu düşüremeyiz" türünden tehditler, sömürüyü sürdürmek için uydurulmuş bir yalandan ibaret.
***
Londra'da Yahudi-Kürt Konferansı toplandı: Soykırım savunucusu İsrailli akademisyene 'Kürtlerin anası' denildi!
Londra'da iki gün sürecek olan Yahudi-Kürt Konferansı başladı. Geçen yıl Berlin'de düzenlenen kongrenin devamı niteliğindeki buluşmada, Gazze'deki soykırımı haklı gören İsrailli akademisyen Ofra Bengio için "Kürtlerin anası" ifadesi kullanıldı.
Uluslararası Kürt Yahudi Konferansı, dün Londra'da başladı. Buluşma bugün de devam edecek.
Siyonist hareketle Kürtler arasındaki ilişkiyi yakınlaştırmayı hedefleyen organizasyon, geçen yıl Almanya'da düzenlenen Berlin Birinci Kürt–Yahudi Kongresi'nin devamı niteliğinde.
Geçen yıl Berlin'de düzenlenen toplantı, "çözüm sürecinin hassasiyeti" nedeniyle Türkiye medyasında pek gündem olmamıştı.
soL Haber'de kongre öncesinde konu köşe yazılarında işlenmiş, sonrasındaysa "Berlin'deki Kürt-Yahudi Kongresi'ni okumak" başlıklı bir yazıyla kapsamlı şekilde değerlendirilmişti.
soL'un bu yazısının ardından Kongre'nin düzenleyicileri "Almanya Kürt Toplumu’ndan soL Haber’e ilişkin açıklama" başlığıyla bir metin yayımlayarak, soL'u "Yahudi karşıtı ve Kürt karşıtı söylemler kullanmak"la itham etmişti.
Bu yıl Londra'da düzenlenen konferans ise Türkiye medyasında farklı bir şekilde ele alındı. AKP'ye yakın medya, çözüm sürecinin geldiği aşamayla birlikte konferansı sert bir dille eleştiren haberler yaptı. Takvim gazetesi "Terörsüz Türkiye hesaplarını bozdu! MOSSAD'dan ikinci Yahudi-Kürt konferansı: Londra'daki Arz-ı Mev'ud ittifakının şifreleri" başlığını kullandı.
Soykırım savunucusu akademisyene 'Kürtlerin anası' dediler
Etkinlikte dikkat çeken detaylardan biri, Tel Aviv Üniversitesi’ne bağlı Moshe Dayan Merkezi Kürt Çalışmaları Programı Başkanı Prof. Ofra Bengio’ya verilen ödül oldu. Diyarbakır Sur eski Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş, Bengio’ya bir hediye takdim etti.
Konferans sırasında Prof. Ofra Bengio için "Kürtlerin annesi" ifadesi kullanıldı.
Bengio, Gazzelilerin 7 Ekim Aksa Tufanı operasyonunu "pogrom" olarak niteleyen ve Gazze'deki soykırımı destekleyen tipik bir siyonist. İsrailli akademisyen, yazılarında Gazze'deki durumu sürekli olarak Kürtlerle ilişki açısından kullanıyor.
İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, konferansa gönderdiği mesajda Yahudiler ile Kürtler arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesi çağrısında bulundu.
Saar mesajında "Kürtler dört ülkede yaşayan bir halktır ve ne yazık ki bugüne kadar siyasi bağımsızlığa ulaşamadılar" dedi. İsrail’in Ortadoğu’daki halklar ve azınlıklar arasında daha güçlü bağlar kurulmasını desteklediğini belirten Sa'ar ayrıca "Özellikle Yahudiler ile Kürtler arasındaki ilişkilerin geliştirilmesine inanıyoruz" ifadelerini kullandı.
İsrailli bakan, geçtiğimiz yıl da Kürtleri İsrail'in doğal müttefiki olarak gördüklerini dile getirmiş ve bölgedeki diğer azınlıklarla daha güçlü bağlar kurulması çağrısı yapmıştı.
https://haber.sol.org.tr/sites/default/files/2026-09/ssstwitter.com_1788775531733.mp4
Berlin'i düzenleyen örgüt Londra'yı da örgütledi
7 Eylül 2025 tarihinde Berlin'de gerçekleştirilen birinci Yahudi-Kürt Kongresi, Tel Aviv merkezli Yahudi-Kürt Ağı, Almanya Kürt Toplumu ve Yahudi-Alman Değerler Girişimi sivil toplum örgütlerinin ortaklığında düzenlenmişti.
Londra'daki ikinci konferans ise yine Yahudi-Kürt Ağı tarafından, Tel Aviv Üniversitesi'ne bağlı Moshe Dayan Merkezi'yle birlikte organize edildi.
Avrupa'nın çeşitli kentlerinde Kürtler tarafından düzenlenen eylemlerde İsrail bayrağı açılması, geçen yıldan itibaren sık görülen bir durum haline geldi.PKK, Berlin'deki Kürt-Yahudi Kongresi'ne dair ne değerlendirme yapmıştı?
PKK'nin yayın organı Kominal'in Ağustos sayısında yayımlanan bir yazı, "çözüm süreci"ne dair kapsamlı değerlendirmelerde bulunmuştu.
soL Haber'in gündeme getirdiği yazı, tıpkı Öcalan'ın görüşme notlarında olduğu gibi kamuoyunda tartışma konusu olmuştu.
"Halil Cemal" imzalı o yazıda, geçen yıl Berlin'de düzenlenen Kürt-Yahudi Kongresi de ele alınmıştı.
"Kürt-Yahudi Kongresi, ulus devletçiğin işaret fişeğidir" tespiti yapılan yazıda şu görüşlere yer verilmişti: "İsrail’in dolaylı denetiminde gerçekleşen 7 Ekim 2023 tarihli Hamas saldırısı sonrasında İsrail yeni bir strateji belirledi. Bunun bir göstergesi olarak Kürtlerle stratejik ilişki arayışına girdi. 7 Eylül 2025 tarihinde Almanya’da gerçekleşen Kürt-Yahudi kongresi bunun bir sonucudur. Kongre tamamen yanlıştır demiyoruz. Kongre neden tam da bu süreçte gerçekleşiyor? Kürtlerin Ortadoğu’da stratejik konum kazanmasıyla ilgili olduğu açıktır.
Ortadoğu’da belirleyici olmak isteyen her güç Kürtlerin dinamik gücünü hesaba katmak durumundadır. Kürtsüz Ortadoğu dengesi, stratejisi düşünülemez. Yeni dönemde Ortadoğu için demokratik Kürt dinamiği olmazsa olmazdır. İsrail-Kürt kongresine karşı katı bir karşıtlığımız veya tamamen kabulümüz yoktur. Sadece böylesi bir gerçekliğin olduğunu belirtip, onu görerek kendi stratejimizi geliştiriyoruz.
Bu kongrenin Kürt ulus devletçiğini kazanımlarımız üzerine ikame etmeye hedeflediği, tartışma ve açıklamalarından anlaşılıyor. Biz sosyalist ve demokratik toplumu temsil ediyoruz. İki strateji karşı karşıyadır. Kongre ulus devletçiğin işaret fişeğidir. Bizim stratejik tercihimiz ise ulus devlet değildir."
***
Türkiye-Sovyetler Birliği dostluğunda özel bir an: İlk Moskova-Ankara uçuşu -Oğuzhan Aykut Ekşioğlu-
Sovyetler Türkiye’nin aydınlanma ve kalkınma yolundaki çabalarına imkanları ölçüsünde dikkate değer katkılarda bulundu. Bu yazıda iki yeni devletin kuruluş yıllarında eşitliğe ve işbirliğine dayalı dostluğunun önemli anlarından biri olarak ilk havacılık deneyimine odaklanacağız.
TBMM ile Sovyetler Birliği arasındaki diplomatik ilişkiler Kurtuluş Savaşı sürerken henüz cumhuriyet ilan edilmeden önce başladı. Savaş yıllarında Sovyetler Birliği’nin siyasi ve mali desteği ile güçlenen Kurtuluş Savaşı Sovyet Birliği’nin güney sınırlarında emperyalizme karşı güvenliğinin güvencesi olmuştu. Kurtuluş Savaşı’nı takip eden yıllarda Türkiye’de Cumhuriyet yükselirken yeni ülkenin kurucuları Sovyet desteğini her başlıkta yanlarında hissettiler. Yeni Türkiye Cumhuriyeti’ni ilk tanıyan ülke olarak Sovyetler Birliği genç Cumhuriyetin uluslararası tecridini kırdı. Sovyetler Türkiye’nin aydınlanma ve kalkınma yolundaki çabalarına imkanları ölçüsünde dikkate değer katkılarda bulundu. Bu yazıda iki yeni devletin kuruluş yıllarında eşitliğe ve işbirliğine dayalı dostluğunun önemli anlarından biri olarak ilk havacılık deneyimine odaklanacağız.
1926 yılında Türkiye, Milletler Cemiyeti’nin Musul kararı nedeniyle İngiltere ile ciddi bir gerilim yaşıyordu. Sovyetler Birliği ise siyasi ve ekonomik olarak Batı’dan yalıtılmaya çalışılıyordu. Üstelik bu dönemde Asya ve Afrika’daki ülkelerin büyük çoğunluğunun sömürge ya da yarı-sömürge konumunda olduğu düşünüldüğünde, iki ülkenin uluslararası alanda kurabileceği ilişkilerin seçenekleri de oldukça sınırlıydı. Bu koşullar, Türkiye ile Sovyetler Birliği arasında 1925’te imzalanan Dostluk ve Tarafsızlık Antlaşması’nın ardından gelişen yakınlaşmaya özel bir önem kazandırıyordu.
1926 yılı boyunca bu yakınlaşma farklı alanlarda somut adımlarla ilerledi. Yılın başında Türkiye’den bir eğitim araştırmaları heyeti Sovyetler Birliği’ne gönderildi. Nisan ayında Ziraat Bakanlığı heyeti Moskova’ya giderek tarımsal iş birliği olanaklarını görüştü. Eylül ayında sınır düzenleme heyetinin çalışmalarıyla, ileride iki ülke arasında sorun yaratabilecek ya da emperyalist kışkırtmalara konu edilebilecek sınır meselelerinin çözüme kavuşturulması yönünde önemli bir adım atıldı. Kasım ayında ise Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras Odessa’ya giderek Sovyet yetkililerle dış politika konularını görüştü. Bir sonraki yıl Türk-Sovyet ticareti gelişirken Karadeniz limanlarındaki Sovyet ticaret temsilciliklerinin faaliyetleri de yoğunlaştı.
Dolayısıyla 1926, Türkiye ile Sovyetler Birliği arasındaki ilişkilerin yalnızca diplomatik yakınlıkla sınırlı kalmadığı; ekonomi, tarım ve eğitim gibi genç Cumhuriyet’in kuruluş süreci açısından önem taşıyan alanlara yayıldığı bir yıl oldu. Bu yoğun temas ve iş birliği döneminin bugün pek bilinmeyen bir başka yönü ise Moskova’dan Ankara’ya gerçekleştirilen ilk uçuştu.
Sovyet havacılığı ve Ankara’ya ilk uçuşun planlanması
Rus İç Savaşı sırasında, 1920’de gönüllü bir savunma örgütü olarak kurulan Askeri Bilim Derneği, daha sonra Sovyetler Birliği Savunmasına Yardım Derneği (OSO) adını aldı. 1925’te havacılık ve kimyasal savunma alanlarında faaliyet gösteren iki derneğin birleşmesiyle Aviakhim kuruldu. OSO ile Aviakhim’in 1927’de birleşmesiyle ortaya çıkan Osoaviakhim ise Sovyetler Birliği’nde savunma ve havacılığın kitleselleşmesinde önemli bir rol oynadı.
1920’lerde havacılık teknolojisinin gelişmesiyle Sovyetler Birliği içinde uzun mesafeli uçuşlar yapılmaya başlandı. Asya’da, SSCB içinde ve komşu ülkelere yapılan uçuşlardan sonra 1926’ya gelindiğinde Avrupa ve Ortadoğu’ya yeni rotalar çizildi.
‘Türkiye’nin kalbi Ankara’ya ilk uçuş planlaması için rastladığımız en eski kaynak 5 Şubat 1926 tarihini gösteriyor. Raboçaya Moskva (İşçi Moskova) gazetesinde yer alan haberde, “Aviakhim uzun mesafeli uçuşlar için pilotlarını belirledi. Üç Kızıl Bayrak nişanı sahibi, Komutan Yoldaş Mezheraup, Angora’ya uçuşla görevlendirildi. Karadeniz'i geçerek çok zorlu bir rota izleyecek: Sevastopol-Sinop-Angora” denmekteydi.1
O tarihlerde Ankara eski isimlerinden Angora diye anılmaktadır Moskova’da.
Yine aynı ayın diğer gazete haberlerinde Ankara’nın dışında hedeflenen diğer uçuşlardan da bahsedilmektedir. 1) Moskova-Paris, 2) Moskova-Roma, 3) Moskova-Angora, 4) Moskova-Tahran. Ve bu uçuşlara dair haritalar yayınlanır. Uçuşlara komuta edecek pilotların fotoğrafları basılır.
Raboçaya Moskva, No.31, 7 Şubat 1926
Veçernyaya Moskva, No.31, 8 Şubat 1926Veçernyaya Moskva (Moskova Akşam Gazetesinde): “Üç Kızıl Bayrak nişanı sahibi, Yoldaş Mezheraup, 1924'te Hindu Kuş uçuşunun eski komutanı. Son yıllarda bir dizi zorlu ve sorumluluk gerektiren havacılık görevi üstlendi. Angora uçuşuna kendisi atandı. Yoldaş Mezheraup, Karadeniz üzerinden Sevastopol-Sinop-Angora rotasında uçacak” deniyordu.2 Bu gazetedeki haritada Moskova’nın bulunduğu yerde Aviakhim’in logosu vardır. Aynı zamanda Aviakhim’in rozet tasarımı da logoyla aynıdır.
Gerekli testlerin yapılması, uygun hava şartlarının beklenmesi uçuşu temmuz ayına sarkıtır. Nihayet 19 Temmuz’un ilk saatlerinde gece Moskova’dan kalkış gerçekleşir. Moskova’dan ayrılışın tam hikayesi gazetede ‘Büyük Sovyet Uçuşları’ başlığıyla İzvestiya’da şöyle aktarılır:
19 Temmuz günü saat 02:02'de, PI sistemli bir Kızılyıldız uçağı, Yoldaş Mezheraup'un idaresinde L. D. Trotsky Havaalanı'ndan Angora'ya hareket etti. Uçakta uçuş teknisyeni Yoldaş Golovanov da bulunuyordu. Uçağın uğurlama töreninde hazır bulunanlar arasında NKID Yönetim Kurulu üyesi Yoldaş Aralov, Aviakhim Başkan Yardımcısı Yoldaş S.S. Kamenev, Hava Kuvvetleri Müdürlüğü Başkan Yardımcısı Yoldaş Muklevich, Aviakhim Sekreteri Yoldaş Feldman, Türkiye Büyükelçiliği Sekreteri Sayın Behçet Şefik Bey (Behçet Şefik Özdoğancı) ve Türkiye Büyükelçiliğinin diğer yetkilileri yer aldı”.3
Habere göre, uğurlama konuşmasında Yoldaş Muklevich, dost Türkiye'nin başkentine yapılan uçuşun önemine dikkat çekti:
"Sovyetler Birliği halkları, Türkiye'nin kültür ve ilerleme yolundaki hızlı gelişimini özel bir dikkatle takip ediyor. Büyük Türkiye, tıpkı Sovyetler Birliği gibi, kimseden yardım almadan ülkesini inşa ediyor. Bu nedenle, Türkiye ile yakın ve dostane ilişkiler kurmaktan özellikle memnuniyet duyuyoruz. Moskova ile Ankara arasında düzenli hava seferlerinin kurulacağı zaman çok uzak değil. Yaşasın Türk Tayyare Cemiyeti! Yaşasın büyük Türk milleti!" Konuşmasının sonunda Yoldaş Muklevich, Yoldaş Mezeraup'a Türk Tayyare Cemiyeti'ne yönelik tebrik mesajlarının yer aldığı bir albüm takdim etti. Albümü teslim alan Yoldaş Mezeraup şunları söyledi: “Dost ülke Türkiye'ye uçmaktan çok mutluyum. Bana emanet edilen görevi en iyi şekilde yerine getireceğim. Yaşasın Türk halkı!”. Dışişleri Halk Komiserliği (NKID) yönetim kurulu üyesi, Yoldaş S. I. Aralov4, Yoldaş Mezheraup'tan Dışişleri Halk Komiserliği adına Türk Dışişleri Bakanlığı'na selamlarını iletmesini rica etti ve Türkiye Cumhuriyeti ile Sovyetler Birliği arasındaki siyasi ve kültürel ittifakın daha da güçlenmesini diledi. Türk Büyükelçiliği Sekreteri Behçet Şefik Bey, yoldaş Mezharaup ile el sıkışarak şunları söyledi: “Türk Büyükelçiliği adına sizi uğurlamaktan büyük mutluluk duyuyorum. Sovyet ülkesinden gelen uçağın Türk semalarında görünmesini dostça bir öpücük olarak değerlendiriyoruz. Muhteşem uçuşunuzda size başarılar dilerim.”
Orada bulunanların alkışları eşliğinde, Yoldaş Mezheraup ve Yoldaş Golovanov uçağa binerler. Projektörler söndürülür. Ufukta parlak bir şafak belirir. Uçak havalanır ve tarlanın üzerinden kısa bir mesafe geçtikten sonra hızla yükselir. 19 Temmuz günü saat 05:43'te, pilotu Mezheraup olan Kızılyıldız uçağı, Harkov Uluslararası Havalimanı'na iniş yapar. Uçağı Ukrayna hükümeti temsilcileri, Aerokhim komisyonu, askeri uçuş birlikleri ve gazeteciler karşılar. Aynı gün sabah 7:55'te Kızıl yıldız uçağı Sevastopol'a doğru hareket eder. 19 Temmuz günü saat 11:58'de, pilot Mezheraup ve uçuş teknisyeni Golovanov'u taşıyan Kızılyıldız uçağı, Sevastopol yakınlarındaki pilot okulunun havaalanına iner. İniş yapan konukları, yürütme kurulu, parti örgütleri ve sendikaların temsilcileri karşılar. Pilot Yoldaş Mezheraup, uçuşun çok kolay ve hiç yorucu olmadığını söyler. Sabahleyin gemiler, Kızıl Yıldız'a eşlik etmek üzere denize açılır. Merkezi Uçuş Komisyonu'na göre, Yoldaş Mezheraup Moskova'dan Harkov'a 3 saat 43 dakikada, saatte ortalama 195 kilometre hızla uçmuştur. Harkov'dan Sevastopol'a olan uçuş ise saatte ortalama 182 kilometre hızla tamamlanmıştır.
Bu zorlu uçuşla ilgili Pilot Mezerhaup İzvestiya’ya şu açıklamalarda bulunmuştu:
19 Temmuz'da, saat 02:00'de, Kızılyıldız uçağıyla Moskova'dan kalktım. İlk inişi Harkov'a gerçekleştirdik. Türk kıyılarındaki elverişsiz hava koşulları nedeniyle, Sivastopol'dan kalkışı ertesi gün (20 Temmuz) saat 03:55'e ertelemek zorunda kaldık. Karadeniz üzerinde 1600 ila 2000 metre irtifada uçtuk. Kıyıdan 15 kilometre uzakta ve ötesinde, acil iniş için herhangi bir donanımımız olmadan kara uçağıyla uçtuğumuz için, uçuşumuz sırasında bize eşlik etmek üzere gönderilmiş üç devriye gemisiyle karşılaştık. Ancak devriye gemileri kısa süre sonra gözden kayboldu. Yağmur bulutlarının arasına girdik. Türk kıyılarına yaklaşırken, navigasyonu zorlaştıran yoğun bir bulut örtüsüyle karşılaştık. Ancak gökyüzü açıldı ve Angora'ya doğru rota belirledik. Türk tepeleri çok sık ve yamaçları çok dik olduğu için iniş pisti bulunmadığından rota riskliydi. Sonunda Angora'ya yaklaştık. Şehri 3000 metre yükseklikte iki veya üç kez turladıktan sonra, 20 Temmuz sabahı saat 7:45'te Angora havaalanına indik. Sevastopol-Angora uçuşunu 3 saat 30 dakikada tamamladım ve 650 kilometrelik bir mesafeyi kat ettim. Motorumuz olağanüstü iyi çalıştı. Tüm uçuş boyunca tek bir arıza veya parça değişimi yaşanmadı. Uçağımız iki kişi için tasarlanmıştı, ancak biz üç kişiydik, bu da uçak için iyi bir test oldu”.5
Mezheraup, uçuş teknisyeni Golovanov ve yoldaş Mihail Koltsov, Türk Tayyare Cemiyeti'ni ziyaret ederek Aviakhim'in selamlarını iletir ve Moskova-Angora uçuşu için özel olarak verilen rozetleri takdim eder. Aviakhim'in Türk Havacılık Cemiyeti’ne gönderdiği hediye, yönetim kurulu başkanına göre, tüm Türkiye'yi kapsayan havacılık müzesine yapılacak ilk değerli katkı olacaktır. Rozetin kaç adet basıldığı ya da kimlere verildiği kaynaklarda bulunmamaktadır. Fakat bir tanesi şahsi koleksiyonumda bulunmaktadır. Aviakhim’in logosu şeklinde hazırlanan rozetin üzerine mineli bir şekilde Kiril ve Arap harfleriyle Rusça ve Türkçe olarak Moskova-Angora SSCB yazan yarım disk bulunmaktadır. Henüz harf devriminden önce imal edilmiş olması dolayısıyla Latin harfleri kullanılmamıştır. Benzer bir rozet Moskova-Tahran uçuşu için de hazırlanmıştır.
Moskova-Angora uçuşu için özel olarak verilen rozet (Koleksiyonun tümü için: https://www.instagram.com/paphlagonia.collection/)Sovyet pilotları, Aviakhim'in Türk pilotları Moskova'ya davetini de iletirler. Cemiyetin başkanı Fuad Bey (Ahmet Fuat Bulca), Sovyet pilotlarının ziyareti sırasında bir konuşma yapar. Aynı günün akşamında, Dışişleri Bakanlığı tarafından düzenlenen bir ziyafet verilir. Ziyafete Dışişleri Bakanı Tevfik Rüşdi Bey (Tevfik Rüştü Aras), Genelkurmay Başkanı, çok sayıda milletvekili, birçok kişi katılır. Konuşmalarında, SSCB tam yetkili temsilcisi (büyükelçi) Yakov Surits ve Türk Tayyare Cemiyeti Başkanı Fuad Bey konuşmalarında Türkiye ve Sovyetler Birliği halkları arasında giderek güçlenen dostluğun altını çizerler ve gerçek anlamda barış için çabalayan yegâne iki ülkenin kendi ülkeleri olduğunu vurgularlar.6 Kızıl yıldız uçağının Angora'ya varışında, bir gün önce Moskova'dan toplanan çiçekler Türkiye Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa'ya sunulur.7
İzvestiya No: 180, 8 Ağustos 1926Türkiye'nin havacılık alanındaki en yüksek nişanı olan elmas rozet (Türk Tayyare Cemiyeti Pırlanta Murassa Madalyası), pilot Mezeraup'a, uçuş teknisyeni Golovanov H.'ye ve gazeteci Mih. (Mihail) Koltsov'a takdim edilir.8
Özetle, ilk Moskova-Ankara uçuşu, iki ülkenin bağımsızlık ve modernleşme arayışlarının birbirine yakınlaştığı bir dönemin önemli göstergelerinden biriydi. Havacılık, iki ülke arasındaki diplomatik yakınlaşmanın görünür ve kamuoyuna açık bir ifadesi haline gelirken, uçuşun ekonomik açıdan da somut bir karşılığı vardı. Türkiye’nin özellikle Moskova ve Odessa ile hava bağlantısına ihtiyaç duyduğu, Türk firmaları ve girişimcilerinin bu iki şehirle yakın ticari ilişkiler yürüttüğü biliniyordu. Dolayısıyla bu ilk uçuş, yalnızca teknolojik bir gösteri değil, Karadeniz’in iki yakası arasında ticari ilişkileri destekleyecek yeni bir ulaşım biçiminin öncüsü olarak da görülüyordu.
Bu yönüyle Moskova-Ankara uçuşu, dönemin siyasi dostluğunu, ekonomik yakınlaşmasını ve teknolojik-bilimsel modernleşme arayışını tek bir olayda buluşturuyordu. Ancak bu yakınlaşmanın temsil ettiği tarihsel moment uzun ömürlü olmayacaktı. On yıl geçmeden Türkiye iktisadi ve siyasi rotasını belirgin biçimde farklı bir yöne çevirdi. Birkaç yıl sonra Sovyetler Birliği’nin hızlı gelişimi İkinci Dünya Savaşı’nın büyük yıkımıyla kesintiye uğradı. Savaşın ardından şekillenen emperyalist paylaşım ve ABD merkezli politikalar ise bir dönem yakınlaşan iki ülkeyi giderek birbirinden uzaklaştırdı.
Kalinin ve Mustafa Kemal'in telgrafları
SSCB Merkez Yürütme Kurulu Başkanı M. Kalinin ve Türkiye Reisicumhuru Mustafa Kemal Paşa Türk-Sovyet dostluğunun bir göstergesi olarak ilk Moskova-Ankara uçuşunu karşılıklı telgraf göndererek kutlamışlardı:
TÜRKİYE CUMHURİYETİ CUMHURBAŞKANI GAZİ MUSTAFA KEMAL’E.
Sayın Cumhurbaşkanı
Moskova-Angora (Ankara) arasındaki ilk uçuşun organize edilmesi, Türk halkının dış ve iç politika alanında kendi hayatını bağımsızca inşa etme hakkı uğruna verdiği büyük mücadelenin lideri olan Sizin şahsınızda Türk halkını selamlamama vesile olmaktadır. Sizin liderliğiniz altında Türkiye Cumhuriyeti'nin elde ettiği başarılar, Sovyetler Birliği'nin dost halklarının ve diğer Doğu ülkeleri halklarının dikkatini çekmektedir.
Türk halkı için ortaya çıkabilecek geçici zorluklara rağmen, Türkiye Cumhuriyeti'nin iç ve dış gücünün, SSCB ve Türkiye halkları arasındaki dostane ilişkilerin eş zamanlı büyümesi ve güçlenmesiyle birlikte artacağına ve sağlamlaşacağına dair kesin inancımı ifade ediyorum. Bu vesileyle size bu yolda devam eden başarılar dilemek isterim.

SOVYET SOSYALİST CUMHURİYETLERİ BİRLİĞİ MERKEZ YÜRÜTME KOMİTESİ BAŞKANI
SSCB Devlet Başkanı'na, Yoldaş Kalinin.
Ankara'dan.
Kardeşçe duygularınız ve içten selamlarınız için en derin teşekkürlerimi sunuyorum; bu selamlar hem bana hem de Türk halkına yöneliktir.
Türk halkı adına, Sovyet vatandaşlarına ve Sayın Büyükelçimize en içten dileklerimizi ve mutluluklarımızı iletmekten şeref duyarız.
İmza: Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal.
1Raboçaya Moskva, No: 29, 5 Şubat 1926



