Tarihi Yarımada'daki meslek liseleri tasfiye ediliyor: 'Mesele mekanın değeri mi?’-Burcu Günüşen-
Sultanahmet, Suphi Paşa ve Cağaloğlu mesleki teknik Anadolu liselerinin tadilat adı altında boşaltılmasının ardından şimdi de bölümler kapatılıyor. Eğitim-İş yöneticisi Gül İnce “Mesele mekânın değeri midir?” diye sorarak MEB’in şeffaf bir açıklama yapmasını talep etti.
İstanbul’un tarihi yarımadasında yer alan meslek liselerinde tasfiye adımları atılıyor. Tarihi okul binaları önce tadilat gerekçesiyle boşaltıldı, şimdi de okullara geri dönülmeyeceği belirtiliyor.
Bu adımlardan etkilenen okulların başında Sultanahmet Mesleki Teknik Anadolu Lisesi, Suphi Paşa Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi ve Cağaloğlu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi geliyor.
Eğitim-İş İstanbul 1 Nolu Şube Başkanı Gül İnce bu okullarla ilgili kendilerine gelen bilgileri soL ile paylaştı.
Sultanahmet MTAL binası İslami Bilimler Fakültesi mi olacak?
Sultanahmet MTAL binasıBuna göre Sultanahmet MTAL, şu an Kadırga MTAL bünyesinde eğitim veriyor. Sultanahmet MTAL içindeki alanların, Kadırga MTAL’deki alanlarla birleştirilmesi ve iki okulun tek okul olarak devam etmesi yönünde girişimlerde bulunulduğu ifade ediliyor.
Sultanahmet MTAL binasının, Marmara Üniversitesi rektörlüğü ile neredeyse aynı yerde bulunması nedeniyle, binanın İslami Bilimler Fakültesi olarak kullanılmak istendiği yönünde iddialar var.
Suphi Paşa MTAL binası öğretmen akademisi mi olacak?
Tadilat gerekçesiyle boşaltılan okullardan biri de Suphi Paşa MTAL.Yine tadilat bahanesiyle boşaltılan Suphi Paşa MTAL, şu anda Alparslan MTAL içinde eğitim veriyor.
Gül İnce bu okulun da binasına geri dönemeyeceği, tarihi binanın öğretmen akademisi olarak kullanılacağı yönünde bilgilerin sendikaya iletildiğini belirtti.
Cağaloğlu MTAL’da tadilat bitti ama dönüşe izin yok
Cağaloğlu MTAL ise tadilatlar bitmiş olmasına rağmen eski binasına dönmesine izin verilmeyen bir diğer tarihi okul.
Cağaloğlu MTAL'in tarihi binası. Okulda Bilişim Teknolojileri alanına öğrenci kaydı yapılmadığı, bu nedenle öğrenci sayısının azaldığı, mevcut öğrenci ve velilerin ilçe milli eğitime çağrılarak ikna edilmeye çalışıldığı, başka okullara nakil için zorlandıkları, 12. sınıf ve üniversiteye hazırlanan öğrencilerin sınavlara sadece dört ay kala başka okullara gönderilmek zorunda bırakıldığı iddiaları da gündemde.
Gül İnce öğrenci velilerinin okuldan nakil istemediklerini belirtmelerine rağmen dilekçe imzalamaya zorlandıklarını ifade ettiklerini, CİMER başvuruları ve verilen cevaplar incelendiğinde, yazılı cevaplarla pratikte yapılan uygulamaların örtüşmediğinin görüldüğünü söyledi.
'Planlı bir tasfiye süreci'
Okulda toplam üç bölüm bulunduğu, Bilişim alanından sonra Büro Yönetimi alanının da kapatılacağı, bu alana öğrenci kaydı yapılmayacağının söylendiği, halihazırda Büro Yönetimi alanında 30 öğrenci bulunduğu Eğitim-İş İstanbul 1 Nolu Şube’ye iletilen bilgiler arasında. Okul öğretmenlerine de norm kadro fazlası olacakları ve kendilerine yer aramaları gerektiğinin söylendiği belirtiliyor.
“Bu tablo, planlı bir tasfiye süreci izlenimi vermektedir" diyen Gül İnce "Tarihi okullar boşaltılmakta, bölümler kapatılmakta, okullar birleştirilmekte, öğrenciler dağıtılmakta, öğretmenler güvencesizliğe itilmektedir” ifadesini kullandı.
'Bu okullar hafızadır, kimliktir, kamu eğitim mirasıdır'
Tarihi okulların sadece bina olmadığını vurgulayan İnce “Bu okullar hafızadır, kimliktir, kamusal eğitim mirasıdır” dedi ve taleplerini şöyle açıkladı:
"Eğitim-İş İstanbul 1 No’lu Şube olarak; okulların kendi binalarına geri dönmesini, öğrenci ve öğretmenlerin zorla başka okullara nakledilmesine son verilmesini, eğitim planlamasının şeffaf ve katılımcı biçimde yapılmasını talep ediyoruz.”
Başka amaçlar için mi kullanılmak isteniyor? MEB açıklama yapmalı
Okullar kapatılarak, bölümler boşaltılarak, öğrenciler sürgün edilerek “eğitim yönetimi” yapılamayacağını dar vurgulayan İnce “merkezi, tarihi ve değerli bölgelerdeki okul binaları” başka amaçlar için mi kullanılmak istendiğini sorarak şu ifadeleri kullandı:
“Bu sebeplerle mi öğrenci yüksek yararı hiçe sayılmaktadır? Anlaşılan o ki bu binalar yalnızca tadilat için boşaltılmamıştır. Mesele mekânın değeri midir?”
Bu süreci kabul etmediklerini belirten İnce “Kamusal eğitime, okul hakkına ve öğrencilerin geleceğine sahip çıkıyoruz. İl Millî Eğitim Müdürlüğü ve Millî Eğitim Bakanlığı’nın bir an önce kamuoyunu bilgilendiren açık ve şeffaf bir açıklama yapmasını bekliyoruz” dedi.
/././
TSK, NATO tatbikatında ama hedef kim?-Ogün Eratalay-
NATO Steadfast 2026 Tatbikatı Almanya’da devam ediyor. Türk Silahlı Kuvvetleri, çok çeşitli senaryoları içeren tatbikatta muharip güçlerden birisi olarak yer alıyor. Tatbikata güzellemeler düzen boyalı basın ise birliklerimizin Amerikan emperyalizminin çıkarları doğrultusunda kullanıldığını pek güzel unutmuşa benziyor.
NATO’nun 2026 yılındaki en büyük ve kapsamlı tatbikatı Almanya’da devam ediyor. 15 Ocak günü başlayan tatbikatı öncekilerden ayıran şey tatbikatı gerçekleştiren birim. 2022 Ukrayna-Rusya Savaşından sonra iç yapılanmasını değiştiren NATO, olası tehditlere hızlı cevap vermek üzere tümen gücünde Allied Reaction Force (ARF, Müttefik Hazır Kıta Gücü) adı verilen yeni bir birim oluşturdu. Tatbikat NATO Garnizonlarından Joint Force Command Brunssum’da gerçekleştiriliyor. Görev gücünün deklare edilen amacı NATO Kuruluş Anlaşmasının 5. maddesi gereğince Polonya, Litvanya, Letonya ve Estonya’nın ortak güvenliğini sağlamak.
Tatbikatın seyri
11 ülkeden yaklaşık 10 bin askerin katıldığı tatbikata Bulgaristan, Çekya, Almanya, Yunanistan, İtalya, Litvanya, İspanya ve Türkiye’den muharip personel katılıyor. Bunun yanında Belçika, Fransa ve İngiltere’den gözlemciler mevcut. Tatbikat iki aşamadan oluşuyor. Ocak ortasında başlayan kısımda hazır kıta birliklerinin çeşitli senaryolar gereği eşit güç ve kabiliyette düşman birliklerine karşı hızla göreve hazır hale gelerek cepheye intikalini kapsıyor. İkinci aşama ise çeşitli özel tatbikatları içeriyor.
TSK katılımı
Tatbikata Türkiye’den yaklaşık 1500 personel katılıyor. Görev gücünün bileşenleri TCG Anadolu, Derya, İstanbul ve Oruçreis fırkateynleri, zırhlı araçlar, amfibi zırhlılar, su altı taarruz birlikleri ve Bayraktar TB-3 silahlı insansız hava araçları şeklinde. Tatbikat kapsamında Türk Silahlı Kuvvetlerine ait unsurlar, su engeli aşmak üzere istihkam faaliyeti, ileri cephe hattında muharebe, amfibi harekat gibi görevleri yerine getiriyor. Bunun dışında özellikle TB-3 silahlı insansız hava aracı TCG Anadolu’dan iniş kalkış yapma kabiliyetini de tatbikat kapsamında göstermiş oldu.
TCG Anadolu, esasen ABD yapımı dikey iniş kalkış yapabilen F-35 savaş uçakları için inşa edilmişti. Ancak Türkiye, Rusya’dan S-400 savunma sistemleri almasıyla F-35 projesinin dışına çıkarılınca işler değişti. Özellikle Libya İç Savaşı, II. Karabağ Savaşı ve Ukrayna-Rusya Savaşı'nda başarılı olan Bayraktar TB-2, kanatları katlanabilir şekilde revize edildi ve TCG Anadolu’dan kalkabilecek/inebilecek şekilde güncellendi.
Tüm bu hazırlık kime karşı?
Özellikle Almanya’nın kuzeyindeki Holstein bölgesindeki Putos Üssünün açıklarında yapılan deniz ve amfibi tatbikatı dikkat çekiyor. Burada çıkartma gemilerinden sahile askeri birliklerin konuşlandırılmasına yönelik tatbikat öne çıktı. Bu operasyonda FNSS firmasının ürettiği ZAHA zırhlı amfibi araçlar sahne aldı.
Amfibi harekât tatbikatı sırasında ZAHA zırhlılarıNATO Görev kuvvetinin zaten deklare edilmiş faaliyet alanı tatbikatın asıl muhatabının Rusya olduğunu çok açık şekilde ifade ediyor. Özellikle silahlı insansız hava araçlarının amfibi harekâtlarla eşgüdüm halinde kullanılması Baltık bölgesindeki coğrafi koşullara uyum amacının güdüldüğünü de gösteriyor. Bu kapsamda NATO’nun en önemli askeri bileşenlerinden olan Türk Silahlı Kuvvetleri katıldığı tatbikat üzerinden bu plana dahil ediliyor.
Amerikan emperyalizmi ikinci Trump döneminde kanun tanımaz haydutluk siyasetini tırmandırma peşinde. Emperyalizm, egemen ülkelere savaş ilan etmeden saldırıyor, abluka uyguluyor, kafasına göre istediği hedefleri bombalıyor, devlet başkanlarını kaçırıyor, tankerlere el koyuyor. Böylesi bir uluslararası durumda kendi vatanını savunmak üzere eğitilmiş olan emekçi çocuklarının emperyalizmin çıkarlarına hizmet etmesi övünülecek bir şey olmasa gerek. Emperyalizme karşı yurtta barış, dünyada barış sloganıyla kurulan Cumhuriyet'in emperyalizmin saldırganlıklarının peşinden nasıl sürüklendiğini bu tatbikatla birlikte bir kez daha görüyoruz.
/././
Öcalan ve Komisyon ortaklaşmıştı: Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı kimin çıkarını koruyor?-Ali Ufuk Arikan-
Çözüm süreci kapsamında Öcalan’ın “demokratik entegrasyon koşulu” haline getirdiği ve Komisyon’un da desteklediği Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı ne anlama geliyor? Bu “şart” halkın mı, yoksa patronların ve emperyalistlerin mi işine geliyor? Gelin yakından bakalım.
Uzun süren toplantıların ardından Meclis’teki çözüm komisyonu, üç vekil dışında oy birliğiyle hazırladıkları taslak raporu onayladı.
Bu haberde raporun ayrıntılarını değil, Öcalan’ın “demokratik entegrasyon” koşulu olarak öne sürdüğü ve komisyon raporunun da işaret ettiği doğrultuyu, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nı kısaca masaya yatıracağız.
Yeni bir tartışma değil: Aynı yemek bir kez daha ısıtılıyor
Avrupa Birliği, Dünya Bankası, IMF, Dünya Ticaret Örgütü ve ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı... Hepsinin bu konuda aynı safta olduğunu söyleyerek söze başlayalım.
Emperyalist düzenin en sağlam dayanakları olarak görebileceğimiz bu kuruluşların tamamı “yerel yönetimlerde özerklik” denilen sürecin doğrudan destekçisi ve hatta fikir babası.
Büyük şevkle verilen bu desteğin dayandığı iki temel zemin var.
Bunlardan birincisi, emperyalist güçlerin tüm ülkelerin içine daha derinden nüfuz etmelerini de sağlayacak şekilde merkezi egemenliği zayıflatma istekleri.
İkinci dayanaksa ilkiyle doğrudan bağlantılı olacak şekilde kamusal hizmetlerin bir bütün olarak tasfiyesi, sermayenin “özgür” dolaşımının önündeki engellerin ortadan kaldırılması ve sınıfın birliğinin dağıtılması isteği.
Emperyalistler için bu adımların uygulanmaya konulduğu pilot bölge, sosyalizmin geçici olarak geriye çekildiği ülkeler olmuştu.
Bu ülkelerde “yerel yönetimleri” demokrasiyi güçledirme kılıfı adı altında sürekli parlak etiketlerle masaya süren emperyalistler, öncelikle halka devlet eliyle sunulan kamusal hizmetleri tasfiye etmiş, tam da bu noktada “yerellik” masalını öne çıkarmışlardı.
Yerel yönetimlerin merkezi destek olmayınca birçok hizmeti yerine getirememesi özelleştirmeleri otomatik olarak gündeme getirmiş, bu da “çağın gereği” ve “hizmetlerin daha kaliteli sunulması” kılıfına sarılmıştı.
Bölgesel denklemleri kullanarak işçi sınıfı içindeki eşitsizlikleri daha da derinleştiren bu hamle, düzen için çok boyutlu bir kazanç aracına dönüştü. Bu süreç bir yandan sınıf bütünlüğünü parçalarken, diğer yandan 'bütçe yetersizliği' içindeki yerel yönetimlerin fonlar aracılığıyla giderek emperyalistlerin nüfuz alanına girmesine yol açtı.
Bu hamle Türkiye'de ne işe yarar?
Komisyon raporu ve Öcalan’ın son mesajıyla bu tartışmalar belli ki yeniden alevlenecek.
Bu yüzden baştan not etmek gerekiyor…
Avrupa Birliği, Dünya Bankası, IMF, Dünya Ticaret Örgütü, ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı’nın istediği, AKP ve MHP’nin de altına imzasını attığı bir sürecin yoksulların yararına olduğunu söylemek, bu düzene ve aşağıda yer alan başlıklara en baştan teslim olmak anlamına geliyor.
- Bölgesel asgari ücret adı altında ülkede sınıfın birliği hedef alınacak, emekçiler arasındaki eşitsizlikler daha da derinleşecek.
- Emperyalistlerin fonlar aracılığıyla ülke içindeki nüfuzu çok daha üst düzeye çıkacak, egemenlik fikri tamamen askıya alınacak.
- Türkiye sermaye sınıfının önündeki son engeller de düzen eliyle ortadan kaldırılacak. Bu sayede geriye kalan son kamusal hizmetler de yerel yönetimler eliyle sermayeye açılacak.
- Merkezi bir planlamayla bölgesel eşitsizliklerin giderilmesine yönelik atılması gereken adımlar fikir düzeyinde dahi olsa masanın dışına itilecek.
- Yerelleşme, katılım, demokratikleşme masalı adı altında sermaye sınıfının ve emperyalist merkezlerin çıkarı her şeyin merkezine yerleşecek, halkın bir bütün olarak düzenin karşısına ortak sorunlarını başa yazarak dikilmesinin önüne geçilmek istenecek.
- Emekçilerin yıllar süren mücadeleler sonucu elde ettiği son kamusal haklar da “yerelleşelim” etiketi altında özel sektörün insafına terk edilecek.
- Ne Türk ne de Kürt yoksullar AKP iktidarı ve emperyalist merkezlerin bu adımlarıyla daha fazla demokratileşecek ve özgürleşecek.
Ve tüm bu maddelerin ardından “yerelleşiyoruz, demokratikleşiyoruz” masalı düzen eliyle üzerimize boca edilmeye devam edecek.
/././











