İtirafçı hep karavana atmış!
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, tutuklu Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney ile birlikte 6 kişi hakkında iddianame düzenledi. Güney’e 35 yıl 8 ay hapis isteniyor. Diğer isimler için de 9 yıldan başlayarak 31 yıla kadar hapis talep ediliyor.
Bu dava da İBB davası ile birleştirilecek. Çünkü İnan Güney ile belediye çalışanları ‘Ekrem İmamoğlu Suç Örgütü’ üyesi olarak itham ediliyor.
Daha iddianamenin girişindeki tutuklu listesine bakınca az çok manzara anlaşılıyor aslında. Şoför, sekreter, koruma ve bir de Güney’in ablası. Yani Beyoğlu davasının tüm ‘şüphelileri’ bunlardan oluşuyor işte!
İddianamede suçlamaları yönelten baş itirafçı Durmuş Yıldırım. Kim bu?
İTİRAFÇININ ANLATTIKLARI
Kendisinin acente sahibi olduğunu söylüyor. İnan Güney’in tüm seyahatlerini kendisinin organize ettiğini, bu süreçte ‘rüşvete’ tanık olduğunu ileri sürüyor. Güney ise ifadesinde Yıldırım’ın seyahatlerde bilet vs. organizasyonu yapması için bir diğer itirafçı Ali Can Abacı tarafından kendisine yönlendirildiğini ancak dengesiz davranışları sebebiyle ilişkisi kestiklerini anlatıyor. Bu sebeple intikam için iftira attığını savunuyor. Güney savcılık ifadesinde şöyle diyor:
“Bu kişinin, şizofren davranışları sebebiyle THY’den atıldığını ve aslında acente sahibi değil çalışanı olduğunu öğrendik.”
Yıldırım’ın verdiği ifadeler sebebiyle şoför, koruma, abla, sekreter de tutuklandı. Ama ifadelerde öyle bilgiler verdi ki, neredeyse isimler dışında hiçbir bilgi teyit edilemiyor.
İddianamenin en çarpıcı kısmı, Özel Kalem Müdürü Seyhan Özcan’ın şoförlüğünü yapmış Mehmet Akif Bulut’un anlattıkları.
Yıldırım, Bulut’un 400 bin lira rüşveti çanta içinde, Dolmabahçe Sarayı’nın otoparkına Megan marka bir araçla getirdiğini, Özcan’ın akrabası olduğunu, Gazi mahallesinde oturduğunu ileri sürüyor. Yani araç markasından oturduğu yere kadar ince ince detaylar veriyor. Sadece bu ifadeyi okuyan onca detayı görünce bir ikna oluyor açıkçası.
Oysa Bulut’un ifadesine bakınca ismi dışında neredeyse tüm bilgiler yanlış. İddianameye de giren savcılık ifadesinde şunları söylüyor Bulut:
ADI DIŞINDA DOĞRU BİLGİ YOK
“Ben Beyoğlu belediyesinde 2020 yılında temizlik personeli olarak göreve başladım. 2021 yılında gerekli belgeler edindikten sonra şoför olarak çalışmaya başladım. 2024 yılındaki yerel seçimlerden sonra da İnan Güney Belediye Başkanı olarak seçildikten bu yana da Beyoğlu Belediyesi özel kalem müdürlüğünde şoförlük yapıyorum. Genellikle Seyhan Özcan'ı taşısam da haricinde başka işlerimde bulunmaktadır… Bu şahısların beyanlarında geçen isnatlardan herhangi bir bilgiye sahip değilim. Bu zamana kadar ne Beşiktaş Belediyesinde ne Beltaş'ta herhangi bir görevim olmadı… Durmuş Yıldırım isimli şahsı tanımamaktayım. İfadesinde bahsettiği olaylarla benim herhangi bir ilgim bulunmamaktadır. İfadesinde Megan 1 araçla Dolmabahçe Sarayının oradaki açık otoparka 400.000 TL para getirildiğinden bahsetmiş ben belediye de çalıştığım süreç boyunca hep Süper B marka araç kullandım. Bahse konu otoparka hiç gitmedim. Seyhan Özcan'la herhangi bir akrabalığım bulunmamaktadır. Ayrıca bu eylemi gerçekleştiren kişinin Gazi de oturduğu iddia edilse de ben burada da hiç oturmadım. Bu beyanlarda bahsi geçen kişi ben değilim."
Özetle diyor ki, “Megan kullanmadım, o otoparka hiç gitmedim, akrabası değilim, Gazi’de oturmadım!”
Bunlar çok da zahmete girmeden doğruluğu tespit edilebilecek bilgiler.
Yani ismi dışında, kendisi hakkında söylenen hiçbir bilginin doğru olmadığını anlatan şoför Bulut, aylardır tutuklu. Kim bilir, şimdi de aylarca yargılanmayı bekleyecek.
/././
Rüşvet zamanda yolculuk mu yaptı?
Silivri’de görülen İBB davasının belki de en ilginç bölümü, tutuklu Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan ile ilgili iddialar ve Şahan’ın buna karşı yaptığı savunma. Çünkü karşı tarafta son 20 yılda imar rantları, iktidar ile ilişkileri, diktikleri devasa rezidanslarla gündeme gelen ne kadar müteahhit varsa mağdur sıfatıyla duruyor.
Kimler yok ki…
Torunlar, Medicana, Nezih Barut, Taş Yapı, DAP Yapı, Türkmen Grup, Çetinsaya, Profilo AVM projesini yapan şirket…
İddianamede müteahhitler ciddi rüşvet iddialarında bulunuyorlar.
Peki ‘beyan’ dışında somut bir delil, belge sunuyorlar mı?
Bazıları bir takım banka dekontlarını savcılığa verdiler.
İşte Şahan’ın dünkü savunmasında buna dair bir detay özellikle dikkat çekiciydi.
Konuyu bir anımsayalım…
***
İddianamede ‘Eylen 41’ başlığında geçen ve ‘icbar yoluyla irtikap’ suçu isnat edilen proje, Bomonti’de üç blok halinde dikilen, 1060 konut, 25 ticaret alanından oluşan Rotana. Sahipleri Nezih Barut ve Münir Özkök.
B ve C blokları için yapı iskanı alındı. Onların da rüşvet ile alındığını iddia ediyorlar. A blokun iskan başvurusu ise 5 Aralık 2024’te yapıldı. Yani Resul Emrah Şahan’ın başkan seçildikten 8 ay sonra. Gerekli yazışmaların ardından yapı kullanım belgesi 27 Aralık 2024 günü, 25 gün geçtikten sonra verildi.
Şahan savunmasında 25 günlük sürenin neredeyse olabilecek en hızlı işlem olduğunu anlattı. Hatta bazı örnekler verdi. Mesela; aynı işlem Üsküdar’da ortalama 90, Kadıköy’de 50, Ataşehir’de 52 gün sürüyor.
Müteahhitler ifadelerinde işte bu 25 gün içinde önce ‘rüşvet pazarlığı' yapıldığını ileri sürüyorlar.
Projenin ortaklarından Nezih Barut savcılık ifadesinde şöyle diyor: “2024 seçimleri sonrasında A blok inşaatı tamamlandıktan sonrasında iskan için başvuru yaptıktan sonrasında belediye bu blok için 10 milyon dolar talep etti. Ben 10 milyon doları duyunca bundan önceki süreçte tüm inşaat için 5 milyon dolar talep etmişlerdi, bu 5 milyon doların 3.5 milyon dolarını verdik, geri kalan 1.5 milyon doları A blok için alacaklardı, şimdi tek blok için 10 milyon dolar mı istiyorlar, böyle bir şey mümkün değil, böyle bir para vermemiz mümkün değil şeklinde ilgililere ilettim… Ben yine Süleyman Atik'i arayarak durumu anlattım. Atik bir süre sonra beni arayarak ilgililerle görüştüğünü, yaptığı görüşmeler neticesinde 10 milyon doları 4 milyon dolara indirebildiğini, bu 4 milyonun 1 milyon dolarını Nişantaşı'ndaki süslemenin harcaması için kullanacaklarını, buna karşılıkta fatura vereceklerini tarafımıza iletti. Bunu üzerine ben, ortağım Münir Bey ile görüşerek durumu kendisine ilettim. Kendisinin de uygun görmesi üzerine yine şirkette yapmış olduğumuz yönetim kurulu kararı ile belediye tarafından tarafımıza verilmesi zorunlu kılınan miktarı şirketteki hisselerimiz oranınca kar dağıtımı şeklinde şirketten çıkararak Atik'e teslim ettik. Sonrasında iskanımız … Belediyeyle yapılan görüşmeleri ben yapmadığım için kimlerle ne görüşüldüğünü tam vakıf değilim.”
Barut, ifadesini desteklemek amacıyla para çekimini gösteren bazı dekontlar ile “zorunlu kılınan miktarı şirketteki hisselerimiz oranınca kar dağıtımı şeklinde çıkararak” dediği olayı belgeleyen yönetim kurulu kararını savcılığa sundu.
Özetle beyan dışında sunulan yegane somut belgeler bunlar.
Lakin sorun da burada başlıyor.
Şahan dünkü savunmasında şöyle dedi: “Kurgulanan hikaye ile olgular-resmi kayıtlar karşılaştırıldığında kronolojik bir tutarsızlık ortaya çıkıyor. İlk dikkatimi çeken konu şu: Ortaklar diyor ki, ‘biz Mart 2024 seçimleri öncesi, B ve C bloklarının iskanı için bir ödemeye zorlandık ve bu ödemeyi kar dağıtım yoluyla gelen şahsi bütçelerimizden yaptık.’ Bu zorla ödemeye ilişkin olduğunu iddia ettikleri dekontun tarihi 22 Mayıs 2023. Yine tarihi belirtilmemiş şekilde, 2024 yılı içinde ne zaman ve nasıl gerçekleştiği belirsiz bir biçimde 4 milyon dolar verdiklerini iddia ediyorlar. Dekontlar aylar öncesine, kar dağıtımları yıllar sonrasına ait. Dosyaya sundukları belgelere göre kar dağıtımını 27 Mart 2025’te yapmışlar. Bakın ben söylemiyorum, imzalı kaşeli yönetim kurulu kararı böyle söylüyor. Bu en somut delil dedikleri bile, olgularla tutarsız.”
Savcılık dosyasına bakıldığında projenin ortağı Münir Özkök 500 bin doları 19 Aralık 2024 günü çekmiş. 1 milyon 312 bin 500 doları ise 22 Mayıs 2023 günü çekmiş. 1 milyon 332 bin 200 dolarlık son işlemin tarihi ise 16 Mart 2024.
Fakat Nezih Barut’un rüşvetin kaynağı olarak işaret ettiği ve ifadesinde, “parayı şirketteki hisselerimiz oranınca kar dağıtımı şeklinde şirketten çıkarttık” dediği yönetim kurulu kararının tarihi 27 Mart 2025!
Şahan da haklı olarak bu çelişkinin nasıl izah edileceğini sordu. Rüşvet zamanda yolculuk mu yaptı?
Mahkeme kürsüsüne çıktığında müteahhitler bu çelişkiyi nasıl izah edecekler bakalım…
/././
İşte Şişli'nin bir gecede silinen tapuları
Seçildikten sonra 11 ayda proje değeri olarak da 2-3 milyar doları bulabilecek olan bu parsellerin tapularının bizzat Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından verildiğini, belediyenin mülkiyetine geçtiğini belirtti Şahan.
Ancak bir gün kalktıklarında Şişli Belediyesi’ne ait olan tapuların kayıttan silindiğini gördüklerini vurgulayan Şahan, şöyle dedi:
Sonrasında yaptığımız işlemlerin doğru olup olmadığını sorduğumda işlemlerin doğru olduğuna ilişkin kurum görüşü veren yine aynı Bakanlık.
Bu tapuları e-devletten bir anda silen, yine Bakanlık.
Ben Sayın Murat Kurum'la bunları konuştum. Yazılarımı gösterdim. Teknik olarak hatalı olduğunu da kabul etmedi, teknik olarak doğruladı bizi.
Biz bu parsellerle yarattığımız değerle kimseyi zenginleştirmek istemedik.
Aksine, Şişli’deki tüm kentsel dönüşüm sorununu, buradan gelen değerle kökünden çözüyorduk. Şişli’deki binaların yüzde 90’ı depreme dayanıklı değil.
Bahsettiğim kaynakla tüm binaları yıkıp yeniden yapabilirsiniz.
Bu kaynağı yarattık.
Şahan’ın savunması sonrasında bu tapuları merak ettim, hepsine ulaştım. Tamamı Ortaköy gibi oldukça değerli bir yerde yer alıyor. Toplamı 35 dönüm. Tapuların veriliş tarihi 4 Aralık 2024. İhdas yoluyla edinildi.Kısaca şu demek:
İmar planı uygulamaları sonucunda kapanan yol, park, yeşil alan vb. kamuya ait tescil dışı alanlar İmar Yasası gereğince müstakil bir parsel numarası alınarak, belediye veya Hazine’ye tescil edilir.
Buralar tapu kütüğünde yeni bir taşınmaz olarak yer alır.
İşte belediyeye kazandırılmış mülklerin ada ve parsel numaraları şunlar:








