SDG’nin feshi, HTŞ’ye ilhakı: ABD'nin kanlı oyunundan ‘şaka’ gibi bir finale…-Ali Ufuk Arikan-
Sonuç olarak yıllar süren ve hayli kanlı olan sürecin finali de son derece çarpıcı oldu. Emperyalistler, piyonlarının da desteğiyle şimdilik zafer kazandı. Suriye artık ABD, İngiltere ve İsrail eksenine yerleşmiş durumda. ABD destekli cihatçı çetenin lideri Şara tam da bu yüzden yine ABD destekli SDG’nin lideri Abdi’ye -örgütünü fesheder etmez- kendi danışmanlığını teklif etti. Sürece yakışan bir final oldu doğrusu...
“Sizin için tek bir kurşun bile atmayacağız”, “Artık hizmetlerinize ihtiyaç yok” demişti ABD.
Yıllardır destek verdikleri, IŞİD’e karşı savaşta cephane sevk ettikleri SDG’nin artık kendileri için raf ömrünü tükettiğini çok sert şekilde ilan ediyordu ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack.
Bölge yeniden yapılandırılıyor, İsrail her boşluğu doldurmak için agresif bir saldırının kapağını açıyor, AKP ise Yeni Osmanlıcı hamleleriyle yayılmayı hedefliyorken geliyordu bu “ortada bırakma” mesajı.
ABD'nin, emperyalistlerin kimseye dost olmayacağı, dostluk yanılmasına kapılanların hep aynı sona yuvarlandığını bir kez daha görüyorduk işte.
Süreç gerçekten baştan aşağı çok ilginçti.
Hatırlayalım…
Emperyalistlerin cihatçı koalisyonu ve hedef tahtasına oturtulan bir halk
Emperyalistler ABD ve İsrail karşıtı Suriye’nin üzerine tüm dünyadan getirdikleri cihatçı kuvvetlerle birlikte çullandığında, neredeyse tek bir kurşun atmadan Suriye’nin kuzeyindeki birçok noktanın kontrolünü ele geçirmişti SDG’nin öncüleri.
Bazı iddialara göre başlangıçta Esad bilinçli olarak bu hamleye karşı harekete geçmedi. Dört bir yandan saldırı gelince, yeni bir cephe açmak istemediği iddia edildi.
Ancak kapak açılmıştı bir kere.
Açılan bu kapaktan emperyalistlerin kendi elleriyle yarattığı IŞİD barbarlığı serbest bırakıldı önce.
Tüm dünyaya ve bölgeye koyu bir karanlıkla güçlü bir mesaj veriyorlardı.
Bugün Suriye’nin başına geçirdikleri Şara, o karanlık kapağın ana aktörlerinden biri olan El Kaide artığı HTŞ’nin lideriydi örneğin.
Bu karanlığın önü bilinçli olarak açıldığında ana hedeflerden biri SDG’nin kontrolündeki bölge oldu.
Erdoğan’ın “Rojava düştü düşecek” sözleri de bu dönemde dile getirildi.
Sonuç olarak klasiklemiş bir senaryo sahneye konuldu.
ABD kendi elleriyle yaratıp serbest bıraktığı terör şebekesine karşı SDG’yi silahlandırdı ve “IŞİD’e karşı mücadele adına” Suriye’de Kürt gruplarını kendi vekil gücü yaptı.
Yıllarca bu güce silah ve mühimmat taşımaya devam edip, kimsenin onlara dokunamayacağını söyleyip durdular.
Sonrası tabii ki öyle olmadı.
Örneğin AKP iktidarının talimatıyla TSK bölgedeki SDG hakimiyetindeki bölgelere askeri operasyon başlattığında, ABD Başkanı Trump, çıkıp şu açıklamayı yaptı: "Hatırlıyor musunuz, bundan iki yıl önce Suriye'nin farklı bir bölgesinde Irak, Kürtlerle savaşacaktı. Birçok insan, Kürtlerle Irak’a karşı savaşmamızı istedi. Hayır dedim, Kürtler savaşı iki kez bıraktılar. Şimdi aynı şey Türkiye ile oluyor. Kürtler ve Türkiye yıllardır savaşıyor. Türkiye, PKK'yı teröristlerin en kötüsü olarak görüyor. Diğerleri gelip taraflardan biri için savaşmak isteyebilir. Bırakın savaşsınlar! Biz durumu yakından takip ediyoruz. Sonsuz savaşlar.”
Yıllar sonra bölgedeki Kürt silahlı grupları için şunları söyleyen de yine Trump olacaktı: "Kongre diyor ki: 'Ah, çok sıkı savaşıyorlar'. Hayır, paralarını aldıklarında sıkı savaşıyorlar. Bu yüzden Kürtler konusunda büyük hayal kırıklığı yaşıyorum."

Suriye dosyasının sonu ve yeni dönem: Pazarlık, savaş ve uzlaşı
Sonra bu sonsuz savaşların Suriye’de bir sona bağlanmasına karar verdiler.
İngiltere, ABD ve İsrail’in başını çektiği, AKP iktidarının da destek verdiği bir operasyonla en büyük hedeflerinden birini gerçekleştirip Suriye’yi cihatçı Şara’ya, HTŞ’ye teslim ettiler.
Bu adım atıldığında SDG son derece mutluydu, diktatörlük son buldu deniliyor, HTŞ övülüyordu.
“Bu değişiklik, tüm Suriyelilerin haklarını garanti altına alan, demokrasi ve adalete dayalı yeni bir Suriye'nin inşası için bir fırsattır” sözleri bizzat SDG lideri Mazlum Abdi tarafından dile getiriliyordu.
Artık yeni bir dönem açılmıştı ve kendileri için de en iyisi olmuştu.
Ancak sonrasında ilginç gelişmeler yaşanmaya devam etti.
HTŞ, SDG’nin kendi gücünün çok ötesinde, Arapların yoğun yaşadığı yerleri kontrol ettiğini söyledi, ayrı bir orduya izin vermeyeceğini ilan etti, SDG’nin ayrı yönetim mekanizmasının sonlandırılması gerektiğini duyurdu.
Bu çıkış önce büyük gerilime, sonra pazarlıklara, en sonunda da çatışmalara konu oldu.

SDG kontrolü altında tuttuğu birçok bölgeyi süratle kaybetti.
Bu süreçte SDG tarafından ABD ve Batı’ya çağrılar gelse de destek bulunamadı.
Ardından masayı yeniden ABD, Tom Barrack kurdu.
Akan kan duracak, SDG bunları kabul edecekti, öyle diyordu Barrack: "Bu anlaşma, SDG savaşçılarının bireysel olarak ulusal orduya entegre edilmesini, petrol sahaları, barajlar ve sınır kapıları gibi kritik altyapıların devredilmesini ve IŞİD hapishanelerinin kontrolünün Şam’a geçmesini öngörmektedir.”
Kısmi değişikler oldu, ancak sonuç olarak böyle de oldu.
“Sizin için tek bir kurşun bile atmayacağız”, “Artık hizmetlerinize ihtiyaç yok” demişti açık açık Trump’ın bölge valisi Tom Barrack.
Bunu yaptılar.
Bu yüzden de Abdi çıkıp “İnsanlarımız katledildiğinde, ABD’nin tavrı bu saldırıları durduracak kadar güçlü değildi. Bu zayıf duruş nedeniyle halkımız arasında büyük bir hayal kırıklığı yaşanıyor” diyordu, o kadar.
Çözüm süreci, Öcalan ve Suriye
Sonrasında açıkça öğrendik ki, Suriye’nin bu yeni dönemiyle Türkiye’deki çözüm süreci benzer bir hatta ilerlemiş.
Kol kola bir Yeni Osmanlıcılık “destanı” yazılmak istenmiş.
Örneğin Öcalan’ın SDG lideriyle görüştüğünü, hem silah bırakma hem de örgütün feshi gündeminde adım attığını öğrendik. Şara'ya da övgüler sıraladığını.
HTŞ-SDG çatışmasının zirve yaptığı günlerde doğrudan AKP iktidarının Öcalan’ın mesajını SDG’ye ilettiği, yalanlanan son çözüm süreci tutanaklarında yer alıyordu örneğin.
Sonuç olarak tüm bu sürecin sonunda SDG dün kendisini feshetti.
Oysa bundan sadece aylar önce "cihatçı çete" olarak tanımlıyorlardı Şara ve HTŞ'yi.
Ancak emperyalizmin desteği çekilince “bir adım geri atmayız” denilen kazanımlar önemli ölçüde buharlaştı, Öcalan'ın, AKP'nin ve emperyalizmin devreye girmesiyle de SDG kendisini feshetmiş oldu.
Bu final ne kadar sürer?
Sonuç olarak yıllar süren ve hayli kanlı olan sürecin finali de son derece çarpıcı oldu.
Emperyalistler piyonlarının da desteğiyle şimdilik zafer kazandı.
Suriye artık ABD, İngiltere ve İsrail eksenine yerleşmiş durumda.
ABD destekli cihatçı çetenin lideri Şara tam da bu yüzden yine ABD destekli SDG’nin lideri Abdi’ye -örgütünü fesheder etmez- kendi danışmanlığını teklif etti.
Sürece yakışan bir final oldu doğrusu...
Ancak bu finalin bölge halklarına ve Türkiye'ye sadece tehdit ve karanlık olarak döneceği kesin.
Bu saatten sonra esas konu bu karanlık finalin ne kadar hayatta kalacağı, bölge halklarının kendi iradesini emperyalistlerin elinden ve onların piyonlarından ne zaman alacağıdır...
/././
Gazze'de uçurtmayı vurmasınlar: Filistinli çocukların uçurtmasını 'silah' sayan İsrail katliama girişti -Yalçın Çuğ-
İsrail, Gazze semalarında süzülen birkaç uçurtmayı "savaş eylemi" ilan etti. Uçurtmayı Vurmasınlar filmindeki o tanıdık tahammülsüzlük devasa bir açık hava hapishanesinde yeniden sahnelenirken, Tel Aviv de çocukların gökyüzüne saldığı poşet parçalarını yeni bombardımanların ve zorla yerinden etme politikalarının kılıfı olarak kullanıyor.
"Uçurtmayı Vurmasınlar" filminde küçük Barış'ın sadece izlemekle yetindiği bir uçurtmayla kurduğu bağa ve o bağın diğer kadın mahkumlara yansımasına tahammül edemeyen hapishane yönetimi, uçurtmayı vurmaya karar verir. Uçurtma vurulamaz, Barış ve kadın mahkumlar sevinir, film biter...
Bugün o hapishane avlusu çok daha geniş ve çok daha kanlı bir coğrafyada, Gazze'de yeniden kurulmuş durumda. Yıllardır abluka altında tutulan, dünyanın gözü önünde eşi benzeri görülmemiş bir katliama sahne olan bu devasa açık hava hapishanesinde, zalimin masumiyete ve özgürlüğe duyduğu o tanıdık tahammülsüzlük bir kez daha sahnede.
Ancak bu sefer kameralar kurmaca bir senaryoyu değil, gerçek bir soykırımı çekiyor. Dünyanın en gelişmiş silahlarına sahip siyonist rejimin uykularını birkaç tane uçurtma kaçırıyor. Bir de o uçurtmayı havalandıran yaşama iradesi.
"Gazze'de uçurtmayı vurmasınlar" sesleri yükselse de hem uçurtmalar hem de Filistinli Barışlar vuruluyor.
Feride Çiçekoğlu'nun aynı adlı romanından sinemaya uyarlanan 1989 tarihli Uçurtmayı Vurmasınlar filmi.Yıkıntılar arasından havalanan uçurtmalar
Gazze Şeridi’nde evlerini, okullarını ve oyun alanlarını kaybeden çocukların ellerinde birkaç poşet parçası, biraz da ip... Gazzeli çocuklar için belki de bir anlığına korkudan ve yıkımdan uzaklaşmanın en masum yolu, yıkıntılar arasından havalandırdıkları bu uçurtmalar.
Sınırın diğer tarafında ise dünyanın en gelişmiş silahlarıyla donatılmış ve arkasına ABD emperyalizmini almış olan İsrail, gökyüzünde süzülen bu poşet parçalarından büyük bir "varoluşsal tehdit" çıkarmayı başardı.
"Bunun bir şaka olduğunu düşündüm ama sosyal medyada güç kullanılarak sert karşılık verileceğini görünce gerçek olduğunu anladım."
Gazzeli bir baba olan Ebu Muhammed Raid, İsrail'in uçurtma paranoyasını tam olarak bu sözlerle özetliyor. Fakat İsrail şaka yapmıyor. Yaklaşan seçimlerde oy devşirmek ve katliamı sürdürmek için her yolu mubah gören Tel Aviv, çocukların elindeki son oyuncağı da kan dökmek için bahane ediyor.
Gazze semalarındaki birkaç uçurtma nasıl oldu da Tel Aviv'in en üst düzey güvenlik toplantılarının bir numaralı gündem maddesi haline geldi?
Nahal Oz Kibbutzu üzerinde uçarken görüntülenen bir uçurtma.Ordu 'şüpheli değil' dedi, yerleşimciler 'müdahale' istedi
İsrail basınının aktardığına göre ağustos ayı boyunca Gazze’den sınırın diğer tarafına sadece 12 uçurtma ve 4 balon geçti. Geçtiğimiz hafta sonu Nahal Oz ve Kfar Aza yerleşimlerine düşen birkaç uçurtma ise Tel Aviv'de adeta alarm zillerinin çalmasına neden oldu.
İsrail ordusu her ne kadar uçurtmalarda "hiçbir şüpheli bulgu veya patlayıcı olmadığını" ve kimse için bir tehlike arz etmediğini duyursa da İsrailliler sınırın hemen ötesindeki konforlu yerleşim yerlerinde birkaç poşet parçası yüzünden "dehşete" düştü.
Nahal Oz Kibbutzu yönetimi, İsrail ordusuna atfen yaptığı açıklamada, belirgin bir tehdit oluşturmamasına rağmen olayın ciddiye alınması gerektiğini öne sürdü. Aksa Tufanı Operasyonu öncesinde de benzer durumların yaşandığı savunulan açıklamada şu ifadelere yer verildi: "7 Ekim'den önce de böyle başlamıştı. Başlangıçta Gazze Şeridi'nden üzerinde Arapça yazılar olan, görünüşte masum uçurtmalar gönderilmişti. Daha sonra Hamas uçurtmaların tarlalarımıza düştüğünü fark ettiğinde onlara yanıcı maddeler bağladı ve binlerce dönüm buğday tarlası yandı. Bir sonraki adım, yerleşim yerlerindeki vatandaşlara zarar vermeyi amaçlayan patlayıcı balonlardı ve bunun nereye vardığını gördük. Güvenlik güçlerinden uçurtma olayını daha başlamadan bitirmesini talep ediyoruz."
Gazze sınırındaki yerleşim yerlerini kapsayan Shaar Hanegev Bölge Konseyi de benzer şekilde ordunun uçurtmalara karşılık vermesini talep etti.
Konsey Başkanı Uri Epstein, "Ordunun İsrail topraklarına geçen her uçurtmaya karşı harekete geçmesini, yerini tespit etmesini ve gerçek zamanlı olarak müdahale etmesini talep ediyoruz. Yere düştükten sonra değil, geriye dönük olarak değil, gerçek zamanlı olarak" ifadelerini kullandı.
Epstein, "İsrail topraklarına geçen bir uçurtma tepki gerektiren bir olaydır. Tepki verilmediğinde karşı tarafa verilen mesaj, buna devam edebilecekleri yönündedir. Bu hatayı bir daha yapmamalıyız. Olayların derhal soruşturulmasını ve gerçek zamanlı olarak devreye girecek bir müdahalenin olmasını talep ediyoruz" diye konuştu.
Çağrıları fırsata çevirdiler: Uçurtmalar vurulacak, halk yerinden edilecek
Tüm bu çağrılar meselenin siyasi bir şova dönüşmesine zemin hazırladı.
Olayın hemen ardından Başbakan Binyamin Netanyahu, Savunma Bakanı Yisrael Katz ve Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir acil bir durum değerlendirme toplantısı düzenledi. Toplantıdan çıkan karar, İsrail'in orantısız güç kullanımının yeni bir kılıfı niteliğindeydi: "Uçurtmalar durmazsa, Gazze'ye yönelik yoğun saldırılar başlatılacak ve uçurtmaların uçurulduğu mahallelerdeki halk zorla yerinden edilecek."
Söz konusu kararın üzerine ordu alarma geçirilirken, Savunma Bakanı Katz da şu açıklamayı yaptı: "Her fırlatmayı her anlamda bir savaş eylemi olarak görüyor ve İsrail yerleşimlerinin mutlak savunmasına kararlılıkla bağlı kalıyoruz. Balona uçurtma, uçurtmaya ise patlayıcı taşıyıp taşımadığına bakılmaksızın insansız hava aracı muamelesi yapılır. 7 Ekim öncesi gerçekliğe dönülmesine izin vermeyeceğiz; fırlatmaları organize eden, fırlatan veya fırlatılmasına olanak sağlayan herkesle anında ve en sert şekilde ilgilenilecektir."
Katz'ın bu sözleri Gazzeli çocukların oyuncağına karşı açılan savaşın resmi ilanı olurken, İsrail ordusu bu ilanı bir adım daha ileri götürdü. Ordu, uçurtmaların arkasında "Hamas tarafından yönlendirilen 12-13 yaşındaki çocukların" olduğunu öne sürerek, bizzat Gazzeli çocukları hedef tahtasına oturttu.
İsrail yerleşim yerlerine düşen uçurtmalar.Hamas: Saldırıları sürdürmek için bahane
İsrail'in uçurtmaları gerekçe göstererek yaptığı tehditlere Hamas'tan da yanıt geldi.
Hamas sözcüsü Hazım Kasım, söz konusu tehditlerin çocuklar dahil Filistin halkına yönelik saldırıları sürdürmek için uydurulan bir bahane olduğunu ifade etti.
Hazım Kasım, ABD, arabulucu ve garantör devletler ile BM Güvenlik Konseyi'ne Filistin halkına yönelik saldırıları ve Filistin tarafının bağlı olduğu ateşkes anlaşmasını baltalama çabalarını durdurması için İsrail'e baskı yapma çağrısında bulundu.
'Bu çocukların hayatı yıkım ve ölümden ibaret'
Gazzeli bir baba olan Ebu Muhammed Raid ise İsrail ordusunun açıklamalarını ilk duyduğunda bunun bir şaka olduğunu düşündüğünü söylüyor.
"Uçan bir kağıt parçasının ne gibi bir tehlikesi olabilir?" diye soran Raid, 4-5 yaşındaki çocukların oynadıkları bu basit nesnelerin nasıl bir siyasi malzemeye dönüştürüldüğünü şu sözlerle özetliyor: "Bu uçurtmalar, çocukların nefes aldığı oyuncaklar. Oynayacakları başka bir şey kalmadı. İsrailliler, 'Bunlar bizim hayatımızı tehdit ediyor' diye şikayette bulunuyor. Hükümet de bunu bahane ederek yaklaşan seçimlerde de oy kazanmak için Gazze'de gerilimi tırmandırıyor. İsrail hükümeti çocukların kanları pahasına da olsa seçimleri kazanmak için uğraşıyor."
Sınırın iki tarafı arasındaki tezatlığa dikkati çeken Raid, Gazzelilerin yıkımın ortasında, çadırlarda güç şartlar altında hayatta kalmaya çalışırken sınırdaki yerleşimlerde İsraillilerin konforlu bir hayat sürdüğünü ve Gazze'den gelen kağıt parçalarından bile korktuklarını belirtiyor.
Raid, "Bunlar 4-5 yaşındaki çocuklar. Bu basit şeylerle çadırın kavurucu sıcağından kurtulmaya ve bu iğrenç hayattan çıkmaya çalışıyorlar. Bu çocukların hayatı yıkım ve ölümden ibaret. Yaşadıkları bu hayat yetmiyormuş gibi bir de cezalandırılıyorlar. Uçurtma uçurdukları, onunla oynadıkları için bile ölmeyi hak ediyorlar. İsraillilerse orada müreffeh bir hayat sürüyor" ifadelerini kullanıyor.
İlk başta bunun şaka olduğunu sanan ama sonra yanıldığını anlayan Raid, Katz'ın uçurtmaların tehdit oluşturduğu yönündeki açıklamasının hem provokatif hem gülünç olduğunu vurguluyor.
İsrail işgali altındaki Batı Şeria’da bulunan Balata Mülteci Kampı'nda uçurtma uçuran Filistinli çocuk.Şaka değildi: Biri çocuk üç Filistinliyi katlettiler
Ancak Raid'in şaka olduğunu düşündüğü saldırı tehdidi çok geçmeden gerçeğe dönüştü.
"Hamas'ın mühimmat depolarını vuruyoruz" yalanına sığınan Tel Aviv yönetimi, el-Mevasi, Deyr el-Belah ve Bureyc Mülteci Kampı'na saldırılar düzenledi. Hedef alınan bölgelerde biri çocuk olmak üzere üç sivil Filistinli hayatını kaybetti.
Üstelik İsrail basınına sızan bilgilere göre, Netanyahu yönetimi saldırıları genişletme politikasını devreye sokmadan önce ABD Başkanı Donald Trump yönetimini çoktan bilgilendirmiş ve icazetini almıştı.
İsrail'in uçurtmaları bahane ederek gerçekleştirdiği saldırının ardından Bureyc Mülteci Kampı.Gazzeli çocuklardan protesto: 'Bizim suçumuz ne?'
Gazze Şeridi'ndeki Filistinli çocuklar ise Tel Aviv'in gerilimi tırmandırma tehdidinde bulunmasını "uçurtmalarıyla" eylem düzenleyerek protesto etti.
Onlarca çocuğun katıldığı protestoda, Filistin bayrakları ile uçurtmalarını taşıyan çocuklar, "Savaşı durdurun" ve "Oynamak bizim hakkımız" yazılı dövizler açtı.
Eylem sırasında çocuklar, savaşın sona erdirilmesini, çocukların korunmasını ve korkudan ve saldırı tehdidinden uzak, güvenli bir ortamda oynama haklarının güvence altına alınmasını istedi.
Eylemin organizatörlerinden Ummu Leyan ed-Daye, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Gazze'deki çocukların evlerinin de oyuncaklarının da kalmadığını belirterek, savaş ve yıkım nedeniyle çocukların eğlence imkanlarından mahrum kaldığını söyledi. Dünya kamuoyuna Gazze'deki çocukların yaşadığı acılara karşı duyarlı olması çağrısında bulunan Daye, "Gazze'deki çocuklara merhamet ve şefkat gözüyle bakın. Çektikleri acıları artık görmezden gelmeyin. Çocuklukları savaşlar arasında eridi, hayalleri yok oldu" ifadelerini kullandı. Savaş ve yıkım nedeniyle eğlence imkanlarından mahrum bırakılan çocukların uçurtmaları "tek nefes alma alanı" olarak gördüklerini söyleyen Daye, "Bugün işgal güçlerinin kontrolündeki bölgelere bazı uçurtmaların düşmesine gösterdikleri tepkiyi protesto etmek için uçurtmalarımızı denize atmaya geldik." dedi.
Gösteriye katılan çocuklardan Suheyb Cerbu ise uçurtmaların, zor şartlarda yerlerinden edilen çok sayıda çocuğun tutunduğu basit oyuncaklar olduğunu söyledi. Gazze'deki çocukların yüksek sıcaklık altında, kemirgenlerin tehdidiyle çadırlarda yaşadığını belirten Cerbu, çocukların uçurtmayla eğlenme hakkından neden mahrum bırakıldığını sordu. Cerbu, "Gerçekçi olmayan korkular nedeniyle en basit oyunlarımızdan mahrum bırakılıyoruz. Bizim suçumuz ne? Bunlar sadece uçurtma; içinde patlayıcı ya da bomba yok" dedi.

Sorun havada süzülen poşet parçaları mı?
Bugün Gazze'de yaşanan kriz, havada süzülen bir tehlikeden kaynaklanmıyor.
Aksine, bu kriz siyonizmin yarattığı yıkıntıların arasında bile nefes almaya, oyun oynamaya çalışan çocukların varlığına duyulan tahammülsüzlükten, siyasi hesaplardan ve emperyalist hırslardan kaynaklanıyor.
Filmde hapishane yönetiminin asıl derdi uçurtmanın kendisi değil, onun mahkumlara hatırlattığı özgürlük ve umut hissiydi. Bugün dünyanın en donanımlı ordusunu birkaç poşet parçası karşısında alarma geçiren şey de bundan farklı değil.
İsrail devleti, o uçurtmaları vurmak için savaş uçaklarını kaldırabilir ya da uçurtmanın ipini tutan "Gazzeli Barışları" hedef alıp katledebilir. Ancak silahlar ne kadar gelişmiş olursa olsun, Barışlar var olduğu sürece uçurtmalar da gökyüzünde süzülmeye devam edecek.
Gazzeli bir çocuk ve Filistin bayrağı desenli uçurtmasına yazdığı "Uç uçurtmam ve onlara hayata tutunduğumuzu söyle" cümlesi.




