BİRGÜN "Köşebaşı + Gündem" -17 Temmuz 2026-

Yurttaşa barınma krizi, Milletvekiline ucuza lüks konut -Mustafa Bildircin- 


Türkiye’de milyonlarca yurttaş, fahiş kiralar nedeniyle barınma krizi yaşarken milletvekillerine ödeme kolaylıklı uygun konut fırsatı doğdu. Parlamenterler Gölvadi Bahçeşehir Yapı Kooperatifi ile milletvekillerine, yalnızca kooperatif üyeliği bedeli karşılığında, “Enflasyon artışından etkilenmeyerek” ucuza konut alma olanağı sağlandı.  https://www.birgun.net/haber/yurttasa-barinma-krizi-milletvekiline-ucuza-luks-konut-724234

***

Muhalefete “dijital hapis": Anahtar yürütmede -Mustafa Bildircin- 

TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edilen torba yasa teklifi ile 2015 yılı itibarıyla BTK’nin elinde olan ve “Sansür yetkisi” olarak nitelendirilen internet içeriklerine resen erişim engeli getirme yetkisi, Siber Güvenlik Başkanlığı’na devredildi. Muhalefetin, “Aşırı güç” nitelemesi yaptığı yetkiyi iktidar, "Hâkim 48 saat içinde karar vermezse erişim engeli hükümsüz kalacak” diye savundu. https://www.birgun.net/haber/muhalefete-dijital-hapis-anahtar-yurutmede-724248

***

Kamu bütçesi "yoldan" çıktı: Bitmeyen yola 8,6 milyar TL fatura -Mustafa Bildircin- 


Hazırlık sürecindeki plansızlık nedeniyle Akçaabat-Düzköy Yolu Projesi’nde müteahhit yolunu bulurken kamu bütçesi şarampole yuvarlandı. 2022’de 1,1 milyar TL’ye ihale edilen yolun eksik kalan bölümleri için Temmuz 2026’da 7,5 milyar TL’lik ek sözleşme imzalandığı belirlendi.  https://www.birgun.net/haber/kamu-butcesi-yoldan-cikti-bitmeyen-yola-8-6-milyar-tl-fatura-724249

***

“Saraylara layık” harcama: Üç kurum 100,3 milyar lira harcadı -Mustafa Bildircin- 

Cumhurbaşkanlığı ve bağlı kuruluşlarının 2026 yılının ilk yarısındaki harcamaları hesaplandı. Diyanet’in tek başına 88,9 milyar TL harcadığı Ocak-Haziran 2026 döneminde Saray, Diyanet ve İletişim Başkanlığı'nın toplam harcaması, 100,3 milyar TL olarak gerçekleşti.  https://www.birgun.net/haber/saraylara-layik-harcama-uc-kurum-100-3-milyar-lira-harcadi-724239

***

BirGün muhabiri İsmail Arı'ya ödül 

İzmir Gazeteciler Cemiyeti, BirGün muhabiri İsmail Arı’yı ‘Yılın Gazetecisi’, Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç’i ise ‘Gazetecilik Onur Ödülü’ne değer gördü. Ödül töreni 28 Temmuz’da düzenlenecek.

İzmir Gazeteciler Cemiyeti tarafından verilen Hasan Tahsin Ödülleri açıklandı. BirGün muhabiri İsmail Arı ‘Yılın Gazetecisi’, Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç ise ‘Gazetecilik Onur Ödülü’ne değer görüldü. İzmir Gazeteciler Cemiyeti tarafından düzenlenen 59. Şehit Gazeteci Hasan Tahsin Gazetecilik Yarışması ödülleri 28 Temmuz 2026 Salı akşamı saat 18.30’da Alsancak Tarihi Havagazı Fabrikası Sanat Kafe’de sahiplerine takdim edilecek. İzmir Gazeteciler Cemiyeti’nden yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Gazeteci İsmail Arı, meslekteki başarılı çalışmaları, kamu yararını gözeten araştırmacı gazetecilik anlayışı ve halkın haber alma hakkına sunduğu katkılar nedeniyle İzmir Gazeteciler Cemiyeti tarafından ‘Yılın Gazetecisi Ödülü'ne layık görüldü. Gazetecilik mesleğine uzun yıllardır yaptığı katkılar, basın özgürlüğü ve meslek ilkelerinin korunmasına yönelik çalışmaları dolayısıyla Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç ise İzmir Gazeteciler Cemiyeti tarafından verilen ‘Gazetecilik Onur Ödülü’nün sahibi oldu.”

***

Faize kaynak var emekliye yok -Havva Gümüşkaya- 


Yılın ilk yarısında merkezi bütçeden faize 1 trilyon 464 milyar lira aktarıldı. Emekli aylıklarının artırılması için kaynak tartışmaları sürerken faiz ödemeleri sağlık, eğitim ve sosyal güvenlik harcamalarının üzerine çıktı. 
(Saatte 69 asgari ücret yuttu) Asgari ücrete ara zam yapılmayan, emeklilerin aylıklarının açlık sınırının altında kaldığı dönemde Cumhurbaşkanlığı’nın saatlik ortalama harcaması yaklaşık 69 asgari ücrete ulaştı. Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın 2026 yılının ilk altı ayındaki harcaması toplam 8 milyar 486 milyon 566 bin TL oldu. Bu tutar ortalama olarak ayda 1 milyar 414 milyon 428 bin TL, haftada 325 milyon 512 bin TL, günde 46 milyon 502 bin TL, saatte 1 milyon 938 bin TL ve dakikada yaklaşık 32 bin 293 TL harcamaya karşılık geldi.  Saray’ın bir aylık ortalama harcaması yaklaşık 50 bin 456 asgari ücret oldu. Saray’ın yalnızca bir günlük ortalama harcaması yaklaşık bin 659 asgari ücret, bir saatlik harcaması ise yaklaşık 69 asgari ücret tutarında gerçekleşti.  https://www.birgun.net/haber/faize-kaynak-var-emekliye-yok-724238

***

Tarım geriliyor, ihracat büyüyor: Kazanan tekeller -Havva Gümüşkaya- 

Çiftçi üretimden çekiliyor, tüketici her geçen gün daha pahalı gıdaya ulaşıyor, tarım ise ithalata bağımlı hale geliyor. Buna rağmen Türkiye, en büyük gıda ihracatçıları ligine oynuyor. Tarımda şirketlerin hakimiyeti giderek büyürken ihracattaki artış ne çiftçiyi zenginleştiriyor ne de tüketiciyi ucuz gıdaya ulaştırıyor. https://www.birgun.net/haber/tarim-geriliyor-ihracat-buyuyor-kazanan-tekeller-724240

***

Onarıcı adalet terk ediliyor -Deniz Güngör- 

AKP’nin çocuk ceza adaletinde köklü değişiklikler öngören yeni yasa teklifi tepki çekti. İdare ve Gözlem Kurulları’nın çocuk cezaevlerine taşınmasını eleştiren hak savunucuları, onarıcı adalet sisteminin terk edileceğini vurguluyor.

Suça sürüklenen çocukları tartışmaya açan AKP iktidarının, çocukların yetişkin gibi yargılanması ve müebbet hapis cezası alabilmesini öngören düzenlemesine karşı tepkiler sürüyor. Suça sürüklenen çocuklara ilişkin AKP Grup Başkanlığı’nın hazırladığı yasa teklifi dün Meclis’te görüşülürken tasarıda dikkat çekici maddeler yer aldı.

Yasa teklifinde hükümlü çocukların bulunduğu çocuk eğitim evine dair düzenlemeye gidilmesi planlandı. Buna göre hükümlü çocukların doğrudan eğitim evine gitmesi uygulamasına son verilerek, önce kapalı ceza infaz kurumlarına gönderilmesi öngörüldü.

Ardından “iyi halli” olduklarının değerlendirilmesi halinde açık cezaevi statüsündeki çocuk eğitim evlerine geçişleri yapılacak. Ancak burada dikkat çeken bir diğer değişiklik teklifi ise çocukların “iyi halli” olup olmadıklarını denetleyecek kurumun Cezaevi İdari ve Gözlem Kurulu (İGK) olması oldu.

Yetişkin cezaevlerinde tutsakların infaz sürelerini “keyfi gerekçelerle” erteleyen İGK’nin çocuk cezaevlerine getirilmesi teklifi ise tepki çekti.

Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre 1 Temmuz 2026 tarihi itibarıyla ülkede toplamda 9 Çocuk ve Gençlik Tipi Cezaevi ve 5 çocuk eğitim evi bulunuyor. Ayrıca yine temmuz ayı itibarıyla cezaevlerinde toplamda 4 bin 593 çocuk bulunurken bunların 195’ini kız çocukları oluşturuyor. Ülkedeki tutuklu çocuk sayısının hükümlü çocuk sayısının yaklaşık 2,5 katı olduğuna dikkat çeken Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nden (CİSST) Hapiste Çocuk Teması Uzmanı Cansu Şekerci, teklif ile onarıcı adaletin terk edileceğine dikkat çekti.

Öte yandan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Göktaş, yaptığı açıklamada "amaçlarının çocuklara daha çok cezalandırmak olmadığını" iddia etti. Göktaş, "Amacımız suça sürüklenmeden önceki riskleri olduğu andan itibaren minimize etmek, ortadan kaldırmak" dedi.

ÇOCUĞU ASIL SORUMLU KILACAK

Şekerci, “İdare ve gözlem kurullarına verilen bu iyi hal değerlendirmesi, objektiflikten ve hukuki güvenilirlikten uzak sonuçların doğmasına zemin hazırlamaktadır. Üstelik çoğu çocuk, yargılamada zorunlu müdafilerle temsil edilmesi nedeniyle cezaları kesinleştikten sonra müdafinin de görevi sona erer. Bağımsız izleme ve destek mekanizmalarının dahil olamadığı bu sistemde, artık infaz sisteminde karşılaştığı kararlar ve yaptırımlar esnasında çocuğun hukuki yardımdan faydalanabilmesi ve etkili çözüm yollarına ulaşabilmesi neredeyse imkânsızdır.

Dolayısıyla yetişkin infaz sisteminde çokça tartışılan idare ve gözlem kurulları, çocuk ceza adaletinde katmanlı olarak sorun teşkil etmektedir” dedi. Bağımsız denetimden uzak çocuk cezaevlerinin çocuğun toplumla entegrasyonu ve suçla yeniden ilişkilenmesi ile mücadelede asıl engel olduğunu belirten Şekerci, “Bu değişiklik teklifi ile birlikte idare ve gözlem kurullarının iyi hal değerlendirmesi, sistemi görmezden gelerek çocuğu asıl sorumlu kılmaktadır” ifadelerini kullandı.

Şekerci, hükümlü çocukların önce kapalı cezaevine gönderilmesinin öngörülmesini çocuk adalet sisteminde daha ağır koşulların ana uygulama olmasına meşruiyet kazandıracağını belirtti.

Şekerci şöyle konuştu: “Zaten disiplin cezaları ve çok sayıda dosyaları olması sebebi ile azımsanmayacak sayıdaki hükümlü çocuk, hâlihazırda kapalı hapishanelerdedir. Onarıcı adalet için bu durumun bir sorun olarak görülüp çözüm aranması gerekirken bu değişiklik, daha ağır şartlarda hapsedilmeye ve kapalı hapishanelere bir meşruiyet kazandırır.”

Meclis önünde protesto edildi

Yasa teklifi dün çocuk hakları savunucuları tarafından Meclis önünde protesto edildi. Siyasi partilerin, milletvekillerinin ve kadın örgütlerinin katıldığı açıklamada, “15–18 yaş grubundaki çocukların ceza indirimini uygulanamayabilecek.

Bu düzenleme, çocukların bugüne göre çok daha ağır cezalarla ve yetişkin ceza rejimine daha yakın yaptırımlarla karşı karşıya kalmasının önünü açıyor” denildi.

Yapılması gerekenin sosyal inceleme raporlarının güçlendirilmesi, çocukların ateşli silahlara erişiminin engellenmesi ve koruyucu tedbirlerin geliştirilmesi olduğu vurgulanan açıklamada, cezaları ağırlaştırmanın tek başına çocukların suça karışmasını önlemediğine dikkat çekildi.

***

YÖK'ün depremzede öğrencilerle ilgili düzenlemesi uzatıldı. 

Yükseköğretim Kurulu (YÖK), 6 Şubat 2023 depremlerinden etkilenen dört ildeki üniversite öğrencilerine tanınan özel öğrencilik hakkını bir yıl daha uzattı. https://www.birgun.net/haber/yok-un-depremzede-ogrencilerle-ilgili-duzenlemesi-uzatildi-724229

***

İBB Miras, Tevfik Fikret'in tarihi evi Aşiyan'ı restore ediyor 


İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, Türk edebiyatının ve düşünce tarihinin simge yapılarından biri olan Aşiyan’ın İBB Miras tarafından restore edildiğini açıkladı. Polat, restorasyon çalışmasıyla yalnızca tarihi yapıyı değil, "Cumhuriyet'e ilham veren aydınlık ruhu" da geleceğe taşımayı hedeflediklerini belirtti.  https://www.birgun.net/haber/ibb-miras-tevfik-fikret-in-tarihi-evi-asiyan-i-restore-ediyor-724244

***

Yapay zekaya karşı işçi isyanı -Lavinya RESULOĞULLARI & Kayra AKBULUT- 

Güney Kore’de Hyundai işçileri yapay zekâ ve otomasyon sistemine kullanımına karşı tarihi bir grevde. Üretim süreçlerinde yapay zeka ve insansı robot kullanımına karşı Hindistan’dan Amerika’ya dört bir yanda tepkiler artıyor.

Güney Kore’de Metal İşçileri Sendikası (KMWU),  fabrikalarda yapay zekâ ve otomasyon sistemine kullanımına karşı tarihi bir grevde. Yerlerini insansı robotlara bırakma endişesiyle karşı karşıya kalan işçiler, 15 Temmuz’dan itibaren kademeli olarak iş bırakmaya başladı. Günlük iki saat ile başlayan iş bırakma eylemi 20 Temmuz’dan itibaren dört saate çıkarılacak.

Ocak ayında Hyundai, üretimde Boston Dynamics’in endüstriyel işler için geliştirdiği insansı robot modeli Atlas’ı kullanma planlarını açıkladı. Sendika ise “yeni teknolojileri kullanan bir robot bile anlaşma olmadan çalışmayacak” diyerek bu duruma yanıt verdi. Mayıs'ta bu planların hatları çizildi. Şirket, yatırımcılarıyla yaptığı görüşmede 25 binden fazla insansı robotun üretim tesislerinde yer alacağını açıkladı.

Yapay zekadan dolayı şirketlerden iş güvencesi isteyen sendikalı işçileri durumlarını şöyle ifade etti: “Robotların daha ustalaştığını gösteren haberler ve videolar, çalışanları geleceğe dair tedirgin ediyor.”

HYUNDAİ İŞÇİLERİ SINIRLARI ÇİZDİ

Hyundai açıklamalarında Atlas’ın “kas gücü” olarak kullanılacağını ve yalnızca işçiler için sakıncalı olabilecek görevleri üstleneceğini dile getirse de, sendika bu durumun tüm sektörün çalışma koşullarını aniden değiştirebilecek “istihdam şoklarına” sebep olabileceği konusunda uyarıda bulundu.

Sendika daha önce ücret veya emeklilik yaşı nedeniyle greve gideceklerini dile getirmişti. Bir süredir müzakerelerle uzlaşmaya varan emekçiler 2018’den beri ilk defa tam grev yoluna koyuldu. “Yarı iletken üretimi sektöründe ödenen ikramiyeleri gördükten sonra bu yıl biz de daha iyi tazminatlar bekliyoruz” diyen sendika firmaya karşı sınırlarını çizdi.

Neredeyse 10 bin sendika üyesi Seul merkezinde yaptıkları basın açıklamasıyla grev planını açıkladı. Otomasyon ve yapay zekâ sistemlerinin üretime entegre edilmesinde söz sahibi olmak isteyen emekçiler, gelecek kaygılarının yanı sıra performans primi olarak Hyundai’nin yıllık kazancının üçte birini talep ediyor. Bu da 73 bin işçi için 27 bin civarında bir bonusa denk geliyor.

Geçtiğimiz aylarda Samsung çalışanları tarafından da benzer bir çağrı yapılmıştı. Yapay zekâ ve çip ihtiyacıyla hisseleri yüzde 300 artan Samsung, çalışanların performansına rağmen prim sınırını değiştirmedi. Grev tehdidi sonrası ikramiyenin tavanını yükseltecek bir uzlaşma sağlandı. Hyundai bünyesindeki emekçiler de benzer sonuçlar umarken, aynı zamanda işlerini ellerinde tutacaklarına dair söz verilmesini istiyorlar.

HOOLYWOOD DA İSYANDAYDI

Yapay zekaya karşı “isyan” sadece fabrikaları ve üretim tesislerini kapsamıyor, Hollywood da ayağa kalmıştı. Geçen yıllarda Ekran Oyuncuları Birliği ve Amerikan Televizyon ve Radyo Sanatçıları Federasyonu (SAG-AFTRA) sektörün sorunlarının yanı sıra yapay zekâya karşı mücadeleyi sokaklara taşımıştı. Neredeyse 5 aylık grev sürecinde sendika bünyesindeki senaryo yazarları kalemlerini bırakmış ve oyuncular da film setlerinden çıkmıştı. Bu eylemler sonrası sinema-televizyon sektöründe yapay zekâya dair koruyucu kararlar konusunda uzlaşmaya varılmıştı.

ENDÜSTRİYEL ROBOTLAR TEHLİKESİ

Yapay zekâ teknolojilerinin ilerleyişiyle ortaya çıkan insansı robotlar ise emekçilerin yerini almaya aday. Fakat iş yerlerinde değişime neden olan yalnızca “insansılar” değil. Uluslararası Robotik Federasyonu’na göre, son on yılda endüstriyel robotların üretimdeki yeri iki katına çıktı. Bunun yanı sıra, çalışanların iş dağılımı, denetlenmesi ve değerlendirilmesi gibi algoritmik yönetim sistemleri de çalışma alanlarına entegre ediliyor. Türlü şekillerle işçilere uzanan bu yapay zekâ modellerinin eğitimi ise yine emekçilere düşüyor.

YERLERİNİ ALACAK ROBOTLARI EĞİTİYOR

Hindistan’daki tekstil işçileri için artık günlük görevlerden biri dikiş ve paketlemenin yanı sıra kafa kamerası takmak. İmalathanede müdürler tarafından sebebi söylenmese de, işçiler mesai boyunca yaptıkları işi artık kayıt altına almak zorundalar.

“İlk başta komik olduğunu düşündük” diyen tekstil işçileri, The Guardian’a verdikleri röportajda zamanla izlenme dürtüsüyle atmosferin değiştiğinden bahsettiler. Rutin olarak yaptıkları işte verimliliklerinden dolayı şüpheye düştüklerini, hata yapmamak için daha dikkatli davrandıklarını ifade ettiler. Gözetim alanında işlerine devam etmeye çalışan emekçilerin bilmediği şey ise elde edilen bu videoların ne için kullanılacağı.

“Egosentrik veri” adı altında kaydedilen bu görüntüler, emekçilerin el hareketlerini ve üretim sürecini gösteriyor. Objectways veya Labellerr gibi teknoloji firmaları tarafından toplanan bu veriler ise ileride işçilerin yerini alabilecek insansı robotlar geliştirmek için robotik şirketlerine satılacak. Tekstil emekçileri ise sadece başlangıç. Depolar, dükkanlar ve fabrikalarda çalışan işçilere ait milyonlarca veri de kapsamlı modeller için gerekli olacak.

SÖMÜRÜYE HER DAİM DEVAM

Hindistan bu pazarda üstünlük elde eden bir ülke. Emek odaklı endüstrilerin yoğunluğu teknoloji şirketleri için geniş bir palet açarken veri kaydının saatlik ücreti ise diğer ülkelerin yarısından daha az. Burada toplanıp temize çekilen verilerin yüzde 60’ı ABD’li firmalara gönderiliyor.

Ancak bu veriyi üreten emekçiler ne kullanım amacı hakkında bilgiye sahip, ne de karşı çıkma hakkına. İstihdamın güvensiz olduğu çalışma ortamlarında ise emekçiler işlerini kaybetme korkusuyla rıza vermek zorunda kalıyor. İstismara kapı açan bu durumda imalathaneler toplayıcı firmalardan saat başı para alırken işçiler kendi ürettikleri veriden ücret bile talep edemeyecek noktada. Teknoloji şirketleri yapay zekâ rekabetini daha yukarı noktalara taşırken arkada bırakılan işçi sınıfının emeği bu sektöre yakıt olmaya her daim devam ediyor.

ÇEVREDEN ÇALDIKLARI

Yapay zekâ sadece işçiye ve emekçiye zarar vermekle kalmıyor, bir yandan çevreyi tüketmeye, interneti mahvetmeye de devam ediyor.

Dünya’da yeraltı suyunun yalnızca %3’ü temiz su ve tüm suyun %0,5’i insan tüketimi için erişilebilir ve güvenli. Bir insan susuz ortalama olarak yalnızca 3 gün yaşayabilir. Artan kuraklık ve su kesintileri suyun erişilebilirliğini azaltıyor. Bu esnada veri merkezler, yapay zeka taleplerini karşılayabilmek için kullandığı enerjiyi arttırdıkça aşırı ısınma ve olayı hasarları önlemek için işlemci çipleri soğutmak amacıyla daha fa fazla su tüketiyor. Kaliforniye Üniversitesi’nden uzmanlara göre her 100 kelimelik yapay zeka komutu 1 şişe suya tekabül ediyor. Küçük görünebilir ama Chatgpt ve Gemini gibi sayısız devasa yapay zeka mecraları göz önüne alındığında sistemlerin su tüketimi korkunç seviyelere çıkıyor.

AI’ya yaptığınız her talepte veri merkezine istekte bulunur ardından, sisteme güç veren bu veri merkezleri sistemleri soğuk tutmak için inanılmaz ölçüde su harcıyor. Orta boyutta bir veri merkezi bile tek başına küçük bir kasaba kadar su harcıyor, büyük olanlar ise yaklaşık 50.000 kişilik bir şehir kadar.

AI veri merkezleri dünyadan fazlasıyla kaynak harcıyor. Yapay zeka sistemleri geçtiğimiz sene tek başına 765 milyar litre içme suyu harcadı, bu miktar dünyadaki şişe su endüstrisinin tamamının harcadığı miktardan fazla. Kullanılan suyun bir kısmı geri gelebilse (yalnızca %20’lik bir oranda) de bu su sistemleri özellikle kurak veya yeraltı su kaynaklarının tükendiği yerleri zorlayabiliyor. Google’ın Arizona’da yer alan veri merkezi tek başına yıllık 5.5 milyon metre küp su harcıyor, Afrika’da 753.000 ihtiyaç sahibi insanın yıllık temel su tüketimini de karşılayabiliyor.

AI sadece bununla kalmayarak çok fazla elektrik tüketiyor. Yapay zeka tek başına bir ülke olsaydı, 2025'teki elektrik tüketiminde dünyada 39. sırada yer alırdı; bu sıralama Finlandiya ve Belçika gibi ülkelerin üzerinde. Bu elektrik, dünyanın 6. büyük ülkesi olan ve 224 milyon nüfusa sahip Nijerya'nın tüm enerji ihtiyacını iki yıldan fazla süreyle karşılayabiliyor. 2023’te ABD veri merkezleri saatte 176 terawat elektrik tüketiyordu, bu miktar koca bir ülke olan İrlanda’yla aşağı yukarı aynı. ABD çapında yapay zekanın kullandığı elektriğin %56’sı fosil yakıtlardan sağlanıyor.

İNTERNET ARTIK İNSAN DEĞİL

İnternet oluşturulurken ekranın diğer ucunda bir insanın olacağını varsayarak oluşturulmuştu. Bu varsayım artık geçerli değil. Cloudflare Radar platformunun son açıkladığı verilere göre AI internet trafiğinin yarısından fazlasını oluşturuyor. Rapora göre AI botları şu an dünyadaki tüm internet trafiğinin %57,4’ünü oluştururken insanlar yalnızca %42,6. Cloudflare CEO’su Matthew Prince robotların insanları geçişinin 2027 yılında olacağını tahmin ediyordu, ancak bu tahmin beklenenden erken bir şekilde geçtiğimiz Haziran ayında gerçekleşti.

NASIL BU KADAR YÜKSELDİ?

AI botlar kendilerine sorulan sorularda cevabı kendileri üretmiyor, araştırıyor. İnsanların AI olmadan yaptığı gibi farklı internet sitelerine giriyor. İnsanlar kendileri araştırmaktansa AI’ye soru sormanın sonucu olarak bu web sitelerinin ziyaretçilerinin çoğunluğunun AI olmasıyla sonuçlandı. İnsanlar içeriklerle etkileşime geçme konusunda hâlâ önde olsa da AI web sitesi ziyaretlerinde insanları geride bırakmış durumda.

HER BÖLGEDE AYNI MI?

Tabii bu oranlar bölgeden bölgeye değişiklik gösteriyor. Kuzey Amerika’da bot oranı %68,6 insan oranı %31,4 olarak hesaplanıyor. Amerikan Orta Batısı’nda ise verilerde insan oranı %54,5 robot oranı %45,5. İnternetin en çok kullanıldığı saatlerde Cebelitarık’ta internet trafiğindeki bot oranı %97’ye kadar çıkabiliyor. Küba ve Laos gibi başka ülkeler ise %80,8 ve %84,7 insan trafiği oranlarıyla spektrumun bir diğer ucunda duruyor. Verilerde daha büyük bölgelerde AI trafiği daha fazlayken küçük bölgelerde insan trafiği hâlâ daha yüksek.

ÖLÜ İNTERNET TEORİSİ

Geçtiğimiz yıllarda ‘’Ölü İnternet Teorisi’’ olarak geçen kavrama ilgi arttı. Teori çevrimiçi aktivitelerin insanlar tarafından yapılma oranının azaldığı yönünde. Ölü İnternet Teorisi’nin arkasındaki ana fikir internetin aktivitelerinin çoğunun AI ve robotlar tarafından yapılması. İlk çıktığı 2010’ların son döneminde teori fazlasıyla abartılı bulunurken şu an Cloudflare raporlarıyla birlikte aksini söylemek gittikçe zorlaşıyor. Ek sonuçlar göz önüne alındığında durumun sonuçları daha da endişelendirici hale geliyor: Facebook içeriklerinin %40’ı botlar tarafından oluşturuluyor. Müzik platformu Deezer Nisan ayında, platformda yeni çıkan şarkıların %44’ünün AI tarafından oluşturulduğunu açıkladı. Axios bir raporunda internetteki makalelerin tümünün %52’sini AI’ın oluşturduğunu öne sürüyor.

AI EN ÇOK UZUN İÇERİKLERDE

Bir başka platform Pangram’ın araştırmasında taranan tüm içeriklerin ortalama yapay zeka oranı %13,8, ancak belirli oranlar platforma ve öğe uzunluğuna göre değişiklik gösterdi. Beş platformdan dördünde, daha uzun içeriklerin kısa içeriklere göre yapay zeka tarafından oluşturulma olasılığı daha yüksek. Tüm platformlarda, uzun metinli içeriklerin dörtte biri (250 kelimeyi aşan içeriklerin %25,72'si) tamamen yapay zeka tarafından oluşturulmuş.

/././

Balkanların gizemli ülkesi Makedonya notları: Kardeş Mahalleler’den eser yok -Veysel Ferman- 

Kuzey Makedonya’nın her yanında sayıları giderek artan kilise ve camilerle karşılaşıyorsunuz. Adeta kimlik ve inanç yarışı yaşanıyor! Tito’nın farklı kimlik ve inançların bir arada kaynaşmasını amaçlayan “Kardeş Mahalleleri”nden eser yok şimdi.

“Tebdili mekânda ferahlık vardır” boş yere dememiş atalarımız. Gezmek, farklı yerler görmek belki fiziksel anlamda insanı yorabiliyor ama zihinsel olarak insanı hem dinlendiriyor hem de ufkunu açıyor. Hele yanınızda gezdiğiniz yerleri derinlemesine bilen Mehmet Ö. Alkan gibi bir hocanız varsa.

Üç günlük Kuzey Makedonya turumuzda Başkent Üsküp (Skopje) Gostivar ve Tetovo (Kalkandelen) şehirlerini görme şansına sahip olduk.

Üsküp‘e girerken sizi Vodno dağının tepesindeki büyük haç karşılıyor. Adeta sizi “kutsuyor.” Nereden bakarsanız bakın hep karşınızda. Ülkenin her yanında sayıları giderek artan yeni yapılan kilise ve camilerle karşılaşıyorsunuz. Bir bakıma  kimlik ve inanç yarışı yaşanıyor. Tito’nın farklı kimlik ve inançların bir arada yaşamasını ve kaynaşmasını amaçlayan “Kardeş Mahallelerinden” eser yok şimdi.

Yugoslavya çözülürken “Kardeş mahallelerde” çözülmüş, kimlik temelli yaşam alanları oluşmuş çoktan.

YENİ VE ESKİ ÜSKÜP

Vardar nehri üzerindeki tarihi Taşköprü (Fatih Sultan Mehmet Köprüsü) Osmanlılardan günümüze kalan en önemli yapı ve şehrin simgelerinden.

Müslümanların çoğunlukta olduğu eski Üsküp ve Hristiyanların çoğunlukta yaşadığı yeni Üsküp’ü birleştiriyor. Bir geçiş köprüsü gibi.

Üsküp’ü tahayyül ederken daha otantik tarihi bir yer bekliyor insan. 522 yıllık Osmanlı hâkimiyeti söz konusu. Ama tablo çok öyle değil. Üsküplü olan Yahya Kemal Beyatlı’nın “Kaybolan Şehir “şiirinde anlattığı “yalnız bizimdi, bizlere benzerdi, bizdi o” dediği şehirden çok az eser kalmış geriye. 1963 depremi de büyük bir yıkım yaratmış Üsküp’te.

Üsküp Yugoslavya’nın çözülmesinden sonra bir kimlik inşa sorunuyla karşı karşıya kalmış.

KENTE KARAKTERİNİ VEREN HEYKEL

Sonradan bir ulusçuluk inşa edilmiş, bu yanıyla eklektik bir kent olmuş. 2000’li yıllardan sonra inşa edilen bu ulusçuluk kendisini Avustralya diasporasından sağlanan paralarla yapılmış heykeller ve binalarla görünür kılmış. Üsküp bir heykeller kenti ve tabii kentin Meydanı’ndaki büyük İskender heykeli kente karakterini veriyor. Makedon ve İskender kimliği üzerinden Yunanlarla yaşanan gerilim şimdilik Kuzey Makedonya adıyla çözülmüş.

Yugoslavya’nın çözülüşünden sonra bir dönem Suudi Arabistan, İran Türkiye arasında bir nüfuz alanı kavgasının da parçası olmaktan kendini kurtaramamış.

VARDAR NEHRİ’NİN İKİ YAKASI

Üsküp üç tepenin altında bir ovada kurulmuş uzun ince bir nehir şehri. Vardar nehrinin iki kıyısında kurulmuş güzel bir şehir. Eski şehri çevreleyen Üsküp Kalesi yılların tahribatına rağmen şehri selamlamayı sürdürüyor.  Eski şehrin göbeğindeki Murat Paşa cami hala daha sokağından su içilebilen bir yer.

Eski şehri tabii ki anlamlandıran Çarşısı. Çarşıda hakim olan dil Türkçe. Kimliklerden söz ederken Arnavut mahallelerindeki ABD bayrakları sizi şaşırtmasın.

Şehir merkezinin dışında görülebilecek yerlerden biri de Matka Kalyonu. Yoğun bir ziyaretçi akınına maruz kalıyor suyu ve havasıyla. Gidildiğinde görülmesinde fayda var.

BEKTAŞİLİĞİN MERKEZİ KALKANDELEN

Şar Dağı eteklerinde Pena nehri kıyısında ki Kalkandelen bugün ki adıyla Tetovo Balkanlar’da Bektaşiliğin en önemli merkezlerinden.

Ve kent merkezine yakın bir tepenin eteğindeki Harabati Baba Tekkesi eşi benzeri olmayan Bektaşi geleneğinin ana üslerinden. Sersem Ali Baba tarafından kurulan bu merkez 11 adet yapıdan oluşuyor.

Balkanların İslamlaştırılmasında tarihçi Ömer Lütfi Barkan’ın deyimiyle kolonizatör bir rol oynayan Bektaşi Dervişleri Osmanlı’nın askerinden önce bölgeye geliyor. Hegemonya önce dervişler eliyle kuruluyor. Bektaşi Dervişlerinin yaşam tarzları açısından Hristiyan toplumla doğal ve özgür ilişkiler kurabilme özellikleri Osmanlı’nın bölgeye girişinde yumuşatıcı bir işlev görüyor.

TİTO’NUN KALDIĞI BEKTAŞİ TEKKESİ

Harabati Baba Tekkesi o dönemlerde sadece dini, uhrevi bir merkez değil, aynı zamanda askeri, siyasal bir merkez niteliğinde. Tito’lu Yugoslavya dönemlerinde Kültür Bakanlığı’na bağlı bir turizm alanı olarak faaliyet gösteriyor. Mareşal Tito da tekke içindeki hotelde zaman zaman kalıyor. Erdoğan’ın da hapisten çıktıktan sonra bura kaldığı, Ömer Çelik, Hayati Yazıcı’nın da eşlik ettiği gezide AKP’nin kuruluş adımlarının burada atıldığı söyleniyor.

Ne yazık ki bu büyük tarihi miras statüsüzlük, tapusunun belirsizliği nedeniyle ilgisizlik ve sahipsizlikten ötürü çökmek üzere.

Kalkandelen’de görülmesi gereken başlıca yerlerden biri de Osmanlı dönemini yansıtan en önemli örneklerden biri olan Alacami. Paşa cami olarak da bilinen cami iç ve diş süslemeleri ile dikkat çekici.

Bir ülkenin tarihsel izleğini görmek açısından öğretici bir ülke Kuzey Makedonya.

/././



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

BİRGÜN "Köşebaşı + Gündem" -17 Temmuz 2026-

Yurttaşa barınma krizi, Milletvekiline ucuza lüks konut -Mustafa Bildircin-  Türkiye’de milyonlarca yurttaş, fahiş kiralar nedeniyle barınma...