T-24 "Köşebaşı + Gündem" -30 Haziran 2026-

Sekiz başlıkta yurt dışında elde edilen gelirlere yönelik getirilen 20 yıllık gelir vergisi istisnası -Erdoğan Sağlam

Başta “hukuki güvenlik” olmak üzere çok daha önemli konular vardır. Bu konularda güvence sağlanmadıkça uygulamada başarı sağlanamaz!

7582 sayılı torba yasayla yapılan önemli düzenlemelerden biri, 1 Ocak 2026 tarihinden itibaren Türkiye’ye yerleşen/yerleşecek olan gerçek kişilere, yurt dışında elde edilen gelirleri için 20 yıllık gelir vergisi istisnası sağlanmasıdır.

Başka ülkelerde de örnekleri olan bu teşvik ile hem yerleşik olduğu ülkede hem de diğer ülkelerde elde ettiği gelirleri yerleşik olduğu ülkede tam mükellefiyet esasında vergilenen gerçek kişiler ülkemize çekilmek istenmektedir.

1. Yasal düzenleme

7582 sayılı Kanunla Gelir Vergisi Kanununa eklenen mükerrer 20/D madde ile bazı şartlarla yurt dışı kazanç ve iratlar için gelir vergi istisnası getirilmiştir.

Bu maddeye göre, 1/1/2026 tarihinden itibaren Türkiye’ye yerleşmiş sayılan kişilerin, yerleşim tarihinden önceki son 3 takvim yılında Türkiye’de ikametgahının ve vergi mükellefiyetinin bulunmaması şartıylaTürkiye dışında elde ettiği kazanç ve iratları 20 yıl süre ile gelir vergisinden istisna edilmiştir.

Bu konuya ilişkin tebliğ taslağı 4/6/2026 tarihinde Gelir İdaresinin web sayfasında kamuoyunun görüşüne açılmış, ancak henüz yayımlanmamıştır.

Tebliğ taslağında, istisnadan yararlanabilmek için kişilerin başvuru tarihi itibarıyla Türkiye’de yerleşmiş sayılmalarının şart olduğu ifade edilmiştir.

2. “Yerleşmiş sayılma” ne demektir?

Aşağıda yazılı kişiler Türkiye'de yerleşmiş sayılır (GVK Md.4):

* İkametgahı Türkiye'de bulunanlar (İkametgah, Kanunu Medeninin 19 uncu ve mütaakıp maddelerinde yazılı olan yerlerdir),

* Bir takvim yılı içinde Türkiye'de devamlı olarak 6 aydan fazla oturanlar (Geçici ayrılmalar Türkiye'de oturma süresini kesmez).

Bu konuda çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmalarının da dikkate alınması gerekir!

3. İkametgah neresidir?                  

Gelir Vergisi Kanununun refere ettiği 743 sayılı Türk Kanunu Medenîsi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ile yürürlükten kaldırılmıştır. İkametgah, yeni Kanun ile “yerleşim yeri” olarak adlandırılmış olup, tanımı eski Kanun ile aynıdır, sadece günümüz Türkçesine uyarlanmıştır.

4. İstisna ne anlama geliyor?

Türkiye’de yerleşmiş sayılma durumu gerek Türkiye’de gerekse yurt dışında elde edilen tüm gelirlerin tam mükellef sıfatıyla Türkiye’de vergilendirilmesini gerektirir.

Bu istisna ile Türkiye’de tam mükellef statüsüne tabi olan gerçek kişiler (Türk vatandaşı olsun olmasın) sadece Türkiye’de elde ettikleri kazançlar üzerinden Türkiye’de vergilendirilecek, yurt dışında elde ettikleri gelirler ise Türkiye’de 20 yıl süreyle gelir vergisinden istisna olacaktır.

Yurt dışında elde edilen ve Türkiye’de vergiden müstesna tutulan gelirlerin çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmasına göre bu ülkede vergilendirilmesi söz konusu olabilir.

Kişilerin Türkiye’de vergi mükellefiyetinin bulunması, yerleşim yeri Türkiye’de olsa bile istisnadan yararlanma hakkını ortadan kaldırır.

Vergi mükellefiyetinin bulunmasından kasıt; ticari, zirai ve serbest meslek kazançlarından dolayı sürekli vergi mükellefiyetinin bulunmasıdır. Yani sürekli mükellef olan kişiler bu istisnadan yararlanamazlar.

Bu kişilerin Türkiye’de elde ettikleri gayrimenkul sermaye iradı, menkul sermaye iradı ve değer artışı kazançları nedeniyle gelir vergisi beyanname vermeleri istisnadan yararlanmalarına engel olmaz.

İstisnadan yararlanacak kişilerin kapsama girmeden önce, Türkiye'de elde ettiği gayrimenkul sermaye iradı, menkul sermaye iradı veya değer artışı kazancı nedeniyle mükellefiyetlerinin bulunması da istisnadan yararlanmasına engel değildir.

5. Bu istisna “vergi harcaması” niteliğinde midir?

Bu kişilerden daha önce, tam mükellef statüsünde olmadıkları için, Türkiye herhangi bir vergi tahsil etmediğinden, geçici süreyle getirilen bu istisnayı bir vergi harcaması olarak nitelendirmek doğru olmaz. Çünkü bu düzenleme ile Türkiye tahsil ettiği bir vergiden vazgeçmiş değildir.

Kaldı ki Türkiye tam mükellef kişilerin bile yurt dışı gelirlerini takip edemiyor!

Her ne kadar “otomatik bilgi paylaşımı” kapsamında Türkiye’de yerleşmiş sayılan gerçek kişilerin yabancı ülkelerde elde ettikleri gelirler Türkiye ile paylaşılmakta ise de bu kişilerin yurt dışında elde ettikleri gelirlerin Türkiye’de tam olarak vergilendirildiğini söylemek mümkün değil.

Özetle Maliye, vergilendiremediği gelirleri istisna ederek Türkiye’ye getirmeyi amaçlıyor. Ancak yapılan düzenleme gelirleri veya varlıkları değil sadece kişileri Türkiye’ye getirmeyi sağlayabilir. Varlıklar ancak “yeni varlık barışı” kapsamında Türkiye’ye getirilebilir.

6. İstisna uygulaması nasıl yapılacak?

Tebliğ taslağına göre, istisnadan yararlanacak kişilerin yerleşmiş sayıldığı yılın sonuna kadar, yılın son iki ayında yerleşmiş sayılanların ise izleyen yılın ikinci ayının sonuna kadar yetkili vergi dairesine başvurarak İstisna Belgesi almaları gerekiyor.

Yetkili daire yerleşim yerinin bulunduğu yerdeki vergi dairesi olacak. Maliye bu kişiler için özel bir vergi dairesini yetkilendirebilir. 

İstisna kapsamındaki kazanç ve iratlar için yıllık beyanname verilmeyecek, diğer gelirler nedeniyle beyanname verilmesi halinde de bu gelirler beyannameye dahil edilmeyecek.

İstisna kazanç ve iratlara ilişkin gider ve maliyetler, vergiye tabi kazanç ve iratların tespitinde dikkate alınmayacak.

Bu istisna kapsamındaki kazanç ve iratlar nedeniyle yabancı ülkelerde ödenen vergiler Türkiye'de tarh edilen gelir vergisinden mahsup edilemeyecek. Çünkü Türkiye’de bu gelirler üzerinden zaten vergi hesaplanmıyor. Bu nedenle de istisna dışı gelirler üzerinden hesaplanan vergilerden mahsup mümkün olamaz.

İstisnaya ilişkin şartların sağlanmadığının sonradan tespit edilmesi halinde zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler, ziyaa uğramış sayılacak. Yani istisna nedeniyle zamanında ödenmemiş vergiler, vergi ziyaı cezası ve gecikme faiziyle birlikte tahsil edilecek.

7. Veraset ve intikal vergisi avantajı

Veraset ve intikal vergisi kanununda yapılan değişiklikle, bu istisnadan yararlananlara istisna için öngörülen 20 yıllık süre boyunca veraset yoluyla intikal eden mallar için uygulanacak veraset ve intikal vergisi oranı yüzde 1 olarak belirlendi.

Ancak bu kişilere veraset dışında ivazsız olarak intikal eden mallar ile bu kişilerin başkalarına ivazsız olarak intikal ettirdiği mallar veya bu kişilerin ölümü üzerine başkalarına intikal eden mallar için genel vergi tarifesi geçerli olacak.

2026 yılı içinde veraset yoluyla veya ivazsız suretle meydana gelen intikallerde veraset ve intikal vergisi aşağıdaki tarifeye göre hesaplanıyor.

8. Bu yazı için son sözlerim…

7582 sayılı torba yasayla getirilen yurt dışı kazanç ve iratlar için 20 yıllık gelir vergisi istisnasının yurt dışında yerleşik varlıklı kişileri Türkiye’ye getirmek ve bu kişileri Türkiye mukimi yapmak (yani bu kişileri Türkiye’ye yerleşmiş hale getirmek) amacıyla yapıldığı anlaşılıyor.

Bu amacın gerçekleşme olasılığını düşük görüyorum. Çünkü varlıklı kişiler sadece vergi kaygısıyla bir ülkeye yerleşme kararı vermezler.

Başta “hukuki güvenlik” olmak üzere çok daha önemli konular vardır. Bu konularda güvence sağlanmadıkça uygulamada başarı sağlanamaz!

/././

Dilovası soruşturmasında ortaya çıkan skandal: Belediye şirketinin işçisine, “zabıta” yetkisiyle denetim yaptırdılar!-Tolga Şardan- 

Belediye çalışanı Ömer Kocabay’ın Dilovası Belediyesi Zabıta Müdürlüğü bünyesinde resmi görev yapan personel gibi yetki ve sorumluluğu olmamasına rağmen, ileriki günlerde facia yaşanacak tesiste “zabıta personelinin sahip olduğu görev ve yetkiyle” inceleme yaptığı ortaya çıktı!

Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde geçen kasımda yaşanan ve 7 kişinin hayatını kaybettiği iş kazası soruşturmasını yürüten savcılık talimatıyla, gözaltına alınan 7 kamu personeli geçen hafta tutuklandı.

Tutuklananlar, faciada sorumlulukları tespit edilen Dilovası Belediyesi’nin eski yöneticilerinin yanı sıra halen iş başındaki yetkilileri.

Dilovası Belediye Başkan Yardımcısı Necati Temiz, Dilovası Belediye Başkan Yardımcısı ve aynı zamanda eski İmar ve Şehircilik Müdürü Hüseyin Öztürk, Belediye eski Yapı Kontrol Müdürü Cihan Sorgucu, eski Yapı Kontrol Müdürü Selim San, Belediye Yapı Kontrol Müdürü Muammer Telli, Belediye eski Zabıta Müdürü Cengiz Taşdemir ve Zabıta Müdür Vekili Nizamettin Balcı, haklarında verilen gözaltı kararı sonrasında tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Belediyecilerin gözaltına alınmasına neden olan süreç, İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişleri’nce hazırlanan ön inceleme raporuyla başladı. Müfettişler, tutuklanan yedi belediye üst düzey yöneticisiyle birlikte Ömer Kocabay adlı belediye çalışanı hakkında geçen ocakta ön inceleme raporu hazırladı.

Raporda yer alan Ömer Kocabay ismine özellikle dikkat etmeniz gerekecek. Zira faciaya neden olan gelişmelerde Kocabay’ın konumu çok önemli!

Müfettişlerin 48 sayfalık ön inceleme raporuna ulaştım. Raporu okuyunca, dönemin İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın onayı ile görev verilen iki Mülkiye müfettişinin, faciaya neden olan süreci deyim yerindeyse didik didik ettiği anlaşılıyor.

İşçi statüsündeki araç şoförü, zabıta denetimi yaptı!

Bu detaylı araştırmayla doğal olarak AKP’nin yönetimindeki Dilovası Belediyesi’nin 7 kişinin yaşamını yitirdiği facia öncesinde hangi skandallara imza attığını da görmek mümkün.

Raporda yer alan skandalları aktarmaya önce Ömer Kocabay’ın adının yer aldığı konuyla başlamak gerekiyor sanırım.

Müfettişler, 8 Kasım 2025 günü yaşanan olayla ilgili belediyedeki tüm evraka el koyup inceledi. İnceleme sonucunda, ilk skandal patlak verdi.

Belediye bünyesindeki Zabıta Müdürlüğü’nün çevre denetim biriminin görevlileri, faciadan tam 15 gün önce Mimar Sinan Mahallesi’nde faaliyet gösteren firmaya ait işyerine giderek “rutin iş yeri kontrolü ve denetimi” gerçekleştirdi.

Denetim yapan zabıta ekibinde ilginç bir isim vardı. Mevcut yönetmeliklere göre, zabıta personeli olarak gözükmeyen Ömer Kocabay’dı bu isim.

Ömer Kocabay, aslında 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında belediye şirketinde çalışan bir işçiydi. Ancak fiilen yaptığı görev zabıta aracında şoförlüktü!

Müfettişlerin incelemesinde Kocabay’ın, belediye zabıta teşkilatında görev yapma niteliklerine sahip olmadığı anlaşıldı. Zaten müfettişlere ifade veren Kocabay da durumu anlattı.

Kocabay’ın Dilovası Belediyesi Zabıta Müdürlüğü bünyesinde resmi görev yapan personel gibi yetki ve sorumluluğu olmamasına rağmen, ileriki günlerde facia yaşanacak tesiste “zabıta personelinin sahip olduğu görev ve yetkiyle” inceleme yaptığı ortaya çıktı!

Müfettişler, bu uygulama sebebiyle “işçi statüsünde çalışan ve zabıta yetkisi ile sorumluluğu” verilen Ömer Kocabay hakkında “soruşturma izni verilmesini” talep etti.

Ayrıca imalathanenin sahibi Kurtuluş Oransal’ın verdiği “tesisin 15 Kasım 2025 gününe kadar taşınacağı” yönündeki sözlerinin yeterli bulunarak kabul edilmesi ve denetim sırasında firma tarafından hiçbir evrak beyan edilmemesine rağmen herhangi bir işlem yapılmadan sadece tutanak hazırlanarak zabıta ekibinin geri dönmesi, müfettişlerce suç unsuru sayıldı.

Zabıta müdürünün ifadesinden ortaya çıkan “adres” kurnazlığı

Yapılan tespitler sonrasında firmaya ait imalathanenin denetimi hakkında mevcut Dilovası Belediyesi Zabıta Müdür Vekili Nizamettin Balcı’nın ifadesi, müfettişlerce alındı.

Vekil zabıta müdürü Balcı’nın ifadesinde ilginç bir olay daha günışığına çıktı.

Şöyle ki faciaya neden olan firmanın sahibi Kurtuluş Oransal, firmasının Mimar Sinan Mahallesi Asalet Caddesi’nde 28 numaralı adreste “ruhsatlandırılmış faaliyeti”nin bulunduğu denetim için giden belediye ekibine bildirdi.

Fakat, aynı zabıta ekibinin hazırladığı tutanakta, Mimar Sinan Caddesi’nde 12 numaradaki binada firmanın faaliyeti için kiralanan iş yeri üzerinde firma sahibi ile mal sahibi arasında sorun yaşandığı bu nedenle denetim yapılan adresteki iş yerinde “bir türlü faaliyete başlayamadığı” bilgisi yer aldı.

“Belgeler muhasebecide” bahanesi

Zabıta Müdür Vekili Balcı’nın müfettişlere verdiği ifadeye göre; denetime giden zabıta ekibi, izin ruhsat ve evrakını, firma sahibi Kurtuluş Oransal’dan kendilerine gösterilmesini istedi.

Ancak firma sahibi Oransal, istenen tüm belgelerin ve izinlerin muhasebecide olduğunu öne sürdü. Sonrasında denetim ekibi, firma sahibinin gösterdiği Mimar Sinan Caddesi’ndeki iş yerinde herhangi bir faaliyetin gerçekleşmediğini, içeride sadece ambalaj malzemelerinin olduğu koliler şeklinde istiflendiğini, içeride üretime yönelik herhangi bir makine ekipman olmadığı ve sadece ambalaj kolilerinin bulunduğunu tespit etti.

Peki sonra ne oldu?

Olan şu: yine Balcı’nın ifadesine yandığı şekliyle, aynı bölgedeki 513/3 sokaktaki 11 numaralı adreste faaliyette bulunan ve facianın yaşandığı iş yerinde herhangi bir inceleme ve denetlemenin yapılmadığı anlaşıldı.

Zabıtanın “rutin” denetim yaptığı gün firma sahibi firma sahibi Kurtuluş Oransal, denetim ekibine 513/3 sokak 11 numaralı adresteki iş yerini değil, Mimar Sinan Caddesi’ndeki 12 numaradaki iş yerini denetim ekibine gösterdi!

Daha iyi anlaşılması amacıyla internet arama motorundan elde ettiğim bölgenin yerleşim planının iz düşümünü yazıya aldım.

Tutanakta yer aldığı şekliyle firma sahibi, adresi beyan ederken önce “501/2 sokak numara 12” şeklinde bildirdi. Ancak daha sonra yine firma sahibi adresi “501/2 sokak numara 11” olarak değiştirdi. Dolayısıyla tespit tutanağına önce “numara 12” şeklinde yazılan adres, firma sahibi Oransal’ın anlatımıyla “numara 11” olarak düzeltilip kaydedildi!

Farkındayım aklınız karıştı! Bunu önlemek amacıyla krokiye bakmak yeterli olacak. Zira, firmanın bulunduğu mevki üç ayrı cadde ve sokakta cepheli.

Kapı numarasını değiştirildiğinde; sıkıntılı alan yerine, sorunsuz alan gösterilip sıkıntılı alanın “temiz” hale getirilmesi mümkün elbette!

Devam edeyim; müfettiş raporunda belirtildiği şekliyle, Zabıta Müdür Vekili Balcı, zabıta denetim ekibinin, tutanakta yer alan 501/2 sokağın yan tarafındaki 12 numaralı iş yerini denetledi. Yapılan kontroller sırasında da firma sahibinin beyan ettiği 12 numaralı iş yerinde mevzuata aykırı faaliyete rastlanmadı!

Zaten, denetimden 15 gün sonra da denetimden kaçırılan adreste facia yaşandı!

Kısacası oyun içinde oyun…

Oyuncular ise, belediye personeli ve firma sahibi. Firma sahibi Oransal, facia kapsamında tutuklu bulunduğu Kandıra Cezaevi’nde 30 Kasım’da öldü.

Belediye görevlileri ise, Dilovası Kaymakamlığı’nın verdiği soruşturma izni çerçevesinde gözaltına alınıp tutuklandı.

Küçük bir ekleme yapayım, sürecin bizzat içinde yer alan Ömer Kocabay hakkında müfettişler soruşturma izni verilmesini talep etti. Dönemin Kaymakamı Metin Kubilay, talebe uygunluk verdi. Kocabay’a diğer yedi belediye üst düzey yöneticisiyle birlikte yargı yolu açıldı.

Savcılığın soruşturma çerçevesinde, Kocabay dışındaki yedi kişi için gözaltı ve tutuklama kararını vermesine karşın hakkında soruşturma izni verilen Kocabay’a yönelik herhangi bir girişimde bulunmaması dikkati çekti.

Dilovası dosyası bu kadarla sınırlı değil, yarın devam edeceğim.

/././

Yeni parti, “ne kuş ne deve” mi olacak?-Mehmet Y. Yılmaz-

“Özel’in kurmayları” olarak tanımlanan kaynağa göre yeni kurulacak parti “sol görüşlü” olmayacakmış. Kulağa hoş geliyor tabii: Yüzde 30 buradan, yüzde 12 şuradan, yüzde 4,5 öbür köşeden derken yüzde 50 + 1 bulunacak ve Türkiye’de rejim değişecek. “Yoksulluk, yolsuzluk ve yasaklarla” mücadele edeceğini vaat ederek iktidara gelen partinin 24. yılının sonunda 3 Y’nin 3’ü de yerinde duruyor. Yoksulluk yenilemedi, yolsuzluklar arttı, yasaklardan nefes alamaz haldeyiz. 1980’den beri, neredeyse yarım yüzyıldır Türkiye’ye hâkim olan neo liberal politikaların bir sonucu bu. Yeni kurulacak parti, bunu değiştirmeyecek ise neyi değiştirmeye talip?

CHP’nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel ve arkadaşlarının, siyasete yeni bir parti kurarak devam etmesi kaçınılmaz gibi görünüyor.

Özel’in, yeni parti sorularına “ya bir yol bulacağız ya bir yol açacağız” diye yanıt vermesi, yeni parti fikrini giderek içselleştirdiklerini gösteriyor.

Hatta yeni kurulacak parti için isim çalışmalarının yapıldığı da söyleniyor ki bunlar içinden “Yeni Parti” isminin öne çıktığı da dünkü haberler arasındaydı.

Geçen hafta Nefes gazetesinde Tarık Işık imzasıyla yayınlanan bir kulis haberine göre böyle bir siyasi oluşumun alt yapısı da hazırlanıyormuş.

Haberde “Özel’in kurmayları” olarak tanımlanan kaynağa göre yeni kurulacak parti “sol görüşlü” olmayacakmış.

“Kurmaylar” şöyle konuşmuş:

“İddiamız göstereceğimiz adayın Türkiye’nin yeni cumhurbaşkanı olması. Bunun için de yüzde 50 + 1 oy alması gerekiyor. Türkiye’nin tamamına hitap etmek için kırmızı çizgilerimizden taviz vermeden Türkiye İttifakı’nı kurmalıyız.”

Kulağa hoş geliyor tabii: Yüzde 30 buradan, yüzde 12 şuradan, yüzde 4,5 öbür köşeden derken yüzde 50 + 1 bulunacak ve Türkiye’de rejim değişecek.

Ancak kulağa hoş geldiği kadar da kolayca gerçekleşebilecek bir şey değil.

Hadi diyelim ki geleneksel CHP seçmeni, kurulmasına Kılıçdaroğlu’nun da katkı sunduğu kumpasa tepki gösterip, yeni partinin arkasında fire vermeden hizalandı.

Geriye neresinden baksanız yüzde 20 – 25 civarında bir oy gerekiyor ki bu ne olduğu ve kiminle kurulduğu belli olmayan “Türkiye ittifakı” ile sağlanabilir mi, emin değilim.

Zaten kim böyle bir sonuçtan emin olabilir ki?

Bunun bir benzerini son genel seçimde Kılıçdaroğlu denedi; TBMM seçimi büyük farkla kaybedildi, Cumhurbaşkanlığı seçimi ise hüsran oldu.

Öyle görünüyor ki söz konusu “kurmaylar” siyaseti, kişisel karizmalar üzerinden yürütülen bir tür oyun gibi görüyorlar.

Aş pişmeden önce su katayım ki baştan söyleseydin kardeşim demeyin.

Siyaset yapmak, kitleleri bir siyasi partinin peşine takmak böyle bir şey değil.

Bu yaklaşım biraz da “helalleşerek” muhafazakâr kitleleri de CHP’nin peşine takmayı hayal eden Kılıçdaroğlu’nun planına benziyor.

Evet, kuşkusuz ki kendisini muhafazakâr olarak tanımlayan vatandaşlardan da oy almadan seçim kazanılamaz ama bunun yolu ne olduğu, nasıl bir siyasi çizgiyi savunduğu belli olmayan bir parti kurmak değildir gibi geliyor bana.

Elbette “belli bir ideolojisi olmayan parti” kurmak mümkün.

“İdeolojisiz siyaset” diye yola çıkan DEVA Partisi’nin gelebildiği yer ortada.

Geçen seçimde Kılıçdaroğlu’nun ihtirasını milletvekili pazarlığı için kullanmamış olsalardı, bugün muhtemelen parlamentoda temsil de edilmiyor olurlardı.

Tabii şu da bana ilginç geldi: Acaba “Özel’in kurmayları”, CHP’yi “sol parti” olarak mı görüyorlardı diye merak ettim.

Siyaset, sorunlara çözüm bulmak için yapılır ve çözüm yolu için önerileriniz de siyasi yelpazedeki yerinizi belirler.

Türkiye’nin temel sorunu üretemiyor olması ve üretebildiğinin gelirini de adil bölüşemiyor olması.

Bu iki temel sorunu çözmek için bulduğunuz yanıtlar, siyasi yelpazedeki yerinizi belirler.

“Biz sol partiyiz” dediniz diye solcu olmazsınız, Baykal – Kılıçdaroğlu çizgisinin CHP’sinde olduğu gibi!

24 yıllık AKP iktidarının izlediği politikalar, Türkiye’de orta sınıfın yok olmasına yol açtı.

Özal’ın meşhur ettiği kavramla “orta direk” çöktü!

Artık bu ülkedeki insanlar “zenginler, fakirler, daha fakirler” diye sıralanıyor.

Nüfusumuzun en zengin beşte biri 2025 yılında toplam gelirin yüzde 48’ini aldı.

Yani 16 milyon Türk, gelirin yarısını alırken, 64 milyon Türk geri kalan yarımı paylaştı.

En düşük gelire sahip beşte birin aldığı pay ise sadece yüzde 6,4 oldu.

En zengin beşte birlik grubun geliri, en zayıf beşte birlik grubun gelirinin 7,5 katıydı.

Haksızlık etmeyeyim, AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında da durum bundan farklı değildi. AKP böyle bir Türkiye’de düzen partilerini silip süpürdü. Bu sadece lider kadrosunun karizmasıyla açıklanabilecek bir şey değil.

Bunu da “herkesin ortak partisi, ideolojisi olmayan parti” olarak yapmadı.

Siyasi pozisyonunu tarif etti, içinden çıktığı siyasi çizgiden farkını net olarak anlattı, halkın önüne yeni bir program koyduğu için seçimi kazandı.

“Yoksulluk, yolsuzluk ve yasaklarla” mücadele edeceğini vaat ederek iktidara gelen partinin 24. yılının sonunda 3 Y’nin 3’ü de yerinde duruyor.

Yoksulluk yenilemedi, yolsuzluklar arttı, yasaklardan nefes alamaz haldeyiz.

Bu tablo, muhafazakâr – modern ayrımı gözetmiyor.

Müslümanı da seküleri de aynı derecede etkiliyor.

Dua ederek de düzelmiyor, Anıtkabir’i ziyaret ederek de iyileştirilemiyor.

1980’den beri, neredeyse yarım yüzyıldır Türkiye’ye hâkim olan neo liberal politikaların bir sonucu bu.

Yeni kurulacak parti, bunu değiştirmeyecek ise neyi değiştirmeye talip?

Tekrar söyleyeyim: Türkiye’nin sorunu öncelikle üretmek ve ürettiğini mümkün olduğunca eşit bölüşmek sorunudur.

Elbette herkesin eşit olacağı bir ütopyadan söz etmiyorum ama başka bir yol izlemek mümkün.

Muhafazakâr kitlelerin “kazanım” diye benimseyip, kaybetmekten korktuğu şeylerin güvencesi, herkesin eşit yurttaş olarak, idari kararlarla yok sayılamayan temel haklara sahip olmasıdır.

İktidarda kim olursa olsun devletin özgürlük alanlarımıza müdahale etmesini önleyecek demokratik standartları sağlayacağını taahhüt eden bir siyasi hareket, samimiyetinde inandırıcı olursa muhafazakarların da oyunu alır.

Bugünkü siyasi tıkanma görüntüsünü değiştirecek siyaset, kimlikler üzerine değil, ülkenin zenginliklerinin eşit paylaşımı temelinde yapılabilir.

Bu meseleyi önceleyip öncelemediğiniz siyasi yelpazedeki yerinizi belirler.

“Solcu partiyim” dediniz diye solcu olmazsınız.

Türkiye’nin bugün yaşadığı temel sorunları nasıl çözeceğiniz durumunuzu tarif eder, gerisi laf cambazlığından ibarettir.

/././

Arda, Kadir ve Kemal…-Umur Talu- 

Kendimizi kimseye zorla sevdirmek durumunda değiliz elbette. Kimse de ille sevmek zorunda değil. Lakin yaşarsın, yaparsın, hayatta tavırlar alırsın, kimseyi aşağılamaz, boyun eğdirmeye çalışmaz, her şeyi kendine yontmaya uğraşmazsın. Çitler, duvarlar bir şekilde aşılır. Ya da kinle, nefretle, kör inatla kuklalaşır yahut bütün bunların maşası olursun, bir cenazede bile sen ölmeden cenazeni kaldırırlar vicdanlarda.

Geçen hafta halkın önemli “bir kısmı” iki kişiye özel bir sevgi ifade etti.

Biri henüz çok genç, futbolcu, “küçük yaşında” dünyanın en önde gelen kulüplerinden birine gitti ve özellikle geçen sezon “büyüdü.” Biri de yine çok genç yaşında adım attığı sinema dünyasında büyümüş büyümüştü.

Biri hayatta, birini kaybettik. İkisi de “oyunculukları”nda usta ve ustaydı denebilir. Elbette başka “ustalar” da oldu, var… Ama ikisini kendi alanlarında bile özel kılan sadece “oyunculukları” değil, “oyun”u yorumlayış şekilleriydi.

Arda Güler, bu ülkenin “ortak değeri” olmayı sadece büyük bir kulüpte de iyi oyuncu olması ya da milli formadaki başarısı (başarısızlıklara ortaklığı) ile değil, gülümseyen yüzü kadar, insani-vicdani tavırlarıyla da hak etti. Federasyon Başkanı’nın, onca hata ve geçmiş ya da güncel tavırlarına bakmadan, eleştirileri Adalet Bakanı’na taahhütlü göndermesine karşılık, Arda “elenmek” konusunda sorumluluk, özeleştiri ve olgunluk içinde konuşmuştu.

Kadir İnanır, elbette birkaç kuşağı kuşatan filmleriyle sevilmişti. Ama onu da ayıran, toplumsal-siyasi hayata dair bakış açısı, tavırlarıydı. “Barış vasiyeti” dahil, (elbette bunlardan hoşlanmayan da vardır ama) toplumun farklı düşünen kesimlerine aynı anda uzanabilmesiydi.

Onunla en son 27 sene önce görüşebilmişiz. Ortaköy’de bir masanın etrafında, çok geç saatlerde, o buluşmadan 20 yıl kadar sonra kaybedeceğimiz, dönemin Gençlik ve Spor Bakanı Fikret Ünlü’yle birlikte. 1999 Büyük Depremine çeyrek kala! O gece, sabaha doğru binlerce insanımızı kaybettik. 20 ve 27 yıl sonra da o masadaki iki kişiyi!

Kemal Kılıçdaroğlu hiçbir şey duymak, anlamak, kabul etmek istemiyor ama, biri neredeyse torunu yaşında, diğeri neredeyse yaşıtıyken hayatını kaybeden bu iki insanın neden sevildiğine, kendisinden o yaşıtının cenazesinde bile nasıl nefret edildiğine bir bakıversin. Üç sene önce sadece ana muhalefetin değil, muhalefetin, muhaliflerin “bir şeylerin değişmesi için” umuduyken, başka partililer bile “Bir oy Kemal’e” diye dolaşırken, şimdi ne hale geldiğine, getirildiğine, 77’inde bu halleri nasıl kabullenebildiğine, ne hale düştüğüne bir baksın! Bu yaşında milyonlarca gencin umutlarının içine nasıl ettiğine de!

Misal, Kadir İnanır’ı soldan sağa birçok insan, kimi tavırlarıyla da, ama herhalde hemen hepsi filmleriyle sever. Kimi AKP seçmeni de elbette. KK’yı (artık, hala) sevebilen bir “aklı başında, vicdanı yerinde” AKP seçmeni var mıdır acaba! İnanmıyorsa VAR’a gitsin! Büyük sorun zaten CHP’nin, KK’sız haliyle, AKP’ye oy vermiş seçmen tabanına da uzanmaya başlamasıydı. Ezilen, hırpalanan, sofrası küçülen, hayatı aşağılanan binlerce insanın da AKP dışında bir hayat umuduna yaklaşmasıydı.

İnsanlar siyasi, ideolojik ya da takım taraftarlığı vb. konularda çok farklı yerlerde olur tabii… ama bazı insanlar bu sınırları, çitleri aşar, duvarları deler, “öteki taraf”a da ulaşır. Arda mesela genç yaşında böyle: Bırakın Galatasaraylısını, Beşiktaşlısını, Barcelonalının bile sevebileceği bir “Güler” yüz!

Kadir İnanır da öyleydi; bunu hiç düşünmemişsek bile işte öyleymiş!

KK ise, alet olduğu ve yaptığı kötülüklerle, yarattığı hayal kırıklıkları ve topladığı nefretle anılacak ve sonra da unutulup gidecek. Verdiği, vermekte ısrar ettiği zarar, bu “kibir, kin ve nefret hatta şiddet” düzenin kuklası olarak ne kadar yaşar ve nasıl hatırlanırsa artık!

Kendimizi kimseye zorla sevdirmek durumunda değiliz elbette. Kimse de ille sevmek zorunda değil. Lakin yaşarsın, yaparsın, hayatta tavırlar alırsın, kimseyi aşağılamaz, boyun eğdirmeye çalışmaz, her şeyi kendine yontmaya uğraşmazsın. Çitler, duvarlar bir şekilde aşılır.

Ya da kinle, nefretle, kör inatla kuklalaşır yahut bütün bunların maşası olursun, bir cenazede bile sen ölmeden cenazeni kaldırırlar vicdanlarda.

/././

Eskişehir'de hücum yeleği giyip canlı yayında 5 kişiyi bıçaklayan saldırgan cezaevinde intihar etti 

Eskişehir'de kar maskesi takıp hücum yeleği giyerek sokakta karşılaştığı 5 kişiyi bıçakla yaralayıp tutuklu yargılandığı mahkemede 75 yıl 5 ay hapis cezasına çarptırılan Arda Küçükyetim (20), cezaevinde intihar etti.  https://t24.com.tr/gundem/eskisehirde-hucum-yelegi-giyip-canli-yayinda-5-kisiyi-bicaklayan-saldirgan-cezaevinde-intihar-etti,1332649

***

Kimi çöp yakılırken, kimi hurda demir ayrıştırılırken çıktı: Ülke genelinde çıkan yangınlarda tarım arazileri ve ormanlar zarar gördü 

Sıcaklıkların artmasıyla birlikte ülke genelinde makilik alanlarda yangınlar başladı. Çöp ve anız yakılması nedeniyle çıkan yangınların yanı sıra, her yıl olduğu gibi bu yıl da ihmaller ve yükselen hava sıcaklıkları yangınların en önemli nedenleri arasında yer aldı. https://t24.com.tr/cevre/kimi-cop-yakilirken-kimi-hurda-demir-ayristirilirken-cikti-ulke-genelinde-cikan-yanginlarda-tarim-arazileri-ve-ormanlar-zarar-gordu,1332535

***

T-24


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

Devletinin utandığı Ankaralılar: NATO bariyerinin ardına gizlenen gecekondu mahallesinde neler yaşanıyor?-Özkan Öztaş/soL-

"Yahu insanın zoruna gidiyor. Hani ağırladıkları herifler adam olsa içim yanmayacak. Bu nedir Allah için söyle bana. Bu çekilen duvar n...