Kapanan tekstil atölyeleri, büyüyen sokak çeteleri: 'İlk kez 17 yaşında birini öldürdüm, devlet desteği var tabii!'-Ali Ufuk Arıkan-
Türkiye tarihinde sokak çetelerinin en fazla konuşulduğu yılı geride bırakırken, bu karanlık manzaranın içerisindeki isimlerle, sokak çetelerinin üyeleriyle konuştuk. Anlatılanlar, sanılandan çok daha derin ve sarsıcı bir gerçekliğe işaret ediyor. Kapanan bir tekstil atölyesiyle bir sokak çetesine katılan çocuğun öyküsü o kadar iç içe ki...
Bir tekstil atölyesinin kapanması nasıl olur da sokak çetelerinin işine yarar?
Gelin bu sorunun peşinden giderek Türkiye’nin sokak çetesi öyküsüne yakından bakalım.
“Bizim oralarda, Esenler'de, her merdiven altı bir tekstil atölyesiydi. Çocuk yaştan beri oralarda çalıştım. Bu sayede kurtardım kendimi galiba. Şimdi kapandı bu atölyelerin hepsi. Buralar kapanınca kimsenin başka şansı da kalmadı. Pandemi ve sonrasında daha da kötü oldu. Kardeşim ve kuzenim çok küçük yaşta sokak çetelerine katıldı. Hepsinin nedeni yoksulluk işte, başka bir şansın olmaması…”
Bu sözler Filiz’e* ait.
Kuzeni şimdi uyuşturucudan cezaevinde, kardeşi de tutuklanır mı diye endişeli, bugün değilse yarın bunun olacağından emin.
İstanbul Esenler’de doğdu, yaşadığı mahalledeki tüm çocuklar gibi o da sokak çeteleriyle içli dışlı büyüdü.
Her köşe başında torbacılar, çete üyeleri vardı.
Korkuyla geçilen sokaklar, tanık olunan hesaplaşmalar, uyuşturucu ticareti...
Bunlar çocukluk günlerinin en olağan ve belirgin anılarıydı.
Çocukluğunda perde gerisinden izlediği, saçlarından sürüklenip sokağa atılan bir kadının öyküsünü unutmuyor örneğin hiç. Onu kaçırıp istismar eden ve döverek ailesinin evinin önüne atan çeteyi de, eve kabul etmeyip aynı şekilde sokağa atan ailesini de...
“Çok olurdu böyle şeyler, alışmıştık” diyor.
Şimdi Filiz’in bu çocukluk hatıralarının izinden, büyüdüğü mahalledeki çocukların öyküsüne uzanalım, Türkiye’nin çarpıcı sokak çeteleri öyküsünün "kahramanlarına" bakalım.
‘Çeteye dahil olmamızın nedeni geçim sıkıntısı, daha iyi bir yaşam isteği…’
“26 yaşındayım. 17 yaşında başladım bu işlere. Dahil olmamın nedeni para hırsı, geçim sıkıntısı, daha iyi bir yaşam isteği. Doğup büyüdüğümüz semtte fazla iyi bir hayatımız yoktu, ailemiz varlıklı bir aile değildi.”
Neden bu işin bir parçasısın sorusuna bu yanıtı veriyor Ferhat.*
Çeteyle tanışması ailesiyle başlıyor, bu hayatın dışında bir ufku olmamış hiç:
“Ailemde de var bu işler. Babam bu tarz işler yapıyordu, amcam da. Şu an yapmıyorlar, yaşlandılar.”
Bir çeteye katılmak için kimseye ulaşma ihtiyacı duymuyor haliyle, yaşadığı mahalle üzerinden, aile bağları üzerinden parçası oluyor sokak çetelerinin.
Çete de demiyor, “abi” dediği insanların yanında olduğunu söylüyor.
Aile olunduğunun ana göstergesi “abi” ifadesi. “Abi” denilen kişi için ölünür, öldürülür, yoluna baş koyulur... Öyle diyorlar.
O da 17 yaşında bu anlamıyla bir “abi”ye sahip oluyor.
'Şu anda 13 yaşındaki bir çocuk bile çeteye katılıp iş yapıyor, gözlerimle şahit oluyorum'
Bu kadar küçük yaşta bir çeteye nasıl katılabildiğini soruyoruz.
Biraz itirazla, biraz da sitemle devam ediyor konuşmaya:
“Bizim zamanımızda farklıydı bu işler. Bundan 10 sene önce bu yaşlar 16, 17’ydi. Şu anda 13 yaşındaki bir çocuk bile çeteye katılıp iş yapıyor. Gözümle şahit oluyorum, bunun en büyük nedeni özenti hayat.”
Özenti hayat derken neyi kastettiğini soruyoruz:
"Bu yeni gruplar var ya... Televizyonların da dilinde. Hepsini biliyorsunuz işte. [Daltonlar, Redkitler, Casperlar adlı çeteleri kastediyor] Bu gruplardaki kişilerin sosyal medya paylaşımları, yedikleri, içtiklerini görüyorlar. Katılanların neler yaptıklarını görüyor, bunlara özeniyorlar. Yeni jenerasyonda özentilik çok fazla. 13, 14 yaşındaki çok fazla çocuk katılıyor, biliyorum, görüyorum her gün.”
Çocukları önce bağımlı, sonra da 15 yaşında torbacı yapıyorlar
Çocukların madde bağımlısı haline getirilmesinin bunda önemli bir etkisi olduğunu söylüyor Ferhat, maddeye ulaşmanın çok kolay olduğunu, daha 15 yaşında torbacılık yapıldığını ekliyor.
Konuştuğumuz diğer sokak çeteleri üyeleri gibi o da uyuşturucu işlerinden uzak durduğunu söylüyor.
'İnsanlara para karşılığında zarar verme ve tetikçilikle başladım, sonra dolandırıcılıkta yükseldim'
17-18 yaşlarında bağımlı olduğunu, şimdi ise haftada birkaç gün uyuşturucu madde kullandığını ama ticaretini yapmadığını belirterek, karıştığı işleri sıralıyor:
“Tetikçilik dediğimiz işler, dükkanlara vesaire ya da insanlara para karşılığında zarar verme. İlk başta sadece araç kullanıyordum, sonra kendim de yapmaya başladım. Sonra dolandırıcılık işlerine girdim, burada yükseldim. Sanal dolandırıcılık, bilgisayar üzerinden erişim, çağrı üzerine erişim. Uyuşturucu satıcılığı hariç çoğu suçu işledim.”
Bir çete üyesinin sitemi: Suç işleyip serbest kalanlar devletin eksikliği biraz
Yaşadığı bu hayatta onu en çok tedirgin eden şeyi soruyoruz, yanıtı şöyle:
“Şu an canımı sıkan durumlardan birisi ardımızda bıraktığımız dosyalar. Hapishaneye girdim daha önce, berbat yerler. İstinafta yüksek cezalar var beni bekleyen, onlar canımı çok sıkıyor. Bizim gibi yaşantısı olan insanların yarın başına ne geleceği belli değil, kaçmak zorunda kalabiliyoruz. Ailenin başına bir şey gelir diye korkuyoruz.”
“Peki, Türkiye’deki cezasızlık hali hızla cezaevinden çıkmaya neden olmuyor mu, sürekli yeni af ve düşük cezalar konuşuluyor” diye araya giriyoruz, şöyle devam ediyor:
“Bunun rahatlığı oluyor mu, oluyor. Bir sene önce ruhsatsız silah taşımanın cezası yoktu mesela. Silahı yakalattığın zaman ifade verip, para cezasını ödeyip çıkıyordun. Rahattı. Şimdi silah yakalattığında cezaevine girebiliyorsun.
Suç işleyip serbest kalanlar, devletin eksikliği biraz. Çok büyük suçlar için çok küçük cezalar yatılıyor, bu da cesaret veriyor tabii, zaten cezası ne ki deniliyor. Cüzdan çalan 3-4 yıl hapis cezası alıyor, daha ağır suçlarda da aynı ceza var sonuçta.”
'Bilinen bir grupta liderdim, cezaevine girdim'
Ferhat’ın ardından kendisini “grup lideri” olarak tanımlayan bir sokak çetesi lideriyle konuşuyoruz.
Sıklıkla “grup” diyorlar çeteye ve yine sık sık “aile” tabirini kullanıyorlar kendilerine ilişkin.
Diyar* çeteye katıldığında yaşının 16 olduğunu söylüyor.
Öyküsü sokak çetelerine katılan diğer binlerce çocuğunkine çok benzer.
Yoksulluk, aile tarafından dışlanma, kafasını kaldırdığında başka bir hayat, başka bir çıkış imkanı görememe.
Şu anda Türkiye’nin çok konuşulan birçok sokak çetesiyle yakından tanışıyor, hepsiyle bir şekilde teması da olan bir isim.
Buraya gelmeden önce, onun hikâyesini dinliyoruz, kendi öyküsünü:
“Ben Bağcılar’da doğdum, sokaklarda büyüdüm. O dönem arkadaşlarım bazı gruplara takılmaya başladı, sonra ben de katıldım. O gruplar adına yaralama, cinayet işlemeye başladım, adam kaldırma gibi. Bilinen bir grupta liderdim, cezaevine girdim. Çıkınca bazı şeyleri bırakmam gerekti. Kendi grubumu kurdum, kardeşlerimi çektim yanıma, çete değil, aile gibi bir şey olduk.”
'Genelde gariban kesimdeki, gözü yüksekte olan çocukları seçiyorlar, cesaret hapları veriyorlar'
16 yaşında sokak çetesine katılmış olan Diyar’a, çocukların çetelere nasıl alındığını soruyoruz.
Kendi dönemini değil, şu anı anlatarak başlıyor ve o da geçmişle bugünü kıyaslıyor:
“Bu gruplar şu anda sosyal medyadan lüks hayata özendiriyor. Çocuklar özeniyor. Namla, şöhretle, parayla bir merak uyandırıyorlar. Bu gruplar genelde 15, 16 yaşındakilerden seçiyorlar katılacak kişileri. Bu eskiden böyle değildi. Bu yaştaki çocuklara bir şey yaptırılmazdı önceden. 15, 16 yaşındaki çocukları yanlarına çekiyorlar, bunlar az ceza alacak diye. Genelde gariban kesimdeki, gözü yüksekte olan çocukları seçiyorlar. Bu çocukların yüzde 100’üne cesaret verici haplar, uyuşturucu veriliyor, hepsini bağımlı yapıyorlar."
"Bizim zamanımızdaki gruplar biraz daha adildi, vicdanlıydı. Hasmını gider kendi vururdu, aileye dokunulmazdı, garibana çökülmezdi, evi arabası istenmezdi. Tahsilat yapar, zenginlerden alırdık. Kimsenin ekmek teknesine çökmezdik. Bizim şahıslarla işimiz olurdu. Şimdi araba, ev kurşunlanıyor, ailesiyle tehdit ediliyor insanlar. O zaman yapılan şey biraz daha şerefliydi.”
Kendisinin hâlâ yönettiği bir grup olduğunu söylüyor Diyar ve uyuşturucu işine karşı olduklarını belirtiyor.
Şu an medyadan ismine alıştığımız çetelerle yaptığı görüşmeleri aktarıyor Diyar. 15-16 yaşındaki çocukların artık kullanıp atılacak şeyler olarak görüldüğünü, eskiden birbirine sahip çıkan aile görüntüsünden çıkıldığını, her şeyin para olduğunu anlatıyor.
Sözünü ettiği çetelerin çoğunun liderinin kendini yurt dışına atmasının nedeninin de bu tarzları olduğunu belirtiyor Diyar: "Onlar lüks hayat sürüyor, kullandıkları çocuklar bir bir harcanıyor."
'Yaşadığım şeyi çaresizlik olarak tanımlıyorum'
"Peki, kendisi de 16 yaşında bir çetenin parçası olan Diyar, o zamandan bu zamana yaşadıklarını nasıl tanımlıyor?" bunu soruyoruz ve şu yanıtı alıyoruz:
“Yaşadığım şeyi çaresizlik olarak tanımlıyorum. Bir düzenim olsa bu işlere girmezdim, bir ailem olsun isterdim açıkçası. Benim 12-13 senem cezaevinde geçti. Bana vadedilen hiçbir şey olmadı. O yüzden de benim yaşantım bu, sokaktan geldim ben. Diğerleri ana kuzusu, özenti olarak katılıyorlar.”
'Devlet desteği olmadan hiçbir grup yürüyemez, ben de emniyetten destek aldım'
Çarpıcı bir yere gelip, bir sokak çetesinde liderlik yapan isme, Türkiye’de bu işlerin nasıl bu kadar kolay olduğunu soruyoruz, yanıtı dikkat çekici:
“Bunu durdurmak imkansız bir şey. Şunu söylemek istiyorum, devlet desteği olmadan hiçbir grup yürüyemez. Mutlaka yanında bir destek olmalı. Mutlaka ya bir emniyet amiri ya da başka bir şey olmalı. Bunları uyandıran, ayıktıran birileri olmalı. Mutlaka devlet desteği var, benim de var. Aksi takdirde yürüyemeyiz, adım bile atamayız. Devlet en fazla bir grubu bitirmek için başka bir grubu salar üstüne. Baksanıza ortalık 56. Ben de aldım destek, emniyet içinden aldım, başka türlü olmaz ki.”
'Giriş var, çıkış yok'
"Çeteye giren, çıkabilir mi peki?" diye soruyoruz:
“Kolay kolay çıkamazsın. Grubun içine girdiğinde her şeyi öğreniyorsun. Çıktığında o grup zulaları, yerleri, her şeyi değişmek zorunda ama işleri biliyorsun. Çıkmak istersen infaz da olur, suç da atarlar. Çıkmak isterseniz siz en büyük tehlikesiniz onlar için.”
'17 yaşında birini vurdum, Allah’ın verdiği canı para için aldık, en zoruma giden şey bu'
"Aradan yıllar geçti, 16 yaşında bir çeteye katıldı ve şimdi geriye baktığında en çok neden pişmanlık duyuyor?" Bu sorumuza verdiği yanıt şöyle Diyar'ın:
“Para için adam öldürmek…”
Bu yanıt sonrasında ilk kez büyük bir sessizlik oluyor, sonra toparlayıp soruyoruz, “kaç yaşındaydın?” diye:
“17… Allah’ın verdiği canı para için aldık, en zoruma giden şey bu!”
Çete lideri anlatıyor: Devletin desteği olmasa bu limanlardan bu kadar uyuşturucu girebilir mi Türkiye’ye?
Sokak çetelerine dair en fazla konuşulmasını istediği şeyi söyleyerek sonlandırıyor Diyar anlattıklarını:
Bütün ailelerin bilinçli olmalarını, evlatları ne yaparsa yapsın yanlarında olmalarını söylemek isterim sadece. Evlatları bir hata yaptığında onların arkasında olsunlar ne olursa olsun. Güllük gülistanlık bir hayat yok buraya katılanlar için. 15 milyona bir cinayet işi alınır, 10 küsür milyonunu cebine atar lider denilen kişi, kardeşim dedikleri kişi de yanar gider, gerekirse kendileri de yakarlar.
Türkiye’de uyuşturucu işi bitmez, bitiremezler. Neden derseniz, bundan herkes para kazanıyor. Gruplar kazanıyor, polis kazanıyor, siyasiler kazanıyor. Herkes kazanıyor. O yüzden Türkiye’de uyuşturucu işi kesinlikle bitmez. Devletin desteği olmasa bu limanlardan bu kadar uyuşturucu girebilir mi Türkiye’ye? Van’da bir arabaya 5 kilo eroin koyarlar ve o arabayı yakalatırlar. Arkadaki araçta 5 ton eroin vardır… Öndeki araç yakalatılır, onun da reklamı yapılır. Devlet desteği olmasa bu kadar uyuşturucu Türkiye’ye giremez. Bugün a.m. dedikleri maddeyi yurtdışından Türkiye’ye getiriyorlar, bununla her şeyi yapıyorlar, tüm uyuşturucu maddeleri yapıyorlar. Devlet Bahçeli gibi birisi Sedat Şahin denilen bir adamın elini sıkıyor, bu adam mafya, siyasi değil ki. Siz bunları böyle gösterirseniz bu işler büyür.
'Kendi hayatımı kurtarayım, kendi ayaklarımın üstünde durayım diye dahil oldum'
Konuştuğumuz tüm isimlerin ortak bir öyküsü var.
Esenler, Bağcılar hattında yaşanan derin yoksullukla sokak çeteleri arasında kurulan bağ o kadar iç içe ki...
Kadir* de aynı öyküyü anlatıyor, çok benzer detaylarla:
"Esenler’de doğdum, hep tek başıma bir yol izledim. Şu anda abi dediğim bir insanla, yoluna başımı koyduğum bir isimle birlikteyim.
Neden bu işlere dahil oldum… Aile yüzünden. Aileye bir şeyler sunmak, destek olmak istedim. Ailem bir şeylere sahip olsun, kendi hayatımı kurtarayım, kendi ayaklarımın üstünde durayım diye dahil oldum. Yaptığım iş silah ticareti ve adam vurmak, şoförlük.
Casperlar, Daltonlar gibi değiliz biz… Biz aileyiz. Yurtdışında vurulan Furkan benim mahalle arkadaşımdı, ne oldu, bedavadan vuruldu. Bu tarz gruplarda uyuşturucu işi var, bu bize göre değil. Ben 14 yaşından bu yana bu işin içindeyim, sokak hayatındaydım hep."
'Bir cinayet işi 8 milyon, 10 milyon, 50 milyon, adamına göre değişir'
İşlerin kendilerine nasıl geldiğini anlatıyor Kadir.
Düzenin neden olduğu o kadar derin bir çürüme var ki, her şeyin tarifesi oluşmuş durumda:
"Bu işlerde her zaman bir aracı olur, seni tanıyan, güvenen insanlar olur. Der ki, şu adam vurulacak. Sen de dersin ki araba veriyor musun, motor veriyor musun, silah veriyor musun, yoksa hepsi bizden mi diye… Telefonda konuşulmaz, adres belirlenir. Paranın yarısı peşin alınır, kalanı ise yanlarına biri bırakılır, işin videosu, sonucu iletilir, öyle teslim alınır. Sonra kurulan tüm bağlantılar kesilir. Yakalanıp yakalanmamak kişiyle ilgilidir, isim veremezsiniz, canınızdan olursunuz bu olursa.
Şu an bir cinayet için üstü açık rakamlar var, bakıyorsun iş adamı ona göre para isteniyor. 8 milyon, 10 milyon, 50 milyon… İsme göre değişiyor. Motor, araç, cihaz veriliyorsa, buna göre de yaralamanın bedeli değişiyor. 600 bin de oluyor, isme göre de milyonlara doğru gidiyor. Dükkan vurma meselesi de 300 ile 500 arası değişiyor. Bazı gruplar kardeşim dediği isimlere bunu 50 bine bile yaptırıyorlar."
Kadir çocukların çetelere nasıl bu kadar kolay dahil olduğuna ilişkin sorumuza yanıt veriyor, detaylarıyla ve diğer isimleri doğrulayan ifadelerle:
"Casperlar, Daltonlar hepsinden arkadaşlarımız var… İnsanlar ailesinden sevgi görmüyor, dışa itiliyor. Çoğunlukla da yaşadığı ortam, insan çevresi. Uyuşturucuya alıştırılır çocuklar, paraları da yok zaten. Para kazanmak ister misin deyip buralara sokuluyor çocuklar. Ev veriliyor, silah veriliyor bunun için de şunlar yapılmalı deniyor."
'Burada doğmasak, daha yüksek gelirli bir ailemiz olsa tabii bu işlere yönelmezdik'
Kadir ilk kez 17 yaşında para için birini bıçaklamış, 22 yaşında da silahla vurmuş. Pişmanlık duyuyor mu peki, nasıl bakıyor geride kalan yıllara:
"Burada doğmasak, daha yüksek gelirli bir ailemiz olsa tabii bu işlere yönelmezdik. En çok zorlandığım an, ilk tetiğe bastığım andı, ilk birini vurduğum zaman. İlk kez 17 yaşında birini yaraladım, 22 yaşımda da birini vurdum."
Evet, hep aynı öykü...
Kapanan bir tekstil atölyesiyle bir çocuğun sokak çetesinde tetikçi ya da torbacı olması arasındaki mesafe o kadar kısa ki.
Bu kısa mesafenin yaratıcısı bu çocuklar değil, bu çocukları bunun dışında bir çıkışın olmadığına ikna eden çürüme, o çürümenin kaynağı olan düzen...
Yaşadığımız ağır tablonun kaynağını cesaretle göstermeden, üstüne gitmeden bu öykülere her gün yenileri eklenmeye devam edecek.
*Bu haberde görüştüğümüz isimlerin kimlik bilgileri taşıdıklarını belirttikleri hayati tehlike nedeniyle açık şekilde kullanılmamıştır. Tümüyle sesli olarak görüştüğümüz isimlerin bir bölümü gerçek kimlik bilgilerini bizimle paylaşmayı reddetmiş, anlattıklarının gerçekliği ayrı kaynaklardan teyit edilmiştir.
/././
Erdoğan gitti film seti bitti: Hatay 2026'nın ilk günlerinde yine karanlığa gömüldü -Özkan Öztaş-
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyareti sırasında "ışıl ışıl" fotoğrafların servis edildiği Hatay’da, kameraların ve protokolün arkasındaki gerçek bambaşka. Depremin üzerinden geçen üç yıla rağmen Hataylılar yeni yıla karanlıkta ve soğukta girdi. Elektrik kesintileri nedeniyle ısınamayan yurttaşlar, çareyi konteynerlerde piknik tüpü yakmakta arıyor.
6 Şubat depremlerinin üzerinden neredeyse üç yıl geçti. Takvimler 2026'yı gösterirken Hatay'da barınma sorununun yanına kronikleşen altyapı yetersizlikleri eklendi. Kentte günlerdir süren elektrik kesintileri, kışın en sert günlerinde depremzedeleri çaresiz bıraktı. Özellikle ısınma ihtiyacını elektrikli sistemler ve ısı pompalarıyla karşılayan yurttaşlar, enerjinin kesilmesiyle birlikte soğuğa mahkum oldu.
Sosyal medyaya yansıyan görüntülerde, konteyner kentlerde ve hasarlı mahallelerde yaşayan vatandaşların ısınmak için piknik tüplerini kullandığı görüldü. Deprem ve yangın riskinin yüksek olduğu geçici barınma alanlarında tüple ısınmaya çalışılması, yaşanan çaresizliği gözler önüne serdi.
Protokol yolu aydınlık, halkın sokağı karanlık
Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açılışlar nedeniyle kente yaptığı ziyarette, medyaya "Işıl ışıl bir Hatay" görselleri servis edilmişti. Ancak yerel kaynaklar ve mahalle sakinleri, bu ışıltının sadece protokolün geçtiği yollar ve açılış alanlarıyla sınırlı kaldığını belirtiyor.
Hataylılar, "ışıltılı" görsellerin hemen arkasındaki sokaklarda ve yaşam alanlarında günlerdir elektrik olmadığını ifade ediyor. Yurttaşlar, "şov için Antakya’ya gidip 'Antakya ışıl ışıl' diye tweet atanlar, bu soğukta insanların evlerinde donduğunu görmüyor" diyerek duruma tepki gösterdi.
20 mahallede elektrik yok: TEDAŞ ve Toroslar EDAŞ sessiz
Kesintilerin özellikle Defne, Samandağ ve Antakya ilçelerinde yoğunlaştığı bildiriliyor. Edinilen bilgilere göre Harbiye'de kesintiler sürerken, Gümüşgöze'de elektrikler iki gündür gidip geliyor. Aknehir Mahallesi'nde ise durum daha vahim; mahalle sakinleri günlerdir elektriksiz.
Aknehir'de bir trafonun arızalanması sonucu yaklaşık 50 ailenin mağdur olduğu, günün ilerleyen saatlerine rağmen sorunun çözülemediği öğrenildi. Geceyi karanlıkta ve soğukta geçiren yurttaşlar Toroslar Elektrik Dağıtım A.Ş.'yi aradıklarında telefonlara yanıt alamazken, TEDAŞ yetkilileri Defne ilçesinde en az 20 mahallede kesinti yaşandığını teyit ediyor ancak çözüm için net bir süre veremiyor.
Defne Halk Temsilcileri Meclisi: 3 yıl geçti, sabır kalmadı
Konuya dair soL'a konuşan Defne Halk Temsilcileri Meclisi'nden Hizam Hasırcı, depremin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen temel sorunların çözülememesine tepki gösterdi.
Hasırcı, sürecin artık "hoş görülebilir" sınırları aştığını belirterek şunları söyledi: "Şubat ayında depremin üzerinden tam 3 yıl geçmiş olacak. En başta büyük bir felaket yaşandığı için aksaklıklara daha hoşgörülü yaklaşabiliyorduk. Fakat 3 yıl normal bir süre değil. Sorunlar gerçekten çözülmek istenseydi, bu sürede çözülmüş olması gerekirdi. Şu anda neredeyse bütün mahallelerden şikayet alıyoruz. Antakya, Defne ve Samandağ'da 3 günü bulan kesintiler yaşıyoruz."
'Psikolojik baskı artıyor'
Bölgede ısınmanın büyük oranda elektriğe bağlı olduğunu hatırlatan Hasırcı, kesintilerin sadece aydınlanma değil, yaşamsal bir ısınma sorununa dönüştüğünü vurguladı: "İnsanlarımız burada ısınmayı genellikle ısı pompasıyla hallediyor. Elektrik gittiği zaman ciddi anlamda sorun yaşıyorlar. Hava çok soğuk, bu sene kış şartları normalden daha sert geçiyor, yıllar sonra kar yağdı. Vatandaşların şikayetleri ciddiye alınmıyor. Ancak çok ses çıkarırsak gelip bir şeyler yapıyorlar."
Hasırcı, altyapı sorunlarının deprem travmasını tetiklediğine dikkat çekerek sözlerini şöyle tamamladı: "Bu durum halk açısından artık çok yorucu bir hal aldı. Depremin psikolojik baskıları hâlâ yoğun bir şekilde hissedilirken; elektrik, yol, su gibi temel sorunlarla karşılaşmak insanları umutsuzluğa sevk ediyor. Normal illerde konuşulmayan konular, burada yaşamsal bir mücadele haline gelmiş durumda. Yetkililerden artık duyarlılık değil, görevlerini yapmalarını ve bu sorunları çözmelerini bekliyoruz."
/././
Hatay’da ‘Erdoğan vitrini’nin faturası ağır oldu: Sadece vinçleri saklamanın bedeli milyonlarca lira -Özkan Öztaş-
Erdoğan’ın Hatay ziyareti için kent adeta bir film setine çevrilmiş, inşaatlar posterlerle, nehirler resimlerle gizlenmişti. soL, "inşaat görüntüsü olmasın" diye sökülen kule vinçlerin maliyetini araştırdı.
AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz hafta gerçekleştirdiği Hatay ziyareti geride büyük bir kamu zararı bıraktı.
Erdoğan’ın geçeceği protokol güzergahı adeta bir "film seti" gibi kurgulanmış, kaba inşaat halindeki binaların üzerine bitmiş apartman görselleri giydirilmiş, Asi Nehri üzerindeki köprünün korkulukları akarsu resimleriyle kapatılmış ve konteyner kentlerin sefaleti brandalarla gizlenmişti. Hatta sokağı bile olmayan yollara çizilen "bisiklet yolları", yağan ilk yağmurla silinip gitmişti.
Ancak bu "makyaj" çalışmasının en maliyetli kalemi, göze çarpmayan bir detayda gizliydi. Kentteki yoğun inşaat görüntüsünü Erdoğan’ın kadrajından uzak tutmak amacıyla, faal durumdaki çok sayıda kule vinç söküldü.

Yukarıdaki fotoğraf ile aşağıdaki fotoğraf aynı yere ait. Yalnızca bir gün arayla çekilen bu iki fotoğrafta yağan yağmur ile yapılan bisiklet yolunun silindiğini, boyaların aktığı görülüyor. Bir vincin sökülüp takılması yüz binlerce liraya mal oluyor
soL, Erdoğan’ın ziyareti sırasında "görüntü kirliliği" yaratmaması adına sökülen ve ziyaret sonrası tekrar kurulacak olan kule vinçlerin maliyetini araştırdı. Kule vinç operatörlerinin verdiği bilgiler, yapılan işlemin faturasının ne kadar ağır olduğunu gözler önüne serdi.
Süreç, söküm ve takım olmak üzere iki aşamalı işliyor ve her biri ayrı maliyet kalemleri oluşturuyor:
Söküm maliyeti: Bu işi üstlenen firmalar, ortalama bir kule vincin sökümü için 100 bin ila 150 bin lira arasında bir ücret talep ediyor.
Mobil vinç kirası: Kule vinci sökebilmek için devasa bir mobil vinç kiralanmak zorunda. Bu araçların günlük kirası ise 40 bin ila 50 bin lira arasında değişiyor.
Yani tek bir kule vincin sadece sökülmesi işlemi, en iyimser tabloyla 140 bin lira ile 200 bin lira arasında bir maliyet yaratıyor.
Günübirlik sökülen vinçler Hatay'da yerel sosyal medya hesaplarında gündem olmuştu. Fiyat ikiye katlanıyor: 3-4 milyon liralık 'manzara' harcaması
İşlem sökümle bitmiyor. İnşaatların devam etmesi için sökülen vinçlerin, ziyaretin hemen ardından aynı yere yeniden kurulması gerekiyor. Bu da aynı maliyetin (mobil vinç kirası ve ekip ücreti) tekrar ödenmesi demek.
Hesaplamalara göre tek bir kule vincin sökülüp takılma maliyeti 300 bin ila 400 bin lirayı buluyor.
Hatay genelinde Erdoğan’ın güzergahı üzerindeki inşaat sahalarında, 10 kule vincin bu amaçla söküldüğü takdirde dahi milyonlarca lira harcanıyor. Bu da sadece vinç operasyonu için en az 3 ila 4 milyon lira arasında bir paranın, sırf "Erdoğan inşaat görmesin" diye harcandığı anlamına geliyor.
Erdoğan ziyareti öncesinde inşaatların önü apartman görselleri ile kapatılmıştı.Paralar depremzedelerin ihtiyaçları yerine vinç sökümüne gitti
İktidarın sürekli "tasarruf" çağrısı yaptığı, bütçe kısıntılarıyla övündüğü bir dönemde, tek seferlik bir açılış görseli için harcanan bu milyonlar, depremzedelerin gerçek ihtiyaçlarıyla kıyaslandığında tablo daha da vahimleşiyor.
Sadece vinçlerin sökülüp takılmasına harcanan milyonlarca lirayla, binlerce depremzede çocuğa okullarda bir öğün yemek verilebilir, öğrencilerin kırtasiye masrafları karşılanabilir, üniversite öğrencilerine barınma ve gıda bursu sağlanabilirdi.
Bisiklet yolları, brandalar, afişler ve vinç operasyonları alt alta toplandığında, Hatay’daki bu bir günlük "şovun" maliyeti devasa bir kamu zararına dönüşüyor.
Hataylılar tepkili: 'Madem Erdoğan gelince yapılıyor...'
Günübirlik makyaj çalışmalarına ve harcanan paralara tepki gösteren depremzedelerse durumu eleştiriyor. Konteyner kentlerde yaşam mücadelesi veren yurttaşlar, yapılan harcamalara ve geçici düzenlemelere şu sözlerle tepki gösteriyor:
"Madem Erdoğan gelince bir şeyler yapılıyor, yollar düzeliyor, o zaman her gün gelsin. Yoksa Hatay'daki bu şantiye alanı ve toz toprak hiç bitmeyecek."
/././






