Epstein (IV): Siyasiler, bakanlar, bürokratlar -Eray Özen/T24-

 

Yazı dizisinin bu son bölümünde Epstein’le ilişkisi olan siyasileri anlattım. Bir de bu kadar yazı okuyup bu kadar belge araştırdıktan sonra Jeffrey Epstein ve Ghislaine’le ilgili gözlemlerimi aktarmak istedim. Son olarak soruşturmanın nasıl ilerleyeceğine dair tahminimi de paylaştım

epstein

Geldik yazı dizimizin sonuna. Toplamda dört yazıyla asparagasa, dezenformasyona yakalanmadan ekran görüntüleriyle Epstein belgelerini açıklamaya çalıştım.

Bugün politik figürlere geçmeden size Epstein’in kendisiyle ve suç ortağı Ghislaine Maxwell’le ilgili birkaç şey anlatmak istiyorum.

Jeffrey Epstein’le ilgili okurken, binlerce fotoğrafa bakarken nasıl bir insan gördüm?

Önce şunu söyleyeyim: Ağır ama çok ağır, patolojik seviyesinde narsistik bir karakter var karşımızda. Buna eşlik eden bir de psikopatisi mevcut. Zaten bu ikisi bir araya geldiğinde, olabilecek en kötü kombinasyon ortaya çıkıyor. Narsisist bir psikopat dünyada her türlü kötülüğü yapabilir.

Acıma, üzülme gibi duyguları yaşadığına dair hiçbir belirti yok. Pişmanlık yok. Herhangi bir şeyi yanlış yapmış olabileceğini asla düşünmüyor.

Gerçekten arkadaş olduğu, sevdiği kimse yok. Binlerce insanla temas halinde ama bir tanesi için dertlendiğini görmüyoruz. Tek bir şeye inanıyor: Güçlü olmak. Onun için herkes bu gücü elinde tutması için bir araçtan ibaret.

Maço ve ırkçı. Hem de en fenasından. Karşı cinse herhangi bir saygı duyduğuna dair tek bir iması bile yok. Kadınların sadece fiziğiyle ilgileniyor. Ayrıca kadınları güçlü erkeklere “sunarak” bu adamları en zayıf yerinden yakaladığının farkında. Yani güçlülerin sadakatini onları kendine “mecbur” kılarak kazanıyor. Kendine borçlu hale getiriyor.

Yanındaki Ghislaine Maxwell’in bütün kişiliğini yok etmiş. Yanlış anlamayın, Ghislaine’i savunmak için söylemiyorum bunu. Epstein şeytansa o da şeytanın yardımcısı. Lakin kadının kişiliğini yıllar içinde eritmiş ve kendine sadık, ihtiyaçlarını gören, itaat eden bir köle/suç ortağı yaratmış. Ghislaine’in herhangi bir şeyde Epstein’le ters düşme gibi bir şansı yok. Yıllar içinde yüzüğün (gücün) etkisiyle oradan oraya sürüklenen bir Gollum’a dönüşmüş.

Tabii ki Ghislaine de zeki. Tıpkı sahibi Epstein gibi. Zaten zeki olmasa Epstein’in yanında bunca zaman varlığını sürdüremezdi. Ama zekasını sadece “efendisinin” hizmetine vakfetmiş.

Evet, Ghislaine Maxwell bugün hayatta, bir hücrede ve her şeye, tüm o şeytani eylemlere tamamıyla hakim. Yani konuşsa gerçekten de yer yerinden oynar. Kısa süre sonra ifadesi alınacak. Konuşur mu? Valla, komplo teorisi insanı değilim ama hiç sanmam.

 “Gerçek suçlular” birkaç kişiyi içeri atarak soruşturmayı kapatmayı deneyecektir. Ghislaine’in konuşması durumunda ise Pandora’nın kutusu açılmış olur. Ben dünyadaki  “müesses” nizamın buna izin vereceğini hiç sanmıyorum. Umarım yanılırım.

Ghislaine’le konuşması karşılığında cezasını azaltmak için pazarlık yapılsa dünya bütün o manyakça işleri ve kimin ne tür pislikler yaptığını öğrenir. Bense tam tersine, Ghislaine’in hayatta kalmak için konuşmadığını, konuşmaması karşılığında ona bir şeyler teklif edildiğini düşünüyorum. Bu sadece bir tahmin tabii.

Belgelerin sonuna geldik ve açılan kutudan bir sürü irin aktı ama hala dünyanın en güçlü insanlarının yediği haltları doğrudan gösteren bir kanıta ulaşılamadı. Bu kanıtların olmama ihtimali yok bana kalırsa. Epstein’in en büyük rezillikleri kayıt altına almamış olması düşünülemez. Zaten amacı bu. Bu kanıtlar her ne ise ve her nerede ise belli ki belgelerin arasından ayıklandı ve ortadan kaldırıldı.

Son olarak: Bu işin Demokratı, Cumhuriyetçisi, sağcısı, solcusu filan yok. Her görüşten insan bulaşmış bu adama. Zaten Epstein’in bu anlamda bir omurgası filan da yok. Kim güçlüyse yanaşmış, bal tuzağı kurmuş ve türlü manyak fantezilerine ortak etmek istemiş.

Gelelim isimlere.

Zohran Mamdani

Sosyal medyaya kalsa Mamdani Epstein’in oğlu! Tabii ki bunların hepsi uydurma. Ve çocuk/bebek Mamdani’yle Epstein’i aynı karede gösteren fotoğraflar da yapay zekâyla yapılmış. Son belgelerde sadece sinemacı annesi Mira Nair’in 2009’da kendi yönettiği Ameila için düzenlenen ve ev sahipliğini Ghislaine Maxwell’in yaptığı bir partinin katılımcıları arasında yer aldığı bilgisi var. O kadar.

Howard Lutnick

Trump kabinesinde şu anda Ticaret Bakanı. 2012’de adaya ziyareti planlanmış. Kendi “Epstein’le hiç birlikte vakit geçirmedim” diyor ama belgeler aksini söylüyor. Belgelere göre 23 Aralık 2012’de adaya gitmiş. Zira sonrasında Epstein’in asistanından bir e-posta almış: “Sizi görmek güzeldi.”

Larry Summers

Eski ABD Hazine Bakanı ve Harvard’ın başkanı. Daha önceki belgelerde Epstein’in jetine bindiği ve ta 1998’den 2019’a kadar zaman zaman Epstein’le yazıştığı ortaya çıkmıştı. Harvard, OpenAI ve diğer bazı başka kuruluşlardaki görevlerinden geçen yıl kasım ayında bu ilişkinin ortaya çıkması üzerine istifa etmişti.

Steve Bannon

Trump’ın eski danışmanı ve Goldman Sachs’te çalışmış bir bankacı. Epstein’le uzun uzun yazışmaları var. Hemen her konuda konuşmuşlar. Epstein’in ofisinde çekilmiş bir fotoğraf bırakıyorum. Chomsky ve Bannon bir arada Epstein’i ziyaret etmişler. Düşünün bir yanda Chomsky, diğer yanda Bannon. Sadece Trump’ın danışmanı olmasını geçin, danışmanlıktan kovulduktan sonra Epstein’e gidip tüm Avrupa’nın en sağcı, en faşist politikacılarını birleştirmek için bir fon oluşturmak istediğini söyleyen adam bu. İtalya’dan Salvini, Fransa’da Le Pen gibi tipleri bir araya getirecekmiş. Ve Chomsky bu adamla güle oynaya poz veriyor. İnanılmaz!

Narendra Modi

Hindistan Başbakanı Modi’nin Epstein’le birebir görüşmesi yok ama Modi’ye yakın milyarder Anil Ambani epey yazışmış Epstein’le. Üstelik konular arasında Epstein’in Modi’nin ABD ziyaretinde kimi görüşmeler için aracılık etmesi de var. Ayrıca Modi’nin İsrail ziyareti sonrası Epstein kimliği belirsiz, e-postada “Jabor Y” diye geçen birine şöyle yazmış: "Hindistan Başbakanı Modi tavsiye aldı ve ABD Başkanı'nın iyiliği için İsrail'de dans edip şarkı söyledi. Birkaç hafta önce görüşmüşlerdi... İŞE YARADI!"

Kevin Rudd

Avustralya’nın eski başbakanı. Son yayımlanan belgelerde 8 Haziran 2014’te Epstein’in Rudd’la New York’ta görüşeceğine dair yazışmalar yer alıyor. Epstein iki gün öncesinde asistanına Rudd geleceği için yemek menüsünde değişiklik yapmasını söylüyor ve buluşmanın olacağı gün de özel jetiyle adasından New York’a uçuyor. Rudd halen Avustralya’nın ABD büyükelçisi ve Epstein’le görüştüğü iddialarını yalanlıyor.

Peter Mandelson

Britanyalı eski bakan ve büyükelçi. Epstein’le ilişkisi önceki belgelerde ortay çıkmıştı, bu son postada bu ilişkinin sanılandan da daha derin olduğu anlaşıldı. Tabii İngiltere ayağa kalktı ve geçen pazar Mandelson partiden istifa ettiğini açıkladı. Belgelere göre Mandelson üç parça halinde 2003 ve 2004 yıllarında Epstein’den toplamda 75 bin dolar para almış. Tabii ki herkes gibi o da bu paraları ne zaman ve niye aldığını hatırlamıyor!

Miroslav Lajcak

Son belgelere kadar Slovakya’nın ulusal güvenlik danışmanıydı, istifa etmek zorunda kaldı. Epstein’le bol bol yazışanlardan. Kadınlar hakkında da yazıştığında tarih 2018’di, Epstein’in çevresindeki çember epey daralmıştı, üstelik Lajcak o esnada Slovakya’nın dışişleri bakanıydı.

Mette-Marit

Norveç’in veliaht prensesi. Belgelerde adı toplamda bine yakın defa geçiyor ve prenses Epstein’e bayılıyor! Ona “sen benim beynimi gıdıklıyorsun” diyor, Epstein’den “yumuşak kalpli” ve “Canım benim” diye bahsediyor.

Thorbjorn Jagland

Norveç’in eski başbakanı ve Nobel Komitesi’nin başkanı. Dünkü bölümde de yazmıştım, Epstein’le bol bol yazışması var. Avrupa Konseyi Başkanlığı yaparken Epstein’i Putin’le görüştürmeye çalışmış. Norveç Jagland’ın bu ilişkileriyle ilgili soruşturma başlattı.

Jack Lang

Fransa’nın eski kültür bakanı. Lang’ı 2012’de Epstein’le Woody Allen tanıştırmış. 86 yaşındaki eski bakan Epstein’i “sanata ve sinemaya meraklı bir iş insanı” olarak tanıdığını açıkladı. Reuters Lang’ın bu ilişkisi üzerine ifadeye çağırıldığını yazdı.

Borg Brende

Norveç’in eski dışişleri bakanı ve Dünya Ekonomik Forumu (WEF), yani Davos’un CEO’su. Epstein’in Norveç’e belli ki özel bir ilgisi var. Brende de Epstein’le en az üç kez iş yemeği yemiş, mesajlaşmış ve e-posta alış göndermiş. WEF, Brende’yle ilgili soruşturma başlattığını açıkladı.

Eray Özen/T24

SON

T-24 "Köşebaşı + Gündem" -6 Şubat 2026-


Belediye Başkanı Böcek, Emniyet Müdürü Arslan ve iş takipçisi Ateş, okey masasında!-Tolga Şardan- 

Sanık Fazlı Ateş’in ifadesiyle, Böcek ve Arslan’la beraber zaman zaman aynı masada okey oynadıkları ortaya çıktı. Ateş’in anlatımlarına göre, Arslan’ın resmi lojmanındaki kamelyada bir araya gelen Böcek, Arslan, Ateş ve Böcek’in özel kalem müdürü Yasin Yellice okey oynadı. Dörtlünün bir araya geliş amacını Ateş, “belediye lojmanın peyzaj işlerini yapmıştı. Bizde teşekkür amaçlı orda ağırlamıştık” diye açıkladı.

antalya belediye emniyet

Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in gözaltına alındığı günlerde Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı, dikkat çeken bir gözaltı daha gerçekleştirdi.

Başsavcılık talimatıyla, görevdeki Antalya Emniyet Müdürü İlker Arslan, 7 Eylül günü gözaltına alındı. Kendi emrindeki meslektaşlarınca adliyeye götürülen Arslan, aynı gün tutuklanarak cezaevine konuldu. Arslan, o günden beri tutuklu.

Arslan’ın “ani” gözaltısı ve tutuklanması emniyette şok etkisi yarattı adeta. Zira Arslan’ın teşkilatta mevcut, üstelik güçlü olduğu ifade edilen bir dini yapının içinde yer aldığı emniyetin bilinen gerçeklerinden.

Arslan’ın da aralarında bulunduğu bir grup var, kendileri Reyhani / Erzincan Grubu olarak tanımlanıyor teşkilatta.

Daha doğrusu Refahyol hükümeti döneminde başbakanlık yapan merhum  Necmettin Erbakan’ın korumasında görev yapan polislerin de yer aldığı ve Millî Görüş adı verilen siyasi hareketin günümüz bürokrasisindeki uzantısı bu grup.

Çok kalabalık olmamakla birlikte yüksek rütbede ve üst düzey yönetici konumundalar. Bir de vakıf çatısı altında faaliyetleri var. Başkanları ise bir merkez valisi.

Bu sebepten dolayı, Arslan’ın hakkında adli soruşturma başlatılması grubun tepkisini çekti.

Arslan’ın da içinde bulunduğu grup, aslına bakarsanız Cumhurbaşkanı Erdoğan’a geçmişten “emanet”. Grubun üst düzey yönetici konumunda olanları dönem dönem yurt içi ve dışında “iyi” yerlerde görev yaptılar.

Bu gruptan olan Arslan da en üst rütbeye terfi ettikten hemen sonra Emniyet Genel Müdürlüğü Tanık Koruma Dairesi’ne başkan atandı. Ülkede yürütülen adli soruşturmalar çerçevesinde “gizli tanık” olanların işlemlerini takip eden, son derece kritik bir birimdeki görevin ardından Üsküp’te “müşavir” kadrosunda diplomatik görev yaptı. Üsküp’teki görev biter bitmez “kendisinden daha kıdemli emniyet müdürleri olmasına rağmen” Antalya’ya il emniyet müdürü olarak atandı.

Antalya Emniyet Müdürü İlker Arslan

Yıllar sonra yeşeren dostluk

Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 702 sayfalık iddianamesinde gündem Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’le birlikte ailesi ve ekibi olması nedeniyle Arslan’ın durumu kısmen geri planda kaldı.

İddianamenin detaylarına bakıldığında tutuklu Emniyet Müdürü İlker Arslan’ı görmek mümkün.

Arslan, iddianamede anlatılan 23 eylemden sadece birisinde yer alırken, iki ayrı suçlamanın hedefi oldu.

Savcılıkça yönetilen suçlama, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama ve 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu.

Arslan’ın suçları işlediği iddia edilen takvim ise, 7 Şubat 2025 ile 11 Haziran 2025 günleri arası olarak görünüyor iddianamede.

Savcılık, Eski Antalya Emniyet Müdürü İlker Arslan’ın adının yer aldığı 16 numaralı eylemi, “Antalya İl Emniyet Müdürü İlker Arslan ve Fazlı Ateş isimli şahıs arasındaki finansal hareketler ile Fazlı Ateş’in iş çözme vaadiyle iş adamlarından para alması” başlığıyla tanımladı.

Bu arada Arslan ile Ateş’in tanışıklığı Refahyol hükümetine kadar gidiyor. Arslan, dönemin Başkanı merhum Necmettin Erbakan’ın koruma ekibinde. Ateş ise Refah Partisi’nin gençlik kollarındaydı.

İkilinin yolları zaman içinde ayrıldı ancak Arslan’ın Antalya Emniyet Müdürü olmasıyla yeniden yolları buluştu.

Arslan’dan önce Ateş’in ticari durumunun çok itibarlı olmadığı tanık ifadelerinden anlaşılıyor. Zaten Ateş’le ilgili dolandırıcılık iddiasıyla iki aylık telefon dinleme yapılması için mahkemeden karar alındığı da iddianamede yer buldu.

İkilinin yanındaki üçüncü kişi

Aslına bakarsanız söz konusu iddiaya esas olan eylemi, farklı bir iddianame ile değerlendirmek mümkün. Ancak savcılığın, suç tanımlaması yapılan eylemi bu iddianameye alma gerekçesi, Arslan ile Ateş’in süreçteki bağlantıları.

Bu bağlantılar arasındaki en önemli isim, elbette tutuklu durumdaki eski Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek.

Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek

İddianamede hem suç iddiasını ortaya koyan hem de Böcek özelinde ilginç siyasi bilgiler yer alıyor.

Önce Arslan ile Ateş’in finansal ilişkilerini ortaya koyan bilgileri paylaşmak gerekecek sanırım.

Aslında “ikili” hakkında doğrudan yürütülen bir soruşturma olmamakla birlikte Böcek’e yönelik operasyonda gözaltına alınan, aynı zamanda Antalya Büyükşehir Belediyesi’nden ihale alan iş insanı Bülent Çeken ile yaşananların mağduru olduğunu öne süren iş insanı Evren Topal’ın anlatımları tabloyu ortaya çıkardı.

Savcılığın ağır iddiası

Çeken ve Topal’ın anlatımlarındaki iddialardan yola çıkan savcılık, teknik çalışmalarla delillendirdiği süreci savcılık iddianamede şöyle anlattı:

“(…) Antalya İl Emniyet Müdürü İlker Arslan hakkında “sosyal tanışıklığı bulunan Fazlı Ateş isimli şahıs aracılığıyla rüşvet alma/görevi kötüye kullanma suçları kapsamında kalabilecek maddi menfaat temin ettiğine yönelik” anlatımlarda bulundukları, taraf beyanlarına yönelik KOM Şube Müdürlüğü’nce yapılan araştırmalar neticesinde Fazlı Ateş isimli şahsın beyanlarla uyumlu olacak şekilde İlker Arslan’a yönelik veya ilişkili para transferleri yaptığının tespit edildiği, ayrıca İlker Arslan’ın eşinin geçmiş tarihlerde Fazlı Ateş’e ait şirkette SGK kaydı bulunduğu ve eşine maaş ödemesi adı altında para transferleri yapıldığının anlaşıldığı (…)”

Bu iddiaya karşı taraflar detaylı bilgileri savcılığa aktardı.

Çeken ve Topal iddialarında ısrarcı yaklaşım sergilerken, haklarında adli soruşturma yürütülen Arslan ve Ateş, iddiaları kabul etmedi.

135 milyon lira para transferi iddiası

Savcılık iddianamede sanıklardan Fazlı Ateş hakkında şu değerlendirmeyi yaptı:

“(…) Şüpheli Fazlı Ateş’in dosya kapsamına yansıyan tüm taraf beyanlarından anlaşılacağı üzere iş takipçiliğiyle geçimini sağlayan bir şahıs olduğu, İl Emniyet Müdürü İlker Arslan ve Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek arasındaki yakınlığı insanlara anlatarak Büyükşehir Belediyesi’nde iş çözme vaadiyle maddi menfaatler elde ettiği, bu sayede Bülent Çeken’den İl Emniyet Müdürü İlker Arslan adını kullanarak 6 milyonu aşkın para aldığı, söz konusu menfaatin nüfuz ticareti suçuna vücut verdiği, sonraki süreçte Bülent Çeken ve ortağı Mete Yapal tarafından Mustafa Gökhan Böcek’e 2 ayrı işte 135 milyonu aşkın para transferi yapıldığı,

Bu haliyle Fazlı Ateş’in İlker Arslan’la arasının iyi olduğu bahisle Muhittin Böcek’in ismini zikrederek Bülent Çeken’den sürekli bir şekilde maddi menfaat elde ettiği, Bülent Çeken ve Fazlı Ateş arasında geçmişten gelen diyalog sebebiyle söz konusu maddi  menfaatlerin ve Fazlı Ateş’in Bülent Çeken’in beyanlarının nüfuz ticareti suçuna vücut verdiği hukuken değerlendirildiği, ancak Fazlı Ateş’in geçmiş tanışıklığı olmayan ve çevreden yapılan araştırma neticesinde kendisine ulaştığını belirten Enver Topal isimli şahıstan ise, il emniyet müdürünün lojmanında görüşüp güven telkin ederek 2 milyon TL para almasının ise nitelikli dolandırıcılık suçuna vücut verdiği,

Evren Topal’ın dosya kapsamına sunmuş oluğu WhatsApp yazışmalarından anlaşılacağı üzere şikayet konusu ve Fazlı Ateş’i sıkıştırması üzerine para iadesinin sağlanmak zorunda kaldığı, insanlardan bu şekilde elde ettiği maddi menfaatin bir kısmını İlker Arslan’ın kızı için ev teminat bedeli ve araç gümrükleme bedeli olarak başkaca şahıslara havale ettiği, yine doğrudan İlker Arslan’a para transferleri yaptığı, gerçeğe aykırı olarak ‘çalışıyor’ gibi gösterilerek, eşini kendi şirketinde maaşlı ve sigortalı olarak gösterip Melek Arslan’a  para transferleri yaptığı, ayrıca şüphelinin Bülent Çeken ve Evren Topal’dan almış olduğu paraların elden ya da 3. şahıslara transfer ettirerek şahısların bankadan temini sonrası elden almasıyla TCK 282/1 maddesinde tanımlı ‘suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerinin aklanması suçuna vücut verecek’ eylemler içerisinde bulunduğu,

Bu haliyle şüpheli Fazlı Ateş’in nitelikli dolandırıcılık, nüfuz ticareti ve suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerinin aklanması suçlarını işlediği hususunda hakkında kamu davası açmaya yetecek yeterli şüphenin oluştuğu, (…)”

“Hayatın olağan akışında değil”

Tutuklu Eski Antalya Emniyet Müdürü İlker Arslan’a yönelik ise, savcılığın değerlendirmesi şöyle:

“(…) Şüpheli İlker Arslan’ın Antalya İl Emniyet Müdürü olarak görev yaptığı, taraf anlatımlarından anlaşılacağı üzere geçmişe dayalı tanışıklıkları olduğu ifade edilse de uzun süredir irtibatı olmayan Fazlı Ateş ile görev tanımına aykırı olarak şekilde sosyal ve finansal ilişki içerisine girdiği,

Şahıs üzerinden kızı ve şahsına yönelik maddi menfaat geçişlerinin MASAK verilerinin incelemesi neticesinde tespit edildiği, haricen yine eşi Melek Arslan’ın, Fazlı Ateş’in herhangi bir mekan ya da envanteri bulunmayan şirkette ‘çalışıyor’ gibi gösterilerek maddi menfaat elde ettiği,

Eşinin çalışma şekli ve süresiyle ilgili olarak tarafların çelişkili beyanlarda bulunduğu, şüpheli İlker Arslan’ın Fazlı Ateş ile olan finansal irtibatına ilişkin dosya kapsamına sunmuş olduğu adi sözleşmenin itibar edilebilecek bir niteliği bulunmadığı, sözleşme içeriğiyle ilgili olarak Fazlı Ateş’in kolluk ve savcılıkta fiyat ve arsa payıyla ilgili çelişkili beyanlarda bulunduğu,

Ayrıca İlker Arslan’ın alınan savcılık ifadesinde, kredi kartı borcu olduğundan bahsetmesine rağmen yurt dışından getirmiş olduğu aracın gümrük bedelinin ödenmesi ve kız çocuğuna daire almasının hayatın olağan akışı içerisinde itibar edilebilecek niteliğe haiz olmadığının değerlendirildiği,

Fazlı Ateş’in insanları dolandırması veya nüfuz ticareti suçunu işlediğine yönelik eylemlerinden haberdar olduğuna yönelik bu aşamada delil elde edilemeyen İlker Arslan’ın bu haliyle 3628 Sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu’nun 4. Maddesinde tanımlanan ve 13. Maddesinde yaptırıma bağlanan haksız mal edinme suçu ile Fazlı Ateş’in gerçekleştirmiş olduğu eylemler sebebiyle elde ettiği maddi menfaatin aklanması sürecinde kişisel menfaat elde ederek suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerinin aklanması suçuna iştirak ettiği hususunda hakkında kamu davası açmaya yetecek yeterli şüphenin oluştuğu (…)”

Okey masasındaki dörtlü

Bu arada sanık Fazlı Ateş’in ifadesiyle, Böcek ve Arslan’la beraber zaman zaman aynı masada okey oynadıkları ortaya çıktı.

Ateş’in anlatımlarına göre, Arslan’ın resmi lojmanındaki kamelyada bir araya gelen Böcek, Arslan, Ateş ve Böcek’in özel kalem müdürü Yasin Yellice okey oynadı. Dörtlünün bir araya geliş amacını Ateş, “belediye lojmanın peyzaj işlerini yapmıştı. Bizde teşekkür amaçlı orda ağırlamıştık” diye açıkladı.

Bir belediye başkanı ile bir il emniyet müdürünün aynı masada “masumane” gerekçeyle okey oynamasının elbette bir sakıncası olmaz. Ancak burada, “seçilmiş” ile “atanmış” arasındaki dostluk farklı bir amaçla pekişmiş iddiası söz konusu.

Böcek, operasyon olmasa parti mi değiştirecekti?

İddianamede yer alan bir ifadede geçen cümleler, tutuklu Böcek’in, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde “seçildiği partiden başka partiye geçmeyi düşündüğü” iddiasını ortaya çıkardı.

Soruşturma sırasında ifadesine başvurulan Alkan Evren, Böcek’in parti değiştirmeyi düşündüğünü öne sürdü.

Böcek’in “düşündüğü” parti değişikliği Evren’in ifadesine şöyle yansıdı:

“(…) Benim bildiğim kadarı ile Antalya Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik operasyonlar başlamadan 2 ya da 3 hafta kadar önce Fazlı Ateş, bu süreçte Muhittin Böcek’in parti değiştirmesi gerektiğini ve bunun için aracı olabileceğinden bahsederdi.

Bir görüşmemizde Serkan Temuçin Fazlı Ateş ile Muhittin Böcek’e telkinde bulunarak mevcut partisinin kendisine yakışmadığını, kendi çıkarları için kullandığını ve ‘sizin de bunca yıllık siyasetçi olarak bunları görmesi gerektiğini’ söyledik ve parti değiştirmesi konusunda telkinde bulunduk.

Bunun üzerine Muhittin Böcek de ‘söylediğiniz şey doğru. Ben bunun farkındayım. Bunlarla da hiçbir yolda yürünmez’ dedi ve görüşmeler yapacağını söyledi. Fazlı Ateş de, Muhittin Böcek’in bu söylemi üzerine gerekli görüşmeleri yapacağını söyledi.

Aradan bir hafta kadar sonra ben, Serkan Temuçin ile birlikte, Fazlı Ateş ve Muhittin Böcek ayrı olmak üzere Ankara iline gittik ve dördümüz orada buluştuk. Buluştuğumuz noktaya Bülent Çeken de gelmişti. Yanlış hatırlamamakla birlikte bu şahsı Fazlı Ateş veya Muhittin Böcek çağırmış olabilir.

Ankara ilinde iki gün kadar kaldık. Bu süre içinde Muhittin Böcek, Fazlı Ateş, Serkan Temuçin ve Bülent Çeken, Ankara ilinde çeşitli kurumlarla belediye işleri ve parti değişikliği konusunda görüşmeler yaptılar. (…)”

Sonuçta anlatım iddiaya dayanıyor. Ama yine de “Böcek gözaltına alınmasaydı gerçekten böylesi bir siyasi manevra yapabilecek miydi acaba?” sorusu akıllara düşüyor.

/././

“Aferin” diyebileceğimiz bir tablo değil -Mehmet Y.Yılmaz- 

Bilal Erdoğan’ın “Gerçekten şu son 23 yıldaki büyüme Cumhuriyet tarihinde bırakın Osmanlı tarihinde de yok, 8 kat büyüdü” sözleri kulağa hoş geliyor ama bu büyüme biraz sarı ineğin büyümesi gibi… 25 yıllık AKP iktidarında varabildiğimiz yere bakalım: Dünyada gıda enflasyonunda dördüncü sıradayız. 38 üyeli OECD ülkeleri arasında asgari ücretimiz 17 – 20. sıralarda, ortalama emekli maaşlarımız ise sondan yedinci sırada.

Bilal Erdoğan, Gençlik Liderliği Eğitim Programı’nın açılış konuşmasını yaptı.

Sevindim tabii. Ne de olsa Harward’larda okumuş, gençlere bir iki kelime bir şeyler öğretmiştir diye aklımdan geçirdim.

Konuşmasının tümünü okuyunca da biraz huylanmadım değil.

Acaba o da bazı şeyleri babası gibi yanlış mı öğrenmiş diye düşündüm.

Biliyorsunuz babası iktisatçı olduğunu söylüyor, gerçi diplomasının orijinalini gören yok ama en azından kendi beyanı böyle.

İktisatçı olarak enflasyonu indireceğim derken nasıl azdırdığını biliyoruz, hâlâ bunun sonuçları ile mücadele ediyoruz.

Bilal Bey, eğitimde kent yoksulluğundan da söz etmiş ama bunu tam olarak anlatabildiğini söyleyemeyeceğim.

Bunun için kendisini eleştirmiyorum tabii, çünkü bu konuda başı sonu belli bir şey söyleyecek olsa zülfüyâra dokunur, babasını kızdırırdı.

O da doğal olarak “başarıya odaklanmış”, şöyle diyor:

“Türkiye'nin şöyle son 100 yılını alın ekonomik durumu itibariyle, yani bütün dünya ekonomisine nazaran bir inceleyin göreceksiniz, gerçekten şu son 23 yıldaki büyüme Cumhuriyet tarihinde bırakın Osmanlı tarihinde de yok yani. Osmanlı ekonomisi de çok stabil yani, biz endüstri devrimi olduktan sonra yakalanan ekonomik büyümeleri Osmanlı devriminde yakalayamadık maalesef onları kaçırdık. Bütün o birikmiş kaçırdığımız adeta trenleri şu 23 yılda yakaladık. Öyle bir yakaladık ki bu 23 yıldaki ekonomik büyüklüğü ülkenin 8 kat büyüdü. Kişi başına milli gelir 6 kat büyüdü.”

Bilal Bey’in “8 kat büyüdü, 6 kat büyüdü” sözleri kulağa hoş geliyor tabii.

Ama unuttuğu bir şey var ki bu büyüme biraz sarı ineğin büyümesi gibi.

Bir buzağı bağlı olduğu samanlıkta nasıl kendi kendine büyüyorsa bu büyüme de biraz öyle.

Nasıl ki “aferin bak buzağıydın, şimdi inek oldun” diye kendisini kutlamıyorsak bu büyüme için son 23 yılın yöneticilerini de kutlamamız gerekmez.

Çünkü mesela Vietnam bu son 25 yılda 13 kat büyüdü.

Son 25 yılda (IMF ve Dünya Bankası verilerine göre) en çok büyüyen ilk beş ülke şöyle:

1 – Çin (Yüzde 1400), 2 – Vietnam (Yüzde 1290), 3 – Bangladeş (Yüzde 770), 4 – Hindistan (Yüzde 750), 5 – Endonezya (Yüzde 745).

Aynı sürede Türkiye’nin büyümesi yüzde 307.

Türkiye, Cumhuriyet’in ilk 25 yılında yılda ortalama yüzde 3,8’lik bir büyüme yakaladı.

O günden beri de her yıl yüzde 3 ile yüzde 5 aralığında büyüyor.

Unutmayalım ki o dönemde 1929 ekonomik buhranı ve İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıcı etkileri, bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de büyümeyi yavaşlattı, bazı yıllarda küçülmeye de neden oldu.

İlk 25 yıldaki büyüme ile bu yıllardaki büyüme rakamsal olarak birbirine benziyor olsa da aynı şey değil.

Devlet öncülüğünde sanayileşme hamlesi, tarımsal üretimdeki artış ve yapısal dönüşümden kaynaklanan, iç tasarrufa önem veren büyüme ile dış kredi ile tüketime gaz vermekten kaynaklanan büyüme aynı şey değil.

Türkiye’nin son 25 yıldaki büyümesini küçümsüyor değilim elbette.

Bu büyüme ile övünmek, son 25 yılın 23’ünde tek başına iktidar olan bir parti ve yandaşları için normal, ayıplanacak bir şey değil.

Ancak kendilerini sürekli Cumhuriyet’in ilk yıllarıyla kıyaslamak gibi bir hata içindeler.

O günlerdeki ekonomik kalkınma çabasını, büyümeyi küçümser bir halleri var.

Çok saçma bir kıyaslama çabası bu.

Savaştan her şeyini tüketerek çıkmış bir ülkenin, 1929 ekonomik buhranına ve 2. Dünya Savaşı’na rağmen başarabildiğini küçümseyerek, kendi boylarının büyüdüğünü mü düşünüyorlar diye merak ediyorum.

Büyük ihtimalle önümüzdeki 25 yıldaki büyüme de geçtiğimiz 25 yıldaki büyümeden fazla olacak.

Ekonominin temel kurumlarının bağımsızlığına ve uzmanlığına saygı duyan, birikimleri ya da dış kredileri taşa toprağa gömeceğine ileri teknoloji transferine ve üretimine yoğunlaşan, öngörülebilir bir hukuk düzenini yürütebilen, eğitimi ideolojik hedeflerine göre değil de çağın gereklerini yakalamaya göre yapılandırabilen bir ülkede ekonomik büyümenin geçtiğimiz 25 yılı üçe beşe katlaması çok mümkün.

25 yıllık AKP iktidarında şuradan geçtik, buradan geldik derken varabildiğimiz yere bakalım:

Dünyada gıda enflasyonunda dördüncü sıradayız.

Üç üstümüzde ve altı altımızdaki ülkelere bakın: Venezuela, Zimbabwe, Arjantin ilk üçte. Bizi Nijerya, Etiyopya, Pakistan, Mısır, Gana, Lübnan takip ediyor.

Övünülecek bir tablo mu?

38 üyeli OECD ülkeleri arasında satın alma gücü paritesine göre asgari ücretimiz 17 – 20. sıralarda.

Gurur duyulacak bir tablo mu?

Ortalama emekli maaşlarımız, satın alma gücü paritesine göre OECD ülkeleri arasında sondan yedinci sırada.

Bunlara bakıp “aferin Erdoğan yönetimine” diyebilir miyiz?

* * *

Şüyuu vukuundan beter mi?

Öcalan, TBMM heyetiyle bir hatıra fotoğrafı çekilmesini istemiş ama MHP Genel Başkan Yardımcısı bu talebi reddederek masadan kalkmış. Demek ki Öcalan’ı ziyaret etmekten daha kötüsü, bunun duyulmasıymış.
MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız

Başlıktaki bu söz “duyulması, gerçekleşmesinden daha kötü” durumları, olayları tarif etmek için kullandığımız bir deyim.

AKP, MHP ve DEMP milletvekillerinden oluşan bir TBMM heyetinin, Abdullah Öcalan’a yaptıkları cezaevi ziyareti sırasında toplu bir fotoğraf çektirilmediğini daha önce öğrenmiştik.

Dün de öğrendik ki Öcalan böyle bir hatıra fotoğrafı çekilmesini istemiş  ama  MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız bu talebi reddederek “görüşme bitmiştir” deyip, masadan kalkmış.

Bu haberi okuyunca başlıktaki söz aklıma geldi.

Demek ki Abdullah Öcalan’ı cezaevinde ziyaret etmekten daha kötüsü, bunun duyulmasıymış diye aklımdan geçirdim.

Herkes ziyareti kimlerin yaptığını biliyor, gününe, saatine, görüşmenin kaç dakika sürdüğüne ve nelerin konuşulduğuna kadar duruma hâkimiz.

Bir tek eksik hatıra fotoğrafı kalmış onu da MHP’li yetkili istememiş.

Niye acaba?

Gerçek hayatta yan yana gelmekte mahzur görmediğiniz bir insanla fotoğrafta yan yana görünmenin ne sakıncası olabilir ki?

/././

Epstein Belgeleri (III): En acayip bulduğum yazışmalar -Eray Özer /T24-

Epstein dizisine bugün en çarpıcı ve acayip bulduğum bazı belgelerle devam ediyoruz. Bu belgelerin içinde Mossad var, Cemal Kaşıkçı var, cinayet var, Woody Allen var, Hollywood guruları var, Obama’nın danışmanı var. Var da var...

Epstein

Epstein yazı dizisini bir gün daha uzatmaya ve bugün aktarma sözü verdiğim siyasi isimlerin Epstein’le ilişkisi meselesini yarına bırakmaya karar verdim. Zira konuya dair elimde vakit kaybetmeden aktarmak istediğim başka bilgi ve belgeler var.

Vakit kaybetmek istemedim zira bu yazacaklarımın bir kısmı henüz Türkiye’de karşıma çıkmadı. Tabii ki çok fazla sayıda “çarpıcı” belge var ama buraya en bilinenleri almadım. Aksine, az bilinen ama Epstein’in sapkın zihin dünyasını gösteren, çeşitli olaylara gönderme yapan belgeleri tercih ettim.

Siyasi isimlere ise yarınki son bölümde değineceğim.

Müstakbel “kayınpederi” Mossad’ı tehdit etmiş

Epstein’in gönderdiği bir e-postada, suç ortağı ve nişanlısı Ghislaine Maxwell’in babası Robert Maxwell’in İsrail gizli servisi Mossad için çalıştığını ve Mossad’dan şantajla 400 milyon dolar talep ettiğini yazıyor. 2018 tarihli ve alıcısı açıklanmayan e-postada Epstein “müstakbel” ve müteveffa kayın pederinin İngiltere, ABD ve Rusya’da en üst düzey kişilere erişim imkanı olduğunu, buralardan duyduklarını Tel Aviv’de Mossad’a anlattığını iddia ediyor.

Buna karşılık Mossad da Robert Maxwell’in lükse düşkünlüğünü ve aşırı harcamalarını tolere etmiş. Fakat nihayetinde Maxwell çöken imparatorluğunu kurtarmak için Mossad’dan 400 milyon talep etmiş ve vermemeleri halinde onlar için yaptıklarını ifşa etme tehdidinde bulunmuş.

Robert Maxwell, 1991’de şüpheli bir intiharla hayatını kaybetmişti.

Cemal Kaşıkçı cinayetinde BAE, Suudilere tuzak kurdu iddiası

Epstein, Anas Alrasheed isminde biriyle Cemal Kaşıkçı cinayeti hakkında yazışırken MBZ diye bir kısaltma kullanıyor. Yazışmanın sonunda Epstein “Burnumu daha büyük kokular geliyor” diyor ve ekliyor: “MBZ ona tuzak kurmuşsa şaşırmam.”

MBZ, Birleşik Arap Emirlikleri’nin devlet başkanı Muhammed bin Zayid’in sıkça kullanılan kısaltması. Yani Epstein, Cemal Kaşıkçı cinayetinde Suudilere, özellikle de Muhammed Bin Selman’a BAE’nin tuzak kurmuş olabileceğini söylüyor.

Aynı yazışmada Epstein Kaşıkçı’yı öldürenlerden birinin o anları telefonuyla kaydettiğini ve telefonun “hacklendiğini” söylüyor.

“Sana öldürme izni veriyorum”

Bu yazışmanın Epstein’le kimin arasında geçtiğini bilmiyoruz. İşin ilginci yazıda hakkında bahsedilen kişinin ismi de yok. Fakat bahsi geçen kişi her kimse hem Epstein’e hem de onun yazıştığı insana yalan söylemiş.

Bunun üzerine karşıdaki kişi “Sana onu öldürme izni veriyorum” diyor. Epstein’in buna tepkisi “Whoops” şeklinde. Karşı taraf devam ediyor: “Hiç kimse sana yalan söyleyip elimden kurtulamaz. Hiç kimse.”

Woody Allen’la “pedofili kongresi”

Woody Allen, Epstein’in hem arkadaşı hem New York’ta komşusu. Üstelik hakkında taciz iddiaları bulunan ve eski üvey kızıyla evlenen bir isim. E-postasında ismi “İzmo” diye geçen biri Epstein’e “Neredesin” diye soruyor ve Epstein “Woody Allen’la Paris’teyim” diye cevaplıyor.

Karşıdaki kişi bir şakayla(!) cevaplıyor: “Les Pedofiller Kongresi için mi?” (Lö diye okunan Les, İngilizcedeki “the”nın karşılığı ve çoğu kelimenin başında kullanılabiliyor.)

Şaka yaptıkları konu iğrenç, böyle bir konuda şaka yapabilmeleri daha da iğrenç. Fakat daha da iğrenç olan bir şey var, o da Epstein’in böyle bir şakaya tepkisi: “Sanırım pedofil iki i’yle yazılıyor” (İngilizcesinde “pedophilee” şeklinde) diye cevaplıyor sadece. Dünyanın en normal şeyi üzerine şakalaşıyorlarmış gibi…

“Guru”yla vajina şakaları(!)

Peter Attia, ABD’de ünlülerin sağlıklı yaşam gurusu olarak bilinen bir isim. Yakın zamanda da Bari Weiss yönetimine geçen CBS’te ekran önüne çıkmaya başlamıştı.

Attia’nın Epstein’e attığı bir e-posta belgeler arasından çıktı ve büyük tepki çekti: “Pussy (argoda vajina) düşük karbonhidratlıdır. Ama glutenli olup olmadığının sonuçlarını hâlâ bekliyoruz.”

Attia bu e-posta sonrası özür diledi. Epstein’le benzer iğrençlikte yazışmalar yapan hemen herkes gibi. E-postanın 2016 tarihli olması ve Epstein’in rezilliklerinin bir bölümünün o tarihte ortaya dökülmüş olması da gözden kaçmıyor tabii.

Obama’nın danışmanı: Ona bayılıyorum

Kathy Ruemmler, Goldman Sachs’ın eski üst düzey avukatlarından ve  Obama döneminde Beyaz Saray’a danışmanlık veren isimlerden biri. 2015’te yazışmalarından Avrupa’ya yapacağı “first class” yolculuk için gereken paranın Epstein tarafından karşılandığı anlaşılıyor.

Yazışmalarda Ruemmler yere göğe koyamıyor Epstein’i: “Ona bayılıyorum” diyor. Başka bir yerde “Harika Epstein” diyor. Yetmiyor, “Sanki bir başka ağabeyim daha varmış gibi” diyor.

Aynı danışman bir başka yazışmada Epstein’e Beyaz Saray’ın yapacağı bir açıklama için akıl danışıyor.

Putin’e ulaşmak, belki de Rusya’ya sığınmak istemiş

Epstein hakkındaki ilk suçlamaların gündeme gelmesinin ardından 2013 ile 2018 arasında birkaç kez Rusya Devlet Başkanı Putin’le görüşmek için araya aracılar koymaya çalışmış.

Çeşitli arkadaşlarından kendisi için aracı olmalarını ve Rusya’ya yatırım yapma vaadiyle Putin’le randevu ayarlamalarını istemiş.

Özellikle eski Avrupa Konseyi Genel Sekreteri -ve Norveç’in eski başbakanı- Thorbjorn Jagland’a çok sayıda e-posta göndererek kendisini Putin’le buluşturmasını istemiş. Hem de defalarca... Jagland’ın cevaplarından onun da bunun için uğraştığı anlaşılıyor. Fakat Putin’le görüşme bir şekilde gerçekleşmemiş görünüyor.

Aynı şekilde Rusya vizesi için de epey uğraşmış.

Eray Özer /T24

YARIN: BELGELERDE YER ALAN SİYASİLER

6 ŞUBAT -soL- 6 Şubat 2026-

Depremin üçüncü yılında adalet ve gelecek kaygısı: Bölgede suç ve umutsuzluk tırmanıyor -Özkan Öztaş- 

6 Şubat depremlerinin üzerinden geçen üç yıla rağmen, deprem bölgesinde yaşayan yurttaşlar sadece barınma ve ısınma gibi temel sorunlarla değil, hayatlarına yeni eklenen ağır sosyal krizlerle de mücadele ediyor. Yaşananları Avukat Özgür Çıkın ve Psikolog Fatma Irmak soL'a anlattı.

Depremin ardından geçen zaman zarfında bölgedeki hukuki ve sosyal tabloyu değerlendiren Avukat Özgür Çıkın ve Psikolog Fatma Irmak, yıkımın sadece binalarda değil, toplumsal yapıda da derin yaralar açtığını ifade ediyor. Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesinde depreme yakalanan ve günlerce aracında yaşamak zorunda kalan avukat Çıkın, bir hukukçu gözüyle bölgedeki çarpıcı değişimi aktarıyor.

Uyuşturucu ve şiddet sarmalı

Bölgede nobranlık ve şiddetin okuldan sokağa her alanda arttığını belirten Özgür Çıkın, adli vakaların artık bir rutin haline geldiğine dikkat çekiyor. Özellikle küçük yerleşim yerlerinde daha önce münferit görülen uyuşturucu kullanımının deprem sonrası ciddi bir artış gösterdiğini ifade eden Çıkın, kendi çocuklarının da benzer güvenlik ve huzur kaygıları nedeniyle okul değiştirmek zorunda kaldığını ekliyor.

Psikolog Fatma Irmak ise bu durumu "geleceksizlik ve henüz atlatılamamış travmalar" ile açıklıyor. Irmak, insanların trafikte veya işyerinde sürekli bir gerilimle hareket ettiğini, kalabalık ve özel hayatın olmadığı barınma merkezlerinin suça açık mekanlar haline geldiğini vurguluyor.

Sessiz tehlike: Bireysel silahlanma

Deprem bölgesindeki bir diğer kritik sorun ise bireysel silahlanmadaki artış. 

Avukat Çıkın, resmi bir veri açıklanmasa da adliyeye ve hastaneye yansıyan vakalarda silahlı yaralamaların deprem öncesine oranla ciddi şekilde arttığını belirtiyor. Bu konuda adli makamlardan istatistik talep ettiğini ancak yanıt alamadığını söyleyen Çıkın, depremin ilk günlerindeki yağma ve hırsızlık iddialarının toplumda "silahımız olsaydı bunlar olmazdı" algısını tetiklediğini dile getiriyor.

Adalete olan inanç sönüyor

Depremin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen elle tutulur bir dava sonucunun olmaması, halkın adalete olan güvenini sarsmış durumda. 

Bazı ilçelerde henüz iddianamelerin bile tamamlanmadığını söyleyen Çıkın, "güçlüden yana tesis edilen bir adalet" kanısının hakim olduğunu belirtiyor. 40-50 kişinin öldüğü blokların duruşmalarına bazen tek bir yakınının bile gelmediğini ifade eden Çıkın, bunun nedenini "adalete olan inancın yitirilmesi ve büyük patronlara bir şey olmayacağı düşüncesi" olarak özetliyor. Bu noktada Adalet Peşinde Aileler Platformu örneğinde olduğu gibi bir araya gelen aileler davaları toplumsallaştırmak için mücadelesini sürdürüyor.

Gençlerde gelecek kaygısı ve intiharlar

Avukat Çıkın ve Psikolog Irmak'ın üzerinde durduğu en acı tablo ise artan genç intiharları ve çocuklarda artan suç oranları. Özellikle ateşli silahlar ve bıçaklar hakkındaki kanuna muhalefet suçlarında çocuk yaş grubunun yoğunluğu dikkat çekiyor.

Fatma Irmak, uyuşturucu ve borç yükü altındaki gençlerin, kolayca eriştikleri silahları bazen kendi hayatlarına son vermek için kullandıklarını belirtiyor. Irmak’a göre, üç yıldır bu travmaların iyileştirilmesi için devlet tarafından sağlıklı bir adım atılmaması, insanları çaresizlikleriyle baş başa bırakarak şiddet ve uyuşturucu sarmalına itiyor.

Deprem bölgesinde üçüncü sene geride kalırken, yıkımın yarattığı dolaylı etkiler katlanarak devam ediyor. Barınma, elektrik ve ısınma gibi temel yaşamsal sorunlar henüz çözülememişken, bunların üzerine binen güvenlik zafiyeti, uyuşturucu kullanımı ve adalet arayışındaki tıkanıklık bölge halkını ağır bir yükle baş başa bırakıyor. Çözülmeyi bekleyen bu yeni ve derinleşen sorunlar, depremzedelerin sadece geçmişteki kayıplarıyla değil, aynı zamanda bugün ve gelecekleri için de büyük bir belirsizlikle mücadele etmek zorunda olduklarını gösteriyor.

https://haber.sol.org.tr/haber/bir-turkiye-fotografi-ben-acimdan-utandim-onlar-utanmadi-bizi-katillerle-bir-kefeye-koydular

***

'Asrın destanı' yalanının en çarpıcı ispatı: Hatay'da gaz lambası satışı rekor kırıyor -Özkan Öztaş- 

Deprem bölgesindeki "şahlanış" mesajlarına karşın Hatay'da 20 yıldır raflarda bekleyen gaz ocakları ve "lüküs" lambaları, elektrik kesintileri ve barınma krizi nedeniyle rekor satışlara ulaştı.

Hatay'ın Defne ilçesine bağlı Harbiye Mahallesi'nde yaşayan Aydın Gümüşlü, yaklaşık 20 yıldır tüp ve buna bağlı gereçlerin satışını yapıyor. Deprem öncesinde çok daha geniş bir çalışma alanına sahip olan Gümüşlü, işyerinin yıkılmasıyla birlikte faaliyetlerini mahallesindeki bir depoda sürdürüyor.

Gümüşlü'nün öyküsü ve yaşadıkları, iktidarın "destan" yalanlarının küçük ama çok çarpıcı bir örneğini gözler önüne seriyor.

2006 yılından deprem anına kadar satamadığı kadar katalitik ısıtıcı, gaz ocağı ve aydınlatma gerecini depremden sonraki bir haftada sattığını belirten Gümüşlü, bu durumu biraz öfke biraz da acı bir gülümsemeyle tarif ediyor.

Deprem bölgelerinde yaşanan elektrik kesintilerinden dolayı depremzedeler çareyi eski usul aydınlatmalarda arıyor. "Lüküs" adıyla bilinen gaz lambaları yok satıyor.

Elektrik kesintileri depremin kendisi kadar büyük bir sorun

Bölgedeki en temel problemlerin barınma, fahiş kiralar ve işsizlik olduğunu vurgulayan Aydın Gümüşlü, özellikle elektrik altyapısındaki yetersizliğe dikkat çekiyor. 

Hatay genelinde doğalgaz altyapısının eksikliği nedeniyle birçok vatandaş ısınmak için ısı pompalarını tercih ediyor. Ancak sık sık yaşanan ve bazen bir haftayı aşan elektrik kesintileri bu cihazları işlevsiz bırakıyor. Şarjlı lambaların dahi uzun süreli kesintilerde yetersiz kaldığını ifade eden Gümüşlü, halkın çareyi "lüküs lambası" olarak bilinen eski tip aydınlatma araçlarında ve gazlı ocaklarda bulduğunu söylüyor. 

Elektrik problemi, ayakta kalan binalarda yaşayanların hayatını deprem kadar derinden etkilemeye devam ediyor.

Katalitik ısıtıcılar, gaz lambaları ya da kamp sobaları... Artık raflarda bunlar yer alıyor. Esnaflar depremden önce varlığını unuttuğu ürünlerin depremden sonra duyulan talep karşısında ihtiyaca yanıt vermekte zorlandıklarını ifade ediyor.

Bakan Kurum'un 'asrın destanı' söylemi ve sahadaki karşılığı

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, depremin ardından yürütülen çalışmaları Türkiye'nin asrın felaketini "asrın destanına" dönüştürmesi olarak nitelendirmişti.

Bakan Kurum, 11 şehrin tamamında "tarihin yeniden yazıldığını, ilk konut temellerinin 15. günde atıldığını ve 45. günde teslimatların başladığını" öne sürerek, "devlet nerede" diyenlere "bu inşa süreciyle cevap verdiklerini" söylemişti. 

Kurum'un Hatay ve diğer illerin "artık ışıl ışıl" olduğu yönündeki açıklamaları, sahada işsizlik ve geleceksizlik ile boğuşan depremzedeler tarafından gerçekçi bulunmuyor.

Büyük resmi aydınlatmak için gaz lambası gerekiyor

İktidar kanadından gelen "bölgelerin ayağa kalktığı ve şehirlerin eski günlerini geride bıraktığı" yönündeki mesajlar, depremzedelerin gündelik yaşamındaki zorluklarla çarpışıyor. Barınma sorununun çözüldüğü ve hayatın normale döndüğü iddiaları sürerken, sahipsizlik hissi ve temel altyapı hizmetlerine ulaşılamaması halkı geçmişin demode kalmış araçlarını kullanmaya mecbur bırakıyor. 

"Hatay ışıl ışıl" sosyal medya paylaşımlarının ardında karanlıkta yaşamaya devam eden, elektrik kesintilerinden dolayı ısınamayan insanların öyküleri yer alıyor. Depremzedeler "Sorunlar daha ne kadar böyle devam edecek, artık kestiremiyoruz" diyor.

Hatay'da ve diğer deprem kentlerinde halk, iktidarın anlattığı o büyük resmi aydınlatmak için şimdilik sadece satış rekorları kıran o eski gaz lambalarını kullanabiliyor.

https://haber.sol.org.tr/haber/1-ocaktan-bu-yana-enerji-yok-hatayda-hayat-durma-noktasina-geldi-404974

***

Depremzede işsizlerin buluşma noktası: Şantiyeler -Özkan Öztaş- 

Depremin üçüncü yılında bölgede istihdam alanlarının yok olmasıyla derinleşen işsizlik krizi, üniversite mezunlarını şantiyelere mahkum etti. Hatay, 2025 yılında yaşanan 64 iş cinayetiyle Türkiye genelinde 5. sırada yer alırken; işçiler, inşaat süreci bittiğinde on binlerce kişinin işsiz kalacağını ve patronların bu durumu düşük ücretler için fırsata çevireceğini hatırlatıyor.

Depremin üzerinden geçen üç yıla rağmen bölgede işsizlik ve istihdam sorunu artarak devam ediyor. 

Deprem sonrasında işyerlerinin kapanması ve eski üretim alanlarının ortadan kalkması, deprem kentlerinde ciddi bir geçim krizini tetikledi. Yaşadıkları mağduriyeti anlatan emekçiler, bölgedeki işsizlik probleminin ülke gündeminde yeterince yer bulmamasından şikayetçi.

Bu sorunu en derinden hissedenlerden biri olan Mehmet, 2018 yılında Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi'nden mezun olmuş. Mezuniyetinin ardından uzun süre KPSS için emek veren Mehmet, yüksek puanlar almasına rağmen yeterli alım yapılmadığı için atanamamış. Türkiye'de kamu atamalarının ancak seçimden seçime ciddi oranlara ulaştığını belirten Mehmet için asıl kırılma noktası 6 Şubat 2023 depremi olmuş.

Mehmet ve onun gibi birçok üniversite mezunu arkadaşı, bugün Hatay'daki şantiyelerde işçilik yapıyor. Kendi mesleğini yapmaya çalıştığında dershanelerin asgari ücret, hatta bazen asgari ücretin altında komik rakamlar teklif ettiğini söyleyen Mehmet, "Edebiyat para etmiyor" diyor ve şantiye ekonomisini şu sözlerle özetliyor: İnşaatta vasıfsız bir işçinin başlangıç maaşı 35 bin TL, bazı yerlerde 40 bin TL'ye çıkıyor. Eğer bir uzmanlığınız ya da ustalığınız varsa 60-70 bin TL kazanabiliyorsunuz. Depremden önce işsiz üniversitelilerin durağı ya polislik ya da uzman çavuşluk olurdu, artık deprem bölgelerinde bu yerin adresi şantiyeler oldu.

Deprem bölgeleri adeta bir şantiye gezegenine benziyor. Adım başı biten şantiyelerde çalışan insanlar geleceğini göremiyor. Fotoğraf: Özkan Öztaş

Mersin’den Hatay’a ekmek kavgası

İnşaatlarda çalışan bir diğer isim ise aslen Mersinli olan Süleyman. Deprem sırasında Mersin'de olan ve felaketin izlerini hâlâ hafızasında taşıyan Süleyman, dolaylı etkilerin de altını çiziyor.

Hatay ve Adana'dan Mersin'e yaşanan yoğun göç nedeniyle Mersin'deki iş imkanlarının daraldığını, bu yüzden çalışmak için Antakya'daki şantiyelere gelmek zorunda kaldığını anlatıyor.

Süleyman, bölgedeki ekonomik çöküşün görünmeyen kısmına, yani her geçen gün kepenk indiren esnafa dikkat çekiyor. Hatay'da hemen her ay birkaç esnafın sessiz sedasız battığını söyleyen Süleyman, asıl büyük tehlikenin şantiyeler kapandığında başlayacağını vurguluyor: Bugün idareten iş bulabiliyoruz, eve ekmek götürüyoruz ama bu inşaatlar bittiğinde on binlerce insan aynı anda işsiz kalacak. İşte o zaman patronlar bu çaresizliği manipüle edecek. Bugün 40 bin TL alan gençler, o gün işsizlik ordusu yüzünden asgari ücrete razı edilecek. Hizmet sektöründe sigortalı iş bulabilenler kendini şanslı sayacak bir düzene sürükleneceğiz.

Fotoğraf: Özkan Öztaş

Hatay iş cinayetlerinde Türkiye beşincisi

Deprem bölgelerinde şantiyeler, iş bulamayan gençler için bir "buluşma noktası" olsa da bu çalışma alanları beraberinde büyük riskler getiriyor. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi'nin yayımladığı 2025 yılı İş Cinayetleri Raporu, bölgedeki çalışma koşullarının vahametini kanıtlıyor.

Rapora göre, 2025 yılında Türkiye genelinde en az 2.015 işçi hayatını kaybetti. Hatay; İstanbul, İzmir, Antalya ve Ankara'nın ardından 64 iş cinayetiyle Türkiye'nin en çok işçi ölümü yaşanan 5. ili oldu. Bu ölümlerin en sarsıcı olanlarından biri 1 Mart 2025'te Antakya'da gerçekleşti. Akarsu Çelik Yapı firmasına ait bir işçi servisinin TIR'a çarpması sonucu, aralarında 3 çocuğun da bulunduğu 7 işçi yaşamını yitirdi. Genç mezunlar ve depremzedeler, bir yandan geleceksizlik kaygısıyla uğraşırken bir yandan da bu tehlikeli çalışma ortamlarında hayatta kalmaya çalışıyor.

https://haber.sol.org.tr/haber/beton-sertlesmeden-insaata-devam-edilmis-toki-deprem-konutlarinda-neler-oluyor-394322

***

Depremin yıldönümünde Hatay'da eylem: 'Sesimizi duyan olmadı' 

Kahramanmaraş merkezli sarsıntıların 3. yılında Hatay başta olmak üzere 11 ilde binlerce yurttaş, kayıplarını anmak ve sorumlulardan hesap sormak için 04.17'de tek ses olarak meydanlara indi.

Depremin en ağır yıkıma uğrattığı illerden Hatay, felaketin 3. yıldönümünde büyük bir buluşmaya ev sahipliği yaptı. Türkiye Komünist Partisi (TKP), Defne Halk Temsilcileri Meclisi ve Tüm Öğretmenler Birliği Sendikası (TÖB SEN) öncülüğünde düzenlenen yürüyüşte, binlerce depremzede ellerinde "Sesimizi duyan olmadı" yazılı pankartla yürüdü.

Sabaha karşı 03.15'te Defne Necmi Asfuroğlu Lisesi önünde toplanan depremzedeler, Uğur Mumcu Bulvarı'na doğru ilerlerken "Deprem değil, ihmal öldürdü", "Unutmak yok, affetmek yok, helalleşmek yok" sloganlarını haykırdı.

Kaybedilen yakınlar için saygı duruşu

Saatler depremin gerçekleştiği 04.17'yi gösterdiğinde tüm kentte derin bir sessizlik hakim oldu.

Uğur Mumcu Parkı'nda bir araya gelen binlerce kişi, tam 3 yıl önce yitirdikleri sevdikleri için saygı duruşuna geçti. Bu hüzünlü anma, kısa sürede hak arama mücadelesine ve biriken öfkenin dile getirildiği bir protestoya dönüştü. Depremzedeler, enkaz başında sevdiklerinin sesleri kesilene kadar yardım bekledikleri o anları unutmadıklarını dile getirdi.

İnsanca yaşam ve adalet

Anma töreninde Defne Halk Temsilcileri adına Hizam Hasırcı ve TÖB SEN adına Deniz Ezer depremzedelere seslendi. Yapılan konuşmalarda elektrik, su gibi temel ihtiyaçlara erişimde yaşanan sıkıntılar, kira yardımlarının kesilmesi ve esnafın üzerindeki vergi yükü sert bir dille eleştirildi. 

Yürüyüş boyunca depremzedelere seslenen TKP Hatay İl Başkanı Mehmet Ceylan ve TKP Defne İlçe Başkanı Gültekin Sahillioğlu da depremzedelerin taleplerini ve yaşadığı sorunları dile getirdi.  

Su, yol ve elektrik gibi temel hizmetlerin eksiksiz sağlanması, kayıp çocukların bulunması için etkin süreçlerin yürütülmesi, gasp edilen hakların iade edilmesi ve geçici barınma merkezlerinden tahliyelerin durdurulması ve kalıcı çözümler üretilmesi talepleri öne çıktı. Aynı zamanda Hatay halkının sadece makyajlanmış bir şehir değil, hak ettiği gerçek hizmet verilen bir yer olması gerektiğini vurgulayan konuşmacılar, depremde ölen yurttaşların hesabının hukuk önünde sorulacağını ifade etti.

'Hem öfkeliyiz hem de hüzünlü'

Depremzedelere seslenen Defne Halk Temsilcileri Meclisi'nden Hizam Hasırcı, "Acımız büyük, ama bir o kadar da öfkeliyiz. Bizleri enkaz altında bırakanlara, üç gün dört gün boyunca sormayanlar karşı hem acımızı haykıracağız hem de hesap soracağız" diye konuştu. Hasırcı, depremde yapılan ihmaller ve yetersiz arama kurtarma çalışmaları sebebiyle hayatını kaybeden binlerce yurttaşımızın da hesabını soracaklarını ifade etti.

TKP Defne İlçe Başkanı Gültekin Sahillioğlu yaptığı konuşmada, "Üç yıl sonra değişmeyen tek şey Hatay'ın hâlâ ilk günkü gibi terk edilmiş ve yok sayılmış olmasıdır. Bizler bugün burada bir daha haykırıyoruz. Evlerimizi başlarımıza yıkan bu çürümüş sermaye düzenini başınıza yıkacağız. Öfkemiz ilk günkü gibi taze ve büyük" ifadelerine yer verdi. 

TÖB-SEN adına konuşan Deniz Ezer, depremzedelerin yaşadığı sorunlara dikkat çekti. Depremin ardından geçen üç yıla rağmen çözülmeyen sorunlara değinen Ezer, 6 Şubat günü kimsesiz ve sahipsiz bırakılan halkın bugün hâlâ aynı sorunlarla baş etmeye çalıştığını söyledi. 

Yürüyüş ve anma, Uğur Mumcu Meydanı'nda 6 Şubatta kaybettiğimiz on binlerce yurttaşımızın anısına bırakılan karanfillerle sona erdi.

***

soL


Öne Çıkan Yayın

Epstein (IV): Siyasiler, bakanlar, bürokratlar -Eray Özen/T24-

  Yazı dizisinin bu son bölümünde Epstein’le ilişkisi olan siyasileri anlattım. Bir de bu kadar yazı okuyup bu kadar belge araştırdıktan son...