Trump: Grönland’ı güzellikle vermezse Danimarka’nın ekonomisini çökertirim, etrafı Çin ve Rus gemileriyle çevrili
ABD Başkanı Donald Trump, The Atlantic dergisine verdiği röportajda ABD'nin müdahale edeceği "son ülkenin Venezuela olmayacağına" işaret ederek, "Grönland, Amerikan ulusal çıkarları için hayati öneme sahip. Grönland’ı güzellikle vermezse Danimarka’nın ekonomisini çökertirim. Grönland'a kesinlikle ihtiyacımız var. Etrafı Çin ve Rus gemileriyle çevrili" dedi.
ABD Başkanı Trump, Venezuela'ya askeri müdahalenin Grönland için ne anlama geleceğine ilişkin soruya, bunu kendilerinin incelemesi gerekeceği yanıtını verdi.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun "Trump'ın söylediklerini yaptığına" dair ifadeleri ve kendisinin daha önce Grönland hakkındaki açıklamalarına ilişkin soruyu Trump, "Marco bana çok cömert davrandı. O zaman Grönland'dan bahsetmiyordum ancak Grönland'a kesinlikle ihtiyacımız var. Savunma için ihtiyacımız var." diye cevapladı.
Trump, Venezuela'da istediği yeniden inşa ve rejim değişikliğinin daha önce Irak'ta karşı çıktığı benzer çabalardan farkına ilişkin "Irak'ı ben yapmadım. O (Eski ABD Başkanı George) Bush'tu. Bunu Bush'a tekrar sormanız gerekiyor çünkü Irak'a hiç gitmemeliydik. Bu, Orta Doğu felaketini başlattı." dedi.
Daha önce ABD'nin, Batı Yarımküre'deki hakimiyetine ilişkin açıklamaları hakkında Trump, Maduro'nun alıkonulması kararının "yalnızca coğrafi sebeplerle alınmadığını" savundu.
Venezuela Yüksek Adalet Mahkemesi (TSJ), Maduro'nun alıkonulmasının ardından Devlet Başkan Yardımcısı Delcy Rodriguez'in ülkenin geçici Devlet Başkanı olarak görevi üstlenmesine karar vermişti.https://www.dailymotion.com/video/x9x2hcc
***
Trump'ın Grönland açıklamalarının ardından Grönland Başbakanı Nielsen: Korku ve endişeye gerek yok
Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen, Grönland'ın ABD bayrağıyla sosyal medyada paylaşılmasının ardından korku ve endişeye gerek olmadığını ifade etti.
Nielsen, ABD merkezli sosyal medya platformu Instagram hesabından, podcast yayıncısı Katie Miller'ın, "Yakında" başlığıyla Grönland'ı ABD bayrağıyla paylaşmasına ilişkin açıklama yaptı.
"Geleceğimiz sosyal medya tarafından şekillenmeyecek"
Grönland'ın satılık olmadığını yineleyen Nielsen, "Geleceğimiz sosyal medya tarafından şekillenmeyecek. Şunu söylemek isterim ki, korku ve endişeye gerek yok. Fotoğraf saygısızlık içeriyor. Ülkeler arasındaki ilişkiller saygı ve uluslarararası hukuka dayanır, haklarımızı görmezden gelen ayrılıkçı ifadeler kullanılmamalı." ifadelerini kullandı.
Nielsen, Grönland'ın güçlü kurumlara sahip demokratik bir toplum olduğunu belirtti.
Bu arada, ABD Başkanı Donald Trump'ın Politika ve İç Güvenlik Danışmanı Yardımcısı Stephen Miller'ın da eşi olan Katie Miller, ABD’nin Venezuela’ya askeri müdahalesinin ardından Grönland'ı "Yakında" notu ve ABD bayrağıyla paylaşmıştı.
ABD'nin Venezuela'ya askeri müdahalesinin ardından yeniden gündeme gelen Grönland'a ilişkin İsveç Başbakanı Ulf Kristersson da ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundan açıklamada bulundu.
Kristersson, "Sadece Danimarka ve Grönland, Danimarka ve Grönland'ı ilgilendiren konularda karar verme hakkına sahiptir. İsveç, komşusunun yanındadır." sözlerine yer verdi.
Danimarka Başbakanından ABD'ye çağrı
Öte yandan, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, ABD'yi işaret ederek, "ABD'nin Grönland'ı devralmasının gerekliliğini tartışmak kesinlikle hiçbir anlam ifade etmiyor. Çünkü ABD'nin, Danimarka Krallığı'nı oluşturan iki özerk bölgeden herhangi birini ilhak etme hakkı ve yetkisi yoktur." sözlerini kullanmıştı.
Danimarka ve Grönland'ın NATO üyesi olduğunu anımsatan Frederiksen, ABD ile savunma alanında işbirliği içerisinde olduklarını ve Arktik'te güvenliği sağlamak için birlikte çalıştıklarını ifade etmişti.
Frederiksen, "Dolayısıyla, ABD'ye tarihsel olarak yakın müttefiki ve defalarca satılık olmadığını açıklayan halka karşı tehditlerine son vermesi çağrısında bulunuyorum." ifadelerini kullanmıştı.
Trump'ın Grönland ile ilgili açıklamaları
Bu arada, ABD Başkanı Trump, seçildikten ve göreve geldikten sonra Grönland'ın ülkesinin kontrolünde bulunması gerektiğine ilişkin söylemini pek çok kez yineleyerek, Ada'nın mülkiyeti ve kontrolüne sahip bulunmanın "mutlak zorunluluk" olduğunu savunmuştu.
Trump, Amerika'nın Grönland'a sahip olmasının "özgür dünyayı savunmak" için gerekli olduğunu ileri sürmüş, ABD Başkanı'nın bu sözleri, Grönlandlı yetkililer başta olmak üzere birçok kesimin tepkisini çekmişti.
Grönland'ın o dönemki Başbakanı Mute Bourup Egede, "Grönland, Grönland halkına aittir. Biz satılık değiliz ve asla satılık olmayacağız. Uzun süredir devam eden özgürlük mücadelemizi kaybetmeyeceğiz." ifadelerini kullanmıştı.
Danimarka Krallığı çatısı altında bulunan Faroe Adaları ile iki özerk bölgeden biri olan Grönland, bağlı bulunduğu Danimarka'ya 2 bin 900 kilometre uzaklıkta yer alıyor.
***
Danimarka'dan ABD’ye "tehditleri durdurun" çağrısı: ABD'nin iki özerk bölgeden herhangi birini ilhak etme hakkı ve yetkisi yoktur
Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, ülkesinin krallığı çatısı altında bulunan iki özerk bölgeden biri olan Grönland'ın satılık olmadığını vurgulayarak, ABD'ye 'tehditleri durdurun' çağrısında bulundu.
ABD Başkanı Donald Trump'ın Grönland'ı satın alma arzusunu yeniden gündeme getirmesinin ardından ülkesinin devlet televizyonu TV2'ye özel açıklamalarda bulunan Frederiksen, konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı:
"ABD'nin Grönland'ı devralmasının gerekliliğini tartışmak kesinlikle hiçbir anlam ifade etmiyor ve tehditlerini durdurmalılar. Çünkü ABD'nin, Danimarka Krallığı Birliği'ni (Rigsfallesskabet) oluşturan iki özerk bölgeden herhangi birini ilhak etme hakkı ve yetkisi yoktur."
Başbakan ayrıca Grönland'ın bir NATO toprağı olduğunun altını çizerek, adanın ittifakın kolektif güvenlik garantisi kapsamında bulunduğunu vurguladı.
Trump'ın Grönland ile ilgili açıklamaları
ABD Başkanı Trump, seçildikten ve göreve geldikten sonra Grönland'ın ülkesinin kontrolünde bulunması gerektiğine ilişkin söylemini pek çok kez yineleyerek, Ada'nın mülkiyeti ve kontrolüne sahip bulunmanın "mutlak zorunluluk" olduğunu savunmuştu.
Trump, Amerika'nın Grönland'a sahip olmasının "özgür dünyayı savunmak" için gerekli olduğunu ileri sürmüş, ABD Başkanı'nın bu sözleri, Grönlandlı yetkililer başta olmak üzere birçok kesimin tepkisini çekmişti.
Grönland'ın o dönemki Başbakanı Mute Bourup Egede, "Grönland, Grönland halkına aittir. Biz satılık değiliz ve asla satılık olmayacağız. Uzun süredir devam eden özgürlük mücadelemizi kaybetmeyeceğiz." ifadelerini kullanmıştı.
Danimarka Krallığı çatısı altında bulunan Faroe Adaları ile iki özerk bölgeden biri olan Grönland, bağlı bulunduğu Danimarka'ya 2 bin 900 kilometre uzaklıkta yer alıyor.
***
Trump'tan Maduro’nun yerine geçen geçici Devlet Başkanı Rodriguez'e tehdit: Seni de alırım, daha ağır bedel ödersin
ABD Başkanı Donald Trump, The Atlantic dergisine verdiği röportajda, Maduro'nun yerine geçen Venezuela Başkan Yardımcısı Delcy Rodríguez’ü sert bir dille uyardı. Trump, Rodríguez’in “doğru olanı yapmaması halinde”, tutuklanan eski lider Nicolás Maduro’dan daha ağır bir bedel ödeyeceğini söyledi.
"Mevcut durumdan daha kötü olmayacak"
ABD Başkanı, eylemini savunarak Venezuela’daki askeri müdahalenin “rejim değişikliği ve yeniden inşa için gerekli” olduğunu söyledi ve “mevcut durumdan daha kötü olamayacağını” ifade etti.
Trump ayrıca röportajda, gelecekte başka ülkelere müdahalelere işaret ederek ABD’nin Grönland’ın stratejik önemi üzerinde durdu.
Şu anda Venezuela’da Maduro’nun kaçırılması sonrası belirsizlik sürüyor. Başkan Yardımcısı Delcy Rodríguez, Maduro’nun “ülkenin hâlâ tek meşru başkanı” olduğunu söyleyerek karşıt bir tutum sergilemiş ve Maduro’nun canlı olduğuna dair kanıt istemişti.
"Grönland'a kesinlikle ihtiyacımız var"
Trump, Venezuela’nın ABD müdahalesine maruz kalan son ülke olmayabileceğini de belirterek, “Grönland’a ihtiyacımız var, kesinlikle” ifadelerini kullandı.
Trump, Danimarka’ya bağlı, NATO müttefiki olan bu adayı “Rus ve Çin gemileriyle çevrili” olarak tanımladı
Ülkeler ABD’nin bu eylemlerini uluslararası hukuka aykırı olmakla eleştirmeye devam ederken, ABD içinde ve dünya çapında bu müdahalenin yarattığı gerilim ve tartışmalar sürüyor.
Venezuela’da petrol için savaşın yolu nasıl döşendi?-Kavel Alpaslan-
Beklenilen oldu ve ABD, uzun süren tehditlerin ardından Venezuela’nın başkenti Caracas’ı havadan bombaladı. Petrol zengini Latin Amerika ülkesi Venezuela, Ağustos ayından bu yana ABD’nin kuşatması altındaydı. 3 Ocak sabahı bu kuşatma gerçek bir bombardımana dönüştü. Venezuela hükümetinden yapılan açıklamalara göre petrol tesisleri ve stratejik noktalar hedef alındı. Dahası ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela Devlet Başkanı Maduro'nun evinden alınarak ülke dışına çıkarıldığını açıkladı.
Peki ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin göz göre göre açtığı bu savaşın ardından gelecek süreç nasıl işleyecek? Bu soruyu düşünmeden önce 3 Ocak saldırılarına nasıl gelindiğini hatırlamak gerekiyor.
Uzun soluklu kuşatma
ABD, uzun yıllardır Venezuela’ya yönelik ağır ekonomik yaptırımlar uyguluyordu. Ağustos ayında Beyaz Saray, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu cılız gerekçelerle kurulmuş bir uyuşturucu karteli lideri olarak nitelendirdi. Bu kararın ardından destroyerler, nükleer denizaltılar ve uçak gemilerinden oluşan dev bir ABD filosu Venezuela karasularının hemen yanı başına demirledi.
Altı ay içerisinde Bölgeye 15 bin ABD askeri sevkedildi, bombardıman uçakları Venezuela sınırında devriyeye başladı, Karayipler’deki ABD üsleri bakıma alındı, Venezuela’nın yanı başındaki Trinidad ve Tobago’ya radar üsleri inşa edilmeye başlandı. Trump ise Venezuela’ya yönelik saldırı tehditlerini geri adım atmadan sürdürdü.
ABD yığınağı sadece bir gövde gösterisinden ibaret değildi. ABD ordusu, Pasifik ve Karayip Denizinde onlarca tekneye ‘uyuşturucu kaçakçısı’ olduğu iddiasıyla bombalı saldırı düzenledi. Venezuela’nın yanı sıra Meksika ve Kolombiya gibi bölge ülkeleri uluslararası sularda gerçekleşen ve ölümlerle sonuçlanan bu saldırıları ‘suçluluğu kesinleşmemiş kimselere yönelik yargısız infaz’ şeklinde tanımladı ve ‘hukuksuz’ olduğunu dile getirdi.
Venezuela petrolünde hak iddiası
Beyaz Saray bu süreçte casus belli olarak görünürde ‘uyuşturucu kaçakçılığını’ seçse de Venezuela Hükümeti, ülkenin petrol kaynaklarının hedeflendiğini savundu. Nitekim geçtiğimiz ay Trump da ağzındaki baklayı çıkartarak Venezuela petrolleri üzerinde açıkça hak iddia etti. Venezuela’nın petrol rezervlerinden bahsederken ‘kendilerine ait olanı geri istediklerini’ söyledi.
Aralık ayında Karayip Denizinde Venezuela petrolü taşıyan iki gemiyi ABD’nin askeri bir operasyonla ele geçirmesi, ablukanın asıl nedenini net bir şekilde gösterdi. Üstelik Trump, el koydukları petrolü ‘belki satacaklarını, belki kendilerine saklayacaklarını, kısacası diledikleri gibi kullanacaklarını’ ifade etti.
Kas gücünün dokunulmazlığı
Korsanlıktan uluslararası sularda yargısız infazlara, tehditten hava saldırılarına... ABD’nin uluslararası deniz hukukundan Birleşmiş Milletler (BM) Tüzüğüne pek çok açıdan hukuksuz sayılabilecek işlediği tüm suçlar büyük bir sessizlik içerisinde gerçekleşti. Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro BM kürsüsünden Trump’ın Latin Amerika işlediği suçlardan dolayı cezalandırılması gerektiğini söylemiş, ardından bir dizi tehditle de kendisi karşılaşmıştı.
Hatta adına ‘uluslararası kamuoyu’ denilen fakat fiilen ‘emperyalist uydular ekseni’ olarak görülebilecek alanda işgale alkış tutan çarpıcı gelişmeler yaşandı. Örneğin prestijini çoktan kaybetmiş Nobel Barış Ödülü bu sene Venezuela burjuvazisinin en vahşi figürlerinden birine, aşırı-sağcı Trump müttefiki Corina Machado’ya verildi. Kendi ülkesine yönelik ABD’nin askeri saldırılarını canı gönülden ve açıkça savunan Machado’nun işbirlikçiliği işgale yol yapmakla da sınırlı kalmadı; kendi iktidarlarında Venezuela petrollerini özelleştirerek başta ABD olmak üzere dünya pazarına açacaklarını ‘müjdeledi’.
Hatta 3 Ocak saldırılarından sonra Gazze’deki soykırımı ele alış şeklini çok iyi bildiğimiz Batı merkezli burjuva medyanın haberlerinde özne silinerek “ABD hava saldırıları” yerine “Caracas’ta patlamalar” ifadeleri manşetlere çekildi. Sanki nedeni, faili bilinmeyen bir dizi olay yaşanmış gibi!
ABD petrolü yok pahasına ele geçirmek istiyor
Evrensel Gazetesi’nde Cuma günü, yani saldırıların başlamasından hemen önce York Üniversitesinde uluslararası siyasi ekonomi alanında çalışan Guyanalı Öğretim Üyesi Dr. Tamanisha John ile yaptığımız bir söyleşi bize ABD’nin Venezuela’dan beklentisine “Rejim değişikliği baskılarının bir parçası da Venezuela’dan neredeyse bedavaya veya doğrudan bedavaya ağır ham petrol elde etmektir” sözleriyle dikkat çekiyordu.
John, ABD’nin ürettiği petrolle Venezuela’nın petrolü arasında farka dikkat çekerek Washington’un ağzını sulandıranın ‘ağır ham petrol’ olduğunu dile getiriyor: “Kısa süre önce öğrendim ki ABD, her ne kadar petrole sahip olsa da’ aslında petrollü şeyl üretiyor. Bu da hem daha hafif hem de ABD’li tüketicilerin ödemek istediğinden daha maliyetli. ABD’nin sahip olduğu işleme tesislerinin çoğu ise aslında Venezuela’nın ürettiği gibi ağır ham petrolü işliyor ve bu da tüketicilerin cüzdanına çok daha uygun.”
Şimdi ne olacak?
Saldırıların en sıcak anlarında geleceğe dair büyük ve iddialı öngörüler son derece tehlikelidir. Biz de bu hataya düşmemeye çalışarak yaşanan ABD bombardımanını ele almaya çalışalım.
Uzmanlar ABD’nin Venezuela topraklarında askeri bir saldırıya girişmesini Ağustos ayından bu yana tartışıyordu. Giderek daha ciddi bir ihtimale dönüşen savaş ihtimali konusunda herkes hem fikir olsa da bu savaşın nasıl bir savaş olacağı ya da emperyalist saldırganlık karşısında Maduro hükümetinin teslim olup olmayacağı tartışma konusuydu.
En sık şekilde dile getirilen ihtimal, ABD’nin Haziran ayındaki İran-İsrail Savaşı’na bizzat dahil olup İran’da yaptığı saldırılara benzer şekilde uzaktan müdahalede bulunabileceğiydi. Zira bölgedeki 15 bin civarı ABD askeri personeli her ne kadar çok olsa da Venezuela gibi büyük bir ülkede düzenlenecek geniş çaplı bir kara harekatı için yüz binlerin gerektiği vurgulandı.
ABD son bir yıl içerisinde Yemen, Nijerya, İran, Suriye gibi pek çok noktada saldırılar düzenledi. Bu yıl emperyalist savaş gündeminin tüm dünyada sıcaklığını arttıracağı da tahminler arasındaydı. Şimdilik Venezuela özelinde nereye varacağını kestirmek güç ancak uzun bir süre gözümüz kulağımız ABD’nin kendi ‘arka bahçesi’ olarak gördüğü Latin Amerika’da olacak.
/././
ABD’den Venezuela'ya emperyalist darbe -Ela Ava-
ABD’nin Venezuela’ya saldırılarında Karakas’ta kritik noktalar vurulurken OHAL ilan edildi. Doç. Dr. Ertan Erol, operasyonun içeriden destekle ve nokta atışı biçimde yürütüldüğünü söyledi.
ABD’nin Venezuela’ya yönelik askeri tehditleri sürerken, süreç bu sabah başkent Karakas’a düzenlenen saldırılarla sonuçlandı. Dün devlet televizyonuna açıklamalarda bulunan Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro, ABD’nin uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele konusunda bir anlaşma müzakere etmek istemesi halinde ülkesinin buna hazır olduğunu belirtmişti. Ancak saldırıların ardından açıklama yapan ABD Başkanı Trump, Devlet Başkanı Maduro ve eşi Cilia Flores’in evlerinden alınarak ülke dışına çıkarıldığını duyurdu. Venezuela hükümeti ise saldırıların petrol tesislerini ve stratejik kaynakları hedef aldığını belirterek ülke genelinde olağanüstü hal (OHAL) ilan etti.
“Maduro içeriden teslim edildi”
Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro; Catia La Mar’daki dağ kışlası, ana limanlar ve uluslararası havalimanlarını korumakla görevli olan en az yedi stratejik noktanın vurulduğunu bildirdi. Venezuela’daki son durumu değerlendiren Doç. Dr. Ertan Erol, konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı: “Büyük ihtimalle rejimin içerisinden bir grup, mevcut sürecin sürdürülebilir olmadığını düşünerek; belirli tavizler ve güvenceler karşılığında Maduro’yu ABD’ye teslim etmiş gibi görünüyor.”
Maduro ve eşinin alıkonulmasına dair ise Erol, “ABD’nin bu kadar nokta atışı bir operasyonu, hiç asker kaybetmeden ve Kongre’den izin almadan gerçekleştirebilmesi; sürecin içeriden, oldukça garantici bir biçimde örüldüğünü gösteriyor” dedi.
“Beklenenden daha kapsamlı bir saldırıydı”
Doç. Dr. Erol, Maduro’nun cuma günü yaptığı “Anlaşmaya hazırız” çağrısının hemen ardından gelen saldırıyı şöyle yorumladı: “Aslında Maduro diyalog meselesini uzun zamandır gündeme getiriyordu; yani diyalog talebi yeni bir durum değil. Diğer yandan, böyle bir hava harekatı ihtimali de Venezuela muhalefeti tarafından aylardır beklenen bir gelişmeydi. Ancak saldırılar, beklenenden çok daha kapsamlı bir biçimde gerçekleşti.”
Pasifik ve Atlantik’te Çin tasfiyesi
Erol, ABD’nin yeni stratejisi açısından Venezuela’daki gelişmelerin kritik bir öneme sahip olduğunu şu sözlerle vurguladı: “ABD, bu süreçte Pasifik ve Atlantik’teki askeri gücünü tahkim ederek ciddi bir yatırım yaptı. Buradaki temel hedef, Çin’in bölgedeki ticaret yollarındaki varlığını ortadan kaldırmaktır. ABD’nin bu askeri varlığıyla Çin’in bölgede dengelendiğini, hatta tasfiye edildiğini söyleyebiliriz.”
Latin Amerika’da sağcılar memnun
Erol, bu durumun kıta genelinde önemli bir siyasi süreci tetikleyeceğini belirtti: “Latin Amerika’da yükselen sağ ve aşırı sağ iktidarlar, ABD’nin bölgeye daha fazla müdahil olmasını olumlu karşılayacaktır. Ancak merkez partiler, sol ve sosyal demokrat hükümetler için bu durum büyük bir problem teşkil ediyor. Çünkü bu müdahale, kamuoyuna sanki sadece ‘narkotrafik’ (uyuşturucu kaçakçılığı) ile mücadele amacıyla yapılıyormuş gibi servis ediliyor.”
/././
2025 savaşla bitti, 2026 savaşla başladı; 2028’de genel grev olur mu?-Aras Coşkun Tuncel-
ABD Noel arifesinde Venezuela topraklarını insansız hava araçlarıyla bombaladıktan iki hafta, Venezuela açıklarına askeri yığınak yapmaya başladıktan ise sadece birkaç ay sonra başkent ve çevresindeki eyaletlerde askeri ve sivil birçok hedefi bombalayıp, ülkenin seçilmiş meşru Başkanı Nicolas Maduro’yu ve eşini kaçırdı. ABD ağustos ayından beri Venezuela açıklarında 30’u aşkın saldırıda 100’ün üzerinde sivili öldürüp iki petrol tankerini kaçırmıştı. Ekim ayı başında ABD’nin askeri yığınağı sürerken Washington’un kukla darbecilerinden Maria Corina Machado’ya Nobel Barış Ödülü verilince, “ABD Venezuela’yı bombalamaya hazırlanıyor” diye yazmıştım. O günden bugüne ABD Venezuela’da kukla bir yönetimi başa getirmek ve ülkenin yer altı kaynaklarını yağmalamak amacıyla başlattığı saldırılarını Maduro ve eşini bombalar eşliğinde kaçırmaya vardırdı. İlk haberlere göre, başkan yardımcısı ve bakanlar ülkede aktif olarak görevlerine devam ediyor ve ülkede acil durum ve seferberlik ilan edildi. Görünen o ki ABD, saldırılarına ve askeri-ekonomik ablukaya, istediğini alana kadar devam edecek. Geçtiğimiz ay yayımlanan ulusal güvenlik belgesi ABD’nin Güney Amerika’da askeri varlığını tekrar arttıracağının; Çin’in bölgede artan nüfuzuna karşı koyacağının; başta Venezuela ve Küba olmak üzere bölgede bağımsız politika izlemeye çalışan tüm ülkelerin payına şiddet ve şantaj düşeceğinin sinyallerini veriyordu. Venezuela’ya karşı girişilen bu son savaş tıpkı bu belgenin öngördüğü gibi ABD’nin Latin Amerika ve Karayipler’de savaş, yıkım ve hilelerle dolu müdahale tarihinin son örneği. Bu saldırı başta Küba ve Kolombiya’yı ardından da İran’ı ve Afrika’da Sahel Devletleri İttifakını direkt hedefe koyuyor.
CBS’nin Trump yönetimine dayandırdığı habere göre ABD aslında Venezuela’yı Noel günü bombalamayı planlamış, ancak hava şartları elvermeyince o gün Nijerya’yı bombalamakta karar kılmışlar, üstelik artık çok tanıdık IŞİD bahanesi ile ve yine çok tanıdık Tomahawk füzeleriyle. Bu saldırı Trump’ın kasım ayında geniş ham petrol ve doğal gaz kaynaklarına sahip Nijerya’yı “Hristiyan soykırımı oluyor” gibi uyduruk bir gerekçeyle işgal etme tehdidinden sonra ve iş birlikçi Nijerya yönetiminin yardımıyla gerçekleşti. Nijerya Afrika’nın en büyük petrol üreticisi ve sadece bu ülke üzerindeki ABD-Çin nüfuz mücadelesinin değil, yer altı kaynakları açısından bu en zengin kıta üzerindeki emperyalist çekişmenin de merkezlerinden biri. Burkina Faso, Mali ve Nijer, Sahel Devletleri İttifakını kurup ABD ve Fransa egemenliğinden çıkmak için adımlar attıkça Nijerya ABD emperyalizminin doğal kaynak zengini ve stratejik Sahel bölgesindeki çıkarları için çok kritik bir noktaya geldi. ABD Burkina Faso, Mali ve Nijer’de de tıpkı Nijerya’daki gibi iş birlikçi bir yönetim için çabalayacaktır ve Venezuela’da giriştiği son saldırının sonuçlarına göre buralarda da benzer operasyonlara girişebilir.
* * *
29 Aralık’ta Netanyahu yine ABD’yi ziyaret etti ve Trump’la Florida’da Trump’ın özel malikanesinde görüştü. Filistin’de süregiden soykırım, etnik temizlik, işgal ve apartheid rejiminin bugünkü bu iki lideri, haberlere göre “Birlikte oldukları zamanın büyük bir bölümünü birbirlerine iltifat ederek geçirdiler ve ilişkilerinin her zamankinden daha iyi olduğunu göstermeye çalıştılar.” Netanyahu FIFA’nın Trump’a özel uydurduğu “barış ödülü”nü kıskanmış olacak ki İsrail’in de artık “barış ödülü” vereceğini ve ilk sahibinin de Trump olacağını duyurdu. Ödül için “Gerçekten şaşırtıcı ve çok takdire şayan” diye konuşan Trump, Netanyahu’yu “savaş zamanı lideri” diye övdü. İkili Filistin direnişini ve İran’ı tehdit edip durdu ve Gazze’de etnik temizliği savundu. Bu arada İsrail ateşkes örtüsü altında saldırılarına devam ediyor; imzalandığı günden beri ateşkesi 969 kez ihlal edip 400’ün üzerinde sivil öldürdü, binin üzerinde sivili de yaraladı. Netanyahu’nun ziyaretinden hemen sonra, yılın son günü ise İsrail medyası merkez komutanlığının açıklamalarına dayanarak ordunun İran, Lübnan ve Batı Şeria’ya karşı savaş hazırlıklarında olduğunu yazdı. ABD Venezuela’da yaptığı saldırının bir benzerini İran’da deneyecekse İsrail aracılığı ile deneyecek.
***
Savaş gündemi dışında ABD’nin hakim sınıfları içerisindeki çürümüşlük de içerideki gündemlerden biri. Kongreden geçen ilgili yasa gereği Adalet Bakanlığı, Noel’den bir gün önce, 23 Aralık’ta, pedofili ağı sahibi Jeffrey Epstein ile ilgili 11 bin belge daha yayımladı. Karman çorman ve sansürlü şekilde yayımlanan belgelerin gösterdiği, bu pedofili ağının parçası olan kapitalist seçkinlerin ve yardakçılarının hâlâ korunuyor olduğu. Örneğin tutarsızlıklarla ve sansürle dolu ve yığın halinde yayımlanan belgelere bakanlık “Bu belgelerin bazıları Başkan Trump’a karşı yapılan gerçek dışı ve sansasyonel iddiaları içermektedir. Açıkça belirtmek gerekirse, bu iddialar temelsiz ve yanlıştır…” diye siyasi bir beyan bile düşmüş
Bir yandan da ABD medyasında tekelleşme ve açık sansür örnekleri devam ediyor. Örneğin Medya devi Paramount Siyonist David Ellison’un Skydance Media şirketi tarafından satın alındıktan sonra Paramount’a bağlı ülkenin önemli televizyon ve radyo ağı CBS’te Trump yönetimini eleştiren bir belgesel yayından kaldırılırken İsrail ve Trump iktidarı yanlısı yayınlar her gün artıyor.
Genel grev çağrısı
Soykırım, savaş ve emperyalist müdahaleler gündemi ortasında işçi sınıfına saldırılar da devam ediyor. Birçok sektörde yılın son günlerinde binlerce kişi işten çıkarıldı. General Motors’un Detroit’teki fabrikası 5 Ocak’ta tek vardiya olarak işbaşı yapacak; 1100 işçi isten çıkarıldı. Bir elektrikli araç ve batarya modelini komple üretimden kaldıran Ford’da da toplam 1500’den fazla işçi yeni yılda işbaşı yapamayacak. Kârına kâr katan UPS geçtiğimiz yıl 48 bin işçiyi çıkarırken 2026 yılının ilk günlerinde isten çıkarmalar hâlâ devam ediyor. Amazon, Verizon, Intel, HP gibi birçok şirket de yıl boyu benzer şekilde binlerce işçiyi isten çıkardı.
Bütün bu pisliği ancak genel grev ve direnişler durdurur. Ve 2026 savaş karşıtı hareketin yanında büyük işçi eylem ve mücadelelerine sahne olabilir. Bu yıl imalattan kamuya eğitimden eğlence sektörüne kadar hemen her sektörde çok önemli toplu sözleşmelerin bitiş yılı, ve sözleşme yenilenme görüşmelerinin grevler üreteceği kuvvetle muhtemel. Yaklaşık 30 bin çelik işçisini kapsayan ulusal petrol rafinerisi toplu iş sözleşmesi ocak ayı sonunda; Orta Batı diye adlandırılan bölgedeki çelik fabrikalarında çalışan yaklaşık 25 bin çelik işçinin sözleşmeleri eylülde; Kuzeydoğuda 20 bin Verizon çalışanını kapsayan sözleşme ağustosta; New York Belediyesine bagli yaklaşık 300 bin çalışanın sozlesmesi yıl sonunda; New York eyaletine bağlı yaklaşık 50 bin çalışanın sözleşmeleri nisan ayında; Yine New York eyaletinde yaklaşık 80 bin sağlık çalışanının sözleşmesi eylülde; Kaliforniya eyaletinde çalışan 96 bin Hizmet Çalışanları Sendikası üyesinin sözleşmesi 30 Haziran’da; 200 bin posta çalışanının sözleşmesi mayıs ayında bitiyor ve liste daha uzun.
2023 yılında otomotiv sektöründeki büyük grevlerden sonra Birleşik Otomobil İşçileri Sendikası Başkanı Shawn Fain, işçileri ve tüm sendikaları 1 Mayıs 2028’de genel grev örgütlemeye çağırmıştı ve bu çağrı hâlâ gündemde; ABD’de bir genel grev örgütleme fikri birçoğuna imkansız gelse de ABD işçi hareketinin bu amaçla çalışmaktan ve örgütlenmekten başka şansı görünmüyor.
Trump ikinci saldırıyla tehdit etti, ABD Venezuela’yı işgale hazırlanıyor
Venezuela’yı ikinci saldırıyla tehdit eden Trump ABD haydutluğunda gelinen son noktayı ilan ederek “Ülkeyi biz yöneteceğiz” dedi. Venezuela’nın petrol altyapısının ABD şirketlerine devredileceğini savunan Trump ayrıca “ABD’nin petrol güvenliği için” ülkeye asker yerleştireceklerini açıkladı. Trump Küba’yı da tehdit etti.
ABD dün gece başlattığı saldırılar ve Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşini kaçırmasının ardından Venezuela halkını şimdi de işgalle tehdit ediyor.
ABD Başkanı Donald Trump Mar-a-Lago’daki malikanesinde saldırılarla ilgili düzenlediği basın toplantısında ikinci bir saldırıya hazır oldukları tehdidinde bulundu ve “Venezuela’yı biz yöneteceğiz” dedi.
Trump ülkenin petrol zenginliklerine el koyacaklarını da açıkça dile getirdi. ABD’li petrol şirketlerinin Venezuela’nın enerji altyapısını devralmasına izin vermeyi planladığını söyleyen Trump, “ABD'nin petrol güvenliğini sağlamak için Venezuela'ya asker yerleştireceğini” belirtti.
Petrolden elde edilen paranın “Maduro yönetimi altında zarara uğrayan Venezuelalılara ve ABD’ye tazminat için kullanılacağını” söyledi.
'İşgal masraflı olmayacak'
Trump Venezuela'yı işgal etmelerinin kendilerine "tek bir peniye bile mal olmayacağını", çünkü işgalin masraflarını "topraktan" yani Venezuela'nın yeraltı zenginliklerinden çıkaracaklarını da açıkça dile getirdi.
Venezuela halkının seçtiği Bolivarcı yönetimden birinin Maduro’nun yerine geçmesine izin vermeyeceklerini ilan eden Trump önce "(Venezuela) Güvenli, uygun ve makul geçiş yapabileceğimiz bir zamana kadar ülkeyi yönetmeye devam edeceğiz” dedi.
'Biz yöneteceğiz, arkamdaki insanlar'
Venezuela’yı kimin yöneteceği sorulan Trump, arkasındaki ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Savunma Bakanı Pete Hegseth ve Genelkurmay Başkanı Dan Caine’i işaret ederek “Bunlar büyük ölçüde bir süre arkamdaki insanlar olacak. Biz yöneteceğiz” dedi.
Trump daha sonra Rubio ve Hegseth’in "Venezuela halkıyla birlikte çalışarak Venezuela'nın doğru yolda olduğundan emin olmak için çalışan bir ekip" olacağını söyledi.
Gazetecilerin “Venezuela’da ABD yönetimi”nin nasıl işleyeceğini sorması üzerinde Trump “Bir grupla yöneteceğiz ve düzgün yönetildiğinden emin olacağız” dedi. Trump bunun nasıl işleyeceğine dair ayrıntılar sorulunca ise "Her şey şu anda yapılıyor. Kişiler belirliyoruz. Kişilerle görüşüyoruz. Çeşitli kişiler belirliyoruz. Ve bu kişilerin kim olduğunu size bildireceğiz” dedi.
Trump'tan Machado açıklaması: 'Lider olması zor, ülke içinde ona ne destek ne saygı var'
ABD’yi ülkesine müdahaleye çağıran, geçtiğimiz günlerde “Nobel Barış Ödülü” verilen ve son saldırıya da alkış tutan Venezuelalı “muhalif” lider Machado hakkında ise Trump’ın Venezuela’da yeterli desteğe sahip olmadığını söylemesiyse dikkat çekti. Trump Machado hakkında "Onun lider olması çok zor olur diye düşünüyorum. Ülke içinde ona ne destek ne de saygı var. Çok hoş bir kadın ama lider olmak için gereken saygıya sahip değil" diye konuştu.
'ABD askeri sahada olacak'
Ayrıca, gerekirse ABD askerlerinin sahada olmasından "korkmadığını" söyleyen Trump “Dün gece çok yüksek bir seviyede sahada askerlerimiz vardı. Bundan korkmuyoruz” diye konuştu.
Delcy Rodriguez iddiası: 'Her şeyi yapmaya istekli'
Trump ABD’nin Maduro’yu kaçırmasının ardından Venezuela Devlet Başkan Yardımcısı Delcy Rodriguez’in görevi devraldığını ve Marco Rubio’nun kendisiyle görüştüğünü söyledi.
Delcy Rodriguez bugün ABD saldırısı sonrası yaptığı açıklamada "Venezuela'nın tek devlet başkanı Maduro'dur" dedi.
Rodriguez’in işbirliği yaptığını iddia eden Trump “Marco onunla görüştü ve kendisi, Venezuela'yı yeniden büyük yapmak için gerekli olduğunu düşündüğümüz her şeyi yapmaya istekli” ifadelerini kullandı.
Ancak Delcy Rodríguez’in yaptığı açıklamalar Trump’ın iddiasını yalanlıyor. ABD saldırısının ardından yaptığı açıklamada Rodríguez’in Maduro'nun "Venezuela'nın tek devlet başkanı" olduğunu söyledi, “Bir daha asla sömürge olmayacağız” diyerek ABD’nin saldırısını kınadı.
Küba’ya tehdit: 'Konuşacağımız bir konu olacak'
Basın toplantısının kritik anlarından biri de Trump ile Rubio’nun Küba’ya tehdit savurduğu bölümdü.
Küba halkı ABD’yi protesto için Havana’da sokaktayken, Florida’daki malikanede Küba’ya tehdit mesajları verildi.
ABD’nin bir sonraki hedefinin Küba olup olmayacağına dair soruya Trump “Bence Küba, hakkında konuşacağımız bir konu olacak. Çünkü Küba şu anda çok kötü başarısızlığa uğramakta olan bir ülke” dedi.
Küba’nın içinde bulunduğu zorluklar on yıllardır devam eden ve Trump yönetiminde ağırlaştırılan ABD ablukasından kaynaklanıyor.
Trump Venezuela saldırısını “Biz insanlara yardım etmek istiyoruz” diye niteledi ve utanmazca “Küba'daki insanlara yardım etmek istememiz açısından çok benzer bir durum” ifadelerini kullandı, ardından Rubio’yu mikrofona çağırdı. Rubio açıkça Küba’yı tehdit etti ve “Eğer Havana’da yaşasaydım ve hükümette olsaydım, en azından biraz endişeli olurdum” dedi.
Kolombiya liderini de tehdit etti: Arkasını kollamalı
Trump Venezuela saldırısına tepki gösteren Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro’yla ilgili bir soru üzerine, Petro’nun kokain imalalathaneleri” olduğunu iddia etti. Petro için “kokain fabrikaları var” diyen Trump “Arkasını kollamalı” diyerek Kolombiya’yı da tehdit etti.
‘Monroe Doktrini’ni aştık’ dedi
ABD’nin Venezuela’ya saldırıyla iki asır sonra tarihinin en kötü şöhretli politikalarından birini var gücüyle yeniden yürürlüğe soktuğunu yazmıştık: Monroe Doktrini.
Trump basın toplantısında daha da ileri giderek Venezuela saldırısıyla “Monroe Doktrini’ni aştıklarını” söyledi.
Trump “On yıllar boyunca diğer yönetimler Batı Yarımküre’deki bu giderek artan güvenlik tehditlerini ya ihmal etti ya da bunlara katkıda bulundu. Trump yönetimi altında, kendi bölgemizde Amerikan gücünü son derece güçlü bir şekilde yeniden tesis ediyoruz” dedi.
Venezuela’nın “bölgede daha fazla yabancı hasım”a ev sahipliği yaptığını öne sürdü ve ABD’yi tehdit edebilecek “ürkütücü saldırı silahlarını edindiğini” iddia etti.
“Tüm bu eylemler, iki yüzyılı aşkın bir süredir Amerikan dış politikasının temelini oluşturan ilkelerin ağır bir ihlaliydi. Artık değil” ifadesini kullanan Trump, ”Monroe Doktrini"ne ilişkin olarak, "Yeni ulusal güvenlik stratejimizle artık bunu unutmayacağız. Amerika'nın Batı Yarımküre'deki hakimiyeti bir daha asla sorgulanmayacak” diye konuştu.
Venezuela petrolüne ambargo devam ediyor
Trump ayrıca ABD’nin Venezuela petrolüne yönelik ambargosunun devam ettiğini, Venezuela’ya karşı “ekonomik ve askeri baskı”yı sürdürdüklerini söyledi.
ABD donanmasının Venezuela kuşatmasının devam ettiğini belirten Trump “ABD’nin talepleri tamamen karşılanıncaya dek” tüm askeri seçenekleri saklı tuttuklarını söyledi.
Bolivarcı yetkililere tehdit
Venezuela halkının seçtiği Bolivarcı hükümet üyelerini de tehdit eden Trump “Venezuela’daki tüm siyasi ve askeri figürler Maduro’nun başına gelenin kendilerinin başına da gelebileceğini anlamalı” dedi.
Maduro İçin “diktator ve terörist” ifadesini kullanan Trump işgal tehdidinde bulunduğu, zenginliklerini çalacağını açıkça ilan ettiği Venezuela halkının artık “özgür” olduğunu iddia etti.
Baskında 150'den fazla hava aracı kullanıldı
ABD Genelkurmay Başkanı Dan Caine de basın toplantısında yaptığı açıklamada dünkü saldırılara helikopterler dahil 150’den fazla hava aracıyla katıldıklarını söyledi. Caine ABD güçlerinin bölgede kalmaya devam edeceğini duyurdu.
Maduro ABD tekliflerini geri çevirmiş: 'Yabani bir adam gibi davranmayı seçti'
ABD Dışişleri Bakanı Rubio ise Maduro’ya çok kez iktidarı bırakma seçeneği sunduklarını ileri sürerek ancak Maduro’nun “yabani bir adam gibi davranarak etrafta oyun oynamayı seçtiğini” savundu.
'Yargılamalar New York ya da Miami'de olacak'
Trump Venezuela’ya düzenledikleri saldırıyı “İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana görülmemiş bir askeri operasyon” olarak niteledi.
Trump ayrıca Maduro ve eşi Cilia Flores'in "ABD ve vatandaşlarına karşı ölümcül narko-terörizm” iddiasıyla “yargılanacağını”, yargılamaların yeri için New York ve Miami arasında bir karar verileceğini söyledi.
***
AKP'nin 'yerli-milli' uydurması buraya kadar: ABD haydutluğuna Saray'dan yakılan yeşil ışık ne anlama geliyor?
soL’da bir süredir AKP iktidarının son dönemde çok daha Amerikancı bir hatta yerleştiğine işaret ediyorduk. Bugün Venezeula’ya yönelik ABD’nin barbarca saldırısı sonrası AKP iktidarının verdiği görüntü bunun en açık kanıtlarından biri oldu. Yönetme krizini çözme arayışındaki AKP, ABD'ye sembolik dahi tepki vermeyerek Amerikancılıktaki rüştünü ispat etmeyi başardı.
“Maduro kardeşim! Dik dur, yanındayız!”
ABD emperyalizmi, Hugo Chavez’in iktidara gelip ABD’li petrol şirketlerini devletleştirmesinden bu yana büyük bir hınçla bu ülkeye saldırıyor.
Bu kapsamda defalarca kendi destekçileri eliyle Venezuela'da darbe yapmaya kalkmış, birçok kez saldırı düzenlemiş ama her seferinde hüsrana uğramıştı.
Bu saldırının ardındaki niyeti hiçbir şekilde gizleme gereği bile duymayan Trump, “Venezuela’yı biz yöneteceğiz” deyip, petrol şirketlerine işaret etti.
Şimdi başa dönelim, “Maduro kardeşim! Dik dur, yanındayız” çıkışına.
Bu söz, şu an MİT Başkanlığı yapan İbrahim Kalın tarafından, 2019 yılında paylaşılmıştı.
Kalın, 2019 yılında da Maduro’yu devirmeye çalışan ABD’ye karşı Erdoğan’ın Maduro’yu aradığını ve bu sözleri söylediğini dile getiriyordu.
Aradan 6 yıl geçti.
İnsanlık tarihinin gördüğü en haydutça saldırılarından biri gerçekleşti ve bir ülkenin egemenliğine çok ağır şekilde ihlal edildi.
Ancak yukardaki sözün sahibi Saray’dan tek bir kınama açıklaması dahi gelmedi.
Daha da tuhafı, henüz talimatı almadan Maduro’ya destek açıklaması yapan Cumhurbaşkanı Danışmanı Cemil Ertem, “Başkan Maduro’nun yanındayız! Bu haydutluk cezasız kalmamalı” tweetini büyük bir hızla silmek zorunda kaldı.
Atılan ve silinen bu tweet aslında AKP iktidarının ABD emperyalizmi konusundaki pozisyonunu da en açık şekilde ortaya koymuş oldu.
Saray'da durum böyle, peki, bu konuda söz söylemek zorunda kalan Dışişleri Bakanlığı açıklaması?
Öyle bir açıklama, öyle bir korku ki, içinde ABD, Maduro, kaçırma, saldırı kelimelerine dahi yer almıyor...
Ortada şaşırılacak bir şey var mı?
soL’da uzun süredir AKP iktidarının yeniden ayağa kalmak adına Amerikancılığın gazına eskisinden çok daha büyük bir şekilde bastığına işaret ediyorduk.
İktidar yaşadığı büyük tıkanmayı ve yönetme krizini aşmak için bir kez daha sert bir Amerikancılıkla direksiyonu toparlama derdine düşmüştü.
Bu konuda önemli değerlendirmelerde bulunan TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, hem bu tabloyu hem de Türkiye sağının genlerine işleyen Amerikancılığı 30 Ekim'de gazeteci Hilmi Hacaloğlu'na yaptığı açıklamada şu sözlerle dile getirmişti:
“Türkiye kapitalizminin kaderinde Batı ittifakı var, buradan kopmazlar. Köklü nedenleri var, başta ekonomik olmak üzere. Bunu unutmayalım. Türkiye döner dolaşır ABD ile ilişkiler tazelenir. Biz bunu Rusya ile en yakın ilişkiler sürdürüldüğünde de söyledik, bunun bir pazarlık olduğunu söyledik. Rusya da bunu biliyordu. Türkiye kapitalizmi NATO’dan çıkmaz, çıkamaz. Rusya da bunu hiç düşünmedi, düşünmez de. Türkiye sağı, bazı küçük eğilimler dışında ana akım muhafazakarlar, liberaller, islamcılar ve milliyetçiler, hepsi Amerikancıdır. Rotaları Amerikancılıktır, değişmez. Zaman zaman batı karşıtı söylemlerini ciddiye almamak gerekiyor. Türkiye sağından bir tepki var mı bu son dönemdeki güçlü Amerikancılıktan? Neredeyse Trump’ı da ABD karşıtı olarak yutturmaya çalışacaklar. Gıkları çıkmıyor.”
Evet, bugün de gıkları çıkmadı!
Muhaliflere karşı mangalda kül bırakmayan Saray’ın milliyetçi kanadından Oktay Saral’a bugün çok haklı olarak “sil bu tweeti” denildi, 2019’daki “#WeAreMADURO” paylaşımları hatırlatılarak.
Amerikancılıkta birleşenler...
Ne Erdoğan ne de AKP’nin hiçbir kurmayının unutmayacağı bir gün olarak tarihe geçmiş oldu 3 Ocak 2026.
Üstelik bu tablo AKP’ye de özel değil…
CHP'li İlhan Uzgel Venezuela'ya ABD saldırısıyla ilgili yaptığı değerlendirme sırasında "taraf tutmak"tan rahatsız olduğunu dile getirecek açıklamalar yaparken, "Maduro’yu beğenmeyin ama ABD’nin müdahale ettiği hiçbir ülkede tam bir istikrar kurulamadı. Bu bizi kötü bir çelişkiyle karşı karşıya bırakıyor" demişti.
Türkiye’de düzen siyaseti bir kez daha AKP’si ve CHP’siyle, “yerli ve millicileri” ve “batıcılarıyla” birlikte ABD’ye rüşt ispatına girişti; üstelik bunu Venezuela’daki haydutluk dahi durduramadı.
***
Chávez 17 yıl ne önce demişti: ‘ABD saldırganlığının nedeni petrol rezervidir, ben paranoyak değil gerçekçiyim!’
ABD emperyalizminin Karakas’ı bombalayıp Maduro’yu kaçırdığı haydutça saldırı, akıllara Bolivarcı Devrim’in lideri Hugo Chávez’in 2009 tarihli röportajını getirdi: “Bu bir paranoya değil, Latin Amerika’nın kanlı gerçeğidir.”
ABD emperyalizmi, bölgedeki işgalci ve darbeci siciline 3 Ocak 2026 tarihinde yeni bir kara leke daha ekledi. Karakas’ın bombalanması ve ardından Donald Trump’ın “Maduro ve eşini kaçırdık” açıklamasıyla tırmanan saldırganlık, Venezuela’nın egemenliğine yönelik en ağır ihlal olarak kayıtlara geçti.
Ancak bugün yaşanan bu haydutluk, yıllar öncesinden öngörülmüştü.
Bolivarcı Devrim’in lideri Hugo Chávez, 8 Ağustos 2009 tarihinde Miraflores Sarayı’nda Kolombiya medyası RCN’den gazeteci Victoria "Vicky" Dávila’ya verdiği röportajda, Washington’un karanlık ajandasını tüm çıplaklığıyla ifşa etmişti.
‘Saldırganlığın nedeni 100 yıllık petrol rezervidir’
Chávez, o dönemde kendisini “paranoyaklık” ile suçlayan medyaya ve emperyalist odaklara yanıt vermişti. ABD’nin Venezuela’ya yönelik bitmek bilmeyen saldırganlığının arkasında yatan temel motivasyonun “demokrasi” değil, enerji kaynaklarına çökme arzusu olduğunu vurgulayan Chávez, şu ifadeleri kullanmıştı:
“Venezuela, gezegendeki en büyük petrol rezervlerine sahip. Bu kaynak, bu ülkeye ve dünyaya 100 yıldan fazla yetebilir. Kendi petrolü tükenmekte olan ABD’nin temel amacı, burada Washington’a boyun eğen, petrolü emperyalizmin hizmetine sunacak bir kukla rejim kurmaktır.”
‘Eğer yapabiliyorsan, bu soruyu ABD’nin öldürdüğü liderlere sor’
Gazeteci Dávila’nın “ABD konusunda paranoyak mısınız?” sorusuna Chávez’in verdiği yanıt, Latin Amerika’nın emperyalizm tarafından kana bulanan tarihinin bir özeti niteliğindeydi. Chávez, parmağını Washington’un katlettiği liderlere uzatarak şöyle seslenmişti:
“Eğer yapabiliyorsan, bu soruyu sadece toprak reformu yapmak istediği için ABD tarafından devrilen Jacobo Árbenz'e sor. Şili’nin şehit başkanı Salvador Allende’ye, Dominik Cumhuriyeti'nin devrilen lideri Juan Bosch’a veya CIA tarafından katledilen General Omar Torrijos’a sor. Ama soramazsın, çünkü çoğu öldü. Ben paranoyak değil, gerçekçiyim.”
‘Atom bombasını atanlar terörizm dersi veremez’
Chávez, o dönem ABD’nin Venezuela’yı “terörist listesine” ekleme girişimlerine de sert tepki göstermişti.
Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atarak yüz binlerce insanı katleden bir gücün kimseye “terörizm” dersi veremeyeceğini belirten devrimci lider, içerdeki işbirlikçileri de unutmamıştı.
“Pitiyanqui” (küçük yankeeler) olarak tanımladığı işbirlikçi burjuvaziyi ve sağcı kesimleri, “dünyanın değişmeyeceğine inanan aklını kaçırmışlar” olarak nitelendiren Chávez, bu sömürü düzeninin halkların direnişiyle eninde sonunda yıkılacağını ilan etmişti.
Bugünün tablosu: Chávez’in haklılığı
3 Ocak 2026’da Karakas semalarında patlayan bombalar ve Trump’ın “kaçırma” operasyonu, Chávez’in 17 yıl önce Miraflores’ten yükselen sesinin ne kadar tarihsel bir haklılığa dayandığını bir kez daha kanıtladı.
Emperyalist merkez, enerji kaynaklarını kontrol etmek ve iktidarı tasfiye etmek için her zamanki kirli yöntemlerine başvururken, Venezuela halkı ve dünyadaki tüm anti-emperyalist güçler, Chávez’in “bağımsızlık” mirasına sahip çıkıyor.
Venezuela halkı, 2009'da Chávez'in işaret ettiği o “gerçekçilikle”, bugün emperyalist kuşatmaya karşı direnişi örgütlüyor.
Ekrem İmamoğlu hapisten Venezuela’nın işgalini savunan hain María Corina Machado’yu tebrik eder…
İlhan Uzgel, bugünkü ABD barbarlığını televizyonda değerlendirirken ABD’yi kınayacağına “Maalesef durum bizi taraf tutmaya zorluyor” diye hayıflanır…
CHP’de tablo bu.
Bugün, niye tablonun bu olduğunu açıkça ortaya koyan bir gelişme daha yaşandı.
CHP’nin dış politika alanındaki en yetkili isimlerinden Namık Tan, partinin ABD’nin Venezuela saldırısı ve Maduro ve eşinin kaçırılması gelişmeleri karşısında nasıl bir politika izlemesi gerektiğine dair bir bilgi notu hazırladı.
Tan, notunda, kendilerini ABD’nin yanında gördüklerini belirterek, tıpkı Uzgel gibi üzüntülerini dile getirdi:
“Yaşananların emperyalist bir müdahale olduğu şüphe götürmez bir gerçeklik olduğu gibi, demokratik devletler blokunun başındaki ABD'nin uluslararası hukuku hiçe sayarak böyle bir operasyonu gerçekleştirmesi, demokratik dünyanın geleceği açısından da kaygı vericidir.”
Ancak esas skandal, Tan’ın büyük bir gaf yapması oldu.
Bilgi notunda şöyle denildi:
“Chávez her ne kadar ülkesinin başına askeri bir darbeyle gelmiş olsa da, Venezuela’da halk destekli bir devrimi gerçekleştirmiş ve mevcut Bolivarcı rejimi kurmuştur.”
Amerikancı Namık Tan’ın aklında böyle kalmış olmasına rağmen, Hugo Chávez, Venezuela’da askeri darbeyle iktidara gelmedi. Chávez hâlâ orduda aktif olduğu 1992 yılında bir darbe girişiminde bulundu ancak girişim başarısız oldu. Chávez iki yıl hapiste yattı. Çıktıktan sonra siyasete girdi, parti kurdu ve 1998 yılında seçimi kazanarak Venezuela Devlet Başkanı seçildi.
Namık Tan, aynı metnin devamında, hiç sıkılmadan antiemperyalist solu şu ifadelerle "cehaletle" suçladı:
"Sosyal medyada, bilgi eksikliği ve ülkemizde hâlihazırda güçlü olan Amerikan karşıtı hissiyatın varlığı, sol çevrelerde birtakım hatalı paylaşımların da dolaşıma girmesine yol açmaktadır."