soL "Köşebaşı + Gündem" -30 Haziran 2026-

Suriyeli göçmenler: Hükümet ucuz işçi kaçmasın diye çalışma izni şartını kaldırıyor, patronların yükünü hafifletiyor -Emre Alım-

İktidar, "geçici koruma" altındaki Suriyeliler için çalışma izni zorunluluğunu rafa kaldırıyor. Harç, kota ve taban ücret gibi maliyetleri patronlar için silecek bu hamle, hem ucuz iş gücünün Türkiye’de kalıcı kılınmasını hem geri dönüşlerin yavaşlatılmasını hedefliyor.

Suriye’de 2011 yılında körüklenen iç savaşın ardından Türkiye’ye göç eden milyonlara bazı haklardan hızlıca faydalanabilmeleri için “geçici koruma” statüsü verilmişti.

Aradan geçen 14 yıla rağmen 2,2 milyon Suriyeli hâlâ “geçici koruma” altında.

Bu kapsamdakilerin bir işte resmi olarak çalışmaları birçok şarta bağlanmış durumda. Göçmen işçiler bu nedenle kayıt dışı çalıştırılmaya ve sefalet ücretlerine mahkum.

Ancak son 1,5 yılda tablo değişmeye başladı. Önce Suriye’de cihatçılar yönetimi ele geçirdi, ülkeye dönüşler hızlandı. Ardından, özellikle göçmen işçilerin çalıştığı emek yoğun sektörlerde faaliyet gösteren patronlar, ekonomi yönetimini eleştirerek yeni teşvikler ve kolaylıklar istemeye başladı.

İktidar tam bu noktada bir taşla iki kuş vurmak için harekete geçti.

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, geçtiğimiz gün yaptığı açıklamayla “geçici koruma” kapsamındaki Suriyelilerin çalışma izninden muaf tutulacağını duyurdu: Suriyelilerin karşıladığı iş gücü ihtiyacını da dikkate alarak çalışma izni alma zorunluluğunu kaldırdık ve geçici koruma kapsamındaki yabancılara çalışma izni muafiyeti getirdik.

Peki, bu karar ne anlama geliyor?

Harç, kota, taban ücret... Artık hiçbiri yok

Yeni düzenleme patronları birçok maliyet ve sorumluluktan kurtaracak.

Mevcut yönetmeliğe göre, Suriyeli işçiyi resmen çalıştırmak isteyen bir işverenin 1 yıllık çalışma izni için 13 bin 538 lira ödemesi gerekiyor. Süreye göre artan bu tutar 5 yıl için 63 bin 838 lirayı buluyor. Patronlar artık bu tutarı ödemeyecek.

Yine mevcut yönetmeliğe göre, her bir yabancı işçiye karşılık işyerlerinde en az 5 Türk vatandaşı çalıştırmak zorunlu. Bu uygulama da “geçici koruma” kapsamında Suriyeliler için rafa kaldırılacak.

Halihazırda tüm yabancı çalışanlara ödenen ücretlerin, Çalışma Bakanlığı’nın belirlediği yasal taban ücretlerin altında olması yasak. Bu tutar sektöre ve işin uzmanlık seviyesine göre değişiyor. Örneğin mühendis ve mimarlara asgari ücretin 4 katından az brüt ücret verilemiyor. Fakat "geçici koruma" kapsamındaki Suriyeli işçiler bu kapsamından çıkarılacak. Artık yaptıkları iş ne olursa olsun asgari ücrete çalıştırılabilecekler.

Ayrıca Suriyeli işçileri çalıştıracak şirketlerden ciro, ihracat hedefi ve ödenmiş sermaye gibi birtakım kriterleri sağlamaları istenmeyecek.

Suriyeli işçilerin dönüşü sermayeyi tedirgin etti

Bu kolaylıklara rağmen patronların ne kadarının Suriyeli işçileri kayıtlı istihdam edeceği meçhul.

Öte yandan iktidar, bu hamleyi yaparken hedefinin ucuz işgücü kaynağı olarak gördüğü Suriyelilerin geri dönüşlerini yavaşlatmak olduğunu gizlemiyor.

“Suriyelilerin karşıladığı işgücü ihtiyacını dikkate alıyoruz” diyen Bakan Çiftçi’nin paylaştığı son verilere göre, Suriye’deki iktidar değişiminin ardından yani son 1,5 yılda 694 bin kişi ülkesine döndü. 2016’dan bu yana geri dönenlerin sayısıysa 1,4 milyon.

1Kaynak: Göç İdaresi Başkanlığı

Türkiye’de hâlâ 2,2 milyon Suriyeli bulunuyor. Bunların yaklaşık üçte biri Türkiye’de doğdu. Aslında iktidar, birtakım muafiyetler karşılığında patronlardan Suriyeli işçilere emeklilik ve tazminat gibi asgari hakları vermelerini ve böylece bu genç ve ucuz işgücünü kaybetmemelerini istiyor.

Nitekim sermaye de kendini bekleyen tablonun farkında. Suriyeli göçmenlerin dönüşü karşısında endişelenen patronlar ortalama ücretlerin artacağını öngörüyor. Öyle ki bazı patronlar Suriye’de Türkiye’nin kontrolünde özel bölgeler kurarak işçileri aynı standartlarda sömürmeye devam etmenin yollarını arıyor.

***

Petrol savaş öncesinden daha ucuz ama pompada indirim yok: Patronun vergisinden vazgeçen AKP, halkın vergisini unutmuyor 

Dünyada petrol fiyatları savaş öncesi seviyelerin altına gerilese de Türkiye’de beklenen indirim pompaya yansımadı. Savaş döneminde ÖTV’yi erteleyen iktidar, şimdi küresel düşüşü kendi kasasını doldurmak için fırsata çeviriyor. Sermayeye vergi muafiyetleri ve teşvikler dağıtılırken, akaryakıttaki vergi tahsilatı için yurttaşa bir gün dahi bekleme süresi tanınmıyor.

Dünyada petrol fiyatları, savaş öncesi seviyenin de altına geriledi. Türkiye’de de aynı oranda indirim bekleyen yurttaş, pompa fiyatlarında umduğunu göremedi.

Savaş döneminde ÖTV'den feragat ederek fiyat artışını törpüleyen iktidar, şimdi piyasalarda fiyatlar düşerken, oluşan her indirimi önce kendi kasasını doldurmak için kullanıyor.

Patronlardan alması gereken vergiden kolayca vazgeçen AKP, söz konusu halk olunca vergi tahsilatı için bir dakika bile beklemedi.  

Dünyada petrol ucuzluyor ama stoklar tükeniyor

ABD ve İsrail saldırılarına maruz kalan İran’ın Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatması petrol fiyatlarında krize yol açmıştı. Fakat şok dalgası uzun sürmedi. Nisan sonunda 126 dolarla rekor kıran brent petrol, bugün 72 dolar seviyelerinde seyrediyor.

Ancak fiyatlardaki düşüş uzun sürmeyebilir. Uzmanlar, indirimin temel nedenini ABD'nin elindeki stokları kullanmasına bağlıyor. ABD'deki ham petrol stokları 1984'ten bu yana en düşük seviyesinde. Aralarında Türkiye’nin de olduğu çok sayıda ülke acil durum rezervlerinden 172 milyon varili piyasaya sürmüş durumda. Yani piyasalardaki rahatlama, arzın bolluğundan değil, stokların yakılmasından kaynaklanıyor.

Eşel mobil engel oldu: Yurttaşın sırasını beklemesi isteniyor

Dünya sona erme riskini gözlediği indirim Türkiye'de pompaya aynı oranda yansımadı. 

Savaşın başlamasıyla birlikte mart ayının ilk haftasında hayata geçirilen eşel mobil sistemiyle, o dönem yapılması gereken zammın yüzde 75’i ÖTV’den karşılanmış, pompaya ise yüzde 25’i yansıtılmıştı. Şimdi yapılan zam dönemindekinin tam tersi bir süreç işliyor. İndirim söz konusu oldukça indirim tutarının yüzde 75’i eksilen ÖTV’ye ekleniyor, pompaya ise yalnızca yüzde 25’i yansıtılıyor.

Bu işlem, akaryakıttaki eksik ÖTV tamamlanana kadar sürecek.

Vatandaşın akaryakıttaki indirimi tam anlamıyla görebilmesi için öncelikle maktu ÖTV tutarının tamamlanması gerekiyor.

Sermayeye sonsuz vade, halka 'şimşek' hızı

Bu durum, vergi sisteminin sınıfsal karakterini bir kez daha gün yüzüne çıkardı. 

Şirketlerden alacağı trilyonlarca lira vergiyi daha yılın başında gözden çıkaran iktidar, almaya karar verdiği küçük dilimin tamamını bile tahsil edebilmiş değil. 

Teşvik adı altında patronlara sağlanan vergi imtiyazlarına her gün yenisini eklerken, halktan alımı geciktirilen vergi söz konusu olduğunda bir gün bile beklenmiyor. Savaş döneminde geçici olarak halka yansıtılmayan vergi yükü, şimdi küresel fiyatlar düşer düşmez en hızlı şekilde geri tahsil ediliyor. 

Yurttaş, indirimin kendi cebine yansımasını beklerken, devletin vergi tahsilatı ısrarı, hayat pahalılığı karşısında halkın üzerindeki yükü daha da ağırlaştırıyor.

***

NATO önlemleri ‘zorunlu fedakarlık’mış! İYİP Ankara’da işverenlere destek istedi 

Ankara’da NATO Zirvesi nedeniyle başlatılan fiili OHAL uygulamasını “kamu güvenliği için katlanılan zorunlu fedakarlık” diye niteleyen İYİP, uygulamadan etkilenecek işletmelere destek için kanun teklifi verdi.

AKP iktidarı başkent Ankara’yı 7-8 Temmuz’daki NATO Zirvesi öncesinde adeta bir açık hava hapishanesine dönüştürürken, Ankaralılara iki hafta süreyle fiili OHAL koşulları dayatılıyor.

Türkiye’ye rol biçilecek savaş planlarının masaya yatırılacağı zirve öncesinde NATO’culara şirin görünmek için başkentte girişilen hazırlıklar ve halka karşı uygulanan yasaklar ülke için bir onur kavgasına dönüşmüş durumda.

TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan dün İstanbul Kadıköy’de düzenlenen NATO karşıtı etkinlikte yaptığı konuşmada, işlerine geldiğinde anti-emperyalizmden söz eden islamcılardan, milliyetçilerden ve sosyal demokratlardan ses çıkmadığına dikkat çekmişti.

Ülkenin milliyetçi partilerinden İYİP ise bugün Meclis’te verdiği yasa teklifiyle NATO için Ankara halkına yaşatılanları "katlanılan zorunlu fedakarlık" diye niteledi, patronlara destek istedi.

İYİP Grup Başkanvekili Uğur Poyraz’ın Meclis Başkanlığı’na sunduğu teklifin gerekçesinde “kamu güvenliği için katlanılan zorunlu fedakarlığın ekonomik yükü”nün işletmelere yüklenmemesinin amaçlandığı ifade edilerek özel sektör işverenleri için prim ve vergi desteği istendi.

"NATO Zirvesi Sebebiyle Ankara İli Genelinde Alınacak Tedbirlerin Sebep Olacağı Ekonomik Olumsuzlukların Giderilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” adıyla sunulan teklifte şunlar öngörüldü:

* “Ankara genelinde faaliyet gösteren işletmelerin Temmuz ayına ait kira ödemeleri üzerinden vergi tevkifatı yapılmaması

* Ankara'da faaliyet gösteren özel sektör işverenlerinin 2026 Temmuz ayına ait sigorta primlerinin işveren hissesinin Hazine tarafından karşılanması

Ankara'daki esnaf, sanatkar ve kendi nam ve hesabına çalışanların 2026 Temmuz ayına ait malullük, yaşlılık, ölüm ve genel sağlık sigortası primlerinin tamamını Hazine'nin ödemesi.

Teklifin gerekçesinde Kamu güvenliği için katlanılan zorunlu fedakarlığın ekonomik yükünün toplumun belirli bir kesimi üzerinde yoğunlaşmasının önüne geçilmesi hedeflenmektedir" ifadesine yer verildi.

***

NATO için Çankaya'daki çöp konteynerlerini de kaldırıyorlar: '21.00'den sonra binanın önüne bırakın' 

7-8 Temmuz'da Ankara'da düzenlenecek NATO Zirvesi için 44 ayrı bölgesinde temizlik ve çöp toplama sistemi geçici olarak yeniden düzendi. "Güvenlik önlemleri" gerekçesiyle bu geceden 12 Temmuz'a kadar kimi sokak ve caddelerdeki çöp konteynerlerinin kaldırılacağı duyuruldu.

Protokol güzergahlarında yol onarım çalışmalarına giriştiler, gecekonduların önüne setler çektiler, parkları yurttaşlara kapatmaya yeltendiler...

7-8 Temmuz'da Ankara'da yapılacak NATO Zirvesi için şehirde adeta OHAL ilan edilirken, bunlar atılan onursuz adımlardan yalnızca birkaçı.

Şimdi de zirve için Çankaya’nın 44 ayrı bölgesinde temizlik ve çöp toplama sistemi geçici olarak yeniden düzendi.

Güvenlik önlemleri gerekçe gösterilerek kapatılacak güzergâhlardaki çöp konteynerlerinin bu geceden itibaren itibaren geçici olarak kaldırılacağı veya uygun noktalara taşınacağı duyuruldu. Uygulamanın 12 Temmuz'a kadar süreceği belirtildi.

Çankaya Belediyesi tarafından yapılan açıklamada, "Konteynerlerin kaldırıldığı bölgelerde vatandaşlar çöplerini saat 21.00'den önce dışarı çıkaramayacak. Konteynerlerin kaldırıldığı bölgelerde Çankayalılar, çöplerini, suyu süzülmüş ve ağzı sıkıca bağlanmış poşetler içerisinde bina önüne bırakması yeterli olacak" ifadelerine yer verildi.

Belediyenin temizlik ekiplerinin kapalı bölgelerde, 21.00-04.00 ile 05.00-14.00 saatleri arasında çöp toplama hizmetini sürdüreceği aktarıldı.

Öte yandan NATO Zirvesi süresince Çankaya genelinde dal, budak, moloz, eski mobilya, koltuk, kanepe ve benzeri hacimli atıkların çöpe çıkarılmaması gerektiği duyuruldu.

Temizlik ve çöp toplama sisteminin geçici olarak değişeceği bölgeler şöyle sıralandı:

  1. Esat Caddesi
  2. Mevlânâ Bulvarı 
  3. İnönü Bulvarı
  4. Atatürk Bulvarı
  5. Dumlupınar Bulvarı
  6. Söğütözü Caddesi
  7. İhsan Doğramacı Bulvarı
  8. Cinnah Caddesi
  9. Simon Bolivar Caddesi
  10. Çankaya Caddesi
  11. Rabindranath Tagore Caddesi
  12. Bahriye Üçok Caddesi
  13. John F. Kennedy Caddesi
  14. Kişinev Caddesi
  15. Jose Marti Caddesi
  16. Arjantin Caddesi
  17. İran Caddesi
  18. Polonya Caddesi
  19. Tahran Caddesi
  20. Billur Sokak
  21. Boğaz Sokak
  22. Bülten Sokak
  23. Gülözü Sokak
  24. Güniz Sokak
  25. Şehit Ömer Haluk Sipahioğlu Sokak
  26. 720 Sokak
  27. 721 Sokak
  28. Ufuk Üniversitesi Caddesi
  29. 1443 Sokak
  30. 1452 Sokak
  31. 1377 Sokak
  32. 1380 Sokak
  33. 1381 Sokak
  34. Muhsin Yazıcıoğlu Caddesi
  35. Şehit Öğretmen Şenay Aybüke Yalçın Caddesi
  36. 2453 Sokak

Önlem alınacak oteller ve çevresi ise şöyle:

1- Bilkent Hotel - Üniversiteler Mahallesi

2- JW Marriott Hotel - Çukurambar

3- Metropolitan Hotel - Balgat

4- InterContinental Hotel

5- Sheraton Hotel 

6 -Lugal Hotel

7- HiltonSA Hotel

8- Divan Otel - Yıldız  

***                                                                                       

NATO ve Gladyo -Sinan Sönmez- 

Özgün İtalyanca adıyla Gladio (kılıç), İngilizce Stay Behind’ın dilimizdeki karşılığı “geride dur veya arkada kal”dır. Her iki sıfat örgütün niteliğini, üstlendiği görevi yansıtmaktadır. Karanlıkta kalarak illegal faaliyetlerini sürdüren örgüt keskin kılıç gibi kullanılmaktadır.

NATO’nun Gladyo ile bağlantısına ilişkin çok sayıda belgenin var olduğu biliniyor. NATO’nun Ankara’daki toplantısının anlaşılmaz tutuklamalar ortamında yapılması, yasaklamalarla kuşatılan başkentte ve üstelik yasaklar bölgesinde adeta kuşatılmış sakinler arasında bulunmamız nedeniyle alınan akla ziyan kararlar fazlaca canımızı sıkıyor. Bu nedenle NATO’ya ve ülkedeki yöneticilere kızgınlık daha da artıyor! Bireysel ruh sıkıntısını bir kenara bırakarak gelelim NATO ile Gladyo bağlantısına…

Özgün İtalyanca adıyla Gladio (kılıç), İngilizce Stay Behind’ın dilimizdeki karşılığı “geride dur veya arkada kal”dır. Her iki sıfat örgütün niteliğini, üstlendiği görevi yansıtmaktadır. Karanlıkta kalarak illegal faaliyetlerini sürdüren örgüt keskin kılıç gibi kullanılmaktadır. Nitekim komünizmle mücadele için kurulmuş örgütün NATO üyelerinin yanısıra diğer Avrupa ülkelerinde de suikast, bombalama, terörist eylem gibi bir dizi kanlı, kirli operasyonlarda faaliyette bulunduğu kayıtlara geçmiştir. Gladyo’nun NATO ile bağlantısını kurmak için 2. Dünya Savaşı ertesinde SSCB’ye karşı CIA ve İngiliz istihbarat örgütü MI6’ın inisiyatifiyle, bizzat NATO tarafından kurulduğunu dikkate almak gereklidir.

3 Ağustos 1990’da İtalya’da başbakan Giulio Andreotti Senato’daki konuşmasında kendi ülkesinde ve Batı Avrupa’da bizzat NATO tarafından kurulmuş olan Gladyo’nun varlığını gözler önüne sermiştir. Dönem itibariyle NATO’ya üye 13 Avrupa ülkesinde (Türkiye dahil) değil Avrupa’da yer alan 6 tarafsız ülkede de Gladyo’nun faaliyetlerini sürdürdüğü ortaya çıkmıştır. Gladyo tarafından her ülkede bağlantılı veya paralel örgütler kurularak casusluk, sabotaj benzeri eylemler gerçekleştirilmiş ve kullanılmak üzere gönüllü ve/veya parayla kişiler görevlendirilmiştir. Organize edilenlerin ortak özellikleri anti-komünist ve aşırı sağcı olmalarıdır. 1990’da Alman RTL televizyon kanalı Gladyo’ya odaklandığı programda Alman Gladyosu’nda eski Nazi SS mensuplarının yer aldığını açıklayarak kamuoyunu sarsmıştır. Gladyo örgütünde yer alanlar arasında Gestapo mensubu Alman Nazi subayı ve Fransa’da Lyon kasabı olarak bilinen Klaus Barbie, İtalyan neo-faşist Avantguardia Nazionale örgütü kurucusu Stafano Delle Chiale, Fransa ordusunda subay olmanın ötesinde anti-komünist kimliğiyle bilinen, Hindiçin, Kore ve Cezayir’in bağımsızlık savaşına karşı savaşmış, ırkçı ve faşist örgüt olan OAS’in kurucuları arasında yer alan ve 1944-1982 döneminde faaliyeti sürdüren SDECE (Fransız Dış İstihbarat ve Karşı Casusluk örgütü) görevlisi Yves Guerin-Serac ve Abdullah Çatlı ilk akla gelen isimler olarak yabancı yayınlarda yer almaktadır.

Her ülkedeki Gladyo örgütleri yalnızca örgütün kurucuları ve hamileri olan CIA ve MI6 ile bağlantılı olmayıp kendi aralarında da ilişkiye geçmektedir. 1953’te kurulmuş Müttefik Gizli Komitesi’nde (ACC) düzenli yapılan toplantıların arkasında NATO bulunmaktadır. Yerel örgütler arasında Fransa’da Rose des Vents, Portekiz’de Aginter Press, Danimarka’da Absalon, Türkiye’de Kontrgerilla vd., sıralanmaktadır. Örgüt üyelerinin yalnızca kendi ülkelerinde değil diğer coğrafyalarda da ihtiyaç durumunda eyleme geçebildiği belirtilmektedir. Avrupa’da silah ve mühimmatların binlerce olarak ifade edilebilecek farklı güç CIA’nin gizlenmiş 33 silah deposu bulmuşlar, Yunanistan’da ise 800 dolayında gizli depo keşfedilmiştir! Nasıl ve ne tür eyleme geçileceği konusunda FM 30-31B sayılı Sahra El Kitabı veya Talimatnamesinin yol gösterici olduğu ortaya çıkmıştır. Belgede Pentagon’un sosyalist, komünist veya “NATO çıkarları karşıtı” olarak algıladığı kişi ya da güçlere karşılık verilmesi gerektiği, bu bağlamda “eğer dost ülke istihbarat birimleri tehlikeyi görmüyor, algılamıyorsa o zaman özel harekat birimlerini devreye sokarak onları uyandırmak gerekir” denilmektedir. Bu belge ülkemizde 1970’te ortaya çıkarılmıştır. ABD’li sorumlu yetkililer inkâr yoluna gitmişlerdir çünkü belgedeki talimatlarda bombalama, cinayet, işkence, terörizm ve seçim hilelerine yeşil ışık yakılmaktadır! Talimatta aşırı sol örgütlere sızarak provokasyon yapılması ve müdahale için uygun koşulların bir araya getirilmesine de yer verilmektedir. Askeri darbelerin tipik örnekleri olarak iki komşu ülke olan Yunanistan’da 21 Nisan 1967’de Albaylar Cuntasının iktidarı ele geçirmesi, Türkiye’de önce tezgahlanan kanlı kaotik ortam ve ardından 12 Eylül 1980’de generallerin yaptığı darbe ve kurulan otoriter rejim iyi bilinmektedir. Gladyo’nun arkasındaki güç olan CIA’nın tezgahladığı Şili’deki kanlı darbe ve kurulan faşist rejim belleklerdedir. 1970’li yıllarda Şili’nin yanısıra CIA’nın Arjantin, Brezilya, Bolivya ve Paraguay, Uruguay, Ekvator ve Peru başta olmak üzere Latin Amerika dünyasını kapsayan aşırı sağı iktidara getirmek için tasarlayıp yürürlüğe koyduğu Condor Planı bir dizi askeri darbeye yol açmıştır.

NATO ve Gladyo konusunda açık kaynaklardan erişilen bilgilere yer vermeyi ilerleyen haftalarda sürdüreceğiz. Sözü Prof. Daniele Ganser’e bırakalım:

"Beyaz Saray’ın strateji anlayışında savaşın 1945’te sona ermediği açıkça anlaşılmaktadır. Çatışmanın istihbarat örgütleri tarafından gizli ve sessiz biçimde yürütüldüğü koşullarda örgütler ayrıcalıklı bir araç konumunda bulunmaktadır”.1 Yazar değerli çalışmasında soğuk savaş dönemini yansıtsa da değerlendirmesi eksik kalmaktadır. ABD soğuk savaş olarak nitelendirilen yıllarda ve sonrasında doğrudan ve NATO grubunda birtakım üyelerle birlikte diğer ülkelere yalnızca dolaylı olarak değil doğrudan hava, deniz ve karadan askeri müdahalede bulunmuş ve siyasi yönetimleri devirmiştir.

1D. Ganser, Les armees secretes de l’OTAN: reseaux stay-behind, Gladio, et terorisme en Europe de l’Ouest, Demi-Lune, 2007, s. 88.

/././

NATO bir, NATO iki, NATO üç, NATO hiç!-Engin Solakoğlu-

NATO 3.0’ın sağdaki sıfırı bir değer ifade etmez. Yani aslında kastedilen NATO 3’tür. NATO 3 önünde sonunda NATO “hiç”e dönüşür. Sadık hizmetkârlarını elebaşılarını da beraberinde götürür.

Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü, İngilizce kısaltmasıyla NATO her yıl bir zirve yapıyor. Geçen yıl Lahey’deydi, ondan önce Washington’da. Örgütün merkezinin bulunduğu Brüksel de NATO zirvelerine ev sahipliği yapıyor zaman zaman. Bugüne kadar 2004 yılındaki İstanbul Zirvesi de dahil hiçbirinde ev sahibi ülkenin kendi halkı üzerinde bu derece hesapsız ve gaddarca güç denemesi yaptığına tanık olunmamıştı. 

NATO sermaye düzeninin daha açık bir deyişle burjuva diktatörlüğünün  çıkarlarını korumak için 1949’da kurulmuş bir savaş örgütü. Savaş denildiğinde aklımıza sadece top, tüfek, füze, uçak gelmesin. Bunun psikolojik boyutu var, onun altında propaganda, sanat, kültür boyutları, gayrı nizami yöntemlerle yürütüleni, terör boyutu var. Savaşını sadece “düşman” olarak tanımladığı ülkelere veya sisteme karşı yürütmüyor. NATO aynı zamanda  üye ülkelerin halklarıyla da savaş halinde. Hatta örgütün ana mücadele hattı buradan çiziliyor.

Şu sıralara çok sık duyduğumuz “iç cephe”, “iç cephenin tahkimi” gibi söylemlere baktığımızda da NATO’yu rahatlıkla görebiliyoruz. Esasen bu söylemlere başvuranların da NATO’nun doğurduğu, beslediği, kolladığı ve yönlendirdiği siyasal hareketlere mensup olduğunu da biliyoruz.

7-8 Temmuz’da milli mücadelenin başkenti Ankara’yı işgal altında bir kente dönüştürmesi hedeflenen zirve bağlamında çok sık dile getirilen bir husus var. NATO 3.0. Bu zirve örgütün bir nevi güncellenmesini simgeleyecek. NATO 2.0’dan 3.0’a “yükseltilecek”.

Bunların ne anlama geldiğini açıklamaya çalışalım.

Kuruluş dönemi NATO’su 1.0 olarak tanımlanıyor. Başta söylediğimiz gibi, sosyalizme ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ne karşı bir yapılanma. 1990’a kadar bu versiyon geçerli. Somut olarak Sosyalist ülkelerin içini karıştırma, blok içi ülkelerde ise emek hareketlerini dizginleme ana hedefler. 

NATO’nun güneydoğu kanadındaki Türkiye halkı da NATO’nun teröründen payını fazlasıyla alıyor. Ülkede emekçi hareketlerin güçlenmemesi için her türlü yöntem kullanılıyor. Bugün Gladio veya kontrgerilla diye bildiğimiz yer altı yapılanmaların dışında, yer üstünde de kimi parti ve örgütler de destekleniyor. Fethullah Gülen’e bir tür kariyer  gelişimi olanağı sağlayan Komünizmle Mücadele Dernekleri bunlardan sadece biri. NATO 1.0’ın Türkiye defterinde sayısız cinayet ve katliam var.

NATO 1.0, Türkiye’yi sosyalizmin Ortadoğu halklarına yayılmasını engellemek için bir bölgesel bir jandarma karakolu şeklinde tasarlıyor ve işletiyor. 

NATO 1.0 bu savaşı kazanıyor. Sadece Türkiye’de değil elbette. Daha Sovyetler tarih sahnesinde çekilmeden Avrupa’daki emek güçlerinin ve Komünist partilerinin beli kırılıyor. Bu kırılmayı iki şekilde anlatmak mümkün. Bu hareketler sadece küçülmüyorlar. Aynı zamanda ideolojik anlamda seyreltiliyor ve kitleyle bağları zayıflatılıyor.

Sermaye diktatörlüğünün ideolojik düşmanı yenildikten sonra aslında örgütün görünürdeki varlık sebebi de ortadan kalkıyor. Zurnanın zırt dediği ve tarihsel gerçeğin propagandadan soyunduğu yer de burası. NATO’nun devam etme ve bunun için yeni bir gerekçe uydurma kararlılığının temelinde bu gerçek yatıyor. NATO’nun sermaye çıkarları için üye ülkelerin emekçi  halklarını baskı altında tutma ihtiyacında bir değişiklik yok. Örgütün temel niteliği bu. O yüzden NATO’ya devam etmek için bir bahane gerekli.

NATO 2.0 meşru bir devam gerekçesinin nihayet uydurulabildiği döneme verilen isim. Çok havalı da bir etiketi var: Kriz yönetimi. Kapitalizm ve yeni sömürgecilik anlayışının yarattığı krizleri artık emperyalizmin silahlı kolu NATO çözecek, böylelikle Batı odaklı sermaye düzeninin bekası sağlanacak  deniliyor. NATO 2.0’un ana faaliyet alanı ağırlıkla Ortadoğu ve Asya’nın batısı. Dünyanın “küresel bir köye dönüştüğü” teranelerinin yeri göğü tuttuğu bir dönem. O dönemin bir özelliği de, dünyada ve Türkiye’deki sol örgütlerin ezici çoğunluğuna o teranenin ezberletilmesi. Sınıf savaşının kültür savaşıyla ikame edilmesi bu dönemin en başarılı icraatı.

NATO 2.0 döneminde izlenen bu politikaların “Arap Baharı” kendi açısından başarılı sonuçları var. Batı hegemonyasına çeşitli sebeplerle direnen rejim ve devletlerin yıkımı tam gaz gerçekleştiriliyor. Dönemin Türkiye bakımından etkisi ise bir tür paradigma değişikliği. Daha dindar, daha az laik ve daha da çok antikomünist bir Türkiye’nin Batı’yla tam uyumlu bir bölge inşasında daha verimli olabileceği hesabı.  Orhan Gökdemir bunu önceki gün o kadar ayrıntılı ve açık yazmış ki başka söylenecek bir şey kalmamış. Şuradan okuyabilirsiniz demeyeceğim, okumazsanız olmaz!

Yalnız son birkaç yıldır NATO’nun içinde bulunduğu sıkıntılara bakarsanız 2.0’ın bilançosunun da çok parlak olmadığını görebilirsiniz. Özetlersek, ulaşılan hedefler örgütün ömrünü uzatmak bir yana geleceğini tehlikeye sokmuş gibi sanki. 

Dünyada ve Türkiye’deki ilerici çevrelerde bir türlü giderilemeyen sendromlardan bir tanesi emperyalizmin çok zeki, çok kurnaz olduğu, ince hesap yaptığı, bu yüzden de yenilmediği yanılsamasıdır. 

Oysa NATO 2.0’un bilançosuna ve bulunduğu noktaya baktığımızda ciddi aksamalar görüyoruz. Kısa bir süre önce NATO dağıldı, dağılacak dedirten çekişmeler de o aksamaların ürünü. Hep kazanmaya alışmış bir takım puan kaybetmeye başlayınca suçlu arayışı ve bundan kaynaklanan çatlaklar çoğalıyor. Hiç uzatmadan adını koyalım. Emperyalizmin hegemonyası zayıflıyor zira ekonomik rekabet gücü geriliyor. Bunun yarattığı panik de hataları, hatalar ise daha çok gerilemeyi beraberinde getiriyor. NATO 1.0 ve 2.0 dönemi başlarken dünyanın ekonomik ve teknolojik merkezi, örgüte ismini de veren Kuzey Atlantik bölgesiydi. Şimdi bambaşka bir noktadayız. 1991’de, 2004’te doğru kabul edilen reçetelerin bugün geçerli olmadığı kesin. Yitirildiği açık olan ekonomik dinamizmin yeni bir silahlanma hamlesiyle geri kazanılacağı beklentisi bununla da ilişkili.

İşte NATO 3.0 bu manzaranın  bir sonucu. 80 yıldır dünyayı haraca kesen NATO’nun “kurtuluş planı”. NATO 3.0 daha fazla silahlanan, daha saldırgan ve cüretkâr bir politika arayışı. Bu yeni versiyonun hazırlıkları dün başlamadı elbette. İşin  Rusya’ya karşı Ukrayna operasyonunun belirli bir olgunluğa ulaştığı 2013’e kadar rahatlıkla götürülebilir. Dolayısıyla 3.0’un fikri altyapısının oluşturulması geçen yıl Haziran ayında yapılan İran saldırısı ve bu yılki 100 gün savaşının çok öncesine dayanıyor. İşte bir sorun da orada.

Emperyalizmin planları dünyada yaşanan yeni dönüşümün kaprislerine ziyadesiyle tabi. Onlarla sınanacak, hatta sınanmaya başladı bile. İran büyük ölçüde kendi kaynaklarıyla ama yaklaşan tehlikeyi gören Rusya’nın ve nihai hedefin kendisi olduğunun bilincindeki Çin’in küçük dokunuşlarıyla bu emperyalist saldırıyı yenilgiye uğratmış görünüyor. Kapris gibi, kapris!

Savaşın sona ermesi çok iyimser bir beklenti. Esasen Ankara Zirvesi, Rusya’ya yönelik saldırganlığın ötesinde  bu savaşı da farklı ve daha etkili olacağı umulan yöntemlerle sürdürme arayışına sahne olacak. Yine de şimdiki durumun, ana çizgileri  yıllar önce belirlenmiş 3.0 tasarımına ağır bir darbe vurduğu açık. İran’ın ezilmeden yenilmesini ve boyun eğmesini uman bir dizi bölge rejimi, Tahran’ı zaferi sonrası bütün yumurtalarını Batı sepetine koymak dışında alternatifler arıyor. Bu da ABD/NATO hegemonyasında şu aşamada fiziki olmasa dahi psikolojik anlamda ciddi gedikler açıldığını gösteriyor. 

NATO 3.0’ın ilan edileceği Ankara Zirvesi’nin Türkiye’ye etkilerine bir göz atalım. Gerçekten de Türkiye NATO’nun Rusya’ya ve Ortadoğu halklarına karşı tırmandıracağı savaşa dair planların  orta yerinde duruyor. Türkiye’nin kanı ve canı enjekte edilmeden bu planların yürümesi mümkün değil. Kanı derken sermaye çıkarları için feda edilecek çocuklarımızdan, canı derken de derinleşecek yoksulluğumuzdan söz ediyorum. NATO için feda edilmesi istenecek  hayatların içerisinde tek bir zengin kopili bulunmayacağına, NATO için harcanacak devasa kaynakların sermaye sınıfından alınmayacağına kesin gözüyle bakabilirsiniz. 

Bütün bunların garantilenmesi ise ancak  direnç noktalarının etkisizleştirilmesi ve Türkiye halkının köleleştirilmesiyle mümkün. ABD’nin Bölge Valisi Barrack’ın  dile getirdiği “iyiliksever hükümdarlık” beklentisi de tam bu. Yalnız o iyilikseverliğin halka değil emperyalizme yönelik olduğuna şüphe yok.

Zirveye yaklaşık 10 gün kaldı. Hazırlıklar sürüyor. Kuruluş ilkeleri arasında “dimohraaasi” filan bulunan NATO’nun toplantısında önce araziyi yurtseverlerden temizlemek için işgal işbirlikçileri tarafından olağandışı bir gayret gösteriliyor. Trump memnun, onun baş yalakası Genel Sekreter Rutte memnun, Türkiye’nin Batı’dan bir türlü umudunu kesemeyen liberal ve sosyal demokratları yasta. Ama gıkları da çıkmıyor.

Yalnız hatırlatalım. Tarihin çok pis huyları, dünyanın bin bir türlü kaprisi var. İnsanlık bu kadar kolay boyun eğmez!

Ne diyordu önceki gün aramızdan ayrılan Kadir İnanır’ın canlandırdığı Tatar Ramazan karakteri? “Ben bu oyunu bozarım!”

Biz bu oyunu bozarız. Türkiye’de de, Yunanistan’da da, ABD’de de, Fransa’da da bozarız.

NATO 3.0’ın sağdaki sıfırı bir değer ifade etmez. Yani aslında kastedilen NATO 3’tür. NATO 3 önünde sonunda NATO “hiç”e dönüşür. Sadık hizmetkârlarını elebaşılarını da beraberinde götürür. 

/././

soL

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

Devletinin utandığı Ankaralılar: NATO bariyerinin ardına gizlenen gecekondu mahallesinde neler yaşanıyor?-Özkan Öztaş/soL-

"Yahu insanın zoruna gidiyor. Hani ağırladıkları herifler adam olsa içim yanmayacak. Bu nedir Allah için söyle bana. Bu çekilen duvar n...