Trump, üslerini ABD'ye açmayan İspanya ile ticareti kesiyor: 'Onlarla hiçbir işimiz olmaz'
Trump, İran’a yönelik askeri saldırganlığı "Biz vurmasaydık ilk saldırıyı onlar yapacaktı" iddiasıyla savunurken, üslerinin ABD tarafından kullanılmasına izin vermeyen İspanya’ya "Tüm ticareti keseceğiz, onlarla hiçbir işimiz olsun istemiyoruz" sözleriyle seslendi.
ABD Başkanı Donald Trump, Almanya Başbakanı Friedrich Merz’i Beyaz Saray’daki Oval Ofis’te ağırladı.
Görüşmenin odak noktalarından biri olan İran'a yönelik saldırılara ilişkin konuşan Trump, İran’ın askeri gücünün büyük ölçüde tasfiye edildiğini ileri sürdü. Trump, "Donanmaları yok, nakavt edildi. Hava kuvvetleri yok, nakavt edildi. Hava tespit sistemleri, radarları, hemen hemen her şeyleri nakavt edildi" ifadelerini kullandı.
Trump, İsrail’in saldırıları başlatması konusunda "elini zorlamış olabileceğini" belirterek, "Bu delilerle müzakereler yapıyorduk ve benim görüşüme göre ilk saldırıyı onlar yapacaktı. Eğer biz yapmasaydık, ilk onlar saldıracaktı. Bu konuda güçlü hissettim" dedi.
'İspanya ile hiçbir işimiz olsun istemiyoruz'
Trump, görüşme sırasında İspanya ve İngiltere’nin tutumundan öfkeyle bahsetti. Trump, "NATO'nun başındaki Mark (Rutte) harika ama İspanya gibi bazı Avrupa ülkeleri korkunçtu. Aslında Scott’a İspanya ile tüm ilişkileri kesmesini söyledim. NATO'da yüzde 5'e çıkmayı kabul etmeyen tek ülkeydiler. İspanya ile tüm ticareti keseceğiz, onlarla hiçbir işimiz olsun istemiyoruz" dedi.
İngiltere'ye de tepki gösteren Trump, "İngiltere'den de memnun değilim. O ada kiralaması meselesi... Bizim orada nereye ineceğimizi belirlememiz üç dört gün sürdü. Bu karşı karşıya olduğumuz kişi Winston Churchill değil" diyerek Keir Starmer yönetimini eleştirdi. Trump, Almanya'nın ise üs kullanımı ve lojistik destek konusunda "harika" olduğunu belirtti.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz ise Tahran’da yönetimin değişmesi gerektiğini savunarak Merz, "Tahran'daki bu korkunç rejimi uzaklaştırma ve onlar gittikten sonra, ertesi gün ne olacağı konusunda aynı sayfadayız" dedi.
Pehlevi'yi gözden çıkardı: 'İçeriden biri daha uygun olur'
Bir gazetecinin "Pehlevi sizin zihninizde bir seçenek mi" sorusu üzerine Trump, bu ismin ihtimaller dahilinde olduğunu ancak önceliklerinin farklı olduğunu belirtti. Trump, "Sanırım öyle. Bazı insanlar onu seviyor ama biz bu konu üzerinde çok fazla düşünmüyoruz. Bana öyle geliyor ki içeriden birinin olması belki daha uygun olabilir" dedi.
Pehlevi ile ilgili kişisel izlenimini de paylaşan Trump, "Onun çok nazik bir insan olduğunu söyledim. Ancak bana öyle geliyor ki, orada olan ve şu anda popüler olan birisi, eğer böyle birisi varsa, daha uygun olur. Ama bizim elimizde böyle insanlar var" ifadelerini kullandı.
Kongre'den onay almayacak
ABD Başkanı Trump, Amerikan Real Clear Politics adlı haber platformuna verdiği mülakattaysa İran'a saldırı düzenlemek için Kongre'den onay almayacağını söyledi.
Trump, Cumhuriyetçilerin hem Senato'da hem de Temsilciler Meclisi'nde çoğunluğa sahip olmasına rağmen "Kongre'den savaş yetkisi talep etme niyetinde olmadığını" vurguladı.
ABD'de başka bir ülkeye savaş ilan etme yetkisini Kongre'ye veren "Savaş Yetkileri Yasası"nı devreye sokmak ve Trump'ın Kongre onayı olmaksızın İran'la savaşa girmesini önlemek isteyen Demokratlar ve bazı Cumhuriyetçilerin çabaları devam ederken Trump'ın bu açıklaması dikkat çekti.
Cumhuriyetçi Kongre üyesi Thomas Massie ile Demokrat üye Ro Khanna'nın ortak hazırladığı ve bu hafta Temsilciler Meclisi gündemine taşınması beklenen tasarı, Trump yönetiminin İran'a yönelik saldırılarında Kongre onayı almasını gerektiriyor.
Söz konusu tasarının Cumhuriyetçilerin çoğunlukta olduğu Temsilciler Meclisi'nden geçmesinin düşük ihtimal olduğu belirtiliyor.
'Sınırsız stoğumuz var'
Öte yandan Trump, İran'a yönelik saldırıları "haftalarca" sürdürebileceklerini ve yeterli silah ve mühimmata sahip olduklarını ifade ederek, "Orta ve orta üstü silahlarımız için çok büyük bir stoğumuz var. Sınırsız, kelimenin tam anlamıyla sınırsız stoğumuz var" değerlendirmesini yaptı.
İran'ın yeterince hava savunma unsurlarına sahip olmadığını savunan ABD Başkanı, "İran'ın hava savunması olmadığını biliyorsunuz, değil mi? Bunu yakında göreceksiniz. Bizde ise çok var. Stoklarımız çok iyi durumda" diye konuştu.
***
Tarikat düzeni iki can aldı: Fatma Nur ve 8 yaşındaki kızı ölü bulundu
Kuran’a Hizmet Vakfı sorumlusu Ayhan Şengüler'in istismarına karşı yıllardır mücadele veren, sesini duyurmak için adliye önünde nöbet tutan Fatma Nur Çelik ve 8 yaşındaki kızı Hifa İkra’nın cansız bedenleri Zeytinburnu sahilinde bulundu. Devletin koruma sağlamadığı, feryatlarına kulak tıkadığı anne ve kızı, tarikat kuşatması ve sistematik ihmal sonucu hayatını kaybetti.
“Faili değil de mağduru suçlamak bu toplumun hastalığı. Bu ailede de öyle. İşyeri ‘biz iş vermeyelim bizim de adımız çıkmasın’ der. Arkadaşlar ‘biz konuşmayalım bize de belki sıçrar bu olay’ der. Ve istismara maruz kalanlar yalnız bırakılır.”
Bu sözler 30 yaşındaki Fatma Nur Çelik’in. Hem 8 yaşındaki çocuğu Hifa İkra Şengüler hem de kendisi Kuran’a Hizmet Vakfı’nın sorumlusu olan Ayhan Şengüler’in istismarına maruz kaldı.
Kızı Hifa 3 yaşındayken öz babası tarafından istismar edilmiş, 6 yaşındayken arkadaşına anlatması sonucu durum ortaya çıkmıştı. Fatma Nur ise zaten Ayhan Şengüler tarafından tecavüze uğradığı için zorla evlendirilmişti.
Fatma Nur Çelik hem çocuğu hem de kendisi için çetin bir mücadele verdi yıllardır. Yalnızca hukuki mücadele değil, hayat mücadelesi demek daha doğru olur.
soL’un Fatma Nur Çelik ile yaptığı son haberde talebi çok açıktı. Kızının giderek ağırlaşan sağlık durumu için istikrarlı sağlık hizmeti, eşit şartlarda öğrenim görebilmesi için eğitim hizmeti ve güvenliklerinin sağlandığı bir yaşam kurabilmeleri için iş ve yaşam imkanını devletten her yurttaş gibi talep etmişti.
Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği’nin üstlendiği davanın karar duruşması 5 Mayıs’ta görülecekti.
Demirören Haber Ajansı’nın dün akşam saatlerinde geçtiği haberde İstanbul Zeytinburnu sahilinde denizde anne ve 8 yaşındaki kızının cansız bedeni bulunduğu duyuruldu. Balık tutmaya gelenler tarafından fark edilen cansız bedenlerin Fatma Nur Çelik ve kızı Hifa İkra Şengüler olduğu tespit edildi.
Habere göre olay, saat 22.00 sıralarında Zeytinburnu Kazılıçeşme sahilinde meydana geldi. İddiaya göre, balık tutmak için sahile gelenler denizde hareketsiz duran bir kişiyi fark ederek polis ve sağlık ekiplerine haber verdi. Sağlık ekipleri, olay yerinde sudan çıkarılan kadının hayatını kaybettiğini belirledi. Çevredekilerin ifadeleri üzerine denizde başka bir kişinin olma ihtimaline karşı sahil güvenlik ekipleri çalışma gerçekleştirdi. Yaklaşık bir saat süren çalışmalar sonucunda ikinci bir kişinin yani 8 yaşındaki İkra’nın cansız bedenine ulaşıldı.
Anne ve kızın cenazeleri incelenmek üzere Adli Tıp Kurumu morguna götürüldü. Olayla ilgili ekiplerin çalışması devam ediyor.
Fatma Nur Çelik, Kuran’a Hizmet Vakfı’nın onlara karşı uyguladığı baskıyı, engellemeleri, tehditleri soL Haber dahil pek çok yerde anlatmış, İstanbul Anadolu Adalet Sarayı önünde kızı için adalet nöbeti başlamıştı.
Çelik’in ve kızının sesini ne devlet kurumları ne yetkililer duydu.
KDK ile Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği: ‘Bu düzeni başınıza yıkacağız, hesap soracağız’
Kadın Dayanışma Komiteleri (KDK), Fatma Nur ve Hifa İkra’nın ardından bir açıklama yaptı. “İstismarcıları koruyan bu aşağılık düzeninizi başınıza yıkacağız” denildi.
Açıklamada şunlar söylendi:
Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği ise yaptığı açıklamada, “Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği olarak söz veriyoruz, kaybettiğimiz her bir canın hesabını sonuna kadar soracağız” dedi. Açıklamanın tamamı şöyle:
soL'dan Fatma Nur Çelik ve kızının ölümüne dair Bakanlığa zorunlu yanıt: Suçu basına atamazsınız
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, bir açıklama yayımlayarak çocuk için “Sağlık ve Danışmanlık Tedbiri” uygulandığını ancak "sağlık kontrollerinin düzenli yapılmadığı” ve tedavi sürecinin aksamaması için çalışma yürütülse de “annenin reddedici” tutum sergilenmesi sebebiyle olumlu yanıt alınamadığını iddia etti. Basını ve STK'leri suçladı, “Süreç boyunca, bazı medya organları ve sivil toplum kuruluşlarının süreci çarpıtarak Bakanlığımızın anne ve çocuğu korumaya yönelik girişimlerini ‘anne ile çocuğu ayırma çabası’ şeklinde yansıtması sorumsuz ve gerçek dışıdır” dedi.
Bunun üzerine soL, bakanlığın ihmallerine dikkat çekti ve "Suçu basına atamazsınız" dedi. soL'dan İrem Yıldırım'ın haberinde, Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği Başkanı avukat Müjde Tozbey, bu yaşananların tek bir günün meselesi olmadığının altını çizerken, soL’un da dikkat çektiği bu soruya aylardır tedbir kararıyla çocuğun tedavi edilmesi için mücadele ettiklerinin altını çizdi.
BİLGİ NOTU: Önceki haberlerimizde anne ve kızının adını H.Ş. veya D.Ş olarak kodlamamızın sebebi annenin kızının ifşa olmasını istememesidir. Hem tarikat baskısından korktuğu için hem de kızının yaşamının devamında bu ağır haberler ve olaylar silsilesinden çıkabilmesi için kendi yüzünü dahi kapamıştır. Annenin adı hayatını kaybeden öğretmen Fatma Nur Çelik ile aynıdır, karıştırılmamıştır.
***
soL'dan Fatma Nur Çelik ve kızının ölümüne dair Bakanlığa zorunlu yanıt: Suçu basına atamazsınız -İrem Yıldırım-
Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği Başkanı avukat Müjde Tozbey, yaşananların tek bir günün meselesi olmadığının altını çizerken, soL’un da dikkat çektiği soruya aylardır tedbir kararıyla çocuğun tedavi edilmesi için mücadele ettiklerinin altını çiziyor.
Kuran’a Hizmet Vakfı sorumlusu Ayhan Şengüler'in istismarına karşı yıllardır mücadele veren, sesini duyurmak için adliye önünde nöbet tutan Fatma Nur Çelik ve 8 yaşındaki kızı Hifa İkra’nın cansız bedenleri Zeytinburnu sahilinde bulundu. Devletin koruma sağlamadığı, feryatlarına kulak tıkadığı anne ve kızı, tarikat kuşatması ve sistematik ihmal sonucu hayatını kaybetti.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, bir açıklama yayımladı. Açıklamada, çocuk için “Sağlık ve Danışmanlık Tedbiri” uygulandığı ancak "sağlık kontrollerinin düzenli yapılmadığı” ve tedavi sürecinin aksamaması için çalışma yürütülse de “annenin reddedici” tutum sergilenmesi sebebiyle olumlu yanıt alınamadığı iddia edildi.
Ayrıca basın ve STK’ler şu ifadeyle suçlandı: “Süreç boyunca, bazı medya organları ve sivil toplum kuruluşlarının süreci çarpıtarak Bakanlığımızın anne ve çocuğu korumaya yönelik girişimlerini ‘anne ile çocuğu ayırma çabası’ şeklinde yansıtması sorumsuz ve gerçek dışıdır.”
Anne hayatını kaybetmeden önce tam bir ay önce soL’a yaptığı açıklamada tam tersine çocuğu için “istikrarlı sağlık hizmeti” talebinde bulunduğunu ilan etmişti. Hatta anne çocuğun hastaneden hastaneye sevk edilip durmasının çocuğa ne kadar zarar verdiğini belirtmiş, psikolojik durumu da göz önünde bulundurulduğunda her yeni doktor ve hastane sürecinde istismar geçmişi bilmeden yapılan her müdahalenin kızına ne kadar zarar verdiğini anlatmıştı.
Neden zarar veriyordu? Babasının istismarına uğrayan Hifa, kimsenin ona dokunmasına tahammül edemiyor, bu da onun kriz geçirmesini tetikliyordu. Yani her yeni doktor, her yeni görevli çocuk için daha da yaralayıcı olduğundan anne “istikrarlı sağlık hizmeti” ısrarını dile getiriyordu.
Öte yandan yemek yemeyen, su dahi zor içen çocuğun durumu toparlanana kadar yatışının yapılmasının önemini hem anne hem de avukatları defalarca dile getirdi.
Bakanlık açıklamasının ikinci paragrafında 13 şubat 2026 tarihinde çocuğun özel bir vakıf hastanesine yatırıldığı bilgisini paylaşıp süreci takip ettiklerini söylüyor ve şöyle devam ediyor: “Sağlık kurulu raporunda çocuğun yatılı psikiyatrik tedavisinin gerekli olabileceği belirtilmiştir. Buna rağmen annenin önerilen tedavi ve sevkleri kabul etmediği uzmanlarca bildirilmiştir.”
Açıklamada özel bir vakıf hastanesine yatırıldığı ve annenin tedaviyi reddettiği öne sürülüyor. Bir sanatçı vasıtasıyla çocuğun durumu çok ağır olduğu için özel bir hastaneye yatırılırken, neden bakanlık tarafından gerekli tedavinin uygulanması için harekete geçilmediği, bu kadar beklendiği sorusu yanıtsız.
Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği Başkanı avukat Müjde Tozbey, bu yaşananların tek bir günün meselesi olmadığının altını çizerken, soL’un da dikkat çektiği bu soruya aylardır tedbir kararıyla çocuğun tedavi edilmesi için mücadele ettiklerinin altını çiziyor.
Bakanlık açıklamasının devamında “Çocuğun sağlık durumunun risk altında olması nedeniyle 02.03.2026 tarihinde acil koruma kararı çıkartılmış ve konu adli makamlara intikal ettirilmiştir. Aynı gün adrese gidilmiş ancak kimseye ulaşılamamıştır. Akşam saatlerinde gelen ihbar üzerine anne ve çocuğun hayatını kaybettiği bilgisi alınmıştır” denildi.
Dernek avukatları durumu “ihmal” olarak değerlendirirken, “Dün çocuğu alıp gitmeleri gerekiyordu. Bize de o şekilde bilgi verdiler. Çocuğu alıp hastaneye sevkini sağmaları gerekiyordu” dedi. Vakıf hastanesi sürecinde de yetkililer tarafından annenin düzenli olarak korkutulduğunu belirten avukatlar “Bizim Çekmeköy'de özellikle İstanbul genelinde de üç senedir ulaşmadığımız kurum yoktur. İsmini bilmeyen yoktur. Siz de biliyorsunuz zaten hikayeyi” diyor.
soL’a konuşan Tozbey, “şüpheli ölümün” takipçisi olacaklarını vurgularken, “Fatma Hanım senelerdir büyük bir onurla ve dirençle adalet mücadelesi veriyordu. Onun bu uzun soluklu direnişinin sona ermesi, yalnızca bireysel bir çaresizlik değil, aynı zamanda kadınları yalnız bırakan, onları şiddet ve adaletsizlik sarmalında koruyamayan sistemin de acı bir özetidir” dedi. Bu kaybın ardında yatan o ağır yükün ve yıllara yayılan yorgunluğun da çok iyi farkında olduklarının altını çizdi.
Bakanlığın açıklamasının tamamı:
DÜZELTME: Haberin ilk halinde, bakanlık veya kaymakamlık yetkililerinin Çelik'in evine gittiğine dair bilgiye yer verilmiştir. soL'un haberin yayımlanmasının ardından ulaştığı diğer veri ve bilgiler, yetkililerin eve gidip gitmediklerinin net olmadığını ortaya koyduğu için, ilgili bölüm haber metninden çıkarılmıştır.
/././








1933 ile 1937 arasında İran’da çıkan Nazi yanlısı İrane Bastan dergisi



