6 yaşında istismara maruz bırakılan H.K.G. davası: Hiranur Vakfı kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel'e tahliye
Hiranur Vakfı kurucularından Yusuf Ziya Gümüşel'in 6 yaşındaki kızının istismar davasında gelişme yaşandı. Gümüşel hakkında adli kontrol şartıyla tahliye kararı verildi. Kararın ardından Cübbeli Ahmet adıyla bilinen Ahmet Mahmut Ünlü "Büyük bir sevinçle karşıladım" dedi.
Kızı H.K.G.’nin 6 yaşında dini nikahla "evlendirilmesi" ve cinsel istismara maruz bırakılmasına ilişkin tutuklanan İsmailağa Cemaati'ne bağlı Hiranur Vakfı kurucularından Yusuf Ziya Gümüşel hakkında adli kontrol şartıyla tahliye kararı verildi.
Ünlü Erdoğan ile görüşmüştü
Gazeteci Timur Soykan’ın ortaya çıkardığı istismarla ilgili mahkeme kararının ardından Cübbeli Ahmet adıyla bilinen Ahmet Mahmut Ünlü de açıklama yaptı. Ünlü, "Büyük bir sevinçle karşıladım" dedi. Ünlü ayrıca tahliye kararı nedeniyle Yeni Şafak'a da teşekkür etti. Ünlü açıklamasında "Geçen haftalarda yaptığım iki mühim görüşmenin de inşâellâh bunda olumlu bir tesîri olmuştur diye düşünüyorum" dedi. Ünlü yakın zamanda AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı ziyaret etmişti.
Ünlü şu ifadeleri kullandı:
"Yusuf Ziya Gümüşel Hocaefendi kardeşimizin hapisten halâsı ve tahliye kararı aldığını şu an itibarıyla büyük bir sevinç içerisinde öğrenmiş bulunuyorum.
Yıllardır duâlar edip hâcet namazları kıldık. Daha bir önceki gece, Hicri yılbaşında 444 hatm-i şerîf ve milyonlarca salevât-ı şerîfenin duâsında onun da kurtuluşuna niyet ettik. Geçen haftalarda yaptığım iki mühim görüşmenin de inşâellâh bunda olumlu bir tesîri olmuştur diye düşünüyorum.
Allah-u Teâlâ, kendisine bir daha hapis yüzü göstermesin. Ailesiyle huzur üzere, Mahmûd Efendi Hazretleri’mizin tecdîd buyurduğu Ehl-i Sünnet yoluna hizmetini dâim eylesin. Âmîn!
Tahliyesinde emeği geçen yetkili, yetkisiz herkese, bazı konularda mühim görüş ayrılığımız olsa da bu konuda özel emeği geçtiğini bildiğim Yeni Şafak câmiasına ve en büyük yardım olarak duâlarıyla destekte bulunan bütün Müslümanlara bu vesîleyle teşekkürü bir borç bilirim."
H.K.G mahkemeye 6 ve 13 yaşlarında bu kişilerle çekilen nişan fotoğraflarını delil olarak sunmuştu
Hiranur Vakfı'nın kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel'in, kızı H.K.G'yi 6 yaşındayken Kadir İstekli’yle evlendirdiğine dair haber ilk olarak 3 Aralık'ta BirGün gazetesinde Timur Soykan'ın imzasıyla yayımlanmıştı.
Haberde, İsmailağa Cemaati’ne bağlı Hiranur Vakfı'nın kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel’in kızı H.K.G'nin, 6 yaşından itibaren bir cemaat mensubu ve aynı zamanda komşuları olan bir yetişkin erkek tarafından cinsel istismara maruz bırakıldığı; 13 yaşında bu kişiyle nişanlanıp 14 yaşında evlendirildiği; 17 yaşında anne olduğu; 18 yaşında ise resmi nikahının kıyıldığı anlatılıyordu.
H.K.G'nin 2021 yılında boşandıktan sonra mahkemeye giderek cinsel istismar davası açması ve hem cinsel istismara göz yummakla suçlanan ailesinin, hem de iddia edilen suçun failinin iddiaları yalanlaması üzerine H.K.G, mahkemeye 6 ve 13 yaşlarında bu kişilerle çekilen nişan fotoğraflarını delil olarak sunmuştu.
Soykan'ın konuyla ilgili yaptığı devam niteliğindeki haberde, bu kez bu fotoğraflar yayımlanmıştı.
Haberin ardından olayla ilgili Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatılmıştı.
Dava sürecinde ne olmuştu?
İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı'nın, müşteki Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile müşteki H.K.G'nin avukatlarının sanıklarla ilgili tutuklama taleplerinin değerlendirilmesinin ardından mahkeme tarafından Kadir İstekli ile Yusuf Ziya Gümüşel hakkında yakalama emri çıkarılmıştı.
Bunun üzerine gözaltına alınan sanıklar, haklarındaki tutuklama kararlarının yüzlerine okunmasının ardından cezaevine gönderilmişti.
Mahkeme heyeti, 23 Ekim 2023'te açıkladığı kararında tutuklu sanık Kadir İstekli'ye "birden fazla kez çocuğun nitelikli cinsel istismarı" suçundan 30 yıl, baba Yusuf Ziya Gümüşel'e ise aynı suçtan 20 yıl hapis cezası vermişti.
Heyet, müşteki H.K.G'nin annesi Fatıma Gümüşel hakkında ise aynı suçtan 16 yıl 8 ay hapis cezasına hükmetmişti.
Kararı değerlendiren İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesi, Kadir İstekli hakkında 2004-2013'te çocuğun nitelikli cinsel istismarı, 2020'de ise eşe karşı nitelikli cinsel saldırı suçlarından 2 ayrı ceza verilmesi gerekirken tek bir suçtan cezalandırma yapıldığını belirtmişti.
Müşteki H.K.G'nin annesi Fatıma Gümüşel ve babası Yusuf Ziya Gümüşel hakkında verilen hapis cezalarında ise anne ve baba olmaları nedeniyle yasa gereğince artırım yapılması gerektiğini kaydetmişti.
Daire, dosyanın usul ve esas yönünden bozulmasına karar vererek dosyayı yerel mahkemeye iade etmişti.
16 Temmuz'daki duruşmada esasa ilişkin mütalaasını tekrar eden Cumhuriyet savcısı, sanık Kadir İstekli'nin "zincirleme şekilde çocuğun cinsel istismarı" ve "zincirleme şekilde eşe karşı cinsel saldırı" suçlarından 52 yıl 6 aya kadar hapis cezası ile cezalandırılmasını talep etmişti.
Sanık Yusuf Ziya Gümüşel'in "zincirleme şekilde çocuğun cinsel istismarı" suçundan 47 yıl 3 aya kadar hapsi istenen mütalaada, firari sanık Fatıma Gümüşel hakkında ise yakalanamadığı için dosyasının ayrılması istenmişti.
Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, sanık avukatlarının mazeret bildirmesi nedeniyle kararın bir sonraki celsede açıklanmasına hükmederek duruşmayı ertelemişti.
Nihayetinde mahkeme, Kadir İstekli'ye 36 yıl, Yusuf Ziya Gümüşel’e ise 18 yıl 9 ay hapis cezası vermişti.
Gericiler kampanya başlatmıştı
Timur Soykan'ın “Profesör Kâbus” haberi, gerici basın tarafından, yine Soykan'ın "6 yaşında evlendirilen kız çocuğu H.K.G" haberindeki suçluları aklamak için kullanılmaya çalışılmıştı. Milat'ın başlattığı gerici çağrıya Yeni Akit ve Yeni Şafak da katıldı ve "6 yaşında evlendirilen kız çocuğu H.K.G" dosyasının sil baştan ele alınması gerektiğini manşetine taşımıştı.
***
KDK’dan Gümüşel'in tahliyesine tepki: ‘Kararın sipariş üzerine alındığı açıktır, hepinizi yargılayacağız!’
İsmailağa Cemaati'ne bağlı Hiranur Vakfı kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel'in, 6 yaşındaki kızının istismarı davasında adli kontrol şartıyla tahliye edilmesine Kadın Dayanışma Komiteleri'nden (KDK) sert tepki geldi. "Cübbeli Ahme"in tahliyeyi "büyük müjde" olarak duyurmasına ve iktidarla yapılan görüşmelere işaret eden KDK, yayımladığı açıklamada "İstismar edenler, istismara göz yumanlar, istismarcıyı tahliye edenler... Size de Büyük Müjde: Hepinizi Yargılayacağız!" dedi.
6 yaşındaki kızı H.K.G.’yi dini nikahla müridi Kadir İstekli ile dini nikahla "evlendirdiği" ve çocuğun cinsel istismara maruz bırakılmasına neden olduğu için tutuklanan Hiranur Vakfı kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel hakkında adli kontrol şartıyla tahliye kararı verildi.
Tahliye kararının ardından kamuoyunda "Cübbeli Ahmet" olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü kararı sevinçle karşıladı. 8 Haziran'da AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşen Ünlü, "Geçen haftalarda yaptığım iki mühim görüşmenin de inşâellâh bunda olumlu bir tesîri olmuştur diye düşünüyorum" dedi ve Yeni Şafak’a teşekkür etti.
Tahliyenin ardından Kadın Dayanışma Komiteleri (KDK) yazılı bir açıklama yayımladı.
Kararın sipariş üzerine alındığına dikkat çekilen açıklamada, tarikatlara ve söz konusu tahliyeye zemin hazırlayanlara sert tepki gösterildi.
"Büyük Müjde: Hepinizi Yargılayacağız!” başlıklı açıklamanın tamamı şu şekilde:
6 yaşındaki kızı H.K.G.’yi müridi Kadir İstekli ile evlendiren Hiranur Vakfı kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı. Bu utanç verici karar bir kez daha güzel ülkemize çöken karanlığı gösterdi. Ve de bir kez daha kendini ülkenin sahibi sanan bir avuç asalağın istedikleri gibi at koşturacakları yanılsamasıyla hareket ettiğini gözler önüne serdi. Bu kararın sipariş üzerine alındığı açıktır. Cübbeli Ahmet’in kararı büyük müjde olarak duyurması da bundandır. Yandaş medyadan atılan manşetlerle, iktidar ile yapılan görüşmelerle tahliyenin yolunu hazırlayanlar varsın kendilerini bu ülkenin sahibi sansın. Yaslandıkları karanlık yerle bir edildiğinde ülkenin gerçek sahipleriyle tanışacaklar. İstismar edenler, istismara göz yumanlar, istismarcıyı ve suç ortaklarını tahliye edenler, o tahliyeye coşkuyla eşlik edenler… Size de Büyük Müjde: Hepinizi Yargılayacağız!
Ünlü tahliyeyi nasıl duyurmuştu?
“Cübbeli Ahmet” adıyla bilinen Ahmet Mahmut Ünlü tahliye için "Büyük bir sevinçle karşıladım" dedi. Ayrıca tahliye kararı nedeniyle Yeni Şafak'a da teşekkür etti. Açıklamasında "Geçen haftalarda yaptığım iki mühim görüşmenin de inşâellâh bunda olumlu bir tesîri olmuştur diye düşünüyorum" dedi. Ünlü yakın zamanda AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı ziyaret etmişti.
Ünlü şu ifadeleri kullandı:
"Yusuf Ziya Gümüşel Hocaefendi kardeşimizin hapisten halâsı ve tahliye kararı aldığını şu an itibarıyla büyük bir sevinç içerisinde öğrenmiş bulunuyorum.
Yıllardır duâlar edip hâcet namazları kıldık. Daha bir önceki gece, Hicri yılbaşında 444 hatm-i şerîf ve milyonlarca salevât-ı şerîfenin duâsında onun da kurtuluşuna niyet ettik. Geçen haftalarda yaptığım iki mühim görüşmenin de inşâellâh bunda olumlu bir tesîri olmuştur diye düşünüyorum.
Allah-u Teâlâ, kendisine bir daha hapis yüzü göstermesin. Ailesiyle huzur üzere, Mahmûd Efendi Hazretleri’mizin tecdîd buyurduğu Ehl-i Sünnet yoluna hizmetini dâim eylesin. Âmîn!
Tahliyesinde emeği geçen yetkili, yetkisiz herkese, bazı konularda mühim görüş ayrılığımız olsa da bu konuda özel emeği geçtiğini bildiğim Yeni Şafak câmiasına ve en büyük yardım olarak duâlarıyla destekte bulunan bütün Müslümanlara bu vesîleyle teşekkürü bir borç bilirim."
***
Trump açıkça ilan etti: İsrail’in Lübnan savaşında yeni taşeron Suriye -Can Kuyumcuoğlu-
ABD Başkanı Trump, İsrail’e “Hizbullah’la Suriye ilgilensin” dediğini açıkladı. Şara yönetimini ve Erdoğan’ı öven Trump’ın sözleri, HTŞ yönetimindeki yeni Suriye’ye biçilen rolü gösterdi: İsrail’in Lübnan’daki savaşını başka araçlarla sürdürmek.
ABD Başkanı Donald Trump, Washington’un yeni Suriye planını açıkça dile getirdi.
Trump, İsrail’e Hizbullah’la mücadeleyi Suriye’ye bırakmasını önerdiğini söyledi. Böylece ABD’nin yıllardır savaş, yaptırım, cihatçı örgütler ve bölgesel müttefikleri eliyle şekillendirdiği Suriye’ye biçtiği yeni rol de netleşti: İsrail’in Lübnan’daki savaşına alan açmak.
Fransa’daki G7 Zirvesi kapsamında Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamid El Sani ile görüşmesi öncesinde konuşan Trump, İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarından “rahatsız” olduğunu söyledi. Ancak bu rahatsızlık, Lübnan’daki saldırganlığın durdurulmasına değil, operasyonun başka bir aktör üzerinden sürdürülmesine bağlandı.
Trump, “İsrail’e, Hizbullah meselesini Suriye’nin halletmesine izin vermesini söyledim. Açık konuşmak gerekirse, bence bunu daha iyi yaparlar” dedi.
ABD Başkanı’nın sözleri, İsrail’in Lübnan’daki saldırılarının hedefini değil, yöntemini tartışmaya açıyor. Washington, Hizbullah’ın tasfiyesi ve İran’ın bölgedeki müttefiklerinin kuşatılması hedefinden vazgeçmiş değil. Trump’ın önerisi, İsrail’in doğrudan saldırılarının yarattığı siyasal maliyeti azaltmak ve aynı hedefi HTŞ lideri Ahmed Şara yönetimindeki Suriye üzerinden sürdürmek anlamına geliyor.
‘İsrail yapamıyorsa Suriye yapsın’
Trump’ın açıklaması bu açıdan bir itiraf niteliğinde. ABD Başkanı, İsrail’in Lübnan’daki saldırılarını eleştirirken, Lübnan halkının egemenliğini ya da bölgesel barışı savunmadı. Tersine, Hizbullah’a karşı operasyonun Suriye’deki HTŞ rejimine devredilebileceğini söyledi.
Bu, İsrail’in savaşının bitirilmesi değil, taşeronlaştırılması anlamına geliyor.
Trump’ın “Suriye bunu daha iyi yapar” sözleri, ABD’nin yeni Suriye yönetimine bakışını da ortaya koyuyor. Washington açısından Şara yönetiminin değeri, İsrail’in güvenliği ve İran’ın yalnızlaştırılması için üstlenebileceği rolle ölçülüyor.
Cihatçı yönetim ‘normalleşme’ adı altında sahaya sürülüyor
Trump’ın işaret ettiği Suriye, yıllarca El Kaide bağlantılı El Nusra çizgisinden gelen, ardından Heyet Tahrir’uş Şam adıyla yeniden örgütlenen cihatçı hareketin iktidarındaki Suriye.
HTŞ lideri Ahmed Şara, Batı başkentlerinde ve Körfez’de “yeni Suriye’nin lideri” olarak parlatılırken, örgütün cihatçı geçmişi ve İslamcı karakteri bilinçli biçimde geri plana itiliyor. Şara yönetimi, “ılımlılaşma”, “istikrar” ve “normalleşme” başlıkları altında meşrulaştırılıyor.
Oysa bugün Trump’ın sözleri, bu meşrulaştırma sürecinin gerçek hedefini bir kez daha gösterdi. Yeni Suriye, egemen ve bağımsız bir ülke olarak değil, ABD-İsrail düzeninin bölgedeki ihtiyaçlarına yanıt verecek bir aparat olarak kurgulanıyor.
Şara’nın İslamcı yönetiminin Hizbullah’a karşı kullanılabileceğinin bu kadar açık biçimde söylenmesi, Suriye’nin nasıl bir bölgesel göreve hazırlandığını ortaya koyuyor.
İsrail, Lübnan ve Suriye'nin haritadaki konumları.Erdoğan ve Şara’ya övgü: Ankara bu tablonun neresinde?
Trump’ın açıklamasında dikkat çeken bir başka unsur da AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a dönük övgüydü.
ABD Başkanı, Şara’nın “iyi iş çıkardığını” söylerken Erdoğan’ı da aynı cümlenin içine yerleştirdi. Trump, Suriye’yi yöneten kişinin Erdoğan’la birlikte ülkeyi “yeniden bir araya getirdiğini” ileri sürdü.
Bu sözler, Ankara’nın yeni Suriye yönetiminin inşasında oynadığı rolün Washington tarafından açıkça görüldüğünü gösteriyor. AKP iktidarı, yıllardır Suriye politikasını “güvenlik”, “istikrar” ve “normalleşme” başlıklarıyla gerekçelendirdi. Gelinen noktada ise bu hattın İsrail’in güvenliği, Hizbullah’ın kuşatılması ve İran’ın bölgedeki etkisinin kırılmasıyla aynı düzleme oturduğu görülüyor.
Türkiye’nin desteklediği ve Batı’yla koordinasyon içinde meşrulaştırılan yeni Suriye yönetimi, bugün Trump’ın ağzından İsrail’in Lübnan savaşında devreye sokulacak aktör olarak tarif ediliyor.
Bu tablo, AKP’nin Suriye politikasının “İsrail’e karşı zafer” diye sunulmasının ne kadar temelsiz olduğunu da ortaya koyuyor. Suriye’nin mevcut hali, en çok İsrail’in elini rahatlattı.
Şara ve ErdoğanSuriye’nin mevcut hali İsrail’e nasıl alan açtı?
Esad yönetiminin devrilmesi ve HTŞ’nin iktidara taşınması sonrasında Suriye, İsrail açısından büyük bir stratejik boşluğa dönüştü.
İsrail, Suriye’de askeri ve bilimsel altyapıyı defalarca hedef aldı. Golan’daki işgalini genişletti. Suriye hava sahası İsrail’in bölgesel operasyonları için daha elverişli hale geldi. Filistinli direniş gruplarının yıllarca ilişki kurabildiği Suriye, HTŞ iktidarıyla birlikte bambaşka bir hatta yerleştirildi.
Şara yönetimi ise İsrail’in saldırganlığı karşısında krizi büyütmekten kaçınan, hatta Batı’yla ilişkilerinde İsrail’le normalleşme başlığını tümüyle dışlamayan bir çizgi izledi.
Daha önce ABD’li ve İsrailli yetkililerin Suriye ile İsrail arasında normalleşme ihtimalini gündeme getirmesi boşuna değildi. Şara’nın İsrail’le ilişkilere açık olduğu, İbrahim Anlaşmaları modelinin Suriye ve Lübnan’a genişletilmesinin tartışıldığı haberleri, bugünkü Trump açıklamasının zeminini oluşturuyordu.
Esad'ın devrilmesinden saatler sonra Golan Tepeleri'ne gelen İsrail Başbakanı Netanyahu, burada İsrail askerlerine seslenirken.İbrahim Anlaşmaları’nın yeni halkası mı?
Trump’ın sözleri, yalnızca Lübnan ya da Suriye sınırıyla sınırlı bir askeri başlık olarak görülemez. Bu açıklama, ABD ve İsrail’in bölgede kurmaya çalıştığı yeni normalleşme düzeninin parçası.
İbrahim Anlaşmaları, İsrail’in Filistin’i ezmeye devam ettiği koşullarda Arap ülkeleriyle ilişkilerini normalleştirmesinin aracı oldu. Bu anlaşmalar “barış” diye sunuldu, ancak esas işlevi İsrail’in bölgesel meşruiyetini artırmak, İran’ı çevrelemek ve Filistin meselesini tasfiye etmekti.
Bugün Suriye ve Lübnan’ın bu hatta eklenmesi konuşuluyor. Trump’ın “Hizbullah’la Suriye ilgilensin” sözleri de aynı stratejinin devamı: İran’ın bölgedeki müttefikleri yalnızlaştırılacak, İsrail’in güvenliği bölge ülkelerinin iç politikalarına ve sınır düzenlemelerine bağlanacak, yeni Suriye yönetimi de bu düzenin parçası haline getirilecek.
Bu nedenle Trump’ın açıklaması, yalnızca İsrail’in Lübnan saldırılarına dair bir taktik öneri değil. ABD’nin İran’ı yalnızlaştırma, Hizbullah’ı kuşatma, Suriye’yi İsrail’le uyumlu bir güvenlik düzenine yerleştirme planının açık ifadesi.
Lübnan için yeni tehlike: Savaşın Suriyeleştirilmesi
Suriye’nin Hizbullah’a karşı devreye sokulması, Lübnan açısından da büyük bir tehlike anlamına geliyor.
Lübnan’ın iç dengeleri, Suriye-Lübnan sınırı, Hizbullah’ın askeri ve siyasi varlığı, İsrail saldırıları ve İran’la ilişkiler zaten kırılgan bir hatta ilerliyor. Böyle bir tabloda Şara yönetimindeki Suriye’nin Hizbullah’a karşı sahaya sürülmesi, Lübnan’daki savaşı bölgesel bir hesaplaşmanın yeni aşamasına taşıyabilir.
Trump’ın önerisi, Lübnan’ın egemenliğini de Suriye’nin egemenliğini de tanımıyor. ABD Başkanı’nın cümlesinde Lübnan, İsrail ve Suriye arasında paylaştırılacak bir operasyon sahasına indirgeniyor. Suriye ise kendi geleceğine karar veren bir ülke değil, İsrail’in yapamadığı ya da yapmakta zorlandığı işi üstlenmesi beklenen bir aparat olarak tarif ediliyor.
Lübnan'ın güneyinde bir İsrail tankı.Yeni Suriye’nin gerçeği
Batı başkentlerinde, Ankara’da ve Körfez’de “yeni Suriye” diye pazarlanan düzenin gerçeği Trump’ın sözlerinde özetlendi.
Bu Suriye; cihatçı kökleri unutturulmak istenen bir HTŞ yönetimi altında, Batı’yla ve Türkiye’yle koordinasyon içinde yeniden şekillendirildi. Bu Suriye; İsrail’in saldırılarına yanıt vermeyen, İsrail’le normalleşme kapısını açık tutan, İran’ın bölgesel bağlarını zayıflatmak için kullanılabilecek bir ülke haline getirildi. Bu Suriye; bugün Trump tarafından Hizbullah’a karşı göreve çağrılıyor.
Dolayısıyla Trump’ın açıklaması bir gaf değil. ABD’nin, İsrail’in ve bölgedeki müttefiklerinin Suriye’ye biçtiği rolün ilanı.
Başka bir dewyişle, İsrail’in Lübnan’daki savaşını durdurmak istemiyorlar. Savaşı başka araçlarla, başka aktörlerle, başka sınırlar üzerinden sürdürmek istiyorlar.
Bu planın adına da “normalleşme” değil, "emperyalist bölge düzeninin yeni aşaması" denebilir.
Bahçeli’nin ‘Lübnan’ önerisi de aynı hatta oturuyordu
Trump’ın “Hizbullah’la artık Suriye ilgilenecek” sözleri, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin daha önce gündeme getirdiği “Lübnan’ın Suriye’ye bağlanması” önerisini de yeniden hatırlattı.
soL’da Yiğit Günay'ın kaleme aldığı “Akıl tutulması: Bahçeli'nin ‘Lübnan’ önerisi, ABD ve İsrail'in ekmeğine nasıl yağ sürüyor?” başlıklı analizde, Bahçeli’nin önerisinin “devlet aklı” ya da “bölgesel çözüm” görünümü altında sunulsa da, gerçekte ABD ve İsrail’in Lübnan’ı yeniden dizayn etme, Hizbullah’ı tasfiye etme ve İsrail’in güvenlik kuşağını genişletme hedefleriyle örtüştüğü vurgulanmıştı.
Bu hattın devamında yine Yiğit Günay'ın yazdığı “ABD ve İsrail’in Suriye-Lübnan politikası farklılaşıyor, Bahçeli İsrail’in tarafını tutuyor” başlıklı analizde ise, İsrail’in HTŞ yönetimindeki Suriye’nin Lübnan’a dönük daha doğrudan bir rol üstlenmesini istediğine dikkat çekilmişti. ABD’nin o aşamada daha temkinli bir pozisyon aldığı, buna karşılık Bahçeli’nin çıkışının İsrail’in Suriye-Lübnan hattındaki beklentileriyle örtüştüğü belirtilmişti.
Trump’ın son açıklaması, bu tartışmayı yeniden güncel hale getirdi. ABD Başkanı’nın İsrail’e “Hizbullah meselesini Suriye’ye bırakın” dediğini açıklaması, Bahçeli’nin önerisinin yalnızca tuhaf bir çıkış olmadığını, bölgede ABD-İsrail ekseninde tartışılan daha geniş bir planla aynı zemine oturduğunu gösterdi.
Bu planın merkezinde Lübnan’ın egemenliği, Suriye’nin bağımsızlığı ya da bölge halklarının güvenliği yok. Merkezde İsrail’in güvenliği, Hizbullah’ın kuşatılması, İran’ın yalnızlaştırılması ve HTŞ yönetimindeki yeni Suriye’nin bu düzenin kullanışlı bir parçası haline getirilmesi var.
/././








