Cumhuriyet "Köşebaşı + Gündem"-27 Temmuz 2026-


İşte çocuklara yapılan sorgunun belgeleri -Barış Terkoğlu- 

Tarih bugün yaşananın gelecekte hatırlandığı yerde başlar.

Baştan söyleyeyim, bu bir fikri takip yazısı. Dün anlattığımızı yarına not düşmek için kaleme alıyorum.

23 Şubat’ta ilk kez bu köşede okumuştunuz. İzmir’de milli eğitim müfettişleri bazı okulları dolaşmış; 9 yaşından başlayan çocukları kütüphaneye çağırmış, sorgulamıştı. O gün velilerle konuşup şu satırları kaleme almıştım:

“Müfettişler çocuklara üçer soru sordu: ‘Din dersinde ders işleniyor mu?’, ‘Din yerine başka bir ders yapılıyor mu?’... En ilginci; ‘Derste cumhurbaşkanına hakaret ediliyor mu?’...”

Çocuklar veli onayı alınmadan yapılan sorgudan korkmuştu. Üstüne üstlük verdikleri ifadeye küçük parmaklarıyla imza atmıştı.

Yazdığım yazıdan sonra önce kampanya başladı. Olay yalanlanmaya çalışıldı. Ancak “Çocuktan al haberi” derler ya, birçok çocuk aynı şeyi anlatıyordu. Sonunda Milli Eğitim Bakanlığı kabul etti. İhbar üzerine başlatılan bir soruşturma olduğunu, İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün gerçekleştirdiğini söyledi. Hatta Milli Eğitim Bakanlığı, 26 Şubat’ta bu köşeye özel bir açıklama yaparak “Bir şikâyet ulaştığında ihbar kabul ediyoruz, inceleme başlatıyoruz” dedi.

Image

DÖRT OKULDA YAPILMIŞ

Olay öyle havada kaldı.

Ancak bazı veliler olayın peşini bırakmadı. Kendi onayları olmadan çocuklarının sorgulanmasını, imza attırılmasını, siyasi tartışmaların ortasına çekilmesini yargıya taşımaya karar verdiler. Laiklik Meclisi’nden Av. Doğan Erkan da gönüllü oldu. 10 yaşındaki B.D.Y’nin avukatı olarak çocuklara yapılan sorgunun peşine düştü. Sonunda resmi yazışmalar açıklanmak zorunda kaldı.

İşte ilk kez bu köşede göreceksiniz.

İzmir Valiliği’nin Av. Doğan Erkan’ın talebine yanıt olarak verdiği evrakın üst yazısı 16 Temmuz tarihini taşıyor. Yazıya göre, çocuklara yapılan sorgu şu okullarda yapılmış: Özel TAKEV Okulları, Özel İzmir SEV Kurumları, ODTÜ Geliştirme Vakfı İzmir Okulları, Özel İzmir Tevfik Fikret Okulları.

Valilik yazısında adeta ortadaki suçu kabul etmiş: Başvurucunun fiili ehliyeti olmayan çocuğundan veli eşliği, rızası/ onamı dışında alınan beyanların, imzaların ve tutulan tutanakların bir nüshası (...) ilişikte gönderilmiştir.

Böylece küçük çocuklara veli izni olmadan sorgu yapıldığı valiliğin resmi yazısında da yer almış.

SORGU VE İMZANIN BELGESİ

Ve dosyaya ilkokul 4. sınıfa giden 10 yaşındaki B.D.Y’ye yapılan sorgunun tutanağı girmiş. Özel Tevfik Fikret İkokulu Öğrencisi B.D.Y’nin ifadesi 20 Şubat 2026’da saat 11’de alınmış. İfadede B.D.Y’ye şu sorular sorulmuş:

- Din kültürü ve ahlak bilgisi dersiniz var mı?

- Din kültürü ve ahlak bilgisi dersinde, bu dersin konuları dışında bu dersle ilgisi olmayan başka konular da işleniyor mu? İşleniyorsa hangi konular işleniyor?

- Din kültürü ve ahlak bilgisi dersinde veya başka derslerde Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan hakkında hakaret içeren konuşmalar yapıldı mı? Yapıldı ise hangi derste yapıldı ve ne tür hakaret içeren ifadeler kullanıldı?

Bu konular ile ilgili bildiklerinizi, duyduklarınızı, varsa gördüklerinizi aşağıda yazarak açıklamanızı rica ederiz.

B.D.Y. verdiği ifadede din dersinin olduğunu, dersin işlendiğini, cumhurbaşkanına da hakaret edilmediğini söylemiş. İfadeyi alan eğitim müfettişleri Abdullah Berberoğlu ve Murat Durmaz’ın imzalarının yanında minik B.D.Y. önce el yazısı ile adını yazmış, sonra belki de hayatında ilk kez imza atmış.

ALTINDAN DİNCİ HESAP ÇIKTI

Peki okul okul dolaşıp onlarca çocuğa böyle bir soruşturma yapılmasının nedeni ne? O da ilk yazıdaki şüphelerimizi doğrular nitelikte. İzmir İl Milli Eğitim Müdürü Dr. Ömer Yahşi imzalı, 20 Ocak 2026 tarihli, Eğitim Müfettişleri Başkanlığı’na hitaben yazılan yazıda talebin nedeni anlatılıyor:

“Sosyal medyada Misvak Caps adlı haber sitesinde, İzmir’de faaliyette bulunan bazı okullarda bakanlığınız tarafından hazırlanan müfredatın uygulanmadığı, din kültürü ve ahlak bilgisi dersini öğrencilerin hiç görmedikleri, bazı okullarda da din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeninin kurumda göstermelik bulunduğu, Kemalizm ve Atatürkçülük konularının işlendiği, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan hakkında hakaret içeren ifadelerin kullanıldığı iddia edilmekte olup...”

Kısacası ülkede çok sayıda olay yaşanıp giderken sadece din istismarı yapan paylaşımlar ile bilinen bir sosyal medya hesabının yazdıkları nedeniyle İzmir İl Milli Eğitim müdürü soruşturma talebinde bulunmuş. İzmir Valisi Süleyman Elban olur vermiş. Yazışmalara göre, “Bu olaya tek müfettiş yetmez” denilerek iki müfettiş atanmış. Küçücük çocuklar velilerinin onayı olmadan sorgulanmış.

İHBAR YALAN ÇIKTI AMA...

Sonucun ne olduğunu bu köşede okumuştunuz. Milli Eğitim Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Yılmaz Güney, yaptığı açıklamada “Müfettişler iddia edildiği gibi bir şey tespit etmemişler” demişti.

İyi de din üzerinden biri yanlış anlamaya müsait bir espri yapsa “halkı kin ve tahrik”ten tutuklanıyor. Bir gazeteci gerçeğe denkliği tartışılır bir haber yapsa “halkı yanıltıcı bilgi”den tutuklanıyor. Şimdi... Kışkırtma desen var, iftira desen var, yanıltıcı bilgi desen var... İzmir halkını günlerce karıştıran olayla ilgili koca devlet hiçbir şey yapmayacak mı?

Cevabını zaten biliyorsunuz.

 Ama Av. Doğan Erkan, “Ben peşini bırakmayacağım” diyor:

“Gerek ulusal gerekse uluslararası mevzuat uyarınca 12 yaş altındaki çocukların hiçbir biçimde ifadesi alınamaz. Tanık ya da bilgi veren sıfatıyla bilgi alınması için ise kanuni temsilcisinin rızası gerekir. Hukuksuz biçimde, ideolojik bir korkutma, çocuklara baskı uygulamak suretiyle gerçekleştirilmiş durumda. Kaldı ki din dersinde Atatürk’ten, onun inanç anlayışından bahsetmenin neresi yanlış? Zorunlu din derslerinin dayatılmasındaki ideolojik tutum, milli eğitim müfettişlerini Tayyip Erdoğan’ın dedektifi haline getirmiş. Eğitimde laiklik tam da bunun için, dini birilerinin baskı aracı haline getirtmemek için var. Gerek il milli eğitim amirlerince gerekse çocukları sınıftan kaçırıp 10 yaşındaki çocuğa ifade yazdıran müfettişlerce açık açık görevi kötüye kullanma suçu işlenmiş. Bunun için savcılığa başvuracağız!”

Bugün konuşup geçsek de...

 Küçücük çocuklara yapılan Erdoğan ve din dersi sorgusunu belgeleriyle tarihe not düşmüş olduk. Bir gün mutlaka hatırlanır. Belki o gün bu yazı eskimiş mürekkebiyle yeniden okunur.

İnsan yaşadıklarını kendisi seçmez ama neyi hatırlayacağına kendisi karar verir.

/././

Dışarıda gerileme içeride paranoya -Ergin Yıldızoğlu- 

New York’ta demokratik belediye seçimlerini sosyal demokrat Mamdani’nin, sosyalist adayların ön seçim zaferlerinin ardından, Trump rejimi “komünizmle mücadele” bayrağı açtı. 

DİKKAT KOMÜNİZM! 

Trump, 23 Haziran’dan sonra, iki haftada 81 kez komünizm tehlikesinden söz etmiş (Cumhuriyet Dış Haberler). Son iki haftada, Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson, Ulusal Güvenlik Danışmanı Stephen Miller, Dışişleri Bakanı Marko Rubio kavramı iyice genelleştirdiler.

Johnson, 15 Temmuz’da, 1.5 triyon dolarlık yeni Pentagon bütçesinin “ülke içinde komünizmle mücadele” için de gerekli olduğunu savundu. 16 Temmuz’da 66 ülkenin katıldığı bir ortak güvenlik konferansında Rubio, “antikapitalist, antiemperyalist, komünist, anarşist veya Marksist” hareketleri aynı tehdit kategorisi içinde topladı; “eşitlik, adalet ve özgürleşme söylemleri arkasına saklandıklarını”, “uygarlık düşmanı olduklarını” iddia etti. Miller’e göre de “Solculuk, temelde kıskançlık, nefret, haset tarafından harekete geçirilir. Solcular, güzel, iyi, doğal olan şeylere, mükemmel bir hayatı, mükemmel bir işi ve mükemmel bir çocuğu olan, her pazar kiliseye giden mükemmel bir aileye baktığında kıskançlık ve nefretle dolup taşar”.

HEZEYANLAR AMA...  

Bunlar, gerçeklikten kopuk hezeyanlar ama ABD’de devletin yönetimindeki tiplerin hezeyanları. 7 Numaralı Ulusal Güvenlik Başkanlık Kararnamesi (NSPM-7) federal güvenlik, istihbarat kurumlarının sol aktivizme, protesto hareketlerine veya ideolojik gruplara yönelik koordinasyonunun artırılmasını talep ediyor; “tespit etme, dağıtma, finansmanını kesme, banka erişimini engelleme, tutuklama ve yargılama” gibi araçları siyasal mücadele alanı içine alıyor. Böylece, muhalefet, farklı görüşlere sahip yurttaşlar değil, ulusal güvenlik tehdidi olarak kodlanıyor. NSPM-7, göç, ırk, toplumsal cinsiyet konularında eleştirileri, geleneksel Amerikan aile-din değerlerine eleştirileri radikalleşme göstergesi sayıyor; federal kolluk kuvvetlerini sol görüşlü grupları, “cinsiyet aşırılıkçıları” olarak tanımladıkları LGBTQ aktivistleri, Filistin yanlısı aktivistleri hedef almaya yönlendiriyor.

Aynı mantık göçmen politikalarında, iç güvenlik kurumlarının yeniden örgütlenmesinde de görülüyor. ICE’ın (Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi Polisi) iç güvenlik mimarisinde merkezi önemi artıyor. Geçen hafta Trump yönetimi, ICE personelinin öldürme, darp etme, yanlış tutuklama gibi suçlamalar sebebiyle artık FBI tarafından değil, kendi içinde soruşturulmasına karar verdi. Bu, daha fazla kişinin gözaltına alınması, sınır dışı edilmesi, sokaklarda daha yoğun, sert göçmen operasyonları yürütülmesi, ABD vatandaşlarını da hedef alacak bir şiddet dalgası olasılığını güçlendiriyor.

İKİ DİNAMİK 

Bu gelişmelerin arkasında biri yüzey biçimlerine diğeri de uzun dönemli, adeta “tektonik” hareketlere ilişkin iki dinamik var.

Yüzey biçimleri: Trump’ın onaylanma oranı yüzde 34 ve düşmeye devam ediyor. Cumhuriyetçi seçmenin İran savaşına desteği son 5 ay içinde yüzde 86’dan yüzde 63’e düşmüş.

İran savaşının maliyeti 37.5 milyar dolara ulaştı; geçen sunulan 87.6 milyar dolarlık ek bütçe paketinin yerini 200 milyar dolarlık yeni bir talep alacakmış. Savaş, hayat pahalılığı krizini derinleştiriyor; sanayide, tarımda üretim maliyetlerini artırıyor. Kasımda yapılacak ara seçimleri kaybetme olasılığı arttıkça Trump, “Çalınma riski var” söylemiyle seçimlerin sonuçlarını şimdiden hedef almaya başladı.

“Tektonik” hareket: 9/11 olayından bu yana ABD’nin hegemonyası, küresel askeri kapasiteleri giderek daha fazla sorgulanıyor. Engellenemeyen bu eğilim karşısında, Heritage Foundation gibi muhafazakâr elit kesimler, yapay zekâ üstünlüğünü çıkış yolu gören teknoloji oligarşisi, dış rekabet ile iç çatışmaları, ulusal gücü aşındıran tek, bütünleşik bir krizin bileşenleri olarak görüyorlar. Trump’ın ikinci döneminde bu kesim Başkanlık Ofisi’nde egemen oldu; halen melekeleri zayıflamaya devam eden Trump’ı bunlar yönlendiriyor; faşist bir program olan “Project 2025” ile anayasal ve idari yeniden yapılanmayı merkezileştirmeye, askeri ve iç güvenlik bütçesini birbirine bağlayarak artırmaya, antikomünist söylem ile tüm muhalefeti hedef almaya başladılar. Böylece devleti, toplumu dönüştürüyorlar. Bir “süreç olarak faşizm” işte...

/././

AKP Asırlık Gece’de neyi kararttı?-Mehmet Ali Güller- 

TRT, Asırlık Gece isimli bir belgesel dizi hazırladı. Amaç 15 Temmuz darbe girişimini tarihe not etmek.

Amaç güzel ama ilk dört bölümde sergilenenler, belgeselin FETÖ’nün iç ve dış işbirliklerini aklamayı hedeflediğini ortaya koyuyor. Ne ABD’nin rolü var ne de AKP’nin FETÖ’ye “ne istediyse vermesi”...

Daha da ötesi, darbe girişimini getirip laikliğe bağladılar!

BİLAL ERDOĞAN’IN FETÖ ANALİZİ!

Asırlık Gece’nin dördüncü bölümünde konuşan Bilal Erdoğan şöyle diyor: “FETÖ’yü doğuran o katı laikliğin ta kendisi olmuştur.”

Bu büyük çarpıtmanın bir önceki versiyonu da şuydu: “FETÖ Kemalistlerin dindarlara baskısı nedeniyle ortaya çıktı.”

Evet, birkaç yıl önce kimi AKP’liler FETÖ’nün varlığını Kemalistlerin baskısına dayandırıyordu, şimdi de Bilal Erdoğan ebe olarak laikliği işaret etti.

Oysa gerçek tersidir.

FETÖ’NÜN SAHİBİ KİM? 

FETÖ’nün anası NATO, babası ABD emperyalizmidir; ebesi de CIA-Gladyo’dur.

Bu gerçeği atlayan her analiz hem ABD’nin 15 Temmuz’daki rolünü perdelemiş olur hem de FETÖ ve benzeri örgütlerin NATO-Gladyo ilişkisini karartmış olur.

AKP, 15 Temmuz’dan sonra Fethullah Gülen’in CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek’le ilişkisini öne çıkarıp suçu CHP’ye atarak FETÖ’nün “paralel devlet” olmasındaki kendi rolünü gizlemeye çalışıyor.

GÜLEN’İN GLADYO BAĞLARI 

Fethullah Gülen’in Kasım Gülek ilişkisi, FETÖ’nün Kemalistlerle ilişkisine işaret etmez, ABD’yle ilişkisine işaret eder.

FETÖ, iktidar sözcülerinin iddia ettiği gibi Kemalistlerin dindarlara baskısı nedeniyle ya da laiklik nedeniyle oluşmadı; ABD tarafından komünizme, sola, sol Kemalizme karşı kullanılmak için oluşturuldu!

Gülen’in Komünizmle Mücadele Dernekleri’ne uzanan sicili de Kasım Gülek’le ilişkisi de (Alparslan Türkeş aracılığıyla CIA şeflerinden Ruzi Nazar’la tanışan ve o ilişkiler üzerinden MİT’in başına geçen) Fuat Doğu’yla irtibatı da o irtibatta görev yapan Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Yaşar Tunagür’le bağı da tek bir şeye işaret eder: Gladyo’ya!

15 TEMMUZ’DA NEYİ UNUTTULAR? 

Gerçek şudur: Sadece iç politik nedenlerle değil, aynı zamanda ABD’nin, NATO’nun, Gladyo’nun rolünü örtmek için FETÖ’yü Kemalizme ve laikliğe bağlamaya çalışıyorlar.

15 Temmuz’un yıldönümünde söylenenler, 7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılan NATO zirvesindeki derinleştirilen ilişkilerin gereğiydi. O nedenle 15 Temmuz darbe girişimine tepki gösterirken FETÖ’nün sponsorlarına laf edemediler.

FETÖ’yü kuran, kollayan, büyümesini sağlayan, ona içeride ve dışarıda operasyonlar yaptıran, darbeye teşvik eden ABD’dir, NATO’dur, Gladyo’dur.

FETÖ liderine ev sahipliği yapan, onu ve diğer FETÖ liderlerini Türkiye’ye teslim etmeyen, FETÖ’cülerin hâlâ çeşitli ülkelerden Türkiye’ye operasyon yapmasını sağlayan ABD’dir, NATO’dur, Gladyo’dur.

FETÖ’CÜLÜKLE MÜCADELE MESELESİ

15 Temmuz darbe girişiminin üstünden 10 yıl geçti. FETÖ’yle iyi mücadele edildi mi? Büyük oranda evet. Peki FETÖ’cülükle iyi mücadele edilebildi mi? Hayır.

FETÖ’yle mücadele başka, FETÖ’cülükle mücadele başkadır. FETÖ’nün devletteki boşluğunu başka tarikatlarla doldurmaya çalışanlar, FETÖ’yle mücadele ediyordur ama FETÖ’cülükle mücadele etmiyordur.

Ve en önemlisi: ABD-NATO-Gladyo üçgeni içinde kalınarak FETÖ’cülükle mücadele edilemez.

FETÖ’cülükle gerçekten mücadele etmek isteyenler, ABD emperyalizmiyle karşı konumlanmalıdır ve NATO üyeliğini değil bağımsızlığı savunmalıdır.

/././

Cumhuriyet



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

Otomobil aynasında iki ülke, Türkiye ve Japonya; Türkler neden otomobillerini bu kadar seviyor? + Bir Toyota Land Cruiser’ın bana öğrettiği: Japonya ile Türkiye arasındaki hayata bakış ve fiyat farkı -Mitsuru Horiguchi/T24-

Otomobil aynasında iki ülke, Türkiye ve Japonya; Türkler neden otomobillerini bu kadar seviyor? Japonya’da satılan yeni otomobillerin yaklaş...