CHP’de Özgür Özel damgası ve Kılıçdaroğlu’nun açtığı yol -Gökçer Tahincioğlu-
Özel, mücadeleyle liderliğini pekiştirdi… Şimdi önünde CHP’nin lideri olarak mücadele etmesi gereken daha zorlu yollar var.
Kurultay yorgunu CHP’nin 39. Olağan Kurultayı öncesi, en azından delegelerde biraz olsun usanmışlık görülebileceği düşünülüyordu.
Ancak üç günlük kurultay maratonu için Ankara’ya gelen delegelerde o havayı görmek mümkün değildi.
Genel başkanlık yarışının yaşanacağı bir kurultaya gelmişler gibi coşkulu, uzun zaman sonra ilk kez bir kurultay toplanmış gibi enerjiklerdi.
Tıpkı Özgür Özel gibi.
Özel’in konuşması, salondaki sıcak havanın daha da ısınmasını sağladı.
CHP’nin son 9 ayda yaşadıkları, yılgınlıktan çok partiye, kurultayın yapıldığı, Ankara Arena’ya da yansıyan bir direnç kazandırmış gibi görünüyordu.
* * *
6 Kasım 2023’teki kurultayda, Kemal Kılıçdaroğlu’ndan genel başkanlık koltuğunu almayı başaran Özgür Özel için ilk aylarda, “Henüz lider olamadı” yorumları yapılıyordu.
Zaman, Özgür Özel’i çok zorlu bir mücadelenin içerisine soktu.
Belediyelere yönelik ardı ardına yapılan yolsuzluk operasyonları, eski Genel Başkan Kılıçdaroğlu’na yakın isimlerin ilk günden başlattıkları, “usulsüzlük” tartışmaları, Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere tutuklanan onlarca isme sahip çıkılması ve bunun kamuoyuna anlatılması zorunluluğu, yeni bir genel başkan için kaldırılması ağır yükler olarak duruyordu.
Özgür Özel, bu süreci aktif ve dirençli bir mücadeleyle aşma kararı aldı.
İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla birlikte, Saraçhane’den başlamak üzere sokakta olmayı tercih etti. Her hafta İstanbul’un bir ilçesinde ve farklı bir kentte yaptığı mitinglere paralel olarak partisine kayyım atanma ihtimaline karşı da Ankara’da mücadelesini sürdürdü.
Kayyım riski nedeniyle topladığı olağanüstü kurultaylara paralel olarak olağan kurultay sürecini başlattı ve 39. Olağan Kurultay’ın toplanmasını sağladı.
Bununla birlikte parti programını yeniledi ve seçmene, “Sadece mücadele etmiyoruz, iktidar için de çalışıyoruz” mesajını net şekilde verdi.
* * *
Tüm bu çabaların sonucu kurultay salonunda net biçimde görülüyordu.
Özgür Özel, CHP Genel Başkanlığı’nı dolduran, liderlik tartışmalarına net biçimde set çeken görüntüsünü salona da yansıtmayı başarmıştı.
Salonun dört yanında CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı İmamoğlu ile ilgili afişler vardı.
Ve kimsenin kafasında CHP Genel Başkanı aday olur mu, aday kim olacak tartışması yoktu. Tam da Özel’in dediği gibi, partililer de bugünün mücadele günü olduğunun bilincinde, yarın yapılacak tartışmaları bugün yapmanın gereksizliğinin farkında bir görüntü çiziyorlardı.
* * *
Genel Başkan seçimi de bunu doğrular nitelikteydi.
Özel, başkanlık seçiminde, geçerli 1333 oyun tamamını aldı. Tam 1333 oyla yeniden genel başkan seçildi.
CHP’nin toplam 1385 kurultay delegesi var. Bunlardan bir bölümü tutuklu. Sandık başına giden 1357 delegeden sadece 24’ü geçersiz oy kullandı.
Geçerli bütün oylar Özel’e gitti.
Salondaki hava, sandığa da yansıdı.
* * *
Kurultay salonunda en çok konuşulan konuların başında, eski Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun, iktidara yakınlığı bilinen Sabah gazetesinin manşetinde yer alan sözleri geliyordu.
Salona gelmeyen Kılıçdaroğlu, Sabah’a konuşmayı tercih etmişti.
Kılıçdaroğlu’nun tepkilerinin Özel’e değil İmamoğlu’na yönelik olduğunu, Özel, arkasında durdukça partiye ve İmamoğlu’na yönelik dozajı yükselttiğini anlamak için bu söyleşi bile yeterli.
Kayyım davasının sonucu merakla beklenirken, Kılıçdaroğlu’na yakın isimlerde, “Partiye döndüğümüzde partililer ve delege de bizi anlayacak, fazlalıklar temizlenecek” havası vardı. Ancak hem kayyım davası hem de iktidara yakın medya üzerinden yapılan açıklamalar, Özel’i zaten destekleyen partide geniş bir konsensüs alanı yaratmış durumda.
Bunu Kılıçdaroğlu’na yakın isimlerden gören yok mu ya da CHP’lilerin ne düşündüğü hiç mi umursanmıyor, muhataplarına sormak gerekir.
Ancak öyle anlaşılıyor ki CHP Genel Başkanlığı’nın yeniden kazanılması dışında pek de umursanan bir başlık yok o taraflarda…
* * *
Özel’in, CHP Kurultayı’ndaki rahatlığı, pek az genel başkana nasip olacak nitelikteydi.
Usulen Parti Meclisi’nde kimlerin olacağı, MYK’ya kimlerin gireceği konuşuluyordu ama bu bile ikinci planda kalıyordu.
Zira alışık olduğumuz “Liste delindi mi?” tartışmaları da bu ortamda tali kalıyor.
Özgür Özel, partiyi tek bir hedef ve mücadele alanı üzerinde birleştirmiş görünüyor.
CHP yeni parti programını belirledi ve Özel’i lideri olarak kabul etti. PM seçimi ve ardından MYK’nın belirlenmesiyle süreç tamamlanacak.
Ve asıl süreç başlayacak.
Açılan davaların duruşmaları, yeni davalar ve yerel mahkemenin reddettiği kayyım davasının akıbeti…
Çözüm sürecine paralel olarak kurulacak anayasa masası ve o masaya yönelik tutumun CHP’ye yansımaları…
Özel, mücadeleyle liderliğini pekiştirdi… Şimdi önünde CHP’nin lideri olarak mücadele etmesi gereken daha zorlu yollar var.
/././
Kurultay notları: Özel’den, iktidara ve Kılıçdaroğlu’na sert eleştiriler -Tolga Şardan-
Özel’in iktidara yönelik eleştirilerinde “erken seçim” talebi öncelikliydi. İktidara yönelik eleştirilerinde yargının CHP’ye yönelik çalışmalarına yer veren Özel’in, yakın zamanda hakkındaki önemli belgeyi paylaştığı ve hemen her mitingde adını verdiği İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’in ismini konuşmasına almaması, açıkçası dikkat çekiciydi. Konuşmasında CHP liderinin isim vermeden dile getirdiği bir diğer uyarının adresi ise DEM Parti’ydi
Tuncelili ozan Ali Asker’in 2024’te yayımladığı Zordur albümündeki “Türkünü Söyle”nin dizeleriyle kürsüye çıktı CHP Genel Başkanı Özgür Özel.
“(…) Birlikte geçtik köprülerden, birlikte türküler söyledik, birlikte göğüsledik zoru biz, güzeli birlikte düşledik.
Sesimiz kısık çıktı bazen, yine de türküler söyledik, sendeledik yolda ilerlerken, ama hiç geriye dönmedik.
Kim demiş sustuk, kim demiş sustuk, kim demiş direnmeyip teslim olduk. (…)”
Adliye koridorlarında, mahkeme salonlarında tartışılan 38. Olağan Kurultay’da genel başkan olduktan sonra iktidarın yargı baskısıyla karşılaşmasına karşın siyasi mücadelesine devam eden CHP Genel Başkanı, böylesi engel, baskı ve badireye rağmen 39. Olağan Kurultay’ı toplamayı başardı.
Genel başkan seçildiği 38. Olağan Kurultay’ın ardından araya iki de olağanüstü kurultay sığdırmak zorunda kalan Özel; yerel seçimlerden birinci parti çıkmanın siyasi karşılığını iktidarın kitlendiği belediye soruşturmaları, İstanbul İl Başkanlığı’na kayyım atanması, dokunulmazlıkların kaldırılması gibi birbirinden beter sıkıntılarla boğuşurken, kurultay delegelerini 39. Olağan Kurultay için salonda buluşturdu.
CHP lideri konuşmasının başlangıç cümlelerinde, genel başkan seçildiği kurultay ile genel başkan olarak katıldığı ilk kurultay arasındaki iki yıllık zaman içinde, kendisinin ve partisinin yaşadıklarını kısa ancak anlamlı şekilde ifade etti:
“ (…) İki yılda karakışlardan, dar yollardan geçtik. Bize ömür biçenler oldu. ‘Dayanamazlar, dağılırlar’ dediler. ‘Vazgeçerler’ dediler. ‘Teslim olacaklar’ dediler. Ama yine buradayız, ayaktayız.
‘Bin kere budadılar körpe dallarımızı. Bin kere kırdılar. Yine çiçekteyiz işte, yine meyvedeyiz. Bin kere korkuya boğdular zamanı. Bin kez ölümlediler. Yine doğumdayız işte, yine sevinçteyiz.’ (…)”
Tek aday olarak girdiği 39. Olağan Kurultay çalışmaları çerçevesinde kürsüye çıkan Özel, yaklaşık 75 dakikalık konuşmasında iktidardan, kendisinden önceki Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na, Terörsüz Türkiye projesi kapsamında CHP’nin aldığı “İmralı’ya gitmeme” kararını eleştiren DEM Parti’ye eleştirel mesajlar verdi.
Konuşmanın içeriğinin yanı sıra kürsü performansına bakıldığında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik yargı soruşturmasıyla başlayan ve sonrasında 15 CHP’li belediyeye yönelik polis ve yargı operasyonları nedeniyle organize edilen mitinglere katılan Özel’in, bu süreçle beraber saha pratiğini fazlasıyla elde ettiğini ve geliştirdiğini görmek mümkündü Ankara Arena’daki kurultayda.
Özel konuşmasında parti örgütünün çalışmalarından memnun olduğunun altını çizerken, “Kadınlara, gençlere, bilime güvendik. Örgütümüze güvendik” değerlendirmesini yaptı.
CHP Genel Başkanı’nın, “Özgüvenli siyaset yaptık ve söz verdiğimiz gibi ilk seçimde partimizi 47 yıl sonra Türkiye’nin birinci partisi yaptık. Yüzde 25 olan oyumuzu 10 ay sonra ittifak olmadan yüzde 38’e çıkarttık” değerlendirmesi, aynı zamanda iktidarın neden ana muhalefet partisinin üzerine gittiğinin gerekçelerinden birisi bilindiği gibi.
Özel iki yıl içinde CHP’nin nereden nereye geldiğini özetledikten sonra yavaş yavaş CHP’ye karşı yaklaşımlara yanıt vermeye başladı.
Erken seçim talebi ve CHP’nin adayı: Ekrem İmamoğlu
Özel’in iktidara yönelik eleştirilerinde “erken seçim” talebi öncelikliydi. İktidarın, CHP’nin adayı Ekrem İmamoğlu’ndan çekindiğini “Bugün adayımızın metrodaki sesinden, duvardaki resminden, sosyal medyadaki hesabından bile korkuyorlar” diyerek yineledi.
İmamoğlu'nun yapay zekâ ile hazırlanan videosu sinevizyondan izletildi (Fotoğraf: T24/Ceren Bayar)
Özel, İmamoğlu’nun cezaevinde olması ve Ankara Büyükşehir Belediye başkanı Mansur Yavaş’ın da soruşturmalar sebebiyle aday olamayacağı, kendisinin aday olacağı yönünde iktidar yanlıların değerlendirmelerine de “Onlara buradan bir kez daha söylüyorum: Ekrem İmamoğlu adayımızdır. A planımız da B planımız da Z planımız da budur” diyerek son noktayı koydu.
İktidara yönelik eleştirilerinde yargının CHP’ye yönelik çalışmalarına yer veren Özel’in, yakın zamanda hakkındaki önemli belgeyi paylaştığı ve hemen her mitingde adını verdiği İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’in ismini bu kez konuşmasında anmadı, Erdoğan'a yönelik eleştirileri sırasında "[Erdoğan] AK Parti yargı kollarının başına anayasaya aykırı olarak bir bakan yardımcısını, bir siyasi kişiliği İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı sıfatıyla atadı. Çünkü onun artık bizimle siyasi rekabet edecek takati yoktur" diyerek değindi.
Özel, konuşmasının iktidarı eleştirdiği bölümünde, AKP’nin kurduğunu ifade ettiği “müesses nizama” karşısına halkın gündelik ekonomi tablosunu koydu konuşmasında.
“(…) Müesses nizamın savcıları, hâkimleri olabilir. Ama bizim yanımızda millet var, millet. Yanımızda kirasını ödeyemediği için okulu bırakan öğrenciler var; akşam sokakta yürümeye korkan kadınlar var. Pazardan filesi boş dönen emekliler var. Sendikalaşması, örgütlülük hakkı engellenen, sömürülen işçiler var. Artık hayat standardı bozulan, yoksullaşan orta direk var. Güzelim okullardan mezun olup yoksulluk sınırının altında maaşlara çalıştırılan, her gün sırtındaki yük biraz daha artar ve üstüne üstlük işten atma tehdidi ile terbiye edilen, korkutulan beyaz yakalılar var. (…)”
Müesses nizam üzerinden Kılıçdaroğlu’na yüklendi
Bu sabaha gözünü açan CHP’liler, önceki Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun, iktidar yanlısı Sabah gazetesine verdiği ve gazetenin manşetten yayımladığı röportajıyla karşılaştılar.
Genel Başkan Özel’in telefonla arayıp bizzat kurultaya davet ettiği Kılıçdaroğlu’nun, görüşlerini kurultaya katılıp kürsüden açıklaması gerekirken -son dönemde sıkça yaptığı şekliyle- iktidara yakın gazetecilere konuşması garipsenecek türden.
Tam da CHP’nin 39. Olağan Kurultay gününe rastlayan söyleşide Kılıçdaroğlu, “Cumhuriyet Halk Partisi rüşvetlerle, yolsuzluklarla ve rüşvet çarkının müteahhitleri ile anılmaz, bunlarla bir araya gelemez. Üzerinde iftiralar ve yolsuzluk iddialarıyla yol alamaz, derhal arınmalı ve yoluna devam etmelidir” değerlendirmesini yaptı.
CHP Genel Başkanı Özel, konuşmasında Kılıçdaroğlu’nun “arınma” tanımlamasına yanıt verdi.
İktidarın oluşturduğunu ifade ettiği “müesses nizam” tanımlaması üzerinden eski genel başkan Kılıçdaroğlu’na yüklenen özel, “Müesses nizamla mücadeleden dönüş yoktur. Dönüşü olmayan bu yolda korkanlara da yer yoktur. Müesses nizamla işbirlikçi olanlara, kara düzenin sesi olanlara, örgütlerin vermediği görevleri başka kapıda arayanlara yer yoktur” dedi.
İsim vermemesine karşın adresin Kılıçdaroğlu olduğu gayet net anlaşılırken Özel vites artırdı:
“Cumhuriyet Halk Partisi arınacaksa işte bu anlayıştan aranacaktır. Bizi yüzde 25’e hapsetmek isteyenlerden sokaklardan ve meydanlardan koparmak isteyenlerden arınacaktır. Çünkü bu parti artık seçim gecesi ışıkları erkenden söndüren, üyelerinin gözyaşı döktüğü bir parti olmayacak. Bu parti, kadın kollarının seçim akşamı tülbenti sirkeye basıp başına bağladığı bir parti olmayacak. Bu parti, gençlik kollarının, ışığı sönmeden kendi evine gidemediği, boynu bükük sokakta beklediği, babası ‘Ne oldu seçim’ deyince yere bakan gençlik kollarının partisi olmayacak. CHP arınacaksa bizi eskiye döndürmek isteyenlerden arınacak. Artık kimse bizi yenilgiye alıştıramayacak. Ya müesses nizamın paslı zincirleri bu milleti saracak ya da bu millet bizimle birlikte zincirlerinden kurtulacak.”
CHP Genel Başkanı Özgür Özel
DEM’e AKP uyarısı
Konuşmasında CHP liderinin isim vermeden dile getirdiği bir diğer uyarının adresi ise DEM Parti’ydi.
Özel’in konuşmasını izleyenler, Terörsüz Türkiye projesinden hareketle DEM Parti’ye açıkça olmasa da “iktidara güvenmeme” uyarısında bulunduğunu farkına vardı.
Hatırlanacağı üzere DEM Parti, İmralı’da hükümlü Abdullah Öcalan’ı ziyaret edecek milletvekili heyetine katılmadığı gerekçesiyle CHP’yi eleştirdi.
Bu eleştiriye karşı CHP lideri Özel, DEM Parti’yi ‘geçmişte yaşananların yeniden yaşanmasını’ önlemek amacıyla şöyle uyardı:
“Bugün milletten korkanlar, ‘Kürt sorunu’ demekten de korkanlardır. Birileri bırakın Kürt sorununu, Kürtlerin varlığını bile inkâr ederken hala Kürtlerin seçtiği belediyelere kayyım atarken, siyasetçilerin genel başkanları, eş genel başkanları, belediye başkanlarını hapislerde tutarken Cumhuriyet Halk Partisi kararlılıkla bu sorunun demokratik yöntemlerle çözümünü savunmuştur.
Biz, DEM Parti ile görüştüğümüz için terörist ilan edilirken, duruşundan milim sapmayan, yeri geldiğinde de Kürtlere, ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin eşit yurttaşı olduğunuzu hissedeceksiniz’ diye vaatte bulunmaktan korkmayan bir partiyiz. Büyük bir Türkiye İttifakı, bizim hayalimiz ve idealimizdir. Bu anlayışla bu sorunun demokratik yollardan çözülmesi için Meclis’te komisyon kurma önerisini de dile getiren partiyiz.
Ve bunların hepsini son seçimleri kazanmış, Türkiye’nin birinci partisi olmanın gücü ve sorumluluğu ile yapıyoruz. Türkiye’nin demokratik geleceğine cesaretle liderlik edeceğiz. ‘Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır.’ Biz bu vatanın her köşesine barış, huzur ve refah sözü veriyoruz.
Gelinen aşamada komisyon 18 toplantı yapmıştır. Ama hala belediyelerde, millet iradesinin üstünde atadıkları kayyımlar bulunmaktadır. Hala Kürtlerin belediye meclislerine girmesini suç sayan, Kent Uzlaşısı adı altında utanç davalarından insanlar hapis yatmaktadır. Hala seçilmiş siyasetçiler hapistedir. Hala Anayasa Mahkemesi kararları, AİHM kararları uygulanmamaktadır. Bunlar çözülmeden, tüm meselenin ‘olmazsa olmaz’ denilerek İmralı’ya gitmeme noktasına sıkıştırılması doğru olmamıştır. Siyaset dayatmalarla değil, milletin rızasını alarak yapılır. O yüzden partimizin aldığı karar yıkıcı değil yapıcıdır. Çünkü menzil barışsa istikamet samimiyettir. (…)”
Pek çok ülkeden katılım oldu
Özel’in mesajlarının yanında biraz da kurultay salonunun atmosferinden söz etmek gerek.
Kurultayı yöneten divan kurulunun okuduğu “kurultayı izleyen yabancı misyon” listesinde pek çok ülke yer aldı. Avrupa ülkelerinden ve ABD'den diplomatlar kurultayı takip etti.
Afganistan, Avusturya, Bangledeş, Belçika, Çin, Avrupa Delegasyonu, Fransa, Almanya, Yunanistan, İran, İsrail, İtalya, Japonya, Kosova, Kırgızistan, Hollanda, Norveç, Pakistan, Filistin, Romanya, İsveç, İsviçre, Birleşik Krallık, Ukrayna, Amerika Birleşik Devletleri ve, Zimbabve'nin Ankara Büyükelçiliği adına da Kurultay'ı takip eden yetkililer yer aldı.
Salonun tamamına neredeyse kırmızı -beyaz renkler hâkimdi, ışıklandırmanın yanında pankartların birkaçı dışında kırmızı- beyazdı. Ayrıca, özellikle mi organize edildi bilemiyorum ama, sahneden salona ışığın “altı koldan” yayılması güzeldi.
Özel’in konuşması, sık sık sloganlarla kesildi. İzleyiciler, erken seçimi isteyen sloganlarla salonda fark yarattı.
Kurultayı takip etmek için ülkenin her yanından gelen izleyenler içinde başörtülü ve türbanlı konukların bulunduğu görüldü. Söz konusu izleyiciler Özel’in konuşmasını alkışlarla destekledi.
CHP lideri, konuşması sırasında Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan’la ilgili eleştirel mesajlar ve görüntülerin yer aldığı bir videoyu salona izlettirdi. Bu sırada kurultayı izlemek amacıyla salonda bulunan AKP Genel Başkan Vekili Mustafa Elitaş, yerinden ayrılarak tribünü terk etti.
Sonuç olarak CHP Genel Başkanı, “Şimdi İktidar Zamanı” sloganıyla çalışmalarını yürüttüğü 39. Olağan Kurultay’da partisinin iki yıl sonraki 40. Olağan Kurultayı’nın iktidar konumunda gerçekleştirmek için söz verdi.
İki yıl kısa zaman, çabuk geçer. Bakalım gelecek kurultayda CHP nerede olacak?
/././
CHP'nin kurultay maratonunda son gün: Özgür Özel'in anahtar listesi belli oldu, işte A Takımı'ndaki isimler -Ceren Bayar-
CHP’nin 39’uncu Olağan Kurultayı’nın üçüncü ve son günü, saat 08.00 itibarıyla başladı. “Şimdi İktidar Zamanı” sloganlı kurultayda bugün Parti Meclisi (PM), Yüksek Disiplin Kurulu (YDK) ve Bilim Kültür Sanat Platformu (BKSP) seçimleri yapılıyor. Dün yapılan genel başkanlık seçimlerinde şimdiye kadarki en yüksek oyla dördüncü kez CHP Genel Başkanı seçilen Özgür Özel'in anahtar listesi belli oldu. Mevcut MYK ve PM üyelerinin tamamı Özel'in anahtar listesinde yer alırken, 32 yeni isim dikkati çekti. Özel’in listesinde bir önceki PM’de görev yapan 12 isim ise yer almadı.
Demokrat Parti'den istifa edip CHP’ye katılan İzmir Milletvekili Salih Uzun, DEVA'dan istifa ederek katılan İstanbul Milletvekili Evrim Rızvanoğlu, eski Lefkoşa Büyükelçisi Ömer Kaya Türkmen’in yanı sıra sanatçı Arif Sağ’ın oğlu sanatçı Tolga Sağ da Özel'in listesinde yer aldı. Parti içi sol muhalif tutumuyla bilinen İlhan Cihaner ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun son döneminde görevli İstanbul Milletvekili Zeynel Emre de listedeki isimler arasında.
Kurultayın ilk gününde tüzükte yapılan değişiklikle 52 kişiden oluşan PM, 70’e; sekiz kişiden oluşan BKSP ise 10 kişiye çıkarılmıştı. CHP kurultayında Parti Meclisi üyeliği için 145 kişi aday oldu. 145 kişinin adının yazıldığı çarşaf liste delegelere dağıtılacak. Delegeler kabinde bu listeden 80 kişiyi seçerek işaretleyecek.
CHP liderinin anahtar listesinin büyük oranda kabul görmesi bekleniyor.
Bilim Kültür Sanat Platformu: Güldem Atabay, Emre Kartaloğlu, Kerim Rota, Oya Ünlü Kızıl, Serkan Özcan, Şule Özsoy Boyunsuz, Murat Arslan, Tolga Sağ, Ömer Kaya Türkmen.
14.40 - CHP kurultayında PM seçimi nedeniyle renkli ve hareketli saatler yaşanıyor
Adaylar delegelere kendilerini tanıtmak için her imkanı kullanmaya çalışıyor. Oylamanın yapılacağı salonun girişine kimi adayın destekçileri yüksek sesle ikna çalışmalarına devam ederken, kimi de anahtarlık, kalem, kolonya gibi eşantiyonlar dağıtarak delegelere ulaşmaya çalışıyor.
Arena’nın dışı kadar içi de hareketli ve renkli görüntülere sahne oluyor. Parti Meclisi adaylarını tanıtan pankartlar tribünleri süslüyor. Oyların kullanılacağı kabinlerin çevresi adayların resimleriyle kaplandı.
CHP kurultayında Parti Meclisi üyeliği için 145 kişi yarışacak. 145 kişinin adının yazıldığı çarşaf liste delegelere dağıtılacak. Delegeler kabinde 145 kişinin içinden 80 kişiyi seçerek işaretleyecek.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel de bir anahtar liste hazırlayarak 80 kişiyi işaret edecek. Özel’in anahtar listesinin büyük oranda kabul görmesi bekleniyor.
13.00 - Özel’in anahtar listesi netleşmeye başladı
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel’in Parti Meclisi anahtar listesi netleşmeye başladı. Mevcut PM’deki 49 isim yerini korudu, Özel’in anahtar listesine 31 yeni isim girdi.
Geçmiş dönemde TİP ve Gelecek Partisi’nde siyaset yapan isimler
Ekonomi alanında çalışmalar yürütmek üzere PM’de yer alacak isimlerden biri ekonomist, yazar Güldem Atabay oldu. TÜRMOB Önceki Genel Başkanı Emre Kartaloğlu da Özel’in listesinde yer buldu.
Vergi Uzmanı, yazar ve önceki dönem TİP milletvekili adayı Ozan Bingöl ile Gelecek Partisi kurucularından finans uzmanı Kerim Rota anahtar listeye giren isimler oldu.
Gene Gelecek Partisi kurucularından olan, şu anda da İstanbul Büyükşehir Belediyesi danışmanlarından ve Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi İcra Kurulu üyesi olarak görev yapan Serkan Özcan da listede yer aldı. Özcan, Ekrem İmamoğlu’na yakınlığıyla bilinen isimlerden.
Koç Holding, Dünya Bankası, Kemal Derviş’in danışmanlığından CHP’ye
Eski devlet bakanlarından Fikret Ünlü’nün kızı, geçmiş dönemde Kemal Derviş’in danışmanlığını yapan, Koç Holding, Dünya Bankası gibi kurumlarda görev yapan Oya Ünlü Kızıl anahtar listede yer alan isimlerden oldu.
İlhan Cihaner listede
Hukuk alanında da kamuoyunun yakından tanıdığı isimler PM’de yer aldı. CHP eski milletvekillerinden, parti içi sol muhalif tutumuyla bilinen İlhan Cihaner, Özel’İn anahtar listesinde yer aldı.
Anayasa hukukçusu, Prof. Dr. Şule Özsoy Boyunsuz, Özel’in A takımına giren isimlerden oldu.
Kılıçdaroğlu ekibinden Özel’in anahtar listesine
CHP İstanbul Milletvekili Zeynel Emre, Özel’in anahtar listesine girdi. Emre, Kemal Kılıçdaroğlu’nun son döneminde CHP’nin Hukuk ve Seçim İşleri’nden sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevini yürütmüştü.
Türkiye Veteriner Hekimler Birliği 50. Dönem Başkanı ve İBB Bilim Kurulu üyesi Murat Arslan ile Hatay’da CHP’de siyaset yapan Diş Hekimi Nihat Dağ, Özel’in listesinde yer aldı.
Dış Politika kadrolarına da yeni isimler eklendi. Dışişleri Bakanlığı tarafından 2011’de görevden alınan Lefkoşa Büyükelçisi Ömer Kaya Türkmen, Siyaset Bilimci Prof Dr. Barış Övgün anahtar listede yer aldı.
Sağ partilerden transferler listede
Anahtar listede, CHP eski genel sekreterlerinden Bihlun Tamaylıgil de yer aldı.
Partiye Demokrat Parti’den transfer olan İzmir Milletvekili Salih Uzun ve DEVA Partisi’nden transfer olan İstanbul Milletvekili Evrim Rızvanoğlu da anahtar listede.
Sanatçı Arif Sağ’ın oğlu sanatçı Tolga Sağ da listede yer alan isimler arasında.
11.00 - 188 başvuru alındı, oylama yapılacak
CHP'nin 39'uncu Olağan Kurultayı'nda Parti Meclisi üyeliği için 151, Yüksek Disiplin Kurulu üyeliği için 37 aday başvuru yaptı. Oylamanın saat 15.00'te başlayacağı bildirildi.
08.30 - PM ve YDK adaylık başvuruları uzatıldı
Edinilen bilgiye göre, Özel, 23 kişiden oluşan mevcut MYK üyelerinin tamamını anahtar listesine alacak. PM ve YDK adaylık başvuruları için saat 08.30’a kadar belirlenen süre iki kere uzatıldı. Adaylık başvuruları saat 09.30’da sona erdi.
08.00 - Kurultayın son günü başladı
CHP’nin 39’uncu Olağan Kurultayı’nın üçüncü ve son günü, saat 08.00 itibarıyla başladı. “Şimdi İktidar Zamanı” sloganlı kurutlayın bugünkü gündem maddesine göre Parti Meclisi (PM), Yüksek Disiplin Kurulu (YDK) ve Bilim Kültür Sanat Platformu (BKSP) seçimleri yapılacak. Kurultayın ilk gününde tüzükte yapılan değişiklikle 52 kişiden oluşan PM, 70’e; sekiz kişiden oluşan BKSP ise 10 kişiye çıkarılmıştı. Bu kapsamda Özel bugün 80 kişilik bir anahtar liste oluşturacak.
Batman’da tarla, Isparta’da MESEM: Sermaye çocukları ölüme sürüyor
Dün bir çocuk daha sömürü çarkının içinde can verdi, biriyse ölümden döndü. Batman’da 9 yaşındaki İsa traktör altında kaldı, Isparta’da MESEM'li Umut Eren inşaattan düştü. İktidar verileri karartsa da tablo net. Bu düzen çocuklara gelecek değil, ölüm vadediyor.
Tokat'taki Yazmacılar Hanı'nda, çocukların çalıştırıldığı bir atölyenin duvarı. (Fotoğraf: Ahmet Yakar)
Türkiye’de çocukların payına düşen oyun parkları ya da okul sıraları değil, tarlalar, nemli atölyeler, denetimsiz inşaatlar ve ölüm oluyor. Dün bir çocuk daha bu çarkın dişlileri arasında can verdi, bir diğeri ölümle burun burunla geldi.
İlk haber Isparta’dan duyuldu. MESEM kapsamında çalıştırılan 15 yaşındaki Umut Eren Gökçen, inşaat halindeki bir asansör boşluğuna düşerek ağır yaralandı. Ne baret, ne güvenlik şeridi ne de bir uyarı levhası vardı. Annesi Menekşe Gökçen’in aktardığına göre, Umut Eren normalde çalışmaması gereken bir Cumartesi günü, iş yerindeki baskı ve yoğun tempo nedeniyle oradaydı. Okul yönetimi kendini "Bilseydik denetlerdik" diye savundu.
Saatler sonra Batman’ın Gercüş ilçesine bağlı Kırkat köyü Konak mezrasında, 9 yaşındaki İsa Şimşek tarlada çalıştırıldığı sırada bir iş cinayetine kurban gitti. Traktörün ezdiği çocuk, ağır yaralı olarak kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi. İsa’nın ölümü kayıtlara "kaza" olarak geçti, sürücü gözaltına alındı.
Traktörün altında can veren İsa, 9 yaşındaydı.
Veriler gizleniyor, bilanço büyüyor
İktidar ve sermaye çevreleri çocuk işçiliğini "çıraklık", "staj" veya "aileye yardım" gibi kavramlarla yumuşatmaya çalışsa da, sahadaki gerçekler ve istatistikler tabloyu gözler önüne seriyor.
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) verilerine göre AKP’li yıllarda en az 1084 çocuk işçi, çalıştırıldıkları iş yerlerinde hayatını kaybetti. Sadece 2025 yılında bu sayı şimdiden 84’e ulaştı.
Türkiye’de çocuk işçi ölümleri "mevsimsel" bir artış değil, sürekli bir tırmanış içinde. Raporlar, ölen çocukların yüzde 40’ından fazlasının tarım sektöründe, geri kalanınınsa sanayi ve inşaat gibi "ağır ve tehlikeli" iş kollarında can verdiğini belgeliyor.
Ölüm kentleşti: Sermayenin yeni 'yakıtı' çocuklar
İsa ve Umut Eren'in yaşadıkları, çocuk emeği üzerindeki sömürünün karakter değiştirmesinin de bir sonucu. Geçmişte tarımda "görünmez" kalan, aile içi yardımlaşma gibi sunulan çocuk emeği, bugün nitelik değiştirmiş durumda. Artık ölüm kentleşti ve sanayileşti. Kırsalın "kader" gibi algılanan ölümleri, bugün şehirlerin göbeğindeki atölyelere, sanayi sitelerine ve inşaatlara taşındı.
Sermaye düzeni kendine yeni "yakıtlar" aramaya başladı. Emeklilik yaşını yükselterek yaşlıları, eğitimden kopararak çocukları üretim bandına süren sistem, çalışma yaşını fiilen 10-12’ye kadar düşürdü. Bir çocuğun bedeni şehrin göbeğinde pres makinesine sıkıştığında ya da bir inşaat asansöründen düştüğünde, bu artık saklanamaz bir gerçek halini alıyor.
Vitrinde 'koruma', mutfakta 'sömürü' yasaları
Türkiye’de hukuk sistemi, çocuk işçiliği konusunda tam bir ikiyüzlülük üzerine kurulu. Devletin vitrininde Anayasa ve uluslararası sözleşmeler gibi çocuğu korumayı taahhüt eden yasalar dururken, mutfağında sermayenin ihtiyaçlarına göre şekillenen bir sömürü düzeni işletiliyor.
Devlet, "meslek kazandırıyoruz" ambalajı altında, İş Kanunu’ndaki koruma kalkanlarını bizzat kendi eliyle deliyor. Eğitimi engelleyen her türlü çalışma biçimi, adı ne olursa olsun çocuk işçiliğidir. Ancak iktidar, çıkardığı yönetmelikler ve MESEM (Mesleki Eğitim Merkezi) gibi uygulamalarla, çocuk emeğini "yasal" bir zemine oturtuyor, patronlara dikensiz gül bahçesi sunuyor.
Devlet eliyle işçileştirme: MESEM gerçeği
Milli Eğitim Bakanlığı'nın "Meslek Lisesi Memleket Meselesi" diyerek pazarladığı, sermayenin ise alkışladığı MESEM projesi, bu operasyonun merkez üssü konumunda. Resmi verilere göre yüz binlerce çocuk, haftanın bir günü okula gidiyor görünürken, geri kalan günlerde sanayide ucuz işgücü olarak kullanılıyor.
MESEM kapsamındaki öğrenci sayısı 300 bini aştı. Çarpıcı olan bir diğer başlık devletin bu çocuklar için sermayeye aktardığı kaynak. Bu sistemde devlet, çocuğun maaşını ve sigortasını üstlenerek sermayeyi doğrudan fonluyor. İşsizlik Sigortası Fonu’ndan patronlara, çalıştırdıkları her çocuk için asgari ücretin belirli oranlarında teşvik ödemesi yapılıyor. Yani devlet, halkın birikimini kullanarak çocukların sömürülmesini finanse ediyor.
Böylece patron için "bedava", itiraz etmeyen, sendikasız ve güvencesiz bir işgücü yaratılıyor.
Geçtiğimiz aylarda İstanbul, Manisa ve Konya gibi sanayi havzalarından gelen haberler, MESEM’in bir eğitim kurumu değil, bir iş cinayeti mahalli olduğunu kanıtlamıştı. Arda Tonbul, Efe Demir ve Alperen Enes Ural gibi çocuklar, "meslek öğrensin" diye gönderildikleri, ancak hiçbir iş güvenliği önleminin alınmadığı işletmelerde yaşamlarını yitirdi. Bu ölümlerin hiçbiri "kaza" değildi, 14-15 yaşındaki çocukların yetişkin işçilerin bile zorlandığı 10-12 saatlik mesailere mecbur bırakılmasının sonucuydu.
'Kaza' değil, sermayenin tercihi
Dün İsa Şimşek’in, Umut Eren’in, önceki günlerde 16 yaşındaki Mustafa’nın başına gelenler, bu düzenin çocuklara vadettiği tek şeyin sömürü ve ölüm olduğunu gösteriyor. Verilerin karartılması, ölümlerin "kaza" denilerek geçiştirilmesi, davaların "kan parası" ile kapatılması bu saldırının bir parçası.
Çocukları öğüten bu düzene "Yeter" denilmedikçe, geriye sermayenin kâr hırsı ve denetimsizlik yüzünden hayatı kararan çocuklar ile "kaza" denilerek kapatılmaya çalışılan dosyalar kalıyor.
***
Yabancılara sağlık katılım payı: 'Kayıt dışı çalıştırıldıkları için primlerini ödeyemeyecek, tedavi olamayacaklar'
2 milyondan fazla Suriyeliyi kapsayan Geçici Koruma Yönetmeliğinde yapılan düzenlemeyle 1 Ocak 2026'dan itibaren geçici koruma altındaki yabancılardan sağlık hizmeti için katılım payı alınacak. Göçmen Sağlığı Merkezi çalışanı bu durumun merdiven altı ebeliğin, usulsüz ilaç temininin yaygınlaşmasına yol açabileceğine dikkat çekiyor.
"Geçici Koruma Yönetmeliği"nde yapılan düzenleme dün Resmi Gazete'de yayımlandı.
AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzalı "Geçici Koruma Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik" ile 1 Ocak 2026'dan itibaren geçici koruma altındaki yabancılardan sağlık hizmeti için katılım payı alınacak.
Katılım payı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı tarafından genel sağlık sigortalıları için belirlenen sağlık uygulama tebliği hükümlerine göre belirlenecek.
Alınan katılım payı tutarları Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu'na aktarılacak.
Düzenlemeye göre, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Göç İdaresi Başkanlığı koordinasyonunda, ödeme gücü bulunmadığı tespit edilen geçici korunanların ödemiş oldukları katılım payları, talepleri halinde sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarınca geri ödenecek.
Yönetmelikte "Geçici korunanlar acil ve zorunlu haller dışında, özel sağlık kuruluşlarına doğrudan başvuramazlar" maddesi, "Geçici korunanlardan ödeme gücü bulunmadığı tespit edilenler, acil ve zorunlu haller dışında, özel sağlık kuruluşlarına doğrudan başvuramazlar" şeklinde değiştirildi.
Ayrıca, geçici korunanlara sağlanan sağlık hizmetleri karşılığında sağlık hizmet sunucularına ödenecek bedel, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından genel sağlık sigortalıları için belirlenen birim fiyatları aşamayacak veya daha düşük iskontoyu içerecek şekilde uygulanamayacak.
Aşılar hariç, ödeme gücü bulunmadığı tespit edilen geçici korunanlara, Sosyal Güvenlik Kurumunca bedeli karşılanmayan sağlık hizmetleri verilemeyecek. Bulaşıcı hastalık risklerine karşı tarama, aşılama, üreme sağlığı bilgilendirmesi, çocuklara yönelik zorunlu aşılar ve bebek/çocuk ölümlerini önlemeye yönelik ulusal tarama programları geçici koruma altındaki yabancılar için ücretsiz olmaya devam edecek.
Düzenlemeye göre, ödeme gücü bulunmayan geçici koruma altındaki yabancılar özel sağlık kuruluşlarına doğrudan başvuramayacak.
2 milyondan fazla Suriyeliyi ilgilendiriyor
Yönetmelik 1 Ocak 2026'da yürürlüğe girecek.
28 Nisan 2011 tarihinden itibaren Türkiye'ye gelen Suriye vatandaşları ile Suriye'den gelen vatansız kişiler ve mülteciler geçici koruma kapsamına alınıyor.
İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığı tarafından 1 Mayıs 2025'te paylaşılan bilgilere göre Türkiye'de kayıt altına alınmış geçici koruma statüsündeki Suriyeli sayısı 2 milyon 758 bin 39.
'Muayene sonucunda reçete edilen ilaçlara ücretsiz ulaşamayacaklar'
Düzenlemeyi göçmen sağlığı merkezinden (GSM) bir sağlık emekçisi soL'a değerlendirdi.
Edindiğimiz bilgiye göre, geçici koruma altındaki Suriyeliler genel sağlık sigortası kapsamındaki tüm hizmetlerden ücretsiz faydalanabiliyordu. Bu kapsam, göçmenlere göçmen sağlığı merkezlerinde sunulan 1. basamak sağlık hizmetleri yani aşılama, üreme sağlığı, tıbbi muayene ve tetkikler ile hastanelerde poliklinik hizmetleri, doğum hizmetlerini içeriyor. Ameliyat ve yatış gerektiren durumları da seçici olarak kapsıyordu.
Yayınlanan düzenlemeye göre Suriyelilerin bundan sonra hastanelerden ücretsiz sağlık hizmeti alamayacağını belirten sağlık emekçisi şunları söyledi:
Bulaşıcı hastalıklara karşı her türlü tarama ve aşılar ile üreme sağlığı hizmetlerinden ücretsiz faydalanabileceği yazıya eklenmiş. Adres göstermemişler ama biz söyleyelim, göçmenler bu hizmetleri sayıları yetersiz göçmen sağlığı merkezlerinden alıyorlar. Bu merkezlerde muayene hizmeti de alabiliyor ve gerekli tetkikleri yaptırabiliyorlar. Yapılan değişiklik ile göçmenler göçmen sağlığı merkezlerinden ücretsiz hizmet almaya devam edebilecekler. Fakat burada muayene sonucunda reçete edilen ilaçlara ücretsiz ulaşamayacaklar.
'Kayıt dışı çalıştırıldıkları için sağlık sigortası primlerini ödeyemeyecekler'
Uygulamanın 2020 yılından beri uluslararası koruma statüsü verilen göçmenler için uygulandığını ifade eden göçmen sağlığı merkezi çalışanı, "Yayınlanan resmi yazı ile genel sağlık sigortasından çıkarıldılar. Bir süre sonra 18 yaşından küçük uluslararası koruma statüsündekiler göç idaresi yönetmeliği ile GSS kapsamına geri alındı. Geçici koruma için henüz göç idaresinin böyle bir açıklaması yok" dedi ve ekledi:
Daha önce uluslararası koruma statüsü için deneyimlediğimiz bu uygulamanın sonuçlarını tahmin etmek kolay. Geçici koruması olanlar sağlık sigortası primlerini ödeyemeyecek. Bunun gerçek nedeni kayıtsız çalışıyor olmaları. Patronlar çalıştırdıkları göçmenlerin sağlık sigortasını ödemiyor. Şu durumda devlet, 'sizlerin güvencesiz çalışmasına göz yumacağız ve patronunuzun ödemesi gereken o sağlık sigortası primini size ödeteceğiz' diyor.
Muhtemel sonuçlar: Merdiven altı ebeliğin, usulsüz ilaç temininin yaygınlaşması
Tedavisi GSM’lerde mümkün olmayan hastaların maddi yetersizlikler nedeniyle hastanelere başvuramayacağını, GSM’lerde reçete edilen ilaçlara ücretsiz ulaşamayacağını ve özetle iyileşemeyeceğini vurgulayan sağlık emekçisi, ödeme gücü bulunmayanların hastane masraflarının başvuruları durumunda en geç 3 ay içinde ödedikleri ücretlerin iade edileceğini ise şöyle yorumladı:
Bilinmiyorsa biz yazalım, Türkiye’de sağlık harcamaları için ödeme gücü bulunan geçici koruma statüsünde göçmen yok. Hatta şehir hastanelerine ulaşacak yol ücretleri bile ciddi bir masraf kalemi göçmenler için. Bu uygulamanın doğal sonucu göçmenlerin bebeklik ve gebelik dönemi aşılamaları ve bulaşıcı hastalık dışında sağlık hizmetine büyük oranda ulaşamamaları.
Muhtemel dolaylı sonuçları arasında merdiven altı ebeliğin, usulsüz ilaç temininin yaygınlaşması, kayıtsız merdiven altı çalışan yabancı uyruklu doktor sayısının artışı sayılabilir. Saydığımız başlıklar Suriye’den göç sonrası artış göstermiş ve sağlık personellerinin takibi ile bu konuda farkındalık arttırılmıştı.
Uygulama başlayınca sadece birinci basamak sağlık hizmeti veren göçmen sağlığı merkezlerinde hasta yoğunluğu önemli düzeyde artacaktır. Bu merkezlerin Avrupa Birliği doğrudan hibe sözleşmesi ile fonlandığı ve sözleşme kapsamında hastanelere de tıbbi cihaz ve personel desteği verdiği biliniyor. GSS kapsamından çıkarılan göçmenlerin yoğunlukla kullanacağı bu merkezin sayısı ve personelinin yetersiz olacağı açıktır.
***
Efsanelerden gelen kadınlar -Asaf Güven Aksel-
Bir ‘rastlanılmış’ heykel, Andromeda’dan Ekho’ya, Medusa’ya, yüzlerce efsaneden bugüne aktarılagelen kadına şiddetten başlayarak, bir Cumhuriyet projesini kaideye oturtmanın kıvılcımı olabilir. Bunun bir bütün olduğu bilince çıktıkça…
1980’lerin sonuna doğru, Avusturyalı yazar Christoph Ransmayr’ın “Die Letzte Welt (Son Dünya)” kitabından söz edilmeye başlanmıştı. Postmodern edebiyatın, ve Orhan Pamuk vesilesiyle, bizde de sıkı gündem olan ve tartışılmasına kalburüstü isimlerin de katıldığı “metinlerarası etkileşimli gönderme” konusunun en yetkin örneği olarak kabul ediliyordu, –o zamanlara göre tabii. Dolayısıyla, yayıncılık dürtüsüyle ilgimi çekse de, pek de ilgilenmemiştim. Sonra, yine Avusturya’dan bize edebiyat sahasını rapor eden bir arkadaşım, Ransmayr’la yapılan bir dergi röportajını gönderdi. Ransmayr, orada, “yapıtının, postmodern edebiyatın ve metinlerarasılığın zirvesinde görüldüğü” tanımıyla açılan soruyu yanıtlarken, diyordu ki: “Evet, eğer gerçekten öyleyse, belki zirvesinden bakılırsa görülür ki, bunlar hiç de aman aman kavramlar değildir, boş yere alkışlanması gereken de ben değilim.”… Sonradan bakışı değişti mi bilmem, çünkü başarı zemini kaygandır, ama bu yanıt, beni, kitabı basmaya karar vermeye itmişti ve telifine başvurup çevirisini başlatmıştım. Şimdiki kadar değilse de 90’lar da tuhaf zamanlardı, kendim bir siyasi polisiye öyküye karışıp zamanlar geçince, roman uçtu gitti aklımdan… Uzun yıllar sonra dilimize çevrilmiş ama hiç bahsini duymadım. Belki aşıldığından, belki Ransmayr haklı çıktığından, bilmiyorum, ilgilenmedim.
Niye anlattım bunu? “Son Dünya”nın temel aldığı ve “yeniden ürettiği” metin, bildiğimiz Ovidius’un, “Metamorphoses / Dönüşümler”iydi. Bu şiir/metin, İsmet Zeki Eyüboğlu’nun dilimize müthiş aktarımıyla okumaya doyamadığım bir başyapıt olmuştu.
Nelerin dönüşümlerini, mitolojik gözle aktarıyordu bu şair? Tanrılar eliyle insanlar, hayvanlar, bitkiler, suların ve hepsi üzerinden de tanrıların. Özellikleri, yetenekleri, duyguları… Aşklar, kıskançlıklar, entrikalar, intikamlar… Bir hercümerçtir efsaneler. Bizim özelimizde, Anadolu geleneklerindeki, inanç ve destanlarındaki izlerini sürmek müthiş keyiftir. Ama bütün bu hercümerçin içinde, en zalim ve en mazlum olarak, tanrı, yarı-tanrı, ölümlü, insan olarak kadınların yeri ayrıdır. Üstelik suç genellikle Zeus başta, gözü dönmüş erkeklerdeyken, onlar cezaların en ağırına çarptırılır.
Bu düzene isyan edip tanrılardan ateşi çalarak insanlara veren Prometheus’un kaderini, sadece güzel olduğu ve bu dile getirildiği için paylaşarak, kayalara zincirlenen Andromeda örneğin.
Zeus’un kartallara sürekli taze et olarak Kafkaslar’a zincirlediği Prometheus’u, öbür oğlu Herakles kurtarır efsanede. Güzelliği alınmış Andromeda’yı da bir başka oğlu Perseus. Bu oğullar Tanrı “kanbağlı”, ama ölümlü tercihlidir…
Hikâye çok uzun tabii, bir o kadar da çok “kişi”li ve karmaşık olaylı. Sonunu söyleyeyim, Andromeda, tee Batlamyus zamanından beri gökyüzünde devasa bir takımyıldız olmuştur, oradan ışımaktadır. Onu zincirden kurtarıp evlenen Perseus ise, hep elinde kesik bir kadın başıyla resmedilecektir: Medusa… Böyle acı bedeller de, öyküler de, efsanelerden gelir günümüze. Mitoloji günümüze yansır, ya da tersi daha doğrudur…
Andromeda, nereden çıktı? Söğütlüçeşme’den. Biliyorsunuz, bir Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi (THTM) üyesi, Kadıköy Belediyesi İçerenköy deprem enkaz eğitimi alanında katıldığı bir eğitim sırasında, tesadüfen, “başından attığı başörtüsü gözlerden saklanacak şekilde, yalnız ve kaidesiz olarak” duran bir heykel gördü. Bu, kadınlara seçme ve seçilme hakkının 50’nci yılı için yapılmış, “Atatürk ve Kadın” olarak bilinen, Söğütlüçeşme Parkı’nda yerleşik anıtın temel parçasıydı. Bütünleyicisi olan Atatürk rölyefi yoktu ortada ve kadının başörtüsünü çıkarma eylemi sarmaşıklarla örtülmüştü. Defalarca gericilerin saldırısına uğrayan, sermayece tahrip edilen, kaidesi rant kepçesine terk edilen ve “onarım” mazeretiyle ortadan kaldırılan heykel, yer sarsıntılarına, fay gerilimi kırılmalarına karşı eğitim sırasında, atılıp gizlendiği yerde ortaya çıktı…
Kadın Dayanışma Komiteleri (KDK) ve THTM, derhal, anıtın onarılarak yerine konulmasını isteyen bir kampanya düzenledi. Bu, kadın eşitliği, kadın hakları ve Cumhuriyet istemek demekti.
Türkiye, kadınların önce yerel, sonra genel seçme ve seçilme hakkını, yanılmıyorsam Sovyetler Birliği’nden az sonra yürürlüğe sokmakla öne çıkan bir ülke… “Medenî dünya” bunu on yıllarca geriden izledi.
Seçme hakkı ve seçilme hakkı. Sadece kimin yöneteceğinde söz sahibi olmak değil, bizzat yönetmeye talip olabilmek. Bunu elde etmiş bir kadından daha korkutucu ne olabilir!
Eserin Heykeltıraşı Hüseyin Gezer’in birçok önemli çalışması var. Ama, seçme ve seçilme hakkını kullanacak kadını, Atatürk’ün yanında, başındaki örtüyü sıyırırken anıtlaştırması… Yoo, bu kabul edilemez!
Kabul ettirilecek. Çünkü, tarih bize, kadınların bu hakkı sadece bir bağış, bir lütuf olarak verilmesiyle ya da Sofya ataşeliğindeki gözlemle değil, Cumhuriyet öncesinden yeni bir düzenin kurulmasına kadar, savaşta ve sosyal, kültürel yaşamda üstlendiği muazzam rolle de kazandığını anlatıyor. Bunun anıtını savunmak için öncünün yanında toplanmak, bunun adımlarından olacak.
Başörtüsünü sıyırınca başı sarmaşıkla örtülerek gizlenmiş bir kadın. Tanrıça’ların erişilmez güzelliğine tehdit görülüp, seçilmeye aday olup derin sulardaki ıssız kayalarda zincire vurulan bir prenses.
Yaz Lukianos…
Andromeda’nın tanrılardan kurtarılıp yıldız kümesi olması, efsane hüznüne çareydi. Heykeli, gerçek dünyada kadınlarıyla erkekleriyle, Cumhuriyet yurttaşları alıp, bir hükümranlığa son vermenin nişanesi olarak “toplumsal kaide”ye yerleştirecek.
Ha, ben şeyi anlatacaktım… Samsatlı Lukianos var ya, aman ne savura savura anlatır o mitolojinin kahramanlarını…. Anlattığı ya da “sıktığı” bir pasajda diyor ki…
Bir dakika. Biz Nusret’le ne zaman belediye otobüsüne binsek, elimizde ineceğimiz durak çizilmiş biletler, hani, müzikli Noel filmleri filan olur, mucize kabilinden öyle bir şey olsa diye hayal kurardık. Biletçi koçanından bilet koparırken ilk dizeyi seslendiriverse, şoför şapkasını çıkarıp başını sallayarak sürdürse, haydi ayakta tutunmuş eli fileli teyze, ona yer veren memur amca, bakışan kızla oğlan derken koro, oynaya bağıra, müzikal salgını… Caddeler, sokaklar…
Toplumun bir ezgide bütünleşip taşması… Ne büyük güç. O heykeli, “toplumsal kaide”ye, kendi kaidesiyle…
Ha, bu Lukianos, Andromeda’yı bambaşka bir olguya gönderme olarak kullanıyor.
“Büyük” İskender, Ovidius’un yapıtını ezberden okurmuş. Öldüğünde, iktidarı yeni yüzlere devredilirken, Abdera kentinde “korkunç” bir salgın başgöstermiş. Yurttaşlar, ateşleniyor, burunlarından kan geliyor, sıtma ve terle kıvranıyorlarmış. Sonra zihinsel bir semptom belirmiş, bu yitiğini ararken hastalanan, çaresizleşen toplumda. Herkes sokaklara dökülmüş, tragedyalar oynamaya, bağıra çağıra şiir okumaya başlamışlar… Betleri benizleri uçukmuş, bir deri bir kemiklermiş, ama haftalarca sürdürmüşler bunu. En çok da, Euripides’in “Andromeda”sıymış canlandırdıkları (Arkhelaos’un çok sıcak bir yaz günü bu oyunu müthiş oynamasına dalıp giden kent halkının güneşten beyinlerinin erimesine ve geriye Andromeda kalmasına bağlıyor bunu bizimki, ne bilsin günümüzü)…
Buradan, sanata ve toplumu etkileyip “dönüştürme” gücüne geçiyor tabii öykü, birkaç gün önce yitirdiğim sevgili dostum Cumhur Orancı’nın müthiş anlatımlı “gemici palavraları” gibi, boşuna anlatılmıyor, düzeni sarakalıyor. Sana da bir buruk selam olsun Lukianos’tan, Cumhur…
İşte böyle bir düşe dalıyor çok ilgisiz görünen çağrışımlarla insan, deyip, gerisini, bağlamını sonraki yazılara bırakayım.
Ama Cumhuriyet, kadın demişken, 25 Kasım “kelebekleri”nin, kadına şiddeti protesto eylemlerine, KDK pankartlarının asıl suçluyu, sermaye ve gericilik düzenini işaret etmesinin önemine değinmeliyim.
Lukianos, Korinthoslular, Makedonya kralının kentlerine saldırısına karşı koymaya çalışırken herkes can havliyle bir işe koşuşturuyormuş diye anlatıyor. Sevgili Diogenes ise, bu arada, meskeni olan fıçıyı, bir oraya bir buraya yuvarlıyormuş. Soranlara, “herkes uğraşırken boş mu durayım” diyormuş…
Bizim “sallamacı” şair, buradan da, bir toplumsal, sanatsal sonuca varıyor, ama, onu da siyasetle yoğurmayı sonraya bırakalım.
Kıssadan hisse: Bir “rastlanılmış” heykel, Andromeda’dan Ekho’ya, Medusa’ya, yüzlerce efsaneden bugüne aktarılagelen kadına şiddetten başlayarak, bir Cumhuriyet projesini kaideye oturtmanın kıvılcımı olabilir. Bunun bir bütün olduğu bilince çıktıkça ve fıçı yuvarlamak yetmeyince. Bir toplumsal uyanış, halk tepkisi, hastalık hezeyanının yayılması gibi gösterilse de…
Lukianos’un yazdığı bu bölümün başlığı: Tarih nasıl yazılmalı!
Sürekli kadınların öldürüldüğü bir ülkede, bir dünya düzeninde bunu normalleştirenlerin karşısında duran güce omuz vererek, kadınların efsanelerden, günümüz destanlarına aktarılmış bir kaderleri olmadığını, olamayacağını göstererek yazılmalı. Yazılacak!
O gün, biletçi, şoför, teyze, amca, genç âşıklar, cadde, sokak, haydii müzikal!