GÜNDEM -20 Mayıs 2026-

CHP’li Yavuzyılmaz’dan Esenboğa çıkışı: ‘Milyonlarca euroluk pistte sadece pır pır uçak iniş yaptı’-Cumhuriyet-

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açılışını yaptığı Esenboğa Havalimanı’nın 3. pistine bugüne kadar hiçbir yolcu uçağının inemediğini öne süren CHP’li Deniz Yavuzyılmaz, “Milyon euroluk pistte sadece pır pır eğitim uçağı uçabildi” dedi.



Ankara’da ucuz et kuyruğu: Et kursağımızdan geçmiyor -Doğa Baybuğa /Evrensel-
Ankara’da açılan “ucuz et” mağazasında sabahın erken saatlerinden itibaren kuyruklar oluşuyor. Emekliler ve geçinemeyen yurttaşlar, “Ucuz diye kilometrelerce yol geliyoruz. Et artık sofraya değil, ancak torun gelince tencereye giriyor” diyor.

https://www.evrensel.net/haber/5984864/ankara-da-ucuz-et-kuyrugu-et-kursagimizdan-gecmiyor

AKP iktidarının Kocaeli açmazı -Birgün- 
AKP Gençlik Kolları’nın Kocaeli’nde düzenlediği “Gençlik Şöleni” içeride kriz yarattı. Gençlerle arasındaki makas giderek açılan AKP’nin tartışmalarla dolu Kocaeli çıkarması “dindar nesil” bariyerine tosladı. 

https://www.birgun.net/haber/akp-iktidarinin-kocaeli-acmazi-713663

'Hayali staj' vurgunu! 72 öğrencinin bilgileriyle haksız kazanç: 12 gözaltı -Cumhuriyet- 
Düzce’de meslek lisesi öğrencilerini çeşitli firmalarda staj yapıyormuş gibi göstererek teşvik, prim ve staj ücreti alındığı iddiasıyla yürütülen soruşturmada 12 kişi gözaltına alındı. Soruşturmada, öğrencilerin kişisel verilerinin bilgileri dışında kullanıldığı ortaya çıktı. 

https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/hayali-staj-vurgunu-72-ogrencinin-bilgileriyle-haksiz-kazanc-12-gozalti-2505269

Beşiktaş Belediyesi “kamu zararı yok” dedi, mahkeme Boğaziçili öğrencilere hapis cezası verdi -Cumhuriyet-
Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından düzenlenen protestolarda duvarlara slogan yazdıkları gerekçesiyle yargılanan 3 Boğaziçi Üniversitesi öğrencisine, “kamu malına zarar verme” suçundan 3 ay 10 gün hapis cezası verildi. Beşiktaş Belediyesi ve Türk Telekom ise mahkemeye sundukları beyanlarda “zarar oluşmadığını” açıkladı. 

https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/besiktas-belediyesi-kamu-zarari-yok-dedi-mahkeme-bogazicili-ogrencilere-hapis-cezasi-verdi-2505259

İmamoğlu 'pek yakında' diyerek meydan okudu: Diploma iptali 'baskın seçim' için mi?-Cumhuriyet- 
Tutuklu cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, diplomasının iptaline ilişkin yaptığı açıklamada, "Eğer hesabınız baskın seçimse; Bu ülkenin geleceği çalınan gençleri, anne ve babaları hesabı soracaktır. Pek yakında!" dedi.


AKP, Taksim'deki 19 Mayıs töreninde çelenk bırakmadı... CHP'den sert tepki: 'Milli değerlerle sorunları olduğunu geçmişten biliyoruz'-Cumhuriyet- 
19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı nedeniyle Taksim'deki Cumhuriyet Anıtı’nda tören düzenlendi. AKP’nin çelenk bırakmamasına tepki gösteren CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, "AK Parti’nin zaten bu toplumun milli değerleriyle sorunları olduğunu sadece bugün değil, geçmişten beri biliyoruz" dedi. 


Bursa'da 19 Mayıs yürüyüşüne polis engeli: Barikat kuruldu, yürüyüş müzakereyle yapıldı -Cumhuriyet- 
Bursa'da 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı yürüyüşü için Tophane’de toplanan gruba karşı polis barikat kurdu. Müzakerelerin ardından yürüyüş izni verildi. Atatürk Anıtı'na kadar yapılan yürüyüş sonunda konuşan Birleşik Kamu İş Bursa İl Başkanı Engin Yurdakul, "Neden korkuyorsunuz? Gençliğin Ata'sına yürümesinden mi?" dedi.


https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/bursa-da-19-mayis-yuruyusune-polis-engeli-barikat-kuruldu-yuruyus-muzakereyle-yapildi-2505203

Rusya Devlet Başkanı Putin, Çin'i ziyaret ediyor: Masada 40 işbirliği var -Cumhuriyet-
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, İran ve Ukrayna'da savaşların sürdüğü, küresel güç ilişkilerinde ve jeopolitik dengelerde değişimlerin olduğu bir dönemde, ABD Başkanı Donald Trump'tan günler sonra Çin'i ziyaret ediyor. Ekonomik işbirliği konuları ile stratejik ilişkilerin odakta olacağı ziyarette iki ülke arasında yaklaşık 40 işbirliği belgesinin imzalanması bekleniyor. 

Uluslararası sularda haydutluk: İsrail, Sumud Filosu'nun tüm teknelerine el koydu -Evrensel-
Küresel Sumud Filosu'nun Gazze ablukasını kırmak için başlattığı yolculuk, İsrail'in uluslararası sularda gerçekleştirdiği saldırılarla engellendi. Filonun tüm tekneleri alıkonuldu.

İstanbul Üniversitesi şantiyeye dönüştürüldü -Evrensel-
İstanbul Üniversitesi ana kampüs içinde, rektörlük sıklıkla inşaat projeleri için inşaat şirketlerine ihale veriyor. Kampüsün tarihi doğası tahrip edilmiş ve bir yıkım alanına dönüşmüş durumda.

https://www.evrensel.net/haber/5984853/istanbul-universitesi-santiyeye-donusturuldu

Faiz haram reklam helal: Vakıf Katılım’dan ‘havuza’ katılım -Mustafa Bildircin / Birgün- 
Üç kamu bankasının Ocak-Mart 2026 dönemindeki 1,5 milyar TL’lik reklam harcamasının ardından, Vakıf Katılım’ın reklam harcaması da belli oldu. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce, “Faizsiz bankacılık” sloganıyla kurulan banka, tamamına yakını iktidar medyasına verildiği ileri sürülen reklamları için üç ayda 415,4 milyon TL harcadı. https://www.birgun.net/haber/faiz-haram-reklam-helal-vakif-katilimdan-havuza-katilim-713661




İstanbul'un Gizi : Eminönü Hanları (V +VI) -Aslı Atasoy /T24-

Fotoğraf sanatçısı Timurtaş Onan: Profesyonel çalışmam, ustalarla çay içerim, sohbet ederim; amacım insanların görünmesini sağlamak 

Fotoğraf sanatçısı Timurtaş Onan, "İstanbul'un Hanları" projesinde Eminönü Hanlar Bölgesi’ni ve orada çalışan ustaları 10 yıla yayılan bir süreçte belgeledi. Gümüş kakmacılardan cilacılara uzanan bu görünmez emek zinciri, Onan’ın siyah-beyaz karelerinde kayıt altına alındı. “İnsanların görünmesini istedim” diyen Onan’ın fotoğrafları, İstanbul’un son ustalarının bir envanteri.

Eminönü’nde bazı hanlar hâlâ ses verir. Yüzlerce yıllık taş duvarların arasından yükselen o ritmik çekiç sesi, oradan geçenler için bir gürültü belki. Oysa o seslerin değerini bilenler için hayatın akışının nabzı. İçeride, ışığın dar aralıklardan süzülerek vurduğu tozlu tezgâhlarda ustalar çalışır. Metal eğilir, parlatılır, sabırla yeniden doğar. Dışarıda ise şehir çoktan hızlanmıştır.

Timurtaş Onan, yaklaşık on yıl boyunca bu hanlarda dolaştı. Kapı kapı gezdi, çay içti, bekledi, gitti ve geri döndü. Fotoğraf çekmeden önce insanları ve mekanları gözledi. Sevdiği hikayeleri fark ettiğinde ölümsüzleştirmek için deklanşörüne bastı. Onun kadrajına mekânlar ve o mekânları ayakta tutan son ustalar girdi. Bugün o ustaların bazıları artık yok. Evet, hanlar duruyor, ama sesleri azalıyor.

Profesyonel fotoğrafçılığın ticari kaygılarından yıllar önce sıyrılan ve kendini İstanbul’un görsel arşivine adayan Timurtaş Onan ile hanları konuştuk.

Timurtaş Onan

- “Tarihi Yarımada / Yansımalar” isimli projenizi hazırlamaya nasıl karar verdiniz? 

Ben 80’li yıllardan beri Tarihi Yarımada’da çalışıyorum. Bu bölge üzerine hazırladığım kitaplarım var. Tarihi Yarımada’nın içini, Çakmakçı Yokuşu'nu, Mahmutpaşa'yı, Kurşunlu Han'ı ve ticaret hanlarını çok severim. Aslında önceleri hanları, Tarihi Yarımada’nın bir parçası gibi çekmeye başlamıştım. Sonra oradaki ustalar, özellikle Ermeni ustalar dikkatimi çekti.

- Uzun soluklu olan bu projenin ilk çekimleri ne zaman başladı?

İlk olarak 2012-2013 gibiydi sanırım çekmeye başladım. Oraya tam olarak uyum sağladım. Bölgede hanları hanlara gezerek ustaları tanıdım. Gümüş kakmacı, sıvacı, cilacı gibi birçok farklı iş kollarında çalışan ustalarla tanıştım. Bir ürünün tüm ustaların elinden sırayla geçip, size gelene kadar olan süreçte şekil almasını gözlemledim. Bir çekiçle vura vura metali incelikle işleyen ya da başka alanlarda çalışan değerli ustalar var. İşlerini yapan çok iyi ustalar var, hepsi kitapta yer alıyor.

- İlk neler gözlemlediniz?

Gezdikçe oradaki farklı kollarda çalışan mesela gümüş kakmacı, sıvamacı, cilacı ustalarını çektim. Bir gümüş obje size gelene kadar bir işleyişi var. Örneğin düz gümüş plaka önce sıvamacıya gider, o şekil verir.  Bu ustaların hepsi isimleri ve meslekleri ile kitapta var. Sonra öğrencilerimle bir sosyal sorumluluk projesi yaptım. Bu üç projelerden birini öğrencilerime diğerini İFSAK ile yaptım. 

Kakmacı ve rölyef ustası Aydın Karaman

- Projelerinizi hazırlarken heyecanınız neydi?

O insanların görünmesini sağlamak. Evet, insanların görünmesini sağlamak istiyorum. Projelerimde insan ağırlıklı çalışıyorum elbette mekânı da kullanıyorum. Profesyonel olarak bana hanları çekin diye bir iş gelse, bir haftada işi size teslim ederim. Ama burada öyle değil. Hepsi hesaplanarak çalışılmış fotoğraflar. Siyah beyaz, sanatsal ve tonlar açısından çalışılmış. Her fotoğrafın bir özelliği var. Böyle çalışıyorum. Zamanında dergiler için de çektim. Şirince ilk açıldığı zaman bir dergi için çekmiştim. Orada gidiyorsun bir genel görünüm, birkaç kişi mesela bir teyze tığ örüyor onu çekiyorsun. Bu kitap ise dergi çekimi gibi yapılmadı. Tamamen işi ruhunu vermek için çektim.

- Aslında geze geze çektiniz değil mi? Bir yerde bir şey keşfettiniz sonra oradan aldığınız bilgiyle başka bir yere gidip oralara defalarca çektiniz sanırım?

Evet. Çok gezdim. Tarihi dokuyu ve insanları iyice tanıdım. Mesela usta 10 yaşında gelmiş ve hala orada. Emekli olmuş ama hala her gün hana gider. Onun için tutkudur kendi mesleği. Bunu gördüm.

- Çalışma biçiminizi öğrenebilir miyim?

Profesyonel gibi çalışmam. Gidiyorum iletişim kuruyorum. Onlarla oturuyorum çay, kahve içiyorum. Mesela kahvelere, sokaklara defalarca giderim. Belki bir günde sadece bir tane fotoğraf için “oldu” diyebilirim. Ama bir fotoğrafın iyi olması için bütün elemanların birbirini desteklemesi lazım. Ön arka planın birbiri ile olan ilişkisi sonra hikâyeyi anlarım. Hikâye çok önemlidir. İyi bir fotoğrafın çıkması zor. O insanlar anlamaya çalışırım. Orada ne oluyor diye bakarım. Bazen fotoğraf grupları gidiyor bir tane teyze buluyorlar. Kadının suratını bin kare çekiyorlar. Ne o? Portre çektim, portre o değil. 

Kayıkçı sıvamacı Kevork

- Olmayan nedir peki?

Çeken kişi orada ne olduğunu bile bilmiyor. Oraya o kişiyi av gibi alıyor, çekiyor sonra da o fotoğrafı bir yarışmaya yolluyor. O insanı hiç anlamadan öyle küçük burjuva hayatlarımızda yapılan bir iş oluyor. 

- Siz nasıl yapıyorsunuz? Çektiğiniz insanlar konuşup iletişim mi kuruyorsunuz?

Çektiğim her fotoğraf da oraya defalarca gitmişimdir.  Sokaktaki insanları tanırım. Mesela sokakta dilenciyi de tanırım. Yıllardır konuşuruz, selamlaşırız. Anlayarak çekerim. 

- Çekim öncesi hangi hanlara gideceğinizi kafanızda tasarladınız mı?

Hayır. Öyle olduğu zaman bu iş gazetecilik oluyor. Jurnalist değilim. Mesela ustayla tanıştım onları çektim, onun tanıdığı başka ustayı çektim. Diyelim ki Büyük Yeni Han’dan birini tanıyorum, başka bir yerde amcası çalışıyor.  Bir şekilde o kadar öyle kanallara girdim ki artık birçok insanı tanıyorum. O hikâyeler beni besliyor.  

- Kaç hanla çalıştınız?

Sayısını bilmiyorum ama burada önemli olan bütün hanlar var. Bir tanesini çekemedim çünkü sahibi ticari bir iş yaptığımı düşünerek para istedi. Bu çalışmanın sanat için yapıldığını anlatamadım. 

Polisajcı Murat Gur

- O kişi sanayide çalışsa başka birisi olacakken o tarihi dokuda başka birisi ve başka türlü üretimler yapıyor. Siz ne gördünüz ve bu durumun sizde hissettirdiği duygular ne oldu?

Saygı. Handaki dostluklar, birbirleriyle olan arkadaşlıkları çok anlamlı. Anadolu'nun her yerinden gelmiş ustalar var. Özellikle hani Bitlis, Sason civarından gelenler çok. Onlar gümüş ustasıdır. Kimisi gümüş, altın ve mücevher üzerine çalışır. Tüm tanışıklıklarım doğal şekilde gelişti. 

- Teknik olarak nasıl çalışıyorsunuz?

Tamamen ortam ışığı kullanıyorum. Işığı ve kompozisyonu çok iyi bilirim. Doğal ışıkla çalışıyorum. Her ışığın özelliği var. Işık, güneşin doğuşun batışına dek bir hanın farklı yerlerine vura vura geçer. Kapalı havaların da ayrı bir özelliği olur. 

- Fotoğraflarda çektiğiniz kişileri yönlendiriyor musunuz yoksa spontane mi gelişiyor?

Tamamen spontane ama mesela bazı fotoğraflarda şöyle dur diyorum. Portre çekiyorum ve özellikle portre çekerken iletişim lazım. Biraz müdahale oluyor tabii. Çektiğim ustalar bana teslim oluyor.

- Hiç kadın usta yok galiba değil mi?

Bir kişiye rastladım. Giritli Mustafa Paşa Han’da Necla Hanım

- Buradaki fotoğrafları neye göre seçtiniz?

Kitapta yer alan yaklaşık 10 sene süren bu çalışmada çektiğim ustaların en iyi portresini seçtim. Mekân olarak gösterenleri seçtim. 

Kum döküm ustası Zare Benlioğlu

- Ustaların tepkileri nasıl oldu?

Bazı ustalar bizim farkımıza vardılar, diye sevindiler. Çok hoşlarına gitti. Sergiye çağırıyorum, geliyorlar. Hepsine kitaplarını veriyorum.

- Bu fotoğrafların sergisi olacak mı?

Çok yakın zamanda Büyük Yeni Han’da orada çalışan gümüş ustalarının fotoğraflarını duvarlara asacağız. Fotoğraflar sürekli kalacak. Proje Gümüş Eşya El Sanatkarları Derneği Başkanı Şahin Karaman’ın aklına geldi. Kendisi de aynı zamanda gümüş ustasıdır. Zorlanıyor musunuz?

Sanatçı fotoğrafa kendini adar. Baştan ne kadar kazanacağım diye başlamaz. Ben çok iyi paralar kazanırken profesyonel fotoğraf işini 20 sene önce bırakıp kalıcı eserler bırakmak için çekmeye başladım.

Timurtaş Onan kimdir?

Timurtaş Onan İstanbul’da doğdu. Fotoğraf çalışmalarına 1980 yılında başladı. Bu süre zarfında yurt içinde ve yurt dışında birçok fotoğraf etkinliğine katıldı, sergiler açtı, fotoğraf projeleri gerçekleştirdi. Ulusal ve uluslararası fotoğraf yarışmalarında jüri üyeliği yaptı. Sosyal açıdan önemli konular üzerine belgesel filmler çekti. Özellikle İstanbul üzerine yaptığı özgün projeler ile tanınan Onan’ın eserleri, yurtiçinde ve yurtdışında kamuya ait ve özel birçok koleksiyona dahil edildi. Bir yandan fotoğraf atölyeleri gerçekleştiren ve çeşitli sergilerin küratörlüğünü üstlenen Onan, bir yandan da kentin farklı yüzlerine odaklanan, beş kitaptan oluşacak “İstanbul Antolojisi”ne yeni halkalar eklemeye devam ediyor.

Filmografisi:

Sokak Çocukları - 2007 (Beylikdüzü Kısa Film Festivali - en iyi belgesel, Akbank Kısa Film Festivali - mansiyon ve PAM Kısa Film Festivali-en iyi 2. belgesel ödüllerini kazanmıştır),

Tarlabaşı’nda Neler Oluyor? - 2008

Hayali Tacettin Diker - 2009

Kramp - 2010

Tarihi Yarımada/Yansımalar – 2010 (İFSAK Kısa Film Yarışması Mansiyon ödülü)

Geziyi hatırlamak -2014 –VIII. İstanbul Uluslararası Mimarlık ve Kent Filmleri Festivali" birincilik Ödülü

İstanbul Antolojisi:

İstanbul'un Hanları, 20242 

İstanbul Zamansız, 2022 

İstanbul Bir Garip Şehir, 2021 

İstanbul Her Şeye Rağmen, 2018 

Kitapları

Tarihi Yarımada/Yansımalar, 2010 

İstanbul Blues, 2009 

Türk Fotoğrafçıları Kütüphanesi No: 30, 2006 

Beyoğlu Geceleri, 2005

                                                              /././

Dışişleri’nde kayıp 15 milyon dolar -Barış Terkoğlu/Cumhuriyet-

Düzen bir kez bozuldu mu bütün düğmeler yanlış iliklenir.

Dışişleri bugünlerde bir krizi konuşuyor. Hayır, kastettiğim İran savaşı ya da AB meselesi değil. Bir inşaat meselesi. Dışişleri’nin inşaatla ne krizi olabilir diyebilirsiniz.

Anlatayım.

Türkiye’nin Kazakistan’daki Astana Büyükelçiliği için 20 yıl önce kançılarya, ikametgâh ve memur konutu inşaatı yaptırmaya karar verildi. Açılan ihalenin sonunda Yapı Uluslararası İnşaat AŞ ile 2007’de sözleşme imzalandı. Sözleşme, daha sonra eklenen inşaatlarla beraber yaklaşık 31 milyon dolardı. 

Her şey yolunda görünüyordu. Astana’da inşaat başladı, ilerledi.

Devir FETÖ devriydi. Dışişleri’nde, özellikle Orta Asya’da örgütün etkisi vardı. Konuştuğum şirket yetkilisi Muzaffer Nişancı’nın anlattığına göre; inşaata gelen bürokratlar, şirketten FETÖ’nün bölgedeki okullarına parasal yardım istedi. Şirket “Hayır” demedi. Sonuçta isteyen, devletin görevlileriydi. Ancak para vermek yerine varsa çocukların ihtiyacını karşılarız yanıtını verdiler. Nişancı’nın anlattığına göre bu yanıt pek hoş karşılanmadı.

Image

15 MİLYON DOLAR KRİZİ

İnşaat ne oldu derseniz...

Sözleşmeye göre şirketin hak edişleri 10 ayrı parça halinde ödenecekti. Ancak 2009’dan itibaren ödemeler yapılmamaya başlandı. İnşaat ilerliyordu ama şirket Dışişleri’nden para alamıyordu. Resmi raporlara göre inşaat yüzde 96.4’üne kadar geldi. Ancak Dışişleri ile aralarında yaşanan gerilimin sonunda maaşları bile ödeyemez hale geldiler. Peyzaj işlerini tamamlayamadılar.

Bu arada Dışişleri kalan yüzde 3.6’lık inşaat için Fettah Tamince’ye ait Sembol İnşaat ile anlaştı. Yapı İnşaat’ın yetkilisi Nişancı, “Bizim 300 bin dolara bitireceğimiz işe 3 milyon dolardan fazla para ödendi” diyor. Malum, kendisinin de sıkça söylediği gibi, o dönem Tamince’nin Fethullahçılar ile yakın ilişkisi vardı. Dışişleri’nden alınan para nereye gitti haliyle bilmiyoruz.

Ancak Yapı İnşaat ile Dışişleri arasındaki kriz bitmedi. Şirket, inşaatın yüzde 96.4’ünü tamamladığını söyleyerek Dışişleri’nden yaklaşık 15 milyon dolarlık alacağının peşine düştü.

Bakanlık nezdinde girişimde bulundu.

Evraklara bakıyorum.

Önce inşaatın 89 gün geciktiği tartışması yaşanmış. Sayıştay 18 Haziran 2013 tarihinde istenen fazla işler nedeniyle gecikmenin normal olduğuna karar vermiş. Kullanılan malzemenin doğru olup olmadığı tartışması resmi mühendis raporu ile bitmiş. Şirketin Kazakistan’da Ziraat Bankası’na borcunun olduğu iddiası da Ziraat Bankası’nın borcu yoktur belgesi ile sonlanmış.

Dışişleri’nin “Biz ödeyeceğimizi ödedik” demesi, hesapları da açmaması üzerine olay mahkemelik olmuş.

Image

PARA ELDEN VERİLMİŞ!

Sonunda Yapı İnşaat, Ankara 12. İdare Mahkemesi’ne Kazakistan’daki inşaat ve ödemeleri için başvurmuş. Dışişleri’nden usulüne uygun yaptığını söylediği ödemeleri talep ettiklerini ancak yanıt alamadıklarını, bu konuda kendileriyle belge paylaşılmadığını söylemiş. Mahkeme Yapı İnşaat’ı haklı bulmuş. Dışişleri’nin yaptığı ve yapmadığı ödemelerin açıklanması gerektiğini istemiş. İstinaf da iki yıl önce Dışişleri’nin itirazına rağmen bu kararı onamış.

Sonuç olarak...

Dışişleri’nin 2007 tarihli “Biz ödemelerimizi yaptık” belgeleri böyle ortaya çıkmış. İşte başlığa konu olan tartışma da bundan sonra başlamış.

Şöyle anlatayım:

Gelen belgelerde üç adet 4 buçuk milyon dolar ve bir adet bir buçuk milyon dolar elden ödeme yapıldığı belgesi yer alıyor. 

ImageBir kere bu kadar büyük paranın elden verildiği iddiası bir tuhaflık içeriyor. Öyle ya koca Dışişleri 15 milyon doları neden elden, çanta içinde, deste deste versin? 

Öte yandan; belgeler şekil, içerik, yazı karakteri, düzen ve imza yapısı bakımından şüphe doğuracak şekilde.

Örneğin belgelerdeki imzalar sanki kopyala-yapıştır yöntemiyle çoğaltılmış, sahte imzalarmış gibi görünüyor. Öte yandan belgelerde sağ üst köşede yer alan düzenleme tarihi ile aynı belgenin açıklama veya içerik bölümünde belirtilen tarihler birbiriyle örtüşmüyor. Hatta farklı ay ve yıllar yazıyor. İncelenen belgelerin bir kısmında hiç hak ediş numarası yok. Bir kısmında ise mevcut hak ediş numarası ile ödeme tutarı, iş kalemi veya dönem bilgileri birbiriyle uyumsuz.


İMZA SAHİPLERİ DE REDDEDİYOR

Daha da ilginç bir nokta var. Dışişleri’nde bu konuda bir soruşturma açılmış. Belgede imzası bulunan Büyükelçi Taner Seben de İdari Ateşe Bülent Yükseltürk de “Bu imzalar benim değil” demiş. (Konuştuğum Taner Seben imzanın kendisine ait olmadığını teyit etti.) “Parayı aldım” diye imza atan şirket temsilcisi ise şirketin söylediğine göre şirketle ilgisi olmayan, tanımadıkları biri. Sonuç olarak... Ankara’da krize neden olayda Yapı İnşaat, kendisine verilmesi gereken 15 milyon dolarının sahte belgelerle Dışişleri’nden başkalarının hesabına gittiğini söylüyor. Dışişleri ise mahkemeye taşan işe bir açıklama yapmaya çalışıyor. Zira ödendi belgelerinin altındaki imzaların sahibi görünenler bile bizim değil diyor. Mahkeme bile Dışişleri aleyhine karar veriyor. Öğrendim ki bu süreçte iktidara ve Külliye’ye yakın olduğunu söyleyen kimi avukatlar devreye girerek “Biz alırız” demiş. Dışişleri’ne gidip gelenlerin komisyon talepleri havalarda uçuşmuş. Gelgelelim kriz hâlâ çözülememiş. Ve meşhur soru havada kalmış: Dışişleri’nin 15 milyon doları nereye kayboldu? Arayıp sorduğum Muzaffer Nişancı, Dışişleri ile arasında yaşananları doğruladı. “Para nerede” soruma, bazı bürokratların sahte belgelerle bu parayı verilmiş gibi göstererek sistemin dışına çıkardığını iddia etti. Belki de birileri devleti dolandırdı. Bilemiyorum. Sonuç olarak “Devlet elden 15 milyon dolar verdi” denilen bir garip durum ile karşı karşıyayız. Kim haklı kim haksız bilinmez ama Dışişleri’nde devlet ciddiyetiyle denk düşmeyen bazı işler olduğu muhakkak. Konuyu sormak için Dışişleri’ni de aradım. Bakanlığın hazırlayacağı yanıtı önümüzdeki günlerde bu köşede okuyacaksınız. Bazen yerinden çıkmış bir çivi koca bir düzeni yerle yeksan eder.

Barış Terkoğlu/Cumhuriyet

Not: İşgali kabul etmeyen Mustafa Kemal’in başlattığı uzun yürüyüşün ilk adımının 107. yılı kutlu olsun. Dün yaptık, yarın yine yaparız!

Prof. Dr. Ahmet Yaşar: Oteller hafızayı siler; hanlar, fotoğraf çekilen bir dekora dönüşür -Aslı Atasoy/T24-

Tarihçi Prof. Dr. Ahmet Yaşar, Eminönü’ndeki hanları, geçmişin toplumsal ve gündelik hayat ilişkilerini fiziksel dokusunda taşıyan "katmanlı hafıza mekânları" olarak tanımlıyor ve otelleşme süreçlerinin hafızayı silme riskine karşı uyarıyor: “Hanlar, yaşayan bir mekândan fotoğraf çekilen bir dekora dönüşmüş olacaktır”

Eminönü’ndeki Hanlar Bölgesi; yüzyıllar boyu kesintiye uğramadan, zamanın ruhuna göre evrilerek bugüne ulaşan İstanbul’un en açık sözlü anlatıcısı. Sokaklar, binalar ve o binaların içinde nefes alan hayatın kendisi; zamanın ve insanların tüm hoyratlığına rağmen hâlâ göz kamaştırıyor. Ticaretin yanında toplumsal hafızanın da omurgasını oluşturan bu yapılar, bugün tarihlerinin belki de en kritik yol ayrımında duruyor.

Bu eşsiz binaları salt taştan ve görkemli avlulardan ibaret görmek, hanların asıl ruhunu ıskalamak demek. Zira bu hafıza sadece büyük tüccarların hikayelerinden ziyade, bekâr odalarına sıkışmış kayıkçıların, hamalların ve kentin "marjinal" damgası yiyen ama ekonomiyi sırtlayan o görünmez emeğinin de hikâyesi. Bugün hanlar, ya bu canlı ve insani organizmayı koruyacaklar ya da ruhlarını kaybedip sadece fotoğraf çekilen turistik birer objeye dönüşecekler.

İstanbul’un Osmanlı dönemi kent dokusuna dair çalışmalarıyla tanınan Prof. Dr. Ahmet Yaşar, bu yapıları birer "kültür varlığı" olarak ele almanın eksik kalacağını vurguluyor. Ona göre hanlar; geçmişin karmaşık toplumsal ilişkilerini ve iktidar pratiklerini fiziksel dokusunda taşıyan "çok katmanlı bir hafıza mekânı". Yaşar, üretimi ve mekânın sakini olan insanı dışlayan güncel otelleşme sürecini ise kentsel kimliğin ve tarihin silinmesi olarak niteliyor.


- Bir tarihçi olarak kültür varlığı kavramını nasıl tanımlarsınız? Bu varlıkların tarih-toplum ilişkisindeki temel işlevini nasıl okumalıyız? 

İstanbul Çakmakçılar Yokuşu’nda, bir 18. yüzyıl eseri olan Büyük Yeni Han’ın avlusunda durup etrafa baktığınızda, yüzyıllar boyu aynı taş üzerinde birikim yapmış onlarca farklı hayatın izlerini hissedebiliyorsunuz. İşte bu yüzden kültür varlığını yalnızca korunması gereken bir yapı olarak değil, geçmişin karmaşık toplumsal ilişkilerini, iktidar pratiklerini ve gündelik hayat deneyimlerini fiziksel dokusunda taşıyan çok katmanlı bir hafıza mekânı olarak görmek daha anlamlıdır. Tarihçiler bu yapıları, toplumun ve mekânın zaman içindeki dönüşümünü okuyabildikleri somut birer birincil kaynak olarak ele alır. İstanbul’un Eminönü hanları bu ilişkinin en açık biçimde izlenebildiği yerlerden biri. Ben kendi çalışmalarımda bu hanları “bir aradalığın mekânı” olarak kavramsallaştırıyorum; yani farklı kökenden, farklı statüden insanların zorunluluk ya da alışkanlık nedeniyle bir arada var olduğu, birbirini dönüştürdüğü alanlar. Avlularındaki kahve ocakları, toptan ve perakende ticaretin dükkânları, uzak diyarlardan gelen yabancıların konakladığı bekâr odaları, devletin mekân üzerindeki yoğun gözetim refleksi. Tüm bunlar bir arada düşünüldüğünde bu hanlar, Osmanlı İstanbul’unun farklı toplumsal katmanlarını bir çatı altında buluşturan mekânlar olarak karşımıza çıkıyor. Kısacası bu yapıları kültürel miras kılan şey yalnızca yaşları değil; bize şehri kimin inşa ettiğini, kimin yaşadığını anlatmalarıdır.

- Bu coğrafyadaki tarihi yapıların, bilinen birincil amaçları dışında, bölgenin sosyal dokusuna özgü üstlendiği karakteristik nelerdir?

Bu yapıların en ilginç özelliği, tek bir işleve sığmamalarıdır. Han, gündüz kalabalık çarşının ortasında herkese açık bir kamusal mekâna dönüşürken, gece kapıları kapanıp şehrin yabancılarına bir konaklama evi olur. Mimari de bu ikiliği yansıtır: kapılar işlek sokaklara açılır ama avlu, dışarıdan kolayca ulaşılamayan yarı-kapalı bir dünya kurar — çarşının içinde bir çıkmaz sokak gibi.

Bu çift kimlik aslında Osmanlı kentinin genel mantığıyla örtüşür. 16. yüzyıl yazarı Gelibolulu Mustafa Ali, hanları hamamlar, kahvehaneler ve dergâhlarla aynı kategoride, yani kamusal mekânlar arasında sayar. Oysa odalar özel, avlu kamusal, dehlizler ikisi arasında bir eşiktir. Bu geçişkenlik, hanı salt bir ticaret ya da konaklama mekânı olmaktan çıkarıp kentin toplumsal hayatının tam ortasına yerleştirir.

- Odağımızı Eminönü’ne çevirirsek, Hanlar Bölgesi’nin İstanbul’un kent hafızasındaki tarihsel yeri nedir? 

Eminönü ve çevresindeki hanlar bölgesi, Osmanlı İstanbul’unun ticari merkezi olmasının yanı sıra toplumsal ve simgesel hafızasının da odak noktasıdır. Bu bölgenin tarihi fetihle başlar: II. Mehmet, Konstantiniyye’yi aldıktan hemen sonra şehri bir imparatorluk başkentine dönüştürme projesinin parçası olarak ticari bir altyapı kurmaya girişti. Liman bölgesi ile Bedesten arasında ikili bir eksen oluştu; bu iki merkezi birbirine bağlayan Uzunçarşı ise şehrin ticari omurgası haline geldi. 16. yüzyılda Mimar Sinan’ın önderliğinde olgunlaşan bu doku, 1701 yangınının ardından çarşı bölgesinin üstünün kapatılarak Kapalıçarşı’nın ortaya çıkışı ve 1703’te hanedanın İstanbul’a dönüşüyle yeni bir ivme kazandı; 18. yüzyıldaki pek çok başka yapıyla zirveye ulaştı. Hanlar bölgesi zamanla yalnızca ticaretin değil, paranın da kalbine dönüştü: 19. yüzyılın başlarında sarrafların büyük çoğunluğu Çakmakçılar Yokuşu’ndaki hanlarda toplandı ve İstanbul’un kredi ile finans ağlarının düğüm noktası burası oldu. Ama bölgenin kent hafızasındaki yeri yalnızca ekonomik bir hikâyeyle açıklanamaz. Hanlar, farklı dinlerden, etnik kökenlerden ve toplumsal statülerden insanların yan yana yaşadığı, ticaret yaptığı, ibadet ettiği, eğlendiği “toplumsal eşikler”di; avlularında saz şairleri çalıp söyler, birliktelik ile kamusal ifade iç içe geçerdi. Hanlar bölgesini kent hafızasında tutan şey tam da bu çakışmadır: hem paranın hem de insanın aktığı bir yer. Taşlar değil, o çok katmanlı hayat kalıcı izi bırakmış.

- Literatürdeki “klasik ticaret hanları”, “geçiş hanları” ve “büro hanları” ayrımı, mimari bir farklılaşmanın ötesinde toplumsal veya ekonomik olarak ne anlama gelmiştir?

Klasik ticaret hanları, büro hanları ve ikisi arasındaki geçiş hanları ayrımı, mimari bir sınıflandırmanın çok ötesinde, Osmanlı başkentinde ticaretin, sermayenin ve kamusal mekânın köklü bir dönüşümünü işaret eder. Kendi çalışmalarımda odaklandığım klasik ticaret hanları, II. Mehmet’in fetihten hemen sonra başlattığı imparatorluk başkenti kurma projesinin ticari mekân anlamındaki somut çıktılarıdır; liman ile Bedesten arasında kurulan ikili eksen üzerinde, vakıf sermayesinin yatırım aracı olarak yükselen bu yapılar, içlerinde mescit, kahvehane, avlu, dükkân, oda, ahır ve su kuyusuyla kendi kendine yeten birer mekânsal bütün oluştururken aynı zamanda farklı din ve etnik kökenden tüccarların, bekârların, askerlerin ve seyyahların bir arada var olduğu “toplumsal eşikler” işlevi görüyordu. 

- Büro hanları klasik hanlardan çok farklı işlev ve yapılanmaya sahip değil mi?

Vakıf hanlarındaki kiracı ilişkisi ile sonraki dönemin yapıları arasındaki mesafe yalnızca ekonomik değil, toplumsal ve sembolik bir kırılmayı da barındırır. 19. yüzyılın sonlarında ortaya çıkan büro hanları bu tablonun neredeyse tam karşıtıdır: artık avlularında farklı kökenden insanlar yan yana yaşamaz; bunların yerini Galata merkezli uluslararası sermaye, banka ve sigorta şirketleri alır. Kiracı artık bu ağların mensubu değil, anonim bir piyasa aktörüdür; mekânla kurulan ilişki güvenden değil sözleşmeden doğar. Bu yapılar böylece yalnızca sermayenin uluslararasılaşmasının değil, aynı zamanda köklü ticaret ağlarının çözülmesinin, toplumsal eşiklerin ortadan kalkmasının ve şehirde yeni bir yabancılaşma biçiminin mekânsal ifadesi hâline gelir.

Dolayısıyla bu tipoloji, aslında Osmanlı başkentinde kimin, nerede, kimlerle ve hangi sermaye ilişkileri içinde var olduğunun; kamusal mekânın nasıl dönüştüğünün ve bu dönüşümün şehrin toplumsal dokusunu nasıl değiştirdiğinin bir haritasıdır.

- Süreçte hanların işlev değiştirmesi örneğin günümüzdeki otelleşme süreci, kentin tarihsel kimliği açısından ne anlama gelmektedir?

Hanların işlev değiştirmesi aslında yeni bir şey değil. Mevcut çalışmalar göstermektedir ki, hanlar Osmanlı döneminden itibaren hiçbir zaman tek işlevli yapılar olmadı; ticaret, üretim, konaklama ve sosyalleşme her zaman iç içe geçmişti. Dolayısıyla bu mekânların tarih boyunca dönüştüğü, yeniden anlamlandırıldığı bir hakikat. Ancak günümüzdeki otelleşme süreci, bu tarihsel dönüşümlerden nitelik itibarıyla farklıdır. Önceki işlev değişimleri şehrin kendi iç dinamiklerinden, ticari pratiklerin ve toplumsal ihtiyaçların dönüşümünden besleniyordu; han ne kadar dönüştüyse de şehrin üretim ve değişim ağlarının içinde kalmaya devam etti. Buna karşın günümüzdeki otelleşme, bu yapıları o ağların dışına çıkarıyor.

Bu noktada Büyük Yeni Han meselesi keskin bir soru işareti doğurmaktadır. Sultan III. Mustafa tarafından 1761-1763 arasında inşa ettirilen, iki avlusuyla ve Çakmakçılar Yokuşu’na bakan yola uyumlu cephesiyle hâlâ ayakta duran bu yapı, 18. yüzyılda Osmanlı imparatorluk başkentinin ticari zirvesini temsil eden bir vakıf eseridir; sarrafların ve büyük tüccarların faaliyet gösterdiği, şehrin mali ağlarının tam merkezinde yer alan bir mekândır. Eğer Büyük Yeni Han yenilenip turizme kazandırılacaksa, bu yalnızca bir restorasyon değil, aynı zamanda köklü bir anlam dönüşümü olacaktır. Otelleşme bu yapının fiziksel dokusunu belki koruyacaktır; ancak onu bir zamanlar anlamlı kılan şeyi — şehrin üretim, ticaret ve güven ağlarıyla olan canlı bağını — kalıcı olarak silecektir. Avlularında bir zamanlar şehrin nabzı atan bu yapı, böylece yaşayan bir mekândan fotoğraf çekilen bir dekora dönüşmüş olacaktır.

- Hanlardaki bekâr odaları ve buralarda şekillenen sosyal hayat, İstanbul’un o dönemki marjinal ya da gündelik tarihine dair bize neler söyler?

19. yüzyıl ortalarına ait bir vakıf kaydına göre İstanbul’da kayıt altına alınan 593 yapının 418’i han, 175’i ise bekâr odasıydı. Bu iki mekân türü birbirinden kategorik olarak ayrılmakla birlikte pratikte iç içe geçmiş bir görünüm sergiliyordu. Hanlar ticaret ve kısa süreli konaklama işlevini bir arada yürüten müstakil yapılardı; ancak özellikle liman bölgesinde, Kasımpaşa ve Tavukpazarı gibi muhitlerde pek çok han, bekâr odasından farklı olmayan bir konaklama mekânına dönüşüyordu. Bekâr odaları ise çoğunlukla müstakil yapılar olmaktan ziyade kahvehanelerin üstünde, dükkânların arasında ya da iskele kenarlarında, şehrin gündelik ticaret dokusuna sıkışmış küçük barınaklardı. Bu iç içe geçişin kendisi de başlı başına anlamlıdır: iki kategori arasındaki sınırın idari mi yoksa toplumsal mı olduğu her zaman net değildi; belki de ikisi birden. Bu mekânlarda ailelerinden uzakta yaşayan kayıkçılar, hamallar, çıraklar ve mevsimlik işçilerden oluşan “mücerret” (bekar) taife barınıyordu. Bekâr odalarının Unkapanı merkezli liman bölgesinde ve Tavukpazarı ile Beyazıt arasında yoğunlaşması tesadüf değildi; bu dağılım, şehrin emek ve ticaret coğrafyasıyla birebir örtüşüyordu. Burada dikkat çekici olan bir paradoks vardır: iktidar bu grupları şehrin düzenine tam oturmayan, denetlenmesi gereken “marjinal” unsurlar olarak görüyordu; oysa şehrin gündelik ekonomisi — limanın işlemesi, malın taşınması, ticaretin dönmesi — büyük ölçüde bu insanların emeğine dayanıyordu. Marjinallik bir toplumsal konum değil, siyasi bir etiketleme biçimiydi. Osmanlı siyasi iktidarının bu mekânları ısrarla kayıt altına almakta gösterdiği titizlik de bu açıdan okunmalıdır. Nitekim bekâr odalarına ilişkin şikâyet kayıtları ve ara sıra uygulanan sürgün kararları, iktidarın bu mekânları yalnızca barınak olarak değil, potansiyel bir düzensizlik odağı olarak gördüğünü ortaya koymaktadır. Şehrin en işlek noktalarına sıkışmış bu küçük odalar, böylece hem Osmanlı kentsel ekonomisinin dinamiği hem de siyasi gözetimin sürekli nesnesi olarak var olmaya devam etti. 

Aslı Atasoy/T24

***

Prof. Dr. Ahmet Yaşar kimdir?

Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü'nde "On Sekizinci ve Erken On Dokuzuncu Yüzyıllarda İstanbul Hanları: Mekânsal, Topoğrafik ve Toplumsal Bir Analiz" başlıklı teziyle doktora derecesi aldı.

Hâlihazırda İstanbul Beykent Üniversitesi Tarih Bölümü'nde öğretim üyesidir; Osmanlı İstanbul'unda kahvehane, hamam, han ve cadde gibi kentsel kamusal mekânlar üzerine çalışmalarını sürdürmekte.

Öne Çıkan Yayın

GÜNDEM -20 Mayıs 2026-

CHP’li Yavuzyılmaz’dan Esenboğa çıkışı: ‘Milyonlarca euroluk pistte sadece pır pır uçak iniş yaptı’-Cumhuriyet- Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açı...