Halk bunu unutmayacak -Evrensel Manşet-

CHP’li Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in tutuklanması ve görevden uzaklaştırılmasının ardından yeni başkanı seçmek için dün toplanması gereken Bursa Belediye Meclisine CHP’li üyeler alınmadı. Türkiye’nin 4. büyük kentinde polis marifetiyle yapılan bu irade gasbının ardından yalnızca Cumhur İttifakı üyelerinin katıldığı seçimle AKP’nin adayı başkan vekili seçildi. Durumu protesto eden yurttaşlar polis zoruyla karşılaştı.

Bursa’da polis ablukasında belediye başkan vekili seçimi: Yurttaşlar barikatları aştı.(Uğur Ökdemir-Evrensel)
Tutuklanarak görevden uzaklaştırılan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in yerine AKP'li Şahin Biba başkan vekili seçildi. CHP protesto ederek aday çıkarmadı. Polis halka biber gazı sıkarken barikatlar aşılarak yürüyüş düzenlendi. https://www.youtube.com/watch?v=UL6wjKxnwb8

***
Bursa — Tutuklanan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in yerine kayyım atanmasının ardından bugün Belediye Meslisinde başkan vekili seçimi yapıldı. Mecliste CHP'nin katılmadığı oylamada AKP'nin adayı Şahin Biba üçüncü turda seçildi.

CHP’li meclis üyeleri ve milletvekilleri, polis zoruyla, seçimin yapıldığı Bursa Büyükşehir Belediyesine alınmadı. Salona girişlerin kısıtlanmasına tepki gösteren CHP'lilere ve yurttaşlara polis biber gazı sıktı. Halkın biber gazına boğulduğu sırada AKP'lilerin mecliste güle oynaya seçim yaptığı anlar kameralara yansıdı.

İrade gasbını protesto eden yurttaşlar, CHP İl Başkanlığına yürüyüş düzenlemek istedi. Yürüyüşe de izin vermeyen polis ve kitle arasında arbede yaşandı. Barikatları aşarak CHP İl Başkanlığına ulaşan partililer oturma eylemi düzenledi. Biber gazından etkilenenler olurken CHP Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu hastaneye kaldırıldı.

Polis müdahalesinde camlar kırıldı
---------------------------------------

Seçim öncesi belediye polis ablukasına alındı. CHP'liler meclis binasına girmek isterken polis müdahalesi başladı. Meclis giriş kapısının camları kırıldı. CHP'li milletvekilleri ve belediye başkalarına da müdahale edildi. CHP'lileri meclis binasından çıkaran polis kapıya barikat kurdu. https://www.youtube.com/watch?v=4XKzr-Ffu3w

Akbulut: Bursa halkının iradesine ikinci kez çökülmüştür.
--------------------------------------------------------------

CHP Grup Sözcüsü Yücel Akbulut, yaptığı açıklamada yaşananlara tepki gösterdi ve "Bu istibdat yönetimidir" dedi.


Akbulut şunları söyledi: "Bugün Vali Yardımcısının davetiyle, Bursa Büyükşehir Belediye Meclisine grup olarak katılmaya çalıştık. İki yıldır meclis üyeleri olarak buradan giriyoruz. Yanımda belediye başkanlarımız var; hadi beni tanımıyorsunuz, Erkan Aydın’ı da mı tanımıyorsunuz? Milletvekillerimizi de mi tanımıyorsunuz? Biz meclis üyesiyiz. Kimliklerimizi göstermemize rağmen alınmadık. Bu istibdat yönetimidir, arkadaşlar. Bu doğru bir şey değildir. Bursa halkının iradesine ikinci kez çökülmüştür. Bursa Büyükşehir Meclisine CHP grubu alınmamıştır. Grubun söz söyleme hakkı elinden alınmıştır. Orada temsil etme hakkı elinden alınmıştır. Bu, egemenliğe yapılmış ikinci darbedir; bu doğru bir şey değildir! Bu ancak istibdat yönetimlerinde olan bir muameledir." https://www.youtube.com/watch?v=3Pgjg_Ir-lE

Barikatlar aşıldı
------------------

Belediyeden çıkan yurttaşlar Bursa-İzmir yolunu trafiğe kapatarak yürüyüşe geçti. Yürüyüşü engellemek için kurulan iki polis barikatı aşıldı. Kent meydanına ulaşan yurttaşlar burada oturma eylemine başladı.



Milletvekili hastaneye kaldırıldı

-----------------------------------

CHP Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu polis müdahalesi sonrası hastaneye kaldırıldı. Kayışoğlu, "Bursa’nın Başkanı Mustafa Bozbey'dir. Bu müdahale kabul edilmez. Bu gasp kabul edilemez. Bunların yöntemi Netenyahu yöntemidir. Ama gün gelecek, zalimler hesap verecek" dedi. https://www.youtube.com/watch?v=JWBoWlqp2zo&t=9s

CHP aday çıkarmama kararı aldı, oylama yapıldı

-----------------------------------------------------
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in de aralarında bulunduğu 30 kişinin tutuklanmasının ardından Bozbey, İçişleri Bakanlığı tarafından görevden uzaklaştırılmıştı. Görevden uzaklaştırma kararı sonrası Büyükşehir Belediye Meclisi, 9 Nisan Perşembe günü yeni başkan vekilini seçmek için olağanüstü toplandı. Toplantı öncesi belediye polis ablukasına alınırken, belediye çalışanlarının araçları dahi otoparka alınmadı. Belediyenin etrafı polis bariyerleri ile çevrildi.


Ayrıca AKP'nin başkan vekilliği için adayı Şahin Biba olurken, CHP yaşananları protesto etmek için başkan vekili adayı çıkarmama kararı aldı.

Mecliste CHP'nin katılmadığı oylamada ilk ili turda AKP'nin adayı Şahin Biba 61 ve 60 oy aldı. Üçüncü turda irade gasbı resmileşti ve belediye AKP'ye geçti.

Meclis dağılımı

-----------------
Bursa Büyükşehir Belediye Meclisinde AKP’nin 50, MHP’nin 8 ve BBP’nin 1 üyesi bulunuyor. Böylece Cumhur İttifakının toplam sandalye sayısı 59’a ulaşıyor. CHP’nin mecliste 41 üyesi var, İYİP’in 3, Türkiye İttifakı Partisinin 1, Yeniden Refah Partisinin 1 ve 1 bağımsız üye yer alıyor.
(Uğur Ökdemir-Evrensel)

***

Bursa Büyükşehir Belediyesi AKP'ye geçti: Polis halkı gaza boğarken AKP'liler güle oynaya seçim yaptı. (EVRENSEL)
Bursa Büyükşehir Belediye Meclisinde yapılan ve AKP’li Şahin Biba’nın tek aday olduğu başkan vekilliği seçimleri üçüncü turda sonuçlandı. CHP yönetimindeki belediye, operasyon sonucu AKP'ye geçti.

Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey'in tutuklanması ve görevinden uzaklaştırılması nedeniyle Belediye Başkan Vekilliği için Belediye Meclisinde seçim yapıldı. Belediye üçüncü turda resmen AKP'ye geçti.

Çok sayıda kişi biber gazından etkilendi
---------------------------------------------
Belediye Meclisi binasını ablukaya alan polis CHP'lileri içeri almadı. Bunun üzerine polis barikatları aşılarak Bursa meydanına yürüyüş düzenlendi. Polis müdahale sırasında biber gazı kullandı ve çok sayıda yurttaş gazdan etkilendi. CHP Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu da polis müdahalesi sonrası hastaneye kaldırıldı.

Gülerek sohbet ettikleri anlar kameralara yansıdı

-------------------------------------------------------


CHP grubu, seçim meşru olmadığı gerekçesiyle aday çıkarmazken AKP’li Şahin Biba tek aday olarak seçime girdi. Dışarıda polis müdahalesi sürerken AKP'lilerin mecliste gülüp eğlendiği kameralara yansıdı.

İlk turda 61 oy aldı
----------------------
Biba, Büyükşehir Belediye Meclisinde ilk turda oy kullanan 61 üyenin tamamının oyunu aldı.


Oturumu yöneten Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, Belediye Kanunu'nun 45. maddesi uyarınca seçimlerin ilk turunda yarışan adayın üye tam sayısının 3'te 2'sinin oyunu alması gerektiğini belirtti. Buna karşılık gelen 71 oya ulaşılamadığını ifade etti ve ikinci tura geçildi.

İkinci turda bir oy geçersiz sayıldı
--------------------------------------
İkinci tur oylamasında Meclis üyelerinden birisi Şahin Biba yerine Şahin Babi yazdı. Bu nedenle 1 oy geçersiz sayıldı. İkinci tur oylamasında 61 üye oy kullandı. Oyların 60'ını AKP'nin adayı aldı. Toplam üye sayısının 3/2'sine ulaşılmadığı için seçim üçüncü tura kaldı.

Üçüncü turda salt çoğunluk gözetilerek üye sayısı gözetilmedi. Seçimi tek aday olan AKP'li Şahin Biba kazandı.

İrade gasbına "İrade tecellisi" dedi

---------------------------------------

Şahin Biba, mecliste yaptığı konuşmasında, bu süreçte şahsına gösterilen güven, destek ve teveccüh için Cumhur İttifakı üyelerine teşekkür etti. Biba, şunları kaydetti:

"Demokrasi, milletimizin temsil vasıtasıdır. Büyükşehir Belediye Meclisi üyeleri de bu temsilin şehirler üzerindeki en önemli temsil makamıdır. Büyükşehir Belediye Meclisi üyeleri, Bursalıların temsilcisidir. Bugün meclisimizin aldığı bu karar da milletimin iradesinin tecellisidir. Millet iradesine saygı, sandıkla oluşan, meclis çoğunluğuna da saygı duymayı gerektirir. Bursa Büyükşehir Belediye Meclisinde üye dağılımı bellidir. Çoğunluk, Cumhur İttifakındadır. Bursa'nın iradesi, sadece bir söylemden değil, meclisteki temsil dağılımından da okunur. Herkesi hukuk içinde işleyen bu demokratik sürece ve milletin meclise yansıyan tercihine saygı duymaya davet ediyorum. https://www.youtube.com/watch?v=i1bYUYIS1Sk

Bursa Büyükşehir Belediyesinde AKP’nin 50, MHP'nin 8, CHP’nin 40, İYİP 3, YRP ile BBP’nin 1'er meclis üyesi bulunuyor.

(EVRENSEL)


Okuyan: ABD ve İsrail kaybetti çünkü ilan ettikleri hiçbir hedefe ulaşamadılar(soL) + İran, ABD-İsrail’e diz çöktürdü(Birgün)


Okuyan: ABD ve İsrail kaybetti çünkü ilan ettikleri hiçbir hedefe ulaşamadılar 

TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, ABD ve İsrail’in kaybettiğini söylemenin emperyalizmin savaşçı eğiliminin gerileyeceğine dair bir kehanet anlamına gelmediğinin altını çizdi. ABD ve İsrail’in savaşta ilan ettikleri hiçbir hedefe ulaşamadıkları için kaybettiklerini vurgulayan Okuyan, İran’ın füzelerine “teneke” diyenlere, “İran’da devlet kalmamış” diyenlere “azıcık utandınız mı” diye sordu.

Türkiye Komünist Partisi Genel Sekreteri Kemal Okuyan, ABD yönetiminin ateşkesi başarı öyküsü gibi sunmaya çalışmasının nafile olduğunu belirterek ABD ve İsrail’in kaybettiğinin altını çizdi.

Okuyan X hesabından yaptığı açıklamada şöyle yazdı: ABD yönetiminin dün yürürlüğe giren ateşkesi bir başarı öyküsü gibi sunmaya çalışması nafile. 'Tehditlerimizden korktular’ türünden açıklamalar savaşın şu ana kadarki seyrinin bize sunduğu fotoğraf ile çelişiyor.  Binlerce kişinin yaşamını yitirdiği, devasa bir yıkımın ortaya çıktığı bir savaşta kimin kazandığını, kim kaybettiğini hesaplarken çok dikkatli olmak gerektiği açık. Ancak yine de kocaman harflerle ve hiç tereddüt etmeden ABD ve İSRAİL KAYBETTİ diyebiliriz.”

ABD ve İsrail’in kaybettiğinin söylenmesinin bundan sonra olacaklara dair bir kehanet olmadığının altını çizen Okuyan “NATO’nun bir anda dağılacağını, ABD’nin daha az saldırgan olacağını, İsrail’in haddini bileceğini, emperyalizmin savaşçı eğiliminin gerileyeceğini düşünmek saçma” diye belirtti.

Okuyan şu ifadeleri kullandı: ABD ve İSRAİL KAYBETTİ çünkü muazzam kaynaklar kullanarak, kısa sürede gelecek bir zafer sayesinde telafi edeceklerini düşündükleri meşruiyet kaybını göze alarak başlattıkları savaşta ilan ettikleri hedeflerin hiçbirine ulaşamadılar. Bu koşullarda o tükettikleri kaynaklar daha büyük dert haline gelir, meşruiyet kaybı iyice derinleşir.” 

İran'ın füzelerine 'teneke' diyenler neredesiniz?

Paylaşımına “Son bir not” ekleyen Okuyan şu soruları sordu: İran’ın füzelerine ‘teneke’ diyen ‘güvenlik uzmanları’ neredesiniz? ‘İran’da devlet diye bir şey kalmamış’ diyen ‘diplomasi erbabı’ sizler de neredesiniz? İran’ın masaya koyduğu iyi düşünülmüş ve ABD ile İsrail için İran’ın füzelerinden çok daha tahrip edici taleplere baktığınızda azıcık utandınız mı?”

https://x.com/OkuyanKemal/status/2041798060527759777

***

İran ABD-İsrail’e diz çöktürdü -Umut Can FIRTINA- 

Emperyalist-siyonist saldırganlığın 28 Şubat’ta başlattığı savaşta 40 gün sonra ateşkes ilan edildi. Trump ve Tel Aviv ‘zafer’ ilan etse de ağır yaralar alan İran, ABD ve İsrail’in yenilmez olmadıklarını gösterdi.

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’taki saldırılarıyla başlayan İran savaşının 40’ıncı gününde ateşkes geldi. Ateşkes ilanını arabulucu ülke Pakistan’ın Başbakanı Şahbaz Şerif duyurdu. İki haftalık şartlı ateşkesin yalnızca İran değil Lübnan dahil her yerde geçerli olacağını söyleyen Şerif, tüm anlaşmazlıkların nihai olarak çözülmesi için tarafları 10 Nisan’da İslamabad'a davet etti.

Şerif, 7 Nisan akşamı ABD Başkanı Donald Trump'a çağrıda bulunmuş ve İran'a tanıdığı süreyi iki hafta uzatmasını istemişti. Trump, salı sabahı Tahran’ın Hürmüz Boğazı'nı açmaması durumunda "Bu gece bütün bir medeniyet geri dönüşü olmayan şekilde ölecek” sözleriyle İran'ı tehdit etmişti. Trump’ın tanıdığı süre dün gece 03.00’te sona eriyordu.

Trump, Hürmüz’ün açılması, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise saldırıların durdurulması şartıyla ateşkesi kabul ettiklerini açıkladı. Arakçi, "iki haftalık bir süre boyunca Hürmüz Boğazı'ndan güvenli geçişin mümkün olacağını" söyledi. BM Genel Sekreteri António Guterres, iki haftalık ateşkesi memnuniyetle karşıladıklarını belirtti. Guterres, ateşkesin sağlanmasına yardımcı olan Pakistan ve diğer ülkelerin çabalarını takdir ettiklerini söyledi. İsrail Başbakanlık Ofisi ateşkesi desteklediklerini ancak bunun Lübnan’ı kapsamadığını duyurdu. Başbakan Binyamin Netanyahu, "İsrail, Trump'ın İran'a yönelik saldırıları iki hafta süreyle askıya alma kararını desteklemektedir" dedi. Açıklamada, Lübnan'ın ateşkes kapsamına dahil olmadığı belirtildi.

Bugünün BirGün'ü

HERKES ZAFER İLAN ETTİ

Trump da, İsrail de, İran da ateşkesi zafer olarak tanımladı. Trump askeri hedeflerinin büyük ölçüde tamamlandığını, iki haftalık sürenin anlaşmanın nihai hale getirilmesi için fırsat yaratacağını söyledi. Trump ayrıca, "Bu uzun vadeli sorunun çözümüne bu kadar yaklaşmış olmak bir onurdur" ifadelerini kullandı.

"Hürmüz Boğazı'ndaki trafik yığılmasına yardımcı olacaklarını” kaydeden ABD Başkanı, sözlerini şöyle sürdürdü: "Büyük paralar kazanılacak. İran yeniden inşa sürecine başlayabilir... Dünya barışı için büyük bir gün. Tıpkı ABD'de yaşadığımız gibi, bu Ortadoğu'nun Altın Çağı olabilir." Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt de "Bu, Başkan Trump ve olağanüstü ordumuzun gerçekleştirdiği ABD için bir zaferdir" ifadelerini kullandı. Trump'ın "Hürmüz Boğazı'nı yeniden açtırdığını" söyledi.

İRANLILARDAN KUTLAMA

Sekiz ay içerisinde iki kez savaş açılan İran’da hükümet ve medya da gelişmeleri zafer olarak değerlendirdi. İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi'nin yayımladığı açıklamada, ülkenin bu savaşta hedeflerinin neredeyse tamamına ulaştığı ve "düşmanın tarihi bir başarısızlıkla karşı karşıya olduğu" ifade edildi. Kırk gündür bomlalar altında yaşamak zorunda kalan İranlılar da ateşkes kararı sonrası sokaklara çıkarak kutlamalar yaptı.

***

BUGÜNÜN KAZANANI HALKLAR

Engin Solakoğlu - Emekli diplomat ve yazar:  

Herkesin yenilmesini beklediği ülke yenilmedi. 1 trilyon 100 milyar dolarlık bir savaş bütçesine sahip iki saldırgana karşı 20 milyar dolarlık savaş bütçesi olan İran ezilmedi, aksine düşmanlarına çok büyük zararlar verdi. Amerikan emperyalizmi sınırlarını görmüş oldu şu açıdan: Elinde sadece kullanabileceği nükleer silah kalmıştı İran’a boyun eğdirmek için. Ancak buna da dünyanın müsaade etmeyeceği anlaşıldı. Kuduran emperyalizmin sınırının şimdilik en azından nükleer silah kullanma eşiği olduğu görüldü.

Amerika bakımından çok önemli bir mağlubiyet. Bu, dünyadaki diğer noktalar açısından da çok önemli bir mesaj ve Amerika’nın güç kaybının çok önemli bir göstergesi. Birincisi, artık sadece çıplak güçle bu iş olmuyor. İkincisi, kendi halkının dahi desteğini alamayan bir savaş. Cumhuriyetçi tabanında da ciddi itiraz var.

47 YILLIK HAZIRLIK

ABD, Trump yönetiminde bu işi kıvıramadı. Kadro kalitesizliği de etkili. Amerika kocaman bir zekâ, akıl, birikim ama bunları pek kullandıkları izlenimini almadık. Bunun aksine de İran’ın 47 yıldır bu savaşa hazırlanmış olduğu ortaya çıktı. İnsanıyla, teknik kapasitesiyle, kararlılığıyla 47 yıldır demek ki bunlar bu savaşa hazırmış. "Halk ayaklanır, rejimi deviririz" gibi bir beklenti de hemen hemen hiçbir sonuç vermedi. İran büyük bir ülke, tarih. Bir İran ulusçuluğu var ve 2000 yıldan fazla bunun tarihi. Irak gibi, Suriye gibi sonradan oluşturulmuş, sınırları cetvelle çekilmiş ülkeler değil. Kuşkusuz endüstriyel kapasite, kalabalık ve yetişmiş nüfus vesaire gibi faktörler de İran lehine rol oynadı. Emperyalizmin birinci hesabı, bir savaşı başlatırken savaşa harcadığını daha sonra kazanabileceği hesabıdır. Yani kâr-zarar hesabı zarara doğru hareket ettiğinde savaş cazibesini kaybeder. Sanırım öyle bir durumla karşı karşıyayız en azından bu önümüzdeki 15 gün için. Ama bu savaşın yeniden başlamayacağı anlamına gelmiyor.

İsrail, Lübnan’da saldırmaya devam edecek. Litani Nehri hatta Sur kentine kadar ilerletme niyeti var. Netanyahu şu anda inanılmaz derecede bir başarıya aç. ABD İsrail’e "şu İran’ı bir kenara bırak, al Lübnan’ı ye" de diyebilir.

***

İKİNCİ RAUNT DA GERİDE KALDI

Prof. Dr. İlhan Uzgel:  

Ateşkes süreci, eğer kalıcı bir barış anlaşmasına dönüşürse, bu durum ABD için Vietnam Savaşı’ndan sonraki en büyük diplomatik ve askeri fiyasko olarak tarihe geçecek. Sahadaki gerçeklik, bu ateşkesin taraflar için nihai bir son değil, sadece bir nefes alma ve tahkimat evresi olduğunu gösteriyor. Haziran ayındaki savaş birinci raunttu, 28 Şubat’ta başlayan ikinci. Bu savaş henüz bitmedi. ABD’nin bölgeye George Bush gibi devasa uçak gemilerini göndermeye devam etmesi ve askeri varlığını koruması, saldırı ihtimalinin her zaman masada olduğunu kanıtlıyor. Şimdiye kadarki ateşkesler gösterdi ki ateşkes savaşın bittiği anlamına gelmiyor. ABD daha önce de iki kere masadan kalktı. Şu an daha çok piyasaları rahatlatma hamlesi görüyoruz, ABD’nin aynı taktiği uygulayıp uygulamayacağını göreceğiz.

İran’ın da nefes almaya ihtiyacı vardı. Amerika, 10 bin kilometre öteden gelip hava hakimiyeti sayesinde İran’ın en doğu sınırına kadar sızabiliyor. ABD’nin bu saldırılarda asker kaybı minimal düzeydeyken, İran’ın ekonomik ve sivil altyapısı ağır darbe aldı. İran bu asimetriye ancak bölge ülkelerindeki müttefikleri üzerinden dolaylı yanıtlar verebiliyor. ABD’nin bölgedeki temel stratejisi, sadece rejim değişikliği değil, aynı zamanda küresel su yollarını kontrol etmek. Bu açıdan bakıldığında yaşananlar aslında bir "Hürmüz Savaşı"dır. Hürmüz Boğazı’nın mevcut İran rejiminin kontrolünde kalması, ABD’nin küresel hegemonyası için kabul edilemez bir durum. Washington boğazı tamamen kontrol altına alana veya İran’ı Batı sermayesine eklemlenmiş bir yapıya dönüştürene kadar durmayacak.

İsrail cephesinde ise Netanyahu yönetimi, İran karşısında elde edemediği başarıyı Lübnan üzerinden telafi etmeye çalışıyor. İç siyasette sıkışan hükümet, bölgesel zafer elde ederek hegemonyasını kurma peşinde. Şu anki tablo bir Amerikan fiyaskosu gibi görünse de uzun vadeli stratejilerde asıl mesele, hedef ülkelerin devlet kapasitesinin ne kadar aşındırıldığı ve küresel sisteme nasıl dahil edileceği. Bu savaşta en büyük zararı ise altyapısı yok edilen ve ekonomik olarak çökertilen bölge halkları görüyor.

***

İSRAİL ATEŞKESE RAĞMEN LÜBNAN’A ÖLÜM YAĞDIRDI

İran ile varılan ateşkesin Lübnan'ı kapsadığı söylense de İsrail durmadı. İsrail ordusu (IDF), savaşın başlangıcından bu yana Lübnan’daki en büyük eş zamanlı saldırılardan birini gerçekleştirdiklerini açıkladı. Saldırıların Beyrut, Bekaa Vadisi ve güney Lübnan’da yaklaşık 10 dakika içinde eş zamanlı olarak gerçekleştirildiği belirtildi. Açıklamada, Hizbullah’a ait 100’den fazla komuta merkezi ve askeri noktanın hedef alındığı öne sürüldü. Hava saldırılarında yüzlerce kişi öldü.  Özellikle başkent Beyrut ve çevresindeki yoğun bombardıman, sağlık sistemini çökme noktasına getirdi. Lübnan Başbakanı Nawaf Salam, İsrail’in yoğun nüfuslu bölgeleri hedef aldığını ve “savunmasız sivilleri öldürdüğünü” söyledi. Salam, İsrail’in uluslararası hukuk ve insancıl hukuku “hiçe saydığını” belirterek, uluslararası topluma çağrıda bulundu.

Lübnan Sağlık Bakanı Rakan Nassereddine, hastanelerin ölü ve yaralılarla dolduğunu belirterek, sağlık sisteminin ağır baskı altında olduğunu açıkladı.

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, Hizbullah’a yönelik operasyonların süreceğini belirterek, “Her fırsatta vuracağız, kuzeydeki İsrail vatandaşlarının güvenliğinden taviz vermeyeceğiz” dedi.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ülke genelinde yüzlerce kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olan İsrail saldırılarının, “tüm insani değerlere” aykırı davranan İsrail’in “karanlık siciline” bir yenisini eklediğini söyledi: “Hiçbir hakkı tanımayan, hiçbir anlaşmaya veya taahhüde saygı göstermeyen bu barbarca saldırı eylemleri, tüm uluslararası hukuk ve normlara karşı tam bir umursamazlığı defalarca ortaya koymuştur.”

***

ABD BASININA GÖRE HEZİMET

Ateşkes, Trump tarafından “zafer” olarak sunulsa da ABD basını Trump’la aynı fikirde değil. New Yok Times’ın “Trump, İran konusunda bir çıkış yolu buldu. Ancak savaşın nedenleri hâlâ çözülmedi” başlıklı analizinde, “İran, savaş öncesinde olduğu gibi boğazın kontrolünü elinde tutmaya devam ediyor. Bu, savaş öncesine kıyasla çok daha kötü bir sonuç olur” dendi. Washington Post’ta Aaron David Miller’ın şu yorumuna yer verildi: “Bir şey kesin: Rejim değişikliği gündemden düştü; bu rejimi meşrulaştırmak gündeme geldi. Baskıcı bir rejim, dünyanın en güçlü ordusuna karşı ayakta kalmayı başardı.” Politico “Trump yönetimi adına İran ile müzakereleri yürüten eski yetkili Nate Swanson, İran’ın ateşkesin bir parçası olarak iki hafta boyunca Hürmüz Boğazı’ndan güvenli geçişe izin vermeyi kabul etmesinin, ABD’nin itibar kaybettiğinin bir işareti olduğunu savundu. İran birçok açıdan eskisinden daha güçlü bir konumdadır.” Bloomberg analizinde ise Askeri Analiz Direktörü Jennifer Kavanagh, “Önceden çıtayı bu kadar yükseğe çıkararak, kendi güvenilirliğine ve ABD’nin küresel gücüne ilişkin algıya verdiği zararı en üst düzeye çıkardı. Bu, ABD için açık bir stratejik yenilgidir” yorumunda bulundu. Cato Enstitüsü’nden Jon Hoffman ise, “Trump, genel bir ifadeyle, nükleer programı yok etmek ve rejim değişikliğine yol açmak gibi maksimalist hedeflerle yola çıktı, ancak bunların hiçbiri gerçekleşmedi” dedi.

***

TEPKİLER

• Almanya Başbakanı Friedrich Merz, hükümetinin İran ile ABD arasında sağlanan iki haftalık ateşkesi memnuniyetle karşıladığını belirtti. Pakistan’a teşekkür eden Merz ayrıca, “savaşın kalıcı bir şekilde sona erdirilmesi” için müzakere edilmesinin hedeflenmesi gerektiğini vurguladı.

• Umman Dışişleri Bakanlığı, “Krizi kökünden çözebilecek ve bölgedeki savaş ve düşmanlıkların kalıcı olarak sona ermesini sağlayacak çözümler bulmak için çabaların şimdi yoğunlaştırılmasının önemini vurguluyoruz” dedi.

• Endonezya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Yvonne Mewengkang, çatışmanın tüm taraflarına egemenliğe, toprak bütünlüğüne ve diplomasiye saygı gösterme çağrısında bulundu.

• Japonya Kabine Baş Sekreteri Minoru Kihara da gazetecilere yaptığı açıklamada, Tokyo’nun “nihai anlaşma”yı beklerken ABD ile İran arasında iki haftalık ateşkes haberini “olumlu bir adım” olarak karşıladığını söyledi.

• Yeni Zelanda Başbakanı Christopher Luxon ateşkes haberinin “son derece umut verici” olduğunu söyledi. Luxon, yaptığı açıklamada, “Son altı haftadaki olaylar, dünya için son derece istikrarı bozan ve derin endişe vericiydi. Yeni Zelanda da dahil olmak üzere dünyadaki her ülkeyi etkileyen Ortadoğu çatışmasının sona ermesini hepimiz istiyoruz” dedi.

• Ukrayna Dışişleri Bakanı Andrii Sybiha, “Amerikan kararlılığı işe yarıyor. Moskova'yı ateşkes ilan etmeye ve Ukrayna'ya karşı savaşını sona erdirmeye zorlayacak yeterli kararlılığın zamanının geldiğine inanıyoruz” ifadelerini kullandı.

/././


Ergin Yıldızoğlu + İran o tek dişi çekti -CUMHURİYET-


Rastlantı ve semptom?-
Ergin Yıldızoğlu 

McKinsey araştırma şirketine göre küresel enflasyon riski, resesyon beklentisi giderek artıyor; The Economist ve Financial Times da aynı frekansta. Le Monde, özel kredi şirketleri sektöründe gittikçe artan bir kriz riskine ve  “bulaşıcılık”  potansiyeline dikkat çekiyor. Bir yorumcu da “Dünya ekonomisi üzerine bir Tsunami geliyor” diyordu. Durum böyleyken hızla büyüyen risklerle, siyasi merkezlerdeki karar verici aktörlerin kapasiteleri arasında büyük bir uyumsuzluk dikkat çekiyor. Bu talihsiz bir rastlantı mı yoksa tarihsel bir kaçınılmazlık mı?

ÖZELLİKLE ABD... 

ABD hegemonyası gözlerimizin önünde, hızla buharlaşırken ülkenin yönetimi akli dengesi sorgulanan, yolsuzluklara batmış 80 yaşında bir adamın, etrafındaki tuhaf tiplerin elinde. Koyu bir radikal dincilik yağına bulaşmış bu karışım, yalnızca ABD’yi İsrail’i İran’ı değil tüm dünyayı büyük bir insani, ekonomik, siyasi, belki nükleer bir krizin içine sürüklüyor.

Geçen yüzyılın ilk yarısındaki büyük felaket döneminin ardından uygarlık düzeyinde savaş kurallarına konmuş “kırmızı çizgiler” son bir yıl içinde adeta tamamen silindi. Uygarlık, sömürgecilerin, Nazilerin uyguladığı, toplu cezalandırmanın geri gelerek Gazze’de bir soykırıma dönüşmesine, Avrupa ülkelerinin yönetimlerinin bunlara sessiz kalmasına tanık oldu.

Şimdi, ABD’nin “Epstein sınıfı” metaforuyla kirlenmiş başkanı Trump, İran halkını, elektrik santrallarını, tuzdan arındırma merkezlerini bombalayarak cezalandırmaktan, ülkenin petrolünü, uranyum stoklarına el koymaktan söz ediyor. Her açıklaması yakın çevresinden birileri tarafından borsada oynanıyor. Financial Times, ABD Savunma/Savaş Bakanı Hegseth’in bir temsilcisinin silah sanayi şirketlerinin hisselerinden büyük çaplı bir alım yapmak için BlackRock’a başvurduğunu aktarıyor. Hegseth’in Pentagon’da dini ayinler düzenlediği, savaşı tanrının arzusu olarak sunduğu, “Savaş kuralları bizi bağlamaz” dediği de biliniyor. Başsavcı Bondi ve FBI direktörü Patel Kongre soruşturmasında yeminli ifadelerinde, çekinmeden yalan söyleyebiliyorlar.

RASTLANTI MI? YAPISAL MI? 

Bir yanda, ABD’nin ekonomik üstünlüğünün erozyona uğraması, müttefikleri üzerinde kurduğu çekim gücünün zayıflaması, küresel sorunları çözme kapasitesinin azalması var. Öte yanda Trump yönetiminin sıra dışı özellikleri (Epstein dosyaları, aşırı dindarlık, patolojik yalan söyleme, yolsuzluk, siyasal sorumluluğun sürekli aşınması) var. Hem ABD açısından hem de küresel anlamda bu kadar kritik bir dönemde, ABD yönetimine böyle yozlaşmış kadroların yerleşmiş olması, bir talihsizlik midir, yoksa tam tersine, yapısal krizin bir siyasal semptomu mu?

Burada cevap, daha çok ikinci olasılıkta yatıyor. Yapısal kriz, eskinin geride kaldığı, yeninin henüz doğamadığı karar anıdır. Bu an aynı zamanda, verili etik değerleri, davranış kurallarını “söylenebilir olanın sınırlarını” tanımayanların, bir anlamda  “canavarların” zamanıdır. Bu karar anının, kültürü, toplumsal adalete toplumsal sorumluluklara değil de bireysel hazlara, bireysel haklara, “hemen şimdi”ye odaklı bir neoliberal çağın ardından gelmiş olması da “canavarların” biçimlerini o yönde belirliyor.

Bir kapitalist toplumda, toplumsal doku çatladığında, iktidar blokunun temsilcilerinin rıza üretme kapasitesi çöktüğünde, yönetim alanında kurallardan, uzmanlıktan ve kurumsal ciddiyetten çok, kutuplaştırıcı (ırkçıdinsel-milliyetçi) anlatılar, hukuku yük olarak gören siyasal karakterler, simgesel/fiziki şiddete dayalı yönetim biçimleri öne çıkıyor. Bu bağlamda, Trump’ın ikinci döneminde kendini iktidara iliştiren, “Project 2025”, yalnızca bir politik programı değil, devletin biçimini liberal demokratik başkanlık sisteminden faşist bir başkanlık devletine dönüştürmeye yönelik bir kadro, kurum ve ideoloji mühendisliğini temsil ediyor. Dindarlık burada yalnızca özel bir inanç alanı değil, aslında siyasal meşruiyet üretmenin, otoriteyi kutsallaştırmanın ve hukuki sınırlamaları aşındırmanın aracı olarak işliyor. Trump ve çevresinin yönetimi ele geçirecek konuma yükselmesi, hegemonik gerilemenin üzerine gelmiş talihsiz rastlantı olmanın ötesinde, bizzat o gerilemenin bir semptomudur. Trump döneminin kaotik dış politika maceralarını da bu bağlamda değerlendirebiliriz.

Pentagon’da ‘gleichschaltung’ 

ABD’de Savunma Bakanı Pete Hegseth, savaşın tam ortasında,  Pentagon’da büyük çaplı bir tasfiye gerçekleştiriyor. Birçok terfi de ırk, din, cinsiyet temelinde dondurulmuş. Bunlar sıradan gelişmeler değil.

SÜREÇ OLARAK FAŞİZM

Modern demokrasilerde sivil otoritenin ordu üzerinde anayasal çerçevede denetim kurması elbette meşrudur. Ancak askeri komuta kademesindeki ani, keyfi tasfiyeler özellikle savaş veya jeopolitik gerilim dönemlerinde farklı bir anlam kazanabilir. Çünkü bu tür hamleler yalnızca komuta zincirini değil, ordunun kurumsal özerkliği ile siyasal iktidar arasındaki dengeyi de etkiler.

“Süreç olarak faşizm” kavramı bu tür gelişmeleri anlamaya yardımcı olabilir: Bu süreçte faşist hareket oluşur, örgütlenir, seçimlerle ya da bir darbeyle devlete erişir, burada edindiği kapasite ile devleti, toplumu hatta egemen duyarlılıkları adım adım değiştirerek ilerler.

Faşist hareket ve kadroları devlete eriştiklerinde, ilk hedeflerinden biri bürokrasiyle güvenlik aygıtıdır. Çünkü devletin şiddet uygulama kapasitesi, siyasal bir projenin, dolayısıyla da faşizmin en kritik dayanaklarından biridir. Bu noktada  “gleichschaltung” (kurumların hizaya getirilmesi) kavramını anımsayabiliriz. Adolf Hitler iktidara geldikten sonra 1933-34 yıllarında devleti, toplumu Nazi ideolojisine göre dönüştürmek için “gleichschaltung” politikası uyguladı. Bürokrasi “temizlendi”; üniversiteler, eğitim, kültür kurumları yeniden düzenlendi. Devlet aygıtı anayasal düzenin değil rejimin ideolojik hedeflerinin taşıyıcısı haline geldi.

‘DERİN DEVLET’ FİLAN

Bugünün Amerika’sı elbette 1930’ların Almanya’sı değil. Kurumsal dengeler, federal yapı, faşist hareketin özellikleri, toplumsal güç ilişkileri farklı. Ancak bazı güncel tartışmalar, Trump rejiminin bazı pratik uygulamaları devlet aygıtının siyasi sadakat temelinde yeniden düzenlenmesi bir “gleichschaltung” politikası izlendiğini gösteriyor.

Bu bağlamda sıkça tartışılan konulardan biri de Trump yönetimine en temel kadroları getiren, yasal değişiklik önerilerini (ilk haftada imzaladığı 200’den fazla kararnameyi) hazırlayan “Project 2025”tir. The Heritage Foundation çevresinde hazırlanan bu 900 sayfalık kapsamlı plan, federal bürokrasinin önemli bölümünün görevden alınabilmesini, devlet kurumlarının anayasal bağımsızlığının tasfiye edilerek seçilmiş yürütmenin siyasi programına bağlanmasını öneriyordu.

“Derin devletin temizlenmesi” gerekçesine dayandırılan bu öneriler aslında, anayasada tanımlı görevler, sınırlar içinde hareket eden, hükümetlerden “bağımsız” bürokrasinin profesyonel özerkliğini zayıflatmayı, devlet aygıtını, siyasi sadakat esasına göre yeniden şekillendirmeyi, böylece kapitalist demokrasinin devlet ve hükümet ayrımını ortadan kaldırarak devleti başkanının iradesi altında  “1”leştirmeyi hedefliyordu.

ABD’de savaşın çok riskli (ve tartışmalı) bir kara harekâtı aşamasına geçmesi beklenirken Kara Kuvvetleri Komutanı General Randy George’u, yanı sıra Gen David Hodne ve Maj Gen William Green Jr’ın erken emekli olmaya zorlanması özel bir anlam kazanıyor. George Hodne, ordunun dönüşüm ve eğitim komutanlığını yönetirken Green ise ordunun din görevlileri biriminden sorumluydu. Birincisinin Hegseth’in keyfi düzenlemelerine, ikincisinin de evanjelik Hıristiyanlık ideolojisinin ordu saflarında yaygınlaştırılmasına karşı olduğu, en azından uyum sağlayamadığı varsayılabilir.

Kısacası, sorun yalnızca bir ya da birkaç askerin kariyeri değil; devlet kurumlarının hangi ilkeye göre işleyeceğidir. Kurumlar anayasal düzenin tarafsız mekanizmaları olarak mı kalacak, yoksa giderek daha fazla siyasi projelerin araçlarına mı dönüşecek?

Almanya ve İtalyan faşizmlerinin 1930’lardaki deneyleri bize “süreç olarak faşizm” içinde, faşist dönüşümün hızlandırılması bağlamında kriz ve savaş koşullarının bir “fırsat penceresi” olarak kullanıldığını gösteriyor. ABD’de de kara kuvvetleri komutanının İran savaşının tam ortasında kovulması, “Savaş Bakanı” Hegseth’in savaş koşullarını, süreç olarak faşizmi hızlandırmak için araçsallaştırdığını gösteriyor. ABD’de “süreç olarak faşizm”, parlamenter sistem içinde geri çevrilemeyecek bir noktaya hızla yaklaşıyor.

Orbán: ‘Madendeki manarya’ 

Demokratik sistemleri öldüren “adamlar” iktidarda kalmaya devam etmek için genelde tankları değil “sandık mühendisliğini” tercih ediyorlar ama bir yere kadar! Pazar günü, Macaristan seçimleri bu bağlamda önemli bir deney olacak.

16 yıl önce bir kapitalist demokrasinin içeriden nasıl yıkılabileceğini bir kez de Orbán gösterdi. Anayasa mahkemesini, yüksek yargı kurulunu kendi adamlarıyla doldurarak yargı bağımsızlığını ortadan kaldırdı, medyanın yüzde 80’ini partisine bağladı. Demokrasi lafını terk etmek istemediği için “süreç olarak faşizmin” adı da “illiberal demokrasi” oldu. Şimdi, Orbán ilk kez seçimi kaybetme olasılığı ile yüz yüze. Macaristan seçimleri de otoriter bir sistemin çözülme noktasında nasıl tepki verdiğini görmeye yardımcı olacak “bir laboratuvara” dönüşüyor.

Orbán’ın rakibi Magyar, Orbán’ın partisi Fidesz’in içinden çıkmış bir isim; Orbán rejiminin çürümesini sosyal medyada anlatmasını biliyor. Anketler, 30 yaş altı seçmenlerin yüzde 65’inin Orbán’a karşı oy kullanmaya hazırlandığını gösteriyor: Orban rejimi demografik meşruiyetini de yitirmiş!

Diğer taraftan Orbán’ın arkasında yalnızca rejim, kendi parti örgütü yok. Putin ve Trump da var. Washington Post’un haberine göre Rus istihbaratı Orbán’ın popülaritesini artırmak için suikast senaryosu üretmeyi bile tartışmış. Kremlin bağlantılı dezenformasyon ağları Magyar aleyhine içerik üretiyor. Öte yandan ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Budapeşte’ye gitti; Dışişleri Bakanı Rubio da daha önce Orban’a “Sizin başarınız bizim başarımız” demişti, Trump Orban için “harika adam” diyor. Bu Trump-Putin ortaklığı tesadüf değil: Orbán, 10 yıldır, Kremlin’in söylemini MAGA’ya taşıyan bir aracı gibiydi. “Project 2025” ondan esinlendi.

Orbán bu seçimi kaybedebilir mi? Teorik olarak evet. Ama bu çok kritik bir soruyu ortadan kaldırmıyor: Ya Orbán sandıktan çıkacak sonucu tanımazsa? Orbán, son haftalarda Sırbistan sınırında patlayıcı bulunduğunu açıkladı, acil güvenlik toplantısı topladı; muhalefet, bağımsız analistler bunu seçimlerde bir korku atmosferi üretmek için kurgulanmış bir “sahte bayrak operasyonu” olarak nitelendirdi. Rejim köşeye sıkışmış durumda. Köşeye sıkışmış rejimler beklenmedik hamleler yapabilirler.

Muhalefet seçimleri kazansa bile kurulu rejimi değiştirmek kolay olmuyor. Avrupa’nın liberalleri 2023 Polonya’da Tusk seçimleri kazandığında, bunu “popülizme karşı demokrasinin zaferi” olarak nitelemişlerdi. Sekiz yıllık PiS hükümeti gitti ama Tusk hükümeti, her adımda Cumhurbaşkanı Duda’nın atadığı yargıçlara çarptı. Anayasa mahkemesi “reformları” defalarca bloke etti. PiS yandaşı devlet medyası kapatılmak istendiğinde hukuki kriz çıktı. Duda parlamentodan geçen yasaları veto etmeye devam etti. Seçim kazanılmıştı ama anahtarlar hâlâ “eski rejimin” elindeydi.

Macaristan’da da rejimin kökleri çok derin. Orbán yalnızca kurumları yandaşlarla doldurmadı, yeniden inşa etti. Seçim bölgelerinin sınırlarını kendi lehine yeniden çizdi, anayasayı üçte iki çoğunlukla defalarca değiştirdi, yargı bağımsızlığını fiilen tasfiye etti. Kamu ihalelerinin büyük bölümünü 13 kişilik yandaşa (çeteye) akıttı; bu oligarklar medyayı finanse ediyor, medya siyasi iklimi şekillendiriyor, siyasi iklim yargıyı koruyor, yargı rejimi meşrulaştırıyor. Bu yapı, birbiriyle kenetlenmiş bir ekosistem oluşturuyor. AB, 20 milyar Avro fonu dondurunca mali yük bu çevrenin değil esas olarak seçmenin sırtına yıkıldı: Halen Macaristan ekonomisi durgun, kamu hizmetleri çöküyor, enflasyon seçmeni eziyor.

Magyar seçimi kazansa bile karşısında bulacağı manzara şu: Anayasa değişikliği için üçte iki çoğunluk şart, elde etmesi neredeyse imkânsız. Yargıçların görev süreleri güvence altında. Oligarşik medya ağı varlığını sürdürüyor. Bu yüzden genç bir Budapeştelinin sözleri hem gerçekçi hem ağır: “Dört ila sekiz yıl zor ama yine de bugünkünden daha iyi olacak.”

Macaristan seçimleri öteki “güçlü adamlar” açısından bir “madendeki kanarya” gibi: “Genel seçimler” incir yaprağında ısrar ederek iktidarda kalmaya devam edilebilir mi? Güçlü adam köşeye sıkıştığında, bu incir yaprağını da kaldırıp atar mı? Cevap yalnızca Macarları değil, kapitalist demokrasinin bugün ne anlama geldiğini sormaya devam eden herkesi ilgilendiriyor.

                                                          /././

Öne Çıkan Yayın

Halk bunu unutmayacak -Evrensel Manşet-

CHP’li Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in tutuklanması ve görevden uzaklaştırılmasının ardından yeni başkanı seçmek için dün toplanması gere...