Değerli taşlardan vergi alınmasını engellemişlerdi: İşte AKP'nin 'pırlanta' vekilleri
AKP, 2 Mart’ta Meclis'e sunduğu teklifte değerli taşlardan yüzde 20 ÖTV alınmasından son anda vazgeçti. Gerekçe olarak “jeopolitik gelişmeler” ve “küresel ticari dinamikler” gösterildi.
AKP’nin 2 Mart’ta TBMM’ye sunduğu kanun teklifinde, pırlanta, elmas ve inci gibi değerli taşların satışından yüzde 20 Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) alınması öngörüldü. Ancak bu düzenleme, bir ay sonra 2 Nisan gecesi teklif metninden çıkarıldı.
Verginin kaldırılmasının doğrudan AKP’li vekillerin verdiği önergeyle gerçekleşti.
Sözcü'nün haberine göre, teklifte yer alan madde, AKP Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta ile AKP milletvekilleri Halil Eldemir, Oğuz Üçüncü, Ayhan Salman, Yusuf Ziya Aldatmaz ve Saffet Bozkurt’un imzasını taşıyan önergeyle çıkarıldı.
AKP Grup Başkanı Abdullah Güler, teklif ilk açıklandığında “Adaleti sağlamak ve kamu gelirlerini artırmak amacıyla, lüks tüketimde kıymetli madeni taşlarla ilgili düzenlemeye gidiyoruz” demişti. Ancak Meclis aşamasında parti içinden gelen adımla bu düzenleme geri çekildi.
Bahane: 'Jeopolitik gelişmeler'
Maddenin tekliften çıkarılmasına “jeopolitik gelişmeler, küresel ticari dinamikler, stratejik yatırım fırsatları” gerekçe gösterildi.
Aynı gece yapılan başka düzenlemelerle serbest bölgelerde üretim yapan şirketlerin ürünlerini yurtdışına satışından elde ettikleri kazançlar gelir vergisinden istisna kapsamına alındı. Özelleştirme gelirlerinden giderler düşüldükten sonra kalan kısmın da bütçeye gelir kaydedilmesi kararlaştırıldı.
***
Yaptıklarından mutlu, vicdanen rahatmış: Nazlı Ilıcak'ı ekranlara çıkaranlar utanmıyor, Ilıcak neden utansın ki?
Medyascope adlı sitede çalışmaya başlayan eski Cemaatçilerden Nazlı Ilıcak, halka karşı işlediği suçları itiraf ederek değil, “Ben kendi yaptıklarımdan, geçmişimden memnunum. Vicdanen baktığım zaman çok büyük yanlış yapmadım. Ama ahlaken kazananın yanında ben hiçbir zaman saf tutmadım. Meslek ahlakıma ihanet etmedim” diyerek işe başladı. Tam da Cemaat eskilerine yakışan şekilde.
Bir köşeye bırakılmışken herkes için faydalı olan yaşanmışlıklarımı genç kuşaklara aktaracağım…
Medyascope adlı sitede “Hatırat” isimli bir programa başlayan Nazlı Ilıcak, “gazeteci” sıfatıyla, yukarıda aktardığımız üzere “yaşanmışlıklarını” aktaracakmış.
İlk program bu açıdan son derece dikkat çekici.
Fethullahçı 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrası tutuklanan Ilıcak, Erdoğan’a af mektubu sonrası kavuştuğu özgürlüğünün ardından başladığı bu programda ironik şekilde “darbe karşıtı” rolünü üstlendi.
27 Mayıs’ta Menderes’in devrildiği sürece dair konuşan Ilıcak, Demokrat Parti öncesinde Türkiye’de bir diktatörlük olduğunu söylerken, bol bol Menderes güzellemesi yaptı.
Ancak bu haberde uzun uzun Ilıcak’ın “hatıratlarına” yer verecek değiliz.
Bu ülkede utanmamanın, rezil olmamanın, halka karşı işlenen suçlarının bedelini hiçbir şekilde ödemeyeceğini düşünmenin son örneklerinden biri olan Ilıcak’ın önceki gün söylediği bir söz oldukça dikkat çekici: Ben kendi yaptıklarımdan, geçmişimden memnunum. Vicdanen baktığım zaman çok büyük yanlış yapmadım. Ama ahlaken kazananın yanında ben hiçbir zaman saf tutmadım. Meslek ahlakıma ihanet etmedim.
Şaka değil, tam da bunları söylüyor Ilıcak.
Yıllarca AKP-Cemaat ortaklığının yanında saf tutmuş, Cumhuriyet düşmanı, laiklik düşmanı pozisyonun en sadık temsilcilerindendi.
Gülen’in sadık müritlerinden oldu, Cemaat’i son ana kadar yalnız bırakmadı.
Ergenekon, Balyoz, Odatv, Devrimci Karargah gibi Cemaat’in siyasi operasyonlarının hepsinin en fanatik savunucusu oldu.
Suçsuz şekilde birçok aydının, gazetecinin cezaevinde yatmasını hararetle destekledi.
Türkan Saylan’ın hasta halde evinin aranmasına, hedef alınmasına tepkilerin çığ gibi yükseldiği dönemde, “Mahkûm olmayan herkes masumdur ama ‘şüphelidir’; bunu aklınızdan çıkarıp, her tutuklananın arkasından 'Hukuk darbesi' diye lütfen feryat etmeyin” diyebilen oydu.
“Ergenekon neyin nesidir diyenlere eski günleri hatırlatarak cevap vermek istiyorum. Ergenekon, 'iç düşman' olarak belirlenen hedefi bertaraf etmeye yönelik, askersivil işbirliğiyle yürüyen bir mekanizmadır. Kimi zaman psikolojik harekât devreye girer, kimi zaman şiddet. Medya ve sivil toplum örgütleriyle işbirliği yapılır. Dost kuvvetlerden istifade edilerek, 'düşmanın' başı ezilir” çıkışı ona aitti.
Gülen’i o kadar seviyordu ki, Fenerbahçe’nin hedef olduğu dönemde Aziz Yıldırım’ın açıklamalarına Gülen adına verdiği yanıtta “Yıldırım, Gülen'i ne sanıyor acaba? Güç kazanmak adına, başkasının canını yakacak tıynetsiz biri mi? ‘Kişi herkesi kendisi gibi bilebilir’ mi desem acaba. Mağduriyetini kanıtlamak için bir zalim arıyorsa, o sıfat Gülen Hocaefendi'ye inanın hiç yakışmaz” diyen yine oydu.
Sonra?
Bu kadar “adalet”, “temizlik”, “mahkeme” öyküsü anlatan Ilıcak, Fethullahçıların darbe girişimi sonrası yakalanıp tutuklanınca, çareyi Erdoğan’a övgüler yağdırdığı bir mektup yazıp, yalvarmakta bulacaktı: Yıllarca, AK Parti’yi desteklememin sebebi, zaten askerin siyasete müdahalesinden duyduğum rahatsızlık. Sizin önünüz, 312 ile kesilmeye çalışıldığında, AK Parti hakkında kapatma davası açıldığında, ya da İmam Hatiplilere ve başörtülülere karşı yürütülen kampanyalarda, demokrasi ve hukuk neyi gerektiriyorsa, o noktada durdum. Bu mücadeleyi el ele vermedik mi? Zaman zaman çaresizliğin verdiği karamsarlıkla bunalıyorum. Sonra, Allah’a sığınıp güç ve moral toplamaya çalışıyorum. Bir de sık sık, sizi ve Emine Hanım'ı düşünüyorum. Sanki durumumu tam olarak bilseniz, bu haksızlığa müdahale ederdiniz gibi geliyor. Bu yüzden, yoğun işleriniz arasında farkına varamadığınız mağduriyetimi size yazmayı tek çare olarak gördüm. Dağ başında bir kuzu kaybolsa, Hz. Ömer’den sorulurmuş. Bu devletin başı olduğunuz için de size müracaat ediyorum. Herhalde, son nefesimi cezaevinde vermemi istemezsiniz. Mağduriyetimi size anlatıyorum, zira, adaletin yitirdiği vicdanı, ancak siz yeniden tesis edebilirsiniz.
Bu yalvarışın sonrasında o da bir kısım eski Cemaatçi gibi özgürlüğüne kavuştu.
Ülkenin yakın tarihinde her tür halk düşmanı saldırının, gerici operasyonun bir numaralı destekçisi olan, iktidarı elde bulundururken elindeki kılıçla önüne geleni kesen, dönemin Akın Gürlek’i olarak tarif edilen Zekeriya Öz ile kol kola kar topu oynayan Nazlı Ilıcak, şimdi hiç utanmadan Medyascope üzerinden “ahlak” oyunlarına girişmiş durumda, tam da kendine yakışan şekilde.
***
Elsa’nın ardından Atamay işçileri de kazandı: Tommy ve Yeşim ikinci kez masaya oturdu.
Atamay Tekstil işçileri, 23 günlük örgütlü mücadele ve eylemlerinin ardından tüm alacaklarını eksiksiz aldı; Tommy Hilfiger ve bağlı olduğu PVH Grup, işçilerle masaya oturmak zorunda kaldı.
İzmir Buca’da bulunan BEGOS’ta geçtiğimiz yıl kapanmadan önce Tommy Hilfiger için üretim yapan ve ücret ile tazminat hakları için mücade eden Atamay Tekstil işçileri, Tommy patronlarını masaya oturttu. Aralarında 3 ila 9 yıllık kıdemi bulunan işçiler alacaklarının tümünü aldı.
PE Tekstil İşçileri Dayanışma Ağı’nda mücadele kararı almışlardı
İzmir Buca’da bulunan BEGOS’ta faaliyet gösteren Atamay Tekstil, geçtiğimiz yıl işçilere işçilikten doğan ücret ve tazminat alacaklarını ödemeden kapanmıştı.
Aralarında 3 ila 9 yıllık kıdemi olan işçiler, 22 Şubat’ta Buca Şirinyer Semt Evi’nde bir basın toplantısı düzenleyerek haklarını almak için Patronların Ensesindeyiz (PE) Tekstil İşçileri Dayanışma Ağı ile mücadeleye başlayacaklarını ilan etmişti.
Mücadele ilanlarının ardından 7 Mart’ta Forum Bornova’da bulunan Tommy Hilfiger mağazası önünde eylem yapan işçiler eylemde tüm Tommy Hilfiger mağazalarının ve Yeşim Tekstil’in kendileri için eylem alanı olduğunu vurgulamıştı.
Üç büyük şehirde eylemlere saatler kala Tommy’den yanıt
Bu duyurunun ardından Atamay işçileri, eylemlerini üç büyük şehirde bulunan Tommy Hilfiger mağazalarının önüne taşıyarak eş zamanlı eylem yapma kararı almış; İzmir İstinyepark AVM, İstanbul Cevahir AVM ve Ankara Armada AVM’de eylemler düzenleyeceklerini duyurmuştu.
Üç büyük kentte gerçekleştirilmesi planlanan eylemlere saatler kala Atamay işçileri, sosyal medya hesaplarından alacaklarına ilişkin kendileriyle iletişime geçildiğini duyurdu. İşçiler, Tommy Hilfiger’ın bağlı olduğu PVH Grup’un ödemelerin yapılmasına yönelik SGK ile görüşmelere başladığını kendilerine ilettiğini belirtti.
‘Hakkımızı aldık, şimdi işçilerin ülkesi için mücadeleye’
Araya giren bayramın ardından işçiler, bugün yaptıkları açıklamayla alacaklarının eksiksiz biçimde ödendiğini duyurdu. 23 gün süren Elsa Tekstil direnişinin kazanımla sonuçlanması üzerine başlayan ve Yeşim Tekstil ile Tommy’yi ikinci kez masaya oturtan Atamay işçilerinin açıklaması şöyle:
"Hakkımızı aldık, şimdi işçilerin ülkesi için mücadeleye
Bizler, Buca BEGOS’ta Tommy Hilfiger için üretim yapmış Atamay Tekstil işçileriyiz.
Yıllarca emeğimizle, onurumuzla çalıştık, 3 ila 9 yıllık haklarımız birikti.
Atamay Tekstil fabrikası, ücret ve tazminat alacaklarımızı ödemeden geçtiğimiz yıl içerisinde kapanmıştı.
Hakları için direnen Elsa Tekstil işçilerinin mücadelesi bize güç verdi, biz de haklarımız ve emeğimiz için Patronların Ensesindeyiz Ağı’yla birlikte mücadeleye başladık. Tommy mağazaları önünde eylemler yaptık, yeni eylemlerimizi duyurduğumuz sırada, Tommy tarafından ödemelerin yapılacağı taahhüdü verildi.
Yaptığımız eylemlerle haklılığımızı ve mücadele irademizi gösterdik. Bizler gibi emeğine ve geleceğine sahip çıkan işçilerle yan yana, dayanışma içinde olduk.
Mücadele sürecinde örgütlü işçilerin gücünü gördük ve bunu, yüreği emekten yana olan tüm halkımıza gösterdik.
Mücadelemiz sonucunda, bizleri yok sayan patronlar bizi muhatap almak zorunda kaldı. Dün Tommy Hilfiger’ın yetkili avukatıyla Şirinyer Semt Evi’nde yapılan ve gece saat 02.30’a kadar süren görüşmelerimiz sonucunda bugün tüm alacaklarımız ödenmeye başlandı.
Örgütlü mücadele eden işçiler mutlaka kazanır!
Mücadelemiz bitmedi!
Yıllarca işçileri yok sayan, kölelik koşullarında emeğini sömüren, ülkemizi yağmalayan patronlara karşı bir yol ayrımında olduğumuzu biliyoruz.
Tekstil sektöründe de fasonu normalleştirenlere karşı mücadelemiz kararlılıkla sürecek.
Ülkemizin gerçek sahipleri işçilerdir.
Bundan sonra da ülkemizin; yoksulluğun ve sömürünün olmadığı, eşitlikçi ve aydınlık günlere kavuşması için mücadele edeceğiz. Mücadele vereceğimiz ülkemizde patronlar işçilerin haklarının zerresine el uzatamayacaklar.
Yaşasın örgütlü mücadelemiz!
Yaşasın işçilerin birliği!
Yaşasın Türkiye işçi sınıfı!
Tekstil işçisi kardeş, bize ulaş. Birlikte mücadele edelim, birlikte kazanalım.”
Patronların Ensesindeyiz Dayanışma Ağı nedir?
Patronların Ensesindeyiz (PE) Dayanışma Ağı, 2018 yılının sonunda, Türkiye’de ekonomik krizin ve kur dalgalanmalarının arttığı bir dönemde, Türkiye Komünist Partisi’nin (TKP) öncülüğünde kuruldu. İşçilerin dayanışma ve mücadele ağı olarak faaliyet gösteren PE, patronların kriz fırsatçılığıyla ilk saldırdığı başlıklar olan kıdem tazminatı, ücretler, fazla mesai gibi hakların gaspı karşısında patronların fırsatçılıklarını teşhir ediyor; hukukçularla, sendika uzmanlarıyla, İSG uzmanlarıyla, TKP üye ve gönüllüleriyle birlikte dayanışmayı geliştiriyor, işçilerin haklarını savunuyor.
Fasonlarda hak mücadelesinin adresi: PE Tekstil İşçileri Dayanışma Ağı
Bankalardan çağrı merkezlerine kadar pek çok sektörde ağı bulunan PE’nin Tekstil İşçileri Dayanışma Ağı ise fasonlardaki hak gasplarına ilişkin mücadelede bir merkez oldu; pek çok fabrika ve atölyede mücadeleye öncülük ederek ederek kazanım elde etti ve çalışma koşullarında iyileşme sağladı.
İzmir’de Çelik Nakış, Simo, Inter ve Elsa Tekstil’de kazanım elde ederken, İstanbul Tuzla’daki ETF, Gaziantep’teki Şireci Tekstil ve İstanbul Beylikdüzü’nde Alpin Çorap gibi büyük fabrikalarda da süren mücadelelerin parçası oldu.
Atamay işçilerinin mücadelesi de, İzmir Çiğli’de Elsa Tekstil’de 181 işçinin fabrikanın kapatılacağı bahanesiyle geçen yıl aralık ayında bir anda işten çıkarılmasının ardından, Patronların Ensesindeyiz Tekstil İşçileri Dayanışma Ağı bünyesinde fabrika önünde başlayan ve 23 gün süren direnişin işçilerin tüm alacaklarını kazanmasıyla sonuçlanması üzerine başlamıştı.
https://x.com/pensendeyiz/status/2040062976225378720
***









