halkTV "KÖŞEBAŞI" -15 Ocak 2026-


Murat Gülibrahimoğlu'nun jetinden Vakıfbank Genel Müdürü çıktı -Bahadır Özgür- 

Habertürk ile başlayan, dizi ve magazin ünlülerine uzanan uyuşturucu operasyonu, Ekrem İmamoğlu ve İBB davasına bağlanmaya çalışılıyor. İki dosya arasındaki bağlantı da İBB davasının firari sanığı Murat Gülibrahimoğlu’nun kiraladığı özel jet üzerinden yapılıyor. Jette uyuşturucu ve seks partileri de düzenlendiği ileri sürülüyor.

Ancak o jeti İmamoğlu’nun hiç kullanmadığı resmi belgelerle kanıtlandı. Buna karşın Gülibrahimoğlu ile söz konusu jetle sık sık yolculuk yapan sürpriz bir isim ortaya çıktı.

O isimde Vakıfbank Genel Müdürü Abdi Serdar Üstünsalih…

Jetle seyahat eden pek çok isim gözaltına alınıp sorgulandığı halde, Vakıfbank Genel Müdürü’ne dair bir gelişme henüz olmadı.

İBB iddianamesinde yer alan pek çok itirafçı ifadelerinde Gülibrahimoğlu ile Vakıfbank Genel Müdürü arasındaki ilişkinin samimiyeti anlatılıyor.

‘ARALARI ÇOK İYİYDİ’

Bugüne kadar 8 kere ifade veren ve son ifadesinde tahliye pazarlığı yapan itirafçı Adem Soytekin, 16 Haziran 2025 tarihinde verdiği ifadesinde şöyle diyor:

“…Emniyet sorgusunda tarafıma sorulan hakkımda yapılan teknik takip esnasında Fatih Keleş ile yemek yediğimiz günün içeriğine dair detaylı bilgi vermek istiyorum. O gün orada Fatih Keleş ile baş başa oturmadık ve oradan sadece ikimiz ayrılmadık… Bu görüşmede ben Murat Murat Gülibrahimoğlu’nun Vakıfbank Genel Müdürü Abdi Beyle çok iyi olduğu için çok uzun zamandır arttırılmayan kredi limitlerimi arttırılması için ricacı olması konusunu görüştüm… Ben öncesinde Abdi Bey ile tanışıyordum, kendisiyle beraber maç izlemişliğimiz bile vardır. Gülibrahimoğlu, Keleş, Tuncay Yılmaz ve Abdi Bey 2024 yılında Bodrum'da Çağdaş Holding'e ait Bodrum'un girişinde sağdaki lüks otelde tatil yapmışlardı. İleri derecede bir samimiyetleri bulunmaktaydı.”

Soytekin ayrıca 2021 yılında düzenlenen bir uçuşa “Vakıfbank Genel Müdürü Abdi Serdar Üstünsalih ve İstanbul Orman Bölge Müdürü olduğunu söyledikleri ancak adını bilmediği bir kişi”nin de katıldığını belirtiyor.

İtirafçı Sarp Yalçınkaya ise Ekim 2025 tarihindeki ifadesinde Üstünsalih ile Gülibrahimoğlu arasındaki ilişkiye değinerek bir taşınmaz iddiasını gündeme getiriyor:

“Murat Gülibrahimoğlu , Vakıfbank Genel Müdürü Abdi Bey'in yakını olduğunu bildiğim Duhan Yıldız’a Muğla ili, Bodrum İlçesi, Gündoğan Mahallesi 472 Ada, 486 Parselde bulunan 5.129 m2 taşınmazı devretmiştir.”

Yalçınkaya bu taşınmazın devri için de Vakıfbank Genel Müdürü ile beraber jetle Bodrum’a gidildiğine dikkat çekiyor.

Bu arada yine uyuşturucu operasyonlarının odağında olan Bebek Otel de İBB iddianamesindeki itirafçı ifadelerinde yer aldı.

Servet Yıldırım, 15 Ekim 2025 günkü ifadesinde, “Murat Gülibrahimoğlu kredi almak istediğinde Vakıfbank Genel Müdürü yardımcı oluyordu… Hüseyin Köksal, Gülibrahimoğlu ve Vakıfbank Genel Müdürü birkaç kez Bebek Otel'de buluştular.”

JETLER AYNI DEĞİL

Dosyadaki "Özel Uçuş Bilgileri" dökümlerinde, İmamoğlu'nun sabit bir uçak kullanmadığı, tarihe ve müsaitliğe göre sektördeki lisanslı firmalardan kiralama yaptığı görülüyor.

Resmi kayıtlara göre İmamoğlu’nun kullandığı kiralık uçaklar ve firmalar şöyle sıralandı

•⁠ ⁠Bonair Havacılık: 2025 yılı Mart ayındaki Erzincan, Kastamonu ve Antalya programlarında TC-STN kuyruk numaralı uçak kiralandı.

•⁠ ⁠Vizyon Havacılık: 2024 Aralık ayındaki Ankara seyahatlerinde TCK-ISK kuyruk numaralı uçak tercih edildi.

•⁠ ⁠Söz Jet Havacılık: 2024 Haziran döneminde TC-FBC kuyruk numaralı uçakla uçuş gerçekleştirildi.

•⁠ ⁠Genel Havacılık A.Ş.: Kasım 2024’te TC-KRA tescilli uçak kullanıldı.

Medyada İmamoğlu ile ilişkilendirilen ve spekülasyonlara neden olan TC-FNH ve TC-SKO kuyruk numaralı uçakların ise tamamen başka bir ismin, Murat Gülibrahimoğlu’nun kiraladığı uçaklar olduğu kanıtlandı.

/././

İran'a saldırı yolda mı?-Serra Karaçam- 

İran’daki hükümet karşıtı protestolar ekseninde Washington’un askeri hareketliliği yakından izleniyor.

Trump için bu "ne yapacağı belli olmaz" algısı son derece kullanışlı.

Son saatlerde gelen çelişkili açıklamalar var.

ABD Başkanı Donald Trump, İranlı protestoculara “yardım yolda” mesajı vermiş, herhangi bir idam halinde sert karşılık vereceklerini söylemişti.

Trump, bugünse ABD’ye “İran’daki öldürmelerin durduğu, idamlara yönelik bir planın iptali” bilgisinin iletildiğini açıkladı.

Ayrıntı vermekten kaçınan Trump, bu bilginin “olan biteni bilen kişilerden” geldiğini söyledi.

Reuters’e konuşan iki Avrupalı yetkili, ABD’nin askerî müdahalesinin önümüzdeki 24 saat içinde gelebileceğini söyledi.

Bir İsrailli yetkili de Trump’ın müdahaleye karar vermiş gibi göründüğünü, ancak kapsamı ve zamanlamasının henüz net olmadığını ifade etti.

Yine Reuters’e göre Tahran’a karşı protestolar ardından ortaya çıkan istikrarsızlıktan faydalanmayı amaçlayan yabancı aktörlerin, Irak’tan İran’a sınırı geçmeye çalıştığını söyledi.

Üst düzey bir İranlı yetkili dahil Reuters’e konuşan kaynaklar, Türkiye’nin istihbarat teşkilatının, son günlerde sınırı geçen "Kürt güçleri" konusunda İran Devrim Muhafızları’nı uyardığını belirtti.

ABD’DEN ASKERİ HAMLE: UÇAK GEMİSİ ORTA DOĞU’YA

Pentagon, USS Abraham Lincoln (CVN-72) uçak gemisi ve ona bağlı Taarruz Grubu’na Güney Çin Denizi’ndeki mevcut konumlarından ayrılarak Orta Doğu’ya intikal talimatı verdi.

Yetkililere göre, USS Abraham Lincoln’ün CENTCOM’un sorumluluk alanındaki Umman Denizi’ne ulaşması yaklaşık bir hafta sürecek. Bu adım, ABD ile İran arasındaki tansiyonun yükseldiği bir dönemde atıldı.

AMERİKAN ÜSSÜNDEN PERSONEL TAHLİYESİ VE KÖRFEZ ÜLKELERİNİN TUTUMU

Pentagon, Orta Doğu’daki en büyük ABD askeri üssünden bazı zorunlu olmayan personelin tahliye edildiğini açıkladı.

Kararın, İran’daki protestolara yönelik baskının artmasıyla bağlantılı olduğu belirtiliyor.

Katar’daki ABD üssü Afganistan ve Irak için lojistik destek amacıyla inşa edilmişti.

Katar bu üssün İran dahil diğer devletlere saldırı için kullanılmasına izin vermiyordu. Daha ziyade koordinasyon ve lojistik için kullanılıyordu.
Bahreyn ve BAE daha önemli ve esnek partnerlik sağlıyor.

Suudi Arabistan, Trump yönetimini İran’a karşı askeri bir saldırı gerçekleştirmekten vazgeçirmeye çalıştı.

Körfez Arap ülkeleri, başta Suudi Arabistan olmak üzere, Washington’u özel olarak uyararak, böyle bir saldırının bölgeyi istikrarsızlaştırabileceği, petrol piyasalarını bozabileceği ve küresel ekonomiye zarar verebileceğini belirtti.

Suudi yetkililer ayrıca, çatışmaya katılmayacaklarını ve ABD’nin İran’a karşı saldırılar için kendi hava sahalarını kullanmasına izin vermeyeceklerini ifade etti.

Suudi Arabistan, İran’ın bölgesel nüfuzuna karşı olsa da, ABD’nin doğrudan askeri müdahalesiyle geniş çaplı bir savaşa girilmesini önlemeyi tercih etti.

Suudi Arabistan, olası saldıriyla petrol fiyatları yükseldiğinde varil başına daha fazla gelir elde edebilir. Ancak aşırı fiyat artışları küresel piyasaları istikrarsızlaştırarak dünya ekonomisine zarar verebilir.

Yüksek fiyatların, talepte keskin bir düşüş yatarak resesyona yol açabileceği ve bunun da uzun vadede toplam petrol ihracatını azaltabileceği aktarılıyor.

Ayrıca İran’a yapılacak bir saldırının, İran veya desteklediği grupların Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn gibi Körfez ülkelerine karşı misilleme yapmasına yol açabilir.

İDAM TARTIŞMASI: SOLTANİ DOSYASI

Ancak Trump'ın İran'ın ölümleri durduracağı açıklamasından birkaç saat sonra New York Times, idam edilmesi planlanan 26 yaşındaki protestocu Erfan Soltani’nin infazının programda oduğunu yazdı.

Wall Street Journal da İran’ın, Trump’ın uyarılarına rağmen hızlı yargılamalar ve idamlara hazırlandığı sinyalini verdiğini aktardı.

İran yargısının başındaki isim Gholamhossein Mohseni-Ejei, devlet televizyonunda yayımlanan videoda, protestoculara karşı “hızlı hareket edilmesi” çağrısında bulundu.

Soltani, 28 Aralık’ta başlayan protesto dalgasında idam edilmesi beklenen ilk isim olacaktı.

Norveç merkezli Hengaw İnsan Hakları Örgütü, Soltani’nin 8 Ocak’ta Tahran’ın batısındaki evinde gözaltına alındığını, avukata erişim ve savunma hazırlığı imkânı verilmediğini bildirdi.

BÖLGESEL DİPLOMASİ VE RUSYA ARABULUCULUĞUNDA İRAN-İSRAİL TEMASI

İngiltere Dışişleri Bakanlığı, İsrail’e yönelik zorunlu olmayan tüm seyahatlerden kaçınılması yönünde uyarı yayımladı.

Financial Times, İsrail Başbakanı Netanyahu’nun sessizliğine dikkat çekti.

Washington Post’a göre, Aralık ayı sonunda protestolar patlak vermeden günler önce İsrailli yetkililer, Rusya aracılığıyla İran’a, İsrail’e saldırı olmadığı sürece İran’a karşı saldırı başlatmayacaklarını iletti.

İran da aynı kanal üzerinden önleyici saldırıdan kaçınacağını bildirdi.

Trump’ın müdahalesi ister askeri harekât, ister tehdit altında müzakereler, ister siber saldırılar ve daha sert yaptırımların bir kombinasyonu olsun; analizlere göre zayıflamış bir İran rejimi bölgesel dengeleri İsrail lehine çevirebilir.

Netanyahu’ya yakın isimlerden eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Yaakov Amidror, Trump’ın rejimi devirmeyi de hedeflese, daha sınırlı bir anlaşmaya gitse de İsrail’in kazançlı çıkacağını savundu.

Amidror’a göre, İran’ın nükleer ve füze projelerinin temizlenmesi dahi “son derece harika bir sonuç” olur.

Geçen yılki 12 günlük savaşta, İsrail’in İran’ın hava savunmalarını büyük ölçüde etkisiz hale getirdiği, ABD’yi yeraltı nükleer tesislerine karşı en büyük konvansiyonel silahların kullanımına ikna ettiği hatırlatılıyor.

Ancak İsrailli yetkililer, Trump’ın baskısının, İran Devrim Muhafızları’nın geniş balistik füze kapasitesinin tamamen yok edilmesini engellediğini de vurguluyor.

İran’daki protestolar, idam iddiaları ve ABD’nin askeri yığınağı, bölgesel dengeleri yeniden şekillendirebilecek bir kırılma noktasına işaret ediyor.

Başkan Trump’a İran’a saldırı ve rejim değişikliği yönünde etki etmeye çalışanlar ile İran’ı nükleer anlaşmaya ikna etme yönünde insiyatif kullanmasını isteyen çevrelerin lobi faaliyetleri devam ediyor.

/././

Seçmen ne istediyse verdi: Erdoğan daha da istiyor!-Mehmet Tezkan- 

AKP Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde 2002, 2007, 2011 seçimlerini aldı. 2011’de ise yüzde 49,8 ile rekor kırdı. Ne olduysa o yıldan sonra oldu. Erdoğan kendini ülkenin tek sahibi görmeye başladı…

Takdir edilecek stratejiyle oyun planını uygulamaya koydu, ağır ağır hedefine ulaştı…

2017 yılında Bahçeli’nin hala bilinmeyen nedenle tam destek verdiği Anayasa değişikliğiyle rejim değişti…

Erdoğan ülkenin tek söz sahibi, tek yetkilisi oldu…

Seçmen hem rejim değişikliğine (mühürsüz oyların geçerli sayılmasıyla şaibeli de olsa) onay verdi. Bir yıl sonra 2018 yılında Erdoğan’ın hem devlet başkanı aynı zamanda tek kişilik hükümet olmasını onayladı…

Aslında seçmen bilmeyerek kuvvetler ayrılığının ipini çekti. Kuvvetler birliğine onay verdi. Kısaca Erdoğan’a ülkenin tabusunu veriyorum ne yaparsan yap dedi…

O günün rakamlarını hatırlayalım mı?

Dolar; 4 lira 70 kuruş.

Gram altın; 194 lira…

Çeyrek altın; 312 lira…

Benzin; 6,2 lira…

Simit; 1,5 lira…

Bir kilo kıyma; 41 liraydı…

Seçmenin Erdoğan’a her istediği şeyi verdiği gün Türkiye’nin hali buydu. Bugünü söylemeye gerek yok. Herkes her şeyin fiyatının kaç lira olduğunu biliyor.

Erdoğan ülkeyi şirket gibi yöneteceğim dedi ülke şirketi büyüdükçe büyüyor ama onun yönettiği topraklarda yaşayanlar küçüldükçe küçülüyor…

Erdoğan’a Cumhurbaşkanlığı, tek kişilik hükümet, parti başkanlığı yetmedi ülkenin en büyük şirketlerini topladığı, kamu bankalarının yer aldığı Varlık Fonu’na da kendini yönetim kurulu başkanı tayin etti…

Evet, evet kendi kendini atadı.

Türkiye Cumhuriyeti holdinginin de patronu oldu… Bu da yetmedi Merkez Bankası’nı kendine bağlayarak piyasalarında tek hakimi konumuna geldi…

(Bir parantez açmama izin verin. Trump ABD Merkez Bankası, FED’i kontrolü altına almaya çalışıyor. Eski ABD hazine bakanları, eski FED başkanları ayağa kalktı, Venezüella gibi, Arjantin gibi, Türkiye gibi oluruz dediler. Kapattım parantezi)

Kısaca seçmen Erdoğan ne istediyse verdi. Meclis çoğunluğu elinde olduğu için bir dediği iki olmadı.

Sonuç…

Sonuç ortada; ekonomik buhran, derin ve kalıcı yoksulluk, her geçen gün fakirleşen milyonlar…

Bugün Meclis’e torba yasa gelecek içinden en düşük emekli ücreti var ama bir şey daha var. Erdoğan’ın yönetim Kurulu başkanı olduğu Varlık Fonu’na olağanüstü yetki verilmesini içeren yasa da var…

Varlık Fonu veya kurduğu şirketler veya satın aldığı şirket ve fonlar, bağlı olduğu ortaklıklar kamuya ait düzenlemelere tabi olmayacakmış.

Bunu anlamı şu; kişi şirketi, aile şirketi gibi yönetilmesi isteniyor. Sayıştay denetimine tabi olmayacaklar, ihale yasasına uymayacaklar…

Kafalarına göre takılacaklar…

Gerekçe; rekabet edebilmeleri için özel şirket gibi yönetilmeleri gerekiyormuş…

Soruyorum…

Ülke 2018 yılının yaz ayından beri şirket gibi yönetiliyor, çok iyi oldu yararını gördük diyen var mı?

Ne iyi oldu rejimi değiştirdik refaha kavuştuk diyen var mı?

Ne güzel oldu demokrasiden otokrasiye geçtik böylece çağ atladık diyen var mı?

İktidardan memnun olan var mı?

Hayatından memnun olan, mutlu olan var mı?

Gördüğüm şu; millet Erdoğan’a ne istediyse verdi.

Erdoğan ise o millete yüksek enflasyon, hayat pahalılığı, kalıcı yoksulluk verdi.

/././

Maduro kaçırılırken Çin ne yaptı!-Ayşenur Arslan- 

Aslında Trump’ın Venezuela’yı hedef aldığı biliniyordu. Ama bu kadar ileri gideceği, Maduro ve eşinin kaçırılarak ABD’ye götürüleceğine herhalde pek az kişi ihtimal veriyordu.

O anlara dair ilk görüntüler.. Bizdeki derin sessizliğe zıt, dünyadan öfkeli tepkiler.. Sadece yılın değil, son yılların en gerilimli vakasıydı.

Peki dünya liderliğinde ABD ile bilek güreşine tutuşan Çin.. O anlarda ne yaptı? Nasıl önlemler aldı?

Soruların yanıtını Alman akademisyen, bazı üniversitelerde “Çin Kürsüsü” kurucusu ve Çin Minzu Üniversitesi “elçisi” Kurt Grötsch verdi.

Çevirisini de, NATO’dan MOSSAD’a önemli kurumlara dair kitaplarıyla bilinen değerli yazar Hüseyin Vodinalı yaptı ve dikkatimize sundu.

İşte, yılın daha ilk haftasında, 3 Ocak günü yaşanan “Venezuela’dan başkan kaçırma” olayı sırasında yaşananlar. Saat saat Çin’in aldığı acil önlemler:

***

Çin, ABD’nin Venezuella petrolünü kontrol altına almayı, Güney Amerika’daki Çin varlığını sınırlamanın ve önlenemez hızla ilerleyen yükselişini durdurmanın bir aracı hâline getirdiğinin farkındaydı.

Çin, doğrudan Amerikan imparatorluğunun “yüzer hattını” hedef alan adımlar attı. Zira Venezuella’ya yönelik saldırı, çok kutuplu dünya projesine ve BRICS grubuna karşı ilan edilmiş bir savaş anlamına geliyordu.

• BİRKAÇ SAAT SONRA: Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun kaçırıldığı haberinin yayılmasından sadece birkaç saat sonra, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Çin Komünist Partisi Siyasi Büro Daimî Komitesi’ni acil toplantıya çağırdı. Toplantı tam 120 dakika sürdü. Resmî bir açıklama yapılmadı, diplomatik tehditler savrulmadı; fırtına öncesi sessizlik hâkimdi.

Bu toplantı, Çinli stratejistlerin “asimetrik kapsamlı karşılık” olarak adlandırdığı mekanizmayı devreye soktu. Bu, Çin’in Batı Yarımküre’deki ortaklarını hedef alan bir saldırıya verilen cevaptı.

• ERTESİ GÜN 9.15: Çin’in ilk aşama tepkisi, 4 Ocak sabahı saat 09.15’te başladı. Çin Merkez Bankası, sessizce, Amerikan savunma sanayisiyle bağlantılı şirketlerle yapılan tüm ABD doları işlemlerini geçici olarak askıya aldığını duyurdu. Boeing, Lockheed Martin, Raytheon ve General Dynamics gibi şirketler, hiçbir ön uyarı olmaksızın Çin’le tüm işlemlerinin dondurulduğu haberiyle güne uyandı.

• 4 OCAK 11.43: Dünyanın en büyük elektrik şebekesini işleten Çin Devlet Elektrik Şebekesi Şirketi, Amerikan elektrik ekipmanı tedarikçileriyle yaptığı tüm sözleşmeleri kapsamlı bir teknik incelemeye aldığını açıkladı. Bu adım, fiilen Çin’in Amerikan teknolojisinden kopuş sürecini başlatması anlamına geliyordu.

• 4 OCAK 14.17: Dünyanın en büyük devlet petrol şirketi olan Çin Ulusal Petrol Şirketi, küresel tedarik hatlarını stratejik olarak yeniden düzenlediğini duyurdu. Bu karar, yıllık 47 milyar dolar değerindeki Amerikan rafinerilerine petrol tedarik sözleşmelerinin iptaliyle “enerji silahının” yeniden devreye sokulması demekti.

ABD’nin doğu kıyılarına yönelen petrol sevkiyatları Hindistan, Brezilya, Güney Afrika ve Küresel Güney’deki diğer ortaklara yönlendirildi. Bunun sonucunda petrol fiyatları tek bir işlem gününde %23 yükseldi.

Daha da önemlisi, verilen stratejik mesajdı: Çin, tek bir kurşun atmadan ABD’yi enerji açısından boğma kapasitesine sahiptir.

Bir diğer adımda, dünya deniz taşımacılığı kapasitesinin yaklaşık %40’ını kontrol eden Çin Denizcilik Şirketi (China Ocean Shipping Company), “operasyonel rota optimizasyonu” adını verdiği uygulamayı devreye soktu.

Bunun sonucunda Çin gemileri, Long Beach, Los Angeles, New York ve Miami gibi Amerikan limanlarını pas geçmeye başladı. Çin deniz lojistiğine büyük ölçüde bağımlı olan bu limanlar, konteyner trafiğinin %35’ini bir anda kaybetti.

Bu durum, Walmart, Amazon ve Target gibi büyük şirketler için gerçek bir felakete dönüştü. Zira bu şirketler, Çin’de üretilen malların ABD limanlarına taşınmasında Çin gemilerine bağımlıydı. Tedarik zincirleri saatler içinde kısmen çöktü.

Bu hamlelerin en dikkat çekici yönü, eşzamanlılıklarıydı.

Zincirleme bir etki yaratarak ekonomik darbeyi katbekat büyüttüler.

Bu, kademeli bir tırmanma değil; ABD’nin karşılık verme kapasitesini felce uğratmak üzere tasarlanmış sistemik bir şoktu.

ABD hükümeti bu darbeyi henüz sindirememişken, Çin yeni bir adım attı: Küresel Güney’in seferber edilmesi.

• 4 Ocak 16.22: Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi; Brezilya, Hindistan, Güney Afrika, İran, Türkiye, Endonezya ve 23 ülkeye daha, Amerikan müdahalesiyle iktidara gelecek herhangi bir Venezuela hükümetini tanımayacağını açıkça beyan eden ülkelere derhâl geçerli olacak ayrıcalıklı ticaret koşulları teklif etti.

24 saatten kısa bir süre içinde 19 ülke bu teklifi kabul etti. İlk kabul eden Brezilya oldu; onu Hindistan, Güney Afrika ve Meksika izledi. Böylece “fiilen çok kutuplu dünya” kavramı somutlaştı.
Çin, ekonomik teşvikleri bir silah gibi kullanarak ABD karşıtı bir koalisyonu anında oluşturmayı başardı.

• 5 Ocak’ta son dokunuş: Pekin finansal silahı devreye soktu. Çin’in sınır ötesi bankalar arası ödeme sistemi, Washington’un kontrolündeki SWIFT sisteminden kaçınmak isteyen her türlü uluslararası işlemi karşılayacak şekilde kapasitesini genişlettiğini duyurdu. Bu, Çin’in dünyaya Batı merkezli finans sistemine tam ve işlevsel bir alternatif sunduğu anlamına geliyordu.

Amerikan finans altyapısına bağlı kalmadan ticaret yapmak isteyen her ülke, şirket ya da banka; %97 daha ucuz ve daha hızlı olan Çin sistemini kullanabilir hâle geldi.

Tepki anında ve sarsıcı oldu: İlk 48 saat içinde 89 milyar dolarlık işlem gerçekleştirildi. 34 ülkenin merkez bankası Çin sisteminde operasyonel hesap açtı. Bu da ABD’nin en önemli finansman kaynaklarından birinde dolarizasyonun çözülme sürecinin hızlandığını gösteriyordu.

Teknoloji cephesinde ise, dünya nadir toprak elementleri üretiminin %60’ını kontrol eden Çin, yarı iletkenler ve elektronik bileşenler için hayati öneme sahip bu madenlerin, Nicolas Maduro’nun kaçırılmasını destekleyen ülkelere ihracatına geçici kısıtlamalar getirdi. Bu karar; Apple, Microsoft, Google ve Intel gibi Amerikan teknoloji devlerinde büyük bir endişe yarattı. Zira bu şirketler temel bileşenlerde Çin tedarik zincirlerine bağımlıydı ve üretim sistemleri haftalar içinde çökme riskiyle karşı karşıya kaldı.

***

Bizler Batı’ya.. ABD VE Venezuela’ya kilitlenmişken.. Doğu’da Çin, erken kalkıp hızlı tespit ve kararlarla, ABD’ye karşı sessiz bir savaşa girmiş. Trump’ı en hassas olduğu noktalardan vurmuş.

Sonuç net:

2026 yılına Trump’ın, tek kutuplu dünyanın reisi olma hayalinin çöküşüyle girdik.

Sadece Çin değil.. Avrupa Grönland meselesi yüzünden karşısında. Latin Amerika ülkeleri saldırısına karşı teyakkuzda..

İçerde de kendi partilileri bile askeri sokağa indirdiği için kızgın.

Golden Globe ödül törenine katılan dünya ünlüsü aktörler, lafı hiç dolandırmadan en ağır ifadelerle öyle suçladılar ki… Neler olup bittiğini anlamakta zorluk çeken cahil muhafazakar Amerikalılar bile bir durup düşündü..

Bize gelince..

Malum, Saray en kritik dış meselelerde toplantıya dahi gerek duymuyor.

Zira, Erdoğan için, alınabilecek tek önlem “susmak ve Trump’ı üzmemek”..

Beylerin tek yaptığı, operasyon dalgalarıyla ortalığı karıştırmak.

Mesela;

Hakkındaki iddialar arşa çıkan avukat Rezan Epözdemir tahliye edildi de.. Hayata tutunmaya çalışan Murat Çalık için dudaklar mühürlü.

Bülent Arınç’ın da itiraf ettiği üzere, adaylığını erken açıkladığı için kendisini Silivri’de bulan Ekrem İmamoğlu ise cezaevinde 300 günü geride bıraktı.

Erdoğan’ın dünya lideri olduğunu zanneden kaldı mı bilmiyorum. Saray köşecileri bile Saray’dan kaçıyor, teker teker firar ediyor baksanıza!

/././

halkTV

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

BİRGÜN "Köşebaşı + Gündem" -15 Ocak 2026-

Kadıköylü Nâzım!-Nazım Alpman-  Nâzım Hikmet 15 Ocak 2026 Perşembe günü 124 yaşına basacak. Nâzım Hikmet Vakfı bu yıl, Kadıköy Belediyesi il...