Türkiye’nin su kuşları tehdit altında: 20 yılda türlerin neredeyse beşte biri yok oldu -Dr. Gültekin Yılmaz / İklim Masası-
Konya Kapalı Havzası’nın biyoçeşitliliğiyle meşhur sulak alanları, aşırı su tüketimi ve iklim krizi nedeniyle günden güne kuruyor. Yeni bir çalışmaya göre son 20 yılda, bölgede üreyen her beş kuş türünden biri yok oldu. Ekosistemde kritik görevler üstlenen türlerin kaybını gösteren işlevsel çeşitlilik ise yüzde 66 azaldı. Göller artık üreme sezonu tamamlanmadan kuruyor ve yavrular gelişemeden yaşam alanlarını kaybediyor. Araştırmacılar, Elmabaş Patka ve Dikkuyruk gibi tehdit altındaki türlerin korunması için tek tek gölleri değil, havzanın tamamını kapsayan sürdürülebilir su politikalarına ihtiyaç olduğunu vurguluyor.
Bir zamanlar sayısız sulak alan kuşunun üreme alanı olan İç Anadolu gölleri, artık daha erken çekiliyor, daha hızlı kuruyor ve uluslararası öneme sahip doğal yaşam çeşitliliğini kaybediyor.
Yeni bir akademik çalışmaya göre, Türkiye’nin en büyük kapalı havzası olan Konya’daki sulak alan tahribatı, aynı zamanda büyük bir su kuşu çeşitliliği kaybına yol açıyor. 1998 ile 2018 yılları arasında, bölgede üreyen sulak alan kuşu sayısı 120’den 97’ye geriledi. Bu, sadece 20 yıl içinde bölgede bulunan neredeyse her beş kuş türünden birinin artık yok olduğu anlamına geliyor.
Durumun gerçek vehameti ise hangi türlerin kaybolduğuna bakıldığında ortaya çıkıyor: Üreyen kuş türlerinin sayısı yüzde 19 düşerken, kuş türlerinin işlevsel çeşitliliği ise yüzde 66 gibi sarsıcı bir oranda azaldı. Bu, ekosistem tahribatı sonucu bölgedeki kuş nüfusunun tektipleştiği anlamına geliyor.
En özgün işlevlere sahip türler birer birer yok oluyor
Konya Kapalı Havzası’ndaki kuş topluluğun tektipleşmesi şu demek: Vücut büyüklükleri, beslenme alışkanlıkları, yuvalama davranışları veya göç rotalarıyla birbirinden farklılaşan
ve en özgün işlevlere sahip olan türler birer birer yok oluyor. Arkalarında ise ekolojik nişlerini dolduracak veya üstlendikleri görevleri üstlenebilecek hiçbir tür kalmıyor.
İşlevsel çeşitliliği kaybediyoruz
Biyoçeşitliliği yüksek, sağlıklı bir sulak alan, pek çok canlı türüne ev sahipliği yapan renkli bir ekolojik ‘‘sıcak nokta’’dır. Aynı zamanda bitkilerden tek hücreli canlılara, sürüngenlerden balıklara, eklembacaklılardan su kuşlarına kadar tüm canlı gruplarının belirli bir görevi yerine getirdiği, karmaşık ve verimli bir ekosistem oluşturur.
İşlevsel çeşitlilik nedir?
Sulak alanlarda sürekli yaşayan veya buralara mevsimsel olarak gelen sucul kuşlar da bu ekosistemlerin önemli bir bileşeni. Kimi zararlılarla mücadele ediyor, kimi istenmeyen canlıların sayısını kontrol altında tutuyor, kimi kara ile su arasındaki besin döngüsünü düzenliyor kimi ise bitki tohumlarını ve küçük su canlılarının yumurtalarını başka sulak alanlara taşıyor. Bunları sayısal olarak ifade eden ölçüte de ‘‘işlevsel çeşitlilik’’ diyoruz.
Yok oluşlar bir uyarı: Denge bozuluyor
Ekosistemdeki canlıları bir senfoni orkestrasına benzetecek olursak, durumu şöyle açıklayabiliriz: Orkestra üyelerinin yüzde 19’unu kaybetmek elbette önemlidir. Fakat her bir enstrüman grubundan birer kişi eksildiyse, orkestra küçülse bile durumu idare ettirebilir. Fakat orkestradaki tek kemancının, trompetçinin ya da çellistin ayrılması durumunda müziğin uğrayacağı değişim, sadece kişi sayısındaki azalmayla açıklanamayacak kadar büyük olacaktır.
Bozulmuş bir sulak alan da ilk bakışta tamamen boş görünmeyebilir. İçinde hâlâ su, martılar veya balıkçıllar barındırabilir. Ancak dalıcı ördeklerin, kamış bülbüllerinin, pelikanların veya yelve kuşlarının yokluğu; göldeki derinlik bölgelerinin, besin ağlarının ve mevsimsel dengelerin bozulduğuna dair gözle görülür bir uyarıdır.
Mevsimsel çekilme %29’dan %88’e çıktı
Bu çöküşün arkasındaki temel itici güç, havzadaki su varlığının ciddi şekilde azalması. Uydu analizleri ise en kritik faktörün, göllerdeki mevsimsel çekilmenin ulaştığı vahim boyutlar olduğunu gösteriyor.
Konya Havzası’nda Önemli Kuş Alanı (ÖKA) statüsündeki yedi gölün ve sulak alanın 1998 ve 2018’deki durumları karşılaştırıldığında ortaya çıkan tablo oldukça çarpıcı. 1998’de üreme sezonunun başından sonuna kadar göl yüzey alanlarındaki küçülme %29 seviyesindeyken, bu oran 2018’de %88’i buluyor. Mevsimsel çekilme gittikçe hızlanıyor.
Buharlaşma kayıpları, barajlar ve aşırı sulama baskı yarattı
Adından da anlaşılacağı üzere Konya Kapalı Havzası, sularını denize akıtmayan, kapalı bir havza. Dolayısıyla yağmur ve yeraltı suları; buharlaşana veya tüketilene kadar havzada kalıyor. Bu durum ise sıcaklık artışının yol açtığı buharlaşma kayıplarına ve baraj yapımı, sulama kullanımı gibi hidrolojik değişimlere hassas bir denge yaratıyor.
Yükselen sıcaklıklar, aşırı sulama ve çok su tüketen tarım ürünlerine yönelim, baskıyı artırıyor.
Yağış yetersizliğine rağmen tarımsal üretimi sürdürmek için barajlara, yüzeysel sulara ve yeraltı sularına aşırı yüklenilmesi, bölgedeki sulak alanları kuruttu veya tahrip etti.
Bölgedeki doğal göl ve sulak alanları besleyen akarsular, tarımsal ve evsel kullanım için barajlarla çevrildi ve sulak alanların küçülmesine yol açtı. Ereğli Sazlıkları ve Akgöl bu örneklerden biri. Sazlıkları besleyen akarsular barajlarla çevrilmeden önce bölgede kışlayan kuşların sayısı yüz binleri bulurken, sazlıkların kuruması bölgedeki kuş sayısını ve tür çeşitliliğini de yok etti.
Yavrular gelişemeden göller kuruyor
Sezon sonuna doğru yaşanan bu devasa kuruma, kuş popülasyonlarını doğrudan ve ciddi şekilde tehdit ediyor. Kuşlar, suya, üreme dönemlerinin başından sonuna kadar ihtiyacı duyar. Yuva kurma, yumurtlama, kuluçka ve yavruların uçup kendi başlarına beslenebilecek erginliğe erişmesine kadar geçen tüm süreçte, su varlığı kritik önemde. Göllerin, yavrular henüz gelişimini tamamlamadan, bu denli erken ve yoğun bir şekilde kuruyup küçülmesi, pek çok kuş türü için üreme döneminin başarısızlıkla sonuçlanmasına yol açıyor.
Ekolojik fatura çok ağır
Burada temel sorun, bölgedeki su stresi. Geçim kaynakları tarıma dayandığı için su talebini azaltmak kolay değil, ancak mevcut yaklaşımın ekolojik faturası çok ağır. Göller erkenden kurumaya devam ederse hem türleri hem de sulak alanların sağladığı doğal işlevleri tamamen kaybedeceğiz.
İklim değişikliği krizi körüklüyor
Üstelik bu kriz, iklim değişikliği tarafından körükleniyor. Artan buharlaşma ve düzensiz yağışlar, su tüketimiyle birleştiğinde çifte tehdit oluşturuyor. Bu durum sadece Türkiye’ye özgü de değil. Dünya genelinde iç sulak alanlar, iklim ve insan baskısı yüzünden yok oluyor.
Elmabaş patka, dikkuyruk gibi türler tehlike altında
Geçen yıllarda Tuz Gölü’nde yaşanan toplu yavru flamingo ölümleri, bunun bir örneğiydi.
Bu durum ayrıca, üreme döneminin sonlarına doğru aktif olan ve derin sulara dalan Elmabaş Patka (aythya ferina) ile nesli küresel ölçekte tehdit altında olan Dikkuyruk (oxyura leucocephala) gibi dalıcı ördekler için büyük bir yok olma tehditi oluşturuyor.

Bu türler, beslenmek için derin su bölgelerine ihtiyaç duyar ve doğaları gereği sığ su kuşlarıyla ve yüzeyden beslenen ördeklerle rekabetten kaçınırlar. Fakat göller vaktinden önce sığlaştıkça, derin su alanları da yok oluyor. Dalıcı ördekler, kalabalık sığlıklara sıkışmak zorunda kalıyor. Bu da tam üreme ve yavru büyütme döneminde yiyecek ve alan için sert bir rekabeti tetikliyor. Eğer sulak alan, yavrular erginleşmeden tamamen kurursa, durum üreme felaketiyle sonuçlanıyor.
Uzak ekosistemler bile doğrudan etkileniyor
Türkiye; Dikkuyruk ve Elmabaş Patka için her zaman en kritik ülkelerden biri oldu. Özellikle Konya Kapalı Havzası’ndaki göller, bir dönem en önemli üreme alanları arasındaydı. Geçmişte binlerce Dikkuyruk ve Elmabaş Patka çiftine ev sahipliği yapan bazı göllerde artık bu kuşlardan ya çok az var ya da hiç kalmadı. Bu türlerin nüfuslarındaki düşüş sadece yerel bir sorun değil. Sulak alan kuşları genellikle ülkeler ve kıtalar arası göç ettikleri için tek bir havzadaki üreme başarısızlığı, o bölgenin çok ötesindeki ekosistemleri de doğrudan etkiliyor.
Göl ölçeğindeki koruma tedbirleri artık yeterli değil
Çalışmanın bir diğer bulgusu, koruma tedbirleri açısından önemli dersler içeriyor. Araştırma, havzanın farklı bölgelerindeki kuş topluluklarının zaman içinde birbirinden farklılaştığını ortaya koyuyor. Ancak ilk bakışta tür çeşitliliğinin artması olarak yorumlanabilecek bu farklılaşma, aslında ‘‘eksilmeli değişim’’ adı verilen bir olguya işaret ediyor: Yani bu farklılaşma, yeni tür topluluklarının gelmesinden değil, her bir sulak alanın kendi benzersiz kuş kombinasyonlarını kaybetmesinden kaynaklanıyor. Bu, kitap koleksiyonları birbirinden farklı şekilde yağmalanan birkaç kütüphaneyi karşılaştırmaya benzetilebilir.
Bu durum; koruma, rehabilitasyon ve restorasyon çalışmalarını daha da zorlaştırıyor. Geçmişte, türce en zengin birkaç sulak alan etrafında koruma alanları ilan etmek, havzanın biyoçeşitliliğinin büyük kısmını kurtarmaya yetebilirdi. Oysa şimdi, hayatta kalabilen ekolojik roller sulak alanlar arasında o kadar düzensiz dağılmış durumda ki, göl ölçeğindeki koruma tedbirleri yetersiz kalıyor.
Çözüm: Sürdürülebilir su politikaları
Gerçek bir koruma; tarımsal sulama kaynaklı aşırı tüketimin yeraltı su kaynaklarını tüketmesi ve yüzey sularında tuzlanmaya yol açması gibi yapısal krizlere karşı sürdürülebilir su politikaları uygulamayı gerektiriyor.
Bu durum, suyun ekosistemin en çok ihtiyaç duyduğu doğru zamanlarda havzada kalmasını sağlayacak sistematik ve havza ölçekli bir su yönetimini zorunlu kılıyor.
Dr. Gültekin Yılmaz kimdir?
Dr. Gültekin Yılmaz, lisans eğitimini Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Kimya Bölümü'nde, yüksek lisans ve doktora eğitimini ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü'nde tamamlamıştır. Doktora tezi "Tuzlu Sığ Göllerde Sera Gazı Dinamikleri: Çevresel Değişimin Etkileri Üzerine Bir Araştırma" ile iç Anadolu ve Akdeniz kıyı göllerinde tuzlanma ve iklim değişiminin etkileri üzerine çalışmalar yürütmüştür. 2025 yılından itibaren Nebraska Üniversitesi, Lincoln, Doğal Kaynaklar Okulu'nda doktora sonrası araştırmacı olarak görev yapmaktadır.
Uzmanlık alanı göl ve kıyı ekolojisidir. Araştırmaları, iklim değişikliği ve arazi kullanımının göl ve kıyı ekosistemlerin yapısı, işleyişi, sera gazı salımları ve karbon çevrimi üzerindeki etkilerini inceler. Ayrıca göl ve sulak alanlarda tuzlanmanın etkileri ve karbon tutulumunu arttırmaya yönelik restorasyon yöntemleri üzerine araştırmalar yürütmektedir.
Uzmanlık alanları: Ekoloji, iklim değişikliği, göller, kıyı ekosistemleri
/././
ABD’den Türkiye’ye KAAN motorları için 700 milyon dolarlık satış adımı
ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Türkiye’ye 700 milyon doların üzerinde jet motoru satışına ilişkin niyetini Kongre’ye resmen bildirdi.
Reuters’ın konuya yakın kaynaklara dayandırdığı haberine göre satış, Türkiye’nin yerli savaş uçağı KAAN’da kullanılacak General Electric üretimi motorları kapsıyor. KAAN, Ankara’nın savunma sanayisinde dışa bağımlılığı azaltma hedefi kapsamında geliştirdiği en önemli projelerden biri olarak görülüyor.
Satış paketinin değerinin 700 milyon doların üzerinde olduğu belirtilirken, motorların Türkiye’nin ilk yerli muharip uçağı KAAN’a güç vermesi planlanıyor. Reuters, kararın Türkiye’ye yönelik önemli bir diplomatik jest olarak değerlendirildiğini, ancak Kongre’de bazı itirazlarla karşılaşabileceğini aktardı.
Bazı ABD’li milletvekilleri, Türkiye’nin 2019’da Rusya’dan satın aldığı S-400 hava savunma sistemi nedeniyle satışa karşı çıkıyor. Washington, S-400 sistemlerinin NATO teknolojisi ve özellikle F-35 programı açısından güvenlik riski oluşturduğunu savunuyor. Türkiye, S-400 alımının ardından F-35 programından çıkarılmıştı.
Reuters’a göre Demokrat Temsilciler Meclisi üyeleri Gregory Meeks, Chris Pappas ve Dina Titus gibi bazı isimler, motor satışının engellenmesi için yasal girişimlerde bulunabilecekleri uyarısında bulundu. Kongre’nin satışı reddetmek için 15 günlük değerlendirme süresi bulunuyor. Ancak böyle bir karar çıkması halinde Trump’ın veto yetkisini kullanabileceği belirtiliyor.
Haberde, Trump yönetiminin satış sürecini NATO zirvesi öncesinde ilerletmek istediği belirtildi. Reuters, motor satışının Ankara ile Washington arasındaki savunma ilişkilerinde sınırlı fakat sembolik öneme sahip bir adım olduğunu, ancak Türkiye’nin F-35 programına dönüş talebini doğrudan çözmediğini aktardı.
Trump yönetimi döneminde Türkiye-ABD ilişkilerinde daha sıcak bir hava oluştuğu ifade edilirken, iki ülke arasındaki temel anlaşmazlıklardan birinin S-400 meselesi olmaya devam ettiği vurgulandı.
***
















