Kokain baronuna Türkiye’de rekor teşvik verilmiş! -Bahadır Özgür /halkTV-


Uyuşturucu kullandığı iddia edilen ‘magazin ünlülerine’ yönelik operasyonlar, baronlara kadar uzanır mı?

Yanıtını çoğumuzun bildiği bir soru aslında. Limanlarda yakalanan tonlarca uyuşturucu ‘yetim’ gibi kalmadı mı. Meşhur İranlı baron Naci Şerif Zintaşti’nin, AKP’nin kurucusu, vekili, bakanı Burhan Kuzu ile boy boy fotoğrafları çıktığı halde yargı dönüp sordu mu.

O kadar fazla örnek var ki. Saymakla bitmez…

Size hiç bilinmeyen bir tanesini anlatayım şimdi. Türkiye nasıl kara para cennetine döndü, bir de bu hikaye üzerinden bakalım.

***

2022 yılından beri Brezilya’daki bir kokain davasını takip ediyorum. Rekor cezalar verildi. Sanıkların temyiz başvuruları geçen mart ayında reddedildi. Ve Brezilya Yüksek Adalet Divanı’nın kararı resmi gazetede yayımlandı. İçlerinde Belçika ve Türk vatandaşı olan bir isim de var.

Dava ile ilgili özet bilgileri aktaralım…

brezilyali-baron-1.jpg
Brezilya’da 30 yıldır kokain ticareti yapan ‘Beyaz Kafa lakaplı kartel lideri.

Brezilya’da 30 yıldır kokain ticaretine yön veren bir kartelin lideri, 2017’de tıpkı  Pablo Escobar’ınkini andıran bir ‘sürek avıyla’ yakalandı. ‘Spektrum’ adı verilen operasyonda ele geçirilen bu kişi, lakabı ‘Cabeça Branca’ (Beyaz Kafa) olan 63 yaşındaki Luiz Carlos Rocha’ydı. Nihayetinde kartelin üretim ve dağıtım ağı çözüldü.

Kokain Bolivya, Peru, Kolombiya’daki üreticilerden Brezilya’nın Mato Grosso’daki çiftliklerine küçük uçaklarla taşınıyor, ardından kamyonlarla Sao Paulo’daki depolara götürülüyordu. Burada yasal olarak ihraç edilecek ürünlerle paketlenip, limana taşınıyor ve ABD ile Avrupa’ya naklediliyordu.

Kartelin çökertilmesi ile yapılan son operasyonun adı ‘Tifo’ydu. Telefon dinlemeleri ve fiziki takip sonucu, 2018’in Ağustos ayında Santos Limanı’ndan, Belçika’nın Gent Limanı’na kokain sevkiyatı yapılacağı tespit edildi.

brezilya-baron-2.jpg
Belçika’da doğal taşların arasına gizlenmiş 2 ton kokain yakalanmıştı.

Konu Belçika polisine bildirildi. Ve 21 Ağustos günü Belçika’ya ihraç edilen doğal taşların arasına gizlenmiş 2 ton kokain ele geçirildi. Yine telefon dinlemeleri ve takip sonucunda konteynerleri üç kişinin teslim aldığı öğrenildi. İki kişi Belçikalıydı. Üçüncü kişi ise Türk ve Belçika vatandaşı olan Nurettin Yüksel’di.

Nitekim Brezilya’da doğal taş şirketi Delta do Brazil üzerinden Belçika’nın Gent kentinde kurulu yine kendisine ait Stroyka şirketi arasında ticaret yapıyordu. Brezilya Federal Mahkemesi, Yüksel’e ait şirketlerin kartelin uyuşturucu sevkiyatında kullanıldığını gösteren kanıtlar sundu. Yüksel ile Belçikalı diğer isimleri Avrupa’daki dağıtım ağının sorumluları olmakla suçladı.

brezilyali-baron3.jpg
Brezilya Yüksek Adalet Divanı temyiz başvurularını reddetti.

Karteli uzun yıllar izleyen Brezilyalı araştırmacı gazeteci Allan de Abreu da ‘Cabeça Branca’ adlı bir kitap yazdı. Kitapta Yüksel’in kilit aktörlerden olduğu, Türkiye ayağı da olan bir uyuşturucu ağının içinde yer aldığı belirtiliyor. Nitekim dava dosyalarında da bu operasyonla beraber Türkiye ile ilişkili bir kokain ticareti ağının de ortaya çıkarıldığı ifade ediliyor.

Bizi ilgilendiren kısım burada başlıyor işte…

Yüksel, kokain ticaretine karışan Stroyka’yı 2014’te Gent’te kurdu. Onun bağlı olduğu şirket ise 2007’de aynı adreste kurulan ve güvenlik hizmeti verdiği belirtilen OPS Group’tu. Bir diğer şirketi ise İspanya’ya bağlı Kanarya Adaları’ndaki Las Palmas kentinde 2011’de kurulan 2BIEN INVERSIONES S.L.

Bu şirketin tek hissedarı olarak gözüken şirket ise 2016’da İstanbul’da kurulan Pusula Delta Uluslararası Ticaret AŞ. Yüksel aynı yıl bir de Pusula Akdeniz Dış Ticaret AŞ. adlı şirketi kurdu. Ticaret sicil kayıtlarına göre faaliyet alanı kuruyemiş, çekirdek, çiğ ve granül kahve, kakao ile kurutulmuş egzotik meyve ithalatı.

Bandan sonrası daha da ilginçleşiyor…

Pusula Delta, 2021’in Mart ayında İzmir’e taşındı. Bir ay sonra da havacılık şirketine dönüşerek, Air Anka adını aldı. Havacılık haberleri veren internet sitelerinde epey haber oldu. Çünkü pandeminin de başladığı bir dönemde kurulan Air Anka, uzun zamandır yapılmış ilk özel havacılık yatırımıydı.

barona-tesvik.jpg
2022 yılının en büyük ikinci teşviki, Yüksel’in şirketine verildi.

Air Anka önce kargo taşımacılığı yapacağını duyurdu. Sonra yolcu taşımacılığına başladı. 2022 yılında devlete başvurup teşvik istedi. Şişe Cam'dan sonra, 1.2 milyar lira ile en yüksek teşviki aldı. Teşvik kapsamında faiz desteği, gümrük vergisi muafiyeti, KDV istisnası, 7 yıl boyunca sigorta primi işveren hissesi desteği, yüzde 80 vergi indirimi ve yüzde 40 oranında yatırım katkısı tanındı. Şirket kurulur kurulmaz sermayesini de rekor düzeyde artırdı. 45 milyon liradan 75 milyon liraya çıkardı.

barona-tesvik4.jpg

Havacılık şirketi jet hızıyla lisans aldı. O günlerde Nurettin Yüksel’in, Brezilya’nın en büyük kokain karteli davasında yargılandığını Birgün gazetesinde yazmıştım. Hiç ses çıkmadı. Lakin adı medyaya düşünce 2023’te Air Anka’yı, Odin Aviation’a sattığını bildiren bir basın bültenini, şirketin Instagram hesabından yayınlayarak kayıplara karıştı.

Nurettin Yüksel, Brezilya’da ceza aldı ama nerede olduğu bilinmiyor. Şirketleri de faal değil. Brezilya ile Avrupa arasında böylesine büyük doğal taş ticareti yapan birisinin tek kare fotoğrafı da yok.

Şimdi tekrar soralım: Bu işler baronlara uzanır mı sizce?

Bahadır Özgür /halkTV

Antik kentin üzerinde 900 yataklı otel! -Yusuf Yavuz / soL -



Kemer’deki İdyros antik kentinin kalıntılarını da barındıran orman arazisinde otel yapımına karşı çıkan Platform üyeleri, Koruma Bölge Kurulu önünde “Tarihi betona kurban etmeyin” çağrısı yaptı…

Antalya’nın Kemer ilçesindeki İdyros antik kentinin kalıntılarının bulunduğu 293 bin m2’lik orman arazisi, 2068 yılına kadar Özak Gayrimenkul şirketine verildi. Daha önce Fransız Tatil Köyü olarak bilinen tesisin bulunduğu koyu da kapsayan bu tahsisle birlikte bölgede koruma amaçlı imar planı hazırlandı. İdyros antik kentinin kalıntılarının da bulunduğu bölgede 900 yatak kapasiteli 5 yıldızlı bir otel inşa edilmek isteniyor. 

Kemer’in geçmişinin izlerini taşıyan bu bölgedeki otel inşaatının bölgenin hafızasını sileceğini savunan İdyros Antik Kentine Dokunma Hareketi üyeleri, Antalya Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü önünde bir basın açıklaması yaptı. Kaleiçi’ndeki tarihi bina önünde toplanan platform üyeleri, İdyros antik kentinin kalıntılarının bulunduğu bölgenin sınırlarının bilimsel yaklaşımla yeniden belirlenmesini, bu çalışmalar tamamlanana kadar da otel projesinin askıya alınmasını talep etti.

Antalya'da 40 yılda turizmin yuttuğu milli park

Türkiye’nin gözde turizm beldelerinden biri olan Kemer’de 1980’li yıllarda başlayan planlı ve nitelikli turizm, zamanla yerini yatak sayısı ve her şey dahil sisteminin iştahına bıraktı. Olimpos, Phaselis gibi antik kentleri barındıran sahil bandı ile biyoçeşitlilik zengini doğal miras alanlarının bulunduğu bölge 1970’lerin başında milli park ilan edildi. Adını Olimpos antik kentinden alan milli parkın 1972 yılındaki yüzölçümü 69 bin hektarlık bir alanı kapsıyordu. Antalya Limanının batısından başlayıp, Gelidonya burnuna kadar uzanan Olimpos (Beydağları) Sahil Milli Parkı, o yıllarda bir köy olan Kemer’i turizm amacıyla bir servis istasyonu olarak kurgulamış, yaklaşık 4-5 bin yatak kapasitesiyle Güney Antalya Turizm Bölgesinin merkezi olarak konumlandırmıştı. 

Doğayla iç içe tatil anılarda ve belgesellerde kaldı

Ayışığı Plajı’na bitişik olan bölge ise 1969 yılında 49 yıllığına tatil köyü modeliyle turizm hizmeti sunan ClubMed’e tahsis edilmişti. Fransız Tatil Köyü olarak anılan ClubMed, 1978’de usta Yönetmen Süha Arın’ın hazırladığı Likya’nın Sönmeyen Ateşi belgeselinde kısaca görünür. Antalya’nın ilk tatil köyü özelliğini taşıyan ClubMed’in 1970’li yıllardaki bu ayrıcalıklı ve temiz bir deniz, korunmuş bir doğa içindeki görünümü tatilciler için bulunmaz bir nimet olarak görülüyordu.

Kemer'in ilk tatil köyü olan ClubMed'in yerine 900 yataklı otel inşa edilmesi planlanıyor.

Halkın rekreasyon ihtiyacı için ayrılan kıyılar otellerin oldu

Ancak 1980’li yılların başlarından itibaren Çamyuva, Beldibi, Göynük ve Tekirova gibi yerleşimlerde ardı ardına yapılan tahsislerle milli park gittikçe küçülmüş, verilen teşviklerle yatak kapasitesi başlangıçta öngörülenin onlarca katına çıkarak bölgede hızlı bir dönüşüme neden olmuştu. Milli Park ve turizm planlaması, başlangıçta bir yandan doğayı korurken diğer yandan turizmin ihtiyaçlarıyla halkın rekreasyon ihtiyaçlarını harmanlayan bir içeriğe sahipken planlı ve altyapısı sağlam bir turizm modelini de ortaya koyuyordu. Kemer’de ilk dönemde açılan tatil köylerinde iki katı aşmayan konaklama üniteleri inşa edilirken, bu anlayış zamanla çok katlı devasa otellere bıraktı yerini. Halkın günübirlik ve çadırlı kamp ihtiyaçlarını karşılayan Beldibi TURBAN ve Kemer Kındılçeşme gibi kamp alanları da orta sınıfın elinden alınarak büyük otelcilere tahsis edildi. Günümüzde milli parkın sınırlarının büyüklüğü ise 31 bin hektara kadar gerilemiş durumda.

Anayasal hak olan kıyıya ulaşmak hayal oldu

Yaz aylarında Kemer’de Anayasal bir hak olan kıyıya ulaşmak için saatlerce havlu serecek yer aramak zorundasınız. Eğer şanslıysanız, otellere tahsis edilen alanların ortasındaki sınır bölgelerde küçük alanlarda yer bulabilirsiniz. Bu yanıyla Kemer sahilleri otellerin işgali altında ve sıradan bir vatandaşın kavurucu yaz sıcaklarında birkaç bin TL’yi gözden çıkarmadan denize ulaşıp serinlemesi neredeyse hayal oldu.

Kemer'in ilk tatil köyünün arazisi 2068'e kadar Özak'ın oldu

Son yıllarda giderek artan yoğunluğa ulaşan bu manzaranın tam ortasında Kemer’in ilk tatil köyünün bulunduğu orman arazisi 2023 yılında el değiştirdi. Tahsis süresinin dolmasının ardından süre uzatımına gidildi ve turizme tahsisli 293 bin m2’lik orman arazisi Özak Gayrimenkul şirketine devredildi. Bu devirle birlikte tahsis süresi de 2068 yılına kadar uzatılmış oldu. 

Kemer'in tarihi orman arazisinde saklı

Kemer'in ünlü Ayışığı plajına bitişik olan arazi 2068 yılına kadar ÖZAK Gayrimenkul'ün oldu.

Bunun ardından ünlü Ayışığı Plajı’nın bitişiğindeki araziden başlayarak Çalıştepe denilen yamaç araziye uzanan bölgede 5 yıldızlı ve 900 yatak kapasiteli bir otel inşa etmek isteyen Özak Gayrimenkul büro çalışmalarına başladı. Bu alanda ortaya çıkan arkeolojik kalıntıların İdyros antik kentinin yerleşiminin yayındığı bölge hakkında da fikir vermeye başladı. Yapılan çalışmalarda ortaya çıkan kalıntıların bulunduğu noktasal alanlar tescil edilirken, tescilli alanları da kapsayan daha geniş arazi için koruma amaçlı imar planı hazırlandı. Planın adında "koruma" yer alsa da, bu koyda 900 yataklı bir otele de cevaz vermesi, doğal ve kültürel mirasın korunması konusunda hassasiyeti olan çevrelerin tepkisini çekti. 

Oteli de kapsayan imar planının iptali için dava açıldı

‘İdyros Antik Kentine Dokunma Hareketi’ adıyla bir araya gelen yörede yaşayanlar, Kemer’in hafızası niteliğinde olan bu bölgenin betonlaşmadan korunması için harekete geçti. Otel yapılması panlanan bölgeyi kapsayan, 4 Temmuz 2025 tarihinde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından onaylanan koruma amaçlı imar planının iptali için dava açan Platform, 11 Aralık’ta yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullanmıştı: “İdyros antik kenti bir otelin içine, betona gömülmek istenmiştir. Üstelik, söz konusu 1. ve 3. derece sit alanları da yeterli bir çalışma yapılmadan, alelacele belirlenmiştir. İdyros Antik Kenti'nin bu imar planında çizilenden çok daha geniş sınırlara dayandığını anlamak için uzman olmaya gerek yoktur, gören gözlere sahip olmak yeterlidir. Ancak maalesef Kültür Varlıklarını Koruma Antalya Bölge Kurulu'nun gözlerinin görmediği anlaşılmaktadır. Koskoca kent dururken, yalnızca yüzde 10 kadar bir alanı sit alanı ilan etmek başka şekilde açıklanamaz diye düşünüyoruz: Koruma Kurulu kör müdür?"

Koruma Bölge Kurulu önünde basın açıklaması yapıldı

Açılan davanın ardından Koruma Bölge Kurulu’nu eleştiren Platform üyeleri ile vatandaşlar bu kez doğrudan Kurul önünde toplanarak kapsamlı bir basın açıklaması yaptı.

Antalya Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü’nün Kaleiçi’ndeki tarihi binası önünde toplanan Platform üyeleri, İdyros antik kentinin bütüncül olarak korunmasını talep eden dilekçelerini de yetkililere sundu. 

'Antik kent dere kenarına sıkıştırıldı'

Koruma Bölge Kurulu önünde Platform adına Erol Malçok tarafından yapılan basın açıklamasında, şöyle denildi: “Eskiden ClubMed’e tahsis edilmiş olan 293.000 metrekarelik orman ve kıyı alanının 45 yıllığına Özak Gayrimenkul AŞ adlı bir şirkete devredildiğini öğrendik. Bir sır gibi saklanan otel projesinin 900 yataklı, -2 + 3 şeklinde derin kazıları da içeren beş katlı betonarme binalardan oluşan korkunç bir proje olduğu bilgisine ulaştık. Bu otelin yapılması durumunda İdyros antik kentinin gün yüzü görmemiş, henüz sınırları bile saptanamamış olan büyük bölümünün artık geri dönülmez şekilde kaybedileceği ortadadır. Bu korkunç otel projesinin nasıl yapılabildiği sorusuna cevap aradığımızda karşımıza Kültür Varlıklarını Koruma Antalya Bölge Kurulu’nun verdiği izinler ve yaptığı sit alanı tespit kararları çıktı. Kurul, çok daha büyük bir alanı kapsadığı uzman raporları ve eski makalelerle kanıtlanmış olan İdyros antik kentini, Karayer Deresi’nin sadece bir kıyısına sıkıştırmıştı. Bugün halihazırda Akdeniz Üniversitesi tarafından yürütülen kazı çalışmalarının yapıldığı Batı kıyısını kentin tamamı olarak kabul etmişti.

İdyros antik kentinin kalıntılarının bulunduğu dere. Çalışmaların derenin bir kıyısında sınırlanması kuşkuları artırıyor.

‘Arazinin 251 bin m2’lik kısmı betonlaşacak’

Sadece antik köprünün diğer tarafında yıllardır varlığı bilinen iki bina kalıntısını 1. derece sit alanı ilan etmiş, bu binaları da otelin neredeyse içinde bırakarak ileride herhangi bir bilimsel kazı çalışmasını olanaksız hale getirmişti. Gerisini, yani Çalış Tepeye kadar olan yüzbinlerce dönümlük potansiyel kent alanını araştırmaya bile gerek görmeden otelin insafına terk etmişti. Her zaman kullanılan ‘otel inşaatı sırasında kültür varlığı tespit edilirse koruma altına alınacak’ ifadeleri burada tamamen anlamsız hale gelmektedir. Çünkü 293 bin metrekarelik tahsis alanının sadece 40 bin metrekaresi 3. derece ve 1. derece sit ilan edilmiştir. 251 bin metrekarelik alanda şirketin başında arkeolog olmadan kazı ve beton işleri yapılabilecektir. Şirketin insafına bırakılmak, potansiyel bir antik yerleşime yapılacak en kötü işlemlerden biridir diye düşünüyoruz. Şirkete değil, devletimize, bakanlığımıza, koruma kurulumuza ve müzemize güvenmek istiyoruz.”

Bilimsel ve şeffaf çalışma ile koruma statüsü talebi

Koruma Kurulu’na sunulan dilekçe ile, İdyros antik kentinin sınırlarının gerçekçi biçimde ve bilimsel bir yaklaşımla yeniden belirlenmesi, koruma statüsünün ise yükseltilmesi talebinin iletildiği belirtilen açıklamada, şöyle denildi: “Aynı zamanda, antik kent üzerine verilmiş olan otel izninin de, sit alanlarının yeniden değerlendirilmesi işlemi bitene kadar askıya alınmasını talep ediyoruz. Bunu yapmanın, kültürel mirasımıza karşı bir görev olduğunu düşünüyoruz. ‘İdyros antik kenti otele kurban edilmesin’ diyoruz. Jeoradar ve diğer teknolojik araçları kullanarak, acil kazılar ve sondajlar yapılarak, şeffaf bir çalışmayla kentin tümünün gün ışığına çıkarılmasını, hak ettiği koruma statüsüne kavuşturulmasını bekliyoruz.

Akdeniz Üniversitesi'ne bilimsel kazı çağrısı

Son olarak, İdyros Antik Kenti kazılarını yürüten Akdeniz Üniversitesi’ne de bir sözümüz var: Lütfen kültür varlığımıza karşı görevinizi yerine getirin. Orada bir otel tahsisi olmasaydı nasıl hareket edecektiyseniz, öyle yapın lütfen. Ayışığı Plajından Çalış Kalesine kadar olan yüzlerce dönümlük alanda kazı yapma yetkisine sahip olan üniversitenizin, sadece küçücük bir alanda kazı yürütmesini kültürel mirasımıza bir ihanet olarak görüyoruz. Üniversitenin yetkisini kullanmasını, Karayer Deresi’nin doğusunda da kapsamlı araştırma ve kazılar yapmasını bekliyoruz.”

Arkeolojik kazıların sınırlanmasının nedeni otel projesi mi?

Platformun açıklamasında dikkati çeken başlıklardan biri de 2017 yılında bölgede yapılan arkeolojik kazıların ardından çalışmaların Karayer Deresi'nin sadece bir kıyısında sınırlı kalması. Antik bir köprünün kalıntılarının da bulunduğu derenin bir kıyısının gözardı edildiği vurgusu yapılan açıklamada, “Kazılar Karayer Deresi’nin sadece bir kıyısında sınırlı kaldı, sanki köprü boşu boşuna yapılmış, antik kent karşı kıyıda devam etmiyormuş gibi davranıldı. Bugün devam etmekte olan kazıların kentin muhtemelen yarısından bile azını kapsadığı, bölgeyi ziyaret eden bütün dürüst arkeologların ortak fikridir. Nitekim, davetimiz üzerine İdyros Antik Kenti’ni inceleyen Türkiye Arkeologlar Derneği Antalya Şubesi arkeologları, var olan kazıların çok yetersiz olduğunu, araştırmaların köprünün Doğu kanadı tarafında, Çalış tepe ve Ertuğrul Tabyalarına kadar olan çok daha büyük alanda devam etmesi gerektiğini ortaya konan bir rapor yayınladılar. Söz konusu raporu, derneğin sosyal medya hesaplarında bugün de görmek mümkündür. Arkeolojik kazı çalışmalarının neden bu kadar sınırlı bir alanda kaldığını anlamamız uzun sürmedi: İdyros antik kenti üzerine yeni bir otel tahsisi vardı!” denildi.

Yusuf Yavuz / soL

Havalimanı saldırısından Yalova'ya uzanan 'maslahat': IŞİD Türkiye'de nasıl örgütlenebiliyor? -Emre Alım /soL-

Yalova’da üç polisin hayatını kaybettiği saldırının ardından ortaya çıkan tablo IŞİD’in nasıl yıllardır kollandığını gözler önüne seriyor. Takva grubu üzerinden yürüyen IŞİD soruşturmaları, 2016’daki Atatürk Havalimanı saldırısından Yalova’daki çatışmaya uzanan sürekliliği ortaya koyuyor.

IŞİD her zaman kendi adı ve bayrağıyla faaliyet göstermiyor, genellikle dergi ve sohbet grupları aracılığıyla kalabalıklara ulaşıyor, örgütleniyor.
Nitekim IŞİD’e yönelik soruşturmaların birçoğu bu dergi ve grupların adıyla anılıyor.

O gruplardan biri de Takvacılar. Merkezleri Konya’da. Kendi isimlerini taşıyan bir dergileri var. Bu dergi 2021’den bu yana yayında. Öyle ki baş yazarının tutuklanması dahi derginin yayın periyodunu aksatmamış.

Hikaye de tam bu noktada başlıyor.

Derginin her sayısında imzası bulunan Bilal Özbuğday, 2023 Mayıs’ında bir IŞİD operasyonunda gözaltına alındı. Elleri kelepçelendi, Emniyet arması önünde çekilen fotoğrafı hızla basına servis edildi.

1Bilal Özbuğday

Yöneltilen suçlamalar ciddiydi. Bülent Özbuğday'ın kiraladığı bir yeri mescide çevirdiği, burada Takva grubunu kurduğu ve IŞİD’e bağlı hücresel bir yapı haline getirdiği belirtiliyordu.

Özbuğday’a IŞİD tarafından “Marmara Bölgesi Kadısı” unvanı verilmişti.

“Yardım” adı altında topladıkları paraları IŞİD’e aktarıyor, Avrupa ve Asya’dan gelip örgüte katılmak isteyenlerin Suriye ve Irak’a geçişlerini sağlıyordu.
Emniyet’in paylaştığı bilgilere göre Bülent Özbuğday, aynı operasyonda gözaltına alınan Selman Salış'ı “İstanbul Valisi” olarak atamıştı.

Selman Salış ismi konuyu yakından takip edenler için yabancı değil.

Kendisi Tekirdağ Malkara’da bulunan UGS Yapı İnşaat Şirketi’nin iki ortağından biri. Diğer ortağının adı Rıza Coşkun. 

Coşkun, 28 Haziran 2016'da Atatürk Havalimanı’na bombalı saldırı düzenleyen Rakim Bulgarov’un kendini patlatmadan önce aradığı yani talimatı aldığı isim. Aslında Coşkun saldırıdan 6 ay önce bir IŞİD operasyonunda gözaltına alınmış ama bir şekilde serbest kalmıştı.

Saldırılar göz göre göre geldi

Atatürk Havalimanı’na düzenlenen saldırıda 46 kişi öldürüldü. Ancak anlaşılan o ki hiçbir ders alınmadı.

Tam 7 yıl sonra, saldırının talimatını veren ismin ortağı IŞİD’in “İstanbul Valisi” denilerek yakalandı. Yanında onu atayan “Marmara Bölgesi Kadısı” da vardı. Gözaltındaki ikilinin tutuklanıp tutuklanmadığına ilişkin bilgi paylaşılmadı.

Ancak bugün gelinen noktada bu bilginin bir önemi yok. Çünkü IŞİD’in “Marmara Bölgesi Kadısı” olmakla suçlanan Bülent Özbuğday, dün gece YouTube’da fetva veriyordu.

Özbuğday fetva verirken, 1,5 yıl önce “sorumlusu” olduğu söylenen Yalova’da, polis ekipleri IŞİD’in bir hücre evine düzenledikleri baskın sırasında kurşunların hedefi oldu. Sekiz saat süren çatışmada 3 polis hayatını kaybetti, 6 IŞİD’li ateşe verdikleri evde öldü.

Saldırganların da tıpkı Coşkun, Salış ve Özbuğday gibi “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan kaydı olduğu ortaya çıktı.

TakTakva Dergisi'nin YouTube kanalı

'IŞİD Kadısı' dergi çıkarıyor, fetva veriyor

Takva dergisi bu ay 60’ıncı sayısını yayınladı. Özbuğday’ın imzasını taşıyan bu sayı “Davanın Maslahatı*” başlığıyla çıktı.

Özetle, “İslami mücadelenin" başarısının sayısal güçte değil, modern sistemlerden tamamen kopuşta yattığı anlatılıyor.

Sayısal çoğunluk veya kitlelere ulaşmak yerine “Allah'ın belirlediği rabbani menheçten(yoldan) milim sapmamak" gerektiğini vurgulayan dergide IŞİD’in merkezi Suriye’ye dair de şu değerlendirmeler paylaşılıyor:  “Bugün Suriye için yaşananlara bakalım. Bir benzerleri Bosna için, Çeçenistan için de yaşanmıştı. O günde tağutlar, bugün olduğu gibi Allah yolunda cihad eden mücahitlerin kanla yazdıkları gayretin ve fedakarlıkların meyvesini bir çırpıda yemiş bitirmişlerdi. Bugün Suriye sahasında Allah yolunda kendilerini ve sahip olduklarını feda eden insanların gayretlerinin semeresini demokratların ve batılıların yemesinin sebebi aslında ufak ufak cihadi hareket sahiplerinin eksen kaymalarıdır.”

Adını açıkça anmasa da Özbuğday’ın bu eleştirilerinin hedefindeki isim HTŞ yönetiminin lideri Ahmed Şara. IŞİD’in ceketinden çıkan Şara’yı “yoldan çıkmakla” suçlayan Özbuğday, cihatçıların artık Batı güdümünde olduğunu söylüyor.

Batı’nın bir dönem Suriye’yi yıkıma sürüklemek için palazlandırdığı ve işlevini yerine getirdiğinden emin olduktan sonra fişini çektiği IŞİD şimdi günden güne zayıflıyor. Özbuğday'ın HTŞ yönetimine eleştirileri de zayıflayan örgütün sempatizanlarına moral niteliğinde.

Bu bağlamda dergideki ifadeler ve Yalova’daki saldırının zamanlaması tesadüf değil. Geçtiğimiz hafta ortaya çıkan Jandarma Komutanlığı’nın iç yazışmaları da bunu ortaya koyuyor: “Sözde lider kadrolardan örgüt üyelerine verilen talimatlara göre, örgütten kopmaları engellemek, sempatizanlarına moral vermek, kamuoyunda baskı ve korku oluşturmak amacıyla, örgüt mensuplarının seçecekleri farklı tarz lokasyonlarda, inisiyatifi uyuyan hücrelere verilmiş ve birbirinden bağımsız ‘yalnız terörist’ tarzı eylemler gerçekleştirebilir.”

Sorumlu kim?

Açık kaynaklardan ulaşılabilen bu bilgiler bile bugün yaşananların bir "anlık güvenlik zafiyeti" değil, yıllardır beslenen, kollanan ve yargı eliyle sokaklara geri bırakılan gericiliğin kaçınılmaz bir sonucu olduğunu gösteriyor.

Takva dergisi bugün 60. sayısına ulaşabiliyorsa, bu sadece bir örgütün başarısı değil. 2016’da havalimanını kana bulayanların suç ortaklarını serbest bırakan, "Marmara Kadısı" ilan edilen isimlerin örgütlenmesine göz yuman ve cihatçı çeteleri dış politikanın bir aparatı olarak görenler de sorumluluk taşıyor.


*Maslahat: Önemli iş, mesele.

İktidar medyası infilak etti + Gazi Mahallesi'nde çete savaşları + Bölgede.. Medyada.. Gölge Boksu! -halkTV-


İktidar medyası infilak etti -Mehmet Tezkan- 

El bombasının pimini Hürriyet Gazetesi’nin Genel Yayın Müdürü Ahmet Hakan çekti. Burasına gelmiş ki; yeter artık diye köşesinden haykırdı…

‘İktidarı savunmak gazetecilerin işi değildir gazeteciler asıl mesleğine dönelidir’ diye kuvvetli çıkış yaptı…

Bravo!..

Kendine mi söyledi, çalışma arkadaşlarına mı söyledi bilemem ama şunu söyleyebilirim; elinizi tutan mı var gazeteciliğe dönün

Galiba ellerini tutun var!..

Hürriyet Gazetesi’nin Ankara Temsilcisi Hande Fırat, müdürü Ahmet Hakan’ın çağrısına balıklama atladı. İki günlük yazı dizisi yaptı… (Demek ki onunda burasına gelmiş!)

Yazdıklarının altına imza atarım ama 20 yıldır bu sebeple ekmek yiyorsunuz demeden de edemem…

20 yıldır iktidarın sözcülüğünü yaptığınız için bir eliniz balda bir eliniz yağda…

20 yıldır iktidar ne yapsa beğenseniz de beğenmeseniz de alkışladığınız için o koltukta oturuyorsunuz…

Şimdi çıkıp; AKP’li milletvekilleri ekranlara çıkmadığı/çıkartılmadığı için gazetecilerin siyasi parti sözcüsüne dönüştüğünü söylemek durum tespiti değil günah çıkarmadır.

Hande Fırat gördüğü yanlışları yazabiliyor mu?

Minik örnek: Yılda bir milyon 600 bin aracın geçtiği Çanakkale Köprüsü’ne neden Euro üzerinden 16 milyon araç geçecek garantisiyle para verildiğinin hesabını sorabiliyor mu?

Ahmet Hakan uçak inmeyen hava alanlarını Hürriyet’in manşete taşıyabiliyor mu?

Veya hukuktaki pes dedirten uygulamaları/kararları…

Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmamasını…

Sessiz kararak veya görmezden gelerek destek verdiğiniz yüzlerce örnek verebilirim.

En basitinden Erdoğan enflasyonu indirmek için faizi hızla indirirken de alkışladınız, enflasyonu indirmek için faizi yüzde 50’lere çıkartırken de…

Yalan mı?

2023 yılının mayıs ayında enflasyonun aylık artışı yüzde sıfırdı…

Temmuz ayında aylık artış yüzde dokuz oldu. Ağustos ayında yüzde dokuzun üzerine bir ayda yüzde dokuz daha eklendi…

Ne oluyor dediniz mi?

Bu saatten sonra günah çıkarmaya çalışmanın anlamı yok…

Lafı uzatmayayım…

Hande Fırat yazısını şöyle bitirmiş: Yunan mitolojisinde Phaethon, Güneş Tanrısı Helios’un oğludur. Babasına yalvararak, dünyayı aydınlatan o kudretli “Güneş Arabası”nı bir günlüğüne kullanmak ister. Helios uyarır: “Bu güç senin harcın değil, atları kontrol edemezsin.” Ama Phaethon kibrine yenik düşer, direksiyona geçer. Sonuç felakettir; atları (gücü) kontrol edemez, arabayı dünyaya çok yaklaştırıp her yeri yakıp kavurur ve sonunda kendisi de yıldırımla vurularak yere çakılır. Medyanın Phaethon’ları olmayalım.

Vallahi de oldunuz…

Billahi de oldunuz…

/././

Gazi Mahallesi'nde çete savaşları -İsmail Saymaz- 

Polat Ailesi için telaşlı bir gündü.

Yılbaşının iki gün öncesi.

Anne Dilek Polat’ın 30 Aralık 2023’te sınavı vardı.

Baba Halis Polat’ın kullandığı araçla, önde anne Dilek, arkada kızları Dilara ve Büşra, evden çıktılar. Gazi Mahallesi’ndeki Heykel Parkı’na geldiklerinde çatışmanın içine düştüler.

34 RB 8900 plakalı araçta bulunan yüzleri maskeli kişiler takip ettikleri Mustafa Kemal B.’nin kullandığı 34 CRT 604 plakalı araca ateş ettiler.

Mustafa Kemal B.’nin aracında iki arkadaşı vardı.

Onlar da arkadaki araca sıktılar.

Kurşunlardan biri, babasının kullandığı aracın arka koltuğunda oturan 14 yaşındaki Büşra’nın başına saplandı.

Büşra, doğup büyüdüğü Gazi Mahallesi’nde Volkan Reçber ve‘Arap Emrah’ diye bilinen Emrah Sever’in çeteleri arasındaki savaşın kurbanı olmuştu.

Gazi’nin ‘devrimci’ çocukları

Gazi Mahallesi, İstanbul’un en politik mahallesi.

Alevi yurttaşların gecekondu kurarak yerleştiği mahalle, kurulduğu günden beri devrimcilerin kalelerinden biri oldu.

DHKP/C yakın bir zamana kadar Gazi’nin sokaklarına egemendi. Örgüt ‘Fuhuşa, kumara, uyuşturucuya ve yozlaşmaya hayır’ adı altında başlattığı kampanya kapsamında çok sayıda mekanı bombalayıp kurşunladı, onlarca insanı ‘cezalandırdı.’

Devlet radikal solun mahalledeki otoritesini kırıp dağıtınca bu örgütlerin sosyal tabanındaki gençlerden bazıları çeteleştiler.

Sırat Köprüsü’nde geçen Reçber

Onlardan en önde geleni, 39 yaşındaki Volkan Rençber.

Sivaslı.

Zülfikarlı kolyesi eksik olmuyor.

Reçber’in videoları TikTok’ta Alevi deyişleri eşliğinde paylaşılıyor.

Hüseyin Karakuş ve Tülay Maceran adlı iki sanatçı Reçber için ‘Ezelden Beri’ adlı bir türkü besteledi. Reçber, türküde kahramanlaştırılıyor.

Türkünün sözleri şu şekilde:

“Kırklar sevdasının rüzgarı aşka

Ehlibeyt aşkıyla esseler keşke

Dedesi Hüseyin’den o düşer aşka

Sırat Köprüsü’nden geçer Volkan Reçber…”

‘Nasıl uygunsa…’

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının geçen hafta hazırladığı 97 sanıklı iddianame Volkan Reçber çetesine ve çetenin 37 eylemine ışık tutuyor.

Çete üyeleri Gaziosmanpaşa, Sultangazi, Eyüpsultan, Beşiktaş ve Şişli’de faaliyet gösteriyor.

Reçber’in ‘Nasıl uygunsa’ sözünü sloganlaştırmışlar.

Yurt dışında bulunan ve kırmızı bültenle aranan Volkan Reçber, Barış Boyun ile ‘Zaza Doğan’ lakaplı Doğan Aykut ile hareket ediyor.

En büyük hasmı; Gazi’den ‘Arap Emrah’ lakaplı Emrah Sever, Reçber’den ayrılan Cihan Meşeci ve Emrah Ayverdi.

Belgeseli çekilen çete lideri

Arap Emrah da Reçber gibi Sivaslı.

Eski DHKP/C’li.

Örgütün ‘Fuhuşa, kumara, uyuşturucuya ve yozlaşmaya hayır’ kampanyası kapsamında evleri bastığı, araçları tahrip ettiği, insanları ormana götürüp dövdüğü ve iş yerlerine motolofkokteyli attığı için DHKP/C üyeliğinden bir yıl tutuklu kaldı.

Cezaevinden sonra kendi ‘örgütünü’ kurdu.

‘Arap Emrah’ adıyla belgeseli çekildi.

Belgeselde Gazi’nin Robin Hood’u gibi anlatılıyor.

Halen tutuklu.

Kenan Kılıç cinayeti

Volkan Reçber ile Arap Emrah çeteleri arasındaki gerginlik 19 Ağustos 2023’te cinayetle sonuçlandı.

Arap Emrah çetesi, Volkan Reçber çetesinden Emirhan Durmaz’a ateş etti, araya giren dedesi Kenan Kılınç can verdi.

Kan aylarca aktı.

İntikam bir ay sonra alındı.

Arap Emrah’a yakın Murat Öztürk ve altı arkadaşı 19 Eylül’de kına gecesinden çıkarak evlerine yürüdü. Volkan Reçber’in çetesi bir araçtan ve motosikletten kurşun yağdırdı.

16 yaşındaki Fırat Kanat ölüyor, Fırat’ın ağabeyi dahil üç kişi yaralandı.

Murat Öztürk, ifadesinde, “Asıl hedef bendim. Bu şahıslar beni vuracaklardı ancak onlarla ilgisi olmayan arkadaşlarım vurulmuştur” dedi.

Bu saldırıda kullanılan çalıntı araçla iki eylem daha gerçekleştirildi. Arap Emrah’ın çevresinden Haydar Yılmaz, 26 Eylül 2023’te vuruldu. Cihangir Oto Yıkama, 26 Ekim 2023 günü kurşunlandı, Tacikistanlı işçi yaralandı.

Seyir halinde düello

Oto yıkamanın baskınından iki gün sonra.

28 Ekim 2023.

Volkan Reçber çetesinden Çağdaş Eker ve Barış İnce kullandıkları araçla Arap Emrah çetesinden Diyar Öter ve Baran Tekgöz’ün içinde bulunduğu aracı takibe başladı.

İki araç Millet, Okul ve Kıbrıs caddelerinde silahlı kovalamaca yaşadı.

Dört araca kurşun isabet etti.

Şöför mahallindeki Eker yaralandı.

Yol kenarında durarak, 112’yi aradılar.

Eker, gelen ambulansla hastaneye kaldırıldı.

Araç Fatih Sultan Mehmet Köprüsü gişelerine gelmeden Etiler sapağındaki yol kenarında bulundu. Araca çok sayıda mermi değmişti. Bariyerler arasında iki tabanca ve şarjörler vardı. İnce, aracın yanında gözaltına alındı.

Sevgili tuzağı

Fırat Kanat’ın öldürüldüğü saldırıda “Asıl hedef benim” diyen Murat Öztürk’ün içinde bulunduğu araca 1 Aralık 2023’te Volkan Reçber çetesi tarafından kalaşnikof tüfekle ateş edildi.

Mermilerden biri Öztürk’ün sağ koluna isabet etti.

Yanında oturan Barış Özdoğan da kolundan yaralandı.

Yaralı kurtulan 23 yaşındaki Özdoğan, 20 gün sonra öldürüldü.

Özdoğan, 21 Aralık 2023’te Viaport Suit Otel’i arayarak, iki kişilik oda ayırttı.

Saat 21’de otele girdi.

“Kız arkadaşım gelecek, taksi parasını ödersiniz” diyerek, 400 TL’yi resepsiyon görevlisine bıraktı.

15 dakika sonra döndü, parayı alıp otelden çıktı.

Alanur Işıksoy’un bulunduğu taksiye binecekken yaylım ateşe tutuldu.

Dokuz kurşun isabet eden Özdoğan öldü.

Işıksoy, Volkan Reçber çetesine çalışıyordu.

Özdoğan’ı tuzağa düşürmüşlerdi.

Ertesi gün…

Özdoğan’ın Gazi Cemevi’nde yapılan taziyesine giden Murat Yıldırım ve Ali Kılıç’a kalaşnikofla ateş edildi. Kılıç, bacağından yaralandı.

Arap Emrah’ın çetesi 30 Aralık 2023’te Özdoğan’ın intikamını almak için Volkan Reçber’in çetesiyle sokakta çatışırken, sıkılan kurşun Büşra Polat’ın canını aldı.

‘Bunları alırsanız bir daha cinayet olmaz’

Polat cinayetinden sonra, 4 Ocak 2024’te İstanbul Emniyeti’ni arayan bir mahalleli şu ihbarda bulundu: “Gazi Mahallesi’nde tüm olan biteni biliyorum. Bunlar Volkan Reçber’in silahlı adamları, bunları alırsanız Gazi Mahallesi’nde bir daha cinayet olmaz… 15 gün önce Volkan’ın adamları Özdoğan’ı öldürdü. Barış, Arap Emrah'ın sağ koluydu. Volkan ve Arap’ın adamları 3-4 gün önce Gazi’de gündüz vakti keleşlerle çatıştı. Suçsuz günahsız 15 yaşında bir genç kız öldü… İki gün önce Arap’ın adamı Emre Duran, Barış’ın intikamı için Halil Erim’i kovalıyormuş. Polise denk gelmiş, çatışmışlar. Üzerlerinden bir yığın silah çıkmış. Arap’ın adamlarından çoğu yakaladı. Volkan’ın adamlarını da yakalarsanız mahallemiz büyük bir beladan kurtulacak… Volkan’ın para kaynağının bir kısmı kumardan geliyor. Ne olur bu olaylar bitsin. Mahallemize huzur gelsin.”

Şapkalılar

Gazi’nin sokaklarında DHKP/C’nin bir afişi göze çarpıyor. Arap Emrah ve Volkan Reçber’in fotoğraflarının bulunduğu bu afişte şöyle yazıyor:

“Çete çetedir! Bu mahalle bizim! Mahallemizde çetelere geçit vermeyeceğiz!”

Bence yanılıyorlar.

Artık mahalle Arap Emrah ve Volkan Reçber’in.

Yalnızca Gazi Mahallesi de değil üstelik.

Arap Emrah gibi bir vakitler DHKP/C’den tutuklanan Sergen Solak, şimdi Okmeydanı’nda ‘Şapkalılar’ adlı bir çetenin lideri. Şapkalılar, en son özel bir hastaneyi kurşunladı.

‘Gülben Dilsiz ise Nurtepe’de DHKP/C sempatizanı bir gençti.

Dilsiz, 2020’de cezaevinde açlık grevindeydi.

Ölmedi, hayatta kaldı.

Üç yıl sonra Fransa’da Anucurlar Çetesi lideri Halil Ay’ı öldürdü.

Cinayet sırasında Gülbey Dilsiz de can verdi.

Polis rüşvet karşılığı çeteye bilgi vermiş

112’ye kritik bir ihbar geldi.

İki yıl Narkotik Şubesi’nde görev yaptığını ve şimdi bir sitenin güvenlik amiri olduğunu belirten ihbarcı şöyle dedi: “Sitede sürekli polis baskını oluyor. Bir iki gün önceden baskına gelecekleri dairelere bilgi geliyor, evi boşaltıyorlar. Dün Burak Irmak beni aradı, ‘Denetim Şube’den polis arkadaşlarım gelecek’ dedi. Yardımcı olduk, içeriye aldık, yarım saat sonra evi boşalttılar. Anladım ki sıkıntı var. Gelen polis arkadaşları ‘Baskın olacak, evi boşaltın’ dedi. Çünkü bu sabah saat 3’te baskın oluyor ama daire boş. Adamlar Ferrarilere, Porschelere biniyor.”

Araştırma yapıldı.

Volkan Reçber çetesinin liderlerinden Burak Irmak’ın oturduğu sitenin kameraları incelendi. Görüntülere göre 2 Ocak 2024’te Cinayet Bürosu’ndan S.T., siteye gelerek, kapalı otoparka giriyor.

Aynı anda çeteden Hakan Gültekin, siteye yaya olarak geliyor.

Irmak, kapıda Gültekin’i karşılıyor.

Gültekin, elindeki poşeti açıp Irmak’a gösteriyor.

Irmak, bir kağıt parçasını alıyor ve poşeti montunun içerisinde sağ koltuğunun altında saklıyor.

Birlikte asansöre biniyorlar.

Gültekin, 0’da…

Irmak, -1’deki otoparkta iniyor.

Taşgın’ın içinde bulunduğu araca biniyor.

27 saniye sonra iniyor.

Bir dakika aracın sağ ön kapısının yanında bekleyip ayrılıyor.

Montunun içinde sakladığı poşetin yanında olmadığı görülüyor. Savcılık bu poşetin içinde para olduğunu iddia ediyor. Çünkü Taşgın’ın bir gün sonra eve geldiği lüks aracı üzerine tescil ettirmesi rüşvete kanıt olarak gösteriliyor.

Irmak, poşette cep telefonu olduğunu ve bu cihazı kendisi için aldırdığını iddia ediyor.

Asayiş Şubesi, savcılığa yolladığı yazısında, S.T.’nin Irmak’la görüşme yapacağını veya yaptığını bildirmediğini ifade etti.

Taşgın’ın Irmak’ın evine gittiği saatte görevli olmadığını kaydetti.

Irmak, ifadesinde, Taşgın’ın Arap Emrah grubundan bazılarına ait video kaydını izlettiğini savunarak, şöyle dedi: “Alibeyköy’ de polise ateş açılmış, bu kişiler Arap Emrah tayfasından size husumet besleyen kişiler olabilir’ dedi ve bir video kaydını cep telefonundan izletti. Bu kişileri tanıyıp tanımadığımı sordu. Tanımadığımı söyledim.”

Taşgın da aynı yönde ifade verdi.

Ancak Taşgın’ın 3 Ocak 2024 günü Volkan Reçber çetesinden bir kişiyle buluştuğu ortaya çıktı.

5 Ocak’ta eve yapılan baskında Irmak, bulunamadı.

Irmak, üç gün sonra teslim olduysa da delillere ulaşılamadı.

Nusret Yılmaz şikayetçi olmadı

Etiler’deki Nusr-Et Restoran, Volkan Rençber çetesi tarafından 24 Aralık 2023, 21 Mart ve 28 Nisan 2024’te kurşunlandı.

Nusret Gökçe, ifadesinde şunları söyledi: “Bu olaylar gerçekleştiğinde yurt dışındaydım. Suç örgütünden herhangi bir kişiyi tanımıyorum. Bu olayların neden gerçekleştiğini bilmiyorum. Volkan Reçber ya da onun talimatıyla hareket eden herhangi bir kimse benimle iletişime geçmedi. Maddi menfaat talebinde bulunan olmadı. Marka değerimi kullanmaya çalıştıklarını düşünüyorum. İş yerime ateş edip tehditte bulunan kişilerin benimle irtibatı bulunmadığından şikayetçi değilim.”

Kuş Evi’nde cinayet

Volkan Reçber’in ilk hedefi, kendisinden ayrılan Cihan Meşeci oldu.

Meşeci, 2021’de karıştığı Doğukan Çelik cinayetine ilişkin ses kaydını polise verdiği gerekçesiyle Reçber’in çetesinden ayrıldığını savunuyor.

Reçber’in adamlarından Ömer Servet Göktürk ve Umut Kaya, 25 Haziran 2023’te Küçükköy Kuş Evi’ni bastı.

45 yaşındaki Osman Yıldırım öldü, beş kişi yaralandı.

Meşeci, cinayetten sonra sosyal medyada canlı yayın açıp şöyle seslendi:   “Rahmetli olanlar bundan sonra bizim ailemizdir. Tanımadığımız ailenin intikamını alacağız. Bu saatten sonra barış olmayacak ve bana hep söylerdin, ‘Cihan senin konuşma yeteneğin olsa sen çok güzel yerlere gelirsin, cesaretin çok.’ Al sana Volkan Reçber, benim şimdi konuşma cesaretim var. İki senedir kendimi çok iyi geliştirdim. Sen bunun farkına varamıyorsun. Sen bu Cio’yu, eski Cio sanıyorsun.”

/././

Bölgede.. Medyada.. Gölge Boksu!-Ayşenur Arslan- 

Çerçevede boks eldivenlerini takmış, var gücüyle yumruk sallayan bir adam görüyorsunuz. Çerçevenin biraz daha genişlemesini ve adamın “rakibinin” kim olduğunu görmeyi bekliyorsunuz. Nafile. Zira ortada gerçek bir karşılaşma, görebileceğimiz bir rakip yok.

Mesela; İsrail, Yunanistan, dünyanın Kıbrıs Cumhuriyeti dediği bizimse Güney Kıbrıs Rum Kesimi adını verdiğimiz üç ülke Akdeniz’de işbirliği için buluştu. Erdoğan “Bizim nazarımızda teneke tıngırtısından farkı yok” dedi. Ama attığı yumruk havaya gidiverdi.

Derken, Akdeniz savaşında Türkiye’nin partner olarak seçtiği Libya heyeti Ankara’da boy gösterdi. Saray, İsrail’e “Madem öyle işte böyle” kabilinden yumruk çıkardı.

Bırakın tepemizde dolaşan kimliği belirsiz drone’ları.. Libya Genelkurmay Başkanı ve beraberindeki heyetin, daha bu sözler eskimeden Ankara yakınlarındaki uçak kazasında hayatını kaybetmesine ne demeli peki?

Aslında “kaza” diyoruz ama, her alamet “suikast” diye bağırıyor. Yetkililer elbette pilotların yediği son yemeğe kadar ayrıntılara gömülüp suikast ihtimalini ağızlarına almıyor. Yine de bu ülkenin neler görüp geçirmiş gazetecileri ve gündeme azıcık hakim vatandaşı neyin ne olduğunu biliyor.

***

Ne oluyor sahiden?

Yanıtı, binlerce yıllık Arz-ı Mevud, yani vaadedilmiş topraklar inancıyla günümüze taşınan “BÜYÜK İSRAİL PROJESİ”..

İsrail, radikal dinci Netanyahu’nun gerçekleştirmeye çalıştığı proje ile bölgeyi yakıp yıkıyor. Filistin’de sıra Batı Şeria’ya geldi.. Golan tepeleri, Trump’ın parmaklarını bir şaklatmasıyla Suriye’den İsrail’e devredildi.

Netanyahu’nun asıl hedefiyse Türkiye. İşte o hedefte, adı (henüz) konmamış bir savaşta gölge boksu seyrediyoruz.

SDG ile Şam rejimi arasındaki mutabakatın bir gelip bir gitmesi, savaşın taktiklerinden.

ABD bir gece ansızın Rojava’ya devasa nakliye uçaklarıyla tanklar, füzeler, bataryaları, mühimmat indirecek.. Ama mutabakatın taraflarına söz geçiremeyecek.. Öyle mi!

Bana sorarsanız, İsrail mutabakatın gerçekleşmesini istemiyor. Muhtemelen, Erdoğan’ın TSK’yı sınır ötesi harekata sevk etmesini bekliyor. Öyle ya.. Türk askerine Türkiye topraklarında vurmak mı işinize gelir? Yoksa Suriye topraklarında suikastler, sabotajlar vs ile, ilginiz yokmuş gibi yapabileceğiniz; hatta IŞİD’e yükleyeceğiniz saldırıları mı tercih edersiniz?

Bu sinir savaşına herhalde bir tek Trump son verebilir. Ancak onun da gözünün İsrail’den başkasını görmediği açık. Gazze’de bile savaş, katliamlarla devam ederken Trump sesini çıkarmıyor. Erdoğan da içerde toplam ancak yüz bin satan gazetelere manşet malzemesi vermekten öteye gidemiyor.
Düşünün, Dışişleri bakanınız Şam’da kritik bir toplantıda konuşurken sözü küt diye kesilip basın toplantısının bittiği duyuruluyor. O anlarda Hakan Fidan’ın şaşkınlığı kameralara ayan beyan yansıyor.

Sevgili Hüsnü Mahalli’nin aktardığına göre, daha sonra özür falan da dilenmiyor.

Trump nezdinde ABD, bölgenin tüm önemli aktörlerini hizaya çekti. İsrail’i de “eşitler arasında birinci” olarak ayrı bir yere koydu.

***

Memleketin çok büyük çoğunluğu bütün bunlardan habersiz. Habersiz olmaya da devam edecek.

Gazze’yi yerle yeksan eden, İran’dan Katar’a nokta atışı ile Hamas liderlerini öldüren İsrail’e “tıngırdayan teneke” muamelesi yapanlara inanacak.

Saray’ın önce Ahmet Hakan, sonra Hande Fırat aracılığıyla duyurup uygulamaya soktuğu yeni medya stratejisi bence sınırlarımızın ötesindeki durumun anlaşılmaması için.

Zira içerde İBB operasyonları konusunda suyu bulandırmayı başardılar. İnsanlar, CHP’li zannettikleri

Barış Yarkadaş gibi isimlerin anlattıklarıyla meselenin yolsuzluk falan olduğuna kanaat getirdi.

Uyuşturucu operasyonları da “anlat anlat heyecanlı oluyor” diye izleyici topluyor.

Ekonomik kriz, asgari ücret konusunda “seneye düze çıkıyoruz” masalı anlatılıp duruyor.

Danalar bostana girmiş, yemediği lahana kalmamış, ortalık tarumar.. Zaten durumun kurtarılacak yanı kalmamış.. Üstüne bir de televizyona çıkıp o gün kulağına fısıldanan dedikoduyu “kesin bilgi” diye anlatan Saray sözcüleri anlaşılan Reis’in canını sıkmış..

Bir gölge boksu da medyada başladı.

Adı konmayan yasakla gazeteciler ekrandan tasfiye edilmeye başlandı. Yerlerine AKP’li vekillerin çıkıp konuşma yapacağı duyuruldu.

Arkadaşlarımla ben öncelikle YELİZ lakaplı Ahmet Hamdi Çamlı’yı görmek istiyoruz. Bir de “utanmıyoruz” diyen hanımefendiyi..

Fıkrayı bilirsiniz herhalde. Adam birkaç kişiyi öldürmüş. Parmak izleri her yerde.. Cinayet silahı üstünde çıkmış.. Kameralar da vahşeti an be an kaydetmiş. Yargılanacak. Memleketin en ünlü, en pahalı avukatını tutmuş. “Yahu” demişler “her şey ortada, avukat ne anlatacak!!”

“Ben de onu merak ediyorum” demiş adam.

Biz de, memleket içerde dışarda dibe vurmuşken, AKP milletvekillerinin, yetkililerin ne anlatacağını merakla bekliyoruz.

Bu yeni medya düzenini hararetle savunan Hande Fırat sağolsun dünya medyası hakkında epey bilgilendirdi bizleri. Mesela şu cümle ona ait: “ABD’de “White House correspondent” olmak, pratikte White House beat dediğimiz uzmanlık alanına (beat) düzenli şekilde atanmakla başlar. Burada kilit mekanizma press pool (basın havuzu) düzenidir; yer darlığı veya erişim sınırlı olduğu için küçük bir grup gazeteci temsil görevi üstlenir, sonra tüm basınla paylaşır.”

Bir şey anlamadınızsa kusuru kendinizde aramayın. Hande daha çok Batı ülkelerinin medya düzeninden afili notlar paylaşmış. Gazetecilerden başka kimsenin ilgisini çekmeyecek ayrıntılarla adeta şov yapmış.
Sadede geldiğindeyse şu genel geçer görüşü ısıtıp önümüze koymuş: 
“ABD’de, Avrupa’da bir gazeteci ekrana çıkıp bir partinin sözcüsü gibi konuşamaz. Yorum yapar ama mesafesini korur. Türkiye’de ise bu sınır neredeyse tamamen silinmiş durumda. Gazeteciler siyasi aktör gibi konuşuyor. Bu, hem gazeteciliğe hem siyasete zarar veriyor.”

Oysa artık hiçbir şey eskisi gibi değil. Trump dönemiyle birlikte ABD’de taraftarlar ve karşıtlar pozisyonlarını açıkça belirterek yorum yapmaya başladı. Filistin meselesi de zaten özellikle kıta Avrupa’sında doğrudan politik çerçevede konuşulur oldu.

Saray, kontrolü altındaki medyayı bile yeterince faydalı bulmamış, gölgeler arasından bir yumruk sallayıvermiş. Ama Hande, yazısında öneri tamamen kendi fikriymiş gibi şöyle diyor: “Buradan çağrım tartışma programlarına artık işin gerçek sahipleri yani siyasiler çıksın. Gazeteciler de o partinin, bu partinin gazetecisi diye etiketlenmesin. Onların işi doğruya doğru, yanlışa yanlış diyerek haber yapmaktır.”

Sanki Cem Küçük, Fuat Uğur, Zafer Şahin ya da Hacı Yakışıklı televizyona çıktığında ekranın altına isimleri “AKP’nin sesi” diye yazılıyor. Hayır! Onları etiketliyen izleyenler değil, bizzat kendileri ve Saray adına söyledikleri.

Kaldı ki, yanlışa yanlış diyenlerin - mesela benim- geçmişte yaşadıklarımızın perde arkasını en iyi Hande bilir.

Erdoğan, Hande’nin naklettiğine göre, benim hakkımdaki bir meseleye tepki gösterirken öyle bir bağırırmış ki sesi Ankara’yı sararmış.

Bu vesileyle sanki benimle ilgili değilmiş de genel bir yanlış tutuma dikkat çekiyormuş gibi söyledikleri de hala kulağımda: “Ben patronla (Aydın Doğan) Beyefendinin (Erdoğan) arasını tam düzeltiyorum.. Dil döküp sıkıntıları tamir etmeye çalışıyorum.. Birileri çıkıp bir çuval inciri berbat ediyor.”

Ben artık konuşamıyorum. Konuşan birkaç gazeteci de fazla mesai kabilinden, zamanının önemli bölümünü Çağlayan Adliyesi’nde geçiriyor.

Bu bile fazla gelmiş.

Gazeteciler konuşmasınmış..

Çünkü patron şimdi de öyle buyurmuş!!

/././

halktv

Öne Çıkan Yayın

BİRGÜN "Köşebaşı + Gündem" -31 Aralık 2025-

  Yeni yılda akıl, fikir, sağlık -Osman Öztürk-  Dahiliye, hariciye, nisaiye, çocuk bir zamanlar fakülteye adım atan tıp öğrencilerinin haya...