***
Tokat halkının 10 yılı aşkın süredir beklediği Çamlıbel Tüneli’nde ilk imzalar atıldı. İki şirket ile 4 milyar 94 milyon 745 bin liralık sözleşme yapıldı. Tüneli yapacak şirketlerden birinin sahibi Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in Londra’daki konut şirketinin ortağı çıktı.
Sözcü’de yer alan habere göre, Karayolları Genel Müdürlüğü ile Ek-Pet İnşaat ve Ege Asfalt Maden arasında 16 Mart 2026 tarihinde 4 milyar 94 milyon 745 bin liralık sözleşme yapıldı. Şirketlerden Ek-Pet’in sahibi Abdurrahman Reşitoğlu, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in Londra’daki konut şirketinin ortağı olarak biliniyor. İngiltere sicil kayıtlarında London RS Properties şirketinde Şimşek ve Reşitoğlu’nun isimleri yer alıyor. Bakan Şimşek, bu ortaklığı daha önce doğrulamış, “Bakan olmadığım dönemde İngiltere’de yalnızca konut alımı amacıyla ortak kurulan şirkete yer aldım, başkaca bir ticari faaliyetim yoktur” açıklamasını yapmıştı.
Ege Asfalt Maden’in sahibi Faruk Öndaş ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ndeki “hayali asfalt” iddialarıyla gündeme gelmişti.
Tünel projesi, bağlantı yollarıyla birlikte toplamda 5,8 milyar liraya mal olacak. 4 bin 735 metre uzunluğunda çift tüp tünel ve 3 bin metre bağlantı yolunun inşa edilmesi planlanıyor.
E. Hobsbawm 20.yüzyılı “savaş yüzyılı” olarak niteliyordu. En güncel haliyle Avustralyalı Araştırmacı Joseph A. Camilleri 1946 sonrasını “endemik şiddet” çağı olarak özetlemiş: “Son yüzyılın en belirgin özelliği olan yaygın/endemik şiddet, azalma belirtisi göstermiyor. 20. yüzyılda savaşlardan kaynaklanan ölüm sayısı 187 milyon ve muhtemelen daha da yüksek. Dünyadaki silahlı çatışmaların sayısı 1946’dan beri istikrarlı bir şekilde artmış ve şu anda herhangi bir yılda 50 veya daha fazla çatışmaya ulaşmıştır. Her durumda, savunulamaz olanı savunmak için ‘haklı savaş’ söylemi kullanılmıştır. Düşüncemizi ve kamuoyundaki söylemimizi ‘haklı savaştan’ ‘haklı barışa’ kaydırmanın zamanı geldi.”
Dünya bir daha altüst oluyor, bir daha harmanlanıyor, her birimiz de bölgede ABD-İsrail işgalini, İran’ın durumunu, bu yaşananları anlamaya, nasıl aşılabileceğine dair bazı fikirler yollar bulmaya uğraşıyoruz. Bireysel düzeyde tek başımıza çözeceğimiz bir sorun değil, bireysel düzeyde fena halde sıkışıyoruz, toptan bireysel bir problem değil ki bireysel olarak tümden çözebilelim. Birey olarak her birimize düşen ise doğru anlayabilmek ve doğru tavır geliştirebilmek, bu düzeyde hepimize yükümlülük sorumluluk düşüyor.
Problemi saptayabilmek bireysel düzeyde de diğer düzeylerde de doğru bir başlangıcın en önemli adımı, ilkesi sayılabilir. Eğer bir işgal veya kötülük varsa, bu kötülüğün sebepleri nelerdir? Birkaç soruyla başlanabilir:
Kötülük insan istenç ve gücünün dışında bir kaynaktan mı kaynaklanıyor? Madde enerji kanunu mu, doğal mı?
Veya kötülük tanrıları var da kötülük tanrıları mı karar veriyor, tanrısal mı?
Kötülük doğal veya tanrısal değilse, insan genetiğinden, insan hormonlarından, genetik hormonal itki ve dürtülerden mi kaynaklanıyor, biyofizyolojik bir işlev mi?
Veya psişik mi, güdüsel duygusal algısal mı, psişik itkilerden mi kaynaklanıyor?
İşgal sosyal mi, insanın sosyal karakteristiklerinden mi kaynaklanıyor?
Yapısal mı, sosyoekonomik yapılanmalardan mı kaynaklanıyor?
Kötülük tinsel mi, akıl, kültür ve düşüncelerden mi kaynaklanıyor?
Siyasal mı, gayelerden mi kaynaklanıyor?
Veya daha başka bir şey mi?
Bazılarının veya tümünün bileşkesi veya karışımı mı?
İşgalin normatif veya reel teorisinden öte paradigması olur
Tarihten dersler çıkarılsa da insani toplumsal olgu ve olaylar aynı zamanda “siyasi” bir boyut taşıyorsa, yani insani toplumsal eylemlerde bir “gaye/amaç/tercih” boyutu varsa bunun teorisi değil paradigması olur.
Augustinus’a, Cicero’ya, Thomas’a kadar “haklı işgal/güncel deyimle önleyici işgal” veya “haklı savunma/savaş” (moral ahlaki olarak meşru olan) nedir, bunlar normatif teoriye mi giriyor, jus ad bellum ve in bello ilkeleri mi var? Realist olunca, kaçınılmaz veya yapısal işgallerin ilkeleri mi ortaya koyulacak?
İnsani toplumsal eylemlerde teorilerden daha çok paradigmalardan söz edilebilir. Olayları betimlemek ve betimsel çıkarımlardan öte “amaçları/niyetleri/yönelimleri” de dikkate almak gerekmektedir. İşgale yol açan amaçlar nelerdir? Bunların sınıf, zümre, fırka bakımından, yapısal bakımdan da reel analizi önemlidir ancak “gaye/telos/varılmak istenen hedef” ile birlikte değerlendirilmelidir.
İşgal nedir, şiddet nedir, aradaki bağ nedir?
Bir kişi, grup, devlet, ülke, sınıf, zümre, fırkanın bir diğerine onun İSTEMEDİĞİ veya istese bile “içeriksel” olarak ZARARLI her tür eylemini içermektedir. En şiddetli şiddet işgaldir.
Derecesi bireyselden organizeye, organizeden yapısala/kurumsala doğru, aletsizden aletliye doğru artar.
En organize şiddet yayılmacılık/işgaldir.
En yapısal/kurumsal şiddet yayılmacılık/işgaldir.
En aletli şiddet; yayılmacılık/işgaldir.
Bunları söylemiş olmakla sadece yayılmacılığın/işgalin ortaya koyuluş/nesnelleşme şeklinden söz ettik. Ne sebepleri ne de sonuçları üzerinde durmadık. Bunun çelişiğinin karşıtının ne olduğundan da konuşmadık.
İşgale / yayılmacılığa karşı savaş/savunma da şiddet mi?
Eşitsizliğin, emperyalizmin ortaya çıkma/nesnelleşme biçimi yayılmacılık işgal ise, buna karşı mücadelenin ortaya çıkma biçimlerinden/mücadelenin nesnelleşme biçimlerinden biri de savunma savaştır.
İşgal ve savaş hiçbir şekilde karıştırılmamalıdır, işgal olduğu sürece savaş türü karşı mücadeleler olacaktır. Yine de savaş bir sebep değildir, sadece bir yansıma biçimidir, nesnelleşme biçimidir, yol tekniktir, sebebin kaynağın kendisi değildir.
İşgal ile savaş sebepleri bakımından tümden başka şeyler olsa da gerçekleşmeleri bakımından maalesef aynılar. İşgale karşı yapılan savaş da maalesef şiddetten oluşuyor. Yayılmacılık/işgal şiddetine karşı şiddetle karşı durmak. O halde, esas problem yol yöntemde değil sebeplerde.
İşgal de savaş da sebep değil araç, sebepleri neler?
İşgal, yayılmacılık bir gerçekleşme/nesnelleşme/ortaya çıkma biçimi ise işgalle ne ortaya çıkıyor, gerçekleşen nedir?
Bireysel şiddet ile diğer şiddetleri ağırlığına göre dikkate alırsak işgal gibi, savaş gibi kurumsal yapısal tinsel siyasi boyutu olan şiddetlerin sebepleri de bireysel olarak anlaşılamaz. M. Weber, çeşitli zümre ve sınıflar için, subaylar için, tüccarlar için, bürokratlar için, yöneticiler için, erler için çok çeşitli sebepler ve sonuçlar saymakla beraber, büyük ülkelerin bir hegemonya, hatta prestiji bile olduğunu sayarken bile daha çok işin “materyal” boyutuna, özellikle de bankerler, burjuvazi boyutuna dikkat çekmektedir. Marx ve Marksist paradigma, eşitsizlikleri, Wallerstein eşitsiz ve hiyerarşik bir dünya düzenini, kapitalizm ve kapitalizmin ayrılmaz parçası olan emperyalizmi ana sebep olarak analiz etmeye çalışmaktadır.
İşgal de savaş da çözüm değil araç, çözümleri neler?
İşgalin yayılmacılığın ortaya koyuluş/nesnelleşme biçimlerine karşı da savunma savaş mücadele yapılacak ama bu araca karşı araçsal kalmaktadır. İşgal ile savaşlar araçsal bakımdan maalesef benzeşmekte, hatta örtüşmektedir.
Sebepler ortadan kaldırılmadan işgal de işgale karşı savaşlar da ortadan kaldırılamaz. Yani işgallere savaşlara karşı çözüm işgallerin sebeplerinin aşılmasında yatmaktadır.
Bir sebep değil ama daha öne çıkan ana sebep olarak eşitsizliklerin, hiyerarşinin, bunun güncel mekanizmalarından kapitalizmin, emperyalizmin aşılması birincil öncelik olmak durumundadır.
Emperyalizm ve kapitalizme meşruiyet sağlayıcı her tür siyonist, evangelist, fetihçi, haçlıcı, turancı, üstünlükçü, hakimiyetçi idelerle/ideolojilerle de yüzleşmek gerekmektedir.
Aristotelesçi Kantçı bir yorumla ‘Kendinde amaç’
Daha genel bir ilke Aristoteles veya Kant üzerinden “kendinde-amaç” yani herhangi bir gerekçeye gerek duyulmaksızın, başka bir mantığa başvurmaya gerek kalmaksızın kendiliğinden amaç olabilecek, kendiliğinden kişi, toplum, doğa için iyi güzel olabilecek şey/gaye nelerdir formülüdür. Her canlının onurlu yaşam hakkı, her kişinin özgürlüğü, her topluluğun özerkliği ve bağımsızlığı birer kendinde amaç mıdır? Kapitalizm, emperyalizm, üstünlük kurma, hegemonya kendinde bir amaç olabilir mi? Çıkarcılık kendinde bir amaç olabilir mi? İşgal kendinde amaç olabilir mi?
En kritik soru kendinde-amaçlar neler olabilir? Kendinde-amaçlar tanımlanabilirse, Aristoteles’in değerlendirmesiyle, buna yönelik yol yöntem araçlar da iyi sayılır.
/././
CNN’nin yayınlarını yeterince savaş ve Trump yanlısı bulmayan Savaş Bakanı Pete Hegseth, cuma günü Paramount CEO’su, Trumpçı David Ellison’ın “CNN’yi ne kadar erken devralırsa o kadar iyi” olacağını söyledi: “CNN’nin yalan haberlerine göre Trump yönetimi İran savaşının Hürmüz Boğazı üzerindeki etkisini hafife almış. Elbette ki bu son derece saçma… CNN, bunu düşündüğümüzü sanmıyormuş. Tamamen ciddiyetsiz bir haber. David Ellison o kanalın başına ne kadar erken geçerse o kadar iyi.” Sahada İran direniyor, Amerikalıların çoğunluğu savaşa karşı, üstüne bu kez ABD rejimi ve seçkinleri içerisinde de ciddi çatlaklar var ve bu çatlaklardan yol bulan CNN gibi bazı ana akım medya kuruluşları da zaman zaman Trump yönetimi ile ters düşecek sorular sorup haberler yapabiliyor. Trump yönetimi bir yandan Washington’daki bu çatlak sesleri susturmaya diğer yandan da ana akım medyadaki anlatıyı kontrol etmeye çalışıyor. Medya sahipliği bu kontrol yollarından biri.
Paramount, 27 Şubat’ta CNN’nin ana şirketi Warner Bros.’u 111 milyar dolar karşılığında satın almak için anlaşmaya vardı. Ellison ailesi aşırı siyonist ve özellikle de baba Larry Ellsion, Trump’ın politik kariyerini uzun süredir bağışlarla finanse edenlerden. Ellisonlar bu satın almanın tamamlanması halinde CNN, CBS, HBO, Discovery Channel, MTV, Nickelodeon, Miramax, Comedy Central, Cartoon Network ve TikTok dahil birçok medya kuruluşunu bünyesinden barındıran bir medya imparatorluğunun sahibi olmuş olacak.
Bu satıştan hemen önce, aralık ayında, aslında Netflix Warner Bros.’u satın almak üzereydi, ancak geçtiğimiz hafta Netflix CEO’su Ted Sarandos Beyaz Saray’da Adalet Bakanlığı yetkilileri ve Başsavcı Pam Bondi ile görüştükten sonra yarıştan çekildi. Ne kadar tanıdık bir hikaye değil mi? Medyada tekelleşme ve yasaların ötesinde, dışında ilişkilere dayanan ve bu ilişkileri üreten bir holdingleşme modeli sadece Türkiye’de değil, medya ve ifade özgürlüğü cenneti diye yüceltilen ABD’de de bilgi akışlarını kontrol etme stratejisi ve tartışmalarının merkezinde. Zaten diğer tüm sektörlerde olduğu gibi medyayla ilgili her alanı, gazeteden çevrim içi platformlara, arama motorundan televizyona, bir avuç şirket kontrol ediyor. ABD’de de Türkiye’de de medya sahibi büyük holdingler ana gelir kaynaklarını oluşturan birçok işletmeye sahip ve bu işletmeler devlet sözleşmelerine, ihalelere ve özelleştirmelere damardan bağlı. Dolayısıyla bu holdingler kamu ihalelerinde, sözleşmelerde, vergi düzenlemelerinde, vs. iktidarın destek ve iltimasını kazanmak ve daha fazla kâr elde etmek için sahip oldukları medya şirketleriyle birlikte iktidarların çıkarlarını desteklerler.
Savaş, soykırım, yapay zeka
Ellison ailesi aynı zamanda Oracle adlı büyük bir yazılım, bulut teknolojileri ve veri tabanı sistemleri şirketinin sahibi. Oracle, CIA’nın ve diğer istihbarat ve “ulusal güvenlik” kurumlarının bulut bilişim ve yapay zeka altyapısını yağlı sözleşmelerle sağlayan birkaç şirketten biri. Şirket örneğin daha geçtiğimiz yıl Savaş Bakanlığı ile hükümete bağlı farklı istihbarat kuruluşlarını çevrim içi birbirine bağlayan 9 milyar dolarlık bir anlaşma imzaladı. Oracle aynı zamanda Palantir gibi şirketlerle yapay zeka alanında, özellikle ABD, NATO ve İsrail için gerçek zamanlı savaş alanı analizi ve sahada otonom karar veren, silahlandırılmış yapay zeka gözetim platformları denen, sistemler üzerine ortak projeler yürütüyor. Bu araçlar yapay zeka yardımıyla geniş ölçekte gözetleme, gözaltına alma ve hedef alıp öldürme için kullanılıyor, ve Gazze bu sistemlerin test alanlarından biri haline getirildi. Bu şirketler emperyalist savaş ve soykırımların gözleri, kulakları, tetik parmakları.
ABD devleti ve Trump yönetimi ile bu çaplı ilişkileri olan bir şirket, bünyesindeki medya kuruluşlarını da devletin ve iktidarların çıkarlarına göre şekillendirecek elbette. Larry Ellison bu dev medya antlaşmanın finansmanını büyük bankalardan, Oracle şirketinin öz sermaye garantisinden ve Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden gelecek devlet varlık fonları yatırımlarından sağlıyor. Hepsi Gazze soykırımının ve İran’a karşı girişilen savaşın suç ortakları.
/././











