halkTV "Köşebaşı" - 1 Nisan 2026 -


AK Partili Bayramoğlu, izinsiz şekilde kaldıraçlı alım satımdan tutuklandı -İsmail Saymaz- 

AK Parti’nin Rize eski Milletvekili ve MÜSİAD eski Başkanı Bayram Ali Bayramoğlu, ‘izinsiz sermaye piyasası faaliyeti’ iddiasıyla tutuklandı.

Bu soruşturma, Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) 16 Ocak 2026 tarihli raporuna istinaden İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na yaptığı şikayetle başladı.

Bayramoğlu’nun ortağı olduğu, Dubai merkezli Final General Trading L.L.C. ile Türkiye’deki Neta Menkul Değerler adlı şirketlerin, SPK’dan verilmiş izinleri bulunmadığı halde kaldıraçlı alım satım (KAS) işlemlerine aracılık ettiği saptandı.

MÜSİAD kurucusu

Bayramoğlu, MÜSİAD’ın dört kurucusundan biri, 1999 - 2004 yılları arasında genel başkanı.

2007’de AK Parti’den Rize Milletvekili seçildi.

Bir dönem görev yaptıktan sonra iş hayatına döndü.

2009’da iki ortağıyla Dubai’de Final General Trading L.L.C. adlı şirketi kurdu. Şirkette yüzde 29 oranında hisse sahibi görünüyor ancak karın yüzde 70’ini alıyor.

Bayramoğlu, 25 Mart’ta İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şubesi’nde alınan ifadesinde, bu şirket için ortağı Halit Fuat Alacahanlı’ya vekaletname verdiğini belirterek, şöyle diyor:

“Hiçbir evrakı imzalamadım, hiçbir transferden haberdar olmadım. Kar anlamında şahsıma bir tek lira transfer edilmemiştir.”

2013’te Neta Menkul Değerler’i satın aldılar.

Bayramoğlu, ifadesinde, yüzde 50 ortak olduğu şirketi lisanslı hisse alım satımı ve halka arz işlemleri için aldıklarını söylüyor. Diğer aracı kurumlar gibi kredi verip işlem yapmayı benimsemediklerini söylüyor. Şirket faaliyetlerini 2019’da dar kapsamlı lisansa dönüştürdüklerini, 2020’de iki yıllık dondurma ve men yetkisi aldıklarını kaydediyor. 2024-2026 arasında faaliyetleri tekrar durdurduklarını belirtiyor.

İşlemlerden haberi yokmuş

Bayramoğlu’na ‘hotforex’, ‘hfm-trade’ ve ‘hftrade’ uzantılı siteler soruldu.

Bayramoğlu, şöyle dedi: “Sitelerin kime ait olduğunu bilmiyorum. Hiçbir bağım, sitelerde hesabım yoktur. Dünya görüşüm münasebetiyle bu işlemlerden elde edilecek gelire karşı çıktım. Forex (Bir ülkenin para birimi karşılığında başka bir ülke parasının alım ya da satımı) ve benzeri faaliyetlerden uzak durulmasını söyledim. Neta bünyesinde Final General üzerinden yapıldığı iddia edilen forex işlemlerinden haberim yoktur. Toplamı 86.000 TL olan işlem için itibarımı ve iş hayatımı zedeleyecek bir iş yapmam, yapılmasına müsade etmem.”

SPK, Bayramoğlu’nu yalanlıyor

SPK’nın raporunda Hotforex’in KAS işlemlerine aracılık etmek üzere SPK tarafından yetkilendirilen yatırım kuruluşları arasında yer almadığı belirtiliyor.

Böyle olduğu halde, hftrade22.com adlı internet sitesinin KAS işlemleri yaptığı, SPK’nın talebiyle engellenmesine rağmen adres bilgisini ve IP numarasını değiştirip devam ettiği kaydediliyor.

Neta’nın 2019-2021 yılları arasında hesapları üzerinde yapılan incelemede para transfer eden beş kişinin toplam 81.234 TL tutarında ‘hotforex, fx’ açıklamalı işlem yaptığı saptandı.

Neta’ya para transfer eden 62 kişiden 21’i ile görüşme yapıldı. Bu kişiler banka hesaplarının ‘hotforex’ tarafından gönderildiğini açıkladı. İletilen hesaplara KAS işlemi için para transfer ettiklerini, tutara karşılık ‘hotforex’ sistemindeki kendi hesaplarında para tanımlandığını söylediler. Sistemden ayrılmak istediklerinde ise sahip oldukları bakiyenin Final General’in hesabından gönderildiğini belirttiler.

Bu bilgi üzerine Final General’in hesapları incelendi.

Neta’ya para gönderip Final’den transfer alan 20 kişi ile temas kuruldu.

Bu kişiler hotforex sisteminde KAS işlemi yaptıklarını söyledi. Ayrıca 41 yatırımcının KAS ilemi için ‘hotforex’ sistemi üzerinden Neta’ya para gönderdikleri sonucuna ulaşıldı. Bu kişilerin toplam 1.381.821,10 TL gönderip 507.014,45 TL geri aldığı belirlendi.

Neta’nın KAS işlemleri üzerine yetkisi bulunmamasına rağmen Alpha Forex Limited hesabına 2019’da 24.542,55 Euro transfer ettiği saptandı.

Yalancılıkla suçladı

Bayramoğlu, kendisini şu şekilde savundu: “Neta, menkul kıymet aracılık hizmeti veren bir şirket olup her müşteri adına bir hesap açarak, o hesaplardan menkul kıymet hizmeti yapılmasına aracılık eder. Bu hesaplara müdahale yetkisi olmadığı gibi, sözlü beyan ya da yazılı talep olmadıkça para transferi yapamaz.”

Bayramoğlu, Final General hesabına yollanan paraların ortağı tarafından bankalardan çekilip sahiplerine elden teslim edildiğini ileri sürdü.

Neta ya da Final General’den bir forex firmasına direkt havale yapılmayacağını iddia eden Bayramoğlu, şunları söyledi: “Bazı kişilerin Neta ile forex işlemi yapmak üzere para alışverişi yaptığına dair beyanları külliyen yalandır. Aracı kurumlarla kaybettikleri paraları belki geri alabilirim ümidiyle uydurdukları yalandan başka bir şey değildir.”

Final General’dan Neta’ya 55.935.220,43 TL, Neta’dan Final General’e 87.836.915,24 TL gönderildiği hatırlatıldı.

Bayramoğlu, şöyle karşılık verdi: “Transferlerin Neta’ya gelmesi söz konusu değildir. Ancak alt hesap adına para gönderilebilir veya tahsil edilebilir. Neta hesaplarına transfer edilmesi mümkün değildir. Alt hesaplar müşterilere aittir. Müşterilerin gönderdiği paralar alt hesaplarına geçer.”

Hesaba bir TL gelince...

Bayramoğlu, 26 Mart’ta İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nda ifade verdi.

Hotforex ve diğer uzantılı internet sitelerinin kime ait olduğunu bilmediğini, forex sistemiyle ilgisinin olmadığını anlatarak, şöyle dedi: “Hotforex ve fx’ açıklamalı transferlerin yapıldığını şu şekilde tespit ettim: Neta’nın çalışanlarından birisi bir gün alt hesaplardan Final General'in hesabına 1 TL geldiğini belirtince aynı gün parayı iade ettik. Yaptığımız incelemede 81.000 TL’lik para transferleri yapıldığını gördük. Paraları çektirip sahiplerine nakit olarak iade ettik ve Neta Menkul'ü dondurduk. ‘Hotforex ve fx’ açıklamasıyla para gönderilmesi, tespit edemediğim birileri aracılığıyla olmuştur. Birileri bu şahıslara ‘Yarın yatırım amacıyla gönderdiğiniz paraları alamazsanız veya paranızı kaybederseniz açıklamaya Hotforex veya fx yazarak dava hakkınız olabilir dediyse bu sebeple yazmış olabilirler. 41 yatırımcının gönderdiği paralar kesinlikle KAS için değildir, olamaz da. Hisse alım satımı veya yatırım amaçlı gönderilen paralardır. Neta’nın Alpha Forex’e 24.542,55 Euro transfer ettiğine ilişkin tespit hatalıdır. Kuvvetle muhtemel Neta’da alt hesabı bulunan bir yatırımcının talebi üzerine bu havale yapılmıştır. Velev ki para kabul etmiş olalım, rapora konu miktarlar kendimizi riske atacağımız, itibarımızı zedeleyeceğimiz miktarlar değildir. Neta’da bir tane kredili işlem bulamazsınız. Faiz konusunu tefecilik olarak gördüğüm için bu işlemlere karşıyım.”

Bayramoğlu, SPK Kanunu’nun 109/2. maddesine göre ‘izinsiz sermaye piyasası faaliyeti’ suçlamasıyla tutuklanarak, cezaevine gönderildi. Bu suçun cezası, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve on bin güne kadar para cezası.

Tarikat derneğini hareme çevirdi -İsmail Saymaz- 

Ne ‘sır odaları’ bitmek biliyor…

Ne de müritlerine ‘bade’ veren şeyh efendiler.

Bursa’da, Kırklari tarikatının lideri Uğur Korunmaz, 16 yıl kadın-erkek, karı-koca, anne-oğul demeden bütün müritleriyle dergahındaki sır odasında birlikte olup cinsel organından ‘bade’ içirdi.

Korunmaz, şu an cezaevinde.

Kırklariler dağıldı.

Gel gör ki, aynı şehirde bu kez Ticaniler tezgah açtı.

Şeyh Ahmet Şahin Uçar, yakayı ele verdiğinde, “Sana hakikate dair sırlar öğreteceğim. Soyun gel. Çırılçıplak olmazsan sevişemeyiz” diyerek, ‘irşad’ faaliyeti yürütüyordu.

Uçar, tutuklansa da…

Arifane İlim Derneği kapansa da…

Sır odalarında müridine bade içiren şeyh efendiler hiç eksilmiyor.

Son olarak, İzmir Karşıyaka’da 2006 yılında kurulan Yardım ve Hizmet Gönüllüleri Derneği, başkanı A.Ç. tarafından hareme çevrildi.

Bir çocuk ve yedi kadın şikayetçi

Süleymancılara ait olduğu iddia edilen dernekte biri 18 yaşından küçük, sekiz kadın mürit, geçen ay 71 yaşındaki A.Ç.’den şikayetçi oldu. A.Ç., 5 Şubat’ta tutuklanarak, cezaevine gönderildi.

A., 17 yaşındayken, nişan töreninde A.Ç.’nin kendisine sarılıp göğüslerini ellediğini iddia ediyor.

K., 29 yaşında.

A.Ç. ile dernekteki özel odasında birden çok kez yalnız kalmış. A.Ç., kadına sarılıp temasta bulunmuş, ardından da cinsel organına dokundurtmuş. İlerleyen günlerde birliktelik yaşamışlar. K. cinsel saldırının tekrarlandığını savunuyor. A.Ç. ise bir kez ilişki yaşadıklarını iddia ediyor.

A., 25 yaşında.

A.Ç., kadının elini tutup dudağını öpmüş. Elini cinsel bölgesine dokundurtmuş. Kuran kursunda ilişki yaşamışlar.

S., 48 yaşında.

A.Ç., kadına sarılıp cinsel temasta bulunmuş. Birden çok kez ilişki yaşamışlar.

G., 39 yaşında.

Birden çok kez ilişki yaşamışlar.

V., 44 yaşında.

A.Ç., eliyle kadının kalçalarına dokunmuş.

Y., 38 yaşında.

A.Ç., kadına sarılmaya çalışmış.

68 görüntüyle kanıtlandı

A.Ç., savunmasında, yalnızca K. ile bir kez rızaya dayalı ilişki yaşadıklarını ileri sürdü. A.Ç., kronik rahatsızlıklarının bulunduğunu ve iktidarsız olduğunu iddia etti.

Ancak dijital cihazlarda ele geçirilen 68 görüntüde, A.Ç.’nin müritlerini cinsel organına yönlendirdiği ve onlara fiziksel temasta bulunduğu görülüyor. Yaşlı adamın “Bu sır iç çamaşırımız olsun” diyerek, gizliliğe vurgu yaptığı belirlendi.

‘İki ilim var, biri sır’

A.Ç.’nin “İki ilim var, biri zahiri-görünen, diğeri de sır” demek suretiyle kadınların dini duygularını suiistimal ederek, iradelerini fesada uğratıp onlardan cinsel olarak faydalandığı vurgulanıyor.

İddianamede şöyle devam ediliyor: “Sır vurgusunun eylemlerin meşru ve açık bir ilişki niteliğinde olmadığını, aksine üçüncü kişilerden saklanması gereken cinsel içerikli davranışlar olduğunu ortaya koyduğu, şüphelinin manevi ve hiyerarşik konumu dikkate alındığında rıza savunmasının delillerle örtüşmediği…”

A.Ç.’ye beş kadına karşı cinsel saldırı, iki kadına ve bir çocuğa sarkıntılık iddiası ve 75 yıla kadar hapis cezası istemiyle Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı.

Duruşma 16 Haziran’da görülecek.

Kuşkulu intihar

Dernek yönetiminin istismarı gizleyip örtbas ettiği öne sürülüyor. Bu meseleyi sorgulayanların münafık ilan edildiği belirtiliyor.

Bana ulaşan bir vatandaş, İzmir’de geçen yıl intihar eden polis Ö.Y.’nin “bu yapının iç yüzünü bildiği ve susmak istemediği için baskıya maruz kalmış olabileceği” kuşkusunu dile getiriyor.

Doğru mu, değil mi, kesin bir söz söylemek güç.

Fakat bu ihtimalin araştırılması gerekiyor.

Çocuklar okula gönderilmiyor mu?

Adı bende saklı olan vatandaş, bu tarikata bağlı Ankara Yardım ve Hizmet Gönüllüleri Derneği’nin Altındağ’daki binasında barındırılan erkek çocukların dini eğitim gerekçesiyle ilkokuldan koparıldığını iddia ediyor. Çocukların ikametgâhlarının İzmir veya Şanlıurfa’da gösterildiğini savunuyor. Şanlıurfa’ya kayıtlı olanların tarlada tarım işçisi gibi yansıtıldığını ileri sürüyor. Çocukların Ankara’da olmalarına rağmen Şanlıurfa’da derste gösterilerek, sahte yoklamalarla sınıf geçirildiğini öne sürüyor. Sistemin mimarının polis memuru A.A. olduğunu ve bu kişinin “Şikayet etsinler, bir şey olmaz” dediğini ileri sürüyor.

Gerçekten, öyle mi?

Kanun tanımazlığın sorumlusu bir polis mi?

İnsan inanmakta zorlanıyor.

Bilgi sahibi vatandaş bana anlattıklarını CİMER’e bildirdiğini söylüyor.

“Bu şahısların bağlantılarını kullanarak dosyayı kapatmalarından korkuyorum” diyor.

Washington yalnız mı kalıyor? -Serra Karaçam- 

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’e, ABD'nin hâlâ NATO’nun kolektif savunmasına bağlı olup olmadığı soruldu Salı günü.

Hegseth "bunun Trump’a bağlı olduğunu" söyledi.

“İhtiyacınız olduğunda yanınızda durmaya istekli olmayan ülkeler varsa, pek bir ittifakınız yok demektir.” diye ekledi.

Avrupa’dan gelen son adımlar da gelgitli.

İtalya ABD bombardıman uçaklarının Orta Doğu’ya hareket etmeden önce Sigonella Üssü’nü kullanmasına izin vermedi.

İtalyan basınına göre "Washington gerekli diplomatik koordinasyonu sağlamadığı için" izin verilmedi.

Ancak Beyaz Saray daha sonra “İtalya şu anda ABD güçlerine erişim, üs kullanımı ve hava sahası geçişi konusunda destekleyici konumda.” açıklamasını yaptı.

***

Başkan Donald Trump Paris’i de hedef aldı ve İsrail’e giden uçakların hava sahasından geçmesine izin verilmediği için eleştirdi.

Paris tutumunun savaşın başından beri değişmediğini açıkladı.

NATO içinde İran dosyasında ortak bir askeri çizgi bulunup bulunmadığı net değil.

***

Öte yandan İran Devrim Muhafızları, ABD saldırılarının hedeflerinin planlama ve takip sürecine katkı sağladığını iddia ettiği aralarında Meta, Nvidia, Intel ve IBM’in de bulunduğu 18 şirketi hedef alabileceğini açıkladı.

Bu hamle, teknoloji şirketlerini de savaşın içine çekebilecek bir alana dikkat çekiyor.

Savaşın başladığı tarihten bu yana ilk kez B‑52 bombardıman uçaklarının İran toprakları üzerinde uçtuğu duyuruldu.

***

Washington’un saha hedefleri üç başlıkta toplanıyor.

Hürmüz Boğazı’nın açılması, zenginleştirilmiş uranyuma erişim ve Kharg Adası’nın kontrole alınarak İran'ın petrol gelirlerinin sınırlandırılması.

Bu hedeflerin her biri ciddi askeri risk içeriyor.

Cumhuriyetçi Kongre üyeleri arasında dahi görüş ayrılığı var.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun özellikle sadece İran’ın füze kapasitesinin hedef alınmasına vurgu yapması, Washington’da öncelik tartışmalarının sürdüğüne işaret ediyor.

Beyaz Saray operasyon için hâlâ 4–6 haftalık pencerenin geçerli olduğunu belirtiyor.

Kongre onayı için 60 gün süre sınırına yaklaşılacak. Girilirse hızlı çıkış olmama ihtimaline dikkat çekilmekte.

***

Diplomasi cephesinde ise Pakistan ön planda.

Dışişleri Bakanı İshak Dar, ABD-İran görüşmelerine zemin hazırlamak amacıyla Çin’in desteğini almak üzere Pekin’e gidiyor.

Aynı süreçte Suudi Arabistan, Türkiye ve Mısır da bölgesel temaslarını arttırmış durumda.

Washington savaş maliyetlerinin paylaşılması için KuveytSuud ve BAE gibi Körfez ülkelerinden destek isteyebilir.

Bu yaklaşım, 1991 Körfez Savaşı dönemindeki finansman modelini yeniden gündeme getiriyor.

***

ABD siyasetinde “Önce İsrail” tartışmaları da sürüyor.

Demokrat Parti yönetimi AIPAC’ı ve İsrail'i kınayan bir önergeyi oylamayı tartışıyor.

Kıdemli gazeteci ve yorumcu Glenn Greenwald, bu hafta Danny Jones’un programına katıldı ve 2028’deki 2028 ABD başkanlık yarışında, Cumhuriyetçi Parti ön seçimlerinde, Tucker Carlson benzeri bir ismin aday olacağını ifade etti.

Ve özellikle İsrail’e karşı duruş üzerinden önemli destek bulacağını öngördü.

***

Bu hafta yayınlanan Yahudi seçmenlere yönelik iki yeni anket, Iran’a karşı ABD’nin askeri operasyonuna geniş çaplı bir muhalefet olduğunu gösterdi.

Mellman Group tarafından Jewish Electoral Institute adına yapılan ankete göre:

Yahudi seçmenlerin sadece yüzde 32’si İran’a yönelik mevcut askeri operasyonu destekliyor, yüzde 55’i karşı çıkıyor…

Yüzde 13’ü ise kararsız…

***

Bu arada 700 bin varil Rus petrolü Küba’ya ulaştı…

Avrupa ise ABD’nin Rusya’ya ne zaman daha sert bir tutum takınacağını sorgulamakta.

Irak'ta kaçırılan Amerikan vatandaşı gazetecinin durumu da Washington’da dikkatle izleniyor.

***

ABD iç gündeminde ise, çeşitli başlıklar dikkat çekmekte.

Washington’da bir federal yargıç, Trump’ın kamu yayıncıları NPR ve PBS’e yönelik fonları hedef alan başkanlık kararnamesinin bir bölümünü iptal etti.

Yargıç, kararın anayasaya aykırı bir misilleme niteliği taşıdığına hükmetti.

Başka bir federal yargıç da 400 milyonluk Beyaz Saray balo salonu inşaatının da Kongre onayı olmadan yapılamayacağını söyledi.

Trump’ın doğumla vatandaşlık kazanılmasına sınırlama getiren düzenlemesi de Anayasa Mahkemesi’nin önünde bu hafta.

Trump, göreve döndüğü ilk gün imzaladığı başkanlık kararnamesiyle, ebeveynlerinden en az biri ABD vatandaşı ya da kalıcı oturum sahibi olmayan çocuklar için doğuştan vatandaşlık hakkını kısıtlamayı amaçlamıştı.

Sandıksız ve muhalefetsiz bir rejimle ayakta kalacak (BİRGÜN) + Bozbey’in örgütü Saray’ın bitmeyecek savaşı (Bülent Falakaoğlu/Evrensel)

Sandıksız ve muhalefetsiz bir rejimle ayakta kalacak -BİRGÜN-

CHP’li belediyeleri kuşatma hamlesinin son durağı Bursa Büyükşehir Belediyesi oldu. Belediye Başkanı Bozbey, eşi, kızı ve iki kardeşi dahil olmak üzere 59 kişi gözaltına alındı. Bozbey, “verecemeyecek hesabımız yok” dedi. İktidar bu operasyonlarla seçimsiz ve muhalefetsiz bir Türkiye inşa etmek istiyor. Kazanın önceden belli olduğu, sandığın göstermelik kurulduğu, muhalefetin tümüyle susturulduğu bir rejimle ayakta kalacağını düşünüyor.

Türkiye, AKP’nin ilk kez ikinci parti konumuna gerilediği 31 Mart 2024 seçimlerinin yıl dönümüne yine operasyonlarla uyandı. Dün sabah Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik gerçekleşen operasyonda Belediye Başkanı Mustafa Bozbey ile Bozbey'in eşi, kızı ve iki kardeşi dahil olmak üzere 59 kişi gözaltına alındı. Soruşturmanın Mustafa Bozbey'in Nilüfer Belediye Başkanlığı yaptığı döneme (1999-2019) ve tutuklu eski Nilüfer Belediye Başkanı Turgay Erdem'e yönelik olduğu ifade edildi. Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı'nın "suç örgütü lideri" olarak tanımladığı seçilmiş belediye başkanı Bozbey'in evinde ve belediyede arama yapılırken telefonuna el konuldu.

Bursa Büyükşehir Beledisi ile birlikte CHP'nin kazandığı 35 il belediyesinden 7’sine operasyon düzenlendi, belediye başkanları gözaltına alındı veya tutuklandı. İstanbul’da CHP'li 26 belediyenin 11’inde belediye başkanı tutuklandı, 2’sine kayyum atandı. CHP’li üç belediye başkanı ise AKP’ye geçti. Toplam 25 belediye başkanı tutuklandı, 1’i ise dün itibariyle gözaltına alındı. CHP ve DEM Parti’nin elinden alınan belediyelere bakılınca toplamda 15 milyondan fazla yurttaşın iradesine doğrudan darbe vurulmuş oldu.

Rejimi tahkim etme çabası: Tüm bu operasyonların arka planında yatan temel amaç seçimsiz ve muhalefetsiz bir rejim inşa etme çabası. İktidar sandığın formaliteden kurulacağı, iktidarın yarışacağı rakibi bizzat kendisinin belirleyeceği, oy sayım ve sandık güvenliğinin büsbütün ortadan kalktığı, yerel yönetimlerin yetkilerinin tümüyle budandığı, kazananın önceden belli olduğu bir sistem yaratmak istiyor. Bu sayede Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı bir kez daha iktidar koltuğuna oturtmayı planlayan Saray yönetimi rejimi tahkim etmek istiyor.

Seçmede umutsuzluk yaratmak: İktidar aynı zamanda ardı arkası kesilmeyen operasyonlarla seçmende kayıtsızlık duygusu yaratmaya çalışıyor. Oy verdiği partinin belediye başkanı görevden alınan milyonların sandığa olan inancının kırılması amaçlanıyor. “Sandığa gidip oy versem de bir şey değişmez nasılsa seçtiğim kişiler görevden alınıyor” duygusuna kapılan yurttaşın sandıkla bağı koparılmak isteniyor.

Adayları yarış dışına itme çabası: Bu operasyonlarla Erdoğan’ı sandıkta yenme olasılığı yüksek tüm potansiyel adaylara mesaj veriliyor. Kurulan ön seçim sandığında 15 milyondan fazla oy alarak muhalefetin Cumhurbaşkanı Adayı olan Ekrem İmamoğlu 1 yılı aşkın süredir cezaevinde. Konser soruşturmaları başta olmak üzere bakanlık tarafından verilen soruşturma izinleriyle adaylık yarışında ismi geçen Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş da hedef tahtasında. Dün gözaltına alınan Mustafa Bozbey’in de bu isimlerden biri olabileceği konuşuluyordu.

Muhalefeti yıpratma düşüncesi: Yerel yönetimlere yönelik ardı arkası kesilmeyen operasyonların amaçlarından biri de şüphesiz önümüzdeki seçimlere giderken muhalefeti tamamen yıpratma düşüncesi. Muhalefetin yereldeki lojistik ve moral üstünlüğünü kırılmak isteniyor. Aynı zamanda CHP’li belediyeleri yurttaş nezdinde karalamak da aynı planın bir parçası olarak görülüyor. İktidarın CHP’nin elinden aldığı belediyelerdeki rantı ele geçirme çabası da operasyonların bir başka nedeni olarak değerlendirilebilir.

Yukarıda sıraladığımız tüm bu noktalar birbiriyle iç içe geçen gelişmeler. 19 Mart yargı darbesiyle zirveye çıkan bu hukuksuzlukların ardı arkası kesilmedi. Ancak rejimin önündeki en büyük engel 19 Mart’ta milyonların sokağa taşan öfkesi. Saraçhane’den Maltepe’ye, üniversite kampüslerinden Anadolu’daki kentlere dek uzanan itiraz dalgası farklı biçimlerde devam ediyor. İktidarın hukuksuzluklarına karşı ortak ve birleşik bir toplumsal muhalefet inşa etmek ise hala acil bir ihtiyaç olarak ortada duruyor.

***

Bozbey’in örgütü Saray’ın bitmeyecek savaşı
-Bülent Falakaoğlu-EVRENSEL-


Artık her güne siyaset ve yerel yönetim eksenli adli operasyonla uyanmak sıradan bir vaka haline geldi.


Son ‘havadis’ Bursa’dan.

Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey gözaltına alındı. Yanı sıra eşi, kızı, gelini, kardeşi de…

Bozbey örgüt lideri imiş; gözaltılara bakılırsa, tüm aileyi de örgüte dahil etmiş(!)

***

Yolsuzluk gerekçesi ile operasyonlar silsilesi 2025 martında başladı; İBB Başkanı İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla.

Bu operasyonlar zincirine yeni halkalar da eklenecek; seçim ne zaman yapılacaksa o zamana dek.

Bilinmeli ki sürecin seçim kazanmanın da ötesinde hedefleri var! Ama iktidar bunun hâlâ ‘hukuki’ bir süreç olduğuna ikna etmeye çalışıyor. İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin, 591 AKP’li belediyeye ‘Soruşturma izni verdik’ çıkışı da bundan.

Tam bir muhalefete yönelik tutumu perdeleme çıkışı!

Öyle ya… 2024 seçimlerinde kazandığı toplam belediye sayısı 505 olan AKP’ye yönelik, 591 soruşturma olsaydı, soruşturma fırtınası eserdi.

Peki böyle bir fırtına esintisi hisseden, gören var mı?

AKP’li belediye başkan ve yöneticilerinin herhangi birine ilişkin şafak operasyonu, kelepçe ve anında tutuklama hatırlayan var mı?

Geçtim bunları (Yahşihan belediye başkanı dışında o da tahliye edildi) 1 tane tutuklanmış AKP’li belediye başkanı bilen var mı?

Soruşturma izni var ama soruşturma kovuşturma yok; “Ama AKP’ye de yapıyoruz” deyip perdeleme var!

***

Uygulamalara bakınca gayet ‘siyasi’ gözüken operasyonların, daha önce de vurguladığımız gibi ilk etapta üç hedefi var.*

Özetleyelim!

Birincisi: CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu seçim yarışında devre dışı bırakmak.

İkincisi: Muhalefeti ‘yolsuzluk’ ile etiketleyip öte yandan da yerel yönetim imkanlarını cebren ele geçirmek; belediye imkanlarına kayyım ya da belediye meclis çoğunluğu yoluyla çökmek ve de olabildiğince çok şehir ve ilçede muhalefeti bu imkanlardan mahrum bırakarak, toplumla temasını azaltmak.

Burada yeri gelmişken bir parantez açıp, sıcak konuya dikkat çekelim.

Bursa Büyükşehir Belediyesine yönelik yapılan operasyon da belediyenin muhalefetin elinden alınmasının önünü açtı. Başkan Bozbey tutuklanırsa (Ki aksi olmuyor), belediye meclisinde başkanlık için yapılacak seçimlerde, MHP ve AKP birlikte meclis çoğunluğuna sahip olduklarından başkanlık el değiştirecek (tersi örneği yok).

Muhalefetten istifa edip Cumhur İttifakına geçen hedeften çıkıyor. Mustafa Bozbey’in üzerinde de ‘istifa baskısı’ olduğu yönünde bilgiler kamuoyuna yansımıştı, ‘Hayır yerimdeyim’ demesinin üzerinden üç ay geçmeden gözaltına alındı.

Şimdi de sıradaki operasyonun hedefinde belediyeye dair tahmin yürütülüyor. (Biz çağırmayalım ama) hakkında ‘iktidar yanlısı’ yerel gazetelerde AKP’ye geçeceği iddiaları çıktıktan sonra, ‘Durdurduğumuz yer belli’ diyen Balıkesir Belediye Başkanı Ahmet Akın tahminlerin en önünde.

Parantezi kapatıp operasyonların üçüncü hedefini vurgulayalım: Yıpratıp, seçmenlerin yöneleceği alternatif bir odak olmaktan çıkarmak üzere CHP’nin kurumsal yapısına saldırmak!

Üç maddenin ötesindeki hedefler

Hukukun, siyasal muhalefetin yok edilmesine yönelik silah olarak kullanılmasının, yukarıda sıraladığımız üç maddenin dışında, daha geniş hedefleri var.

Bir tanesi… Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ara ara konuşmalarında yer alan “Allah ömür verdikçe’ ve ‘son nefesimize kadar hizmet’ cümlelerinde karşılığını bulan ebediyete kadar hedefi!

İkinci ise ilk hedefin kaldıracı olarak ‘seçimsizlik’!

Mesele seçimlerin olmaması değil, göstermelik olması. Adayların olduğu, sandığın kurulduğu ama sonucun değişmediği, ‘sürpriz’in olmadığı içi boşaltılmış bir seçim hedefi!

İlmek ilmek örülmek isteniyor süreç.

‘Terörist, ajan, dış mihrak’ ifadeleri ile muhalefeti söylemle devre dışı bırakmaktan kayyımlara... Seçimi iptal ettirecek kadar Yüksek Seçim Kurulunda hakimiyet kurmaktan yargı başta olmak üzere tüm kamu kurumlarını iktidarın aracına dönüştürmeye... İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığını ülkenin dört bir yanındaki soruşturmalarda yetkili kılmaktan hukuki aracılığıyla siyasi rakip elemeye… Adım adım alınan tüm bu yollar ‘seçimsizlik’ menziline yaklaşmak için.

Bu uğurda, felaket tellallığı gibi duracak ama aday engellenme sürecinin ‘mutlak butlana’ varması şaşırtıcı olmaz.

İktidarın her cephede farklı yürüttüğü savaşın, ortak paydası var: Tüm kaynakları ebediyete kadar kontrol etmeyi engelleyecek ne varsa bertaraf etmek.

Bundandır ki… Maden şirketlerinin karış karış ülke topraklarını işgaline tanık olurken dün gelen tutuklama haberi tesadüf değil: Akbelen’de holdinglerin talanına karşı toprağını savunan İkizköylü Esra Işık, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.

Öte yandan 4 günde Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü Kocaeli büyüklüğündeki alanı madenlere tahsis etti. Henüz üçüncü harf ‘ç’de (Çanakkale) olan ihale süreci alfabetik sırayla tam gaz devam edecek.

Toprağa çökenlere serbesti, toprağını savunan köylüye tutuklama! Mücadeleci sendikacının tutuklamasından köylünün direncinin kırılmasına ne yaşıyorsak hepsi ortak paydanın elemanı.

İktidarın önü tamamen açık mı?

Soru(n) şu: İktidar tam gaz ilerliyor da istediği sonuçları alarak mı ilerliyor?

İktidar bunca zorlamasına rağmen, ülkenin yüzde 60’dan fazlası, Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere CHP’li belediye başkanlarına yapılan operasyonu ‘suçla değil siyasi rekabetle ilgili bir şey” olarak yorumluyor.

Meselenin yolsuzluk olduğunu anlatmaya çalışması ümitsiz bir çaba!

Bu durum karşısında iktidar sürdürdüğü savaşın dozunu artırırken diğer taraftan da ‘savaşı’ fırsat olarak görüyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şu sözleri etmesi boşuna değil: “Partimize veya ittifakımıza oy versin vermesin, milletimiz bu fırtınalı dönemde ‘İyi ki Türkiye’yi AK Parti yönetiyor” diyor.

Belli ki Erdoğan, savaş ortamının yaratacağı güvensizlikte seçmenlerin bir bölümünü kendi öncülüğünde, ‘iç cephe’ dedikleri safta toplamayı hesap ediyor.

‘Ulusal’ veya ‘uluslararası kriz’ dönemlerinde ‘güçlü lider’ etrafında saflaşma yaratmak güçlü olasılık. 2015 yılında tek başına iktidarı kaybettiği seçimler sonrasında kasımda tekrarlanan seçimlerde bu görülmüştü. ‘İstikrarsızlık ve korku’ iklimi fırsata çevrilmiş, AKP’ye yüzde 50 oy olarak dönmüştü.

Şimdi de ülkenin etrafındaki yangın aynı işlevi görsün isteniyor. Lakin iktidarın süresini ve etkilerini belirleyemediği savaşın ‘ekmeğini yemesi’ garanti değil! Bir yerde başarılan saflaşmanın diğer taraftan dağılması yüksek olasılık.

‘Rıza’ üretmeyi başaramadığı için amansız bir savaş yürüten iktidarın kendisi de biliyor ki bu koşullarda başardığı saflaşmanın raf ömrü uzun olmaz. Bu vazgeçeceği değil, savaşını büyüterek sürdüreceği anlamına gelir.

Uzun uzun tartışılması gereken bu durumu, yazıyı uzatmamak için burada şu özetle bitirelim: Türkiye’de rejim, seçimleri sürdürüp iktidar değişimini imkansızlaştırmak istiyor; panzehri, iktidarın siyasetsizlik hayaline karşı her yerde siyasettir!

*Konuya dair Genel Yayın Yönetmenimiz Hakkı Özdal’ın yazısı: 19 Mart siyasal operasyonlarının birinci yılı geride kalırken: Muhalefetin liderleri hapiste iktidar meşruiyet sancısında

https://www.evrensel.net/yazi/98897/19-mart-siyasal-operasyonlarinin-birinci-yili-geride-kalirken-muhalefetin-liderleri-hapiste-iktidar-mesruiyet-sancisinda

/././

BİRGÜN "Köşebaşı + Gündem" -31 Mart 2026-


Diyanet ‘çevresi’ bir bir Bakanlığa -Mustafa Bildircin- 

Ülkedeki liyakat tartışmalarını alevlendirecek görevlendirmelerin bir yenisi daha ortaya çıktı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na bağlı Kentsel Dönüşüm Başkanlığı’nın ardından, Personel Genel Müdürlüğü’nün de eski bir Diyanet İşleri Başkanlığı bürokratına teslim edildiği belirtildi. Diyanet İşleri Başkanlığı’nda, Mehmet Görmez döneminde basın danışmanı olarak görev yapan Halil Erdoğan, Görmez’in görev süresinin dolmasının ardından Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nda Daire Başkanı olarak görevlendirildi. KURUM’UN EKİBİNDE Erdoğan’ın, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un İBB Başkan Adaylığı döneminde seçim çalışması ekibinde de yer aldığı öne sürüldü. Kurum’un seçimleri kaybetmesinin ardından Halil Erdoğan’ın, bir süre TBMM’de kurum ile birlikte çalışmaya devam ettiği bildirildi. BAKANLIĞA DÖNÜŞ Kurum’un, yeniden bakanlığa atanmasının ardından Erdoğan’ın da bakanlığa döndüğü kaydedildi. Bu kapsamda bakanlığın Personel Genel Müdürlüğü biriminin başına Halil Erdoğan getirildi.  LİYAKAT TARTIŞMASI  İlahiyatçı ve eski Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in özel kalem müdürü olarak görev yapan, ardından Kentsel Dönüşüm Daire Başkanlığı’na atanan Oğuzhan Dinler ile eski Diyanet bürokratı Halil Erdoğan’ın bakanlıkta görevlendirilmesinin liyakat tartışmalarına yol açtığı savunuldu.

İstismar dosyası böyle kapatıldı: "Isırmadı ve bağırmadı"-Mustafa Bildircin- 

Balıkesir’de 14 yaşındaki çocuk, akrabasının cinsel istismarına uğradığını annesine anlattı. Annenin şikâyetiyle başlatılan soruşturmada çocuğun verdiği ifade uzman tarafından, “Güvenilir nitelikte” olarak değerlendirilse de Başsavcılık, “Isırmak ve bağırmak suretiyle tepki verilmemesi” gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi.

Henüz 14 yaşında olan bir kız çocuğunun annesi, 21 yaşındaki akrabaları E.Ö’ün kızına cinsel istismarda bulunduğunu belirterek karakola şikayetçi oldu. Anne emniyetteki ifadesinde, kızının kendisine cinsel saldırıya uğradığını ve “Zor kaçtığını” belirtti. Anne öte yandan, akrabalarının kızını sabah 8.30’da mesaj ile eve davet ettiğini, kızının eve girdiğinde çok sayıda içki şişesi gördüğünü de ifadesine ekledi. 2020 yılında yaşanan olayın ardından Gönen Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlattı. Başvuru hakkında 24 Aralık 2020 tarihinde düzenlenen adli muayene raporunda, “Darp ve cebir izine rastlanmadığı, alkolmetre ölçümünde ise sıfır promil alkol tespit edildiği” belirtildi. TEHDİT VE TACİZ  Akrabasının istismarına uğradığını belirten 14 yaşındaki kız çocuğu, 25 Aralık 2020 tarihinde Çocuk İzlem Merkezi’nde ifadeye alındı. Kız çocuğu ifadesinde, özetle şunları söyledi: “E.Ö. evde iken ‘Benim elimde kanıtlar var ailene söylememi ister misin?’ diyerek eski sevgilimin beni kızlık anlamında bozduğunu konuşmaya başladı. Ben, ‘Böyle bir şey yok’ dediğimde, ‘Yalan söyleme seni döverim’ dedi. Kafası güzeldi. Bana, ‘İç’ dedi, ‘İçmeyeceğim’ dedim ama içmeye zorladı. Biraz içtiğimi hatırlıyorum. Daha sonra benim dudaklarıma yapışıp öptü. Beni yorganın altına aldı. Cinsel organını ağzıma soktu.” Çocuk ifadesinde, evden çıkmak istediğini ancak E.Ö’nün, “Gidemezsin” diyerek kendisini koltuğun üzerine attığını kaydetti. Cinsel istismarın, koltukta da devam ettiğini dile getiren kız çocuğu, “Bana, ‘Tekrar gelecek misin?’ diye sordu, beni bırakırsa geleceğini söyledim” diyerek evden ancak bu şekilde kurtulabildiğini kayda geçirdi. E.Ö’nün kendisine dokunmaya çalıştığı sırada üzerinde mont olduğunu belirten çocuk, “Bu nedenle vücudumda herhangi bir kızarıklık ya da morartı oluşmadı” diye konuştu.  İFADELER GÜVENİLİR NİTELİKTE Çocuğun ifadesinde alan uzman adli görüşmeci, görüşmenin ardından hazırladığı raporda çocuğun anlama, kavrama ve ifade becerilerinin yaşına uygun düzeyde olduğunu bildirdi. Çocuğun anlatımının da “Sebep-sonuç ilişkisi yönünden tutarlı olduğunu” belirten adli görüşmeci, “İfadeler açık, samimi ve güvenilir niteliktedir” yorumunu yaptı. Şüpheli E.Ö. ise savunmasında, çocuğun uzaktan akrabası olduğunu belirterek, olay günü arkadaşlarıyla sabaha kadar içki içtiğini söyledi ve “Sosyal medya uygulaması üzerinden bir konu konuşmak istediğimi yazdım. Ona, başkalarını ile birlikte olduğunu duyduğumu söyledim. İddia edildiği gibi cinsel istismarda bulunmadım” ifadelerini kullandı. TARTIŞMALI KARAR Dosyayı değerlendiren Başsavcılık, “Kovuşturmaya yer olmadığına” yönelik karar aldı. Kararın gerekçesinde ise tartışma yaratacak ifadelere yer verildi. Kararda, mağdurun ifadesinde yer alan, “Yorgan altında cinsel organını sokma” eyleminin, “Fiziki olarak hayatın olağan akışına uygun olmadığını” savunuldu. Öte yandan çocuğun, “İstismar eylemi sürerken mağdurun şüphelinin cinsel organını ısırmak veya itmek suretiyle tepki vermemesi” ve “İlk harekette hiçbir suretle sesini çıkarmayışı veya bağırmayışı”, “Hayatın olağan akışına uygun bulunmayan ve soyut iddialar” olarak nitelendirildi. YENİDEN SORUŞTURMA KARARI  Başsavcılığın, “Kovuşturmaya Yer Yok” kararına yönelik Bandırma Sulh Ceza Hakimliği’ne yapılan itiraz da 16 Temmuz 2021 tarihinde reddedildi. Hakimliğin ret kararının ardından çocuğun annesi tarafından AYM’ye, “Kötü muamele yasağının ihlal edildiği” iddiasıyla bireysel başvuruda bulunuldu. Dosyayı inceleyen Yüksek Mahkeme, 23 Aralık 2025 tarihli kararında kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine karar vererek, ihlalin ortadan kaldırılması ve yeniden soruşturma yapılması gerektiğine hükmetti.

Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey hakkında gözaltı kararı: Evinde arama yapılıyor 

CHP'li Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey hakkında gözaltı kararı verildi. Bozbey'in evinde arama yapıldığı ve telefonuna el konulduğu belirtildi. Bozbey'in kızı Side Bozbey olmak üzere bazı yakınları hakkında da gözaltı kararı verildiği öğrenildi.

CHP'li belediyelere yönelik operasyon ve soruşturma dalgası devam ediyor. Halktv.com.tr'den İsmail Saymaz'a konuşan CHP'li milletvekili Kayıhan Pala, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey hakkında gözaltı verildiğini açıkladı. Saymaz'ın aktardığına göre, Pala, Mustafa Bozbey'in evinde arama yapıldığını belirtti.Saymaz, Bozbey'in telefonuna da el konulduğunu ifade etti. Gözaltı kararının sadece Bozbey ile sınırlı olmadığı; başta kızı Side Bozbey olmak üzere bazı yakınları hakkında da gözaltı kararı verildiği öğrenildi.

Kimyasal dev tesis suyu bitirecek -Gökay Başcan- 

Cengiz Holding, Mardin’deki tesisini devasa bir kimyasal üsse çeviriyor. “Özel Endüstri Bölgesi” statüsüyle kurulan tesislerde binlerce ton tehlikeli asit kullanılacak, saatte 356 tona varan yeraltı suyu sömürülecek.

Ülkenin dört bir yanındaki ekolojik yıkım projelerinin bir numaralı aktörü Mehmet CengizMardin Mazıdağı’ndaki tesisini devasa bir kimyasal atık üssüne çevirmeye devam ediyor. Samsun’daki fosforik asit tesisinin atıklarını Karadeniz’e dökmek için çevresel etki değerlendirme (ÇED) süreci başlatan Cengiz Holding (Eti Bakır A.Ş.), şimdi de Mardin Mazıdağı’ndaki entegre tesisi için harekete geçti.Cumhurbaşkanlığı kararıyla "Özel Endüstri Bölgesi" (ÖEB) ilan edilen alanda kurulan tesisin, bölgenin kısıtlı yeraltı sularını sömürerek halk arasında "kezzap" ve "tuz ruhu" olarak bilinen kuvvetli asitlerle devasa kapasitelerde yeni üretimler yapacağı ortaya çıktı. 'ÖZEL ENDÜSTRİ BÖLGESİ' ZIRHI 1974 yılında kamuya ait Etibank bünyesinde kurulan ve 1994’te Tansu Çiller döneminde "zarar ediyor" gerekçesiyle kapatılan Mardin Mazıdağı Fosfat Tesisleri, 2011 yılında 380 milyon lira gibi düşük bir teklif sınırı üzerinden yok pahasına Cengiz Holding’e satılmıştı. Özelleştirme kıyağıyla alınan bu devasa alan, iktidarın 10 Mayıs 2019 tarih ve 1041 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile ÖEB ilan edildi. Şirketin hazırladığı 450 milyon TL bedelli yeni ÇED dosyasında, bu "özel zırhın" nasıl kullanıldığı da açıkça gözler önüne serildi. Şirketin "sıfır atık" söylemiyle pazarladığı tesis, Kastamonu Küre ve Elazığ madenlerinden çıkarılan pirit küllerinin (atıklarının) Mardin’e taşınmasıyla çalışacak.   SAATTE 356 TON SU HARCAYACAK İklim krizinin etkilerinin en yoğun hissedildiği Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki tesiste, sadece yeni kurulacak Kobalt Tuzları Üretim Tesisi’nde saatte 20 metreküp proses suyu ve 86 metreküp soğutma suyu kullanılacak. Oksijen Üretim Tesisi’nin soğutulması için ise saatte tam 250 metreküp su harcanacak. Şirket, saatte toplam 356 tona ulaşan bu devasa su ihtiyacını ilk etapta bölgedeki yeraltı su kuyularından karşılayacak. KEZZAPTAN TUZ RUHUNA  Yeni hazırlanan ÇED dosyasına göre Cengiz Holding, bu atıklardan elde ettiği yarı mamulleri daha da saflaştırmak için tesise üç yeni ünite ekleyecek: • Yüksek Saflıkta Kobalt Tuzları Üretim Tesisi: Yılda tam 6 bin 837 ton kapasiteyle çalışacak. • Çinko Sülfat Monohidrat Üretim Tesisi: Yılda 7 bin 208 ton kapasiteyle toz halinde çinko ürünü elde edecek. • Oksijen Üretim Tesisi: Fırınları beslemek için saatte 6 bin metreküp oksijen üretecek. "Kobalt Nitrat" üretmek için halk arasında "kezzap" olarak bilinen kuvvetli nitrik asit (HNO3), "Kobalt Klorit" üretmek için temizlikte de kullanılan ancak sanayi tipi son derece zehirli ve tahriş edici olan "tuz ruhu" yani hidroklorik asit (HCl) kullanılacak. "Kobalt Asetat" üretmek için "sirke ruhu/asidi" olarak bilinen asetik asit ile çözündürme işlemi yapılacak. Ayrıca tüm bu ayrıştırma işlemlerinde bazik bir kimyasal olan kostik (sodyum hidroksit) yoğun olarak kullanılacak.

T-24 "Köşebaşı + Gündem" -31 Mart 2026-

İsrail, "Filistinlileri idam" yasasını onayladı, İsrailli bazı vekiller Meclis'te şampanya ile kutlama yaptı.

İsrail Meclisi (Knesset), Filistinli mahkumlara idam cezası getirilmesini öngören tartışmalı yasa tasarısını onayladı. Uluslararası kamuoyunun tepkisine yol açan yasa tasarısı Knesset Genel Kurulu'nda yapılan oylamada 48'e karşı 62 oyla kabul edildi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun da Filistinlilere idam cezası getirilmesini öngören yasa tasarısına lehte oy kullandığı görüldü. Yasanın onaylanmasının ardından bazı İsrailli milletvekillerinin birbirlerini tebrik ettikleri ve kutlama yaptıkları görüldü. Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir'in şampanya patlatarak kutlama yaptı. Filistin'den yapılan açıklamada ise, kararın Filistin halkına karşı işlenen bir savaş suçu olduğu ifade edildi. 

İsrail Meclisi (Knesset), Filistinli mahkumlara idam cezası getirilmesini öngören tartışmalı yasa tasarısını onayladı. İsrail Meclisi'nde yapılan oylamanın sonucu ise tasarıyı hazırlayan aşırı sağcı Yahudi Gücü Partisi milletvekili Limor Son Har-Melech tarafından duyuruldu. Son oylama sırasında Demokratlar Partisi Milletvekili Gilad Kariv ile tasarıyı destekleyen aşırı sağcı milletvekilleri arasında sözlü atışma yaşandı.

"Ben-Gvir: Hüküm saati geldi"

Filistinlilere karşı daha fazla şiddet, baskı ve bölgede daha saldırgan politika takip eden ve yasanın öncülerinden aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, oylama öncesi yaptığı konuşmada "hüküm saati geldi" ifadeleriyle tehditler savurdu.

İdam yasasına şampanya ile kutlama

Ayrıca Ben-Gvir'in tasarının onaylanmasının ardından Meclis'te şampanya ile kutlama yaptı. Ben-Gvir'in oylamaya yakasında idam ipi şeklinde bir yaka iğnesi ile gelmesi de dikkat çekti. 

Filistin'den tepki: Filistin halkına karşı savaş suçu

Filistin Devlet Başkanlığı, İsrail'in Filistinli esirleri hedef alan "idam yasasını" reddettiklerini ve bunun Filistin halkına karşı savaş suçu olduğunu bildirdi.

Filistin Devlet Başkanlığından yapılan yazılı açıklamada, İsrail Meclisi'nin Filistinli mahkumlara idam cezası getirilmesini öngören tartışmalı yasa tasarısını onaylamasına tepki gösterildi.

İsrail makamlarının Filistinli esirlerin idamına ilişkin yasayı onaylamasının reddedildiği ve şiddetle kınandığı açıklamada, şu ifadelere yer verildi: "Bu yasa, özellikle kişilerin korunmasını ve adil yargılanma güvencelerini içeren Dördüncü Cenevre Sözleşmesi başta olmak üzere uluslararası insancıl hukukun açık bir ihlali olduğu gibi Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmeye de aykırıdır."

Tel Aviv yönetiminin Gazze Şeridi ve işgal altındaki Batı Şeria'da Filistin halkına karşı izlediği tırmandırıcı politikalar bağlamında bu adımı attığına işaret edilen açıklamada, "İsrail'in Filistinli esirleri hedef alan idam kararını reddediyor ve bunu halkımıza karşı savaş suçu olarak kabul ediyoruz." denildi.

Bu tür yasa ve uygulamaların Filistin halkının iradesini kıramayacağı, direnişini zayıflatamayacağı ve halkı meşru mücadelesini sürdürmekten, özgürlük ve bağımsızlığını elde etmekten, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız Filistin devletini kurma hedefinden vazgeçiremeyeceği vurgulanan açıklamada, şunlar kaydedildi: "Bu tür ırkçı yasaların tehlikeli sonuçları konusunda uyarıyoruz: Bunlar, gerilimi ve tırmanışı artırmanın yanı sıra bölgede güvenlik ve istikrarın sağlanması fırsatlarını tehdit edecek."

Yasa ne getiriyor?

Onaylanan yasaya göre, cezanın infazı İsrail Cezaevi Servisi tarafından görevlendirilen gardiyanlar tarafından asılma yoluyla gerçekleştirilecek. İnfazı gerçekleştiren gardiyana kimlik gizliliği ve cezai dokunulmazlık tanınacak.

İdama mahkum edilen kişiler ayrı bir gözaltı merkezine yerleştirilecek ve yetkili kişiler dışında kimse ziyaret edemeyecek, avukat görüşmeleri ise sadece görüntülü olacak.

Savcılığın talepte bulunmasına gerek kalmaksızın idam cezasının verilmesinin mümkün olacağı belirtilen tasarıda, idam cezası için oy birliği şartının aranmayacağı ve kararın basit çoğunlukla verileceği belirtildi.

İsrail'in işgali altındaki Batı Şeria'da yaşayan Filistinlilerin tabi tutulduğu askeri mahkemelerin de idam cezası verebileceği, bu cezada Savunma Bakanı'nın yargı heyetine görüş bildirme hakkının tasarıda yer aldığı aktarıldı. İsrail işgali altındaki Filistinli mahkumlara ölüm cezası verilmesi halinde, af ve temyiz yolunun kapanacağının tasarıya eklendiği kaydedildi.

İsrail'de yargılanan mahkumlar için idam cezası ömür boyu hapis cezasına çevrilebilecek.

Onaylanan yasada, "İsrail'in varlığını inkar etme amacıyla bir İsrailli veya burada yaşayan birini öldürmek" idam cezasına çarptırmak için gerekçe gösterildi.

48 saat arayla iki operasyonun farkı ve MHP’li Yönter hakkında iddialar -Tolga Şardan- 

Otel odasına yapılan baskın, gözaltı ve arama işlemleri tüm detaylarıyla kameraya çekildi. Ve çekilen görüntüler tüm ayrıntısıyla iktidara yakın yayın organlarınca kamuoyuna aktarıldı. Edindiğim bilgiye göre; Yalım’la ilgili CMK’nin 135. maddesi hükmü gereğince iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması kararı vardı. Yalım’ın son günlerdeki faaliyetlerinin özellikle iktidara yakın yayın organlarında yapılan haberlerin detaylarında dakikasına kadar yayınlanması bunu gösteriyor zaten.

Başkentte, birbirine benzeyen iki ayrı polisiye operasyon gerçekleştirildi geçen hafta.

İlki, 25 Mart günüydü. Bu operasyonda hakkında yakalama kararı bulunan eski AKP milletvekili Bayram Ali Bayramoğlu, yakalanarak gözaltına alındı.

İkinci operasyon ise, ilkinden iki gün sonraydı. Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım da aynı eski AKP milletvekili Bayram Ali Bayramoğlu gibi hakkındaki gözaltı kararı uyarınca yakalandı.

Şimdi, aralarında sadece 48 saat bulunan iki ayrı operasyonun ayrıntılarına bakalım.

Yine ilk olarak AKP’li Bayramoğlu’nun yakalanmasından başlayalım.

Bayramoğlu, aynı zamanda iktidara yakın MÜSİAD’ın eski başkanı. Rize’den hemşehrisi olması nedeniyle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yakın çevresinden. TBMM’de 23. dönem AKP milletvekiliydi. İş çevrelerinde tanınan bir kişilik.

Bayramoğlu hakkındaki yakalama kararının merkezi İstanbul Adliyesi. Yani İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı. Başsavcılık, SPK’nın yaptığı suç duyurusu sonrasında eski AKP’li milletvekili hakkında adli soruşturma başlattı. Soruşturma konusu öyle pek de yenir yutulur cinsten değildi doğrusu.

Bayramoğlu’na yönelik soruşturmanın konusu; “yetkilisi olduğu şirket/şirketlerin banka hesaplarının kullandırılması suretiyle izinsiz sermaye piyasası faaliyeti suçuna iştirak edilmesi”ydi. Basit anlamıyla yolsuzluktu.

Savcılık, başlattığı adli soruşturma çerçevesinde İstanbul Emniyeti’ne gözaltı talimatını verdi. İstanbul Emniyeti, yaptığı araştırma sonrasında Bayramoğlu’nun yerini Ankara olarak tespit etti. Gelişme Ankara Emniyeti’ne bildirildi.

Diğer yandan da İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nı bilgilendirdi. Yapılan ön araştırma sonrasında yeri belirlenen Bayramoğlu, bulunduğu yerde gözaltına alındı. Önce Ankara Emniyeti’ne getirildi. Sonrasında ise İstanbul’dan gelen polis ekibine teslim edilip gönderildi. Emniyet’teki işlemleri tamamlandıktan sonra adliyeye çıkartılan Bayramoğlu tutuklandı.

Farkındaysanız, Bayramoğlu’na yönelik işlemler hem İstanbul’da hem de Ankara’da “sessiz sedasız” tamamlandı. Eski AKP’li milletvekilinin gözaltına alınmasıyla ilgili en küçük bilgi, açıklama ya da kamera görüntüsü kamuoyuna sızmadı, sızdırılmadı. Öyle ki, T24’te haber yayınlanmasaydı, eski AKP’li milletvekilinin gözaltına alınıp tutuklandığından Bayramoğlu’nun yakın çevresi dışında kimselerin bilgisi ve haberi olmayacaktı.

Bu arada resmî açıklama ya da gayri resmi sızdırma olmadığı için kamuoyu Bayramoğlu’nun nerede gözaltına alındığını bile öğrenemedi. Otelde mi, evde mi, misafirhanede mi? Yanında kim vardı? Yalnız mıydı? Kimse bilmiyor.

Gelelim, Uşak Belediye Başkanı Yalım’ın gözaltına alınmasına.

Yalım’ın hakkında yolsuzluk iddiasıyla yürütülen soruşturmanın merkezi de yine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı. Dosyayı tamamlayan başsavcılık, Yalım’ın gözaltına alınması talimatını İstanbul Emniyeti’ne verdi. İstanbul Emniyeti, yaptığı araştırmada Yalım’ın, tıpkı Bayramoğlu gibi Ankara’da olduğunu tespit etti. Tespit ve yakalama kararı hem Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı hem de Ankara Emniyeti ile paylaşıldı.

Ayrıca Yalım’ın gözaltına alındıktan sonra İstanbul’a götürülmesi ve gözaltı sırasında bulunduğu yerdeki arama çalışmalarına katılması amacıyla Bayramoğlu’nda olduğu gibi İstanbul’dan özel polis ekibi de Ankara’ya geldi. Yakalama ve arama işlemine nezaret etti.

Otel odasına yapılan baskın, gözaltı ve arama işlemleri tüm detaylarıyla kameraya çekildi. Ve çekilen görüntüler tüm ayrıntısıyla iktidara yakın yayın organlarınca kamuoyuna aktarıldı.

Burada bir ek bilgi aktarayım. Edindiğim bilgiye göre; Yalım’la ilgili CMK’nin 135. maddesi hükmü gereğince iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması kararı vardı. Yalım’ın son günlerdeki faaliyetlerinin özellikle iktidara yakın yayın organlarında yapılan haberlerin detaylarında dakikasına kadar yayınlanması bunu gösteriyor zaten.

Yurt dışından yanında belediyede çalışan kadın personelle birlikte Ankara’ya gelip gözaltına alındığı otelde konaklama yapan Yalım’ın konumunun tespiti sonrasında olanlar oldu.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, bu konudaki açıklamasında Ankara Emniyeti’nden kendilerine “sakın bizden bilmeyin, haberimiz yoktu” mesajının ulaştığını açıkladı. Ortalık karıştı. Özel’in açıklaması sonrasında gözler İstanbul Emniyeti’ne çevrildi doğal olarak.

Ayrıca, Yalım’ın gözaltına alınmasında “Ankara’dan bilgi sızması olacağı için İstanbul’dan ekip geldiği” iddiası gündeme geldi. Ancak bu iddia, yine Bayramoğlu’nun yakalanmasında yaşananlarla çürüdü. Eski AKP’li milletvekilinin gözaltına alınması bilgisi dışında ne kamera görüntüsü ne gözaltına alındığı mahal ne de yanında kimlerin var olup olmadığı bilgisi sızmadı.

Doğrusunu isterseniz uygulama Bayramoğlu örneğindeki gibi olmalı. Yürürlükteki yasalar, şüpheli ve mağdurların haklarını düzenlemiş durumda. Yasalar, yasaları uygulamakla görevli makamlarca “tam anlamıyla” uygulansa zaten böylesi durumlar yaşanmaz.

Fakat siyaset, yargı ve kolluktaki farklı gerekçeler ile parametreler sebebiyle teorideki yasa hükmünün sahadaki pratiğe yansıması yasadaki gibi olmuyor maalesef.

Sürecin sonunda iki adli dosyada “dosyanın hedef kişilerinin farklı siyasi yelpazede yer almaları” nedeniyle iki farklı uygulama yapılmasından hem adliye hem de adli kolluk olarak polis sorumlu.

Sorumluluğun adliye boyutundan Adalet Bakanlığı, polis tarafında ise, önce İstanbul Emniyet Müdürü Selami Yıldız ve Emniyet Genel Müdürü Mahmut Demirtaş, sonrasında İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi sorumlu.

Çiftçi, hafta sonu Ankara’da gazetecilerle bir araya geldi. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’tan polisin sorunlarına, trafik cezalarından araç plakalarına kadar değişik konular gündeme gelmiş. Ancak, Çiftçi’nin etrafında bulunan gazetecilerin hiçbirinin aklına, “polisin kameralı baskın uygulamasında ortaya çıkan durumu” sormak gelmemiş. Ya da soruldu, Bakan yanıt vermedi! İlginç elbette.

“Polis, savcının emriyle soruşturma yapar” görüşü böylesi durumlarda ortaya atılır. Taraflar, birbirlerine topu atarak hem zaman kazanmak ister hem de dikkatleri kendi üzerlerinden dağıtmaya çalışırlar. Bu yıllardır süre gelen bir durumdur.

Büyüteç aracılığıyla Çiftçi ve Demirtaş’a soralım; olayın iç yüzünün ortaya çıkarılması için müfettiş görevlendirmesi yapsanız nasıl olur?

MHP’de yaşanan gelişmelerde neler var?

Geride kalan haftanın dikkat çeken diğer konusu MHP’li İzzet Ulvi Yönter’in partisinin genel başkan yardımcılığından istifa etmesiydi.

İstifanın ardından MHP cenahında epey hareketli saatler yaşandı. Heyecan, önümüzdeki günlerde devam edecek gibi görünüyor. Partide suların kolay kolay durulmayacağı görüşü hâkim.

Yaşananlar içinde en merak edilen konuların başında Yönter’in parti yönetimindeki görevinden neden istifa ettiği geliyor.

Farklı değerlendirmeler var kuşkusuz.

Ancak en bilineni Ankara’nın yeraltı dünyasının önde gelen isimlerinden Ayhan Bora Kaplan’ın merkezinde yer aldığı olaylar zincirinde adının geçtiği iddiası.

Bu iddia, geçen hafta Büyüteç’te de gündeme geldi. Halen tutuklu bulunan Serdar Sertçelik’e ait olduğu öne sürülen cep telefonunda yapılan incelemede elde edilen mesajlarda MHP’li Yönter’in de adı geçtiği görüldü.

Yaşanan gelişmeler sonrasında gündeme gelen iddiaya göre; soruşturmayı yürüten Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı yönetimi, dosyayı tamamladı. Yine kulislerde konuşulan iddialara göre, Yönter hakkında fezleke hazırlanarak TBMM’ye gönderilmesi yönünde çalışma yapıldı. Aynı dosyada Yönter’le birlikte MHP’li Necmi Yıldırım’ın da isminin geçtiği öne sürülüyor.

Bu iddiaları sormak için Büyüteç’i kaleme almadan önce Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Gökhan Karaköse’yle telefonla görüşme girişiminde bulundum. Büyüteç’in yayına gireceği ana kadar başsavcılıktan görüşme talebine karşı herhangi bir yanıt gelmedi.

Belki doğrudan kamuoyuna bir açıklama yapılırsa Yönter’le ilgili süreç ve iddialar daha net anlaşılabilir.

Adliye Borsası’na soruşturma yok mu?-Mehmet Y.Yılmaz- 

İBB davasında, sözlerden ibaret olan, maddi deliller ile desteklenmeyen bazı ifadeler sonuç doğurur, insanların bir yıldır tutuklu yargılanmasına yol açarken bazı ifadeleri savcıların duymazdan geldiği iddia ediliyor. Dilekçe veren Murat Kapki’nin, Mücahit Birinci ile ilgili ortaya attığı, “2 milyon dolar rüşvet istedi” ifadesini savcıların tutanağa bile geçirmediğini söylemesi bunu düşündürtüyor.

Ekrem İmamoğlu’nun seçimde Cumhurbaşkanı adayı olamaması amacıyla açılan davada iş adamı Murat Kapki, ifadesi sırasında verdiği dilekçede kendisinden  tutukluluğunun kaldırılması için 2 milyon dolar rüşvet istendiğini ihbar etti.

Kapki mahkemeye verdiği dilekçede AKP’li avukat Mücahit Birinci’nin kendisinden rüşvet istediğini söylüyor:

“Üçüncü ifademi esasen Mücahit Birinci’nin bana yaptığı teklifi anlatmak için verdim. Savcılara; Mücahit Birinci’nin bana gelip iftiralar atmamı ve kendisine 2 milyon dolar vermemi, bu sayede tahliye olabileceğimi söylediğini anlattım. Ancak savcılar bunları tutanağa geçirmedi.”

Ekrem İmamoğlu’nun 401 kişi ile yargılandığı davanın iddianamesi büyük ölçüde bu tür ifadelere dayanıyor.

Bizde ise bir süredir bu iş kaymakamlara, valilere emirle veriliyor ki seçimle göreve gelmiş birini zorla görevden alıp, yerine bir memur tayin etme işi darbe dönemlerinde tanıklık ettiğimiz ortak uygulamalardandır.

Başbakan Süleyman Demirel’in 12 Eylül 1980’de bir darbeyle devrilip, yerine bir emekli devlet memuru olan Bülent Ulusu’nun tayin edilmesi buna bir örnektir.

Özel’e soruşturma nasıl sonuçlanır bilemiyorum ama savcılarımızın hazır bu konuya ilgi duydukları anlaşıldığına göre, Anayasa’nın delik deşik edilmesi meselesi de belki gündeme gelir.

Savcılık, bu davadaki sanıklar aleyhine söylenen her şeyi “delildir” diyerek iddianameye koymuş.

Buradan anlıyoruz ki evrensel ceza hukukunda pek yeri olmayan “o dedi, bu dedi” ifadeleri İstanbul Adliyesi için son derece makul ve uygun deliller.

İlgimi çeken şey, sözlerden ibaret olan, maddi deliller ile desteklenmeyen bazı ifadeler sonuç doğurur, insanların bir yıldır tutuklu yargılanmasına yol açarken, bazı ifadeleri savcıların duymazdan gelmesi.

Kapki’nin Mücahit Birinci ile ilgili ifadesini savcıların tutanağa bile geçirmemeleri bunu düşündürtüyor.

Normal olarak böyle bir ifade verildiğinde bu iddiaya maruz kalan savcıların yerlerinden öfkeyle zıplamaları gerekir.

Sadece savcıların değil Birinci’nin de ayağa fırlamasını beklerdim.

Ama görülüyor ki umurlarında bile olmamış.

Niye acaba?

Tıpkı futbolda olduğu gibi bizim adliyemizde de böyle “iş bitiriciler” olduğunu hep duyarız.

Olay futbolda şöyle cereyan ediyormuş: Birileri falanca takım ile oynayacak filanca takımın şu, şu oyuncularını belli bir paraya “bağlayarak” maçı falanca takımın kazanmasını sağlayacaklarını söylermiş. Buna inanan falanca takımın yöneticisi de belli bir parayı bunlara teslim eder, maç gününü beklermiş.

Maç oynandığında falanca takım kazanamazsa “şike parası” diye verilen parayı aracılar kulüp yöneticisine iade eder, “namussuzlar vazgeçti” derlermiş

Çünkü aslında herhangi bir futbolcuyu bağlamamış olurlar, bir tür kumar oynarlarmış. Şansları yaver giderse falanca takım maçı kazandığında da paraları kendi aralarında üleşirlermiş.

Adliye Borsası’nın da böyle olduğu iddialarını hep duyarım.

Belki de Kapki ve başka sanıklara ulaşan bazı avukatlar böyle zarf atıyorlardır.

Tahliye kararı çıkarsa paralar cebe, çıkmazsa iade!

Bu anlatılanların ne kadar doğru olduğunu bilemeyiz elbette ama bunu iş edinen avukatların bulunduğu hep söylenir.

Namuslu hukukçuları elbette tenzih ederim.

Kapki gibi bir sanık böyle bir ifade verdiyse bunun en azından soruşturulması gerekmez miydi diye sormak istiyorum.

Böylece bu işi alışkanlık haline getirenler varsa onları yakalamak, Adliye’nin adını temize çıkarmak mümkün olurdu ki yakışan da zaten budur.

Madem savcılar bu iddiaya duyarsız kalıp, tutanağa bile bağlamadılar, Mücahit Birinci bu işe el atmalı.

İddia bu dilekçeyle artık alenileştiğine göre bir suç duyurusu da kendisi yapmalı.

Daha önce de yazmıştım, bu tür dedikodulara ben inanmamayı tercih ederim.

Ama ben inanmıyorum diye torba ağızlar büzülmüyor, Adliyemizin haberi olsun.

***

“Darbe” konusu savcıların dikkatini çekmiş

CHP lideri Özel’e açılan soruşturma AKP Adliyesi’nin en sevdiği soruşturmalar arasında kuşkusuz ki ilk sırayı alır: Cumhurbaşkanı’na hakaret suçu! Muhalif politikacıyı cezalandırma hevesi, bizim memlekette hep olmuştur. Bunun nedeni bir türlü “gerçekten sivilleşmeyi başaramamış” olmamız. İktidara gelen, sivil siyasetten geliyor, bununla övünüyor ama eleştiriye karşı tahammülsüz.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, Kuşadası mitinginde yaptığı konuşma nedeniyle soruşturma başlattı.

Hep diyorum, bir gün öyle bir an gelecek ki hakkında soruşturma başlatılmamış bir tek T.C. vatandaşı kalmayacak!

Özel’e açılan soruşturma AKP Adliyesi’nin en sevdiği soruşturmalar arasında kuşkusuz ki ilk sırayı alır: Cumhurbaşkanı’na hakaret suçu!

Özel, Cumhurbaşkanı’na “darbeci” suçlaması yapmış, soruşturmanın nedeni bu.

Bir siyasetçinin biz sıradan vatandaşlar gibi konuşması beklenemez.

Siyaset doğası gereği bizim memlekette biraz sert gidiyor.

Cumhurbaşkanı da bir siyasetçi olarak zaten hayli sert ifadeler kullanabiliyor.

Onun için Erdoğan’ın Özel’e söyledikleri, Özel’in Erdoğan için söylediklerini götürür, geriye iki taraftan biri lehine diğeri aleyhine üç beş söz ancak kalır.

Böyle konuşmak kendi bilecekleri iş ama onaylamadığımı söyleyeyim.

Muhalif politikacıyı cezalandırma hevesi, bizim memlekette hep olmuştur.

Bunun nedeni bir türlü “gerçekten sivilleşmeyi başaramamış” olmamız.

İktidara gelen, sivil siyasetten geliyor, bununla övünüyor ama eleştiriye karşı tahammülsüz.

Hesap vermek istemiyor, eleştiri dinlemek taraftarı değil.

Bugünkü iktidar da bundan vareste değil.

Hesap vermek istemiyor, eleştiriye tahammülü yok hatta eleştiriyi doğrudan hakaret diye algılamaya eğilimli.

Öte yandan memlekette Anayasal düzenin ciddi bir darbe aldığı da gerçek.

Anayasa’ya göre idareyi, yargı organlarını vs. bağlayan AYM kararlarının yargıyı bağlamayabileceğini gördük.

Anayasa’ya göre kararları kesin olan Yüksek Seçim Kurulu kararlarını tanımayan ilk derece mahkemeleri bile var.

Bu işleri hâkimken başlatan kişi, politikaya girdi, Adalet Bakanı da oldu.

 “Anayasal düzene karşı bir yargı darbesinden” bu nedenle söz ediliyor.

Öte yandan seçimle iş başına gelen belediye başkanlarının yerine devlet memurlarının atanması meselesi var.

Normal olarak seçimle göreve gelen, herhangi yasal bir nedenle görevden alınıyorsa yerine gelecek olanın da seçimle gelmesi beklenir.

Belediye Meclislerinin üyeleri seçimle geldikleri için onlardan birini kendi aralarında seçerler, yeni belediye başkanının hukuki meşruiyeti seçimden gelir.

Bizde ise bir süredir bu iş kaymakamlara, valilere emirle veriliyor ki seçimle göreve gelmiş birini zorla görevden alıp, yerine bir memur tayin etme işi darbe dönemlerinde tanıklık ettiğimiz ortak uygulamalardandır.

Başbakan Süleyman Demirel’in 12 Eylül 1980’de bir darbeyle devrilip, yerine bir emekli devlet memuru olan Bülent Ulusu’nun tayin edilmesi buna bir örnektir.

Özel’e soruşturma nasıl sonuçlanır bilemiyorum ama savcılarımızın hazır bu konuya ilgi duydukları anlaşıldığına göre, Anayasa’nın delik deşik edilmesi meselesi de belki gündeme gelir.

Öne Çıkan Yayın

halkTV "Köşebaşı" - 1 Nisan 2026 -

AK Partili Bayramoğlu, izinsiz şekilde kaldıraçlı alım satımdan tutuklandı -İsmail Saymaz-  AK Parti’nin Rize eski Milletvekili ve MÜSİAD es...