Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü'nün İstanbul'daki jeomanyetik gözlemevindeki ölçümlerin yapılaşma ve gürültü gibi nedenlerle İznik'e taşınması 17 yılın ardından ABD'li bir araştırmacının sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla gündem oldu.
Arizona Üniversitesi’nden jeofizik doktoru Richard Cordaro önceki gün X hesabından yaptığı paylaşımda, bir kullanıcının Marmara Denizi’nde deprem olup olmayacağına dair sorusuna verdiği yanıtta, fay hattının kuzey ve güneyinde iki istasyon bulunduğunu, bunlardan birinin İstanbul’da diğerinin İznik’te olduğunu belirterek “Talihsiz bir kararla, Kandilli Gözlemevi İstanbul istasyonunu kapatmaya karar verdi” yazmıştı.
“Şimdi sadece bir istasyonla, sinyallerin Marmara Denizi içinden gelip gelmediğini bilemiyoruz. Umarım yetkili birileri Kandilli’yi İstanbul İstasyonunu yeniden açmaya ikna edebilir” diye yazan Cordaro’nun paylaşımı sonrası, Kandilli’deki istasyonda ölçüm yapılmamasının depremin önceden kestiriminde engel oluşturduğuna dair bilimsel dayanağı olmayan iddialar ortaya atıldı.
Kandilli'den açıklama: Yapılaşma ve gürültü nedeniyle İznik'e taşındı
Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü de bir açıklama yaparak mevcut bilimsel bilgi birikimi ve teknoloji düzeyi çerçevesinde, yalnızca jeomanyetik veriler kullanılarak yer, zaman ve büyüklük bilgilerini içeren güvenilir bir deprem tahmini yapılmasının mümkün olmadığını, bu yöndeki spekülatif iddiaların bilimsel bir dayanak taşımadığını bildirdi.
Açıklamada İstanbul’daki gözlemevinin “sistemlerinin kapatılmadığı”, ölçümlerin yapılaşma ve gürültü gibi çevresel manyetik kirliliğe bağlı nedenlerle İznik’e taşındığını ifade edildi.
Rasathanenin açıklamasına göre 1947’de kurulan İstanbul–Kandilli (ISK) Jeomanyetik Gözlemevi, 1997 yılında Uluslararası Gerçek Zamanlı Manyetik Gözlemevleri Ağı’na (INTERMAGNET) dahil edildi.
Ancak İstanbul’da zamanla artan yapılaşma, yoğun araç trafiği ve çevresel metalik unsurların oluşturduğu yapay manyetik gürültü, gözlemevinde yürütülen ölçümlerin uluslararası hassasiyet standartlarını karşılamasını sürdürülemez hale getirdi.
Bu nedenle ISK istasyonunun INTERMAGNET üyeliği 2004 yılında zorunlu olarak sonlandı.
Enstitü tarafından manyetik kirlilikten uzak ve daha izole bir bölgede, İznik’te (IZN) Jeomanyetik Gözlemevi kuruldu.
İstanbul'daki gözlemevinden son veri 2009'da paylaşıldı
Geçiş sürecinde her iki istasyon (ISK ve IZN) bir süre paralel çalıştı, ISK verileri de 2009 yılı sonuna kadar uluslararası veri merkeziyle paylaşılmaya devam etti.
Yani Cordaro’nun talihsiz bir kararla kapatıldığını söylediği ISK verilerinin uluslararası veri merkezi ile paylaşılmamasının 17 yıllık bir geçmişi var.
Kandilli İznik’teki gözlemevinin 2007 yılından beri INTERMAGNET üyesi olduğunu belirtirken, taşınma sürecinin bir kapatma değil, bilimsel gereklilikler doğrultusunda gerçekleştirilen bir modernizasyon ve yer değişikliği çalışması olduğunu aktarıyor.
Konuyla ilgili soL’un edindiği bilgiye göre her iki istasyonun da çalışır durumda olması bir zorunluluk değil. Zira INTERMAGNET’in internet sitesindeki Asya haritasına bakıldığında tek bir gözlemevinin bulunmadığı Uzak Asya’ya uzanan geniş bir coğrafya görülüyor.

Karabulut: Bu istasyonların amacı sadece deprem kestirimi değil
soL’a konuşan jeoloji mühendisi Doç. Dr. Savaş Karabulut da dünyadaki manyetik istasyonların standartları olduğunu ve buralarda yerin manyetik alanının değişimlerinin, iç ve dış kaynaklarının incelendiğini, bunların mühendislik alanında, eğitimlerde kullanıldığını, bu istasyonların amacının sadece deprem kestirimi olmadığını dile getirdi.
Arizona Üniversitesi’nden söz konusu paylaşımı yapan araştırmacının manyetik alandaki değişimlere bakarak depremlerin kestirimleriyle ilgili kendi görüşleri olduğunu ifade eden Karabulut ancak yer manyetik alanındaki parametrelerin tek başına kullanımının deprem kestirimi için yeterli olmadığını kaydetti.
Deprem öncesinde yeraltı sularında değişim, gaz çıkışı veya küçük depremler gibi birçok farklı parametreye bakıldığını ancak bunlara bakarak da tek başına depremlerin olacağının söylenemeyeceğini ifade eden Karabulut, yer manyetik alanındaki ani değişimlerin iç ya da dış kaynaklı pek çok nedeni olabileceğini belirtti.
'Çevresinde manyetik bir çivinin bile olmaması gerekiyor'
Karabulut burada önemli olanın şehirdeki rant yüzünden bir istasyonun atıl kalması olduğunu dile getirdi.
Kandilli’deki rasathane ilk kurulduğunda burasının yerleşimin olmadığı çok ıssız bir yer olduğunu dile getiren Karabulut, manyometrelerin çalıştığı yerlerde manyetik kalkan olması gerektiğini ifade etti: Mesela orada kullanılan çiviler bile pirinç çiviler, metal çiviler kullanılmaz. Yani manyetik alan ölçümlerinin yapıldığı yerde kesinlikle bir manyetik elektrik alanının, bir manyetik çivinin bile olmaması gerekiyor.
Yurtdışındaki laboratuvarların yüzde 99'unun manyetik kalkanla korunduğu söyleyen Karabulut “İçinde metal hiçbir şey bulamazsınız. Ve genellikle bunlar orman alanları içerisinde ıssız yerlere kurulur ki çevresel gürültülerden etkilenmesin” diye konuştu.
'Aynı şey İznik'in başına de gelecek'
Gürültüden kastedilenin burada elektrik alanlar, kablolar, binalar, her türlü metalik, elektrik ve manyetik alan olduğunu dile getiren Karabulut “Onun için ben rantsal bir dönüşümden dolayı böyle olduğunu söyledim. Zamanında orasını açmasalardı yerleşime. Fakat İznik'te bulunan rasathane etrafında şu an böyle bir gürültü yok. O yüzden de orası şu anda kullanılıyor. Fakat gelecekte aynı şey İznik’in başına da gelecek. Çünkü yine yapılaşmaya açılacak. Bu böyle gidecek” dedi.
Rasathaneyi kullanılamaz hale getiren rant hırsı
Aynı şeyin deprem kayıt istasyonları için de geçerli olduğunu dile getiren Karabulut bilim insanlarının bu “sessizlik isteyen ortamları”na kimsenin gürültü yaparak engel olmaması gerektiğini ifade ederek “Gürültü de rant hırsı oluyor. Bu işi buradan okumak gerekiyor” dedi.
Uluslararası bir kuruma veri sağlayan Kandilli Rasathanesi’nin atıl kalmasının nedeninin oradaki bilim insanları ya da cihaz değil çevresine yapılan yerleşim olduğunu vurgulayan Karabulut “Keşke zamanında buralar yerleşime, imara açılmasaydı. Durum bundan ibaret. Oraya yapılan yoğun yerleşimle rasathaneyi kullanılamaz hale getirdiler” diye belirtti.
ABD'li araştırmacıya tavsiye: Fay bölgelerine geçici istasyon kurabilir
Karabulut, Arizona Üniversitesi’nden konuyu gündeme getiren araştırmacıya dairse şunları söyledi: Bu kişinin verilere ihtiyacı var galiba. Amerikalı arkadaş bir çalışma yapmak istiyorsa yapacağı şu olmalı. Normalde deprem beklenen fayların olduğu bölgeye geçici istasyon kurması gerekiyor. Faya dik şekilde. Örneğin şu anda Marmara Denizi'de kırılma olacak. Kendisinin o zaman adalara, Marmara'nın güneyine, kuzeyine ve hatta daha fazla deniz dibine gerekirse, istasyonlar kurup yer manyetik alanında değişimin anomalisini yakalaması gerekiyor. Yani sadece Kandilli Rasathanesi’ndeki bir istasyonla bunu başaramaz.
/././
Sandık iradesi pazar tezgahına çıkarsa: Milyonlarca yurttaşın oyu çöpe gitti -Özkan Öztaş-
2024 yerel seçimlerinden bu yana parti değiştiren ya da AKP iktidarı tarafından kayyım atanan belediye sayısı 80'e dayandı. Siyasetin ilkesiz bir matematik hesabına ya da pazarlıklara teslim edildiği düzende, 2,5 milyonu aşkın seçmenin oyu transfer borsasında harcandı.
2024 yerel seçimlerini kazanan, sonrasında ise AKP'ye ya da farklı bir partiye geçen veya kayyım atanan belediyelerin sayısı 80'e dayandı.
Bu durum Ankara Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan'ın CHP'den istifa etmesi sonrası yeniden tartışma konusu oldu.
soL, belediye geçişlerinin, "boşa giden oyların" ve seçim darbelerinin listesini çıkardı.
Kimler yok ki aralarında...
CHP, Yeniden Refah Partisi, DEVA Partisi, İYİP, DEM Parti ve bağımsız adaylar...
Her birinden seçim sonrası AKP'ye transferler oldu.
Bu transfer haberlerinin yanına iktidarın seçim darbeleri de eklenince 80'e yakın örnekte "oyu boşa düşen" seçmen sayısı 2 milyon 551 bin 453'e ulaştı.
2,5 milyondan fazla oy, siyasetin matematik hesabına ya da AKP darbesine kurban gitti.
İhtimaldir ki listeye alınmayan örnekler de vardır, zira sayı o kadar fazla ki hem listesini tutmak hem de takibini yapmak imkansızlaşıyor artık.
Hizmet bahanesi, milli hassasiyet kılıfı ve feodal baskılar...
Parti değiştirenlerin gerekçeleri birbirinin kopyası. Burada sıklıkla karşılaşılan birkaç doğrultuyu hatırlatalım.
Örneğin Erzurum Aziziye Belediye Başkanı Emrullah Akpunar, "Belediye hizmetleri aksamasın" diye açıklama yapanlar arasında. Akpunar, merkezi hükümetin yatırım imkanlarından daha fazla faydalanmak için bu adımı attığını belirtiyor.
DEM Parti'den istifa eden Urfa Birecik Belediye Başkanı ise yaşadığı görüş ayrılıklarını ve yerel halkın "milli hassasiyetlerini" gerekçe göstererek istifa etmişti. Ağrı Taşlıçay Belediye Başkanı da yine DEM Parti'den istifasını parti içindeki "feodal yapıların ve baskıların" sonucu diye tarif etmişti.
Tüm bu isimlerin ötesinde yankı uyandıran kişi ise "topuklu efe" yani Özlem Çerçioğlu'ydu. Çerçioğlu istifa ederken, "Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı olarak ben ve üç belediye başkanımız; Cumhuriyet Halk Partisi içinde yaşadığımız sorunlar konusunda defalarca partinin yetkili makamlarında çözüm aramamıza rağmen maalesef bir sonuca ulaşamadık" diyordu.
Siyaset meydanı sirke dönüşürse
Bu çürümüşlükte kabahat, sadece "hain" damgası yiyerek gidenlerde değil; siyaseti ilke ve program temelinde değil, "kahramalarla" yapan düzen siyasetinde. Zira adı geçen her örnekteki belediye başkanı parti değiştirene kadar "makbul", değiştirdikten sonra suçlu olmuş oldu.
Tarihsel bir ders olarak önümüzde duruyor: Programa ve ilkeye dayanmayan her oy, gün gelir sahibine karşı silaha dönüşür. Bugün yaşanan tam da bu.
Tarihsel hatırlatma: Kanla kazanılan hak ucuza satılırken
İngiliz işçileri oy hakkı için barikatlarda can verdi, Fransız emekçiler burjuvazinin top ateşine tutuldu. Tarihin en kanlı kazanımlarından biri olan "genel oy hakkı", bugünün Türkiyesi'nde milletvekili pazarında bir takas aracına dönüşmüş durumda.
Siyasetin bir "matematik hesabı"na indirgendiği, ilkelerin yerini koltuk sayılarının aldığı bir düzeni normalleştirmeye çalışıyorlar. Ne yazık ki bu hesabın faturası, sandığa giden yurttaşa kesiliyor.
Halka sürekli olarak "oylar boşa gitmesin" deniliyor ancak halkın oylarının götürülüp teslim edildiği adaylar, çıkarları gereği bir anda parti değiştirip, iktidar partisine kapağı atıyor. Bu dönemde tam 65 belediye başkanı AKP'ye geçti.
Halkın oyu işte böyle çöpe atılıyor.
İşte saf değiştiren ve kayyım atanan belediyelerin listesi
- Cömert Özen - Adana / Feke (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
- Mahmut Dal - Adana / Saimbeyli (Eski: Bağımsız - Yeni: AKP)
- Haydar Sert - Adıyaman / Besni Suvarlı Belde (Eski: DEVA Partisi - Yeni: AKP)
- İsmet Aslan - Ağrı / Hamur (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
- Mehmet Ali Budak - Ağrı / Taşlıçay (Eski: DEM Parti - Yeni: AKP)
- Selahattin Aysu - Ağrı / Eleşkirt Yayladüzü Belde (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
- İlhami Zeyrek - Ağrı / Eleşkirt Yücekapı Belde (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
- İsmail Akpınar - Aksaray / Merkez Yeşiltepe Belde (Eski: İYİP - Yeni: AKP)
- Mesut Özarslan - Ankara / Keçiören (Eski: CHP - Yeni: Bağımsız)
- İsa Yıldırım - Antalya / Aksu (Eski: CHP - Yeni: AKP)
- Gökhan Budak - Ardahan / Göle (Eski: CHP - Yeni: AKP)
- Özlem Çerçioğlu - Aydın / Büyükşehir (Eski: CHP - Yeni: AKP)
- Mustafa İberya Arıkan - Aydın / Söke (Eski: CHP - Yeni: AKP)
- Osman Yıldırımkaya - Aydın / Sultanhisar (Eski: CHP - Yeni: AKPi)
- Malik Ercan - Aydın / Yenipazar (Eski: CHP - Yeni: AKP)
- Alpaslan Karabulut - Batman / Beşiri (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
- Halil İbrahim Karabulut - Batman / Beşiri İkiköprü Belde (Eski: DEM Parti - Yeni: AKP)
- Hamit Tutuş - Batman / Hasankeyf (Eski: CHP - Yeni: AKP)
- Gülistan Sönük - Batman / Merkez (Eski: DEM Parti - Yeni: Kayyım atandı)
- İmadeddin Ekmiş - Batman / Merkez Balpınar Belde (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
- Eşref Varol - Bingöl / Ilıcalar Belde (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
- Hayrettin Çiçek - Bingöl / Sancak Belde (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
- Sedat Uçar - Bingöl / Yedisu (Eski: İYİP - Yeni: AKP)
- İbrahim Ergün - Bitlis / Adilcevaz Aydınlar Belde (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
- Ayhan Çavuş - Çankırı / Orta Yaylakent Belde (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
- Şenol Öncül - Çorum / Ortaköy Aşdağul Belde (Eski: CHP - Yeni: AKP)
- Ali Açmaz - Elazığ / Arıcak Bükardı Belde (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
- Ramazan Aydın - Elazığ / Karakoçan Sarıcan Belde (Eski: Saadet Partisi - Yeni: AKP)
- Bayram Öztürk - Elazığ / Palu Beyhan Belde (Eski: Bağımsız - Yeni: AKP)
- Ebubekir Irmak - Elazığ / Sivrice (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
- Adem Gümüş - Erzincan / Tercan Kargın Belde (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
- Emrullah Akpunar - Erzurum / Aziziye (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
- Hayrettin Özdemir - Erzurum / Horasan (Eski: İYİP - Yeni: AKP)
- Nevzat Karasu - Erzurum / Köprüköy (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
- Mustafa Güzel - Gaziantep / Karkamış (Eski: CHP - Yeni: AKP)
- Umut Yılmaz - Gaziantep / Şehitkamil (Eski: CHP - Yeni: Bağımsız)
- Soner Erkan - Giresun / Eynesil Ören Belde (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
- Abdulbaki Kara - Gümüşhane / Şiran (Eski: Demokrat Parti - Yeni: AKP)
- Mehmet Sıddık Akış - Hakkari / Merkez (Eski: DEM Parti - Yeni: Kayyım atandı)
- Mustafa Kodal - Isparta / Yalvaç (Eski: İYİP - Yeni: AKP)
- Özlem Vural Gürzel - İstanbul / Beykoz (Eski: CHP - Yeni: AKP)
- Ahmet Özer - İstanbul / Esenyurt (Eski: CHP - Yeni: Kayyım atandı)
- Şükrü Genç - İstanbul / Sarıyer (Eski: CHP - Yeni: Bağımsız)
- Resul Emrah Şahan - İstanbul / Şişli (Eski: CHP - Yeni: Kayyım atandı)
- Mehmet Alkan - Kars / Kağızman (Eski: DEM Parti - Yeni: Kayyım atandı)
- Muammer Yanık - Kastamonu / Bozkurt (Eski: Bağımsız - Yeni: AKP)
- Ahmet Sungur - Kırıkkale / Yahşihan (Eski: AKP- Yeni: Bağımsız)
- Mustafa Duran - Kırşehir / Çiçekdağı Köseli Belde (Eski: Demokrat Parti - Yeni: AKP)
- Ali Üzlük - Konya / Ahırlı (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
- Fatih Recep Orhan - Konya / Altınekin (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
- Mehmet Aydın - Konya / Çumra (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
- Ali Öztoklu - Konya / Doğanhisar (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
- Mesut Mertcan - Konya / Emirgazi (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
- Sadık Sefer - Konya / Hüyük (Eski: Bağımsız - Yeni: AKP)
- Necati Koç - Konya / Sarayönü (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
- Hasan Ustaoğlu - Konya / Seydişehir (Eski: CHP - Yeni: AKP)
- Mehmet Ali Yılmaz - Konya / Yalıhüyük (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
- Cumali Öztürk - Kütahya / Gediz Yenikent Belde (Eski: İYİP - Yeni: AKP)
- Ahmet Türk - Mardin / Büyükşehir (Eski: DEM Parti - Yeni: Kayyım atandı)
- Hoşyar Sarıyıldız - Mersin / Akdeniz (Eski: DEM Parti - Yeni: Kayyım atandı)
- Abit Özdemir - Muş / Bulanık Rüstemgedik Belde (Eski: DEVA Partisi - Yeni: AKP)
- Maşuk Ataş - Muş / Bulanık Sarıpınar Belde (Eski: DEVA Partisi - Yeni: AKP)
- Fehim Kaya - Muş / Bulanık Yoncalı Belde (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
- Ömer Faruk Yenilmez - Muş / Merkez Yeşilova Belde (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
- Mesut Karayiğit - Ordu / Çaybaşı (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
- Refahattin Şencan - Samsun / Ayvacık (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
- Adnan Topal - Samsun / Ladik (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
- Sofya Alağaş - Siirt / Merkez (Eski: DEM Parti - Yeni: Kayyım atandı)
- Sezai Çelikten - Sivas / Gemerek (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
- Ali Aydemir - Sivas / Merkez Yıldız Belde (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
- Mehmet Begit - Şanlıurfa / Birecik (Eski: DEM Parti - Yeni: AKP)
- Mehmet Kasım Gülpınar - Şanlıurfa / Büyükşehir (Eski: Yeniden Refah - Yeni: Bağımsız)
- Mehmet Karayılan - Şanlıurfa / Halfeti (Eski: DEM Parti - Yeni: Kayyım atandı)
- Hasan Turgut - Şırnak / İdil Karalar Belde (Eski: CHP - Yeni: AKP)
- Hamza Bilgin - Trabzon / Arsin (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
- Fuat Koçal - Trabzon / Vakfıkebir (Eski: Bağımsız - Yeni: AKP)
- Mustafa Bıyık - Trabzon / Yomra (Eski: İYİP - Yeni: CHP)
- Cevdet Konak - Tunceli / Merkez (Eski: DEM Parti - Yeni: Kayyım atandı)
- Mustafa Sarıgül - Tunceli / Ovacık (Eski: CHP - Yeni: Kayyım atandı)
- Zafer Arpacı - Uşak / Banaz (Eski: Bağımsız - Yeni: AKP)
- Ayvaz Hazır - Van / Bahçesaray (Eski: DEM Parti - Yeni: Kayyım atandı)
- Abdullah Zeydan - Van / Büyükşehir (Eski: DEM Parti - Yeni: Kayyım atandı)
- Yasemin Fazlaca - Yalova / Altınova (Eski: CHP - Yeni: AKP)
- Davut Karadavut - Yozgat / Kadışehri (Eski: Yeniden Refah - Yeni: AKP)
1934 yılında Diyarbakır'ın Lice ilçesinde, yoksulluğun ve geri kalmışlığın tam ortasında doğan Mehmet Emin Bozarslan, medrese eğitiminden gelmesine rağmen yüzünü aydınlığa ve halkın gerçek sorunlarına döndü. 1956'da başladığı müftülük görevinde alışılagelmiş bir din memuru gibi değil, bir aydın olarak hareket etti.
Bozarslan'ın entelektüel üretimi, sadece bir dilbilimcinin ya da çevirmenin teknik uğraşlarından ibaret değildi. Onun çalışmaları, özellikle 1960'lı yılların Türkiyesi'nde yükselen sınıf mücadelesinin ve toplumcu gerçekçi dalganın Kürt coğrafyasındaki sınıfsal karşılığını arayan devrimci bir çabanın ürünüydü. Bozarslan, medrese kökenli biri olmasına karşın, dinsel kurumların ve feodal ilişkilerin halkın üzerindeki sömürücü niteliğini sınıf analiziyle deşifre etmişti.
Bozarslan'ın 1964 yılında yayımlanan İslamiyet açısından şeyhlik-ağalık kitabı, bölgedeki üretim ilişkilerini anlamak bakımından önemlidir. Kitapta ele alınan temel mesele, şeyhlik kurumunun sadece inançsal bir otorite değil, ağalık sistemiyle iç içe geçmiş bir mülkiyet ve sömürü aygıtı olduğudur. Bozarslan'a göre şeyh, manevi bir önderden ziyade köylünün emeğine el koyan, ağa ile ortaklaşa çalışan bir feodal mülk sahibidir.
Bu eserinde Bozarslan, dinin mülk sahibi sınıflar tarafından nasıl bir ideolojik baskı aracına dönüştürüldüğünü anlatır. Kürt köylüsünün yoksulluğunun kader olmadığını, bu yoksulluğun temelinde yatanın toprak mülkiyeti ve bu mülkiyeti kutsallaştıran dinsel gericilik olduğunu açıkça ifade eder. Müftülük görevinden bu kitap nedeniyle uzaklaştırılması, çalışmasının bir sınıfsal teşhir olarak düzenin tekerine soktuğu çomağın etkisinden kaynaklanmaktadır.
Bozarslan’ın görevden alınma gerekçelerinin "Kürtçülük ve solculuk" olarak bir arada sunulması tesadüf değildir.
Düzen, onun şahsında emekçilerin sınıfsal uyanışından korkmuştur. Müftü Bozarslan, cami kürsüsünden veya yazdığı kitaplardan köylüye kaderine razı olmasını değil, toprak ağalarına ve dinsel sömürüye karşı aklını kullanmasını öğütlediği için hedef olur.
Diyarbakır Doğu Devrimci Kültür Ocakları davasından (1971-72) bir kare; açık renk hırkalı Faruk Aras, yanındaki kravatlı Ankara DDKO Başkanı Yümnü Budak, Budak’ın yanında İbrahim Güçlü, Aras’ın arkasındaki Hasan Acar, solunda Ferit Uzun, İsa Geçit, Uzun ile Acar arasında Mehmet Emin Bozaslan, Bozaslan’ın arkasında Musa Anter. Kaynak: SaradistributionSovyetler Birliği'nden Türkiye'ye uzanan alfabetik devrim
Bozarslan'ın mücadelesi sadece politik düzlemde değil aynı zamanda dilbilimsel ve kültürel alanda da arayışı somutluyordu.
Sovyetler Birliği'nde 1917 Ekim Devrimi'yle birlikte ezilen halklar için açılan o eşit ve özgür sayfanın, Kürt alfabesi konusundaki kazanımlarını Türkiye'ye taşıyan isim oldu.
Erebê Şemo ve İsahak Maragulov'un Sovyet Ermenistanı'nda hazırladığı Latin grafikli alfabenin izinden giderek, 15 Mayıs 1935'te Şam'da tamamı Latin harflerinden oluşan ilk dergi olan Hawar'ın devamında, 1968'de Türkiye'nin ilk Latin harfli Kürtçe alfabesini yayımladı.
Bu, bir halkın modern dünyayla bağ kurma çabasıydı ve bedeli ağır oldu. Kitabı yayımlandığı gün toplatıldı, kendisi ise "bölücülük" suçlamasıyla Diyarbakır Cezaevi'nin karanlık koğuşlarına gönderildi. 12 Mart karanlığının ardından gelen baskılar, onu 1978'de zorunlu bir sürgün hayatına itti.
Bozarslan'ın kaleme aldığı eserlerden biri olan Alfabe kitabı, Türkiye'de Latin harfleri ile üretilen ilk Kürtçe metin olmuştu. 1968Sürgünde kesintisiz üretim
Bozarslan'ın Ahmed-i Hanî'nin Mem û Zîn eserini Türkçeye çevirmesi ya da Jîn dergisini Latinize etmesi, sadece bir arşivcilik faaliyeti olmanın ötesinde çalışmalardı. Bu çalışmaların sınıfsal bir amacı vardı: Kültürel mirası dar ve zengin bir zümrenin ve ulemanın elinden alıp, onu halkın, emekçilerin ve gençlerin erişebileceği bir alana taşımak. Bozarslan için dil ve alfabe mücadelesi, halkın aydınlanması için zorunlu bir araçtı. Alfabê çalışması, okuma yazmanın önündeki engelleri kaldırarak Kürt emekçilerinin modern dünya ile bağ kurmasını sağlamayı amaçladı.
Bozarslan bilginin zengin bir elitin değil, emekçi halkın ulaşabileceği bir düzlemde olmasını savunmuştur.
Klasiklerin halk diline yaklaştırılması ve herkesçe anlaşılabilir kılınması, Arap harflerinin Latinize edilmesi, sınıfsal bir bilinç inşasının temelini oluşturur. Bozarslan'ın çevirileri sayesinde Kürt klasikleri, "arkaik" anlatılar olmaktan çıkıp, bir halkın ortak estetik ve politik değerleri haline gelmiştir.
İsveç'e yerleşen Bozarslan, sürgün yıllarını bir duraklama değil, üretimin daha da kitleselleştiği bir döneme evrildi. Burada gerçekleştirdiği çalışmalar, Kürt kültürünün yok sayan yaklaşımlara karşı bir kültürel inşa örneğidir.
Bozarslan Ahmed-î Xanî'nin ölümsüz eseri Mem û Zîn'i Türkçeye kazandırarak halklar arasında kültürel bir köprü kurdu. 1900'lerin başında çıkan Jîn dergisi ve Kurdistan gazetesi koleksiyonlarını Arap harflerinden Latin harflerine aktararak tarihin tozlu raflarından indirdi. Hazırladığı Kürtçe-Türkçe sözlük ve çocuk masalları derlemeleriyle dilin savunuculuğunu üstlendi.
Bozarslan'ın beslediği o ilerici damar, kitaplarında ve çalışmalarında vücut bulur. Aynı zamanda Kürt aydınlanma tarihinin kıymetli örneklerinden biri olan Sovyetler Birliği'ndeki Celil ailesi gibi Bozarslan ailesi de Mehmet Emin Bozarslan'ın açtığı bu yolda üretimler yaptı ve Türkiye'de Kürt emekçilerinin aydınlanma, eşitlik ve özgürlük mücadelesine katkı yapan üretimler yaptı, çeviriler kazandırdı.
O, medresenin içinden çıkıp gericiliğe karşı bilimi, laikliği ve sanatı savunan bir kültür emekçisiydi. 9 Şubat 2026 tarihinde, doğduğu topraklardan uzakta, sürgünde hayata veda eden Mehmet Emin Bozarslan'ı uğurlarken, onun şeyhlerle ve ağalarla olan hesabının, yani aydınlanma mücadelesinin hala güncelliğini koruduğunu bir kez daha görüyoruz.
https://haber.sol.org.tr/yazarlar/orhan-gokdemir/molla-halid-bulvarinin-kadersizleri-387843
/././













