Bozkır yangınını başlatan kıvılcım!(I)
Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) kurucusu Mao Zedong, başlangıçta ufak da olsa, doğru bir toplumsal hareketin ya da ideolojik kıvılcımın, uygun şartlar altında sistemi temelinden sarsacak kitlesel bir ayaklanmaya (yangına) dönüşebileceğini anlatan “Tek bir kıvılcım bozkır yangınını başlatabilir” sözünü, 5 Ocak 1930’da asker ve stratejist Lin Biao’ya yazdığı ünlü mektubunun başlığına koymuştu. Günümüzde Çin’in dünyada artan etkisini düşününce izlenimlerime bu başlığı koymayı uygun buldum.
Çin anakarasının tarihini incelediğimizde, MÖ 2100’den günümüze kadar görkemli bir hanedanlıklar, imparatorluklar ve cumhuriyet tarihi ile karşılaşıyoruz. Yüzyıllar boyuca bölünmelere ve birleşmelere sahne olan bu dev ülke, bugün dünyayı her bakımdan etkileyen süper güçlerden biri.

1.4 milyar nüfusuyla Hindistan’dan sonra dünyanın en kalabalık ikinci ülkesi ve ABD’den sonra dünyanın en büyük ikinci ekonomisi konumunda. Bu durum aslında tarihsel açıdan bir geriye dönüş olarak da nitelenebilir. Çünkü 1800’lerin ortalarına kadar dünyanın en büyük birinci ve ikinci ekonomisini Çin ve Hindistan temsil ediyordu. 1950’de Çin’in dünya gayri safi yurtiçi hasılasından (GSYİH) aldığı pay yüzde 5’e gerilemişken bugün bu oran yüzde 18.5’e çıkmış durumda.
Barutun, kâğıdın, matbaanın ve pusulanın keşfedildiği, İpek Yolu’nun kurulduğu, Çin Seddi’nin inşa edildiği bu ülke, 21. yüzyılda kendi ülkemizde ya da dünyanın herhangi bir yerinde elimizi neye atsak “Made in China” ibaresini bize göstererek ağırlığını hissettiriyor. Mao’nun öncülüğünde çakılan kıvılcım, bu eski topraklarda öyle bir yangına dönüşmüş ki Çin’in birçok alanda gösterdiği ilerleme, bugün kimsenin reddedemeyeceği bir aşamada.
EMPERYALİST KUŞATMADAN BUGÜNE
Bu görkemli ülkeyi görmek için Güneydoğu Asya’ya doğru on saatlik bir uçak yolculuğundan sonra Şanghay’a vardık. Dünyanın en önemli finans merkezlerinden biri olan Yangtze Nehri deltasındaki Şanghay, küçük bir balıkçı kasabasından küresel bir ticaret devine dönüşen ve yaklaşık 30 milyon insanın yaşadığı bir kent.
Geleneksel Çin mimarisi ile gökdelenlerin iç içe geçtiği, uluslararası kültürün etkili olduğu Şanghay’ın bugün Çin’in en kozmopolit şehirlerinden biri haline gelmesinin ardında, tarihi Afyon Savaşları’ndan bu yana gelişen bir süreç var.

Çin’in, İngiliz tüccarların ülkeye soktuğu afyonu yasaklaması ve imha etmesiyle 1839’da başlayan savaşları İngiliz donanmasının kazanması, Çin’de Batılı devletlerin ticaret ve toprak ayrıcalıkları elde ettiği antlaşmalar dönemini açtı. Nanjing Antlaşması ile Şanghay resmi olarak dış ticarete açılan liman kentlerinden biri oldu.
1856’da İngiltere ve Fransa’nın ticari ayrıcalıklarını artırmak ve afyon ticaretini yasallaştırmak için ikinci kez başlattığı savaşlar, yine Çin’in yenilgisi ile sonuçlanınca Pekin Antlaşması yapıldı; Hong Kong’un bazı bölgeleri bu antlaşma ile Birleşik Krallık’a devredildi.
Bu süreç, Çin toplumunda müthiş bir yozlaşma ve çürümeye yol açtı, şehrin demografik yapısı değişti, ülkede yabancı ülkelerin yasalarının geçerli olduğu imtiyaz bölgeleri oluştu. Çin savaş tazminatı ödediği gibi, Hıristiyan misyonerlere Çin’de serbest dolaşım hakkı verildi.
‘100 YILLIK AŞAĞILANMA’ VE ANTİEMPERYALİST 4 MAYIS HALK HAREKETİ
Çin halkının hafızasında emperyalizm karşısında ulusal onurun ayaklar altına alındığı bu dönem, “100 yıllık aşağılanma” adıyla yer alıyor. O yıllarda devlet otoritesi zayıflarken büyük halk isyanları yaşandı. Bir yandan da milliyetçi düşüncelerin ve devrimci hareketlerin geliştiği bir ortam oluştu.
Yarı sömürge döneminin tüm izlerinin sergilendiği, halkın işsizliğin ve yoksulluğun pençesinde kıvrandığı Şanghay, aynı zamanda Çinli yurtseverler, aydınlar, öğrenciler arasında ulusal bilincin geliştiği, Marksizm ve bilimsel düşüncenin ilk öne çıktığı kent oldu.
I. Dünya Savaşı sonrasında Paris Barış Konferansı’nda Shandong bölgesinin Japonya’ya bırakılması, 4 Mayıs 1919’da kitlesel antiemperyalist bir halk hareketinin başlamasına neden oldu.
ÇKP’NİN İLK KONGRESİNİN YAPILDIĞI TUĞLA EV!
4 Mayıs ayaklanması, Çin’de ÇKP’nin kurulmasına giden yolu açtı.
ÇKP’nin ilk kongresinin 23 Temmuz - 2 Ağustos 1921 tarihleri arasında dönemin Fransız İmtiyaz Bölgesi’nde yer alan Şanghay’daki bir tuğla evde gizli olarak toplanması, kentin tarihi açısından önemli bir gelişme. Mao’nun da aralarında yer aldığı 13 delege, o tarihte Çin’deki tüm komünist grupları temsilen kongrede bir araya gelmiş. Ancak kongrenin son günü, Fransız polis baskını nedeniyle toplantı yarıda kesilince, delegeler Şanghay’dan ayrılarak Zhejiang eyaletindeki Jiaxing şehrinde bulunan bir göldeki teknede kongreyi tamamlamış.
Bugün bir müze olarak açık tutulan o binayı da ziyaret etme olanağı bulduk.

Çin resmi anlatısında 100 yıllık aşağılanmanın sona erdiği tarih olarak 1949 tarihindeki Çin Halk Devrimi kabul ediliyor. Mao Zedong liderliğindeki Çin Komünist Partisi’nin, on yıllar süren iç savaşın ardından Çin Milliyetçi Partisi Kuomintang (KMT) hükümetini yenerek 1 Ekim 1949’da Pekin’de Çin Halk Cumhuriyeti’ni kurmasıyla sonuçlanan devrim, büyük bir siyasi ve sosyal dönüşüme yol açtı.
KAÇAMAK BİR KÜTÜPHANE ZİYARETİ!
İlk kez ziyaret ettiğim her kentte mutlaka bir kütüphane görme alışkanlığımı Şanghay’da da bozmadım ve birlikte olduğum gruptan ayrılarak Zikawei Kütüphanesi’ne tek başıma gidip geldim.
Bir kentte kütüphanelere verilen değerin, orada yaşayanlar konusunda bir gösterge olduğunu düşünüyorum. 2023’te açılan Zikawei Kütüphanesi, gördüğüm en güzel yapılardan biri olmakla kalmadı; aynı zamanda eşsiz bir sanat merkezinde bulunma hissi de yarattı.
Bazilika tarzı kubbesi bulunan okuma salonundaki sanat yerleştirmesi, Şanghay’daki Cizvitlerin geliştirdiği geleneksel Tou-Se-We cam işçiliğinden esinlenmiş. Biyolojik olarak tamamen parçalanabilir çevre dostu plastikten yapılan ve üç boyutlu yazıcıyla üretilen pagoda, modern teknolojiyi kullanarak eski bir Çin yapı tipolojisini kullanıyor.

28 metre genişliğinde, 8 metre enindeki bu Çin kemeri görüntüsündeki yerleştirme, Tou-Se-We’nin görkemine tezat bir şekilde saydam görüntüsüyle eşsiz bir sembolizmi de yansıtıyor.
Gelenek ve gelecek arasındaki diyalog ile teknoloji ve kültürün bütünleşmesini, benim için Çin’de en çarpıcı şekilde simgeleyen bu 3D kemerdi. Ayrıca bugüne kadar en kolay girip çıktığım, en üst kattaki plak koleksiyonunda yer alan plakları keyifle dinlediğim, ana okuma salonundaki 30 metrelik masasına oturup bir bilgi tapınağının içinde bulunma hazzını yaşadığım yapı da Zikawei Kütüphanesi oldu.
/././
Komünist partinin yönettiği Çin sosyalist bir ülke mi ?(II)
Başlıktaki soru, heyecanlı bir tartışmaya yol açabilecek kadar ilginç. Bu konuyu Çin yurttaşları ile tartışmak keyifli olurdu ama dil engeli nedeniyle gezimiz boyunca yalnızca yerel rehberlerle konuşma olanağı bulabildik.
Komünizmin ya da sosyalizmin tek bir tanımı var. Üretim araçlarının bireylerin değil kamunun mülkiyetinde olduğu ve ekonomik faaliyetlerin bireysel kâr amacıyla değil, toplumsal gereksinimlerin karşılanması amacıyla planlı ve kolektif olarak gerçekleştirildiği bir ideolojiden söz ediyoruz.
Günümüzde ise Çin’de üretim araçlarında özel mülkiyet var; bu açıdan sosyalist bir ülke değil. Dünyanın en büyük holdinglerinin bazıları Çin kökenli ve bu holdinglerin yöneticileri ile sıradan vatandaşlar arasında gelir açısından büyük farklar söz konusu.
KONUT VE ARSA DEVLETİN, KULLANIM HAKKI SATILIYOR
Fakat özel mülkiyetin geçerli olmadığı alanlar da var. Örneğin, konut alanında tam anlamıyla bir özel mülkiyet yok ama ilginç bir sistem uygulanıyor. Konutlar ve arsalar devlete ait. Devlet, bir arsanın ya da bir binanın 70 yıllık kullanım hakkını satışa çıkarıyor. Bunu alan kişi, orayı kiraya verebiliyor ya da kendisi oturabiliyor. Kiraya verirse vergi de veriyor ama onun dışında emlak vergisi alınmıyor.
Oturum hakkınız bulunan bir evden taşınacaksanız, o hakkı devlete devrediyorsunuz, devlet de bunu tekrar satışa sunuyor. Bir kentten başka bir kente taşınmak izne bağlı. Bunun için de üniversitede okumak ya da iş bulmak gibi geçerli bir neden olması gerekiyor.
Bir evde oturum hakkı olan bir kişi vefat ettiğinde ise 70 yıllık kullanım hakkının kalan süresini çocuklarına miras bırakabiliyor. 70 yıl bitince ise o çocukların aynı evi daha uygun fiyata alabilmeleri için kendilerine öncelik tanınıyor.
ÇİN, ÇKP’NİN BEŞ YILLIK KALKINMA PLANLARIYLA YÖNETİLİYOR
Pekin, Şanghay gibi büyük kentlerde dolaşırken bizdeki Fikirtepe’yi andıran çok katlı devasa binalar, çarpık kentleşme ve hava kirliliği sorunu sıklıkla karşımıza çıktı. Başka kente taşınmanın izne bağlanmasının nedeni de nüfus yığılmasını önlemek, aksi halde 30 milyonu aşan kentler oluşması işten değil!
Hava kirliliği sorununa çözüm olması için devlet politikası olarak elektrikli araçlara daha kolay plaka (yeşil plaka) veriliyor. Şanghay’daki 6 milyon aracın yüzde 60’ı yeşil plakalı.
Çin’de tek bir asgari ücret uygulaması yok. Onun yerine, oranlar 31 eyalet, belediye ve özerk bölgenin her birinde bağımsız olarak belirleniyor ve bu da bölgesel farklılıklara yol açıyor. Ülke genelinde, tam zamanlı çalışanlar için aylık asgari ücret, genellikle 1.750 ila 2.740 yuan arasında. Belki bir fikir verir diye bir marketten dört mandalina ve bir muz alıp karşılığında 10 yuan verdiğimizi belirteyim. (Şu anda 1 Çin yuanı 6.82 Türk lirası.)
Ülke ekonomisine beş yıllık planlar yön veriyor. Bu, ülkeyi kapitalist ülkelerden ayıran önemli bir özellik; liderler değişince planlar altüst olmuyor. İnsanın bir zamanlar Türkiye’de Atatürk döneminde başlatılan devletçi kalkınma planlarını hatırlayıp derin bir ah çekesi geliyor!
ŞİYAN’IN RENKLİ CADDELERİ
Çin’de bulunduğum süre boyunca en eğlendiğim yer, Çin’in orta batısındaki Shaanxi eyaletinin başkenti, Şiyan’ın (Xi’an) Ever Brite diye anılan bölgesi oldu. Muhteşem bir renk karışımı sunan ışık tasarımları, Tang hanedanının mimarisini yansıtan pagodaları, geleneksel fenerleri, karakteristik yerel kostümlü insanları, sokak dansçıları ve yaratıcı zanaatkârlık eseri olan ürünleriyle eşsiz bir panayırdı. 2.1 km uzunluğundaki yaya bölgesinde yürürken nereye bakacağımı şaşırıp adeta gerçek dünyadan koptum.
Bu caddede alışveriş yapmak isterseniz, tüm Çin’de olduğu gibi dil engelini aşmak için buldukları pratik bir yol var. Hemen çeviri uygulamasını açıp kendi dillerinde yazıp İngilizceye çeviriyorlar, sonra telefonu size uzatıp İngilizce söylediğinizi Çinceye çeviriyorlar.
Sıkı pazarlığın adet olduğu her yerde hesap makinesine ürünün fiyatını yazıyorlar siz olmaz anlamında başınızı sallıyorsunuz, makineyi size uzatıyorlar ki önerinizi yazın. Anlaşana kadar pazarlık böyle devam ediyor!
MÜSLÜMAN MAHALLESİ
Şiyan, İpek Yolu’nun Doğu’daki başlangıç noktası olduğundan Müslüman bir nüfusu da barındırıyor. Ancak bunlar Uygur kökenli değil, Çince konuşan ağırlıklı olarak Hui kökenli Müslümanlar. O nedenle burada “helal mutfak” da gelişmiş.
GÜLERYÜZ, YARDIMSEVERLİK VE GÜVENLİK
Sokakta birine bir şey sorduğunuzda hiçbir Çinli “Bilmiyorum” demiyor; hemen telefonla çeviriye başlayıp uzun zaman ayırarak yardım etmeye çalışıyorlar. Bu kadar güleryüzle yardım eden başka bir halk gördüğümü hatırlamıyorum.
Merak edenler için belirteyim: Çin’de her yerde sokak kameraları var. Amacın güvenlik olduğu belirtiliyor. Bu bir yandan “devletin kontrol mekanizması”, diğer yandan suç oranının düşmesi için önlem olarak görülüyor. Gerçekten de Çin’de insanın günün her saatinde kendisini güvende hissettiği bir ortam var.
Ayrıca dikkat çekici bir not: Daha önce hiçbir seyahatimde pasaportum bu kadar çok kullanılmamıştı. Müze, alışveriş merkezi, turistik tesis, tren istasyonu vb. birçok yere girerken pasaport sorulduğu için mutlaka yanınızda bulundurmanız gerek.
AĞIR ÇALIŞMA KOŞULLARI VE Z KUŞAĞININ KAÇIŞI
Çin’de işsizlik oranı yüzde 4 dolayında. 1.4 milyar nüfusu olan bir ülkede bunu nasıl sağlamışlar diye sorarsanız, herkese iş bulabilmek için farklı iş türleri yaratmışlar derim! Örneğin, tek işi parkta bir aletle çam kozalağı toplamak olanlar ya da trene binenleri “Adımınıza dikkat edin” diye uyarmak olanlar var.
Ancak Çin’de çalışma koşullarının genel olarak epeyce ağır olduğunu belirtmek gerekiyor. Çok yoğun çalışıyorlar ve rekabet yüzünden sürekli kendilerini geliştirmeleri, bazı kurslara katılmaları, tekrar tekrar eğitime girmeleri gerekiyor. Bir işe girmek kadar o işte kalıcı olmak da ciddi bir çaba gerektiriyor.
Rehberimizin anlattığına göre, iş ortamları o kadar stresli ki Z kuşağı her geçen gün uzaktan çalışmaya daha fazla ilgi duyuyor. Kentlerde bu baskı altında kalmaktansa köylerde daha rahat bir yaşam sürmeyi yeğliyorlar.
Ülkede seyahat özgürlüğü var. Vatandaşlar ülke içinde ve dışında istedikleri şekilde seyahat edebiliyor.
İKİ UYGULAMA ÜZERİNDEN SÜREN HAYAT!
Çin’de bugün hayatınızı sürdürmek için ihtiyacınız olan iki uygulama var. Birincisi Alipay, diğeri WeChat. Orada yaşıyorsanız da turist olarak ziyaret ediyorsanız da akıllı telefonunuz yoksa ve bu uygulamaları kullanmıyorsanız zorlanır, hatta birilerinin yardımına gereksinim duyarsınız.
Tek bir hissedarın yüzde 30’dan fazla hisse sahibi olamadığı Alipay, Çin kökenli devasa bir teknoloji ve finans şirketi olan Ant Grup’un bünyesinde yer alıyor. WeChat ise merkezi Shenzhen şehrinde bulunan çokuluslu bir teknoloji ve eğlence holdingi. Taksi çağırmaktan yemek sipariş etmeye, metro ya da tren bileti almaktan otel odası bulmaya, sokak satıcısından restoranlara ve büyük mağazalardaki alışverişinize kadar tüm işlem ve ödemeleri bu uygulamalar üzerinden yapıyor ve mesajlaşıyorsunuz.
Çin’de başka bir ülkeden alınan kredi kartları geçmiyor ama bu uygulamalara tüm kimlik bilgilerinizi ve kredi kartı bilgilerinizi girdiğinizde sistem ödemenize izin veriyor.
Çin’de dünyada yaygın olarak kullanılan tüm sosyal medya platformları engelli. WhatApp yerine WeChat’i, Google Harita yerine Amap’i kullanıyorlar. Hepsi için kendi seçeneklerini yaratmışlar. Ama alışkın olduğunuz sosyal medya hesaplarınıza girmek istiyorsanız, Çin’e ayak basar basmaz bir sim kart ya da e-sim edirseniz, onların bir kısmı içinde VPN yüklü olarak geliyor ve sorunsuz bir şekilde telefonunuzu kullanabiliyorsunuz.
Zülal Kalkandelen/Cumhuriyet
(sürecek)






Hiç yorum yok:
Yorum Gönder