Yurttaşa barınma krizi, Milletvekiline ucuza lüks konut -Mustafa Bildircin-
Türkiye’de milyonlarca yurttaş, fahiş kiralar nedeniyle barınma krizi yaşarken milletvekillerine ödeme kolaylıklı uygun konut fırsatı doğdu. Parlamenterler Gölvadi Bahçeşehir Yapı Kooperatifi ile milletvekillerine, yalnızca kooperatif üyeliği bedeli karşılığında, “Enflasyon artışından etkilenmeyerek” ucuza konut alma olanağı sağlandı. https://www.birgun.net/haber/yurttasa-barinma-krizi-milletvekiline-ucuza-luks-konut-724234
***
Muhalefete “dijital hapis": Anahtar yürütmede -Mustafa Bildircin-
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edilen torba yasa teklifi ile 2015 yılı itibarıyla BTK’nin elinde olan ve “Sansür yetkisi” olarak nitelendirilen internet içeriklerine resen erişim engeli getirme yetkisi, Siber Güvenlik Başkanlığı’na devredildi. Muhalefetin, “Aşırı güç” nitelemesi yaptığı yetkiyi iktidar, "Hâkim 48 saat içinde karar vermezse erişim engeli hükümsüz kalacak” diye savundu. https://www.birgun.net/haber/muhalefete-dijital-hapis-anahtar-yurutmede-724248
***
Kamu bütçesi "yoldan" çıktı: Bitmeyen yola 8,6 milyar TL fatura -Mustafa Bildircin-
Hazırlık sürecindeki plansızlık nedeniyle Akçaabat-Düzköy Yolu Projesi’nde müteahhit yolunu bulurken kamu bütçesi şarampole yuvarlandı. 2022’de 1,1 milyar TL’ye ihale edilen yolun eksik kalan bölümleri için Temmuz 2026’da 7,5 milyar TL’lik ek sözleşme imzalandığı belirlendi. https://www.birgun.net/haber/kamu-butcesi-yoldan-cikti-bitmeyen-yola-8-6-milyar-tl-fatura-724249
***
“Saraylara layık” harcama: Üç kurum 100,3 milyar lira harcadı -Mustafa Bildircin-
Cumhurbaşkanlığı ve bağlı kuruluşlarının 2026 yılının ilk yarısındaki harcamaları hesaplandı. Diyanet’in tek başına 88,9 milyar TL harcadığı Ocak-Haziran 2026 döneminde Saray, Diyanet ve İletişim Başkanlığı'nın toplam harcaması, 100,3 milyar TL olarak gerçekleşti. https://www.birgun.net/haber/saraylara-layik-harcama-uc-kurum-100-3-milyar-lira-harcadi-724239
***
BirGün muhabiri İsmail Arı'ya ödül
İzmir Gazeteciler Cemiyeti, BirGün muhabiri İsmail Arı’yı ‘Yılın Gazetecisi’, Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç’i ise ‘Gazetecilik Onur Ödülü’ne değer gördü. Ödül töreni 28 Temmuz’da düzenlenecek.
İzmir Gazeteciler Cemiyeti tarafından verilen Hasan Tahsin Ödülleri açıklandı. BirGün muhabiri İsmail Arı ‘Yılın Gazetecisi’, Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç ise ‘Gazetecilik Onur Ödülü’ne değer görüldü. İzmir Gazeteciler Cemiyeti tarafından düzenlenen 59. Şehit Gazeteci Hasan Tahsin Gazetecilik Yarışması ödülleri 28 Temmuz 2026 Salı akşamı saat 18.30’da Alsancak Tarihi Havagazı Fabrikası Sanat Kafe’de sahiplerine takdim edilecek. İzmir Gazeteciler Cemiyeti’nden yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Gazeteci İsmail Arı, meslekteki başarılı çalışmaları, kamu yararını gözeten araştırmacı gazetecilik anlayışı ve halkın haber alma hakkına sunduğu katkılar nedeniyle İzmir Gazeteciler Cemiyeti tarafından ‘Yılın Gazetecisi Ödülü'ne layık görüldü. Gazetecilik mesleğine uzun yıllardır yaptığı katkılar, basın özgürlüğü ve meslek ilkelerinin korunmasına yönelik çalışmaları dolayısıyla Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç ise İzmir Gazeteciler Cemiyeti tarafından verilen ‘Gazetecilik Onur Ödülü’nün sahibi oldu.”
***
Faize kaynak var emekliye yok -Havva Gümüşkaya-
Yılın ilk yarısında merkezi bütçeden faize 1 trilyon 464 milyar lira aktarıldı. Emekli aylıklarının artırılması için kaynak tartışmaları sürerken faiz ödemeleri sağlık, eğitim ve sosyal güvenlik harcamalarının üzerine çıktı. (Saatte 69 asgari ücret yuttu) Asgari ücrete ara zam yapılmayan, emeklilerin aylıklarının açlık sınırının altında kaldığı dönemde Cumhurbaşkanlığı’nın saatlik ortalama harcaması yaklaşık 69 asgari ücrete ulaştı. Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın 2026 yılının ilk altı ayındaki harcaması toplam 8 milyar 486 milyon 566 bin TL oldu. Bu tutar ortalama olarak ayda 1 milyar 414 milyon 428 bin TL, haftada 325 milyon 512 bin TL, günde 46 milyon 502 bin TL, saatte 1 milyon 938 bin TL ve dakikada yaklaşık 32 bin 293 TL harcamaya karşılık geldi. Saray’ın bir aylık ortalama harcaması yaklaşık 50 bin 456 asgari ücret oldu. Saray’ın yalnızca bir günlük ortalama harcaması yaklaşık bin 659 asgari ücret, bir saatlik harcaması ise yaklaşık 69 asgari ücret tutarında gerçekleşti. https://www.birgun.net/haber/faize-kaynak-var-emekliye-yok-724238
***
Tarım geriliyor, ihracat büyüyor: Kazanan tekeller -Havva Gümüşkaya-
Çiftçi üretimden çekiliyor, tüketici her geçen gün daha pahalı gıdaya ulaşıyor, tarım ise ithalata bağımlı hale geliyor. Buna rağmen Türkiye, en büyük gıda ihracatçıları ligine oynuyor. Tarımda şirketlerin hakimiyeti giderek büyürken ihracattaki artış ne çiftçiyi zenginleştiriyor ne de tüketiciyi ucuz gıdaya ulaştırıyor. https://www.birgun.net/haber/tarim-geriliyor-ihracat-buyuyor-kazanan-tekeller-724240
***
Onarıcı adalet terk ediliyor -Deniz Güngör-
AKP’nin çocuk ceza adaletinde köklü değişiklikler öngören yeni yasa teklifi tepki çekti. İdare ve Gözlem Kurulları’nın çocuk cezaevlerine taşınmasını eleştiren hak savunucuları, onarıcı adalet sisteminin terk edileceğini vurguluyor.
Suça sürüklenen çocukları tartışmaya açan AKP iktidarının, çocukların yetişkin gibi yargılanması ve müebbet hapis cezası alabilmesini öngören düzenlemesine karşı tepkiler sürüyor. Suça sürüklenen çocuklara ilişkin AKP Grup Başkanlığı’nın hazırladığı yasa teklifi dün Meclis’te görüşülürken tasarıda dikkat çekici maddeler yer aldı.
Yasa teklifinde hükümlü çocukların bulunduğu çocuk eğitim evine dair düzenlemeye gidilmesi planlandı. Buna göre hükümlü çocukların doğrudan eğitim evine gitmesi uygulamasına son verilerek, önce kapalı ceza infaz kurumlarına gönderilmesi öngörüldü.
Ardından “iyi halli” olduklarının değerlendirilmesi halinde açık cezaevi statüsündeki çocuk eğitim evlerine geçişleri yapılacak. Ancak burada dikkat çeken bir diğer değişiklik teklifi ise çocukların “iyi halli” olup olmadıklarını denetleyecek kurumun Cezaevi İdari ve Gözlem Kurulu (İGK) olması oldu.
Yetişkin cezaevlerinde tutsakların infaz sürelerini “keyfi gerekçelerle” erteleyen İGK’nin çocuk cezaevlerine getirilmesi teklifi ise tepki çekti.
Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre 1 Temmuz 2026 tarihi itibarıyla ülkede toplamda 9 Çocuk ve Gençlik Tipi Cezaevi ve 5 çocuk eğitim evi bulunuyor. Ayrıca yine temmuz ayı itibarıyla cezaevlerinde toplamda 4 bin 593 çocuk bulunurken bunların 195’ini kız çocukları oluşturuyor. Ülkedeki tutuklu çocuk sayısının hükümlü çocuk sayısının yaklaşık 2,5 katı olduğuna dikkat çeken Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nden (CİSST) Hapiste Çocuk Teması Uzmanı Cansu Şekerci, teklif ile onarıcı adaletin terk edileceğine dikkat çekti.
Öte yandan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Göktaş, yaptığı açıklamada "amaçlarının çocuklara daha çok cezalandırmak olmadığını" iddia etti. Göktaş, "Amacımız suça sürüklenmeden önceki riskleri olduğu andan itibaren minimize etmek, ortadan kaldırmak" dedi.
ÇOCUĞU ASIL SORUMLU KILACAK
Şekerci, “İdare ve gözlem kurullarına verilen bu iyi hal değerlendirmesi, objektiflikten ve hukuki güvenilirlikten uzak sonuçların doğmasına zemin hazırlamaktadır. Üstelik çoğu çocuk, yargılamada zorunlu müdafilerle temsil edilmesi nedeniyle cezaları kesinleştikten sonra müdafinin de görevi sona erer. Bağımsız izleme ve destek mekanizmalarının dahil olamadığı bu sistemde, artık infaz sisteminde karşılaştığı kararlar ve yaptırımlar esnasında çocuğun hukuki yardımdan faydalanabilmesi ve etkili çözüm yollarına ulaşabilmesi neredeyse imkânsızdır.
Dolayısıyla yetişkin infaz sisteminde çokça tartışılan idare ve gözlem kurulları, çocuk ceza adaletinde katmanlı olarak sorun teşkil etmektedir” dedi. Bağımsız denetimden uzak çocuk cezaevlerinin çocuğun toplumla entegrasyonu ve suçla yeniden ilişkilenmesi ile mücadelede asıl engel olduğunu belirten Şekerci, “Bu değişiklik teklifi ile birlikte idare ve gözlem kurullarının iyi hal değerlendirmesi, sistemi görmezden gelerek çocuğu asıl sorumlu kılmaktadır” ifadelerini kullandı.
Şekerci, hükümlü çocukların önce kapalı cezaevine gönderilmesinin öngörülmesini çocuk adalet sisteminde daha ağır koşulların ana uygulama olmasına meşruiyet kazandıracağını belirtti.
Şekerci şöyle konuştu: “Zaten disiplin cezaları ve çok sayıda dosyaları olması sebebi ile azımsanmayacak sayıdaki hükümlü çocuk, hâlihazırda kapalı hapishanelerdedir. Onarıcı adalet için bu durumun bir sorun olarak görülüp çözüm aranması gerekirken bu değişiklik, daha ağır şartlarda hapsedilmeye ve kapalı hapishanelere bir meşruiyet kazandırır.”
Meclis önünde protesto edildi
Yasa teklifi dün çocuk hakları savunucuları tarafından Meclis önünde protesto edildi. Siyasi partilerin, milletvekillerinin ve kadın örgütlerinin katıldığı açıklamada, “15–18 yaş grubundaki çocukların ceza indirimini uygulanamayabilecek.
Bu düzenleme, çocukların bugüne göre çok daha ağır cezalarla ve yetişkin ceza rejimine daha yakın yaptırımlarla karşı karşıya kalmasının önünü açıyor” denildi.
Yapılması gerekenin sosyal inceleme raporlarının güçlendirilmesi, çocukların ateşli silahlara erişiminin engellenmesi ve koruyucu tedbirlerin geliştirilmesi olduğu vurgulanan açıklamada, cezaları ağırlaştırmanın tek başına çocukların suça karışmasını önlemediğine dikkat çekildi.
***
YÖK'ün depremzede öğrencilerle ilgili düzenlemesi uzatıldı.
Yükseköğretim Kurulu (YÖK), 6 Şubat 2023 depremlerinden etkilenen dört ildeki üniversite öğrencilerine tanınan özel öğrencilik hakkını bir yıl daha uzattı. https://www.birgun.net/haber/yok-un-depremzede-ogrencilerle-ilgili-duzenlemesi-uzatildi-724229
***
İBB Miras, Tevfik Fikret'in tarihi evi Aşiyan'ı restore ediyor
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, Türk edebiyatının ve düşünce tarihinin simge yapılarından biri olan Aşiyan’ın İBB Miras tarafından restore edildiğini açıkladı. Polat, restorasyon çalışmasıyla yalnızca tarihi yapıyı değil, "Cumhuriyet'e ilham veren aydınlık ruhu" da geleceğe taşımayı hedeflediklerini belirtti. https://www.birgun.net/haber/ibb-miras-tevfik-fikret-in-tarihi-evi-asiyan-i-restore-ediyor-724244
***
Yapay zekaya karşı işçi isyanı -Lavinya RESULOĞULLARI & Kayra AKBULUT-
Güney Kore’de Hyundai işçileri yapay zekâ ve otomasyon sistemine kullanımına karşı tarihi bir grevde. Üretim süreçlerinde yapay zeka ve insansı robot kullanımına karşı Hindistan’dan Amerika’ya dört bir yanda tepkiler artıyor.
Güney Kore’de Metal İşçileri Sendikası (KMWU), fabrikalarda yapay zekâ ve otomasyon sistemine kullanımına karşı tarihi bir grevde. Yerlerini insansı robotlara bırakma endişesiyle karşı karşıya kalan işçiler, 15 Temmuz’dan itibaren kademeli olarak iş bırakmaya başladı. Günlük iki saat ile başlayan iş bırakma eylemi 20 Temmuz’dan itibaren dört saate çıkarılacak.
Ocak ayında Hyundai, üretimde Boston Dynamics’in endüstriyel işler için geliştirdiği insansı robot modeli Atlas’ı kullanma planlarını açıkladı. Sendika ise “yeni teknolojileri kullanan bir robot bile anlaşma olmadan çalışmayacak” diyerek bu duruma yanıt verdi. Mayıs'ta bu planların hatları çizildi. Şirket, yatırımcılarıyla yaptığı görüşmede 25 binden fazla insansı robotun üretim tesislerinde yer alacağını açıkladı.
Yapay zekadan dolayı şirketlerden iş güvencesi isteyen sendikalı işçileri durumlarını şöyle ifade etti: “Robotların daha ustalaştığını gösteren haberler ve videolar, çalışanları geleceğe dair tedirgin ediyor.”
HYUNDAİ İŞÇİLERİ SINIRLARI ÇİZDİ
Hyundai açıklamalarında Atlas’ın “kas gücü” olarak kullanılacağını ve yalnızca işçiler için sakıncalı olabilecek görevleri üstleneceğini dile getirse de, sendika bu durumun tüm sektörün çalışma koşullarını aniden değiştirebilecek “istihdam şoklarına” sebep olabileceği konusunda uyarıda bulundu.
Sendika daha önce ücret veya emeklilik yaşı nedeniyle greve gideceklerini dile getirmişti. Bir süredir müzakerelerle uzlaşmaya varan emekçiler 2018’den beri ilk defa tam grev yoluna koyuldu. “Yarı iletken üretimi sektöründe ödenen ikramiyeleri gördükten sonra bu yıl biz de daha iyi tazminatlar bekliyoruz” diyen sendika firmaya karşı sınırlarını çizdi.
Neredeyse 10 bin sendika üyesi Seul merkezinde yaptıkları basın açıklamasıyla grev planını açıkladı. Otomasyon ve yapay zekâ sistemlerinin üretime entegre edilmesinde söz sahibi olmak isteyen emekçiler, gelecek kaygılarının yanı sıra performans primi olarak Hyundai’nin yıllık kazancının üçte birini talep ediyor. Bu da 73 bin işçi için 27 bin civarında bir bonusa denk geliyor.
Geçtiğimiz aylarda Samsung çalışanları tarafından da benzer bir çağrı yapılmıştı. Yapay zekâ ve çip ihtiyacıyla hisseleri yüzde 300 artan Samsung, çalışanların performansına rağmen prim sınırını değiştirmedi. Grev tehdidi sonrası ikramiyenin tavanını yükseltecek bir uzlaşma sağlandı. Hyundai bünyesindeki emekçiler de benzer sonuçlar umarken, aynı zamanda işlerini ellerinde tutacaklarına dair söz verilmesini istiyorlar.
HOOLYWOOD DA İSYANDAYDI
Yapay zekaya karşı “isyan” sadece fabrikaları ve üretim tesislerini kapsamıyor, Hollywood da ayağa kalmıştı. Geçen yıllarda Ekran Oyuncuları Birliği ve Amerikan Televizyon ve Radyo Sanatçıları Federasyonu (SAG-AFTRA) sektörün sorunlarının yanı sıra yapay zekâya karşı mücadeleyi sokaklara taşımıştı. Neredeyse 5 aylık grev sürecinde sendika bünyesindeki senaryo yazarları kalemlerini bırakmış ve oyuncular da film setlerinden çıkmıştı. Bu eylemler sonrası sinema-televizyon sektöründe yapay zekâya dair koruyucu kararlar konusunda uzlaşmaya varılmıştı.
ENDÜSTRİYEL ROBOTLAR TEHLİKESİ
Yapay zekâ teknolojilerinin ilerleyişiyle ortaya çıkan insansı robotlar ise emekçilerin yerini almaya aday. Fakat iş yerlerinde değişime neden olan yalnızca “insansılar” değil. Uluslararası Robotik Federasyonu’na göre, son on yılda endüstriyel robotların üretimdeki yeri iki katına çıktı. Bunun yanı sıra, çalışanların iş dağılımı, denetlenmesi ve değerlendirilmesi gibi algoritmik yönetim sistemleri de çalışma alanlarına entegre ediliyor. Türlü şekillerle işçilere uzanan bu yapay zekâ modellerinin eğitimi ise yine emekçilere düşüyor.
YERLERİNİ ALACAK ROBOTLARI EĞİTİYOR
Hindistan’daki tekstil işçileri için artık günlük görevlerden biri dikiş ve paketlemenin yanı sıra kafa kamerası takmak. İmalathanede müdürler tarafından sebebi söylenmese de, işçiler mesai boyunca yaptıkları işi artık kayıt altına almak zorundalar.
“İlk başta komik olduğunu düşündük” diyen tekstil işçileri, The Guardian’a verdikleri röportajda zamanla izlenme dürtüsüyle atmosferin değiştiğinden bahsettiler. Rutin olarak yaptıkları işte verimliliklerinden dolayı şüpheye düştüklerini, hata yapmamak için daha dikkatli davrandıklarını ifade ettiler. Gözetim alanında işlerine devam etmeye çalışan emekçilerin bilmediği şey ise elde edilen bu videoların ne için kullanılacağı.
“Egosentrik veri” adı altında kaydedilen bu görüntüler, emekçilerin el hareketlerini ve üretim sürecini gösteriyor. Objectways veya Labellerr gibi teknoloji firmaları tarafından toplanan bu veriler ise ileride işçilerin yerini alabilecek insansı robotlar geliştirmek için robotik şirketlerine satılacak. Tekstil emekçileri ise sadece başlangıç. Depolar, dükkanlar ve fabrikalarda çalışan işçilere ait milyonlarca veri de kapsamlı modeller için gerekli olacak.
SÖMÜRÜYE HER DAİM DEVAM
Hindistan bu pazarda üstünlük elde eden bir ülke. Emek odaklı endüstrilerin yoğunluğu teknoloji şirketleri için geniş bir palet açarken veri kaydının saatlik ücreti ise diğer ülkelerin yarısından daha az. Burada toplanıp temize çekilen verilerin yüzde 60’ı ABD’li firmalara gönderiliyor.
Ancak bu veriyi üreten emekçiler ne kullanım amacı hakkında bilgiye sahip, ne de karşı çıkma hakkına. İstihdamın güvensiz olduğu çalışma ortamlarında ise emekçiler işlerini kaybetme korkusuyla rıza vermek zorunda kalıyor. İstismara kapı açan bu durumda imalathaneler toplayıcı firmalardan saat başı para alırken işçiler kendi ürettikleri veriden ücret bile talep edemeyecek noktada. Teknoloji şirketleri yapay zekâ rekabetini daha yukarı noktalara taşırken arkada bırakılan işçi sınıfının emeği bu sektöre yakıt olmaya her daim devam ediyor.
ÇEVREDEN ÇALDIKLARI
Yapay zekâ sadece işçiye ve emekçiye zarar vermekle kalmıyor, bir yandan çevreyi tüketmeye, interneti mahvetmeye de devam ediyor.
Dünya’da yeraltı suyunun yalnızca %3’ü temiz su ve tüm suyun %0,5’i insan tüketimi için erişilebilir ve güvenli. Bir insan susuz ortalama olarak yalnızca 3 gün yaşayabilir. Artan kuraklık ve su kesintileri suyun erişilebilirliğini azaltıyor. Bu esnada veri merkezler, yapay zeka taleplerini karşılayabilmek için kullandığı enerjiyi arttırdıkça aşırı ısınma ve olayı hasarları önlemek için işlemci çipleri soğutmak amacıyla daha fa fazla su tüketiyor. Kaliforniye Üniversitesi’nden uzmanlara göre her 100 kelimelik yapay zeka komutu 1 şişe suya tekabül ediyor. Küçük görünebilir ama Chatgpt ve Gemini gibi sayısız devasa yapay zeka mecraları göz önüne alındığında sistemlerin su tüketimi korkunç seviyelere çıkıyor.
AI’ya yaptığınız her talepte veri merkezine istekte bulunur ardından, sisteme güç veren bu veri merkezleri sistemleri soğuk tutmak için inanılmaz ölçüde su harcıyor. Orta boyutta bir veri merkezi bile tek başına küçük bir kasaba kadar su harcıyor, büyük olanlar ise yaklaşık 50.000 kişilik bir şehir kadar.
AI veri merkezleri dünyadan fazlasıyla kaynak harcıyor. Yapay zeka sistemleri geçtiğimiz sene tek başına 765 milyar litre içme suyu harcadı, bu miktar dünyadaki şişe su endüstrisinin tamamının harcadığı miktardan fazla. Kullanılan suyun bir kısmı geri gelebilse (yalnızca %20’lik bir oranda) de bu su sistemleri özellikle kurak veya yeraltı su kaynaklarının tükendiği yerleri zorlayabiliyor. Google’ın Arizona’da yer alan veri merkezi tek başına yıllık 5.5 milyon metre küp su harcıyor, Afrika’da 753.000 ihtiyaç sahibi insanın yıllık temel su tüketimini de karşılayabiliyor.
AI sadece bununla kalmayarak çok fazla elektrik tüketiyor. Yapay zeka tek başına bir ülke olsaydı, 2025'teki elektrik tüketiminde dünyada 39. sırada yer alırdı; bu sıralama Finlandiya ve Belçika gibi ülkelerin üzerinde. Bu elektrik, dünyanın 6. büyük ülkesi olan ve 224 milyon nüfusa sahip Nijerya'nın tüm enerji ihtiyacını iki yıldan fazla süreyle karşılayabiliyor. 2023’te ABD veri merkezleri saatte 176 terawat elektrik tüketiyordu, bu miktar koca bir ülke olan İrlanda’yla aşağı yukarı aynı. ABD çapında yapay zekanın kullandığı elektriğin %56’sı fosil yakıtlardan sağlanıyor.
İNTERNET ARTIK İNSAN DEĞİL
İnternet oluşturulurken ekranın diğer ucunda bir insanın olacağını varsayarak oluşturulmuştu. Bu varsayım artık geçerli değil. Cloudflare Radar platformunun son açıkladığı verilere göre AI internet trafiğinin yarısından fazlasını oluşturuyor. Rapora göre AI botları şu an dünyadaki tüm internet trafiğinin %57,4’ünü oluştururken insanlar yalnızca %42,6. Cloudflare CEO’su Matthew Prince robotların insanları geçişinin 2027 yılında olacağını tahmin ediyordu, ancak bu tahmin beklenenden erken bir şekilde geçtiğimiz Haziran ayında gerçekleşti.
NASIL BU KADAR YÜKSELDİ?
AI botlar kendilerine sorulan sorularda cevabı kendileri üretmiyor, araştırıyor. İnsanların AI olmadan yaptığı gibi farklı internet sitelerine giriyor. İnsanlar kendileri araştırmaktansa AI’ye soru sormanın sonucu olarak bu web sitelerinin ziyaretçilerinin çoğunluğunun AI olmasıyla sonuçlandı. İnsanlar içeriklerle etkileşime geçme konusunda hâlâ önde olsa da AI web sitesi ziyaretlerinde insanları geride bırakmış durumda.
HER BÖLGEDE AYNI MI?
Tabii bu oranlar bölgeden bölgeye değişiklik gösteriyor. Kuzey Amerika’da bot oranı %68,6 insan oranı %31,4 olarak hesaplanıyor. Amerikan Orta Batısı’nda ise verilerde insan oranı %54,5 robot oranı %45,5. İnternetin en çok kullanıldığı saatlerde Cebelitarık’ta internet trafiğindeki bot oranı %97’ye kadar çıkabiliyor. Küba ve Laos gibi başka ülkeler ise %80,8 ve %84,7 insan trafiği oranlarıyla spektrumun bir diğer ucunda duruyor. Verilerde daha büyük bölgelerde AI trafiği daha fazlayken küçük bölgelerde insan trafiği hâlâ daha yüksek.
ÖLÜ İNTERNET TEORİSİ
Geçtiğimiz yıllarda ‘’Ölü İnternet Teorisi’’ olarak geçen kavrama ilgi arttı. Teori çevrimiçi aktivitelerin insanlar tarafından yapılma oranının azaldığı yönünde. Ölü İnternet Teorisi’nin arkasındaki ana fikir internetin aktivitelerinin çoğunun AI ve robotlar tarafından yapılması. İlk çıktığı 2010’ların son döneminde teori fazlasıyla abartılı bulunurken şu an Cloudflare raporlarıyla birlikte aksini söylemek gittikçe zorlaşıyor. Ek sonuçlar göz önüne alındığında durumun sonuçları daha da endişelendirici hale geliyor: Facebook içeriklerinin %40’ı botlar tarafından oluşturuluyor. Müzik platformu Deezer Nisan ayında, platformda yeni çıkan şarkıların %44’ünün AI tarafından oluşturulduğunu açıkladı. Axios bir raporunda internetteki makalelerin tümünün %52’sini AI’ın oluşturduğunu öne sürüyor.
AI EN ÇOK UZUN İÇERİKLERDE
Bir başka platform Pangram’ın araştırmasında taranan tüm içeriklerin ortalama yapay zeka oranı %13,8, ancak belirli oranlar platforma ve öğe uzunluğuna göre değişiklik gösterdi. Beş platformdan dördünde, daha uzun içeriklerin kısa içeriklere göre yapay zeka tarafından oluşturulma olasılığı daha yüksek. Tüm platformlarda, uzun metinli içeriklerin dörtte biri (250 kelimeyi aşan içeriklerin %25,72'si) tamamen yapay zeka tarafından oluşturulmuş.
/././
Balkanların gizemli ülkesi Makedonya notları: Kardeş Mahalleler’den eser yok -Veysel Ferman-
Kuzey Makedonya’nın her yanında sayıları giderek artan kilise ve camilerle karşılaşıyorsunuz. Adeta kimlik ve inanç yarışı yaşanıyor! Tito’nın farklı kimlik ve inançların bir arada kaynaşmasını amaçlayan “Kardeş Mahalleleri”nden eser yok şimdi.
“Tebdili mekânda ferahlık vardır” boş yere dememiş atalarımız. Gezmek, farklı yerler görmek belki fiziksel anlamda insanı yorabiliyor ama zihinsel olarak insanı hem dinlendiriyor hem de ufkunu açıyor. Hele yanınızda gezdiğiniz yerleri derinlemesine bilen Mehmet Ö. Alkan gibi bir hocanız varsa.
Üç günlük Kuzey Makedonya turumuzda Başkent Üsküp (Skopje) Gostivar ve Tetovo (Kalkandelen) şehirlerini görme şansına sahip olduk.
Üsküp‘e girerken sizi Vodno dağının tepesindeki büyük haç karşılıyor. Adeta sizi “kutsuyor.” Nereden bakarsanız bakın hep karşınızda. Ülkenin her yanında sayıları giderek artan yeni yapılan kilise ve camilerle karşılaşıyorsunuz. Bir bakıma kimlik ve inanç yarışı yaşanıyor. Tito’nın farklı kimlik ve inançların bir arada yaşamasını ve kaynaşmasını amaçlayan “Kardeş Mahallelerinden” eser yok şimdi.
Yugoslavya çözülürken “Kardeş mahallelerde” çözülmüş, kimlik temelli yaşam alanları oluşmuş çoktan.

YENİ VE ESKİ ÜSKÜP
Vardar nehri üzerindeki tarihi Taşköprü (Fatih Sultan Mehmet Köprüsü) Osmanlılardan günümüze kalan en önemli yapı ve şehrin simgelerinden.
Müslümanların çoğunlukta olduğu eski Üsküp ve Hristiyanların çoğunlukta yaşadığı yeni Üsküp’ü birleştiriyor. Bir geçiş köprüsü gibi.
Üsküp’ü tahayyül ederken daha otantik tarihi bir yer bekliyor insan. 522 yıllık Osmanlı hâkimiyeti söz konusu. Ama tablo çok öyle değil. Üsküplü olan Yahya Kemal Beyatlı’nın “Kaybolan Şehir “şiirinde anlattığı “yalnız bizimdi, bizlere benzerdi, bizdi o” dediği şehirden çok az eser kalmış geriye. 1963 depremi de büyük bir yıkım yaratmış Üsküp’te.
Üsküp Yugoslavya’nın çözülmesinden sonra bir kimlik inşa sorunuyla karşı karşıya kalmış.
KENTE KARAKTERİNİ VEREN HEYKEL
Sonradan bir ulusçuluk inşa edilmiş, bu yanıyla eklektik bir kent olmuş. 2000’li yıllardan sonra inşa edilen bu ulusçuluk kendisini Avustralya diasporasından sağlanan paralarla yapılmış heykeller ve binalarla görünür kılmış. Üsküp bir heykeller kenti ve tabii kentin Meydanı’ndaki büyük İskender heykeli kente karakterini veriyor. Makedon ve İskender kimliği üzerinden Yunanlarla yaşanan gerilim şimdilik Kuzey Makedonya adıyla çözülmüş.
Yugoslavya’nın çözülüşünden sonra bir dönem Suudi Arabistan, İran Türkiye arasında bir nüfuz alanı kavgasının da parçası olmaktan kendini kurtaramamış.
VARDAR NEHRİ’NİN İKİ YAKASI
Üsküp üç tepenin altında bir ovada kurulmuş uzun ince bir nehir şehri. Vardar nehrinin iki kıyısında kurulmuş güzel bir şehir. Eski şehri çevreleyen Üsküp Kalesi yılların tahribatına rağmen şehri selamlamayı sürdürüyor. Eski şehrin göbeğindeki Murat Paşa cami hala daha sokağından su içilebilen bir yer.
Eski şehri tabii ki anlamlandıran Çarşısı. Çarşıda hakim olan dil Türkçe. Kimliklerden söz ederken Arnavut mahallelerindeki ABD bayrakları sizi şaşırtmasın.
Şehir merkezinin dışında görülebilecek yerlerden biri de Matka Kalyonu. Yoğun bir ziyaretçi akınına maruz kalıyor suyu ve havasıyla. Gidildiğinde görülmesinde fayda var.
BEKTAŞİLİĞİN MERKEZİ KALKANDELEN
Şar Dağı eteklerinde Pena nehri kıyısında ki Kalkandelen bugün ki adıyla Tetovo Balkanlar’da Bektaşiliğin en önemli merkezlerinden.
Ve kent merkezine yakın bir tepenin eteğindeki Harabati Baba Tekkesi eşi benzeri olmayan Bektaşi geleneğinin ana üslerinden. Sersem Ali Baba tarafından kurulan bu merkez 11 adet yapıdan oluşuyor.
Balkanların İslamlaştırılmasında tarihçi Ömer Lütfi Barkan’ın deyimiyle kolonizatör bir rol oynayan Bektaşi Dervişleri Osmanlı’nın askerinden önce bölgeye geliyor. Hegemonya önce dervişler eliyle kuruluyor. Bektaşi Dervişlerinin yaşam tarzları açısından Hristiyan toplumla doğal ve özgür ilişkiler kurabilme özellikleri Osmanlı’nın bölgeye girişinde yumuşatıcı bir işlev görüyor.
TİTO’NUN KALDIĞI BEKTAŞİ TEKKESİ
Harabati Baba Tekkesi o dönemlerde sadece dini, uhrevi bir merkez değil, aynı zamanda askeri, siyasal bir merkez niteliğinde. Tito’lu Yugoslavya dönemlerinde Kültür Bakanlığı’na bağlı bir turizm alanı olarak faaliyet gösteriyor. Mareşal Tito da tekke içindeki hotelde zaman zaman kalıyor. Erdoğan’ın da hapisten çıktıktan sonra bura kaldığı, Ömer Çelik, Hayati Yazıcı’nın da eşlik ettiği gezide AKP’nin kuruluş adımlarının burada atıldığı söyleniyor.
Ne yazık ki bu büyük tarihi miras statüsüzlük, tapusunun belirsizliği nedeniyle ilgisizlik ve sahipsizlikten ötürü çökmek üzere.
Kalkandelen’de görülmesi gereken başlıca yerlerden biri de Osmanlı dönemini yansıtan en önemli örneklerden biri olan Alacami. Paşa cami olarak da bilinen cami iç ve diş süslemeleri ile dikkat çekici.
Bir ülkenin tarihsel izleğini görmek açısından öğretici bir ülke Kuzey Makedonya.
/././
Tercihleri ideolojik -Feray Aytekin Aydoğan-
Sınav sistemi değişikliği ile birlikte fen liselerinin kontenjanları hızla azaltılırken, fen ve sosyal bilimler imam hatiplerin sayı ve kontenjanları artırıldı. Çocuklar içinden çıkılamaz bir cendere ile karşı karşıya bırakılıyor.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) düzenlediği Liseye Geçiş Sistemi (LGS) sınavının sonuçlarının açıklanmasıyla liselerin kontenjanları da duyuruldu.
Fen lisesinde okumak ülkemizin çocukları için gelecek hayallerinin gerçek olmasıydı. Fen liselerinde okuyan çocuklar ülkemizin geleceği açısından da umut vericiydi. Son 6 yılda fen liselerinin kontenjanları 7 bin 950 azaltıldı.
2017’de liselere geçişte sınav sisteminde değişiklik yapıldı. Bu değişiklikten önce ise 1 Eylül 2016’da yapılan düzenleme ile “Fen ve Sosyal Bilimler Programı/Projesi Uygulayan Anadolu İmam Hatip Liseleri” adıyla yeni bir okul türü oluşturuldu.
Sınav sistemi değişikliği ile birlikte fen liselerinin kontenjanları hızla azaltılırken fen ve sosyal bilimler imam hatiplerin sayı ve kontenjanları artırıldı.
Merkezi sınavla öğrenci alan fen liseleri ve fen ve sosyal bilimler programı uygulayan imam hatiplerin sayısı arasındaki uçurum her geçen yıl açılıyor.
İMAM HATİPLERİN KONTENJANI KATLANDI
İstanbul’da merkezi sınavla öğrenci alan 23 fen lisesi var. Kontenjanları toplamda 2 bin 40. Son 6 yılda kontenjan 1496 azaltıldı. Sınavla öğrenci alan fen ve sosyal bilimler imam hatiplerin sayısı 108’e, kontenjanları ise 7 bin 456’ya ulaştı.
Ankara’da merkezi sınavla öğrenci alan 19 fen lisesi var. Toplam kontenjanları 686. Son 6 yılda kontenjan 1202 azaltıldı. Sınavla öğrenci alan 52 fen ve sosyal bilimler imam hatip, 2 de fen ve teknoloji programı uygulayan imam hatip olmak üzere 54 fen imam hatip var. Toplam kontenjanları 2 bin 790.
İzmir’de sınavla öğrenci alan 7 fen lisesi var. Kontenjanların toplamı 630. Son 6 yılda 204 azalmış. Sınavla öğrenci alan 24 fen ve sosyal bilimler imam hatip var. Kontenjanları ise 1246.
Ülke genelinde, çok sayıda ilde benzer bir tablo var. Bu tablonun karşısında da sorulacak çok sayıda soru var.
Tüm çocukların en temel hakkı olan kamusal, nitelikli eğitimin adı olan fen liselerinin sayısı neden sınırlanıyor? Kontenjanları neden her yıl azaltılıyor?
Fen liselerinin kontenjanları azaltıldığı her durumda istediği okula, okul türüne, akademik eğitime erişemeyen çocukların özel okullara mecbur bırakıldığı bir zorunluluk eğitim hakkı ihlali değil mi?
1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu imam hatip liselerini “imamlık, hatiplik ve Kur'an kursu öğreticiliği gibi dinî hizmetleri yerine getirecek elemanları yetiştirmek üzere açılan meslek okullarıdır” ifadesiyle tanımlıyor. Milli Eğitim Kanunu eğitimde temel bağlayıcı kanundur. Milli Eğitim Temel Kanunu’na rağmen nasıl farklı bir okul türü uygulanabiliyor?
Fen liseleri ve sosyal bilimler liselerinin sayıları ve kontenjanları neden artırılmak yerine azaltılıyor?

YAYGINLAŞTIRILIYOR
Bu uygulama yalnızca fen ve sosyal bilimler imam hatip liseleriyle de sınırlı değil. Güzel sanatlar imam hatip, spor imam hatip, uluslararası yabancı diller imam hatip gibi isimler adı altında tüm okul türlerini imam hatipleştiren bir okul türü yaygınlaştırılıyor.
Merkezi sınavla öğrenci alan okullarda yaşanan durum adrese dayalı yerleştirmede de çocukların karşısına çıkıyor. Her iki durumda da istedikleri okul türüne yerleşemeyen çocuklara var olan okullar (imam hatip ve meslek liseleri) dışında bir seçenek bırakılmıyor. Çocuklar istemedikleri okul türüne yerleştikleri durumda ise veliler özel okullara ciddi rakamlar harcamak zorunda bırakılıyor. Ya da yoksulluğun, eğitimde eşitsizliğin sonucu çocuklar örgün eğitim dışına çıkıyor veya MESEM’lerde şirketler için çocuk yaşta bedava işgücü oluyor.
Çocuklar içinden çıkılamaz bir cendere ile karşı karşıya bırakılıyor.
Bu yıl akademik liselerdeki (fen, anadolu, sosyal bilimler) kontenjan 3 bin 624 daha azaltıldı. Bu yıl çocuklar daha da büyük bir cendere ile karşı karşıya. Özel okul patronları için siyasi iktidarın bekası için, çocukların şirketlere bedava iş gücü olması için atılan her adımda kaybeden çocuklar oluyor.
/././
Hoyrat ve zalimane bir iradeyle karşı karşıyayız -Semra Kardeşoğlu-
Gazetecilerin zor anında yanında olan Önderoğlu, RSF’nin 30 yıllık temsilcilik görevini bıraktı. Çocukluğu Refahiye - Lille-Kaynarca arasındaki göçlerle geçen Önderoğlu, “Artık biat gazeteciliği hâkim. Baskı iradesi ise çok daha zalimane” diyor.
Gazeteci Erol Önderoğlu, geçtiğimiz hafta 30 yıldır sürdürdüğü Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) Türkiye Temsilciliği görevini bıraktığını açıkladı.
RSF, Erol ile o kadar bütünleşmişti ki ikisini birbirinden ayrı düşünmek çok kolay değildi. Tam olarak ilk nerede ne zaman karşılaştığımızı hatırlamıyorum.
Yine muhtemelen tutuklu gazetecilerin serbest bırakılmasına yönelik bir yürüyüş ya da basın açıklaması.
Yıllarca gazetecilere yönelik hemen her hak ihlaline karşı çıkışta Erol oradaydı. Bir gün babasının bir işçi olarak Fransa’ya gittiği yıllardan söz edince onun bizim görmediğimiz bir özel hayatı olduğunu fark ettim.
Çünkü durum öyle bir hal aldı ki Erol sanki adliyede yaşıyor, bir basın açıklaması olduğunda oradan çıkıyor. Ya da bir yürüyüş oluyor bir gazetecinin serbest bırakılması çağrısıyla, Erol ara sokaklardan bir yerlerden çıkıp geliyor.
Kısaca onun bir başka yaşamı sanki hiç yok gibiydi. Bu ayrılık haberi geldiğinde kimdir Erol Önderoğlu yakından tanımak tanıtmak istedim bilmediğimiz yönleriyle de. Çocukluğundan başlayan süreç aslında bir ülkenin göçler tarihi gibi.
Bir sohbette babanın Fransa’ya tek kelime dil bilmeden giden bir işçi olduğunu söylemiştin. Sen nereden katıldın bu yolculuğa.
İstanbul’da doğdum. Annem babam 1971’de Fransa’ya gitti. Beni ve iki kardeşimi Erzincan’ın Refahiye ilçesindeki köyde yaşayan dedemin yanına bıraktılar.
Ne kadar sürdü bu ayrılık anne babadan?
2,5 -3 yıl. Annem babam bir yaz geldiler 4 yaşındayım. Bizi aldılar. Bu arada Fransa’da bir kardeşimiz olmuştu. Aile birkaç yıl sonra bir araya gelebildi.
Refahiye’nin bir köyünden Fransa’ya zor olmalı. Paris mi?
Paris’e iniliyor uçakla sonra trenle kuzeyde Lille şehri. Babam demiryollarında çalıştı birkaç sene. Sonra ağır iş kazası geçirince bir şarküteride çalışmaya başladı. Biz eğitimimizi o şehirde sürdürdük. 80’li yılların ilk yarısında gurbetçilerin kendi ülkelerine dönmeye başladılar. Babam "Hadi bu kadarı iyi, siz de büyüdünüz" dedi. Onun hesabı tabii ki anlaşılabilir fakat biz sunulan standartları kullanıyoruz, eğitim imkanlarımız gayet iyi. Kendimizi bir anda İstanbul Kaynarca’da bulduk. 1985’in sonu.
REFAHİYE’DEN LİLLE’YE ORADAN KAYNARCA’YA
Ne hissettin bu yeni adresinde?
Avrupa’dan altyapının, asfaltın olmadığı, elektrik direklerinin zor durduğu bir yere dönüyorsunuz. Okula giderken ağır fabrika kokusu var, sokaklar yeterince aydınlatılmamış. Aile bir karar alıyor ama bu kararlar o gence uymayabilir. Ben bir çukura düşmüş gibi hissettim kendimi ve o çukurdan çıkmam 10 yıldan fazla zamanımı aldı.
Lise bitince ne yaptın ?
Zaman kaybetmemek için Fransız Filolojisi’ne girdim, İstanbul Üniversitesi, 1989 -1993 arası. Üniversite soluk almamı, geleceğe dair hedeflerimi yeniden koyabilmemi sağladı. Hem okula devam ettim hem de restorasyon işleri yaptım.
MABEYN KÖŞKÜ’NÜN VARAKLARINI YAPTIM
Ne tür bir restorasyon?
Altın varak işleri yapıyordum. Mesela Beşiktaş’ta Büyük Mabeyn Köşkü vardır, Cumhurbaşkanlığı’nın bir birimi oldu; orada altın varak işini, tavan işini yaptım. Kaynarca’da bir arkadaşım yaparken öğrendim bu işi. Fener Rum Patrikhanesi, Kadıköy’deki kiliselerde çalıştım. Bağdat Caddesi’nde daire boyadım, otellerde resepsiyonistlik böyle pek çok iş.
Askerlik dönüşü bir arkadaşım IPS İletişim Vakfı’nda arşivci arandığını söyledi. Başvurdum ve kabul edildim.
Nadire Mater ve Ertuğrul Kürkçü dış habercilik yapıyordu, Nadire RSF’ye gazetecilerin durumuna ilişkin kısa haberler yazıyordu. Ben de yazayım dedim, Fransızca biliyorum, RSF’yi tanıyorum. Sonra "Türkiye büromuz olun” teklifi geldi RSF’den. Nadire temsilci, ben de muhabir, işe giriştik. Nadire sonradan Bianet projesine başlayınca işi ben sürdürdüm. Metin Göktepe cinayetinin aydınlatılması, Işık Yurtçu’nun tutukluluğu, mesleki örgütlülük ve diğerleri. 30 yıllık süreç için çok kişiye teşekkür borçluyum ama sanırım bunun başında ailem gelmeli.
AHMET ŞIK PASI RAGIP’A O DA NEDİM ŞENER’E VERİYOR
Bir oğlun var değil mi?
Evet, bakın bir olayı anlatayım. Bir gün evde oğlum top oynuyor ve bir şeyler mırıldanıyor. Dinledim, futbol yorumcusunu taklit ediyor. Şöyle diyordu: "Ahmet Şık pası Ragıp Zarakolu’na veriyor, Ragıp Zarakolu koşuyor pası Nedim Şener’e veriyor..." Çocuk o kadar benim işimin içinde, kendinize biraz dönüp bakıyorsun tabii. Dolayısıyla oğlum basın özgürlüğü hafızasını taşıyan gençlerden biri oldu.
Senin için en kritik olaylar, dönemeçler hangileri oldu?
İz bırakan çok şey oldu. Mesela Musa Anter, hiç tanımadım fakat Musa Anter’in toplumsal uzlaşıcı söylemi, gazeteciliği, dil bilimi, yani toplumda temsil ettiği sembol benim için önemliydi. Babamla ilk defa bir eyleme gittim hayatımda, o da Sivas Katliamı’nda hayatını kaybedenlerle ilgili Şişli ve Mecidiyeköy’de yapılan yürüyüştü. Metin Göktepe’yi hiç tanımadım ama Metin Göktepe için çıktığımız yolda bugünkü dostluklarım da kuruldu. Afyon’daki duruşmaya katılmak için yaptığımız yolculuk üzerinden. Hrant ile tanıştım ve onun dünya görüşünü hiç unutmayacağım. Tüm bunlar acı ama bizi dirençli kılan kişiler oldu.
Yaptığın işten dolayı tehdit aldın mı? Baskı gördün mü?
Oldu elbette. Ama zannediyorum Avrupa Birliği reform sürecinde tüm kamu kurumlarının AB fonları almış olması ılımlı bir hava yaratmıştı. İşlerin yeniden gerildiği dönem Gezi süreci oldu. Gazeteci Ahmet Şık’ın 15 gün arayla kafasına gaz kapsülü atıldı. Yaka paça gözaltına alınan gazeteciler oldu. Sertleşen ve cezasızlığı tadan kamu gücünün ilk işaretlerini yaşamış olduk. 2015’te barış sürecinin son bulmasıyla çok büyük bir baskı süreci başladı.
30 yılda basın özgürlüğüne yönelik neler değişti?
90’lı yıllarda izole bir ülke vardı ve askerin ağır gölgesi üzerinde olan. Ama yüksek bürokrasinin bir hukuk devleti, demokrasi, Batı reformları diye hedefleri vardı. 30 yıl sonra Türkiye yine izole bir devlet fakat kendi içine kapalılığını daha çok bir "bölgesel güç" projesi içerisinde gösteriyor. Tercihini militarist ya da bölgesel güç tasarımıyla değil de daha çok bir medeniyet projesinde konumlandırabilirdi. Ama burada AB sürecinde karşılıklı yapılan yanlışlara gidiyoruz...
İşin özü; bugün Türkiye’de iktidarın herhangi bir şekilde temel özgürlükler, demokratik değerler, hukuk devleti, yargı bağımsızlığı, çoğulcu medya gibi bir önceliği yok. Bugün bu duruş çok daha öz güvenli, çok daha hoyrat ve çok daha vatandaş üstü bir yapı. Vatandaşının iradesinin çok üzerinde kararlar alıyor. Dolayısıyla sivil toplumun da insan hakları hareketinin de gazeteciliğin de etki marjı oldukça sınırlı bugün. NATO zirvesi öncesinde girişilen tutuklamalara bakın.
Önderoğlu, gazetecilerin hak mücadelesinde daima yer alacağını söyledi.
Gazetecilik geleneği yok oldu.Geçmişte bir gazeteci tutuklandığında hemen her yayın kuruluşundan az ya da çok ses çıkaran olurdu, İstiklal’de yürünürdü. Sonra değişti. Oysa halen sorunların bir bölümü ortak. Kıdemli muhabir asgari ücrete yakın maaş alıyor. Buna rağmen ortak mücadele zemini ortadan kalktı mı?
Bu soruyu çok anlamlı buluyorum. 90’lı yıllara bakalım, bir sermaye medyası vardı ve bir de bağımsız gruplar vardı. Sermaye medyası iki büyük sermaye çevresi tarafından idare ediliyordu. Herkes Ankara’nın askeri vizyonunun baskısı altında bulunuyordu ama kendi çıkarlarını yaşatma misyonu da vardı bu medya kuruluşlarının. Bir ana akım medyası vardı. Bir Hürriyet gazetesini bin bir gerekçeyle eleştirebilirdiniz.
Fakat o haberleri çeşitliliği, gazetecilik iradesini sayfalara taşıyan editoryal bir süreç de vardı. Köklü bir gazetecilik geleneğinden yetişmiş insanlar vardı. Temel insan hakları konularında sözünü esirgemeyen köşe yazarları çoktu; Yalçın Bayer, Umur Talu, Nazım Alpman ve birçoğu aramızda olmayan isimler.
Bir de gazetecinin kendi karakteri vardı, çizgileri vardı. O çizgiler patron, iktidar ya da asker için de geçerliydi. Şimdi bakıyoruz; Cumhurbaşkanı’nın uçağına kim bindi? E peki yargılanan gazeteciler hangileri? Baktığınız zaman yolunda gitmeyen bir şey var. Yani bugün medyanın yüzde 80’i iktidar çevresindeki finans dünyasından. "Yok mu bir köşe yazarı bu cinayetle ilgili, bu işkenceyle ilgili, bu tutuklamayla ilgili gerçeği yazacak?" diyorsunuz, belki bir yazar çıkıyor.
Ne diye özetleyebilirsin bu anlattıklarını, “Neydik ne olduk?”
Birey gazetecilikten biat gazeteciliğine geldik. Gazetecinin gündemini belirleme iradesi bugün yok. Editoryal bağımsızlığın olmaması zaten RSF için son 10 yılda Türkiye ve başka ülkelerde en çok zorlandığımız süreç oldu.
Ve tabii ki daha da önemlisi medyanın şeffaflığı, sermaye şeffaflığı, editoryal bağımsızlığı ve etik gazetecilik prensipleri. Medyanın %80 ya da %20’lik dilimlerde tutulmasını bırakalım, bu politik kutuplaşmanın ilk elden zarar verdiği mesele bağımsız gazetecilik ve etik gazetecilik. "AK Parti medyası", "CHP medyası" analizleri bağımsız gazeteciliğin özünün gitgide gündemimizden çıktığını gösteriyor. Etik gazetecilik, şeffaf yapı, editoryal bağımsızlık... Bunlar sadece gazeteciler açısından değil nitelikli bilgiye erişim açısından bir güvence.
/././
Şanlıurfa'da bir kadın doğum sonrası hayatını kaybetti: Doktor tutuklandı.
Şanlıurfa'da sezaryen doğumun ardından fenalaşarak sevk edildiği hastanede yaşamını yitiren Edanur Yaman'ın ölümüne ilişkin soruşturmada kadın hastalıkları ve doğum uzmanı Dr. Münevver Zehra Davutoğlu, "taksirle ölüme neden olma" suçlamasıyla tutuklandı.
Şanıurfa’da, özel bir hastanede doğum yaptıktan sonra tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitiren Edanur Yaman’ın ölümüyle ilgili yürütülen soruşturma kapsamında kadın hastalıkları ve doğum uzmanı Dr. Münevver Zehra Davutoğlu tutuklandı.
Olay, Şanlıurfa’da özel bir hastanede meydana geldi.
İddiaya göre Edanur Yaman, 14 Temmuz 2026 tarihinde saat 11.30’da özel bir hastanede doğum yaptı.
Sezaryen doğumun ardından sağlık durumunun ağırlaşması üzerine hasta, 15 Temmuz 2026 tarihinde ileri tetkik ve tedavi amacıyla Harran Üniversite Hastanesine sevk edildi.
Yoğun bakımda tedavi altına alınan Yaman, doktorların tüm müdahalelerine rağmen dün saat 01.00 sıralarında yaşamını yitirdi.
Olayın ardından Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından adli soruşturma başlatıldı. Soruşturma kapsamında gözaltına alınan kadın hastalıkları ve doğum uzmanı Dr. Münevver Zehra Davutoğlu, emniyetteki işlemlerinin ardından sevk edildiği nöbetçi mahkemede ‘taksirle ölüme neden olma’ suçundan tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Hastanın kesin ölüm nedeninin yapılacak adli tıp ve tıbbi bilirkişi incelemeleri sonucunda belirleneceği belirtilirken, soruşturmanın çok yönlü olarak sürdürüldüğünü belirtildi.
***
Birgün
















Hiç yorum yok:
Yorum Gönder