PISA evreni çağ nüfusunun yüzde 40’ından mı oluştu? -Adnan Gümüş- Oyun içinde oyun mu var sorusunu, güvensizlikleri aştığımızda başka bir seviyeye geçeceğiz. Görece başarısızları MESEM’e/çıraklığa gönderir, devamsız hale getirirsek, okuldan gönderirsek, geriye görece daha başarılılar kalır. Eğitimin idesi amacı ise herkesi en iyi noktaya çekebilmektir.
2026-2027 eğitim öğretim yılı tüm kademelerde bu hafta başlamış oldu. Öncelikle tüm çocuk ve gençlerimize en başta ulaşım ve beslenmeleri olmak üzere karınları tok, zihinleri ve ufukları açık, hak ve özgürlüklerine saygılı, nitelikli, kendilerini ve toplumu gerçekleştirici geliştirici, en iyi en güzel eğitim öğretim yılı dileklerimizi iletelim.
Güncel gündem PISA sonuçlarının açıklanması ve değerlendirilmesi. Türkiye PISA’da önceki yıllara göre anlamlı olarak üç alanda da daha başarılı sonuçlar almış bulunuyor, hatta bu eğilimi ile tüm diğer ülkelerden ayrışmış gözüküyor. Bu eğitim tarihinde dersler çıkarılacak kadar önemli bir üç yıllık farklılaşma. İşin içinde oyun varsa bu da eğitim tarihinde önemli bir örnek olay sayılacaktır.
Konuyu değerlendirebilmek için bu sonuçların gerçek bir başarıya mı evren ve örneklem farklılaşmalarına mı dayandığı sorusunun öncelikle açıklığa kavuşturulması gerekiyor.
Evrende açık lise, MESEM, kayıtsızlar, devamsızlar, geçici korumadakiler yer aldı mı?
Sınav sonuçları sınava girenlerin sorulan soruların niteliğine uygun yanıtlarını (doğru yanıtlama düzeylerini) gösterdiğinden en temel soru sınava kimlerin girdiğidir.14-17 yaş grubunda 5 milyon 95 bin 578 nüfusa kayıtlı ve 252 bin 231 Geçici Koruma kapsamında kişi yer almaktadır (toplam 5 milyon 347 bin 809). Bunlardan 3 milyon 185 bin 893 kişi kayıtsız, devamsız, MESEM-Çıraklık veya Açık Okullarda bulunmaktadır. Bu oransal olarak çağ nüfusunun 59,57’sine denk gelmektedir.
Çok somut olarak; MEB Eğitim İstatistiklerinde 2024-25 eğitim öğretim yılı 17 yaş net okullaşma oranı %67,63 olup bunun içinde kaydı süren devamsızlar, açık okullular, MESEM’liler yer almaktadır. Bunlar çıkınca geriye ne kalmaktadır, %67’nin sadece devamsızlar bile eklendiğinde (genel ortaöğretimde %28’e, MTAL’de %50’ye varıyor) nereye düştüğüne dair bir tahminde bulunabilirsiniz.
Yani PISA evreni çağ nüfusunun yaklaşık %40’ına mı karşılık geliyor, öncelikle bunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Dahası seçilen okul ve öğrencilerin niteliği sınav sonucunun ana sebebini veriyor, bu okullarda, geriye kalanlardan da daha mı nitelikli olanlar dahil edildi, bu sorunun da açıklığa kavuşturulması gerekiyor.
Örneklemde daha başarılı öğrenciler görece daha yüksek mi temsil edildi?
MEB’in yayımladığı PISA raporunda evren ve örneklem yapısı ile ilgili okul türlerine, okul sınıf seviyesine, bölgelere ve cinsiyete göre bilgiler paylaşılıyor ama en önemli olan puanlı puansız okul bilgisi, anne baba eğitim düzeyine göre bilgi, okul öncesi eğitim süresine göre bilgi gibi bazı önemli çapraz bilgiler yer almıyor.
Örneklemde/sınavda 7.702 öğrenci yer alıyor.
Mevcut sınırlı bilgiler bile bu dağılımda bazı gri noktalara işaret ediyor. Örneğin Sosyal Bilimler, MTAL ve Fen Liseli öğrenciler toplam öğrenci ağrılığına göre daha yüksek temsil edilirken ÇPAL’ler, Ortaokuldaki 15 yaş grubu, İmam Hatip, Güzel Sanatlar, Spor Liseleri daha az temsil ediliyor. Sadece Anadolu Liseleri ağırlığına uygun yer alıyor.
Dahası her okul türünde de okullar arasında başarı farklılaşması çok yüksek bulunuyor, en başta da sınavlı merkezi yerleştirme ile ve yerel yerleştirme ile öğrenci alan okullar arasında. Kaldı ki sınavsız okullar arasında da büyük farklılaşmalar bulunuyor. Örneklem ise daha başarılı okulların daha yüksek temsil edildiğine işaret ediyor.
Her okulun veya öğrencinin LGS sınav sonuçları var, ortaokul mezuniyet notları var, bunlar bakımından örneklem nasıl oluştuğuna dair bilgiler rahatlıkla verilebilir, ama raporda bu ayrıntılar yer almıyor.
Yine rapordaki bilgilere bakıldığında; çağ nüfusuna kıyasla bölgesel farklılaşmalar da bulunuyor. Doğu Karadeniz, Ege, Orta Anadolu, Ortadoğu Anadolu, Kuzeydoğu Anadolu Bölgeleri daha fazla temsil edilirken özellikle Güneydoğu çok daha düşük oranda temsil ediliyor.
Dahası her okul türünde de okullar arasında başarı farklılaşması çok yüksek bulunuyor, en başta da sınavlı merkezi yerleştirme ile ve yerel yerleştirme ile öğrenci alan okullar arasında. Kaldı ki sınavsız okullar arasında da büyük farklılaşmalar bulunuyor. Örneklem ise daha başarılı okulların daha yüksek temsil edildiğine işaret ediyor.
Her okulun veya öğrencinin LGS sınav sonuçları var, ortaokul mezuniyet notları var, bunlar bakımından örneklem nasıl oluştuğuna dair bilgiler rahatlıkla verilebilir, ama raporda bu ayrıntılar yer almıyor.
Yine rapordaki bilgilere bakıldığında; çağ nüfusuna kıyasla bölgesel farklılaşmalar da bulunuyor. Doğu Karadeniz, Ege, Orta Anadolu, Ortadoğu Anadolu, Kuzeydoğu Anadolu Bölgeleri daha fazla temsil edilirken özellikle Güneydoğu çok daha düşük oranda temsil ediliyor.
Çağ nüfusunda ve net okullaşma oranlarında erkeklerin oranları 1-3 puan daha yüksek olmakla birlikte PISA’da kadınlar daha çok temsil edilmiş bulunuyor (%53). Bu bile örneklemle ilgili soru işaretleri oluşması için yeterli bir işaret sayılır.
Seçilen okullarda öğrenciler sınava mı hazırlandı?
Evren ve örneklemin yansızlığı ölçme değerlendirmenin temel ilkesidir. Acaba bu belirlenen okullarda çocuklar özel olarak PISA sınavına mı hazırlandı? Buna yönelik de sorular bulunmaktadır.
PISA yetkilileri ve MEB’e açık net üç soru: Evren ve örneklem kimlerden oluştu?
2024 Aralık nüfus durumunda 15 yaşta olanlar 1 milyon 271 bin 487 kişidir. 2025 Aralık nüfus durumuna göre 15 yaşta olanlar 1 milyon 262 bin 672 kişidir. Bunlara 250 bin civarında Geçici Koruma çağ nüfusu da eklenmelidir.
Net üç soru şu şekildedir:
1-PISA evreninde bu 1 milyon 500 bini aşkın çağ nüfusunun ne kadarı evren içinde sayılmıştır?
2-Örneklemde yer alan öğrenciler daha başarılı olanlar arasından mı daha fazla seçilmiştir? Soruyu biraz açarsak PISA Türkiye sınavlarında merkezi yerleştirme puanı ile yerleştirilen öğrenci sayısı ve oranı nedir? Özellikle Fen, Sosyal Bilimler ve merkezi puanlı görece daha başarılı okul ve öğrenciler örneklemde daha fazla mı yer almıştır? MESEM öğrencileri, Açık Okul öğrencileri, devamsız öğrenciler sınavlarda temsil edilmiş midir? Kayıt dışı kalanlarla birlikte ne kadar oran evren ve örneklemde temsil edilmemiştir? 15 yaş öğrenci toplam sayısına göre hangi okullardan öğrenciler daha ağırlıklı temsil edilmiştir? Geçici Koruma ve yabancı öğrenciler ne kadar örneklemde yer almıştır?
Kısaca dezavantajlı aile/okul/öğrenci kümesi ağırlıklarına uygun şekilde sınavda temsil edildi mi, evren ve örneklem çağ nüfusunun özelliklerine uygun şekilde oluşturuldu mu?
3-Sınav öncesi sürece müdahil olundu, bu okullarda öğrenciler sınava mı hazırlandı?
Nitelikli bilimsel, eleştirel, yüksek eğitim öğretim önemli
PISA sonuçlarının ve bu sorularımızın gösterdiği durum veya yapılabilecek en genel çıkarım ise şudur: Nitelikli eğitim her çocuğun hakkı, ne kadar nitelikli, kapsayıcı, bilimsel, eleştirel eğitim öğretim yapılabilirse o çocuk ve okullar daha başarılı oluyor.
PISA sonuçlarında da zaten okul türlerine göre puanlar çok açık farklılaşmalar taşıyor.
PISA’nın niçin yapıldığı ve kapitalizmi meşrulaştırıp meşrulaştırmadığı gibi köklü soruları paranteze aldığımızda bile, yükseköğretim mezunu anne baba oranının artması, Türkiye’de 1990’lardan başlayarak yükseköğretimin genişlemesi, bugün bu anne babaların çocuklarının sınava giriyor olması yani aile/anne baba eğitiminin etkisi önemlidir, bu olumlu bir gelişimdir. PISA sonuçları, daha önceki yıllardan raporlar, anne baba SES Sosyoekonomik Düzeyinin başarı farklılaşmalarının %65-70’ini açıkladığını gösteriyordu, anne baba ne kadar eğitimli ise çocuk da o kadar başarılı oluyor.
Okul türleşmeleri ve müfredatlarının da etkisi ayrı ayrı değerlendirilmek durumunda, Fen, Sosyal ve Genel Anadolu Liselerindeki öğrencilerin MTAL ve İmam Hatiplerden çok daha yüksek başarı gösterdikleri de açık.
Kısaca mevcut rapordan çıkarımlar yapılırsa, hem her çocuğa nitelikli bilimsel eleştirel eğitim sunmamız hem de yükseköğretime eriştirebilmemiz gerekiyor. Anne babaları hazırlamak, geleceği hazırlamak önemli bulunuyor.
Zorunlu eğitimin de MTAL ve İmam Hatiplerin daha başarısız kaldığı açık olduğundan genel ve temel bilgi beceri duyarlılıklara odaklanması gerekiyor, hayatı ve dünyayı kavramaya, toplumsal güç ilişkilerini eleştirel olarak okuyabilmeye öncelik verilmesi gerekiyor. Toplumsal etik ve estetik duyarlılıkları ise PISA zaten pek ölçmüyor, ölçtüğü kısma da geçen defa Türkiye katılmamıştı, ancak eğitim öğretimin birincil görevi bilgi, beceri ile birlikte insani toplumsal etik ve estetik duyarlılıkları desteklemektir.
Her çocuğumuza, her gencimize çağın en iyi bilgi sanat felsefe beceri duyarlılıklarını sunabilme dileğiyle iyi bir yeni eğitim öğretim yılı dileyelim ve gerçekleştirilebilmesi için mücadeleyi sürdürelim.
Toplumu, çocukları, bakanlığı alavere dalaverelere karşı savunalım.
Yan yana gelmesi insanlık dışı olan iki kelime; işçi ve çocuk.
Bir zamanlar Güney Asya’nın çocuklarının üzerine çöken kara ölüm, çocuk yaştaki seks işçileri (?), ucuz, hatta bedava, ağır işlerde çalıştırılan çocuk işçiler, sömürgeci kapitalistlerin Afrika madenlerinde telef ettiği çocuklar, deri koltuklu, mısır patlaklı Avrupa sinemaların vicdan yıkamacı kötü filmlerinin konusu oldular. İnsanlar, sanki başka bir gezegende olan biteni izliyormuş gibi küçük bedenlerin ağır yükler altında ezilmesini Frigo yiyerek izlediler ve sinema çıkışında ayakkabı boyamaya çalışan çocuğu görmeden günlük yaşamlarına döndüler. Metrolarda, trenlerde harmonika ile “Çav Bella” çalarmış gibi yapan 12 yaşındaki ablasının önünde naylon bardakla para toplamaya çalışan, kulağı kulaklıkla, kalbi vurdumduymazlıkla tıkalı abilerin, ablaların önünde gülücük yapmaya çalışan 6 yaşındaki Rukiye’yi görmezden geldiler.
Bu filmleri izleyen gençlerin bugünkü dünyasında, benzer ölümlerin ülkemizde yaşanıyor olması, yaşanıyor olmasıyla birlikte konuyu herkesin duymazdan gelmesi, bu işlerden sorumlu insanların bırakın önlem almayı, işçi ve çocuk cinayetlerinin artmasına kesin neden olacak uygulamaların planlayıcısı ve yürütücüsü olmaları, daha da kötüsü, her ölümden tanrıyı sorumlu tutmaları inanılır gibi değil.
Böyle eğitim olmaz. Almanya’da, Hollanda’da, Fransa’da var da oralarda neden hiç çocuk iş cinayeti olmuyor. Hristiyanlar da “Takdiri ilahi”, “Mesleğin fıtratı” filan yok mu?
Yoksa sorumlular, bizimkilerin aksine, üstlerine değil de vicdanlarına mı sorumlu oralarda.
18. BRICS Zirvesi 12-13 Eylül’de Yeni Delhi’de toplandı. Zirve sonuç bildirisi oy birliğiyle kabul edildi, ama bunun bedeli metnin içinin boşaltılması oldu. Ortadoğu’ya ilişkin ifadelerde, sabaha kadar süren pazarlığın ardından “azami itidal” çağrısı geçen yıl Rio’da yer alan kınama ifadesinin yerini aldı. Ticaret savaşı ABD’nin adı anılmadan eleştirildi. Modi teknolojinin ve kritik minerallerin silah olarak kullanılmasına karşı uyardı, ama bunu kimin yaptığını söylemedi. Dönem başkanlığı 2027 için Çin’e geçti. BRICS son genişlemeden sonra zaten Çin’in arka bahçesi haline geldiği için bu yılki sade suya tirit zirveden sonra gelecek seneden beklentimiz büyük.
Toplantının asıl çıktısı kapanış oturumunda geldi. Xi Jinping yapay zekanın küresel yönetiminin Küresel Güney’de kalması için bir seri öneri sundu; aralarında BRICS üyeleri için açık kaynak yapay zekâ bölgesi kurmak, büyük dil modellerinde ortaklaşma ve mühendis yetiştirmek için iş birliği var. Ortak bildiri bu önerileri sahiplenmedi ve ortak sonuç bildirisinde yapay zekâda erişilebilirlik ifadesiyle yetindi, çünkü Hindistan Çin’in açık kaynak sürecine önderlik etmesini istemiyor. Nitekim Xi bir gün önce de BRICS üyelerini Dünya Yapay Zekâ İş Birliği Örgütü’ne çağırmıştı. Bu örgüt 16 Temmuz’da 29 ülkenin imzasıyla kuruldu, üye sayısı 37’ye çıktı. Kurucular arasında tek bir G7 ya da AB üyesi yok. Haliyle zirvenin dönem başkanı Hindistan da yok.
ABD’nin ticari yaklaşımına kıyasla Çin’in açık kaynak yapay zeka yaklaşımı övülüyor ama açık kaynak yapay zekânın açıklığının da sınırı var. Modellerin eğitimi sırasında öğrenilen sayısal parametreler paylaşılıyor ama eğitim verişi, kaynak kodun tamamı ve ticari kullanım hakları özel bir şirketin ya da devletin tekelinde kamusal erişime kapalı kalabiliyor. Örneğin, açık model deposu Hugging Face’in ağustos raporuna göre Alibaba’nın Qwen’i altı ayda 3 milyar indirmeyi aştı, Google’ın açık modelleri 418 milyon, Meta’nınkiler 227 milyon kez indirildi. Ama modeli indirmek ile o modeli sıfırdan üretebilmek aynı şey değil çünkü modellerin asıl gücü altyapılarındaki çip, hesaplama gücü ve veri merkezlerinden geliyor.
BRICS üyeleri açık kaynak yapay zekayı tartışırken, aynı hafta sonu tartışma Washington’da ters yönde ilerledi. Anthropic 10 Eylül’de yayımladığı raporda Claude’un kötüye kullanıldığı vakaları sıraladı. Örneğin, İstanbul merkezli BBS Bilişim Teknolojileri’ne bağlanan bir hesap, Malezya’nın 222 seçim bölgesini etnik ve dini eksenlerde profilleyip bine yakın sahte hesap yöneten bir platform işletiyormuş. İki gün sonra Anthropic’in genel müdürü Dario Amodei model yeteneklerini artırma hızının duraklatılmasını önerdi. Bu öneri hem Trump hem de Çin hükümeti tarafından eleştirildi çünkü öncü yapay zeka modellerinin gelişiminin yavaşlaması önerisi Çin’e çip ihracatının kısıtlı kalmasını ve Amerikan modellerinin çıktılarıyla rakip model eğitilmesinin engellenmesini de içeriyor.
Trump Amodei’yi yapay zeka sürecini yavaşlatalım ve kontrol mekanizmaları geliştirelim dediği için eleştirdi ama aslında Antropic’in kurucusunun önerisi ABD hükümetinin yapay zeka değer zincirlerini tekelleştirme politikasının dışına çıkmıyor. ABD Dışişleri Bakanlığı aralık 2025’te Pax Silica girişimini başlattı. ABD, İngiltere, Japonya, Güney Kore, Singapur, Avustralya ve İsrail kurucu imzacı oldu. Haziran 2026’daki ikinci zirvede aralarında AB, Almanya, Hollanda ve Kazakistan’ın bulunduğu on ortak daha katıldı, imzacı sayısı 24’e çıktı. Girişim, kritik mineralden veri merkezine kadar bütün yapay zeka zincirini kapsıyor ve üye ülkelerin sadece tek bir değer zincirine bağlı kalmasını öngörüyor.
Pax Silica’ya dahil olan, daha doğrusu jeopolitik güvenlik kaygılarıyla dahil olmak zorunda kalan, Japonya ve Kore, madenden çipe, veri merkezinden modele uzanan değer zinciri katmanların tamamını kendileri için kurmak yerine ABD’nin bu zincirinde bazı katmanların vazgeçilmezi olmayı tercih ediyor ve yapay zeka egemenliği kavramını veri yerelleştirmesiyle kısıtlı tutuyorlar. AB ise Çin’e olduğu kadar ABD’ye bağımlılık konusunda da kaygılı olduğu için hâlâ özerkliğini koruyup kendi değer zincirini oluşturma derdinde. Yapay zeka egemenliğini böyle geniş bir çerçevede tanımlamasına rağmen bütün katmanlarda nasıl kapasite geliştireceğine dair bir planı yok çünkü halihazırda üretim ekipmanı imalatı kapasitesi var ama küresel hesaplama gücünün yüzde beşinden azına sahip.
Türkiye de AB’ye benzer bir yol izliyor. Haziranda Washington’da 34 ülkeyle birlikte Yapay Zekâ Fırsatı Bildirisi’ni imzaladı, çünkü bağlayıcı olmayan bir metindi ama Pax Silica Deklarasyonu’nu imzalamadı, çünkü ihracat denetimi uyumu ve bileşen taraması getiriyor. Aynı nedenle, değer zinciri tekelleşmesi getiren Şanghay merkezli örgüte de girmedi. 2026-2030 Yapay Zekâ Eylem Planı, dijital egemenlik başlığı altında TÜBİTAK’ın Türkçe dil modeli Bilge’ye 10 milyar dolarlık kaynak ayırdı.
TÜBİTAK’ın yerli dil modeliyle hedeflenen, yüksek teknolojili değer zincirlerine üretici olarak değil, ileri sanayi hizmeti sağlayıcısı olarak dahil olmak. Bu konuda rakip olduğu Hindistan örneği, sanayi olmadan hizmet sağlayıcısı olmanın istihdamı yine de düşürdüğünü gösteriyor . Bilişim hizmetleri ihracatı büyürken en büyük firma kadrosunun yüzde ikisini kesti. İmalatın milli gelir içindeki payı 2023’te yüzde 19.5 iken 2025’te yüzde 16.3’e indi, yüksek teknolojinin ihracat payı yüzde 3-4 bandında kaldı. Türkiye’de üretken yapay zekânın istihdamı tehdit ettiği işlerde 2.3 milyon kişi çalışıyor.
Kısacası, sanayi planı dijitalleşmenin tüm katmanlarını bir ekosistem mantığı içinde düşünmeyen ülkeler için yapay zekanın açık erişimli ya da ticari olması çok da farketmiyor çünkü yüksek teknoloji dijital altyapıda ya Çin’e ya ABD’ye bağımlı kalacaklar. Madalyonun iki yüzünde de aynı bağımlılık var.
















