Yeni Parti, eski siyaset...-Zülal Kalkandelen-
Özgür Özel ile birlikte 91 milletvekilinin CHP’den ayrılıp kurdukları Yeni Parti’ye geçmesi, Türkiye’nin yakın geleceğini tümüyle etkileyecek.
İktidar, “mutlak butlan” operasyonuyla Türkiye’nin kurucu partisi, ana muhalefet partisi CHP’yi böldü. Artık seçimlere yönelik hesaplar açısından Cumhur İttifakı’nın işi daha kolay.
Diğer yandan TBMM’de dengeler değişti. CHP’nin 3 Kasım 2002 genel seçimlerinden beri 24 yıl boyunca kesintisiz süren ana muhalefet konumu sona erdi. Meclis aritmetiği değişince Yeni Parti ana muhalefet oldu, CHP kalan 44 milletvekiliyle TBMM’de beşinci sıraya geriledi.
Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP’nin “Atatürk’ün partisi” kozunu kullanmaktan başka elinde kalan bir şey yok. Ancak genel başkanlığı sırasında partiden Kemalistleri atan ve 6 Ok’u sürekli çiğneyen bir siyasetçi olduğundan ona inanacak kitle çok sınırlı. CHP, daha önce defalarca yazdığım gibi, nicedir Atatürk’ün partisi değil.
Bu konudaki eleştirinin Kılıçdaroğlu cephesi ile sınırlı olmadığını da belirtmem gerekir. Özel de Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığı sırasında bu duruma ses çıkarmadı, kendisi genel başkan olduğunda da benzer yanlışları sürdürdü.
LAİKLİK YİNE ÇİĞNENDİ
17 Temmuz’da “Türkiye İttifakı nedir?” başlıklı yazımda bu nedenle kurulacak yeni parti halka anlatılırken ideolojik hatların netleştirilmesi zorunludur diye belirtmiş ve sormuştum: Türkiye İttifakı’nı yaratacağı söylenen parti, Kemalistleri de kapsayacak mı?
Bu soruya tepki gösterecek olanlar için de şu iki örneği vererek sorumun ne kadar yerinde olduğunu kanıtlamıştım:
Tam bağımsızlığı savunacaksanız NATO’cu olamazsınız.
Laikliği gerçek anlamıyla savunacaksanız cuma namazı çıkışına medyayı çağırıp açıklama yapmazsınız.
Yeni Parti yönetimi, belli ki o yazımdaki eleştiriyi umursamamış. Özgür Özel, 24 Temmuz Cuma günü Yeni Parti’nin kuruluşunu Hacı Bayram-ı Veli Camisi’nde cuma namazı kılarak duyurdu. Bu program önceden tüm örgüte bildirilerek tüm partililer oraya çağrıldı. Ayrıca medyaya duyurularak görüntüler verildi.
NUTUK’U OKUYUN VE ANLAYIN!
Özel’in kıldığı cuma namazının, Mustafa Kemal Paşa’nın 23 Nisan 1920’de Meclis çalışmalarına başlamadan önce Hacı Bayram-ı Veli Camisi’nde kıldığı cuma namazına bir referans olduğu söylendi. Muhalif TV kanallarında konuşan gazeteciler, bunu “çok iyi düşünülmüş bir ayrıntı” olarak niteledi.
Kimsenin aklına Atatürk’ün “Nutuk”ta o güne ilişkin anlattıklarına bakmak gelmemişti herhalde. Şunları yazmış Atatürk:
“Büyük Millet Meclisi’nin toplanmasını ve açılmasını temin için çalıştığımız günlerde bizi en çok meşgul eden, Düzce, Hendek, Gerede gibi Bolu mıntıkasına dahil mevkilerden başlayıp Nallıhan, Beypazarı üzerlerinden Ankara’ya yaklaşma eğilimini gösteren irtica ve isyan dalgaları olmuştur. Ben bir taraftan bu dalgaların durdurulmasına çalışırken bir taraftan da Ankara’da toplanmakta olan ve genel vaziyete henüz layıkıyla vakıf bulunmayan mebusları dehşete düşürecek manzaralar karşısında bırakmamak ve bu gibi vaziyetlerin ortaya çıkmasıyla Meclis’in toplanmaya muvaffak olamaması gibi uğursuz ihtimallere meydan vermemek çarelerini düşünüyordum.”
Atatürk bunları vurgulayıp 21 Nisan 1920 tarihli tebligatını paylaşmadan önce şu notu ekliyor: “O günün hissiyat ve anlayışına ne derece uymak mecburiyetinde bulunulduğunu gösterir bir vesika olması itibarıyla aynen bilginize arz etmeyi uygun görüyorum.”
DEVRİME YALNIZCA SÖZLE SAHİP ÇIKILMAZ
Çok açık ki Atatürk, 106 yıl önce irtica ayaklanmalarının olduğu bir dönemde Meclis’in açılmasını engelleyecek bir olayı önlemek için o kararı vermiş. O dönemde hilafet varlığını sürdürürken 1928’e kadar devletin dini İslam’dı. Anayasadan hilafeti kaldıran devrim yasası 1924’te, devletin dini ile ilgili maddeyi kaldıran değişiklik ise 1928’de Atatürk liderliğinde gerçekleşti.
Kimsenin kişisel ibadetine karışacak değiliz kuşkusuz ancak anayasaya 1937’de laikliği sokan bir liderin izinden gidecekseniz, 2026 yılında dini siyasete alet etmemeniz gerekir. Sadece 6 Ok arasında laikliğin sayılması yetmez, davranışların da ona uygun olması gerekir.
/././
Milli eğitim bakanıyla hesaplaşma -Özdemir İnce-
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin tuhaf bir insan. Geçenlerde kendinden beklenen bir tuhaflık daha yaptı. Basından aktarıyorum:
[“Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in yeni müfredatta ‘Kurtuluş Savaşı’ ifadesinin çıkarılarak yerine ‘Milli Mücadele’ kavramının kullanılacağını açıklaması ve ‘Neyden kurtuluyoruz? Ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı’ sözleri, siyaset ve eğitim çevrelerinde yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi.”]
Ülkenin Mondros Mütarekesi’nden, sömürge olmaktan kurtulduğunu bilmeyen profesörcü bir bilimadamı (!). “Kurtuluş Savaşı” çıkışı tepki çekti: Ciddi, yurtsever uzmanlar “Kurtuluş Savaşı’na laf etmek onun haddi değildir” tepkileriyle kulak çekti.
Tepkilerden birini Ufuk Sepetci imzalı bir yazıdan aktarıyorum: [Eğitim sendikaları ve muhalefet temsilcileri, söz konusu değişikliğin yalnızca terminolojik bir düzenleme olmadığını, Cumhuriyetin kuruluş anlatısına yönelik ideolojik bir müdahale anlamı taşıdığını belirtti. Cumhuriyet konuya ilişkin CHP Gölge Milli Eğitim Bakanı Suat Özçağdaş ve Tüm Öğretmenler Birliği Sendikası (TÖBSEN) Genel Başkanı Deniz Ezer ile konuştu. “Kurtuluş Savaşı ifadesinin yerine ‘Milli Mücadele’ denilmesi tek başına masum bir tercih olarak görülemez. Mesele yalnızca bir isim değildir; mesele, Türkiye Cumhuriyeti’ni doğuran tarihsel iradenin nasıl anlatılacağıdır” dedi. Bakan Tekin’in sözlerini “Cumhuriyetin kuruluş felsefesine yönelik açık bir ideolojik müdahale” olarak değerlendiren Ezer, şu soruyu yöneltti:
“Vatanı işgal eden emperyalist devletlere karşı canını ortaya koyan Kuvayı Milliyeciler mi yanlıştı, yoksa işgali kabullenip teslimiyeti savunanlar mı? Siz o gün yaşasaydınız hangi safta yer alırdınız?”
Ezer, Osmanlı Devleti’nin son döneminde ülkenin fiilen işgal edildiğini, İstanbul Hükümeti’nin işgal güçlerine teslim olduğunu ve milletin kendi kaderini kendi ellerine alarak bağımsızlık mücadelesini başlattığını belirterek “Türkiye Cumhuriyeti işte bu direnişin eseridir” ifadelerini kullandı. Eğitimde laik ve bilimsel anlayışın aşındırıldığını savunan Ezer, Bakan Tekin’in söylemlerinin, tarikat ve cemaatlerle yapılan işbirlikleri ve “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” ile birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
“Ortada tesadüf değil, sistemli bir yönelim bulunmaktadır” diyen Ezer, “Amaç; Cumhuriyetin kuruluş felsefesini, laik ve bilimsel eğitimi, Atatürk ilke ve devrimlerini eğitim sisteminin merkezinden uzaklaştırmak; yerine siyasal iktidarın ideolojik anlayışını yerleştirmektir” değerlendirmesinde bulundu.
Ezer, “Cumhuriyet işgali kabul edenlerin değil, işgale direnenlerin eseridir. Kurtuluş Savaşı ise yalnızca bir tarih dersi konusu değil; bu milletin esareti reddederek bağımsızlığını kazandığı destanın adıdır” dedi.
CHP’nin milli eğitimden sorumlu genel başkan yardımcısı ve gölge milli eğitim bakanı Suat Özçağdaş da Tekin’in açıklamalarına sert tepki gösterdi. Özçağdaş, “Türkiye, Yusuf Tekin’in yeni bir Cumhuriyet düşmanı davranışıyla karşı karşıya. Tekin bu sefer de Kurtuluş Savaşı’na kafayı takmış” dedi.
Kurtuluş Savaşı’nın yalnızca emperyalist işgal güçlerine karşı değil, aynı zamanda onların yerli işbirlikçilerine karşı da verildiğini belirten Özçağdaş, “Boynunda idam fermanıyla Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları bu ülkeyi hem iç hem de dış düşmanlardan kurtarmışlardır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu büyük bir destandır” ifadelerini kullandı.
Mustafa Kemal Atatürk’ün söz konusu mücadeleyi bizzat “Kurtuluş Savaşı” olarak tanımladığını anımsatan Özçağdaş, “Bu sebeple de sonsuza kadar böyle hatırlanacaktır” dedi.
Özçağdaş, Bakan Tekin’e çağrıda bulunarak “Bugün eğitim sistemini getirdiği halle, öğretmenlerin ve öğrencilerin sorunlarıyla, okulların durumlarıyla ilgilensin. Tarihi değiştirmeye çalışmak, bu milletin canıyla kazandığı Kurtuluş Savaşı’na dil uzatmak onun haddi değildir” diye konuştu.]
Sözü müellif Cemil Öztürk’e bırakıyorum: “1918 yılına gelindiğinde I. Dünya Savaşı, Osmanlı Devleti’nin de dahil olduğu İttifak Devletleri’nin her bakımdan aleyhine gelişmeye başlamıştı. 1917 Bolşevik İhtilali’nin ardından Rusya’da başlayan iç savaş İtilaf Devletleri’nin askeri gücüne önemli bir darbe vurmuş ve bu durum İttifak Devletleri’nin savaşın seyrine dair ümitlerini artırmışsa da aynı yıl Amerika Birleşik Devletleri’nin savaşa katılması yenilgiyi kaçınılmaz hale getirmiştir. Savaşı kaybetmekte olduklarını anlayan Almanya-AvusturyaMacaristan-Bulgaristan ve Osmanlı Devleti barışın sağlanması için İtilaf Devletleri’yle temasa geçmenin yollarını aramaya koyulmuşlardı.”
***
Mondros Mütarekesi veya Mondros Ateşkes Antlaşması, I. Dünya Savaşı’nı bitiren ve Osmanlı İmparatorluğu’nun İtilaf Devletleri’ne teslim olmasını sağlayan 30 Ekim 1918 tarihli belgedir. Limni Adası’nın Mondros Limanı’nda, Agamemnon zırhlısında imzalanan bu anlaşma, Osmanlı için fiili bir sona erme ve Anadolu’nun işgaline zemin hazırlama anlamına geliyordu.
Bir ateşkes antlaşması olmasına karşın içerdiği maddelerle Osmanlı Devleti’ni savunmasız bırakan ve İtilaf Devletleri’ne imparatorluğu parçalama yetkisi veren hükümler içeriyordu. En çok öne çıkan kritik maddeler şunlardır:
7. Madde: İtilaf Devletleri, güvenliklerini tehdit edecek herhangi bir durum ortaya çıkarsa istedikleri stratejik bir noktayı işgal edebileceklerdi. Bu madde, Anadolu’nun işgaline hukuki bir kılıf oluşturmuştur
Ulaşım ve haberleşme: Boğazlar açılacak, demiryolları ve telgraf hatlarının denetimi İtilaf Devletleri’ne bırakılacaktı.
Sonuçları: İmparatorluğun siyasi egemenliğini fiilen sona erdiren bu metin, imzalandığı andan itibaren Osmanlı topraklarının dört bir yandan işgal edilmesine yol açmıştır.
SON SÖZ: Vahdettin Kuvayı Milliye’yi karşılayıp kucaklayacağına neden bir İngiliz zırhlısına binerek ülkeden kaçtı? Buna cevap versin tarihten sıfır alan Milli Eğitim “Bakmayanı” Yusuf Tekin!!! Kurtuluş Savaşı sadece ülkeyi işgalci düşmanlardan değil aynı zamanda Türk düşmanı Osmanlı’dan da kurtarmıştır!
/././
AKP’nin oyları neden düşmüyor -Işıl Özgentürk-
Sevgili okurlarım, kurulacak yeni parti ülkemizde yepyeni bir heyecan yarattı. Ama bu işler heyecanla olmuyor. Şimdi en önemli soruyu soruyorum: Bunca hukuksuzluğa, insanların evlerini, meralarını işgal eden maden şirketlerine, korkunç eflasyona rağmen hâlâ AKP’in oyları neden yeterince düşmüyor? Hepiniz bilirsiniz ben bir sokak kızıyım, artık dinozoru da diyebilirsiniz; özel arabam yok, hep toplu taşıt kullanıyorum. Özel hastanelere de verecek param yok. Ama huyum kurusun bir özelliğim var, insanlarla şıp diye muhabbet kurarım. Kocaeli’ne bağlı Çayırova’dayım, Değirmendere’ye gideceğim, durakta bekliyorum; yanımda benim yaşlarımda güleç bir adam var. Hemen muhabbet başlıyor, gözlerini yeni ameliyat ettirmiş, doktorlarına dua ediyor ve söz emekli parasına geliyor. “Yahu” diyor, “Üç kuruş parayı da bir türlü ödemediler”. Ben hemen atılıyorum, “Bu iktidar emeklileri sevmiyor” diyorum. “Doğru söylüyorsun ama yaptıkları inkâr edilmez, bak az sonra otobüse binip koskoca boğazın üstünden pırt diye geçeceğiz. Daha öncekiler böyle bir köprü yaptılar mı?” Aldın mı cevabını. Hemen kafamı kurcalayan neden oyları düşmüyor sorusunu bir kez daha soruyorum.
Evet, son yirmi üç yıl içinde Türk halkı diğer sağ iktidarlar döneminde hiç görmedikleri kadar sosyal yardım almaya başladı. Hemen makarna kömür demeyin, ısrarla söylediğim bir bilgi var; bu ülkenin engellileri ancak son nüfus sayımında Türk vatandaşı sayıldı. Rakam dehşet verici, 12 milyon; öte yandan coğrafi şartlar, savaş ve akraba evlilikleri nedeniyle sayıları daha çok olması gerekirken Güneydoğu ve Doğulu aileleri yıllarca engellilerini göstermemiş bile ve onlar şimdiye kadar insandan sayılmamış. AKP hükümeti, kimden akıl alıyorsa alıyor, engellilere maaş bağlıyor; onlara bakanlara da. 1600- 1800 lira büyük kentlerde oturanlar için hiçbir şey ifade etmeyebilir ama küçük kentler kasabalar için iyi paradır. Ve insanlar bu yardımın bir sosyal devlet yardımı olduğunu bilmiyor, Tayyip amcanın verdiğini sanıyor. O giderse paranın ödenmeyeceğini düşünüyorlar.
Gelelim hastalık hallerimize... Özel hastanelere hepimiz gidemeyiz, külliyetli bir miktarda sağlık sigortası ödemek pek çoğumuz için imkânsızdır. Ancak istenildiği kadar lüks otel koşullarında olmasa da eğitim, devlet, şehir hastaneleri gerçekten bir zamanların hastanelerine göre son derece iyi işliyor. Geçenlerde düştüm ve bir şehir hastanesine gittim Bir saat içinde röntgenim çekildi, gencecik bir kadın doktor anında röntgenime bakıp içimi rahatlattı. Gerçekten insanlar tedavi ediliyor, ameliyatlar yapılıyor ve çok şefkatli doktorlar var. Öte yandan, doğrusunu söylemek gerekirse hastaların ilaçlara ulaşımı bence İngiltere’den bile iyi. Şaşkınlık içindeyim, arkadaşımın eczanesinde oturuyorum; hastalar yedi sekiz ilaç alıp en fazla 110 lira ödeyip gidiyorlar. Ben de alıyorum.
Bir zamanlar taşı toprağı altındır diyerek büyük kentlere göçen ve hemen bir toprak parçası çevirip gecekondu kuran (gençliğimde onlar için az dayak yememiştim) aileler, imar afları sonucu topu aldılar ve daha sonra kentsel (rantsal) dönüşüm sayesinde en az boğaz manzaralı yedi sekiz apartman katları oldu. Rezidansı olanlar bile var.
Ülkemiz sadece sermaye sahipleri için değil, bilumum esnaf, sanatkâr için de bir vergi cennetidir. İktidar sermaye sahiplerinin vergilerini affederken diğerlerinin vergilerini de vergi affı bahanesiyle resmen siler. Şimdi vergi vermeyen bir milletin, rüşvetçi devlet ve belediye çalışanına hesap sormasını bekler misiniz? Kendi seçtiği milletvekilinden bile hesap soramaz, tencere dibin kara benimki senden kara misali. Ülkemizin gümrükleri ise tam bir alavere dalavere sistemi içindedir. Büyük miktarda uyuşturucu şıp diye geçer; bir iki küçük yakalama vakası da göz boyamak için acayip abartılır. Yani parayı veren düdüğü çalar.
Eğitim sistemi hallaç pamuğu gibi atıldığından aileler çocuklarını özel okullara vermek için var güçleriyle çalışırlar. Özel okullar ise tam bir para tuzağıdır, anne baba bir köle gibi çalışmaya mahkûmdur. Patron her gün ensesine de vursa sesini çıkaramaz; aksi halde çocuk bakıcılara kalır, onlar da ucuz değil.
Duydum ki 80 milyonluk ülkede dünyayı dolaşmak amacıyla pasaport alanların sayısı bir milyonu zor buluyormuş. Ayrıca kendi ülkesini bile gezenlerin sayısı pek fazla değilmiş. Ören yerlerini merak edenlerin sayısı da kitap okuyanlar kadar azmış. Yani yüzde 1... Eh böyle olunca Suruç ovası satılmış, Karadeniz yaylaları satılmış kime ne? Arabası altında mı, çoluk çocuk bir AVM’de sekiz saat geçirebiliyor mu, bir külah doldurma yiyebiliyor mu? Ne yazık ki ülkemizin büyük çoğunluğu için bu yeterli.
Hamiş: Şimdi duydum, mazota acayip bir zam geliyormuş, imdat soğan yetmiş liraya yükselecek! Yıllar yıllar önce Namık Kemal şöyle haykırmış: “Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini/ Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini!” (“Mader” Farsça bir sözcük olup ana-vatan anlamına gelir.)
/././
Beş gün önce Bakırköy’den İzmir’e sevk edilmişlerdi: Gezi tutukluları Çiğdem Mater ve Mine Özerden bu sefer de Silivri’ye sevk edildi -Engin Deniz İpek-
Gezi Davası'nda hükümlü Çiğdem Mater ile Mine Özerden, 20 Temmuz Pazartesi günü, dört yıldır tutuklu bulundukları Bakırköy Cezaevi’nden İzmir Şakran'a sevk edildi. Burada yalnızca beş gün geçiren Mater ve Özerden’in, alınan son karar doğrultusunda bu sefer Silivri Kadın Kapalı Cezaevi’ne sevk edildikleri öğrenildi. https://www.cumhuriyet.com.tr/siyaset/bes-gun-once-bakirkoy-den-izmir-e-sevk-edilmislerdi-gezi-tutuklulari-cigdem-mater-ve-mine-ozerden-bu-sefer-de-silivri-ye-sevk-edildi-2523782
***
Gülistan Doku soruşturmasında tutuklanan Mehmet Aca’nın savcılık ifadesi: ‘Öksüz çocuklara yardımlarım nedeniyle adım caddeye verildi’
Gülistan Doku’nun kaybolmasına ilişkin soruşturma kapsamında tutuklanan iş insanı Mehmet Aca’nın savcılık ifadesi ortaya çıktı. Aca, dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’e yetim ve öksüz çocuklara yardım amacıyla yaklaşık 800 bin lirayı elden verdiğini, bu yardımlar nedeniyle kentteki bir caddeye adının verildiğini öne sürdü. https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/gulistan-doku-sorusturmasinda-tutuklanan-mehmet-aca-nin-savcilik-ifadesi-oksuz-cocuklara-yardimlarim-nedeniyle-adim-caddeye-verildi-2523859
***
Kılıçdaroğlu rozet takarken görevlileri fırçaladı: Kayyım Gürsel Tekin'in sözleri gündem oldu
Yargı kararıyla CHP Genel Başkanlığı görevine getirilen Kemal Kılıçdaroğlu, CHP İstanbul İl Başkanlığı tarafından Rauf Denktaş Kültür Merkezi’nde düzenlenen üye katılım törenine katıldı. Törende CHP İstanbul İl Başkanlığı'na kayyım olarak atanmış olan Gürsel Tekin'in görevlilere yönelik sert sözleri gündem oldu. https://www.dailymotion.com/video/xas1xl2
***
Tarım ve Orman Bakanı Yumaklı, Tarım Kredi Kooperatifleri Genel Müdürü’nün aylık gelirinin 1.5 milyon lira olduğu iddiası hakkında yorum yapmadı: Yanıtsız kalan sorular -Mustafa Çakır-
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, milletvekillerinin, Tarım Kredi Kooperatifleri Genel Müdürü Hüseyin Aydın’ın aylık gelirinin 1.5 milyon lira olduğu iddialarına yönelik soru önergelerine yanıt verdi. Ancak yanıtta bu iddia hakkında hiçbir yorum yapılmadı. Yumaklı yanıtında, bilgilerin “şeffaf bir şekilde” kamuoyu ile paylaşıldığını belirtti ancak bu iddianın doğru olup olmadığı konusunda hiçbir değerlendirme yapmadı. https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/tarim-ve-orman-bakani-yumakli-tarim-kredi-kooperatifleri-genel-muduru-nun-aylik-gelirinin-1-5-milyon-lira-oldugu-iddiasi-hakkinda-yorum-yapmadi-yanitsiz-kalan-sorular-2523843
***
İYİ Parti Grup Başkanvekili Çömez’den ASELSAN çıkışı: ‘Maaş zamları niye yapılmadı?’-Mustafa Çakır-
TBMM Genel Kurulu’nda önceki gün “torba teklif” görüşülürken, İYİ Parti Grup Başkanvekili Turhan Çömez, ASELSAN ile ilgili dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Çömez, ASELSAN’da bu yıl yapılması gereken maaş zamlarının yapılmadığını savunarak, “Özelleştirme kapsamında olan, mesela TÜRK TELEKOM’da, SEKA’da, TEKEL’de, TEDAŞ’ta da aynı şeyi yapmışsınız. Özelleştirmeden önce maaş zammı yapmamışsınız” dedi. https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/iyi-parti-grup-baskanvekili-comez-den-aselsan-cikisi-maas-zamlari-niye-yapilmadi-2523838
***
Cumhuriyet







Hiç yorum yok:
Yorum Gönder