AKP’ye geçen Özlem Çerçioğlu nasıl korumaya alındı?-Tolga Şardan-
CHP’liyken hakkında adli süreç başlatılan Çerçioğlu’nun akabinde AKP’ye geçmesi, İller İdaresi Genel Müdürü Mehmet Emin Bilmez ile Mülkiye Teftiş Kurulu Başkanı Yavuz Selim Akkoç’u endişelendirmiş. Görevlendirilen müfettişler aradan geçen süre ve yazışmalara karşın henüz Aydın’a uğramış değiller! Müfettişlerin “bir zahmet” hazırlayacağı rapor doğrultusunda akıbeti belli olacak kısmetse. Şimdi Çerçioğlu’yla ilgili süreç sınavında sıra, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’de...
“Bağımsız yargı”, ülke genelinde CHP’li belediyeler başta olmak üzere muhalefetteki yerel yönetimlere karşı “son derece hızlı” ve “affetmeyen” tutum içinde.
Büyük – küçük ayrımı yapılmaksızın tamamına yakını CHP’li belediye başkanı olan başkanlar birbiri ardında cezaevine gönderiliyor.
İçişleri Bakanlığı da haklarında başlatılan adli soruşturmalar kapsamında tutuklanan belediye başkanlarını görevden alıyor. Sokak köpekleriyle mücadelede olduğu gibi kimi muhalif belediye başkanlarına yönelik de haklarındaki müfettiş raporları doğrultusunda “soruşturma izni” vermekten geri durmuyor.
Yönetim süreci içinde yasalara göre hareket etmeyen yerel yöneticiler için yargı yoluna gidilmesinde elbette sakınca yok. Yargı önünde aklanmaları gerekir.
Ancak benzer konumdaki AKP’li belediye başkanları için aynı şeyleri söylemek saha örneklerine bakınca pek mümkün değil.
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, geçen marttaki açıklamasında, her ne kadar 2024’teki yerel seçimlerin ardından 472 AKP’li, 217 CHP’li, 78 MHP’li, 16 DEM Parti belediyeye yönelik soruşturma açıldığını söylese de aslolan “soruşturma izni” verilenlerin sayısı! Açılıp kapatılan soruşturmalar pek sağlıklı bir süreci işaret etmiyor ne yazık ki.
Çerçioğlu dosyası hangi aşamada?
Son dönemde CHP’den AKP’ye geçen belediye başkanları oldu. Bu isimlerin öne çıkanlarından birisi, “Topuklu Efe” namıyla bilinen Aydın’ın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’ydu.
CHP’den başkan seçilen Çerçioğlu, ağustostan bu yana AKP’li olarak siyasetin içinde.
Bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan; 14 Ağustos’ta, AKP’nin 24. Kuruluş Yıldönümü gününde genel merkezdeki törende Çerçioğlu’nun yakasına yeni partisinin rozetini taktı.
Şimdi, Çerçioğlu’nun CHP’den AKP’ye geçişi ve sonrasında yaşananlarla ilgili bilgi aktaracağım.
Ancak öncesinde söyleyeyim; Çerçioğlu’nun süreci sadece örneklerden birisi.
Çerçioğlu CHP’li olarak Aydın Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı yürütürken, hakkında Aydın Cumhuriyet Başsavcılığı’na “görevi kötüye kullanma” iddiasıyla suç duyurusu yapıldı.
Başvurunun yapıldığı tarih, 2025’in ilk ayları. Başvurunun sahibi, Aydın’da yaşayan Haldun Haşmet Aysan.
Başvurunun konusu, daha doğrusu konuları; Aydın Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı’nın 2017 – 2024 yılları arasında gerçekleştirdiği sekiz ayrı ihalede usulsüzlük yapıldığı iddiası. İhalelerin içeriği ise; kentin çeşitli cadde, mahalle ve bulvarlarında üst yapı, alt yapı ve sanat yapıları yapım işi.
Sekiz ihalenin toplam bedeli ise yaklaşık 8,5 milyar lira.
Suç duyurusunda Çerçioğlu’nun yanı sıra belediyenin Genel Sekreteri Ertuğrul Yamen, belediyenin Fen İşleri Daire Başkanı Ufuk Serdar Özmen ile ihaleyi alan firmaların sahipleri Aykut Yağmur ve İsmet Durnabaş yer aldı.
Suç duyurusu üzerine Aydın Cumhuriyet Başsavcılığı, Çerçioğlu ve belediye yöneticisi iki kişinin haklarında adli soruşturma açılabilmesi için gereken soruşturma izni konusunda İçişleri Bakanlığı ile yazışma yaptı.
Savcılık, İçişleri Bakanlığı İller İdaresi Genel Müdürlüğü’ne gönderdiği 17 Temmuz 2025 tarihli beş sayfalık yazıda, sekiz ihalede yapılan yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarına yer verdi.
Yazının Aydın’dan Ankara’ya gönderildiği günlerde, Çerçioğlu henüz CHP’de.
Sonra neler yaşandı?
Sonrasında Topuklu Efe Çerçioğlu, Ankara’da 14 Ağustos günü iktidar partisine katıldı.
Aradan geçen sürede Ankara’dan yani İçişleri Bakanlığı’ndan Aydın Cumhuriyet Başsavcılığı’na herhangi bir yazı ulaşmayınca savcılık tekrar harekete geçti.
Başsavcılık, yine İller İdaresi Genel Müdürlüğü’ne gönderdiği 18 Kasım 2025 tarihli yazıyla bir kez daha Çerçioğlu ve iki belediye yönetici hakkında hangi işlemlerin yapıldığını sordu. Başsavcılık, “herhangi bir karar verilip verilmediğini, karar verilmiş ise bir örneğinin savcılığa gönderilmesini” istedi.
Bu yazının geldiği gün Çerçioğlu, üç aydan fazladır AKP’liydi!
Bakanlık kulağının üzerine yattı!
Savcılığın bir kez daha bilgi istemesi üzerine, deyim yerindeyse kulağının üzerine yatan İçişleri Bakanlığı harekete geçmek zorunda kaldı.
İller İdaresi Genel Müdürlüğü’nden Genel Müdür Yardımcısı Eyüp Özdemir imzasıyla savcılığa gönderilen 21 Kasım 2025 günlü yazıyla, bilgi talebinin 22 Ağustos 2025 tarihli yazıyla iddiaları araştırmakla görevli Mülkiye Teftiş Kurulu Başkanlığı’na gönderildiği kaydedildi.
Savcılığın bilgi talebi yazısı Mülkiye Teftiş Kurulu’na teslim edildiğinde Çerçioğlu henüz bir haftalık AKP’liydi.
Bürokratik tanımlamayla “el yakacak top”un İller İdaresi Genel Müdürlüğü’nden Mülkiye Teftiş Kurulu’na ulaşmasıyla birlikte bu kez “zorunlu” hâlde harekete geçen birim Mülkiye Teftiş Kurulu oldu.
Müfettiş atanmasında dikkat çeken tarih!
Kurul Başkan Yardımcısı Hamdi Öncü imzasıyla hem Aydın Cumhuriyet Başsavcılığı hem de İller İdaresi Genel Müdürlüğü’ne gönderilen 26 Kasım 2025 günlü yazıda, Çerçioğlu ve belediye personeli hakkındaki iddiaların araştırılması amacıyla dönemin İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın onayıyla 11 Ağustos 2025 tarihinde müfettiş görevlendirildiği açıklandı.
Burada müfettiş görevlendirme tarihine dikkatinizi çekerim; 11 Ağustos 2025, yani Çerçioğlu’nun AKP rozeti takmasından üç gün önce!
Çerçioğlu’nun merkezinde olduğu o dönemki siyesi gelişmeleri hatırlayın; ana muhalefetten iktidar partisine geçiş sürecinde epeyce iddia gündeme gelmişti Çerçioğlu hakkında.
Devam ediyorum.
İçişleri Bakanlığı’na bağlı İller İdaresi Genel Müdürlüğü ile Mülkiye Teftiş Kurulu’nun yazışmalarına göre, Aydın Büyükşehir Belediyesi’nin AKP’li Başkanı Özlem Çerçioğlu ve iki yöneticisi hakkında müfettişler inceleme başlattı.
Fakat sonrasında Aydın Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan Ankara’ya bir yazı daha geldi.
Yazının tarihi, 26 Mart 2026. Yani, İçişleri Bakanlığı Mülkiye Teftiş Kurulu’nun yine savcılığa gönderdiği cevabi yazıdan tam dört ay sonra!
Başsavcılık, 18 Kasım 2025 tarihli yazısında olduğu gibi İçişleri Bakanlığı İller İdaresi Genel Müdürlüğü’nden sürecin akıbetini bir kez daha sordu.
İller İdaresi Genel Müdürlüğü, istediği bilginin verilmesini sağlamak amacıyla 6 Nisan 2026 günlü ve altında Genel Müdür Yardımcısı Eyüp Özdemir imzasının yer aldığı yazıyla Mülkiye Teftiş Kurulu’nu yeniden uyardı.
Şaşırtan onay tarihi
Gelen yazı üzerine Mülkiye Teftiş Kurulu’nun, savcılık ve İller İdaresi Genel Müdürlüğü’ne ikinci kez gönderdiği 10 Nisan 2026 tarihli ve Başkan Yardımcısı Hamdi Öncü’nün imzası bulunan yazı tek cümlelikti: “Bakanlık makamının 11.08.2026 tarihli onay emri kapsamında Mülkiye Müfettişliğince yürütülen araştırma / ön inceleme süreci devam etmektedir. Bilgilerinize rica ederim.”
Dikkati çekti mi bilemiyorum; bu yazıda bakanın onay emri 11 Ağustos 2026! Henüz bu tarihi yaşamadık! Daha bir aydan fazla zaman var.
Oysa bakanın onay emri 11 Ağustos 2025’ti.
Bu tarih hatası, yazımdan mı kaynaklı? Yoksa savcılığı oyalama taktiği mi bilemiyorum. Kaldı ki, böylesine önemli bir konuda yazışma hatası yapılması da bakanlıkta işlerin hangi ciddiyetle yapıldığının göstergesi maalesef. Yanı sıra, söz konusu yazışmalarda genel müdür ve kurul başkanı yerine imza atanların bir alt kademedeki bürokratlar olması da ayrıca dikkat çekici.
Anlaşılan, CHP’liyken hakkında adli süreç başlatılan Çerçioğlu’nun akabinde AKP’ye geçmesi, İller İdaresi Genel Müdürü Mehmet Emin Bilmez ile Mülkiye Teftiş Kurulu Başkanı Yavuz Selim Akkoç’u endişelendirmiş.
Hiç imza yönergesi demesinler, istedikleri zaman istedikleri yazıya imza atmaya yetkililer.
Müfettişler kayıp!
Bu arada aldığım bilgiye göre, 11 Ağustos 2025’te alınan bakan onayı çerçevesinde Mülkiye Teftiş Kurulu Başkanlığı’ndan görevlendirilen müfettişler aradan geçen süre ve yazışmalara karşın henüz Aydın’a uğramış değiller!
Çerçioğlu hakkında suç duyurusunda bulunan Haldun Haşmet Aysan, aynı zamanda Aydın’da yaşaması ve siyaseti yakından takip etmesi nedeniyle gelişmeleri anbean izliyor.
Müfettişlerin kente gelmemesine dikkat çekti son görüşmemizde. Tabii kente gelmeyen müfettişler, Ankara’dan kağıt üzerinde rapor hazırlayacaksa o raporun çok sağlam karşılığı olmayacaktır.
Buraya kadar okuduklarınız, ülkedeki siyasetin bir fotoğrafı. Aydın Adliyesi’ndeki dosya halen açık. Müfettişlerin “bir zahmet” hazırlayacağı rapor doğrultusunda akıbeti belli olacak kısmetse. Ancak görünen o ki; yakın zamanda sonuçlanacak gibi de durmuyor.
Şimdi Çerçioğlu’yla ilgili süreç sınavında sıra, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’de. Bakalım, kendisi nasıl hareket edecek? Gereğini mi yapacak? Yoksa “bırakın saçlar dağınık kalsın” misali sessizliğe devam mı edecek?
/././
Gazeteciler Hazar Dost ve Kayhan Ayhan gözaltına alındı -Ceren Bayar-
Gazeteci Hazar Dost, 2018’de katıldığı bir eylem gerekçe gösterilerek gözaltına alındı. Dost'un alışveriş yaptığı manavdan gözaltına alındığı kaydedildi. Birgün gazetesi muhabiri Kayhan Ayhan da "Evime polis geldi gözaltına alınıyorum" paylaşımı yaparak gözaltına alındığını duyurdu.
Gazeteci Doğu Eroğlu, Hazar Dost'un gözaltına alındığını sosyal medya hesabından duyurdu. Eroğlu, "Daha önce hakkında karar verilmiş ancak istinaftan dönmüş bir dosyada ifadesi eksikmiş. Ne zaman istenirse ifade vermeye gideceği nöbetçi savcıya izah edildi ama riskli bulunmuş. Velhasıl bu geceyi karakolda gözaltında geçirecek, yarın Küçükçekmece Adliyesinde ifadesini verecek. Sağlığı iyi, morali yerinde. Mahallede alışveriş yaptığı manava bir anda dört polisin girip kendisini karakola götürdüğünü anlatıyor. Yani GBT’de falan işlem yapılmış değil, muhtemelen yüz tanıma sistemine takılıp gözaltına alındı. NATO Zirvesi öncesi gözaltı furyasına bir ek daha yani." ifadelerini kullandı.
https://membrana-cdn.media/video/t24/external-2199981-20260707-desktop.mp4?r=81555
Birgün gazetesi muhabiri Kayhan Ayhan da "Evime polis geldi gözaltına alınıyorum" paylaşımı yaparak gözaltına alındığını duyurdu.
Ayhan'ın halkı yanıltıcı bilgiyi yayma" iddiasıyla gözaltına alındığı bildirildi.
***
NATO gözaltıları bir şeyin tatbikatı mı?-Mehmet Y. Yılmaz-
Gözaltı ve tutuklama operasyonları NATO zirvesinin yapılacağı Ankara'da durmuyor, ülkeye yayılıyor. Demek ki “artık fişleme yok” dedikleri iş, yeniden başlamış; belki de hiç bitmemişti. Bütün bu operasyonların nedeni sadece “protesto filan olmasın, NATO liderlerine mahcup olmayalım” düşüncesi olabilir mi? Bu bana çok naif bir yaklaşım gibi geliyor. Bu acaba “ileride ne olur ne olmaz” diye tasarlanmış çok daha büyük bir planın bir parçası mı? Bir “tatbikat” mı? Olabilir de olmayabilir de. Ancak bu iş başladığından beri yaşadıklarımızın mantıklı bir tek açıklaması yok.
Başta Cumhurbaşkanı olmak üzere bütün devletimiz NATO liderleri gelecekler diye tatlı bir telaş içindeler.
Gerçi bu tatlı heyecan dalgasının önemli bölümü Trump gelecek diye ama bunu açıkça söylemek yakışık almıyor tabii.
Devlet yetkililerimizin, “Netanyahu’nun ruh ikizi geliyor” diye çok mutlu olduklarını belli etmelerini zaten biz de istemeyiz.
Aslına bakarsanız Trump gibi sosyopat eğilimler gösteren tiplere, dışardan bakıldığında “yağcılık” gibi görünen muameleler yapılmasında bir sakınca yok.
Onunla bir işinizi görmek istiyorsanız, biraz pohpohlamanız çok yararlı olur.
Ama dozunu, ayarını iyi bilmek lazım tabii.
Çok aşırıya kaçarsanız da bu kez sosyopatın egosu iyice patlar, beklenmedik rezilliklere yol açabilir, aman diyeyim!
En iyisi “deli, deliyi görünce sopasını saklar” kıvamını tutturabilmektir.
Ankara’da teftiş temizliği olanca hızıyla sürerken diğer yandan da bazı T.C. vatandaşları beşer, onar gözaltına alınıyor, tutuklanıyor.
Sabaha karşı evler basılıyor, gazeteciler, öğretim üyeleri, sendikacılar, sivil toplum kuruluşlarında faaliyet gösterenler toplanıyor.
Görüntü biraz 12 Eylül sabahını andırıyor ama sanırım şimdilik politikacılara ilişmiyorlar.
Gözaltına alınan ve tutuklanan yurttaşlarımızın nasıl seçildiğini bilemiyoruz.
“Silahlı gizli örgüt” deniliyor ama ortada ne silah var ne de örgüt.
Bu iş başladığında genel kanı bu “meydan temizliğinin” nedeninin NATO toplantısı olduğu idi.
NATO liderleri gelecek, Ankara sokaklarında protesto filan olmasın, “elin gavuruna mahcup olmayalım” diye düşünüldüğü tahmin ediliyordu.
Ama gördük ki bu iş Ankara’da durmuyor. İzmir'den Kocaeli'ye, Kırklareli'den Niğde'ye uzanan böyle bir dizi anlamsız gibi görünen gözaltı ve tutuklamalar yapılıyor.
Bu sadece belli başlı kentlerle mi sınırlı kalacak yoksa başka illerde de devamı gelecek mi bilmiyoruz.
Bildiğimiz şu ki evlerinden sabahın köründe toplanıp, özgürlüklerinden edilen insanlar beş benzemez.
Ortak özellikleri muhalif görünmeleri.
Bir başka bildiğimiz de şu ki ortada fol yok yumurta yokken bu insanları polisimizin, jandarmamızın elleriyle koymuş gibi evlerinden topladığı.
Demek ki “artık fişleme yok” dedikleri iş, yeniden başlamış; kim bilir, belki de zaten hiç bitmemişti.
Buna da acaba “devlet aklından” mülhem, “devlet refleksi” mi desek?
15 Ağustos 2013 günü o tarihte Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan, “fişlendik ama fişlemedik” demişti ama önemli değil.
Neler söylenmedi ki bugüne kadar?
Bütün bu tutuklamaların, ev baskınlarının nedeni sadece “NATO liderleri gelecek, protesto filan olmasın, mahcup olmayalım” düşüncesi olabilir mi?
Bu bana çok naif bir yaklaşım gibi geliyor.
Ayrıca NATO liderlerinin hepsinin kendi memleketinde de böyle protestolar filan oluyor, oralarda devlet yöneticilerinin bu nedenle yüzlerinin kızardığını filan hiç duymadık.
Yani zaten onların hepsi buna alışık.
Ayrıca NATO toplantısı Ankara’da. İstanbul’da, İzmir’de, Kocaeli'de, Kırklareli'de aynı operasyonların anlamı ne?
Bu acaba “ileride ne olur ne olmaz” diye tasarlanmış çok daha büyük bir planın bir parçası mı?
Bir “tatbikat” mı?
Devletimizi yönetenlerin Anayasa, kanun ve hukuk tanımazlıkları o noktaya geldi ki günün birinde bunların hepsini toptan yok saymaya kalkarlarsa oluşabilecek tepkilere karşı alınacak tedbirlerle ilgili bir tatbikat yapılıyor olabilir mi?
Olabilir de olmayabilir de tabii.
Ancak unutmayalım ki bu iş başladığından beri yaşadıklarımızın mantıklı bir tek açıklaması yok.
Türk hukukunda henüz işlenmemiş bir suçun yasaklandığı veya tehlikeli olduğu düşünülen kişileri toplumdan uzak tutmak amacıyla uygulanan bir “önleyici tutuklama” sistemi yok.
Birilerini tutuklayacaksanız bu sadece işlenmiş bir suç için ve o da yeterli delil ve tutuklamayı haklı kılacak sebep varsa mümkün olabilecek bir şey.
Buna rağmen insanlar evlerinden böyle toplanabiliyorsa, bunun daha büyük bir planın parçası olması ihtimalini göz ardı edebilir miyiz?
Konuyla alakası yok ama Cumhurbaşkanı’nın 15 Ağustos 2013 günü yaptığı konuşmayı hatırlayınca orada söylediği bir sözü aktarayım istedim.
O gün “er ya da geç kendini kudretli sanan Firavuna hesap soracak bir Musa çıkar” da demişti; çok beğenmiş, ezberlemiştim.
Meydanlarda “Eyyy Sisi” diye dört parmak havada bağırıldığı günlerdi; hey gidi hey!
/././




















