X Algoritması : Dijital Linç ve İfşa -Aslı Atasoy / T24-

Sosyal psikolog Prof. Dr. Sinan Alper: İnsan psikolojisinde ‘olumsuzluk yanlılığı’ var, sosyal medya algoritmaları da daha fazla etkileşimle bu davranışı ödüllendiriliyor. 

Prof. Dr. Sinan Alper, kötüyü ödüllendiren sosyal medya algoritmalarının değiştirilmesi yönünde halkın söz sahibi olması gerektiğini ifade ediyor: “İnsanlar olumsuz içeriklere daha fazla dikkatlerini veriyorlar. Günlük hayatta da böyle. Sosyal medyada da insanlar böyle şeyleri daha çok paylaşıyor. Kendilerine yönelik bu olumsuz bir şeye dikkatlerini veriyor ve ona laf yetiştirmeye çalışıyorlar. Düşman gördükleri kişiye laf sokan olumsuz içerikleri de yine aynı şekilde daha çok destekliyorlar. Daha fazla etkileşim aldığı için sosyal medya algoritmaları da bunu daha fazla gösterip bu davranışı ödüllendiriliyor”

Twitter/X, yirmi yılın ardından artık sadece bir iletişim platformu olmaktan çıkıp duyguların, öfkelerin ve toplumsal kutuplaşmaların ana sahnesi haline geldi. Platformun insanı bir "araç" olarak kullandığı ya da bizleri bambaşka bir kimliğe bürüdüğü bu süreçte, dijital medyanın insan psikolojisi üzerindeki etkileri kaçınılmaz bir tartışma konusu. Sosyal psikolog Prof. Dr. Sinan Alper, yaşadığımız kutuplaşmanın sadece platformlardan kaynaklanmadığını, sosyal medyanın aslında mevcut eğilimlerimizi "kolaylaştıran" bir sahne sunduğunu vurguluyor. Prof. Alper ile dijital dünyadaki öfke döngülerini, "karanlık dörtlü" kişilik özelliklerinin yükselişini ve iyileşme ihtimalini konuştuk.

-Twitter/X 20. yılına girdi. Sizin çalışmalarınızdan hareketle; bu platform insanı “araç” olarak mı kullanıyor, yoksa bizi yeniden mi tasarladı? Bu 20 yılda insan psikolojisinde neler yaşadık?

Sosyal medyanın normal geleneksel medyadan farkı insanların araya aracı sokmadan doğrudan başkalarıyla iletişime geçebiliyor olması. Herhangi biriyle herhangi bir zamanda iletişim kurabiliyor olmak tabii alışık olduğumuz bir şey değildi bu zamana kadar. Bunun bazı olumsuz yönleri de oldu. Neden? Çünkü biz normalde günlük hayat içinde aslında iletişim kurduğumuz insanları kişisel olarak tanıyoruz bir geçmişimiz, hikayemiz var. O insanların yüzüne bakacağımızı biliyoruz yani aslında görünmeyen bir sözleşme var. Herkes buna göre davranıyor. Sosyal medyada ise bu yok. Twitter’ın ise daha ekstra özelliği var, o da çok metin ağırlıklı bir iletişim aracı. Instagram’dan, Facebook'tan farklı olarak sadece yazılanları görüyoruz. Dolayısıyla onların nasıl bir ses tonuyla söylendiğini veya niyetleri bilmiyoruz. Tamamen yazı üzerinden bir şey çıkartıyoruz. Bu da bazen olumsuz şeylere sebep olabiliyor. 

-Yazının çok daha hızlı kitleselleşme özelliği var. Özellikle de negatif içerikli yazıların daha fazla ödüllendirilmesi söz konusu. Son 20 yılda insan psikolojisine dair kendi kişisel araştırmalarınızdan yola çıkarak neler söylersiniz?

Sosyal medya son 20 yılda yaygın bir şekilde kullanılıyor. İnsanın kültüründe bir değişiklik oldu evet ama bu sosyal medya yüzünden mi böyle oldu yoksa zaten öyle mi oluyordu da sosyal medya bundan etkilendi? İkisi de muhtemelen doğru. Aslında dünyada ekonomik süreçlerle ilgili insanları birbirine karşı kutuplaştıran bir süreç var. İnsanlar dönüp bir günah keçisi aramaya başlıyorlar. Dünyada aşırı ideolojilerin, kutuplaşmanın yükselişini buna bağlayabiliriz. Sosyal medyada da aslında bunun yansımasına görüyoruz. Her şey güllük gülistanlıkken sırf Twitter yüzünden insanlar kutuplaşmadı. Zaten insanlar hayatımızın kötüye gidişinden dolayı kimi suçlayalım diye bakıyorken sosyal medya onlara kolaylaştırıcı bir platform sundu.

-X’deki öfke patlamalarını bir eylem olarak görmek mümkün mü? 

Burada yaşadığımız öfke patlamaları neden bu kadar kolay diye sorarsak yanıtı şu olur; çünkü bize bir geri dönüş yok. Genellikle rahatlıkla yapıyoruz ve başımıza pek bir şey gelmiyor. Politik veya sosyal amacınızı fazla efor sarf etmeden bir şekilde desteklemek gibi. Dolayısıyla sosyal medyada yapılan bazı paylaşımlar bir eylem olarak yapılıyor aslında oradaki öfke patlamaları da aynı şekilde. Aslında paylaştıkları içerikler insanların kendi dünya görüşlerini sinyalledikleri bir mesaj taşıyor. Bunu eylem olarak gördüğünüzde bu gerçekten somut dünyada herhangi bir dönüşüme sebep oluyor mu o kısmı literatürde biraz tartışmalı. Artık başka bir şey yapmamıza gerek yok gibi bir rahatlama da olabilir ama bir yandan da oradaki eylem bir bilinçlendirme veya toplumda yeni bir norm, ortak uzlaşı yaratmaya hizmet eden bir şey de olabilir. Dolayısıyla gerçekten işe de yarıyor olabilir. Bunu savunanlar da var.  

-Anladım ama çok genel oldu. Evet olabilir ama olmaya da bilir diyorsunuz. Biz akademik olarak sizin araştırmalarınızdan yola çıkarak daha somut bir şeyler öğrenmeyi istesek yanıtınız nasıl olur?

Ama bu sorunun cevabı böyle. Çok spekülasyon olur öteki türlü.

-Bir fikir beyan ederken, “nötr” kalmak neredeyse imkansız. Twitter, kişiyi, kendi takipçileri tarafından onaylatmaya ve karşı tarafı susturmaya zorluyor. Dijital ortamdaki bu “ya bendensin ya kara toprağın” hali nedir? Ve bir insanın kendi düşüncesi yerine grubunun öfkesini temsil etmek zorunda kalması duygusal olarak onu nasıl etkiler?

Burada sosyal medyanın aslında ödül mekanizmasıyla ilgili bir durum var. Sosyal medya sistemi her iki tarafı da anlayan bir yerde yani tam ortada olmayı ödüllendirilen bir şey değil. Aslında burada biraz önce biraz sizin bahsettiğiniz “olumsuzluk yanlılığı” denilen bir şey var insan psikolojisinde. İnsanlar olumsuz içeriklere daha fazla dikkatlerini veriyorlar. Günlük hayatta da böyle. Hakkınızda 100 kişi iyi şey söylerken sadece bir kişi kötü bir şey söylesin, siz bütün gün o bir kişiyi düşünürsünüz. Bunun mantığı ise şu; evrimsel olarak olumsuz bilgi potansiyel olarak bazı tehditlerle ilgili bize bilgi verebileceği için biz buna dikkatimizi veririz. Sosyal medyada da insanlar böyle şeyleri daha çok paylaşıyor. Kendilerine yönelik bu olumsuz bir şeye dikkatlerini veriyor ve ona laf yetiştirmeye çalışıyorlar. Düşman gördükleri kişiye laf sokan olumsuz içerikleri de yine aynı şekilde daha çok destekliyorlar. Daha fazla etkileşim aldığı için sosyal medya algoritmaları da bunu daha fazla gösterip bu davranışı ödüllendiriliyor. Burada şu notu düşmek lazım herkes böyle değil. Sosyal medyadaki herkes aslında sürekli aşırı uçlarda yorumlar yapmıyor. Tam tersine çoğu insan aslında ya böyle konulara girmiyor ya yorum yapmıyor. 

-Peki bir insanın kendi düşüncesi yerine bir grubun öfkesini temsil etmek zorunda kalması duygusal olarak onu nasıl etkiliyor?

Grubumuzun öfkesi aslında zaten bizim öfkemiz. Çünkü hangi gruba ait olduğumuz zaten bizim kendi bireysel kimliğimizin önemli bir parçası. Kolektif bir öfke hissetmek olumsuz tabii ama bir yandan da o güçlü duygularla ortaklaşıyoruz.

-Peki ya o kadar ortak değilsek? Bazı durumlarda inanmasak bile o grupta kabul görmek ya da o grubun temsiliyetini hakkıyla yerine getirebilmek amacıyla da yapılıyor bazen…

Bu aslında bir görüşe ne kadar katıldığınızdan, inandığınızdan çok sizin aslında sizin kimlerden olduğunuzu gösteren bir şey. Bununla ilgili çalışmalar da var. İnsanların retweet ediyor olması aslında o retweet ettikleri şeyin içeriğine yüzde 100 inandıkları anlamına gelmeyebiliyor. Kendini gruplarının işine gelen bir şey, stratejik olarak o zaman bu amaçla da paylaşılabiliyor.

-Birilerinin “kötülük” gösterisi yaparak takipçi ve gelir elde etmesi, toplumsal ahlakı ve iyilik algımızı nasıl etkiliyor? Psikolojik olarak, birini düşman ilan ettiğimizde beynimizde neler oluyor? 

Burada şimdi bir önceki aslında şeyle bağlantılı bir soru. Birçok insan “başıma bir şey gelir” diye susuyor dediniz ama aslında çoğunluk için tam sebebi o değil. Birçok insanın umurunda değil böyle konular. Çoğu insan sosyal medyayı eğlenmek için kullanıyor çok hoş, komik video izleyeyim diye bakıyor. Bu Türkiye’de de dünyada da böyle. Onlara üretilen içerik de eğlenceli içerikler. İstatistiksel anlamda Twitter'da birçok insanın kötü veya düşmanca içerik tükettiğini söylemek çok doğru değil. Tabii ki bir grup insan da var özellikle siyaseti, gündemi takip edip bu tanıma uyan. Burada bizim de düşman olarak algıladığımız taraf kötü, bizim grubumuz iyi diye içerik sunulduğu zaman artık hayatı aslında biraz siyah beyaz görmeye başlıyoruz. İkili sisteme geçiyor beynimiz. Karşı tarafı düşman olarak tanımladığımız zaman da aslında bir tehdit olarak görüyoruz. Burada mantıksal düşünme yerine duygular giriyor. Duyguların yoğun olduğu zaman artık rasyonel düşünememeye başlıyoruz.

-Araştırmalar özellikle X’in insanların “Karanlık Dörtlü” denilen kişilik özelliklerini beslediği ve daha görünür kıldığı yönünde bazı bulguları ortaya koyuyor. Siz neler söylersiniz?

Karanlık üçlü veya dörtlü diye geçen kişilik özellikleri narsizm, psikopati, makyavelizm, sadizm. Bunların hepsi aslında günlük hayatın içinde hafif versiyonları olan şeyler. Yani bir insanı zor duruma düşürüp bu durumdan hoşlanmak gibi düşünebiliriz.  Bu özellikler yükseldikçe sosyal medyada özellikle trollük dediğimiz davranışların arttığını görüyoruz. Sosyal medya bu şekilde davranmayı kolaylaştırıyor. 

-Haklı bir hesap sorma gerektiren durumlarda nasıl tepki vermeliyiz? Bu konuda bir gelenek oluşturulabilir mi?

Gelenek oluşturulabilir. Biz Twitter örneğinden konuşuyoruz. Yeni düzen kurulurken yeni bazı gelenekler veya yöntemler oluşturulabilir. Burada önemli olan aslında tepkiyi gösterirken ne yapmaya çalıştığımızı her zaman aklımızda tutmamız gerekiyor. Örnek vereyim Meclis’te yeni bir yasa tasarısı var ve bu yasa geçmesini istiyoruz. Bunu yapmak için mümkün olduğunca geniş çevreden insanı bu konuda ikna etmemiz gerekiyor. Bu bunu unutuyoruz bazen. Bunu unuttuğumuzda kendi siyasi tarafımızın hoşuna giden ama karşı tarafa yönelik agresif bir dil kullandığımız zaman zaten bu hiçbir işe yaramıyor. Çünkü bir yankı odası oluşturuyor. Söylediğinizi sadece kendinizi dinliyorsunuz. Yeni bir norm oluşturmak, insanları gerçekten ikna etmek gibi bir niyetimiz varsa o zaman karşı tarafı düşmanlaştırmanın, hakaret etmenin aslında o tartışmayı daha başlamadan bitirdiğini unutmamamız gerekiyor. Diyalog zemini oluşturmak için farklılıklardan değil ortak yanlardan bahsetmek gerekiyor. 

-Bunu bireysel çabayla yapabilir miyiz yoksa sizin gibi araştırmacılar sosyal medya ya da sivil toplum örgütleri gibi toplu çabalar mı gerekli?

İkisinin de yapabileceğini düşünmüyorum. Bu konuda çalışan STK’lar var. Dananın kuyruğunun koptuğu yer bu sizin ne söylediğiniz gibi sosyal medyanın ödüllendirdiği ve ödüllendirmediği şeyler. Kullanılan algoritmanın ne olacağı üzerinde halkın bir söz sahibi olması gerekiyor. Büyük teknoloji şirketlerinin insafına bırakılmış bir şey olmaması gerekiyor. Dolayısıyla burada bir kurumsal bir müdahale gerekiyor yani daha köklü radikal bir çözüm istiyorsak eğer bunu ancak işte halkın işte çıkarını savunan siyasetçilerin gidip teknoloji devlerine “bunu böyle yapmayacaksınız artık şöyle yapacaksınız” demesi ile anlayacak olabilecek bir şey. Bu sadece sosyal medya algoritması da değil bizim zihnimizin algoritması da böyle. Evet belki daha fazla çıkarıyor örneğin olumsuz içeriği ama aynı zamanda biz orada sıradan böyle kaydıra kaydıra okur okurken de bizim zihnimiz olumsuz olanları ön plana çıkartıyor. Aslında kişisel olarak kendimizi disipline edebileceğiniz bir durum.  

-Biz buradan sağ çıkmak için ne yapmalıyız? “Dijital diyet”ten öte, zihinsel düzeyde bize nasıl bir davranış pratiği önerirsiniz? Twitter/X’in 20. yılına girdiğimiz şu dönemde, iyileşme mümkün mü yoksa artık geri dönülemez bir noktada mıyız?

Zor soru tabii, iyi hissettiren şeyler ve iyi gelecek şeyler arasındaki ayrımı daha iyi yapabilmemiz gerekir. Twitter'da beğeniyoruz, paylaşıyoruz ya da troll diyoruz bu bize orada anlık olarak iyi hissettiriyor olabilir ama toplumu orada kutuplaştırıyoruz.  Bu yarattığımız iklim somut olarak hayatımızı olumlu mu etkiliyor olumsuz mu biraz bu kısmı düşünmek gerekiyor belki.

/././

Online itibar yönetimi uzmanı Gönül Uğurel: ‘Linç dalgası’nda ilk refleksler önemlidir; panikle yapılan savunmalar ve öfkeyle yazılmış paylaşımlar krizi büyütüyor. 

Dijital dünyanın hızı insan hayatını bir anda değiştirebiliyor. Online itibar yönetimi uzmanı Gönül Uğurel, bu yeni düzende kriz anını beklemeden, şimdiden sağlam bir dijital varlık inşa etmenin önemine dikkat çekiyor: “Teyit edilmemiş bir bilgi, manipüle edilmiş bir görüntü veya bağlamından koparılan kısa bir video, çok kısa sürede milyonlarca kişiye ulaşabiliyor. Dijital ortamın hızı, krizlerin de hızını artırıyor. Ancak burada önemli olan sadece krizin ne kadar hızlı yayıldığı değil, kurumun veya kişinin ilk saatlerde nasıl hareket ettiğidir. İlk refleksler çoğu zaman sürecin geri kalanını belirliyor”

Sözlükler itibar kelimesini, toplumda kazanılan saygınlık ve değer görme hali olarak tanımlıyor. Geleneksel dünyada itibar, yeri geldiğinde kapıları sizden önce açıp, siz odadan çıktığınız da bile orada duran bir sermayeydi. İnşası bir ömre yayılan bu sermaye, şimdilerde saniyeler içinde yok olabiliyor.  

Online itibar yönetimi uzmanı Gönül Uğurel ile kriz anlarında sükuneti korumanın kıymetini ve hız tuzağına düşmeden varlık göstermenin yollarını konuştuk.  

-Yaptığınız işi bize tarif eder misiniz?  

Çalışma alanımız, online itibar yönetiminin iki önemli ayağına odaklanıyor. Birincisi, hukuka aykırı veya gerçeği yansıtmayan, kişi ya da kurumlara zarar veren dijital içeriklerin yayından kaldırılması süreçlerini yönetmek. İkincisi ise dijital içerik küratörlüğü. Yani internette bir kişi ya da marka hakkında karşılaşılan bilgi ekosistemini analiz ediyor, doğru, güvenilir ve sürdürülebilir bir dijital görünürlük oluşturulmasına katkı sağlıyoruz. Bugün insanlar bir kişiyle tanışmadan, bir şirketle çalışmadan ya da bir ürün satın almadan önce internette araştırma yapıyor. Bu nedenle dijital görünürlük artık yalnızca iletişim değil; güven, itibar ve karar alma süreçlerinin de önemli bir parçası haline geldi.  

-Günümüzde itibar nedir ve nasıl korunur? Sosyal medyada itibarımızı nasıl inşa eder ve koruruz?  

Eskiden itibar yıllar içinde oluşan bir kavramdı. Bugün ise hem yıllar içinde inşa ediliyor hem de dakikalar içinde zarar görebiliyor. Dijital itibar yalnızca sosyal medyada paylaşım yapmak değildir. Arama motorlarında çıkan sonuçlardan haber içeriklerine, yapay zekâ destekli arama sistemlerinin ürettiği özetlerden sosyal medya yorumlarına kadar çok geniş bir alanı kapsıyor. İtibarı korumanın temel yolu kriz çıktığında tepki vermek değil, kriz çıkmadan önce güçlü bir dijital varlık oluşturmaktır. Düzenli iletişim, doğru bilgi paylaşımı, şeffaflık ve yanlış bilgilerin hızlı şekilde düzeltilmesi bugün en önemli unsurlar arasında yer alıyor.  

-Şu anda bir kurum ya da kişinin itibarının "sıfırlanması" ne kadar sürüyor?  

Ne yazık ki bazen bir saat bile sürmeyebiliyor. Teyit edilmemiş bir bilgi, manipüle edilmiş bir görüntü veya bağlamından koparılan kısa bir video, çok kısa sürede milyonlarca kişiye ulaşabiliyor. Dijital ortamın hızı, krizlerin de hızını artırıyor. Ancak burada önemli olan sadece krizin ne kadar hızlı yayıldığı değil, kurumun veya kişinin ilk saatlerde nasıl hareket ettiğidir. İlk refleksler çoğu zaman sürecin geri kalanını belirliyor.  

-Bir "linç dalgası" ile karşı karşıya kalan kişi veya kurumların, o anki panikle yaptıkları en büyük hata nedir?  

En sık gördüğümüz hata, panikle yapılan açıklamalardır. Yeterince doğrulanmamış bilgilerle yapılan savunmalar, öfkeyle yazılmış paylaşımlar ya da her yoruma tek tek cevap verme çabası çoğu zaman krizi büyütüyor. Kriz anlarında sessizlik her zaman doğru değildir; ancak plansız konuşmak da doğru değil. Öncelikle olayın doğru analiz edilmesi, ardından stratejik ve tutarlı bir iletişim kurulması gerekir.  

-Sosyal medyada gerçekleşen linç sonrasında dava açmak itibarı onarıyor mu, yoksa ateşe benzin mi döküyor?  

Bunun tek bir doğru cevabı yok. Her olay kendi içinde değerlendirilmeli. Eğer açık bir hak ihlali, iftira veya hukuka aykırı içerik söz konusuysa hukuki süreç elbette önemli bir araçtır. Ancak dava açmak tek başına itibarı onarmaz. Son yıllarda ne yazık ki bazı kişi veya platformların olumsuz içerikleri ekonomik kazanç elde etmek amacıyla kullandığına da tanık oluyoruz. Böyle durumlarda hukuki süreç kadar doğru iletişim yönetimi de büyük önem taşıyor. Asıl amaç yalnızca içerik kaldırmak değil, kamuoyunun güvenini yeniden oluşturabilmektir.  

-Yakın zamanda şahit olduğunuz, dijital itibarın tamamen yıkıldığı, müdahale edilerek ya da edilmeyerek kurtarılan ilginç bir olaydan bahsedebilir misiniz?  

Yakın zamanda kamuoyunda geniş yankı uyandıran bir olayda, henüz doğruluğu kesinleşmemiş iddialar sosyal medyada çok hızlı yayıldı ve kısa sürede ciddi bir linç dalgasına dönüştü. Süreç boyunca gerçeği yansıtmayan pek çok içerik dolaşıma girdi ve oluşan algı, hukuki sürecin önüne geçti. Daha sonra iddiaların önemli bir kısmının asılsız olduğu ortaya çıktı ve ilgili kişi serbest bırakıldı. Ancak süreç sonrasında verdiği bir röportajda yaptığı bazı spontane açıklamalar yeni bir tartışma dalgasını tetikleyebilecek nitelikteydi. Bu tür krizlerde en büyük hata, duygusal yükün hâlâ çok yoğun olduğu bir dönemde plansız açıklamalar yapmaktır. Kriz yalnızca hukuki sürecin sona ermesiyle bitmez; kamuoyu algısı çoğu zaman yaşamaya devam eder. Bu nedenle bazen en doğru iletişim stratejisi, ilk anda konuşmak değil; süreci doğru analiz edip uygun zamanda, kontrollü ve tutarlı bir açıklama yapmaktır. Böylece oluşabilecek ikinci bir linç dalgasının önüne geçmek mümkün olabilir.  

-Negatif içeriklerin daha fazla etkileşim alması gerçeği, sizin sektörünüzde bir sorun mu yoksa fırsat mı? İnsanlar "kötü şöhretin de şöhret olduğunu" düşünüyor mu?  

Algoritmaların çalışma biçimi nedeniyle olumsuz içerikler çoğu zaman daha hızlı yayılıyor. Bu nedenle bizim açımızdan bu durum hem bir risk hem de yönetilmesi gereken bir gerçek. Ne yazık ki son yıllarda bilinçli olarak provokatif içerik üreten, tartışma yaratmayı görünürlük stratejisi haline getiren kişi ve hesapların sayısında artış görüyoruz. Ancak kısa vadede görünür olmak ile uzun vadede güven kazanmak aynı şey değil. Dijital itibarın temelinde sürdürülebilir güven bulunur.  

-Şahit olduğumuz vakalarda, linç edilen birine destek çıkanların linç edildiğini, daha sonra da linç edenlerin de linç edildiğini görüyoruz. Bu "lincin linci" durumunda bir itibar yönetim uzmanı olarak nasıl bir strateji izliyorsunuz?  

Böyle durumlarda öncelikle bilgi kirliliğinin önüne geçmeye çalışıyoruz. Gerçeği yansıtmayan içerikleri tespit ediyor, gerekli durumlarda hukuki süreçleri başlatıyor ve dijital ortamı düzenli olarak takip ediyoruz. Ancak yalnızca içerik kaldırmak yeterli olmuyor. Asıl hedef, yanlış bilgilerin yayılmasını durdururken doğru bilginin güvenilir kanallar üzerinden görünürlüğünü artırmaktır. Bugün itibar yönetimi yalnızca savunma yapmak değil, doğru bilgi ekosistemini oluşturabilmektir.  

-Siz sosyal medyayı nasıl kullanıyorsunuz? Ve nelere dikkat ediyorsunuz?  

Sosyal medyayı hem bireysel hem de mesleki açıdan gözlemlemek için aktif kullanıyorum. Bir haberi veya iddiayı tek bir kaynaktan görerek paylaşmamaya özen gösteriyorum. Dijital ortamda hız çoğu zaman doğruluğun önüne geçebiliyor. Bu nedenle özellikle teyit edilmemiş içeriklere karşı dikkatli davranıyorum. Ayrıca sosyal medyada her tartışmaya dahil olmanın gerekli olmadığını düşünüyorum. Dijital dünyada bazen en doğru strateji konuşmak değil, doğru zamanda ve doğru zeminde konuşabilmektir. 

YARIN - T24 Teknopolitik yazarı Füsun Sarp Nebil anlatıyor.

/././

T-24

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

X Algoritması : Dijital Linç ve İfşa -Aslı Atasoy / T24-

Sosyal psikolog Prof. Dr. Sinan Alper: İnsan psikolojisinde ‘olumsuzluk yanlılığı’ var, sosyal medya algoritmaları da daha fazla etkileşimle...