Devletinin utandığı Ankaralılar: NATO bariyerinin ardına gizlenen gecekondu mahallesinde neler yaşanıyor?-Özkan Öztaş/soL-

"Yahu insanın zoruna gidiyor. Hani ağırladıkları herifler adam olsa içim yanmayacak. Bu nedir Allah için söyle bana. Bu çekilen duvar nedir? Bizden mi utanıyorlar? Afedersin evin içindeki pisliği halının içine süpürür gibi. Değil mi? Zoruma gidiyor, ben bu ülkede vatandaşım vallahi zoruma gidiyor."

NATO Zirvesi yaklaşırken, hükümetin Ankaralılara baskısı da yoğunlaşıyor.

O kadar çok haber yapıldı ki, artık başkentin bir NATO eziyeti külliyatı var. 

Bir yandan NATO'cuların geçeceği yollara asfaltlar dökülüyor, çiçekler ekiliyor. Kent, NATO'culara "güzel görünsün" isteniyor. Esas patron olan ABD'nin Büyükelçiliği yoluna "antik görünümlü" vazolar bile yerleştiriliyor

Diğer yandan, "çirkinlik" de görülmesin isteniyor. Ankara'nın yoksul mahalleleri, ve içinde yaşayanların hayatları, bariyerlerle kapatılıyor.

Peki gizlenmek istenecek kadar "çirkin" hayatlara mahkum o Ankaralılar ne söylüyor? soL, bariyerlerin öte tarafını anlatıyor.

'Kötü görüntü diye binayı yıkıyorlar, ben nereye gideceğim?'

Emrah Bey protokol yolundaki eski bir binada manav. Yıllardır burada manavlık yaparken şimdi binanın metruk olması sebebiyle binayı yıkım kararı almışlar. Emrah Bey de meyve ve sebzeleri toplayıp boşaltmış dükkanı mecburen.

"Şimdi nereye gideyim ben? Ankara Çubukluyum ben. Meyve sebzelerin bir kısmını oradaki köye götürdüm. Bir kısmını yakındaki arkadaşlara bıraktık. Mesela yarın kiraz gelecek toptancıdan. Nereye indireceğim?"

Manav Emrah yıkım kararı verilen binanın önünde son kalan eşyalarını topluyor. Dükkanını kapatıp eşyalarını sağa sola yerleştirmiş. Bir kısmını köye götürmüş Çubuk ilçesinde bir kısmını komşulara. "Yarın kiraz gelecekti. Nereye koyacağım bilmiyorum" diyor.

Yapılan tebligatların zamansız olduğunu, geç iletildiğini ve birkaç gün içinde binayı yıkacaklarını öğrendiğini ifade eden Emrah Bey yaşadığı mağduriyeti şu sözlerle anlatıyor:

"Burası normalde rutinde işleyen bir bina. Evet eski, üst katı boş ama diğer yerler dolu. Biz en altta manav işletiyorduk. Üst katımızda Suriyeliler vardı. Vergisini ödediğimiz, kirasını ödediğimiz, faturalarını ödediğimiz normal bir yer burası. Ama şimdi ne oldu? Çıkın dediler. Hani bunu birkaç ay öncesinde deselerdi biz de başımızı sokacak bir yer bulurduk. Böyle olmadı abi. Mağdur ettiler bizi."

Bariyerlerin ardında kalan işyerleri ve evler açıkhava cezaevine dönmüş durumda. Her bir pano için ayrı bir aydınlatma sistemi ve döşenen demir profiller yurttaşlar tarafından "çöpe atılan para" olarak tarif ediliyor.

'Ağırladıkları herifler adam olsa içim yanmayacak'

Bariyerlerin arka sokaklarında ilerledikçe merdivenaltı işyerleri ve gecekonduların sayısı artıyor. Yıkılacak evlere işaretler konulmuş. Haftasonu gelmeden yıkılacak hepsi.

İşyerlerinden birine giriyoruz. Kısa bir selamlaşmanın ardından sohbet başlıyor. İşyerinde Suriyeliler de var. 65 yaşını geçmiş ama emekli olamamış bir amca karşılıyor bizi. Adımı yazma diyor.

"Konuşmaya korkuyoruz valla, adımı yazma fotoğrafımı çekme öyle konuşalım." Bir bardak çay uzatıyor, sohbet ediyoruz.

"65 yaş aylığı diye bir aylık var, tek gelirim o. O da aylık 7 bin lira. Onun dışında işte burada çadır dikiyorum ben. Manav reyonlarına falan kullanıyorlar o çadırları, tenteleri."

Bariyerin arkasında yer alan dükkanlardan. Manavlara tente ören iş yeri. Çalışanların bir kısmı Suriyeli. "Mahallelerin bir kısmı zaten Suriyeli, onlar itiraz etmeye korkuyor" diyor mahalle halkı.

Çayına attığı şekeri karıştıran amca anlatmaya başlıyor:

"Çubukluyum ben de. Köyümüz hemen havalimanının öte tarafında. Geldiler burayı böyle kapattılar, branda çektiler. Bazı evlerin dış cephesini boyadılar. Bir görsen iki günde şipşak boyadılar, sıvadılar, çektiler gittiler. Demek ki isteyince oluyormuş."

Yapılan uygulamalara tepki gösteren amcamız, yaşadığı şeylerin onuruna dokunduğunu söylüyor.

"Yahu insanın zoruna gidiyor. Hani ağırladıkları herifler adam olsa içim yanmayacak. Bu nedir Allah için söyle bana. Bu çekilen duvar nedir? Bizden mi utanıyorlar? Afedersin evin içindeki pisliği halının içine süpürür gibi. Değil mi? Zoruma gidiyor, ben bu ülkede vatandaşım vallahi zoruma gidiyor."

Çoğunluğu gecekondulardan oluşan bariyer arkasında kalan mahallelerde yoksulluk belirgin olarak fark ediliyor. Bazı gecekondular "görüntü kirliliği" olmasın diye yıkılacak. Yıkılacak evlere işaretler konuluyor.

'10 gündür siftah yapmadım'

Bariyerlerin ardında Yasin ve Koray usta karşılıyor bizi. "Gazetecileri bekliyoruz vallahi biz de" diye buyur ediyorlar içeriye. Yasin usta oto yıkamacı, Koray da egzoz emisyonu işi yapıyor. Her ikisi de akraba. Her ikisi de dertli. İçeri buyur edip soğuk bir şeyler ikram ediyorlar.

Yasin başlıyor söze.

"Bak ben yıllardır burada esnafım. Açık konuşayım kimseden çekincem yok. Ben milletime devletime bağlıyım. Şehit yakınıyım. Ama bak ellerime. Ellerim nasır. Ekmeğimi taştan çıkarıyorum. Bir kez olsun şehit yakınıyım diye iltimas istemedim kimseden. Kendim çalıştım kendim kazandım. Ama bu olmaz kardeşim. Pandemide dahi esnafa sahip çıktılar ama ben 10 gündür siftah yapamıyorum burada kimse halimizi sormuyor. Ayıptır bu."

Yoksulluğu gizleyen bariyerler esnafın dükkanını da kapatıyor. Hal böyle olunca da oto yıkamacı, oto tamircisi, tekel bayi, köfteci derken bariyerler çekildiğinden beri kimse para kazanamıyor.

Koray ve Yasin Ustalar. Bariyerlerin ardında kalan iş yerleri için çoğu tanıdıkları "kapattınız mı" ya da "açık mısınız" sorusunu soruyor. Günlerdir iş yapamayan esnaflar kredi borçlarını ödeyebilmek için yeni kredi çektiklerini ifade ediyor. 

Koray devam ediyor söze, çıkarıp tebligatları gösteriyor.

"Bak abicim. Burada buraya duvar öreceğiz, burada dükkanınızın önünü kapatacağız yazmıyor. Trafik diyor, araç diyor, bir şeyler diyor. Ama bir akşam geldiler çektiler duvarları gittiler. Tır tır demir döşediler. Ben ne kazanacağım şimdi? Yanımda çalışanlarla ekmeğimi paylaşıyorum. Adamlara nasıl maaş ödeyeceğim. Tek bir araba gelip tamir ettiremedi arabasını."

Yasin, tebligata gelen polisin dahi bariyerlerden çıkamadığını ifade ediyor yakınarak.

"Düşün bak polisler resmi tebligatlarını yapmaya geldiler. Onlar bile çıkamadılar bu bariyerleden dönerlen. Bende kamera kayıtları var. Dileyen gelsin incelesin. 10 gündür siftah yapmadım ben. Tek kuruş kazanmadım. Yalan yok tek bir araba geldi. O da bu işte Koray. Yan komşum. Akrabam olur. Geldi bari siftah olsun diye kendi arabasını yıkattı. Ben vergimi ödüyorum. Kiramı ödüyorum. Yeri geliyor çevre temizlik ve çöp vergisini ödüyorum. Ama neden kabahatli ben oluyorum, benden mi utanıyorlar? Şimdi bu bariyeri çekince üstteki gecekondular görünmüyor mu? Buraya çözüm bulmalılar. Biz 3 aylık kazancımızı kaybettik. Bundan sonra zor toparlanır, müşterilerimiz başka yerlere gittiler. 10 gündür böyle, bu haftayı da say, haftaya da NATO zirvesi, kabaca 1 ayımızı kaybettik. Bunun bize maliyeti 3 ay. Basit değil. Ben bugün kredi çektim borçlarımı ödemek için. Borcu borçla kapatıyoruz."

Çıkarıp telefonundan ev sahibi ile görüşmesini gösteriyor Yasin. "Bak daha az evvel görüştüm. Adam kira istiyor. Ben para kazanamıyorum. Nasıl olacak bu iş?"
'Milyonlarca liradan bahsediyorlar bu kapatmalar için o paraya buralar çiçek olurdu'

Yan tarafta köfteciye geçiyoruz. Hemen yanında da bir tekel bayi var.

Yapılan bariyerlerin üç aşaması var. Önce demirler döşenmiş. Sonra bariyerler örülmüş. Örülen bariyere boya yapılmış, üzerine pankartlar gerilmiş. Bariyerin ardında kalanlar ise yapılanların tamamını gereksiz masraf olarak yorumluyor.

Önü tamamen kapanan dükkanlardan bazıları.

Mehmet Bey şöyle anlatıyor bunu:

"Mesela bize daha önce dediler ki buralara çit çekeceksiniz. Biz de gittik çit çektik. Masraf ettik. Şimdi o çitleri kaldırdılar arkaya attılar, bu duvarları çektiler. Kapılarımızın kapattılar, bakın benim dükkanımın önü tamamen kapalı. Sabahtan beri iki sakız sattım bir de sigara. Bu dükkan böyle dönmez. Ben ta Dikmen'den gelip gidiyorum bu dükkana."

Kapısının önünü gösteriyor Mehmet Bey. Yan taraftaki köfteci artık gelmiyormuş. Onun da önü kapalı. "Burası yaya trafiğine uygun değil zaten, millet geçerken bir şey alırdı" diyorlar.

Ayrıca tüm maliyetler için muhtelif dedikodular dolanıyor mahallelerde. Kimisi maliyetin 250 milyon lira olduğunu söylüyor, kimisi 200 milyon dolar.

"Çok abicim, her ikisi de çok. Düşün. Altınpark'tan ta havalimanına kadar yol. Tonlarca demir, tonlarca ahşap döküyorlar. E bir de şimdi panolar taktılar, bunlar aydınlatılacakmış. Elektrik döşüyorlar. Valla zirveden sonra kaldırılmaz diyen de var. Bu gecekonduları kapatmak için bahane buldular."

Zenginlerin önüne çiçek yoksullara bariyer

Aynı mahallede dikkat çeken diğer detay da her iş yerinin önüne bariyer çekilmemesi. Mehmet Bey anlatmaya devam ediyor.

"Bak mesela bizim bu sıranın tamamı kapalı. Ama yan tarafta petrol istasyonu var önü açık. Niye ondan utanmıyorlar, çünkü onun parası var mekanı güzel, önüne peyzaj yapıyorlar, adam zengin. Ama bizden utanıyorlar, bize duvar örüyorlar. Aramız 30 metre."

Bariyerlerin bittiği yerde lüks iş yerler başlıyor. Yoksulların önüne çekilen bariyerlerin yerini peyzaj düzenlemesi alıyor.

Yapılan uygulamaların adaletsiz olduğunu ifade eden yurttaşlar destek talep ediyor.

"Burada hasta var. Artık ambulans giremiyor. Bak yan komşumuzun çocuğu normalde her gün rehabilitasyona gidiyor. Şimdi mecbur annesi sırtında taşıyor yola kadar. E nasıl girsin ambulans abi, küçük araba bile giremiyor."

Günlerdir iş yapamayan esnaflar borçların ertelenmesini ya da destek talep ediyorlar.

"Bize deseydiler ki kardeşim biz senin dükkanını 1 ay kapayacağız, ben de ona göre hazırlık yapardım. Sürpriz oldu. Yıllardır dökülmeyen asfalt döküldü. Karşıdan karşıya geçerken onca insan kaza yaptı, birçok insan öldü ama bariyerleri 2 gün önce diktiler. Demek ki isteyince oluyormuş. Onu gördük."

Çekilen bariyerler yoksulluğu gizlemekten ziyade yaşanan sorunları pekiştiren, yevmiyeleri ortadan kaldıran, yoksul halkın işe ve ekmeğe ulaşımını engelleyen bir duvara dönüşmüş durumda.

Şimdilik tek umut zirvenin bir an önce bitmesi ve hayatın normale dönmesi.

Özkan Öztaş/soL

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

Devletinin utandığı Ankaralılar: NATO bariyerinin ardına gizlenen gecekondu mahallesinde neler yaşanıyor?-Özkan Öztaş/soL-

"Yahu insanın zoruna gidiyor. Hani ağırladıkları herifler adam olsa içim yanmayacak. Bu nedir Allah için söyle bana. Bu çekilen duvar n...