Dövize Çapa - Çapa Tıp Fakültesinde 'döviz getiren ithal hastaya öncelik' emri / EVRENSEL MANŞET -

Türkiye’nin en köklü tıp eğitimi kurumlarından Çapa Tıp Fakültesi, sağlık hizmeti verme biçiminden, işçilerin çalışma koşullarına kadar sağlık şirketine dönüştürüldü. Başhekimlikten kliniklere gönderilen yazıda ‘sağlık turizmi’ adı altında döviz getiren ithal hastalara öncelik verilmesi, randevu sırası bekletilmemesi istendi. ‘Daha ucuza sağlık hizmeti’ pazarlamasının arkasında yer alan taşeron çalışma düzeni ise 100 işçiyi bir günde işsiz bıraktı.

/././

Kamu hastanesinde yeni öncelik: Sağlık turizmi hastaları
(Eylem Nazlıer - EVRENSEL)

Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekimliği kliniklere gönderdiği yazı ile sağlık turizmi kapsamında gelen hastalara öncelik verilmesini istedi. Sağlık emekçileri bunun “parası olana öncelik” anlayışının yazılı hali olduğunu söylüyor.

***

İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi (Çapa) Hastanesi Başhekimliğinin sağlık turizmi kapsamında başvuran hastalara ilişkin kliniklere gönderdiği resmi yazı, kamu hastanelerinde sağlık hizmetlerinin hangi önceliklere göre sunulduğu tartışmasını yeniden alevlendirdi. Başhekimlik, sağlık turizmi hastalarının muayene, tetkik ve tedavi süreçlerinin geciktirilmemesini, randevuların ileri tarihlere verilmemesini isterken, sağlık emekçileri bunun kamu hastanelerinde “parası olana öncelik” anlayışının yazılı talimata dönüştürülmesi anlamına geldiğini belirtti.

İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekimliği Uluslararası Sağlık Turizmi Birimi tarafından hastanedeki klinik ve birimlere gönderilen “sağlık turizmi hastalarına yönelik randevu planlamaları hakkında” başlıklı yazıda, sağlık turizmi faaliyetlerinin “etkin, verimli ve sürdürülebilir şekilde yürütülmesinin büyük önem taşıdığı” ifade edildi.

Yazıda, Uluslararası Sağlık Turizmi Biriminin sağlık turizmi kapsamında başvuran hastaların muayene, tetkik ve tedavi süreçlerinin planlanabilmesi için kliniklerle koordinasyon sağladığı belirtilerek, son dönemde bazı hastalara ileri tarihlere randevu verilmesinin tedavi süreçlerini geciktirdiği, hasta memnuniyetini olumsuz etkilediği ve sağlık turizmi faaliyetlerinde aksamalara neden olduğu öne sürüldü.

Bu gerekçelerle kliniklerden, Uluslararası Sağlık Turizmi Birimi tarafından iletilen randevu taleplerinin öncelikli olarak değerlendirilmesi, tıbbi zorunluluk bulunmadıkça sağlık turizmi hastalarına ileri tarihe randevu verilmemesi ve gerekli koordinasyonun sağlanması istendi. Yazıda ayrıca hastanenin uluslararası alandaki hizmet kalitesinin korunması, hasta memnuniyetinin artırılması ve sağlık turizmi faaliyetlerinin etkin biçimde sürdürülmesi için konuya gerekli özenin gösterilmesi talep edildi.

65 yaş üstü ve kanser hastalarından da öncelikliler
-------------------------------------------------------------------
Yazının gönderilmesiyle beraber sağlık turizmi ile gelen hastalar; kanser, böbrek yetmezliği ya da uzuv kaybı gibi hastalıkları olan engelli kişiler, 65 yaş ve üzeri kişiler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri, malul ve gaziler ile aileleri gibi Türkiye’de öncelikli hasta olarak tanımlanan kişilerin de önünde yer alabilecek.

T.C. vatandaşlarından 4 kat daha fazla ödeme.
---------------------------------------------------------------
Çapada Uluslararası Sağlık Birimi diye bir birim kurulmuş olsa da buna uygun özel bir poliklinik bulunmuyor. Yurt dışından gelen bir hasta Çapa’da tedavi olmak istiyorsa, Sağlık Bakanlığı'nın uluslararası hastalar için oluşturduğu HealthTürkiye sistemi üzerinden başvuru yapabiliyor. Ya da Sağlık Biriminde kayıt sekreteri olarak görevlendirilen 2 kişi hastaların işlemlerini gerçekleştirdikten sonra hastalığın durumuna göre ilgili kliniği arayarak randevu alıyor ve hasta direk doktora yönlendiriliyor.

Bir diğer seçenek de sağlık turizmi acentelerine başvurmak. Bu durumda ise acenteler yurt dışındaki hastayla ilk iletişimi kuruyor, doktor veya klinik seçimini gerçekleştiriyor, tedavi planını hazırlıyor ve hasta için diğer organizasyonları tamamlıyor.

Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünün “Sağlık Turizmi Daire Başkanlığı” internet sitesinde ücret tarifesi bölümü ise “Web sayfası kısa bir süre için hizmet verememektedir” ifadesiyle açılıyor. Ancak sağlık turizmi ile polikliniğe gelen hastaların sadece muayene ücretinin 1700 lira olduğu, eğer öğretim üyesi muayenesi istenirse de hastalığın kliniğine göre 10-15 bin TL aralığında değiştiği biliniyor. Bu T.C. vatandaşının ücretli sağlık hizmetinin yaklaşık 3 katı civarında. Üstelik sağlık turizminde yapılan tüm laboratuvar, görüntüleme, ameliyat hizmetleri de yine T.C. vatandaşlarından 3 kat daha fazla.

Başhekimlik tarafından gönderilen yazının, hastanedeki öğretim üyeleri üzerinde baskı oluşturacağı ve doktorların hasta inisiyatifi almasının önüne geçebileceği aktarılıyor.

‘Kamu hastaneleri gelir odaklı işletmelere dönüştürülüyor’
------------------------------------------------------------------------------
Yazıyı Evrensel’e değerlendiren Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Aksaray Şube Yönetim Kurulu Üyesi Aydın Erol, söz konusu uygulamanın sağlıkta uzun yıllardır sürdürülen piyasacı politikaların yeni bir halkası olduğunu söyledi.

İstanbul Tıp Fakültesinin tarihsel olarak ülkenin dört bir yanından gelen yurttaşlara kamusal sağlık hizmeti sunan üçüncü basamak bir üniversite hastanesi olduğuna dikkat çeken Erol, kamu hastanesinin ücret karşılığında sunulan sağlık turizmi hizmetleri için öncelik talep etmesinin yalnızca idari bir karar olarak görülemeyeceğini belirtti.

“Bu hastaneye gelen yurttaşlar zaman kaybedecek, tedavileri ötelenecek hastalar değildir” diyen Erol, “Bir kamu üniversitesi hastanesinin ücret karşılığında sunulan sağlık turizmi hizmetleri için öncelik talep etmesi, sağlık hizmetinin kamusal niteliğinin hangi anlayışla yönetildiğini de göstermektedir” ifadelerini kullandı.

‘Yurttaş aylarca bekliyor’
---------------------------------
Türkiye’de milyonlarca yurttaşın aylar sonrasına poliklinik randevusu alabildiğini, MR, tomografi, ameliyat ve ileri tetkikler için uzun bekleme sürelerinin olağan hale geldiğini söyleyen Erol, sağlık emekçilerinin de ağır iş yükü altında çalıştığını vurguladı.

“Kamu hastaneleri personel yetersizliği nedeniyle hizmet üretmekte zorlanırken, böyle bir tabloda önceliğin daha yüksek ücretlerle sunulan sağlık turizmi hizmetlerine verilmesi sağlık hakkı açısından ciddi bir sorundur” diyen Erol, kamu kaynaklarıyla hizmet veren bir üniversite hastanesinde sağlık turizmi hastalarının idari yazıyla öncelikli hale getirilmesinin Türkiye’deki yurttaşların sağlık hizmetine erişimi bakımından ayrımcı bir uygulama olduğunu dile getirdi.

‘Sağlık hakkı ödeme gücüne göre belirlenemez’
----------------------------------------------------------------
Sağlık turizmi kapsamında Türkiye’ye gelen hastalara sağlık hizmeti sunulmasına karşı olmadıklarını ifade eden Erol, bunun kamu hastanelerinde yurttaşların sağlık hizmetine erişiminin önüne geçirilmesini kabul etmediklerini söyledi. “Sağlık bir insan hakkıdır; ticari bir faaliyet alanı değildir” diyen Erol, kamu hastanelerinin gelir elde eden işletmeler değil, toplumun sağlık hakkını güvence altına alan kurumlar olduğunu vurguladı.

Sağlık hizmetlerinde önceliğin yalnızca tıbbi gereklilik ve aciliyet ölçütlerine göre belirlenmesi gerektiğini belirten Erol, ödeme gücüne göre farklılaştırılmış bir sağlık hizmeti anlayışının kamu sağlık sisteminin temel ilkeleriyle bağdaşmadığını ifade etti.

‘Bu yazı piyasacı dönüşümün yeni örneği’
--------------------------------------------------------
Son yıllarda sağlıkta dönüşüm politikalarıyla birlikte kamu hastanelerinin giderek daha fazla gelir üretme baskısıyla karşı karşıya bırakıldığını söyleyen Erol, performans sistemi, şehir hastaneleri modeli, katkı payları ve sağlık turizmi uygulamalarının kamusal sağlık hizmetini piyasa koşullarına göre şekillendirdiğini dile getirdi.

İstanbul Tıp Fakültesi Başhekimliğinin yayımladığı yazının da bu dönüşümün yeni bir örneği olduğunu belirten Erol, “Yazıda açıkça ‘parası olan önce muayene olsun’ denilmese de ücretli sağlık turizmi hastalarının randevularının öncelikli planlanmasının istenmesi fiilen bu anlama gelmektedir” dedi.

Erol, söz konusu yazının geri çekilmesini, kamu hastanelerinde sağlık hizmetinde önceliğin yalnızca tıbbi gereklilik ve aciliyet esasına göre belirleneceğinin kamuoyuna açıklanmasını ve ilgili idari süreçlerin başlatılmasını istedi.

“Kamusal sağlık hizmeti, parası olanın daha hızlı ulaştığı bir ayrıcalık değil; herkes için eşit, ücretsiz, ulaşılabilir ve nitelikli biçimde sunulması gereken temel bir insan hakkıdır” diyen Erol, kamu hastanelerinin ticari rekabetin değil, toplumun sağlık hakkının gerekliliklerine göre yönetilmesi gerektiğini vurguladı.

Bakanlığın sağlıkta ticari şirketi: USHAŞ
------------------------------------------------------
Sağlık turizmi için Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulan USHAŞ (Uluslararası Sağlık Hizmetleri AŞ) 4 Şubat 2019 tarihinde faaliyetlerine başladı. USHAŞ, uluslararası sağlık hizmetleri alanında Türkiye’de sunulan hizmetlerin tanıtımını yapmak, kamu ve özel sektörün sağlık turizmine yönelik faaliyetlerini desteklemek ve koordine etmek amacıyla kuruldu.

USHAŞ, aynı zamanda uluslararası sağlık hizmetlerine ilişkin politika ve stratejiler ile hizmet sunum standartları ve akreditasyon kriterleri konusunda Bakanlığa önerilerde bulunuyor. USHAŞ tam manasıyla sağlığı bir ticaret aracı olarak görerek buna uygun planları hayata geçiriyor. USHAŞ, faaliyetini Türkiye’nin sağlık hizmetleri ihracatında (dış satım) varlığını küresel ölçekte güçlendirmek olarak tanımlıyor.
/././

Çapa yemekhane işçilerinin direnişi 7'nci gününde sürüyor: 'Burada tam bir sömürü şebekesi kurulmuş'
(Barış Salık - Evrensel)


Çapa Tıp Fakültesi'nde mesajla işten atılan yaklaşık 100 yemekhane işçisinin kadrolu işe iade direnişi sürüyor. İşçileri ziyaret eden EMEP Milletvekili İskender Bayhan, rektörlüğü göreve çağırdı.
Fotoğraf: Barış Salık/Evrensel

***
İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi (Çapa) Hastanesi'nde taşeron yemekhane firmasında çalışırken işten çıkarılan yaklaşık 100 işçinin 10 Temmuz'da başlattığı işe iade direnişi sürüyor. Hastane bahçesinde dekanlık binası önündeki nöbetlerini sürdüren işçileri Emek Partisi (EMEP) İstanbul Milletvekili İskender Bayhan ziyaret ederek destek verirken, KESK'e bağlı Eğitim Sen üyeleri de Göğüs Hastalıkları Hastanesi önündeki parkta işçilere dayanışma amacıyla yemek dağıttı.

Bayhan: 3 ayda bir şirket değiştirip hakları gaspediyorlar
----------------------------------------------------------------------------
Direniş alanında işçilere seslenen Emek Partisi İstanbul Milletvekili İskender Bayhan, hastanede yıllardır taşeron sistemi üzerinden sürdürülen çalışma düzeninin işçilerin haklarının gasp edilmesine dayandığını söyledi.

İşçilerin yıllardır aynı işi yapmalarına rağmen firma isimlerinin sık sık değiştirilerek yeni ihalelere çıkıldığını belirten Bayhan, "Firma iş güvencesini ve hukuki hakları çiğnemek için 3 ayda veya 6 ayda bir isim değiştirerek yeni ihaleler açıyor. Yıllarca emek veren 10-20 yıllık işçilerin kıdem, ihbar ve sendikal tazminatları dahil hiçbir yasal hakkı verilmeden tek bir mesajla işten çıkarılıyor. Yaşanan emek sömürüsünün birinci derecede sorumluları dekanlık, rektörlük ve taşeron firma" dedi.

İşçilerin birliklerini koruması gerektiğini vurgulayan Bayhan, baskılara ve işçileri bölmeye yönelik girişimlere karşı dayanışmanın sürdürülmesi çağrısı yaptı. Çapa yemekhane işçilerinin mücadelesinin yalnızca hastanedeki işçiler açısından değil, tüm işçi sınıfı açısından önemli olduğunu söyleyen Bayhan, işçilerin kazanmasının diğer işyerlerindeki emek mücadelesine de güç vereceğini ifade etti.

"Burada tam bir sömürü şebekesi kurulmuş"
-----------------------------------------------------------
Bayhan, Evrensel'e yaptığı değerlendirmede ise hastanedeki taşeron sistemini "tam bir sömürü şebekesi" olarak nitelendirdi.

"Burada öyle bir çark dönüyor ki her türlü rezillik var; tam bir sömürü şebekesi haline gelmiş" diyen Bayhan, rektörlükten taşeron firmaya kadar tüm sorumluların bu düzenin parçası olduğunu söyledi.

Yaklaşık 100 yemekhane işçisinin düşük ücret ve güvencesiz çalışma koşulları üzerinden şirketlerin kâr elde ettiğini belirten Bayhan, yıllardır süren günlük sigorta ve düzensiz çalışma uygulamalarına rağmen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının gerekli denetimleri yapmadığını ifade etti. İşçilerin en büyük gücünün birlikleri olduğunu dile getiren Bayhan, direnişte kararlı gördüğü işçilerin haklarını alma ihtimalinin bu birlik sayesinde güçleneceğini söyledi.

Rektörlüğe çağrı: Çözüm sizin elinizde
----------------------------------------------------
Hastane yönetimine de seslenen Bayhan, meselenin bir lütuf değil işçilerin yasal hakkı olduğunu belirterek, yılların deneyimine sahip işçilerin işten çıkarılmasının hastanedeki hizmeti de olumsuz etkileyeceğini söyledi.

"Bu hastanede hastalar yemek yiyecek ve sağlıklı yemek yiyecekler. Yılların tecrübeli işçilerini kapının önüne koyanlarla bu hastanede hizmet veremezsiniz" diyen Bayhan, üniversite yönetimini sorunu çözmeye çağırdı.

KESK'ten direniş alanına dayanışma yemeği
-------------------------------------------------------------
Direnişe destek veren Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu'na (KESK) bağlı Eğitim Sen 6 No'lu Üniversiteler Şubesi üyeleri de Göğüs Hastalıkları Hastanesi önündeki parkta direnişteki işçilere dayanışma amacıyla yemek dağıttı.

Eğitim Sen 6 No'lu Üniversiteler Şubesi Eğitim Sekreteri Arif Ekinci, SES'in çağrısıyla dayanışmaya katıldıklarını belirterek, "Sınıf kardeşlerimizi yalnız bırakmamak için bugün öğlen yemeklerine dahil olmuş olduk, katkı sunmuş olduk" dedi.

Çapa'da taşeron çalışmanın geçmişte güvenlik, hasta bakıcı ve servis katlarında da uygulandığını hatırlatan Ekinci, verilen mücadeleler sonucunda bu alanlarda kadrolu istihdama geçildiğini söyledi.

Şimdi benzer mücadelenin yemekhane işçileri tarafından yürütüldüğünü ifade eden Ekinci, "Taşeron köleliğine karşı mücadele ediyorlar. Bu direnişleri önemli, saygıyla karşılıyoruz. Örgütlenmeleri çok çok daha önemli. Sendikal mücadele bu konuda çok önemli. Kararlı durmaları gerekiyor. Çünkü bir bardak temiz su için bile mücadele etmekten başka bir yol yok" diye konuştu.
Fotoğraf: Barış Salık/Evrensel

Gıda-İş: Belirleyici tarih 21 Temmuz
-------------------------------------------------
DİSK Gıda-İş Genel Başkanı Olcay Ozak da Evrensel'e yaptığı değerlendirmede, direnişin geçen hafta cuma gününden bu yana sürdüğünü hatırlattı.

Şirket yönetiminin bazı işçileri yeniden işe alma vaadinde bulunduğunu ancak tüm işçiler için bir güvence vermediğini aktaran Ozak, işçileri bölmeye dönük girişimlerin de sürdüğünü söyledi.

Mevcut ihalenin 21 Temmuz'a kadar devam edeceğini belirten Ozak, asıl tablonun yeni ihale sürecinin netleşmesiyle ortaya çıkacağını ifade etti.

"21'inden sonra ihale netleşecek. Kaç işçi çalışacak, kaç işçi alınacak, iş arkadaşlarımız işe geri alınacaklar mı, hepsini mi çıkaracaklar; bunlar o zaman belli olacak" diyen Ozak, İstanbul Üniversitesi yönetiminden gelen bilgiler doğrultusunda ihale sürecinin henüz kesinleşmediğini, şartların değişebileceğini aktardı.

İşçilerin hem işe geri dönmekte hem de içeride kalan tüm haklarını hastanenin güvencesi altında almakta kararlı olduğunu söyleyen Ozak, sendika olarak direniş boyunca işçilerle omuz omuza mücadeleyi sürdüreceklerini ifade etti.

/././
EVRENSEL.

BİRGÜN "Köşebaşı + Gündem" -17 Temmuz 2026-

Yurttaşa barınma krizi, Milletvekiline ucuza lüks konut -Mustafa Bildircin- 


Türkiye’de milyonlarca yurttaş, fahiş kiralar nedeniyle barınma krizi yaşarken milletvekillerine ödeme kolaylıklı uygun konut fırsatı doğdu. Parlamenterler Gölvadi Bahçeşehir Yapı Kooperatifi ile milletvekillerine, yalnızca kooperatif üyeliği bedeli karşılığında, “Enflasyon artışından etkilenmeyerek” ucuza konut alma olanağı sağlandı.  https://www.birgun.net/haber/yurttasa-barinma-krizi-milletvekiline-ucuza-luks-konut-724234

***

Muhalefete “dijital hapis": Anahtar yürütmede -Mustafa Bildircin- 

TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edilen torba yasa teklifi ile 2015 yılı itibarıyla BTK’nin elinde olan ve “Sansür yetkisi” olarak nitelendirilen internet içeriklerine resen erişim engeli getirme yetkisi, Siber Güvenlik Başkanlığı’na devredildi. Muhalefetin, “Aşırı güç” nitelemesi yaptığı yetkiyi iktidar, "Hâkim 48 saat içinde karar vermezse erişim engeli hükümsüz kalacak” diye savundu. https://www.birgun.net/haber/muhalefete-dijital-hapis-anahtar-yurutmede-724248

***

Kamu bütçesi "yoldan" çıktı: Bitmeyen yola 8,6 milyar TL fatura -Mustafa Bildircin- 


Hazırlık sürecindeki plansızlık nedeniyle Akçaabat-Düzköy Yolu Projesi’nde müteahhit yolunu bulurken kamu bütçesi şarampole yuvarlandı. 2022’de 1,1 milyar TL’ye ihale edilen yolun eksik kalan bölümleri için Temmuz 2026’da 7,5 milyar TL’lik ek sözleşme imzalandığı belirlendi.  https://www.birgun.net/haber/kamu-butcesi-yoldan-cikti-bitmeyen-yola-8-6-milyar-tl-fatura-724249

***

“Saraylara layık” harcama: Üç kurum 100,3 milyar lira harcadı -Mustafa Bildircin- 

Cumhurbaşkanlığı ve bağlı kuruluşlarının 2026 yılının ilk yarısındaki harcamaları hesaplandı. Diyanet’in tek başına 88,9 milyar TL harcadığı Ocak-Haziran 2026 döneminde Saray, Diyanet ve İletişim Başkanlığı'nın toplam harcaması, 100,3 milyar TL olarak gerçekleşti.  https://www.birgun.net/haber/saraylara-layik-harcama-uc-kurum-100-3-milyar-lira-harcadi-724239

***

Cumhuriyet "Köşebaşı + Gündem" -17 Temmuz 2026-


Türkiye İttifakı nedir?-Zülal Kalkandelen- 

Geçen hafta gazetemizde Sarp Sağkal imzasıyla “Özel’in olası yeni partisi için nasıl bir ideoloji tarif ediliyor?” başlıklı bir haber yayımlandı. Öncelikle şu satırları hatırlatayım. 

“CHP’de kurultay kapıları kapandıkça yeni yol söylemleri artan Özgür Özel kanadından isimler, kurulacak yeni bir partinin ‘CHP temelleriyle yükselen daha kapsayıcı bir parti’ olacağını söylüyor. Partinin ideolojik söylemini, yerel seçimin Türkiye İttifakı başlığından alacağını belirten kurmaylar ‘muhafazakâr, sosyal demokrat, Kürt ve milliyetçi demokratların birleştiği merkez bir parti’ tarif ediyor.

Yeni kurulacak bir partinin CHP’ye göre duruşunu da yorumlayan kurmaylar, ‘Yeni parti CHP birikimi üzerine kurulan ama onun tekrarı olmayan bir parti olur. Çünkü her yeni kuruluş daha kucaklayıcı, daha geniş kapsamlı bir yapıya sahip olur. Siyasette yeni bir dönemi tarif ediyoruz.’ diyor.”

CHP HANGİ KESİMİ KAPSAMIYORDU?

Kemal Kılıçdaroğlu, 21 Mayıs’ta mahkemenin mutlak butlan kararı vermesinden sonra tekrar CHP’nin başına geçti. Bu durumda yaklaşık iki ay önce CHP’nin yönetimini tek başına elinde bulunduran değişimci ekibin partinin o sırada kapsamadığı kesimi açıkça belirtmesi gerekir.

Çünkü Özgür Özel genel başkan olduktan sonra da CHP’ye özellikle sağdan, İYİ Parti’den, Gelecek Partisi’nden, DEVA Partisi’nden, hatta AKP’den geçenler oldu. Özel’in genel başkan seçildikten sonraki söylemlerini, DEM Parti ile ilişkilerini, CHP’nin Öcalan açılımındaki rolünü de düşünürsek Kürt siyasetine yakınlığı da bilinen bir durum.  

İdeolojileri bir yana koyup “ittifakla her şeyi kapsama siyaseti”, Kılıçdaroğlu döneminde de aynıydı, Özel döneminde de değişmedi. CHP ile ilgisi olmayan birçok siyasetçi tabanın tepkisine karşın milletvekili adayı yapıldığı gibi, belediye başkanı adayı da yapıldı ve sonuçta çoğu ardı ardına AKP’ye geçti. Açıktır ki bir siyasal partideki en temel sorun ideolojik belirsizliktir.

TÜRKİYE İTTİFAKI’NIN MİLLET İTTİFAKI’NDAN FARKI NEDİR?

Kılıçdaroğlu döneminde “kapsayıcılık” iddiasıyla Millet İttifakı kurulmuş ve sonu hüsran olmuştu. Şimdi ise aynı yaklaşıma Türkiye İttifakı adı veriliyor ve işin tuhaf yanı, ideolojileri yok eden bu siyaset, yeni ideolojik çizgi olarak sunulmak isteniyor. 

Dikkat ederseniz, muhalif kanallarda CHP’ye yakın ya da doğrudan CHP’li olan konuşmacılar, sürekli bu yaklaşımı süslü cümlelerle anlatıyor; “CHP daha kapsayıcı olacak, eski CHP’nin dışlayıcı siyaseti değişecek” diyorlar.

Eski CHP, 14 Mayıs 2023 öncesindeki midir, yoksa daha öncesi mi kastediliyor? Şimdiki ile 14 Mayıs 2023 öncesi arasında ideolojik çizgi açısından fark bulunmadığına göre, bunu netleştirmeleri gerekiyor. 

CHP’DEN DIŞLANAN KEMALİSTLER!

CHP’nin ideolojik savrulması konusunda söylenmeyen gerçek ise ittifaklarla kapsayıcılığının artması hedeflenen kurucu partiden asıl dışlananların Kemalistler olduğudur. Kılıçdaroğlu’nun 13 yıllık genel başkanlık döneminde partiye verdiği en büyük zarar budur. Bu durumu yıllarca bu köşeden defalarca eleştirip uyardığım için ayrıntılarına girmeye gerek yok. Kılıçdaroğlu bunu yaparken değişimcilerin de onun ekibinde yer almış olması ise, gerçeğin bir diğer yönüdür.  

Kılıçdaroğlu’nun yargı kararıyla geri dönmesine karşı haklı bir mücadele yürütenlerin, kurmayı planladıkları yeni partiyi halka anlatırken ideolojik hatlarını netleştirmeleri zorunludur. Öyleyse sormak şarttır: Türkiye İttifakı’nı yaratacağı iddia edilen parti, Kemalistleri de kapsayacak mı?

“Bu nasıl soru?!” diyerek tepki göstermeden önce yaşananları düşünün. Yalnızca iki örnek vermek bile, sorumun ne kadar yerinde olduğunu kanıtlamaya yeter. 

Tam bağımsızlığı savunacaksanız NATO’cu olamazsınız.

Laikliği gerçek anlamıyla savunacaksanız cuma namazı çıkışına medyayı çağırıp açıklama yapmazsınız.

/././

Haluk Levent’in sömürdüğü kadınlar -Barış Pehlivan- 

Yıllar yıllar önceydi... Telefonda kendisini başsavcı olarak tanıtıp “Hesabınızı terör örgütü ele geçirmeye çalışıyor, paranızı bize verin, biz de parayı Merkez Bankası’na yatırıp bir süre sonra size geri vereceğiz” diyen kişilerce 4 milyon 500 bin lira dolandırılmıştı. Adı Erdener Yurtcan’dı. Yani, dolandırıcılık ve sahtecilik üzerine kitapları olan ceza hukuku profesörü.

Haluk Levent dosyasını okurken bu mesele geliyor aklıma. Korku, güven, ihtiyaç; dolandırıcıların üç kilit kelimesidir. Korku mantığı yok eder, güven manipülasyonu kabul ettirir, oluşan acil kurtuluş ihtiyacı ise parayı teslim etmeye dönüştürür.

Haluk Levent nasıl ki milyonlarca insanda yarattığı hayal kırıklığını adım adım örerken tipik dolandırıcılık yöntemlerini kullanmışsa özelde de insanların zor dönemlerdeki duygularını sömürmüş. Bu dediğimi, tutuklanma talebiyle sevk edildikleri mahkemede savunma yapan üç kadının dediklerine bakarak bile anlayabiliyoruz. Yorum yapmadan aktarıyorum.

‘KENDİMİ SALAK GİBİ HİSSEDİYORUM’

Nurdan Eriş: Bu beyefendi ile 2016 yılında İsviçre’de tanıştım, benim orada kurulu işim vardır. Bu adam bana çok duygu sömürüsü yaptı. Şüpheli Haluk Levent ile İsviçre’de evliliğimiz vardır. Benim çocuklarım babasız büyüdüğü için ona bağlandılar, beni kandırdı. 2018 yılında orada evlendik. 2018 yılında ben şirketimi sattım, ondan önce de ona para göndermiştim Amerika’daki şirketimden. Beni kullandı, kendi şirketimi 2018 yılında sattım, 30 milyon Frank’a yakın para aldım. Çoğu zaman “Borcum var, ödemem lazım, tefeciler var, peşimde mafya var” diyordu. Bir kere de pandemi zamanıydı, Ahbap diye bir proje yapmışlar, ona para gönderdim. Ben yurtdışında yaşadığım için beni saf bulmuştur. O paraları da direkt ona göndermedim. Belirttiği gibi ilk önce Emrah Bey’e, Zafer Yay’a gönderdim.

Şu an kendimi salak olarak hissediyorum, çocuklarım ufaktır. Küçük kızım kendine zarar vermeye başladı, ben de bu paraları istedim, ilk zamanlar Emrah’tan, sonra Zafer’den, sonra Yeliz’den gönderdi, benim hiçbir şeyim kalmadı. Arada en son Yeliz’e de gönderdim. Kaç sene önce Türkiye’ye gelmemi istedi, geldim, para gönderdi, ev kiraladık, çocuklarımı okula gönderdim; okul parası, geçinme parasını da gönderdim. Şimdi eski şirketime geri girdim, oradan bir gelirim vardır. “Ben artık senden para istemiyorum, benim borçlarımı kapat” dedim sadece. 4-5 senedir eve hiç gelmiyordu, arada bir geliyordu. Ben zaten boşanma kararı aldım, burada yanlış bir şey olduğunu anladım ama geç anladım. İnanmak istedim, çünkü tüm Türkiye güveniyordu. 

‘BORÇLARI ÖDERSEM EVLENECEĞİZ’ 

Sevda Kurt: Çok üzgünüm. 22 yaşında ben Amerika’ya gittim, orada yaklaşık 20 sene kaldım. Orada çok çalıştım, sonrasında Türkiye’ye dönmeye karar verdim, orada 4 buçuk milyon gelirim oldu. Haluk Bey ile burada bir yaşlı aileye yardım etmek için Ahbap’a yazdığım bir yazı sonucunda tanıştım. Haluk Bey’le bir toplantı yaptık, orada bir sürü soru sordu. Benim varlıklı olduğumu anlayınca her gün aramaya başladı; yemek davetleri, konserlerine davet etti. Haluk Bey bana “Evleneceğiz, çocuk yapacağız” dedi. Evli olduğunu bilmiyordum, 2-3 gün önce nezarethanede öğrendim. Ben kendisine inandım, “Borçları ödersem evleneceğiz” dedi. Ben de Amerika’daki paralarımı buraya aldım, onun isteği üzerine tanımadığım kişilere havale ettim. O anda çok baskı altındaydım, paraları dolar olarak kendisine verdim, parayı verdikten sonra kendisi kayboluyordu. Zor şartlarda kendisinden aldım, en son 2025 Mart ayında para verdim. Bu sefer annem ve babamla tanıştılar, onlar da inandı kendisine, bana yine “Evleneceğiz” dedi. Benim evlilik hayallerim çalındı, bana borçları var ve ödemediler, mağdur durumdayım.

‘KANSERDİM, BOŞANMIŞTIM, KIRILGANDIM’

Ece Güner: Uzun yıllar boyunca ben birçok kişiye birçok derneğe yardım ettim. En son Ahbap’a yüklü bir bağış yaptım, her bağışımdan sonra Haluk Levent beni ziyaret etmek istiyordu, ben her seferinde reddettim. Depremden sonra ısrarla ofisime geldi, hemen o gün borç isteme meseleleri başladı. O dönem bir halk kahramanı olarak görüyoruz, Türkiye’nin en güvenilir adamı olarak görüyorduk. Benden kişisel borç istedi. Benim zor bir dönemimdi, meme kanseriydim, o dönem üç ameliyat geçirmiştim, aynı zamanda boşanma aşamasındaydım, kırılgan bir dönemdeydim. Çok güvenilir bir insan borç istediğinde ben de bunu kabul ettim. 2020-2024 yılları arasında 25 milyon dolar gelirim olmuş, bunlar yasaldır, gece gündüz çalıştım ve kazandım, hepsi yasal kazancımdır, yasal gelirimden bir borç verdim. İster aptalca olsun ister enayilik olsun. Ama milyonlarca Türk insanı gibi ben de güvendim, açıklamasını yazarak borç olarak gönderdim. İstediği kişilere gönderdim, sonrasında o kişilerden o para iade edildi. 1 yıl boyunca borcunu ödemedi, hukuki yollara başvuracağımızı söyledikten sonra borcunu ödedi, bana bir yıl boyunca kan ağlattı. Ben mağdurum, bütün hayatım boyunca dürüst şekilde yaşadım, etrafımdaki herkese yardım ettim, vergilerimi düzenli olarak ödedim. Param yıllardır bankadadır, hatta kur oranından dolayı daha az para aldım. Ben burada fail değilim, mağdurum. Bu kişi korkunç bir dolandırıcıdır, borca neden ihtiyacı olduğunu bin tane hikâye ile anlatıyordu. Bu kişi sadece beni değil milyonlarca Türk vatandaşını kandırdı, ben o paraya ev alacaktım, anladı bende para olduğunu, benim de zor bir anımdı.

Üç kadının savunmaları özetle böyle. Maddi menfaat için duyguları üzerinden nasıl bir istismara uğradıklarını böyle anlattılar. Ece Güner ve Nurdan Eriş tutuklandı; Sevda Kurt için ise ev hapsi kararı verildi. Dosyayı takip edeceğim.

/././

Densiz HÜDA PAR -Özdemir İnce- 

Marazlı HÜDA PAR; Atatürk, Cumhuriyet ve devrim düşmanlığına devam ediyor. TBMM’de görüşülmekte olan torba yasadaki Basın İlan Kurumu’yla ilgili görüşmelerde gene hır çıkarmış. Basından aktarıyorum: [Maddede “Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı yayın yapılamaz” yer alıyordu. Bu ifadeye HÜDA PAR karşı çıktı, AKP de çağrıya uydu, düzenlemede geri adım atıldı.

Meclis’te plan ve bütçe komisyonunda görüşülen torba yasada yeralan “Atatürk ilkeleri’’ maddesi HÜDA PAR’ın rahatsızlığı nedeniyle çıkarıldı. AKP’liler “Muğlaklık var” diyerek teklifte yer alan kritik düzenlemeyi çıkardı.

Böylece HÜDA PAR’ın karşı çıktığı düzenlemede geri adım atıldı. AKP’li komisyon üyeleri Orhan Yeğin, Seydi Gülsoy, Hüseyin Altınsoy, Ejder Açıkkapı ve Ertuğrul Kocacık tarafından verilen önerge ile Basın İlan Kurumu’yla ilgili maddede önemli değişiklik yapıldı. Teklifin ilk halinde yer alan ve gazete, dergi ile internet haber sitelerine yönelik ilkeleri düzenlemeden çıkarıldı. Çıkarılan metinde, Basın İlan Kurumu’nun, basın yayın ilkelerine aykırılık gerekçesiyle resmi ilan, reklam kesme cezası vermesi düzenleniyordu. Basın yayın kuruluşlarının uyması gereken ilkeler arasında “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin varlık ve bağımsızlığına, devletin ülkesi ve bölünmez bütünlüğüne, Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı yayın yapılamaz” yer alıyordu.

HÜDA PAR’ın hukuk birimi adına yapılan açıklamada “Yeni torba yasa teklifine eklenen ‘Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı yayın yapılamaz’ hükmü; yalnızca basın ve ifade özgürlüğünü daraltan bir düzenleme değil, aynı zamanda Türkiye’de yıllardır topluma dayatılan resmi ideolojinin yeniden tahkim edilme girişimidir” denildi.]

HÜDA PAR’ın amacı: Parti tüzüğü madde 2: Hür Dava Partisi’nin amacı: Bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde içi boşaltılmış olan ve aslında bizi biz yapan insani ve İslami değerleri yeniden ihya etmek ve yaşanılır kılmak; toplumu sisteme değil, sistemi toplumun inanç değerleriyle uyumlu hale getirmek; inanç ve ibadet hürriyetinin önündeki engelleri kaldırmak; insani temel hak ve hürriyetlerin gerçek anlamda tanınmasını sağlamak, Kürt meselesinin adalet temelinde çözümünü sağlamak.

***

HÜDA PAR’ın tüzüğünden, yöneticilerinin hal ve gidişinden bu partinin İslamcı ve Kürtçü bir parti olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle adı geçen partiyi Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasası bağlamında sınava sokmak zorundayız.

Anayasanın başlangıç bölümü: Türk vatanı ve milletinin ebedi varlığını ve yüce Türk devletinin bölünmez bütünlüğünü belirleyen bu anayasa, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk’ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve onun inkılap ve ilkeleri doğrultusunda...

Hiçbir faaliyetin Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı...

Madde 1- Türkiye Devleti bir cumhuriyettir. 

Cumhuriyetin nitelikleri: 

Madde 2- Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.

Madde 3- Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.

Madde 4- Anayasanın 1’inci maddesindeki devletin şeklinin cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2’nci maddesindeki cumhuriyetin nitelikleri ve 3’üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.

***

Bu partiyi çözümlemek için adındaki HÜDA’dan başlayalım: Farsça kökenli bir sözcük olan Hüda, “Allah, yaratıcı” ya da “doğru yolu gösteren, hidayete erdiren” anlamlarına gelir. Gelir ama doğru yoruma göre “HÜDA PAR”, “Allah’ın partisi” anlamındadır. Böyle bir adı olan partinin kurulmasına nasıl izin verirler, anlamak mümkün değil!

TBMM’de plan ve bütçe komisyonunda görüşülen, bir torba yasada “Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı yayın yapılamaz” yer alıyormuş. Buna HÜDA PAR karşı çıkmış, AKP’liler “Muğlaklık var” diyerek öneride yer alan bu önemli bölümü çıkarmış. Bununla ilgili olarak HÜDA PAR’ın hukuk birimi adına yapılan açıklamada “Yeni torba yasa teklifine eklenen ‘Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı yayın yapılamaz’ hükmü; yalnızca basın ve ifade özgürlüğünü daraltan bir düzenleme değil, aynı zamanda Türkiye’de yıllardır topluma dayatılan resmi ideolojinin yeniden tahkim edilme girişimidir” denmiş.

Buna adıyla sanıyla tam olarak “irtica” denir. Türkiye Cumhuriyeti’nin anayası, yasaları, tüzükleri Atatürk ilke ve devrimlerinin “hiza ve istikametine” uygun olarak yapılmıştır. Üstelik anayasanın bütün Devrim Yasalarını koruyan 174. maddesi var: Anayasanın 174. maddesi, Atatürk Devrimlerini (inkılap kanunlarını) koruma altına alan bir “inkılap kanunlarının korunması” maddesidir. Bu madde, listedeki kanunların anayasaya aykırı olduğu şeklinde yorumlanamayacağını ve anayasallık denetiminden (Anayasa Mahkemesi iptalinden) muaf olduğunu hükme bağlar.

***

Türkiye’de siyasi partilerin kapatılması, Anayasa Mahkemesi tarafından karara bağlanır ve süreç Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından açılan dava ile başlar. Partilerin kapatılabilmesi için eylemlerinin anayasal ilkelere aykırı olması ve bu eylemlerin partinin odağı haline gelmesi şartı aranır. Anlaşılan HÜDA PAR’ın eylemleri, hal ve gidişi anayasaya pek uygun (!). Buna eşekler bile güler!!!

/././

TBMM'de 'FETÖ'nün siyasi ayağı' tartışması: 'Anadolu'da sıvacı, boyacı FETÖ'cü çıktı da hiç milletvekili, bakan yok mu?'

TBMM Genel Kurulu'nda 15 Temmuz'un 10'uncu yılına ilişkin değerlendirmelerde bulunan muhalefet grup başkanvekilleri, 15 Temmuz araştırma komisyonu raporunun açıklanmaması, komisyon çalışmaları ve darbe girişiminin siyasi ayağına ilişkin tartışmaları gündeme taşıdı. CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, "En önemli soru, darbenin siyasi ayağı kimdir? Anadolu'da sıvacı, boyacı FETÖ'cü çıktı da hiç milletvekili, bakan yok mu, bunun bir siyasi ayağı yok mu? Bir tanesini bile ortaya çıkartıp koyabildiniz mi?" dedi.

TBMM Başkanvekili Pervin Buldan Başkanlığı'nda toplanan Genel Kurul'da, siyasi partilerin grup başkanvekilleri yerlerinden söz aldı.

YENİ YOL Grup Başkanvekili Selçuk Özdağ, 15 Temmuz darbe girişiminin 10'uncu yılı dolayısıyla yaptığı konuşmada, darbelerin demokrasiyi, hukuk devletini ve özgürlükleri güçlendirecek dersler çıkarılması gereken olaylar olduğunu söyledi. Özdağ, "Kime, hangi amaçla yapılırsa yapılsın darbe, millet iradesine yapılmış demektir. Hiç kimse darbelerden de medet ummamalıdır. Bu darbeler demokrasimize, adaletin yerleşmesine, hukuk devletine, ekonomimize ve milletleşmemize yapılmıştır" ifadesini kullandı.

ÖZDAĞ: "DARBELERE KARŞI OLMANIN EN GÜÇLÜ YANI ADALETİ GÜÇLENDİRMEKTİR"

Özdağ, "Darbeler demokrasiyi güçlendirmenin vesilesi olmalıdır, hukuk üstünlüğümüzün ve şeffaflığın vesilesi olmalıdır. Kimse kişisel iktidarını güçlendirmek için kullanmamalıdır. Darbe korkusu ve tehdidi üzerinden antidemokratik yasalar çıkarmaya kimse teşebbüs etmemelidir. Darbelere karşı olmanın en güçlü yanı demokrasiyi, adaleti güçlendirmektir, özgürlüğün alanını genişletmektir"diye konuştu.

Darbenin üzerinden 10 yıl geçtiğine işaret eden Özdağ, devletin cemaatler, dernekler, vakıflar, mezhepler veya etnik gruplar arasında paylaştırılamayacağını belirterek, "Bugün, yine devletin bazı kurumlarında iktidarda kalmak ve oy almak uğruna bazı grupların, bazı dernek ve vakıfların etkili hale getirildiğini görüyoruz. 15 Temmuzdan ders almak bu mudur? Kamu gücüyle büyütülen her yapı sonunda gücünü devleti ele

geçirmek için kullanmaktadır, ülkeyi yönetenlerin buna dikkat etmesi gerekmektedir" dedi.

15 Temmuz'un "siyasetin dizayn edilmesinde bir araç haline getirildiğini" öne süren Özdağ, "Darbeyi bir asansör olarak kullanmak yanlıştır. Darbe bir hukuksuzluktur, onu kullanarak başka türlü hukuksuzluk yapılmamalıdır. Darbeye karşı olmak, her türlü hukuksuzluğa cevaz verme hakkını vermez. Hukuksuzluk karşı hukuksuzluğu doğurur" değerlendirmesinde bulundu.

POYRAZ: "15 TEMMUZ'UN FAİLLERİ BELLİ ANCAK BUNU GÖRMEYEN SİYASİ İRADE TAM KARŞIMIZDA"

İYİ Parti Grup Başkanvekili Uğur Poyraz, 15 Temmuz darbe girişiminin faillerinin belli olduğunu ifade ederek, "15 Temmuz kalkışmasının nasıl bir ihanet olduğu konusunda hemfikiriz. Bu kalkışmanın failleri de belli ancak failler bir terör örgütü haline gelirken, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs ederken, kamuda, orduda, Emniyette organize olurken bunu göremeyen, anlatıldığında anlamayan, anlasa da umursamayan siyasi irade tam karşımızda, kadrolarıyla birlikte, Meclis'te oturmaktadır" dedi.

15 Temmuz araştırma komisyonunun çalışmalarına değinen Poyraz, "Terörsüz Türkiye komisyonuna koşa koşa gelen yetkililer 15 Temmuz araştırma komisyonuna neden gelmemiştir? Terörsüz Türkiye komisyonundaki her parti grubunun raporu ve sonuç raporu açıklanmış ve Türkiye Büyük Millet Meclisi kayıtlarında iken 15 Temmuz raporu nerededir?" diye sordu.

Poyraz, FETÖ ve PKK'nın ikisinin de terör örgütü olduğunu belirterek, "FETÖ de PKK da bu aziz milletin yurttaşlarını şehit etmemiş midir? 'Türk milletine bir gece ateş açanları affetmiyoruz ama kırk yıl ateş edenleri mi affediyoruz' diyorsunuz" ifadelerini kullandı.

"15 TEMMUZ'UN SİYASİ AYAĞININ ARAŞTIRILMASI İÇİN ÖNERGE VERECEĞİM"

"FETÖ terör örgütüne karşı bu kararlı ve istikrarlı mücadeleye karşın kırk yıllık PKK terör örgütü üyelerine, yöneticilerine ve destekçilerine gösterilen bu ayrıcalığı nasıl anlamalıyız?" diye soran Poyraz, şöyle devam etti:

"On yıldır bu Gazi Meclis'in içerisinde kurulmuş bir komisyonun oluşturduğu rapor kayıtlarda yok. Kayıtlarda olmadığı gibi buna hükümsüzlük atfediliyor. Bununla ilgili Cumhuriyet Halk Partisi'nin tam 4 tane önergesi var, 4 önergesi var; 2022, 23, 24, 26. Bu 4 önerge de burada reddediliyor. Şimdi, ben bununla ilgili bir araştırma önergesi hazırladım, bugün Meclis Başkanlığı'na sunacağım. Sayın Başkan, sizin nöbetiniz olduğu için de önemsiyorum. Bu 15 Temmuz'u lanetleyenlerle, bu işin hamasetini yapanlar ile bu işi gerçekten araştırmaya çalışanlar, bu işin kavgasını verenler ve bir daha bu memleketin başına böyle bir şey gelmemesi için öyle elini, ayağını, serçe parmağını değil, gövdesini bu taşın altına koymaya niyet etmiş herkesin samimiyet testidir bu önerge. 15 Temmuzla ilgili bu işin siyasi ayağının araştırılması için vereceğimiz önergeye ben bugün burada grubu bulunan bütün partilerin, gerek arkada danışma kurulunda gerek sosyal hayatta yüz yüze baktığım bütün grup başkanvekillerinin şahsında ve Sayın Başkan, sizin şahsınızda, bu önergeye koşulsuz şartsız destek bekliyorum. Bu önergeyi AK Parti ve iş birliği içerisinde olduğu diğer parti gruplarının reddetmesi durumunda da Türk milleti nezdinde asla bitmeyecek ve asla tükenmeyecek bir soru işaretinin muhatabı olacaklardır. Gelin, bu parlamento olarak, 28'inci Dönem milletvekilleri olarak bu işi araştıralım"

GÜNAYDIN: "SÖYLENMEDİK SÖZ KALMADI ANCAK YAPILMAMIŞ İŞLER VAR"

CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın da 15 Temmuz darbe girişiminin 10'uncu yılına ilişkin konuşmasında, 15 Temmuz araştırma komisyonunun çalışmalarına yönelik eleştirilerde bulundu. Günaydın, "15 Temmuz hakkında bu gökyüzü altında ve bu parlamentonun atmosferi içerisinde söylenmedik hiçbir söz kalmadı ancak yapılmamış işler var" diyerek, dönemin Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ile dönemin MİT Başkanı Hakan Fidan'ın 15 Temmuz Araştırma Komisyonu'na neden çağrılmadığını sordu.

"RAPORU AÇIKLAYAMAMAKTAN UTANMIYOR MUSUNUZ?"

Araştırma komisyonunun başkanına da değinen Günaydın, "15 Temmuz darbesini araştırma komisyonu kuruyorsunuz, Komisyonun başkanı FETÖ'cü oluyor" ifadelerini kullandı. Komisyon raporunun kamuoyuna açıklanmadığını kaydeden Günaydın, "Üzerinden on yıl geçti, o komisyon bir rapor tuttu. O raporu açıklayamamaktan utanmıyor musunuz? Cumhuriyet Halk Partisi'nin dört ayrı araştırma önergesi var, her yıl tekrar ediyoruz bunu" dedi. Günaydın, "En önemli soru, darbenin siyasi ayağı kimdir? Anadolu'da sıvacı, boyacı FETÖ'cü çıktı da hiç milletvekili, bakan yok mu, bunun bir siyasi ayağı yok mu? Bir tanesini bile ortaya çıkartıp koyabildiniz mi?" sorularını yöneltti.

Günaydın, "Bunları yapamadan gerçek bir 15 Temmuz'la yüzleşmenin söz konusu dahi olamayacağını ifade edelim. En azından o raporu açıklayabilme cesaretiniz olsun"  dedi.

AKBAŞOĞLU: "BU SİNSİ ŞEBEKEYLE MÜCADELEDE REHAVETE KAPILMA LÜKSÜNE SAHİP DEĞİLİZ"

AKP Grup Başkanvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu ise "Her ne kadar terör örgütü elebaşının ölmesi sonrasında FETÖ'nün gardı inmiş, umudu tükenmiş, motivasyonu azalmış olsa da bu sinsi şebekeyle mücadelede rehavete kapılma lüksüne asla sahip değiliz. FETÖ olduğu sürece FETÖ'yle mücadele de devam edecektir. Onun için yaşananlardan dersler çıkararak FETÖ'yle mücadeleyi hukuk zemininde tehlike tamamen geçene kadar sabırla sürdüreceğiz. FETÖ'nün bizi çekmek istediği tuzaklara düşmeden dikkatli, temkinli ve özenli bir şekilde örgütün özellikle kripto unsurlarının üzerine gideceğiz. Nitekim, Emniyet ve yargımız, aynı şekilde istihbarat birimlerimiz tam bir cerrah titizliğiyle görevlerini ifa ediyorlar. Bu süreçte suçlu ve suçsuz aralarındaki ayrıma azami dikkat gösteriliyor. Yurt dışında örgütün istismar alanını daraltmak için girişimlerimiz devam ediyor" diye konuştu.

Grup başkanvekillerinin konuşmalarının ardından Genel Kurul'da 15 Temmuz darbe girişimi ve TBMM 15 Temmuz araştırma komisyonu raporu üzerinden tartışmalar devam etti. İYİ Parti Grup Başkanvekili Uğur Poyraz, 15 Temmuz araştırma komisyonunun hazırladığı raporun TBMM kayıtlarında bulunmadığını belirterek, raporun açıklanmasını istedi. Darbe girişiminin siyasi ayağının ortaya çıkarılması gerektiğini savunan Poyraz, "Bu iş neyse ortaya çıksın, bir komisyon kurulsun, her şey ortaya çıksın" ifadelerini kullandı.

AKP Grup Başkanvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu ise 15 Temmuz sonrasında Türkiye'nin özellikle savunma sanayisinde önemli kazanımlar elde ettiğini belirterek, "Terör hangi isim altında olursa olsun insanlığın ortak düşmanıdır" dedi.

CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, AKP'nin 15 Temmuz'la gerçek anlamda yüzleşmediğini savunarak, Araştırma Komisyonu raporunun açıklanmamasına yönelik eleştirilerini sürdürdü. Günaydın, "Bir tane daha komisyon kur, 15 Temmuz'da kim o vatan hainleriyle beraber iş tutmuş hep beraber araştıralım" diye konuştu.

"YALAN SENİN ADIN SOYADIN"

Genel Kurul'unda Paris İstinaf Mahkemesi'nin, Irak-Türkiye petrol taşımacılığı ve Powertrans şirketiyle bağlantılı tahkim davasında Türkiye'nin itirazını reddetmesine ilişkin karar da tartışma konusu oldu. AKP Grup Başkanvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu, CHP'nin, Paris İstinaf Mahkemesi'nin kararını Türkiye aleyhine siyasi malzeme yaptığını savundu. Bunun üzerine söz alan CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, Akbaşoğlu'nun iddialarına tepki göstererek "Yalan senin adın soyadın Akbaşoğlu" dedi. Akbaşoğlu ise "Yalan dolanı, hırsızlığı, arsızlığı CHP kendi içinde arasın" karşılığını verdi.

Tartışmanın sürmesi üzerine Meclis Başkanvekili Buldan, birleşime 10 dakika ara verdi.

***

Cumhuriyet 

Öne Çıkan Yayın

T-24 "Köşebaşı + Gündem" -18 Temmuz 2026-

15, 16, 17, 18 Temmuz... 2016-2026 -Umur Talu-  Darbe darbedir. Darbeci, darbecidir. İktidar ne kadar anti-demokratik olursa olsun, darbe an...