Dönemin icadı okul türü: Fen imam hatip liseleri -Feray Aytekin Aydoğan-
Eğitim kamusal hak olmaktan çıkarıldı. Özel okulların devlet okullarına oranı yüzde yirmilere ulaştı. Devlet okullarında da proje sınıflar, katkı payı, kayıt parası, bağış gibi isimler altında eğitimin ancak parayla satın alınarak ulaşılabilecek bir meta olduğu fikri olağanlaştırıldı. Mesleki eğitimde atılan adımlar MESEM, dört yeni okul modeli gibi uygulamalarla okullar, eğitim kurumları sermaye için erken yaşta ucuz hatta bedava iş gücü bulma kurumları haline getirildi. Mülakat, Milli Eğitim Akademisi, proje okullar gibi uygulamalarla liyakat artık ilke olmaktan çıkarıldı. Kişisel, sendikal, siyasal yakınlıkların, keyfiyetin hakim olduğu bir sistem yaratıldı.
Proje okullar yine gündemde. Ülkemizin köklü liseleri ile başlayan dönemin bakanı Nabi Avcı’nın “Sayıları üçü beşi geçmez” dediği proje okul uygulaması ile liselerin önemli bir bölümü proje okul haline getirildi. Ölçüsüz, kuralsız, kritersiz bir şekilde bu okullarda çalışan öğretmen ve eğitim yöneticilerinin bakanlıkça belirlendiği bir sistem yaratıldı.
Tuz öyle koktu ki; bir proje okulunda Sincan Anadolu Lisesi’nde müdür olan Ali Osman Köse bir “sendikanın” belirlediği isimlerin müdür yardımcısı olarak atanmasına itiraz edip istifa etti. Geçen yıl 9 bin 252 öğretmen proje okullarından fiili sürgün edildi. Geçtiğimiz yıl “Öğretmenime Dokunma” diyerek ülkemizin her yerine yayılan öğrenci eylemlerinin etkisi o denli rahatsız etmiş ki öğretmen görevlendirmeleri 26 Haziran karne gününe ertelendi. Öğrencilerin, öğretmenlerin okulda olmadığı saatlerde açıklandı.
Çok sayıda öğretmenin görev süresi uzatılmadı. Öğretmenler yine mağduriyetlerle, belirsizliklerle karşı karşıya bırakıldı.
Proje okullar ülkemizin temel gündemi olmaya devam edecek. Çünkü mesele bir okul türü, bir program türü uygulanması meselesi değil. Hangi öğretmenin, hangi okulda, ne kadar süre çalışıp çalışmayacağında hatta Akademi ile atanıp atanmayacağında kişisel, sendikal ve siyasal yakınlıkların belirleyici olduğu bir sistem inşa edildi.
Proje okullardaki değişikliğin ayak izlerini proje okul yönetmeliği değişikliğinde ve kalkınma planlarında görmüştük. Bazı okullar proje okul kapsamından çıkarıldı, yeni okullar proje okul kapsamına alındı. Kamuoyunda gündem olan Sincan Anadolu Lisesi de yeni proje okul olan okullardan.
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) verileri üzerinden güncel olan proje okullar verilerini incelediğimde yine iktidar icadı olan bir okul türündeki artış oldukça dikkat çekici. 2010 referandumu ve 2012 4+4+4 yasası sonrası atılan adımlardan biri de “Fen ve Sosyal Bilimler Programı / Projesi Uygulayan Anadolu İmam Hatip Liseleri” adıyla yeni bir okul türü icadıydı. 1 Eylül 2016 tarih ve 29818 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Millî Eğitim Bakanlığı Özel Program ve Proje Uygulayan Eğitim Kurumları Yönetmeliği” esas alınarak başlatıldı.
Milli Eğitim Kanunu’na göre çok açık bir şekilde “İmam Hatip Liseleri; imamlık, hatiplik ve Kur'an kursu öğreticiliği gibi dini hizmetleri yerine getirecek elemanları yetiştirmek amacıyla kurulan” ifadesi bulunmasına rağmen fen, sosyal bilimler imam hatip liseleri ismiyle bir okul türü yaratıldı.
MEB verileri üzerinden incelediğimizde örneğin İstanbul’da merkezi sınavla öğrenci alan 20 fen lisesi, 4 sosyal bilimler lisesi var iken proje okullar kapsamına alınan ve merkezi sınavla öğrenci alan 80 fen ve sosyal bilimler proje ve programı uygulayan imam hatip lisesi var. Yerel yerleştirme ile öğrenci alan imam hatip liseleri arasında da fen ve sosyal bilimler proje ve programı uygulayan imam hatip liseleri var.
Eğer bu sayılar güncellenmemiş rakamlar ise yine de aradaki fark ciddi boyutta.
Ayrıca imam hatip liseleri içinde açılan proje imam hatip ortaokulları da yalnızca imam hatiplere özel bir uygulama. Mesleki ve teknik eğitim politika belgesi ve proje okul yönetmeliği değişikliği ile meslek ortaokullarında, güzel sanatlar müzik, spor ortaokullarında da şimdilik sınırlı sayıda başlatılan bu uygulama da dönemin icadı.
Fen, Sosyal bilimler, Anadolu Liseleri bünyesinde açılan ortaokul uygulaması ismiyle bir uygulama yok iken imam hatipler bünyesinde açılan sınavla öğrenci alan sayıları ciddi boyuta ulaşan proje imam hatip ortaokulları da AKP dönemi eğitim politikalarından oldu.
/././
Uç beyliğinden cepheye iktidar jeopolitik satıyor -İbrahim Varlı-
Gelecek haftaki NATO Zirvesi öncesi Ankara’ya gelen Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Kaja Kallas, Türkiye’nin güvenlik, göç ve enerji konularında kilit olduğunu, NATO'nun “Doğu Kanadı”nı korumaya da önemli katkı sağladığını söyledi. Erdoğan ile de Ukrayna’yı, Ortadoğu’daki çatışmaları ve İran’ı ele aldıklarını söyledi.
Türkiye coğrafi konumundan ötürü jeopolitik açıdan önemli bir kavşakta. Bu yadsınamaz bir gerçeklik. Saray rejimi de bunun farkında. Zirve üzerinden meşruiyet sağlama arayışındaki iktidar, jeopolitik satarak varlığını sürdürmeye çalışıyor.
Bu ithal “meşruiyet”in bir faturası var. Yeni sürümü piyasaya sürülecek olan NATO’da doğu kanadının yanında kuzeyde de önemli görevler veriliyor.
Saray rejimi buna dünden razı. Görev kâğıdına gönüllü yazılmış durumda. Türkiye’yi sadece NATO'nun güney (doğu) kanadını koruyan bir sınır ülkesi değil, Baltıklar’dan Karadeniz’e, Kafkasya’dan Ortadoğu’ya dört bir yanda kullanılacak bir “cephe ülkesi” yapmak istiyorlar.
360 DERECE NATO
Geçen hafta NATO Zirvesi kapsamında medya temsilcileriyle buluşan Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Türkiye'nin NATO'daki yeni konumlanışına dair şu ifadeleri kullanacaktı: “Türkiye artık sadece NATO sınırlarını koruyan bir ülke değil, merkezi konumda bir müttefik. Türkiye NATO'nun 360 derece güvenlik anlayışının merkezinde. NATO'nun yalnızca doğudan gelen tehditlere odaklanması bir eksiklik. Zira tehditler artık tek yönden gelmiyor.”
Zirve pek çok yönüyle önemli. İktidarın sıkıyönetim ilan edercesine Ankara dahil pek çok kentte başvurduğu yasaklar olağan bir ev sahibi gayretkeşliğinin de ötesinde manalar içeriyor.
BİR ZİRVEDEN DAHA FAZLASI
ABD liderliğindeki küresel güç merkezleri yeni bir emperyalist düzen arayışında. İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan Amerika merkezli düzen su alıyor. Bu yeni emperyal düzen arayışında savaş sonrası 1949’da kurulan NATO da hegemon güç ABD’nin yönelimleri doğrultusunda biçimlendiriliyor.
ABD Savaş Bakanı Peter Brian Hegseth bunu "NATO 3.0” olarak duyurdu. Buna göre “ittifak”ın yapısı da, misyonu da, üyelere düşecek sorumluluklar da yeniden belirlenecek. Hegseth’in “Soğuk Savaş'ı kazanan NATO 1.0 modelini esas alan bir NATO 3.0 inşa ediyoruz” sözleri ittifakın kanlı pençelerini keskinleştireceğinin göstergesi.
ROLLER YENİDEN DAĞITILACAK
Ankara Zirvesi’nde Türkiye'nin ve diğer ülkelerin NATO içindeki yeri yeniden tanımlanacak. Rejimin niyeti belli. Türkiye’yi “ileri karakol”luktan merkeze çekerek daha fazla yük ve görev üstlenmek. Duran “Türkiye artık NATO'nun merkezinde” derken Ankara’nın pozisyonunu işaret ediyor.
ZİRVEDE ALINACAK KARARLAR
“3.0 vizyonu”nun temelinde Avrupa ülkelerinin daha fazla sorumluluk üstlenmesinin bulunduğunu belirten NATO Genel Sekreteri Mark Rutte Ankara zirvesinde bu taksimatın yapılacağını söyledi. 7-8 Temmuz’daki zirvede şunlara karar verilecek.
• Külfet paylaşımı: Trump-ABD’nin dayatmasıyla üye ülkeler ilk etapta bütçelerinin yüzde 3’ünü, sonra da yüzde 5’ini savunmaya (NATO) harcayacak. Türkiye yüzde 3,5+1,5 hedefine 2030 sonunda ulaşmayı hedefliyor.
• Silahlanmaya yatırım: Savunma harcamalarının artırılması kapsamında askeri üretim kapasitesi büyütülecek. Silahlanmaya hız verilecek, tedarik süreçleri hızlandırılacak.
• Ukrayna’ya destek: Rusya ile savaş halindeki Ukrayna’ya mevcut destek daha da artırılacak. Bir askeri-mali paket daha hazırlanacak.
Ukrayna düğümün kopacağı yer. Trump’ın emir eri konumundaki Rutte, uzun vadede NATO açısından en büyük tehdidin Rusya olmaya devam ettiğini belirterek kuşatmanın devam edeceğini açıkladı.
Rusya’nın yanında Çin, İran ve Kuzey Kore de radarda. Rutte’ye göre özellikle Çin’in hızla büyüyen askeri kapasitesi göz ardı edilmemeli.
TÜRKİYE'YE BİÇİLECEK GÖREVLER
• Sınırdan merkez üsse: Türkiye kuruluşundan bu yana NATO’nun güney kanadının uç karakoluydu. Yeni konseptte Baltıklar’dan Karadeniz’e uzanan hatta kuzey cephesinde de kritik roller alacak.
• Askeri sorumluluk: Türkiye 2028'den itibaren NATO'nun en kritik gücü olan Müttefik Mukabele Kuvveti (ARF) liderliğini üstlenecek.
• İttifaka cephanelik: Rutte Türkiye’nin savunma sanayi altyapısının NATO’nun caydırıcılığı açısından kritik önemde olduğunu söyledi. Bu alt yapı Rusya ile kapışmaya hazırlanan “ittifak” için kritik önemde. Duran bunu, “NATO'nun gelecekte yalnızca asker sayısına değil, üretim kapasitesine, teknolojik esnekliğe ve tedarik güvenliğine ihtiyacı olacak” sözleriyle açıklıyor.
• Kuzeye cephesinde bekçilik: NATO Rusya’ya karşı hazırlıkları yoğunlaştırırken Karadeniz cephesinde Türkiye kilit bir rolde. Boğaz’da konuşlandırılacak NATO Deniz Komutanlığı’nın ana hedefi Rusya olacak.
YENİ SAHNEDE TEHLİKELİ ROLLER
Rejime göre Ankara Zirvesi yalnızca bir ev sahipliği meselesi değil. Türkiye'nin NATO içindeki yükselen ağırlığını gösteren diplomatik bir sahne!
Saray Sözcüsü, “NATO'nun güvenlik haritası yalnızca Batı Avrupa merkezli değil, Güney ve Doğu Avrupa, Karadeniz ve Ortadoğu bağlantılı düşünülmelidir” derken Trump ile işbirliği içindeki rejimin Türkiye’yi NATO’nun merkezine yerleştirecek olmasının faturası tüm ülkeye çıkacaktır.
/././
Merkez Bankası rezervleri 13 ayın en düşük seviyesinde!
TCMB'nin toplam rezervleri 26 Haziran 2026 haftasında, 16 Mayıs 2025 haftasından bu yana ilk kez 150 milyar dolar seviyesinin altına indi.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) toplam rezervleri, 26 Haziran haftasında bir önceki haftaya göre 7 milyar 991 milyon dolar azalışla 149 milyar 205 milyon dolar oldu. TCMB, haftalık para ve banka istatistiklerini açıkladı. HEM DÖVİZ HEM ALTIN REZERVİ AZALDI Buna göre, 26 Haziran itibarıyla Merkez Bankası brüt döviz rezervleri 5 milyar 260 milyon dolar azalarak 54 milyar 251 milyon dolara indi. Brüt döviz rezervleri, 19 Haziran'da 59 milyar 511 milyon dolar seviyesinde bulunuyordu. Bu dönemde altın rezervleri ise 2 milyar 731 milyon dolar düşüşle 97 milyar 685 milyon dolardan 94 milyar 954 milyon dolara geriledi. Böylece Merkez Bankası'nın toplam rezervleri 26 Haziran haftasında bir önceki haftaya göre 7 milyar 991 milyon dolar azalarak 157 milyar 196 milyon dolardan 149 milyar 205 milyon dolara indi.
***







