ATEŞTEN GÖMLEK

EKONOMİ, POLİTİKA, ÇEVRE, SANAT, TARİH ve İSTANBUL

soL "Köşebaşı +Gündem" -10 Şubat 2026-

Bunun arkasında da rant var: Kandilli Rasathanesi gözlemevi neden İznik’e taşınmak zorunda kaldı?-Burcu Günüşen- 

Konu ABD’li bir akademisyenin "Marmara Depremi" paylaşımıyla gündeme geldi oysa Kandilli’nin jeomanyetik gözlemevi verileri 22 yıldır uluslararası standartları karşılamıyor. Rasathane gözlemevini çevresel gürültü yüzünden İznik'e taşıdı, 17 yıldır sadece buradan veriler paylaşıyor. Jeoloji mühendisi Doç. Dr. Savaş Karabulut bu tartışmada asıl önemli olanın bilimsel bir merkezin rant hırsı yüzünden atıl kalması olduğuna, aynı şeyin İznik'te de yaşanabileceğine dikkat çekti.

Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü'nün İstanbul'daki jeomanyetik gözlemevindeki ölçümlerin yapılaşma ve gürültü gibi nedenlerle İznik'e taşınması 17 yılın ardından ABD'li bir araştırmacının sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla gündem oldu.

Arizona Üniversitesi’nden jeofizik doktoru Richard Cordaro önceki gün X hesabından yaptığı paylaşımda, bir kullanıcının Marmara Denizi’nde deprem olup olmayacağına dair sorusuna verdiği yanıtta, fay hattının kuzey ve güneyinde iki istasyon bulunduğunu, bunlardan birinin İstanbul’da diğerinin İznik’te olduğunu belirterek “Talihsiz bir kararla, Kandilli Gözlemevi İstanbul istasyonunu kapatmaya karar verdi” yazmıştı.

“Şimdi sadece bir istasyonla, sinyallerin Marmara Denizi içinden gelip gelmediğini bilemiyoruz. Umarım yetkili birileri Kandilli’yi İstanbul İstasyonunu yeniden açmaya ikna edebilir” diye yazan Cordaro’nun paylaşımı sonrası, Kandilli’deki istasyonda ölçüm yapılmamasının depremin önceden kestiriminde engel oluşturduğuna dair bilimsel dayanağı olmayan iddialar ortaya atıldı.

Kandilli'den açıklama: Yapılaşma ve gürültü nedeniyle İznik'e taşındı

Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü de bir açıklama yaparak mevcut bilimsel bilgi birikimi ve teknoloji düzeyi çerçevesinde, yalnızca jeomanyetik veriler kullanılarak yer, zaman ve büyüklük bilgilerini içeren güvenilir bir deprem tahmini yapılmasının mümkün olmadığını, bu yöndeki spekülatif iddiaların bilimsel bir dayanak taşımadığını bildirdi.

Açıklamada İstanbul’daki gözlemevinin “sistemlerinin kapatılmadığı”, ölçümlerin yapılaşma ve gürültü gibi çevresel manyetik kirliliğe bağlı nedenlerle İznik’e taşındığını ifade edildi.

Rasathanenin açıklamasına göre 1947’de kurulan İstanbul–Kandilli (ISK) Jeomanyetik Gözlemevi, 1997 yılında Uluslararası Gerçek Zamanlı Manyetik Gözlemevleri Ağı’na (INTERMAGNET) dahil edildi.

Ancak İstanbul’da zamanla artan yapılaşma, yoğun araç trafiği ve çevresel metalik unsurların oluşturduğu yapay manyetik gürültü, gözlemevinde yürütülen ölçümlerin uluslararası hassasiyet standartlarını karşılamasını sürdürülemez hale getirdi.

Bu nedenle ISK istasyonunun INTERMAGNET üyeliği 2004 yılında zorunlu olarak sonlandı.

Enstitü tarafından manyetik kirlilikten uzak ve daha izole bir bölgede, İznik’te (IZN) Jeomanyetik Gözlemevi kuruldu.

İstanbul'daki gözlemevinden son veri 2009'da paylaşıldı

Geçiş sürecinde her iki istasyon (ISK ve IZN) bir süre paralel çalıştı, ISK verileri de 2009 yılı sonuna kadar uluslararası veri merkeziyle paylaşılmaya devam etti.

Yani Cordaro’nun talihsiz bir kararla kapatıldığını söylediği ISK verilerinin uluslararası veri merkezi ile paylaşılmamasının 17 yıllık bir geçmişi var.

Kandilli İznik’teki gözlemevinin 2007 yılından beri INTERMAGNET üyesi olduğunu belirtirken, taşınma sürecinin bir kapatma değil, bilimsel gereklilikler doğrultusunda gerçekleştirilen bir modernizasyon ve yer değişikliği çalışması olduğunu aktarıyor.

Konuyla ilgili soL’un edindiği bilgiye göre her iki istasyonun da çalışır durumda olması bir zorunluluk değil. Zira INTERMAGNET’in internet sitesindeki Asya haritasına bakıldığında tek bir gözlemevinin bulunmadığı Uzak Asya’ya uzanan geniş bir coğrafya görülüyor.

Karabulut: Bu istasyonların amacı sadece deprem kestirimi değil

soL’a konuşan jeoloji mühendisi Doç. Dr. Savaş Karabulut da dünyadaki manyetik istasyonların standartları olduğunu ve buralarda yerin manyetik alanının değişimlerinin, iç ve dış kaynaklarının incelendiğini, bunların mühendislik alanında, eğitimlerde kullanıldığını, bu istasyonların amacının sadece deprem kestirimi olmadığını dile getirdi.

Arizona Üniversitesi’nden söz konusu paylaşımı yapan araştırmacının manyetik alandaki değişimlere bakarak depremlerin kestirimleriyle ilgili kendi görüşleri olduğunu ifade eden Karabulut ancak yer manyetik alanındaki parametrelerin tek başına kullanımının deprem kestirimi için yeterli olmadığını kaydetti.

Deprem öncesinde yeraltı sularında değişim, gaz çıkışı veya küçük depremler gibi birçok farklı parametreye bakıldığını ancak bunlara bakarak da tek başına depremlerin olacağının söylenemeyeceğini ifade eden Karabulut, yer manyetik alanındaki ani değişimlerin iç ya da dış kaynaklı pek çok nedeni olabileceğini belirtti.

'Çevresinde manyetik bir çivinin bile olmaması gerekiyor'

Karabulut burada önemli olanın şehirdeki rant yüzünden bir istasyonun atıl kalması olduğunu dile getirdi.

Kandilli’deki rasathane ilk kurulduğunda burasının yerleşimin olmadığı çok ıssız bir yer olduğunu dile getiren Karabulut, manyometrelerin çalıştığı yerlerde manyetik kalkan olması gerektiğini ifade etti: Mesela orada kullanılan çiviler bile pirinç çiviler, metal çiviler kullanılmaz. Yani manyetik alan ölçümlerinin yapıldığı yerde kesinlikle bir manyetik elektrik alanının, bir manyetik çivinin bile olmaması gerekiyor.

Yurtdışındaki laboratuvarların yüzde 99'unun manyetik kalkanla korunduğu söyleyen Karabulut “İçinde metal hiçbir şey bulamazsınız. Ve genellikle bunlar orman alanları içerisinde ıssız yerlere kurulur ki çevresel gürültülerden etkilenmesin” diye konuştu.

'Aynı şey İznik'in başına de gelecek'

Gürültüden kastedilenin burada elektrik alanlar, kablolar, binalar, her türlü metalik, elektrik ve manyetik alan olduğunu dile getiren Karabulut “Onun için ben rantsal bir dönüşümden dolayı böyle olduğunu söyledim. Zamanında orasını açmasalardı yerleşime. Fakat İznik'te bulunan rasathane etrafında şu an böyle bir gürültü yok. O yüzden de orası şu anda kullanılıyor. Fakat gelecekte aynı şey İznik’in başına da gelecek. Çünkü yine yapılaşmaya açılacak. Bu böyle gidecek” dedi.

Rasathaneyi kullanılamaz hale getiren rant hırsı

Aynı şeyin deprem kayıt istasyonları için de geçerli olduğunu dile getiren Karabulut bilim insanlarının bu “sessizlik isteyen ortamları”na kimsenin gürültü yaparak engel olmaması gerektiğini ifade ederek “Gürültü de rant hırsı oluyor. Bu işi buradan okumak gerekiyor” dedi.

Uluslararası bir kuruma veri sağlayan Kandilli Rasathanesi’nin atıl kalmasının nedeninin oradaki bilim insanları ya da cihaz değil çevresine yapılan yerleşim olduğunu vurgulayan Karabulut “Keşke zamanında buralar yerleşime, imara açılmasaydı. Durum bundan ibaret. Oraya yapılan yoğun yerleşimle rasathaneyi kullanılamaz hale getirdiler” diye belirtti.

ABD'li araştırmacıya tavsiye: Fay bölgelerine geçici istasyon kurabilir

Karabulut, Arizona Üniversitesi’nden konuyu gündeme getiren araştırmacıya dairse şunları söyledi: Bu kişinin verilere ihtiyacı var galiba. Amerikalı arkadaş bir çalışma yapmak istiyorsa yapacağı şu olmalı. Normalde deprem beklenen fayların olduğu bölgeye geçici istasyon kurması gerekiyor. Faya dik şekilde. Örneğin şu anda Marmara Denizi'de kırılma olacak. Kendisinin o zaman adalara, Marmara'nın güneyine, kuzeyine ve hatta daha fazla deniz dibine gerekirse, istasyonlar kurup yer manyetik alanında değişimin anomalisini yakalaması gerekiyor. Yani sadece Kandilli Rasathanesi’ndeki bir istasyonla bunu başaramaz.

/././ 

Sandık iradesi pazar tezgahına çıkarsa: Milyonlarca yurttaşın oyu çöpe gitti -Özkan Öztaş- 

2024 yerel seçimlerinden bu yana parti değiştiren ya da AKP iktidarı tarafından kayyım atanan belediye sayısı 80'e dayandı. Siyasetin ilkesiz bir matematik hesabına ya da pazarlıklara teslim edildiği düzende, 2,5 milyonu aşkın seçmenin oyu transfer borsasında harcandı.

2024 yerel seçimlerini kazanan, sonrasında ise AKP'ye ya da farklı bir partiye geçen veya kayyım atanan belediyelerin sayısı 80'e dayandı. 

Bu durum Ankara Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan'ın CHP'den istifa etmesi sonrası yeniden tartışma konusu oldu.

soL, belediye geçişlerinin, "boşa giden oyların" ve seçim darbelerinin listesini çıkardı.

Kimler yok ki aralarında...

CHP, Yeniden Refah Partisi, DEVA Partisi, İYİP, DEM Parti ve bağımsız adaylar... 

Her birinden seçim sonrası AKP'ye transferler oldu. 

Bu transfer haberlerinin yanına iktidarın seçim darbeleri de eklenince 80'e yakın örnekte "oyu boşa düşen" seçmen sayısı 2 milyon 551 bin 453'e ulaştı. 

2,5 milyondan fazla oy, siyasetin matematik hesabına ya da AKP darbesine kurban gitti. 

İhtimaldir ki listeye alınmayan örnekler de vardır, zira sayı o kadar fazla ki hem listesini tutmak hem de takibini yapmak imkansızlaşıyor artık.

Hizmet bahanesi, milli hassasiyet kılıfı ve feodal baskılar...

Parti değiştirenlerin gerekçeleri birbirinin kopyası. Burada sıklıkla karşılaşılan birkaç doğrultuyu hatırlatalım.

Örneğin Erzurum Aziziye Belediye Başkanı Emrullah Akpunar, "Belediye hizmetleri aksamasın" diye açıklama yapanlar arasında. Akpunar, merkezi hükümetin yatırım imkanlarından daha fazla faydalanmak için bu adımı attığını belirtiyor.

DEM Parti'den istifa eden Urfa Birecik Belediye Başkanı ise yaşadığı görüş ayrılıklarını ve yerel halkın "milli hassasiyetlerini" gerekçe göstererek istifa etmişti. Ağrı Taşlıçay Belediye Başkanı da yine DEM Parti'den istifasını parti içindeki "feodal yapıların ve baskıların" sonucu diye tarif etmişti.

Tüm bu isimlerin ötesinde yankı uyandıran kişi ise "topuklu efe" yani Özlem Çerçioğlu'ydu. Çerçioğlu istifa ederken, "Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı olarak ben ve üç belediye başkanımız; Cumhuriyet Halk Partisi içinde yaşadığımız sorunlar konusunda defalarca partinin yetkili makamlarında çözüm aramamıza rağmen maalesef bir sonuca ulaşamadık" diyordu.

Siyaset meydanı sirke dönüşürse

Bu çürümüşlükte kabahat, sadece "hain" damgası yiyerek gidenlerde değil; siyaseti ilke ve program temelinde değil, "kahramalarla" yapan düzen siyasetinde. Zira adı geçen her örnekteki belediye başkanı parti değiştirene kadar "makbul", değiştirdikten sonra suçlu olmuş oldu.

Tarihsel bir ders olarak önümüzde duruyor: Programa ve ilkeye dayanmayan her oy, gün gelir sahibine karşı silaha dönüşür. Bugün yaşanan tam da bu.

Tarihsel hatırlatma: Kanla kazanılan hak ucuza satılırken

İngiliz işçileri oy hakkı için barikatlarda can verdi, Fransız emekçiler burjuvazinin top ateşine tutuldu. Tarihin en kanlı kazanımlarından biri olan "genel oy hakkı", bugünün Türkiyesi'nde milletvekili pazarında bir takas aracına dönüşmüş durumda.

Siyasetin bir "matematik hesabı"na indirgendiği, ilkelerin yerini koltuk sayılarının aldığı bir düzeni normalleştirmeye çalışıyorlar. Ne yazık ki bu hesabın faturası, sandığa giden yurttaşa kesiliyor. 

Halka sürekli olarak "oylar boşa gitmesin" deniliyor ancak halkın oylarının götürülüp teslim edildiği adaylar, çıkarları gereği bir anda parti değiştirip, iktidar partisine kapağı atıyor. Bu dönemde tam 65 belediye başkanı AKP'ye geçti.

Halkın oyu işte böyle çöpe atılıyor.

İşte saf değiştiren ve kayyım atanan belediyelerin listesi

  • Cömert Özen - Adana / Feke (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
  • Mahmut Dal - Adana / Saimbeyli (Eski: Bağımsız - Yeni: AKP)
  • Haydar Sert - Adıyaman / Besni Suvarlı Belde (Eski: DEVA Partisi - Yeni: AKP)
  • İsmet Aslan - Ağrı / Hamur (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
  • Mehmet Ali Budak - Ağrı / Taşlıçay (Eski: DEM Parti - Yeni: AKP)
  • Selahattin Aysu - Ağrı / Eleşkirt Yayladüzü Belde (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
  • İlhami Zeyrek - Ağrı / Eleşkirt Yücekapı Belde (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
  • İsmail Akpınar - Aksaray / Merkez Yeşiltepe Belde (Eski: İYİP - Yeni: AKP)
  • Mesut Özarslan - Ankara / Keçiören (Eski: CHP - Yeni: Bağımsız)
  • İsa Yıldırım - Antalya / Aksu (Eski: CHP - Yeni: AKP)
  • Gökhan Budak - Ardahan / Göle (Eski: CHP - Yeni: AKP)
  • Özlem Çerçioğlu - Aydın / Büyükşehir (Eski: CHP - Yeni: AKP)
  • Mustafa İberya Arıkan - Aydın / Söke (Eski: CHP - Yeni: AKP)
  • Osman Yıldırımkaya - Aydın / Sultanhisar (Eski: CHP - Yeni: AKPi)
  • Malik Ercan - Aydın / Yenipazar (Eski: CHP - Yeni: AKP)
  • Alpaslan Karabulut - Batman / Beşiri (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
  • Halil İbrahim Karabulut - Batman / Beşiri İkiköprü Belde (Eski: DEM Parti - Yeni: AKP)
  • Hamit Tutuş - Batman / Hasankeyf (Eski: CHP - Yeni: AKP)
  • Gülistan Sönük - Batman / Merkez (Eski: DEM Parti - Yeni: Kayyım atandı)
  • İmadeddin Ekmiş - Batman / Merkez Balpınar Belde (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
  • Eşref Varol - Bingöl / Ilıcalar Belde (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
  • Hayrettin Çiçek - Bingöl / Sancak Belde (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
  • Sedat Uçar - Bingöl / Yedisu (Eski: İYİP - Yeni: AKP)
  • İbrahim Ergün - Bitlis / Adilcevaz Aydınlar Belde (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
  • Ayhan Çavuş - Çankırı / Orta Yaylakent Belde (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
  • Şenol Öncül - Çorum / Ortaköy Aşdağul Belde (Eski: CHP - Yeni: AKP)
  • Ali Açmaz - Elazığ / Arıcak Bükardı Belde (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
  • Ramazan Aydın - Elazığ / Karakoçan Sarıcan Belde (Eski: Saadet Partisi - Yeni: AKP)
  • Bayram Öztürk - Elazığ / Palu Beyhan Belde (Eski: Bağımsız - Yeni: AKP)
  • Ebubekir Irmak - Elazığ / Sivrice (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
  • Adem Gümüş - Erzincan / Tercan Kargın Belde (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
  • Emrullah Akpunar - Erzurum / Aziziye (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
  • Hayrettin Özdemir - Erzurum / Horasan (Eski: İYİP - Yeni: AKP)
  • Nevzat Karasu - Erzurum / Köprüköy (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
  • Mustafa Güzel - Gaziantep / Karkamış (Eski: CHP - Yeni: AKP)
  • Umut Yılmaz - Gaziantep / Şehitkamil (Eski: CHP - Yeni: Bağımsız)
  • Soner Erkan - Giresun / Eynesil Ören Belde (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
  • Abdulbaki Kara - Gümüşhane / Şiran (Eski: Demokrat Parti - Yeni: AKP)
  • Mehmet Sıddık Akış - Hakkari / Merkez (Eski: DEM Parti - Yeni: Kayyım atandı)
  • Mustafa Kodal - Isparta / Yalvaç (Eski: İYİP - Yeni: AKP)
  • Özlem Vural Gürzel - İstanbul / Beykoz (Eski: CHP - Yeni: AKP)
  • Ahmet Özer - İstanbul / Esenyurt (Eski: CHP - Yeni: Kayyım atandı)
  • Şükrü Genç - İstanbul / Sarıyer (Eski: CHP - Yeni: Bağımsız)
  • Resul Emrah Şahan - İstanbul / Şişli (Eski: CHP - Yeni: Kayyım atandı)
  • Mehmet Alkan - Kars / Kağızman (Eski: DEM Parti - Yeni: Kayyım atandı)
  • Muammer Yanık - Kastamonu / Bozkurt (Eski: Bağımsız - Yeni: AKP)
  • Ahmet Sungur - Kırıkkale / Yahşihan (Eski: AKP- Yeni: Bağımsız)
  • Mustafa Duran - Kırşehir / Çiçekdağı Köseli Belde (Eski: Demokrat Parti - Yeni: AKP)
  • Ali Üzlük - Konya / Ahırlı (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
  • Fatih Recep Orhan - Konya / Altınekin (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
  • Mehmet Aydın - Konya / Çumra (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
  • Ali Öztoklu - Konya / Doğanhisar (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
  • Mesut Mertcan - Konya / Emirgazi (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
  • Sadık Sefer - Konya / Hüyük (Eski: Bağımsız - Yeni: AKP)
  • Necati Koç - Konya / Sarayönü (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
  • Hasan Ustaoğlu - Konya / Seydişehir (Eski: CHP - Yeni: AKP)
  • Mehmet Ali Yılmaz - Konya / Yalıhüyük (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
  • Cumali Öztürk - Kütahya / Gediz Yenikent Belde (Eski: İYİP - Yeni: AKP)
  • Ahmet Türk - Mardin / Büyükşehir (Eski: DEM Parti - Yeni: Kayyım atandı)
  • Hoşyar Sarıyıldız - Mersin / Akdeniz (Eski: DEM Parti - Yeni: Kayyım atandı)
  • Abit Özdemir - Muş / Bulanık Rüstemgedik Belde (Eski: DEVA Partisi - Yeni: AKP)
  • Maşuk Ataş - Muş / Bulanık Sarıpınar Belde (Eski: DEVA Partisi - Yeni: AKP)
  • Fehim Kaya - Muş / Bulanık Yoncalı Belde (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
  • Ömer Faruk Yenilmez - Muş / Merkez Yeşilova Belde (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
  • Mesut Karayiğit - Ordu / Çaybaşı (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
  • Refahattin Şencan - Samsun / Ayvacık (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
  • Adnan Topal - Samsun / Ladik (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
  • Sofya Alağaş - Siirt / Merkez (Eski: DEM Parti - Yeni: Kayyım atandı)
  • Sezai Çelikten - Sivas / Gemerek (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
  • Ali Aydemir - Sivas / Merkez Yıldız Belde (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
  • Mehmet Begit - Şanlıurfa / Birecik (Eski: DEM Parti - Yeni: AKP)
  • Mehmet Kasım Gülpınar - Şanlıurfa / Büyükşehir (Eski: Yeniden Refah - Yeni: Bağımsız)
  • Mehmet Karayılan - Şanlıurfa / Halfeti (Eski: DEM Parti - Yeni: Kayyım atandı)
  • Hasan Turgut - Şırnak / İdil Karalar Belde (Eski: CHP - Yeni: AKP)
  • Hamza Bilgin - Trabzon / Arsin (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
  • Fuat Koçal - Trabzon / Vakfıkebir (Eski: Bağımsız - Yeni: AKP)
  • Mustafa Bıyık - Trabzon / Yomra (Eski: İYİP - Yeni: CHP)
  • Cevdet Konak - Tunceli / Merkez (Eski: DEM Parti - Yeni: Kayyım atandı)
  • Mustafa Sarıgül - Tunceli / Ovacık (Eski: CHP - Yeni: Kayyım atandı)
  • Zafer Arpacı - Uşak / Banaz (Eski: Bağımsız - Yeni: AKP)
  • Ayvaz Hazır - Van / Bahçesaray (Eski: DEM Parti - Yeni: Kayyım atandı)
  • Abdullah Zeydan - Van / Büyükşehir (Eski: DEM Parti - Yeni: Kayyım atandı)
  • Yasemin Fazlaca - Yalova / Altınova (Eski: CHP - Yeni: AKP)
  • Davut Karadavut - Yozgat / Kadışehri (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
/././
Şeyhlere va ağalara karşı aydınlanmanın safındaydı: Mehmet Emin Bozarslan'ın ardından -Özkan Öztaş- 

Kürt kültür tarihinin önemli isimlerinden biri, bir aydınlanma neferi olan Mehmet Emin Bozarslan 90 yaşında hayata gözlerini yumdu. 9 Şubat günü aramızdan ayrılan Bozarslan, ardında sadece kitaplar değil, feodalizmin karanlığına ve düzenin baskına karşı geri adım atmayan bir miras bıraktı.

1934 yılında Diyarbakır'ın Lice ilçesinde, yoksulluğun ve geri kalmışlığın tam ortasında doğan Mehmet Emin Bozarslan, medrese eğitiminden gelmesine rağmen yüzünü aydınlığa ve halkın gerçek sorunlarına döndü. 1956'da başladığı müftülük görevinde alışılagelmiş bir din memuru gibi değil, bir aydın olarak hareket etti.

Bozarslan'ın entelektüel üretimi, sadece bir dilbilimcinin ya da çevirmenin teknik uğraşlarından ibaret değildi. Onun çalışmaları, özellikle 1960'lı yılların Türkiyesi'nde yükselen sınıf mücadelesinin ve toplumcu gerçekçi dalganın Kürt coğrafyasındaki sınıfsal karşılığını arayan devrimci bir çabanın ürünüydü. Bozarslan, medrese kökenli biri olmasına karşın, dinsel kurumların ve feodal ilişkilerin halkın üzerindeki sömürücü niteliğini sınıf analiziyle deşifre etmişti.

Bozarslan'ın 1964 yılında yayımlanan İslamiyet açısından şeyhlik-ağalık kitabı, bölgedeki üretim ilişkilerini anlamak bakımından önemlidir. Kitapta ele alınan temel mesele, şeyhlik kurumunun sadece inançsal bir otorite değil, ağalık sistemiyle iç içe geçmiş bir mülkiyet ve sömürü aygıtı olduğudur. Bozarslan'a göre şeyh, manevi bir önderden ziyade köylünün emeğine el koyan, ağa ile ortaklaşa çalışan bir feodal mülk sahibidir.

Bu eserinde Bozarslan, dinin mülk sahibi sınıflar tarafından nasıl bir ideolojik baskı aracına dönüştürüldüğünü anlatır. Kürt köylüsünün yoksulluğunun kader olmadığını, bu yoksulluğun temelinde yatanın toprak mülkiyeti ve bu mülkiyeti kutsallaştıran dinsel gericilik olduğunu açıkça ifade eder. Müftülük görevinden bu kitap nedeniyle uzaklaştırılması, çalışmasının bir sınıfsal teşhir olarak düzenin tekerine soktuğu çomağın etkisinden kaynaklanmaktadır.

Bozarslan’ın görevden alınma gerekçelerinin "Kürtçülük ve solculuk" olarak bir arada sunulması tesadüf değildir.

Düzen, onun şahsında emekçilerin sınıfsal uyanışından korkmuştur. Müftü Bozarslan, cami kürsüsünden veya yazdığı kitaplardan köylüye kaderine razı olmasını değil, toprak ağalarına ve dinsel sömürüye karşı aklını kullanmasını öğütlediği için hedef olur.

Diyarbakır Doğu Devrimci Kültür Ocakları davasından (1971-72) bir kare; açık renk hırkalı Faruk Aras, yanındaki kravatlı Ankara DDKO Başkanı Yümnü Budak, Budak’ın yanında İbrahim Güçlü, Aras’ın arkasındaki Hasan Acar, solunda Ferit Uzun, İsa Geçit, Uzun ile Acar arasında Mehmet Emin Bozaslan, Bozaslan’ın arkasında Musa Anter. Kaynak: Saradistribution

Sovyetler Birliği'nden Türkiye'ye uzanan alfabetik devrim

Bozarslan'ın mücadelesi sadece politik düzlemde değil aynı zamanda dilbilimsel ve kültürel alanda da arayışı somutluyordu. 

Sovyetler Birliği'nde 1917 Ekim Devrimi'yle birlikte ezilen halklar için açılan o eşit ve özgür sayfanın, Kürt alfabesi konusundaki kazanımlarını Türkiye'ye taşıyan isim oldu.

Erebê Şemo ve İsahak Maragulov'un Sovyet Ermenistanı'nda hazırladığı Latin grafikli alfabenin izinden giderek, 15 Mayıs 1935'te Şam'da tamamı Latin harflerinden oluşan ilk dergi olan Hawar'ın devamında, 1968'de Türkiye'nin ilk Latin harfli Kürtçe alfabesini yayımladı.

Bu, bir halkın modern dünyayla bağ kurma çabasıydı ve bedeli ağır oldu. Kitabı yayımlandığı gün toplatıldı, kendisi ise "bölücülük" suçlamasıyla Diyarbakır Cezaevi'nin karanlık koğuşlarına gönderildi. 12 Mart karanlığının ardından gelen baskılar, onu 1978'de zorunlu bir sürgün hayatına itti.

Bozarslan'ın kaleme aldığı eserlerden biri olan Alfabe kitabı, Türkiye'de Latin harfleri ile üretilen ilk Kürtçe metin olmuştu. 1968

Sürgünde kesintisiz üretim

Bozarslan'ın Ahmed-i Hanî'nin Mem û Zîn eserini Türkçeye çevirmesi ya da Jîn dergisini Latinize etmesi, sadece bir arşivcilik faaliyeti olmanın ötesinde çalışmalardı. Bu çalışmaların sınıfsal bir amacı vardı: Kültürel mirası dar ve zengin bir zümrenin ve ulemanın elinden alıp, onu halkın, emekçilerin ve gençlerin erişebileceği bir alana taşımak. Bozarslan için dil ve alfabe mücadelesi, halkın aydınlanması için zorunlu bir araçtı. Alfabê çalışması, okuma yazmanın önündeki engelleri kaldırarak Kürt emekçilerinin modern dünya ile bağ kurmasını sağlamayı amaçladı.

Bozarslan bilginin zengin bir elitin değil, emekçi halkın ulaşabileceği bir düzlemde olmasını savunmuştur. 

Klasiklerin halk diline yaklaştırılması ve herkesçe anlaşılabilir kılınması, Arap harflerinin Latinize edilmesi, sınıfsal bir bilinç inşasının temelini oluşturur. Bozarslan'ın çevirileri sayesinde Kürt klasikleri, "arkaik" anlatılar olmaktan çıkıp, bir halkın ortak estetik ve politik değerleri haline gelmiştir.

İsveç'e yerleşen Bozarslan, sürgün yıllarını bir duraklama değil, üretimin daha da kitleselleştiği bir döneme evrildi. Burada gerçekleştirdiği çalışmalar, Kürt kültürünün yok sayan yaklaşımlara karşı bir kültürel inşa örneğidir. 

Bozarslan Ahmed-î Xanî'nin ölümsüz eseri Mem û Zîn'i Türkçeye kazandırarak halklar arasında kültürel bir köprü kurdu. 1900'lerin başında çıkan Jîn dergisi ve Kurdistan gazetesi koleksiyonlarını Arap harflerinden Latin harflerine aktararak tarihin tozlu raflarından indirdi. Hazırladığı Kürtçe-Türkçe sözlük ve çocuk masalları derlemeleriyle dilin savunuculuğunu üstlendi.

Bozarslan'ın beslediği o ilerici damar, kitaplarında ve çalışmalarında vücut bulur. Aynı zamanda Kürt aydınlanma tarihinin kıymetli örneklerinden biri olan Sovyetler Birliği'ndeki Celil ailesi gibi Bozarslan ailesi de Mehmet Emin Bozarslan'ın açtığı bu yolda üretimler yaptı ve Türkiye'de Kürt emekçilerinin aydınlanma, eşitlik ve özgürlük mücadelesine katkı yapan üretimler yaptı, çeviriler kazandırdı. 

O, medresenin içinden çıkıp gericiliğe karşı bilimi, laikliği ve sanatı savunan bir kültür emekçisiydi. 9 Şubat 2026 tarihinde, doğduğu topraklardan uzakta, sürgünde hayata veda eden Mehmet Emin Bozarslan'ı uğurlarken, onun şeyhlerle ve ağalarla olan hesabının, yani aydınlanma mücadelesinin hala güncelliğini koruduğunu bir kez daha görüyoruz.

https://haber.sol.org.tr/yazarlar/orhan-gokdemir/molla-halid-bulvarinin-kadersizleri-387843

/././

Read more »
zaman: Şubat 10, 2026 Hiç yorum yok:
Bunu E-postayla GönderBlogThis!X'te paylaşFacebook'ta PaylaşPinterest'te Paylaş

ÇEVRE, DOĞA -10 Şubat 2026-

 

Jet ÇED ile Karadeniz Cengiz'in çöplüğü olacak -Gökay Başcan / Birgün- 

Mardin’den Samsun’a kurulan yıkım hattında Cengiz Holding’in 653 sayfalık ÇED dosyası bir günde kabul edildi. Yılda 2 milyon ton atığın Karadeniz’e dökülmesiyle, derin deniz deşarjı yöntemi ekosistemi geri dönülmez bir kırıma sürükleyecek.

Ülkenin dört bir tarafındaki yıkım projelerine ara vermeden devam eden Mehmet Cengiz’e yine özel bir süreç işletiliyor. Samsun’da fosforik asit üretimi yapan Mehmet Cengiz’in şirketi Eti Bakır A.Ş., atıklarını Karadeniz’e dökmek için çevresel etki değerlendirme (ÇED) süreci başlattı. Çeşitli kimyasalların Karadeniz’e nasıl döküleceğine ilişkin bilgilerin yer aldığı 653 sayfalık ÇED raporunu bir günde inceleyerek adeta mucize yaratan Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı çalışanları, dosyayı kabul ederek halkın katılım toplantısı yapılmasına karar verdi. Proje onaylanırsa, balık çiftliklerinin kuşattığı, kirliliğin arttığı, deniz ekosisteminin yaşadığı alanın her geçen gün azaldığı Karadeniz, yeni bir yıkımla karşı karşıya kalacak.

1974’de kamuya ait Etibank bünyesinde kurulan Mardin Mazıdağı Fosfat Tesisleri, 1994 yılında Tansu Çiller döneminde ‘zarar ediyor’ gerekçesiyle kapatıldı. Eski genel müdürü Mehmet Ateş’in "Burası özelleştirilmeseydi devlet kazanacaktı. Gelecek kâr bütün millete gidecekti ancak şimdi ise bir şahsa gidiyor" dediği tesisi 2011 yılına kadar atıl şekilde bırakıldı. Daha sonra 2011 yılında, Cumhurbaşkanı kararnamesiyle özelleştirme ihalesine çıkartılan tesis satıldı. İhalede en düşük teklif 380 milyon 615 bin lira olmasına rağmen ihale 489 milyon 637 bin liraya Cengiz İnşaat’a verildi. Fabrikayı, 2018’de Eti Bakır A.Ş. Mazıdağı Metal Geri Kazanım ve Entegre Gübre Tesisleri’ne dönüştüren Cengiz, alanı genişletmek isteyince bölge halkıyla karşı karşıya geldi. Köylülerin açtığı davalara ve verilen yürütmeyi durdurma kararlarına rağmen yurttaşlar kamulaştırma kararlarıyla topraklarından edildi, bölgedeki faaliyetler nedeniyle üzüm bağları kurudu. Bölge halkı ve uzmanlar bölgede uranyum madenciliğinin de yapıldığına ilişkin önemli iddialar ortaya attı.

TÜM ENGELLER KALDIRILDI

Mazıdağı’nda uzun yıllar ekolojik yıkım yaratan Cengiz, aynı zamanda Samsun’da 2011 yılında aldığı ÇED olumlu kararıyla Fosforik Asit Üretim tesisini 2025 yılında faaliyete geçirdi. Denizin 117 bin 647 metrekarelik bölümünü doldurarak tesis kurmayı planlayan şirket, ÇED sürecini tamamlamasının ardından imar başvurusunda da bulundu. Bakanlık tarafından projeye özel hazırlanan imar planıyla toplam 184 bin 240 metrekarelik alan ‘liman’ fonksiyonuyla planlandı. Bunun 177 bin 641 metrekaresi deniz dolgusu, 6 bin 627 metrekarelik kısmı ise ‘imar alanı’na dönüştürüldü. Böylece fosforik asit üretimin hammaddesi olan fosfat kayasını Mardin Mazıdağı işletmesinden kara ve deniz yoluyla temin etmeye başladı.

Projenin önündeki tüm engelleri kaldıran iktidarın Cengiz’e kıyağı bu kadarla da sınırlı kalmadı. Bölgedeki 241 hektarlık alan iktidar tarafından ‘özel endüstri bölgesi’ ilan edildi. Bu statüyle birlikte şirket ruhsat, emlak ve damga vergilerinden muaf tutuldu, kamu arazilerinin 49 yıllığına tahsis edebilmesinin ve bölgenin altyapısının Bakanlık tarafından karşılanmasının önü açıldı.

2021 yılında hazırladığı ÇED raporunda tahminleri tutmayan Cengiz, fosforik asit üretiminden kaynakları ortaya çıkan 250 bin ton kalsiyum sülfatı Samsun’daki tesiste depoladı. Cengiz şimdi ise binlerce ton biriken ve tesis çalıştığı sürece yenileri meydana gelen kalsiyum sülfat atığını Karadeniz’e dökmek için harekete geçti. 4 milyar 300 milyon TL bedel belirlenen proje kapsamında atıklar 260 metre derinliğe deşarj edilecek. Şirketin yılda 2 milyon ton denize deşarj etmeyi planladığı proje kapsamında 14,9-20,9 kilometre aralarında değişen 3 farklı alternatif belirlendi. İzinler çıktığı taktirde Karadeniz’e kilometrelerce mesafede devasa borular döşenecek.

Denize döşenecek borular.

EKOSİSTEM ZARAR GÖRÜR

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Murat Kapıkıran Karadeniz'e kalsiyum sülfatın deşarj edilmesinin, Marmara deniz ekosisteminin ekokırımına neden olan derin deniz deşarjı yöntemi ve anlayışıyla farklı olmadığını ifade etti. Kapıkıran, “Kalsiyum sülfat, uygun formda esas olarak bitkilere kalsiyum ve kükürt sağlayan doğal ve çevre dostu bir gübre olarak bilinir. Yaygın adıyla jips veya alçı taşı denmektedir. Toprak düzenleyici görevi görmektedir toprağın su tutma kapasitesini, dona mukavemetini artırır, denize deşarj etmek yerine faydalı bir ürüne dönüştürmek daha değerli bir kamu yararı oluşturacakken denize deşarj etmek hem kamu zararı hem de deniz ekosistemi tahribatına neden olacaktır” diye konuştu.

***

İhaleye açılanlar İstanbul’u geçti -İlayda Sorku / Birgün- 

MAPEG’in ihaleye açtığı 485 maden sahasında toplam alan 548 bin hektarı geçti, İstanbul’un yüzölçümünü geride bıraktı. İhaleye çıkan alanlardan biri de 9 işçiye mezar olan İliç’teki madene 5 kilometre mesafede.

Ülkenin neredeyse yarısını madenlere ruhsatlayan AKP iktidarı, yurdun dört bir yanında toprağı ve yaşamı sermayeye altın tepside sunmakta ısrarcı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na bağlı MAPEG, Türkiye genelinde 485 maden sahasını ihaleye çıkardı. İhaleye açılan alanın toplam büyüklüğü 548 bin 696 hektara ulaşarak İstanbul’un yüzölçümünü geride bıraktı. Sahaların 166 bin 319 hektarı ise orman, tarım, mera ve su havzası olması nedeniyle Tarım ve Orman Bakanlığı ve bağlı kurumların iznine tabi tutuldu.

İhale listesi, madenciliğin artık “dağ başında” yapılmadığını gösterdi. Sahalar ülke geneline dağılmadı, belirli bölgelerde öbekleşti. İhalelerle birlikte Muğla Milas ve Yatağan, Balıkesir–Çanakkale hattı, Ordu, Artvin, Rize kıyıları, İzmir Bergama, Antalya Demre ve Hatay Antakya çevresi madencilik kuşaklarına dönüşecek.

İhale edilecek sahaların büyük bölümü 4. grup madenlerden oluştu. Altın, bakır, kurşun, çinko ve gümüş gibi metalik madenleri kapsayan bu grup, açık ocak işletmeleri, siyanür ve ağır kimyasal kullanımı, yüksek su tüketimi ve geniş ormansızlaşma riskiyle biliniyor. Antalya Demre, Muğla Milas ve Yatağan’da da çok sayıda 2. ve 4. grup saha ihale edilecek.

İLİÇ’TEN DERS ALINMADI

Dikkat çeken sahalardan biri Erzincan İliç'te yer aldı. 9 işçiyi hayattan koparan Anagold Madencilik'e ait Çöpler Altın Madeni’ne yaklaşık 5 kilometre mesafede yeni bir maden sahasının daha ihale edileceği öğrenildi. Facianın ardından Anagold’un madeninin, kısa süre içinde yeniden faaliyete geçeceği kamuoyunda tepki toplamıştı.

KARADENİZ’DE KÖYLER FEDA

Karadeniz’de köyler doğrudan ruhsat sahasının içinde kaldı. Rize’de Çayeli’nde 13 ve Ardeşen’de 9 olmak üzere 22 köy maden sahaları içinde yer aldı. Yüzde 74’ü madene ruhsatlanan Ordu’da sahalar Camaş ve Ulubey ilçe merkezlerine kadar dayandı. Ayrıca Fatsa'nın devrimci belediye başkanı Fikri Sönmez’in köyü olan Kabakdağı da ruhsat sahası içinde yer aldı. Artvin Borçka’da Karagöl çevresi ruhsat sahası olurken kent genelinde Borçka, Merkez, Yusufeli, Şavşat ve Ardanuç’ta toplam 13 adet 4. grup maden sahası ihaleye çıkacak.

İVRİNDİ MADENE TESLİM

Ege’de ise alan büyüklükleri dikkat çekti. İzmir Bergama’da 7 bin 183 hektar ihale listesine girdi. Balıkesir İvrindi’de ilçenin 81 bin 800 dönümlük yüzölçümüne karşılık 10 bin 936 dönüm maden sahası açıldı. Bu oran, ilçenin yaklaşık yüzde 13’ünün tek kalemde madenciliğe ayrıldığını ortaya koydu. Balya, Burhaniye, Gönen ve Çanakkale Yenice’de sahaların neredeyse tamamı 4. grup madenlerden oluştu ve her biri 2 bin hektara yaklaşan büyüklüklere ulaştı.

Deprem sonrası yeniden yapılanma sürecindeki Hatay Antakya’da ise, kent merkezinin hemen yanında 4. grup maden sahaları yer aldı. Halk sağlığı ve ekosistem açısından ciddi riskler doğuran metal madenciliği, su havzaları ve yerleşim alanlarına yakın mesafede konumlandı.

***

BU İLK KIYAK DEĞİL

Son duyurulan ihaleler AKP iktidarının, iştahları kabaran ulusal ve uluslararası maden şirketlerine yaptığı ilk kıyak değil. 2025 yazında, kamuoyunda ‘işgal yasası’ olarak bilinen kanun değişikliğinin gündeme gelmesiyle başlayan ruhsat furyasıyla sermayenin yüzü gülmüş, yalnızca iki ayda şirketlere verilen maden arama ruhsatı sayısı 104’ü bulmuştu. 40 farklı kentte doğa sermayeye açılırken ruhsatların 15’ini altın madeni arama ruhsatı oluşturmuştu.

15 KENTİN YÜZDE 62’Sİ RUHSATLI

TEMA Vakfı’nın 2021 tarihli raporuna göre Türkiye’de 15 kentin yüzde 62’si maden için ruhsatlandırılmış durumda. Ruhsatların en yoğun olduğu bölgelerin başında yüzde 79 ile Kaz Dağları gelirken Artvin, Eskişehir, Zonguldak-Bartın, Ordu ruhsatlılık oranının yüzde 70’in üstünde olduğu kentler olarak dikkat çekiyor. Ormanların ortalama yüzde 58’i, tarım alanlarının yüzde 60’ı madenlere ruhsatlanmış durumda.

***

Şirket 'mimledi', SGK maaş kesti! -Özer Akdemir / Evrensel- 

Türkiye’nin dört bir yanında yaşam alanlarını sermayenin talanına karşı savunanlar, yalnızca biber gazı veya gözaltılarla değil, yaşamları ve en temel haklarının gasp edilmesiyle de sınanıyor. Doğayı koruma mücadelesi verirken katledilen Ali Ulvi-Aysin Büyüknohutçu, Metin Lokumcu, Avukat Cihan Eren gibi isimlerin yanında, evlerine 50 metre uzaklıktaki madene karşı çıktıkları için, maden çalışanlarının silahlı saldırısından yara almadan kurtulan Çine Topçam köylüleri Ali-Cennet Coşkun bir bakıma şanslı sayılırlar.

Yaşam alanlarını koruma mücadelesi verenlere yönelik baskı, sindirme ve ‘burun sürtme’ çabalarının en son örneği, Muğla Çevre Platformu (MUÇEP), Ekoloji birliği, İklim Adaleti Koalisyonu ve Kent Politikaları Derneği gibi ekoloji örgütlerinde aktif olarak çalışan Halime Şaman’ın başına gelenler oldu. Özellikle Marmaris Kızılbük Koyu’nda Sinpaş’ın yürüttüğü usulsüz projelere karşı nöbet alanlarından mahkeme salonlarına kadar uzanan direnişin simge isimlerinden biri olan Şaman, bugün bürokratik bir şiddet sarmalıyla karşı karşıya.

Şirket tehdidinden SGK kararına giden yol

Halime Şaman’a yönelik süreç, ekoloji mücadelesi veren kadınların nasıl özel olarak hedeflendiğini de açıkça gösteriyor. Yaşananlar ve gelişmelere bakıldığında Şaman’ın yaşadığı mağduriyet zincirinin, tesadüfi bir bürokratik hata değil, adeta bir "mimleme" sürecinin sonucu olduğu açıkça görülüyor.

Geçtiğimiz yıl bir çekim sırasında Sinpaş yetkilisinin kameralar önünde Şaman’a, "Sizi tanıyorum, siz malulen emekli bir hanımefendisiniz" demesi, aslında yaklaşan tehlikenin habercisiydi. Bu sözlü tacizin hemen ardından, isimsiz bir CİMER ihbarı devreye girdi ve Şaman’ın 2004 yılından beri sahip olduğu malulen emeklilik hakkı ve maaşı Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından kesildi.

Bürokrasinin labirentinde hak gaspı

Şaman, tıbbi olarak, hücrelerin enerji üretme merkezi olan mitokondrilerdeki fonksiyon bozuklukları veya genetik mutasyonlar sonucu ortaya çıkan bir kas hastalığı, "mitokondriyal miyopati" hastası. İlerleyici, geri dönüşü olmayan ve hastanın yürüme fonksiyonlarından günlük yaşam aktivitelerine kadar ciddi kısıtlılıklar yaşamasına neden olan bu hastalık nedeniyle 2/3 işgöremez raporu bulunan Şaman, bu raporla malulen emekli oldu. Sinpaş yöneticisinin “senin malulen emekli olduğunu biliyoruz” şeklindeki üstü örtülü tehdidinin ardından, isimsiz bir CİMER ihbarı sonrası maaşı kesilen Şaman, sağlık sorununu kanıtlamak için yeniden hastaneye sevk edildi.

Bu noktadan sonra yaşananlar ise Şaman’ın bilinçli bir “cezalandırma”, “burun sürtme” süreci ile karşı karşıya olduğunu gösterirken, hasta bir insanın engelli maaşını kestirme noktasına kadar “düşen” sermaye sisteminin de içler acısı durumuna ışık tuttu. Şaman, hasta olduğunu kanıtlamak için hastaneler arasında mekik dokurken, onun yaşamı savunma kararlılığı karşısında aciz kalan sistem ise 60 yaşındaki, hasta bir kadının işini zorlaştırmak için elinden geleni ardına koymaktan çekinmiyor.

SGK tarafından sevk edildiği Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Hastanesi, 27 Mart 2025 tarihli raporunda Şaman’ın hastalığını ve buna bağlı olarak "üçte iki işgücü kaybı" olduğunu teyit etti. Bu verilen rapor, maluliyet mevzuatına da tamamen uygundu.

Ancak SGK, kendi sevk ettiği hastanenin bu raporunu kabul etmeyerek Şaman’ı bu kez Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne gönderdi.

Ege Üniversitesi’nin 25 Eylül 2025 tarihli raporunda, hastalık açıkça tanılanmış olsa da, bu hastalığın çalışma gücüne etkisine dair bir oran belirtilmedi. Ege Üniversitesi Hastanesinin aynı hastalığı kabul edip, maluliyet oranı vermemesi nedeniyle, raporlar arasında izah edilemeyen bir çelişki ortaya çıktı.

Sonuç olarak Yüksek Sağlık Kurulu, lehe olan ve işgücü kaybını belgeleyen ilk raporu görmezden gelerek, oran belirtilmeyen ikinci raporu baz aldı ve Şaman’ın emekli maaşını bağlamadı. Bu karar, kazanılmış bir hakkın ihlali olduğu kadar, hukuksal denetimden uzak, keyfi bir cezalandırma yöntemi aynı zamanda.

Ekoloji mücadelesini yıldırmak

Halime Şaman’ın yaşadığı bu süreç, yaşam savunucuları için açık bir mesaj barındırmakta: Şirketlerin çıkarlarına çomak sokan, kaçak yapılarla ve doğa talanıyla mücadele eden herkes; "ekmekleri" ve sağlık hakları üzerinden ciddi bir riskle karşı karşıya! İsimsiz ihbarlarla yıllar önce kazanılmış hakları yok ettirerek maaş kestirmek, sermayenin ve onunla işbirliği içindeki mekanizmaların ne kadar "küçüldüğünün" de bir göstergesi aynı zamanda.

Malullük aylığı gibi kişinin yaşamını sürdürmesi için elzem olan, sosyal güvenlik hakkının özünü oluşturan bir hakkın gaspı, sadece hukuki bir uyuşmazlık değil, politik bir baskı aracıdır. Halime Şaman’ın emek verdiği, içinde mücadele ettiği, kimisinde eş sözcü, kimisinde yürütme kurulu üyeliği yaptığı ekoloji örgütleri bu haksızlığa karşı bir kampanya başlattılar. Muğla Çevre Platformu, Ekoloji Birliği ve İklim Adaleti Koalisyonu’nun ilk imzacısı olduğu bir metinle çevre-ekoloji örgütleri Şaman’ın şahsında yapılan bu yıldırma politikasına karşı dayanışma çağrısında bulunuyorlar.

Haksızlıklara ve baskılara karşı ortak duruş

Sermaye iktidarı, yaşam alanlarını koruma mücadelesi içinde çıkarlarına dokunan ‘engellere’ kimi zaman tuttukları kiralık katillerle, kimi zaman orantısızca güç kullandırdığı kolluk güçleriyle, kimi zaman şirketin paralı tetikçileri ile yaşamlarına kastedecek kadar düşmanca ve pervasızca saldırılara yönelebiliyorlar. Bu saldırılar sonrası gelişen cezasızlık iklimi bir sonraki saldırının da azmettiricisi olurken, doğa koruma mücadelesi verenlere yönelik de tehdidin, baskı çemberinin biraz daha artması anlamını taşıyor.

Halime Şaman’ın malulen emekli aylığının kestirilmesi ise onu rantlarının önünde bir engel olarak gören sermaye güçlerinin devletin denetim mekanizmalarını manipüle ederek kişiyi ekonomik ve psikolojik olarak tüketme çabalarının bir sonucudur. Buradaki amaç "haklı çıkmak" değil, doğayı savunan kişi/kişileri baskı altına alarak mücadele edemez hale getirmektir.

Bu baskı çemberini kırmanın yolu ise Şaman’ın uğradığı haksızlığa karşı başta tüm çevre-ekoloji örgütleri olmak üzere, doğadan, emekten, yaşamdan yana olan tüm kesimlerin bir araya gelerek ortak ses çıkarmasından geçiyor.

/././

zaman: Şubat 10, 2026 Hiç yorum yok:
Bunu E-postayla GönderBlogThis!X'te paylaşFacebook'ta PaylaşPinterest'te Paylaş

YOLSUZLUK, RÜŞVET, MAFİA -10 Şubat 2026-

 

Milyarlık otoyollar çöküyor -Sibel Bahçetepe / Birgün- 

İktidar yol yapmakla övünürken, milyonlarca liralık projeler birer birer göçüyor. Uzmanlar denetimsizlik ile bilimin dışlanması nedeniyle bu durumların yaşandığını belirterek “Bilimi değil rantı esas alarak yapılan yollar çökmeye mahkûm" dedi.

AKP iktidarı yol ve otoyol projeleriyle övünürken, kamu kaynaklarıyla inşa edilen ve milyarlarca liraya mal olan yollar peş peşe çöküyor. Son olarak Antalya’da Karayolları Genel Müdürlüğü'nce inşa ettirilen ve 500 milyon liraya mal olduğu belirtilen Kemer–Kumluca karayolu, göçük ve heyelan nedeniyle kısmen ulaşıma kapandı. Aksaray–Nevşehir karayolunda ise Otogar Kavşağı yakınlarında oluşan çukurlar nedeniyle araçlar zarar gördü. Yaşananlar, otoyol projelerinde denetimsizlik ve yanlış planlama tartışmalarını yeniden gündeme getirdi.

Son dönemde birçok kentte yoğun yağış, zemin bozulmaları ve altyapı yetersizlikleri nedeniyle yollar çöküyor. Göçüklerin yaşandığı birçok olayda facianın eşiğinden dönülürken, Hatay, Artvin, Rize, Aydın, İstanbul ve Ankara başta olmak üzere pek çok kentte meydana gelen yol çökmeleri, kamu yatırımlarında mühendislik ilkelerinin ne kadar dikkate alındığı sorusunu da beraberinde getirdi. Meslek örgütlerinin tüm uyarılarına rağmen hayata geçirilen Karadeniz Sahil Yolu gibi projeler ile eksik ve hatalı inşa edilen, denetimleri yeterince yapılmayan yollar; hem kamu kaynaklarının boşa akmasına hem de onarım süreçlerinde maliyetlerin katlanmasına yol açıyor.

BİLİM DİKKATE ALINMALI

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı Nusret Suna, BirGün’e yaptığı değerlendirmede, otoyolların birer mühendislik eseri olduğuna dikkat çekerek güzergâh seçiminin hayati önemde olduğunu vurguladı. Suna, “Öncelikle yolların geçtiği güzergâhların doğru seçilmesi gerekir. Altyapı sorununun en az olacağı alanlar tercih edilmeli. Zorunlu geçilmesi gereken bölgelerde ise altyapı çalışmaları eksiksiz ve bilimsel yöntemlerle yapılmalıdır” dedi. Karayolları tarafından projelendirilen otoyollarda yalnızca proje çizmenin yeterli olmadığına dikkat çeken Suna, uygulama ve denetimin de en az proje kadar önemli olduğunu ifade etti. Suna “Arazinin jeolojik yapısı, zeminin oturma ve heyelan riski ayrıntılı biçimde incelenmelidir. Ancak proje hazırlanmasıyla iş bitmez. İmalatın doğru yapılması ve yapılan işin doğru biçimde denetlenmesi gerekir” diye konuştu. Zemin sıkılaştırması ve altyapı denetimindeki eksikliklerin yol çökmelerinin temel nedenlerinden biri olduğunu kaydeden Suna, “Zeminin yeterince güçlendirilmemesi halinde bugün yaşadığımız sorunlar kaçınılmaz oluyor. En ufak yağmurda yol çökmeleri meydana geliyor. Çorlu tren faciasında olduğu gibi, altyapı ve menfez yetersizlikleri ciddi sonuçlar doğurabiliyor. Karayollarında da durum farklı değil" dedi. Bazı zeminlerin yol yapımı öncesinde mutlaka ıslah edilmesi gerektiğini vurgulayan Suna, “Heyelan riski olan alanlarda yeni yapılan yolların kayması şaşırtıcı değil. Yol yapmak basit bir iş değil. Çok ince bir projelendirme, doğru yer seçimi ve etkin denetim gerektirir” ifadelerini kullandı.

YOLLAR HAYATİ ÖNEMDE

Yolların afet anlarındaki kritik rolüne de değinen Suna, 6 Şubat depremlerini anımsatarak şunları söyledi: “Ulaşım, afetlerde en hayati mühendislik hizmetlerinden biridir. Deprem, yangın ya da başka bir afette yollarınız açık değilse yardıma ulaşamazsınız. Köprüler ve viyadükler çöktüğünde kentler tamamen izole olur. Depremlerde ilk 72 saat altın saatlerdir. Bu sürede yollar açık olmalı ki can kurtarılabilsin. Şehir içi ve şehir dışı yollar bu bilinçle yapılmalıdır."

FATURA VATANDAŞA

CHP İstanbul Milletvekili ve Ulaştırma ve Altyapı Politika Kurulu Başkanı Ayşe Sibel Yanıkömeroğlu ise çöken karayollarının hem projelendirme hem de yapımı esnasında ortaya çıkan mühendislik ve imalat hataları ile ihmalleri bulunduğunu söyledi. Yanıkömeroğlu, şu değerlendirmeleri yaptı:

"Projelendirme aşamasında gerekli zemin etütlerinin eksik ve yetersiz yapılmasından kaynaklı olarak yapım aşamasında standart dışı dolgu malzemesi kullanımı, yol dolgusunun yetersiz sıkıştırılması, drenaj eksiklikleri ve yolu yapan şirketlerin karayollarınca bazı nedenlerle yeterli ve etkili şekilde denetlenmemesi sonucu yolların çökmesi kaçınılmaz oluyor. İktidarın davet usulüyle adrese teslim yaptığı ihalelerde işleri alan yandaş şirketlerin gerekli mühendislik ve yapım standartlarına uymadan sadece kar etme hedefi ile çalışma yaptıkları ortada. Aslında yolu yapan firma tarafından yıllarca yapım garantisi altında olması gereken yollarda, bu tür çökmeler oluştuğunda yolu yapan firmaya herhangi bir yaptırım uygulanmadan sadece hasar gören bölüm için yeniden ihale yapılarak başka bir firmaya tekrar kamu bütçesinden ödeme yapılıyor ve yol onarılıyor. Milletten toplanan vergileri duble yol yapmakla övünen bu iktidarın denetimsizliğinin bedelini maalesef yine vatandaş ödedi, ödemeye de devam ediyor."

***

KARADENİZ SAHİL YOLU UYARISI 

Özellikle milyonlarca lira harcanarak inşa edilen ve tartışmalara yol açan Karadeniz Sahil Yolu’na da dikkat çeken Nusret Suna, bu güzergâha ilişkin itirazların proje aşamasında dile getirildiğini anımsattı. Suna “Meslektaşlarımız ve bilim insanları yıllar önce bu yolun problemli bir güzergâh olduğunu söyledi. ‘Buraya yapılmamalı’ denildi. Bilime inanılmalı, başka türlü olmuyor. Aradan yıllar geçmesine rağmen aynı sorunlar karşımıza çıkıyor" diye konuştu.

***

YOL YAPTIK MASALI ASFALTA GÖMÜLDÜ

CHP Genel Başkan Yardımcısı Deniz Yavuzyılmaz şu değerlendirmeyi yaptı: "Antalya Kemer-Kumluca otoyolunda meydana gelen bu çökme, iktidarın 'yol yaptık' masalının asfalta gömüldüğünün kanıtıdır. 2021'de Düzce-Zonguldak otoyolunda meteor düşmüşçesine oluşan o devasa yarığın bir benzerini bugün Antalya’da görüyoruz; çünkü zihniyet aynı, ihmal aynı. Yandaş şirketlerin elinden çıkan devlet yolları ilk heyelanda çöküyor. Antalya Valisi devletin valisi olmak yerine AKP’nin valisi olarak söz alıyor ve bu çökmeyi bölgenin çok yağış almasına bağlıyor. Aynı zihniyet Çorlu’daki tren faciasını da yağışlara bağlamıştı. AKP rant uğruna vatandaşlarımızın canına kastediyor, ama hiç sorumluluk almıyor! Kamu yararı yerine şirket kârını merkeze koyan, mühendisliği hiçe sayan bu 'çürük düzen' yüzünden yollar dökülüyor. Düzce-Zonguldak yolundaki ihmalin hesabı sorulmadı. Antalya’daki bu felaket fragmanı, daha büyük felaketler için bir ikazdır. AKP buna kulaklarını tıkamaya devam ettikçe bedelini vatandaşlarımız hem canıyla hem cebiyle ödemek zorunda bırakılıyor. AKP zihniyeti canımıza kast etmeye devam ediyor. Türkiye’nin, acilen bu zihniyetten kurtulması gerekiyor. "

***

ÇÖKEN YOLLARDAN BAZILARI

  • İzmir (2026): Şiddetli sağanak sonrası Selçuk–Aydın karayolunda çökme meydana geldi, yol trafiğe kapatıldı.
  • Antalya (2026): Kemer–Kumluca karayolunda göçük ve heyelan oluştu. Yaklaşık 10 metrelik çukur nedeniyle ulaşım tek şeritten sağlandı.
  • Aydın (2025): Aydın–Kuşadası karayolu Yaylaköy mevkiinde zemin çökmesi nedeniyle kapatıldı, trafik alternatif güzergâha verildi.
  • Karadeniz Sahil Yolu (2025): Artvin Arhavi–Hopa arasında yol heyelan nedeniyle ulaşıma kapandı. Yoğun yağışlar birçok noktada çökmelere yol açtı.
  • Ankara / Polatlı (2025): Yağmur sonrası kazı yapılan bölgede yol çöktü, bir araç göçüğe düştü.
  • Zonguldak (2021): Düzce–Zonguldak karayolunda heyelan sonrası yol tamamen çöktü.
***
7 milyar TL’lik kırtasiye harcaması yapıldı!-Mustafa Bildircin / Birgün- 
2024’te yürürlüğe giren Tasarruf Genelgesi delik deşik. Genelgenin kısıtladığı beş ana kalemden biri olan kırtasiye harcaması, 2025’te 7 milyar 47 milyon TL’ye ulaştı.

AKP hükümetleri döneminde kamuyu hâkimiyeti altına alan, “Bol keseden harcama” alışkanlığı kamu kurumlarının bütçesini altüst etti. Bol keseden harcama geleneğinin yarattığı tahribat, iktidarın ekonomi politikasındaki tartışmalı kararlar ile daha da derinleşti. Hazine ve Maliye Bakanlığı, kamudaki ölçüsüz harcama geleneğini durdurmak iddiasıyla Tasarruf Tedbirleri Genelgesi yayımladı. 17 Mayıs 2024 tarihinde yürürlüğe giren genelgede beş ana kalemdeki harcamalara kısıtlama getirildi. Kamuda tasarruf edilmesi istenen harcamalardan biri de kırtasiye alımları harcaması oldu.

GENELGE TERS TEPTİ

2025 yılına yönelik bütçe giderlerinin yer aldığı merkezi yönetim bütçe istatistikleri ise Mayıs 2024’te yürürlüğe giren ve Mayıs 2027’ye kadar geçerli olacağı belirtilen genelgenin kağıt üzerinde kaldığını ortaya koydu. Kamunun kırtasiye harcaması, Tasarruf Genelgesi’nin yürürlüğe girdiği yıla göre azalmak yerine arttı. Kamu kurumları 2024 yılında toplam 6 milyar 233 milyon 77 bin TL’lik kırtasiye alımı yaptı. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın, “İsraf kalemleri” arasında gördüğü kırtasiye alımlarının 2025 yılında azaltılması için kurumlar uyarıldı. Ancak yürürlükteki Tasarruf Genelgesi ve uyarılara karşın kamunun kırtasiye alımlarının 2024 yılına göre 2025 yılında 1 milyar TL’ye yakın arttığı belirlendi. Kamu kurumları 2025 yılında toplam 7 milyar 47 milyon 938 bin TL’lik kırtasiye alımı harcamasına imza attı. 2025 yılının yalnızca Aralık ayında 2 milyar 250 milyon 963 bin TL’lik kırtasiye alımı yapılması dikkati çekti. Kamu adına gerçekleştirilen kırtasiye harcamaları, bazı aylara göre şöyle sıralandı:

  • Ocak-Şubat: 254,5 milyon TL
  • Mart-Nisan: 594,9 milyon TL
  • Mayıs-Haziran: 701,1 milyon TL
  • Temmuz-Ağustos: 973,4 milyon TL
  • Eylül-Ekim: 1,5 milyar TL
  • Kasım-Aralık: 2,9 milyar TL
***
Bebek Otel'e el konuldu! Muzaffer Yıldırım'a 'kara para' soruşturması -halkTV- 

Ünlülere yönelik yürütülen "uyuşturucu" soruşturması kapsamında tutuklanan Muzaffer Yıldırım'ın sahibi olduğu Bebek Otel'e el konuldu. İstanbul 8. Sulh Ceza Hakimliği tarafından alınan karar, savcılığın talebi üzerine oldu. Başsavcılık, Yıldırım hakkında ayrıca "kara para aklama" iddiasından da soruşturma başlattı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ünlülere yönelik yürütülen  "uyuşturucu" ve "fuhuş" soruşturması kapsamında tutuklanan Bebek Otel'in sahibi Muzaffer Yıldırım'ın mal varlığına el konuldu.

"MAL VARLIĞINI SUÇTAN ELDE ETTİ" İDDİASI

Başsavcılık, Muzaffer Yıldırım'ın, malvarlığını suçtan elde ettiğine ve söz konusu geliri aklandığına dair "ciddi emarelerin bulunması" gerekçesiyle mal varlığına el konulmasını talep etti.

Başsavcılığın açıklamasında kullanılan ifadeler ışığında, Muzaffer Yıldırım hakkında "kara para aklama" suçundan da soruşturma başlatıldığı anlaşıldı.

İstanbul 8. Sulh Ceza Hakimliği, başsavcılığın talebini değerlendirerek, Yıldırım'ın mal varlığına el konulması kararı verdi.

Konuya ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından açıklama yapıldı.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi: "İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi ve Aklama Suçu Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen 2026/13211 sayılı soruşturma kapsamında, Şüpheli Muzaffer Yıldırım’ın malvarlığı değerlerinin suçtan elde edildiğine ve söz konusu gelirin aklandığına dair ciddi emarelerin bulunması nedeniyle, Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında kanun kapsamında Cumhuriyet Başsavcılığımızca 09.02.2026 tarihinde verilen Resen el koyma kararının, İstanbul 8. Sulh Ceza Hakimliğinin 09.02.2026 tarih ve 2026/885 değişik iş sayılı kararıyla onanmasına karar verilmiştir.  Soruşturma çok yönlü ve titizlikle devam etmektedir. Kamuoyunun bilgisine saygıyla duyurulur."

OLAYIN GEÇMİŞİ

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla 18 Aralık 2025’te çok sayıda ünlü ismin adresine eş zamanlı baskınlar yapıldı.

İstanbul İl Jandarma Komutanlığı ekipler tarafından düzenlenen operasyonda şarkıcı Aleyna Tilki, oyuncu İrem Sak, sosyal medya fenomeni Danla Bilic ve Mümine Senna Yıldız gözaltına alındı. Uyuşturucu testi için kan ve saç örnekleri alınan dört isim daha sonra serbest bırakıldı.

Soruşturma kapsamında ayrıca oyuncu Melisa Döngel, şarkıcı Yusuf Güney ve sosyal medya fenomeni Cihan Şensözlü için de gözaltı kararı çıkarıldı; ancak bu kişiler operasyon sırasında adreslerinde bulunamadı. Yine soruşturma kapsamında yurt dışında olduğu tespit edilen Şeyma Subaşı, Şevval Şahin ve Mert Vidinli hakkında yakalama kararı verildi.

30 Aralık 2025’te İstanbul’a dönen Şeyma Subaşı gözaltına alındı, savcılıktaki ifade işlemleri tamamlanan Subaşı hakkında yurtdışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol kararı verildi.

28 Aralık’ta sabah saatlerinde yine İstanbul’daki çeşitli adreslere baskınlar düzenlendi ve rapçi Ege Karataşlı, model Buse İskenderoğlu, eski Habertürk Genel Yayın Yönetmeni Veyis Ateş ile sosyal medya fenomeni Taner Çağlı’nın da aralarında olduğu 23 kişi gözaltına alındı.

Bunlardan Veyis Ateş, Ege Karataşlı ve Taner çağlı tutuklanırken, diğer isimler serbest bırakıldı.

Soruşturmanın dördüncü dalgası kapsamında 5 Ocak’ta gözaltına alınan 26 kişi, 6 Ocak sabah saatlerinde Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’ne sevk edildi.

BEBEK OTEL'İN SAHİBİ MUZAFFER YILDIRIM TUTUKLANDI

Savcılıkta alınan ifadelerin ardından 19 kişi tutuklama, 3 kişi ev hapsi şeklinde adli kontrol talebiyle Sulh Ceza Hakimliği’ne çıkarıldı. 4 kişi ise doğrudan serbest bırakıldı. Hakimlik, 19 şüphelinin tutuklanamsına karar verdi.

Tutuklananlar arasında Bebek Otel’in sahibi Muzaffer Yıldırım, otelin Genel Müdürü Arif Altınbulak, sosyal medya fenomeni Burak Altındağ ile kamuoyunda “Ciciş kardeşler” olarak bilinen isimlerden Ceyda Ersoy’un da yer alması dikkat çekmişti.

Öte yandan Habertürk’te çalışan gazeteci ve spikerler hakkında da uyuşturucu soruşturması sürüyor. Bu soruşturma kapsamında eski Habertürk Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Akif Ersoy ve spiker Ela Rümeysa Cebeci tutuklandı.

***






zaman: Şubat 10, 2026 Hiç yorum yok:
Bunu E-postayla GönderBlogThis!X'te paylaşFacebook'ta PaylaşPinterest'te Paylaş
Önceki Kayıtlar Ana Sayfa
Kaydol: Yorumlar (Atom)

Öne Çıkan Yayın

soL "Köşebaşı +Gündem" -10 Şubat 2026-

Bunun arkasında da rant var: Kandilli Rasathanesi gözlemevi neden İznik’e taşınmak zorunda kaldı?-Burcu Günüşen-  Konu ABD’li bir akademisye...

  • halkTV "Köşebaşı" -12 Aralık 2025-
     Laleli Çamaşırhanesi -3- Videoya çektiler: ‘Cırt’ sesi geldikçe bağırıyor! “Maşallah, Maşallah!..”-Bahadır Özgür- İstanbul Cumhuriyet Başsa...
  • 30 milyon dolarlık fakir + Baron’un masal güzergahı + 496 kişilik baron listesi -Timur Soykan / BİRGÜN -
    30 milyon dolarlık fakir  Merter’de 30 milyon dolarlık vurgun yapan döviz bürosunun sahibi icra takiplerine karşı dava açtığı mahkemeye ‘Fak...
  • halkTV -25 Aralık 2025-
    Kaza ya da değil ama soru şu: Haddad’ın ölümü kimin işine yarar?-Mustafa K. Erdemol-  Libya Genelkurmay Başkanı Muhammed el Haddad’ın  “tekn...

Bu Blogda Ara

  • Ana Sayfa

Hakkımda

Fotoğrafım
ATEŞTEN GÖMLEK
Profilimin tamamını görüntüle

ARŞİV

  • Şubat (29)
  • Ocak (81)
  • Aralık (75)
  • Kasım (83)
  • Ekim (65)
  • Eylül (58)
  • Ağustos (61)
  • Temmuz (89)
  • Haziran (89)
  • Mayıs (60)
  • Nisan (79)
  • Mart (62)
  • Şubat (72)
  • Ocak (77)
  • Aralık (96)
  • Kasım (129)
  • Ekim (106)
  • Eylül (69)
  • Ağustos (118)
  • Temmuz (118)
  • Haziran (113)
  • Mayıs (134)
  • Nisan (134)
  • Mart (151)
  • Şubat (129)
  • Ocak (129)
  • Aralık (110)
  • Kasım (108)
  • Ekim (84)
  • Eylül (110)
  • Ağustos (72)
  • Temmuz (87)
  • Haziran (96)
  • Mayıs (89)
  • Nisan (92)
  • Mart (63)
  • Şubat (63)
  • Ocak (94)
  • Aralık (82)
  • Kasım (96)
  • Ekim (90)
  • Eylül (7)
  • Ağustos (83)
  • Temmuz (92)
  • Haziran (101)
  • Mayıs (104)
  • Nisan (104)
  • Mart (113)
  • Şubat (117)
  • Ocak (114)
  • Aralık (105)
  • Kasım (74)
  • Ekim (41)
  • Eylül (17)
  • Ağustos (70)
  • Temmuz (89)
  • Haziran (65)
  • Mayıs (47)
  • Nisan (99)
  • Mart (71)
  • Şubat (70)
  • Ocak (118)
  • Aralık (92)
  • Kasım (87)
  • Ekim (63)
  • Ağustos (34)
  • Temmuz (82)
  • Haziran (58)
  • Mayıs (65)
  • Nisan (56)
  • Mart (65)
  • Şubat (44)
  • Ocak (52)
  • Aralık (36)
  • Kasım (41)
  • Ekim (36)
  • Ağustos (36)
  • Temmuz (76)
  • Haziran (25)
  • Mayıs (65)
  • Nisan (92)
  • Mart (123)
  • Şubat (135)
  • Ocak (163)
  • Aralık (171)
  • Kasım (161)
  • Ekim (106)
  • Eylül (151)
  • Ağustos (198)
  • Temmuz (126)
  • Haziran (134)
  • Mayıs (177)
  • Nisan (119)
  • Mart (159)
  • Şubat (132)
  • Ocak (149)
  • Aralık (137)
  • Kasım (119)
  • Ekim (137)
  • Eylül (130)
  • Ağustos (103)
  • Temmuz (79)
  • Haziran (116)
  • Mayıs (98)
  • Nisan (113)
  • Mart (161)
  • Şubat (110)
  • Ocak (101)
  • Aralık (87)
  • Kasım (36)
  • Ekim (75)
  • Eylül (44)
  • Ağustos (18)
  • Temmuz (2)
  • Ocak (1)
  • Eylül (2)
  • Ağustos (5)
  • Temmuz (2)
  • Haziran (5)
  • Mayıs (16)
  • Kasım (4)
  • Ekim (14)
  • Eylül (24)
  • Ağustos (19)
  • Temmuz (27)
  • Haziran (32)
  • Mayıs (60)
  • Nisan (23)
  • Mart (28)
  • Şubat (24)
  • Ocak (39)
  • Aralık (31)
  • Kasım (28)
  • Ekim (27)
  • Eylül (14)
  • Ağustos (29)
  • Temmuz (27)
  • Mayıs (11)

Kötüye Kullanım Bildir

Çizgilerin dili

Çizgilerin dili

GÜNCEL NOTLAR

ZAMAN TÜNELİNDE İSTANBUL

ZAMAN TÜNELİNDE İSTANBUL
Sarayburnu

Translate

FAVORİLERİM

  • Karanlık Yol-Orhan Gökdemir
  • Mülkiye Dergisi
  • VİZYONDAKİLER

BLOG LİSTEM

  • Anasayfa - Bir + Bir
    Express 183 (2024-09) - Meram • Şehir Hatları: Türkiye’den Hollanda’ya bir sürgün hikâyesi –Adem Özgür • Mumbai veya Bombay –Nagehan Uskan • Silezya: Geçmişin kâbusları, geleceğin...
    9 ay önce
  • BirGun.net
    -
  • Cumhuriyet Portal - Ana Sayfa
    -
  • Diken
    Görele Belediye Başkanı Hasbi Dede tutuklandı - Görele Belediye Başkanı Hasbi Dede tutuklandı 10.02.2026 Diken Giresun'da CHP'li Görele Belediye Başkanı Hasbi Dede, hakkında yürütülen soruşturma kapsamı...
    50 dakika önce
  • Gazete Duvar
    -
  • SOL-Haber
    ‘Kapitalizme kaybediyoruz’ Bilal Erdoğan’ı tanıyalım… - AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan, özellikle son birkaç aydır sürekli kameralar karşısına geçiyor, hemen her gün bir yerde gündeme dair ...
    1 saat önce

ABONE OL:

Kayıtlar
Atom
Kayıtlar
Tüm Yorumlar
Atom
Tüm Yorumlar

Wikipedia

Arama sonuçları

Basit teması. Tema resimleri luoman tarafından tasarlanmıştır. Blogger tarafından desteklenmektedir.