Cumhuriyet "Köşebaşı + Gündem" -24 Temmuz 2026-


Derin ve uzun bir operasyon!-Zülal Kalkandelen- 

14-28 Mayıs 2023 seçimlerinden hemen sonra, Millet İttifakı’nın muhalif seçmenleri büyük bir hayal kırıklığına uğrattığı ve Erdoğan’ın yeniden cumhurbaşkanı seçildiği günlerdi...

Yalnızca adını duyduğum ama hiç karşılaşmadığım bir CHP’li beni aradı. Söz konusu kişi, daha önce CHP İstanbul Milletvekili olan, SHP-CHP İstanbul İl Başkanlığı ve CHP Parti Meclisi üyeliği de yapan iş insanı Ali Özcan’dı. Telefonda yazılarımı ilgiyle izlediğini söyleyip görüşme talebinde bulundu. Gazeteye geleceğini bildirdiği gün, yani 21 Haziran 2023’teki ziyaretinde aynı yöndeki düşüncelerini dile getirdi. 

Ben o dönemde CHP yönetimini sağa kayma, helalleşme politikaları ve milletvekili listesi yüzünden sert eleştiriyordum.

PLANLAR VE GERÇEKLER 

Özcan’ı ikinci kez görüşüm, 31 Mart 2024 yerel seçimlerinden 38 gün sonraydı. Tekrar aradığında yemek önerisini kahveye çevirdim, 8 Mayıs 2024’te Moda’da bir kahvecide buluştuk. İş hayatında yaptığı işlerden söz ettikten sonra, gelecek dönemde yaşanacak siyasi gelişmeleri anlattı. Bunları gizli kalması kaydıyla anlattığına ilişkin herhangi bir ifade kullanmadı.

Ortadoğu’da yeni bir düzen kurulacağını, yeni süreçte Türkiye ve tüm bölge için çok önemli değişiklikler yaşanırken CHP’nin başında Kılıçdaroğlu’nun bulunması gerektiğini, bunun hayati önem taşıdığını ve kendisinin de içinde olduğu bir grubun bunun için çalıştığını söyledi. Kılıçdaroğlu’nun bir yıllığına yeniden genel başkanlık olduktan sonra kurultay yapılabileceğinden söz etti.

Yerel seçimlerin tüm ülkede AKP’ye karşı bir umut yarattığı dönemde çizdiği tablo inanılmazdı. Henüz Bahçeli, DEM Partililerle TBMM açılışında el sıkışmamış, grup toplantısında Öcalan’a çağrı yapmamıştı, açılımın sözü edilmemişti.

Ancak Özcan’ın 8 Mayıs 2024’te daha sonraki döneme ilişkin söyledikleri sırasıyla yaşandı. Kılıçdaroğlu’nun dönüşüyle ilgili mahkeme kararı, 21 Mayıs 2026’da açıklandı ama Özcan, Kılıçdaroğlu’nun tekrar CHP’nin başına gelmesini zorunlu gördüklerini iki yıl önce söylemişti.

TEMEL SORUN İLKESİZLİK

Bu olayda benim açımdan merak uyandıran bir soru da neden benimle temas kurulduğuydu. Yalnızca yazılarım beğenildiği için olamazdı. Çünkü ben desteledikleri Kılıçdaroğlu’nu başından beri eleştiriyorum. Büyük olasılıkla aynı zamanda İmamoğlu ve Özel yönetimini de birçok sebeple, özellikle yerel seçimlerde gösterdikleri adaylar nedeniyle eleştirmem ilginç gelmişti. Çünkü medyada bu tutumu alan çok az gazeteci vardı.

Benim sorunum, siyasetteki ilkesizliklerle ilgili olduğundan, Cumhuriyet Devrimi’nin kazanımlarına ödünsüz bir şekilde sahip çıkmayan, laikliği çiğneyen, NATO’culuk yapıp tam bağımsızlığı geri plana iten, kamuculuk yerine özelleştirmeleri savunan, emekçinin değil sermayenin çıkarını gözeten herkesi eleştiriyorum.

Dün bu nedenlerle eleştirdiğimi bugün destekleyip fırıldak gibi dönenlerden değilim. 8 Mayıs 2024’te bunu iyi anlatmış olmalıyım ki Ali Özcan’ı bir daha görmedim.

İKTİDARA YARAYACAK BİR PLAN

Kılıçdaroğlu’nun bir planla CHP’nin başına geçirildiğini; asıl amacın hem Öcalan açılımının önünü tümüyle açmak hem de anayasa değişikliklerinde iktidarın elini kolaylaştırmak olduğunu biliyorum. Evet, İmamoğlu ve Özel de açılıma destek verdiler; hatta CHP komisyon masasına oturmasa, o emperyalist plan bu aşamaya gelmezdi.

Ama altını çizmek gerekir ki Kılıçdaroğlu, Özel yönetiminin Öcalan’ın ayağına gitmeme kararını bile eleştirdi. CHP’nin başına tabanın tepkisini düşünmeyecek biri yani Kılıçdaroğlu gelirse, açılım tezgâhının bundan sonraki sürecinde hiçbir pürüz kalmayacağı hesaplandı.

Kılıçdaroğlu’nun CHP’de genel başkanlık koltuğuna oturur oturmaz yaptığı yayılmacı açıklamalar ise emperyalizmin ve AKP iktidarının Yeni Osmanlıcı planlarıyla örtüşüyor. Ayrıca bölünmüş bir CHP’nin Erdoğan’ın işini kolaylaştıracağı da açık.

CHP’de yaşananlar, Türkiye’ye karşı sanıldığından çok daha derin ve uzun bir operasyonun sonucudur!

/././

Parti logosu nasıl çizildi?-Barış Pehlivan- 

Yeni Parti’nin siyasi çizgisi ne olacak? Peki, logosu ve amblemi nasıl olacak? Bu soruların asıl yanıtı sonbaharda yapılması planlanan ilk kurultayda netleşecek. Ama evet, elimizde bazı işaretler var. Özgür Özel’in son grup toplantısındaki şu sözleri mesela: “Atatürk’le sorunu olmayan, Misakı Milli sınırlarıyla sorunu olmayan, Cumhuriyetle sorunu olmayan tüm demokratları Türkiye ittifakında kucaklamaya, birlikte iktidara yürümeye davet ediyorum.”

İşte bu “Türkiye ittifakı” sözünü taşıyabilecek bir logo ve amblem üzerinde de halen çalışılıyor. Şimdilik kırmızı ve beyaz renklerin hâkim olacağı biliniyor, gerisi net değil.

Tüm bunları düşünürken aylardır masamda okunmayı bekleyen bir kitabı sonunda açıyorum... “Mahmut Akok’un Anıları: Altı Oku Çizerken” adlı eser Cumhuriyet Kitapları’ndan okurla buluştu. Türkiye’de arkeolojinin ve grafik tasarımın öncülerinden Mahmut Akok, Cumhuriyetin 10. yıl kutlama törenleri öncesinde CHP amblemini çizme görevi verilen isimdi. Bakın kitapta yer alan anılarında o süreci nasıl anlatıyor:

“Cumhuriyetin onuncu yıldönümü kutlaması hazırlıkları içindeyiz. Bana da bir iş düştü bu devrede. Genel Sekreter (umumi kâtip) Recep Peker Bey de beni bir oğlu gibi sever ve bazı işlerde güvenir. Onuncu yılda Halk Partisi merkez teşkilatında birtakım afişler, sergiler, dövizler yaparak bu güne katılmak ister. Onuncu Cumhuriyet yıldönümünde bir varlık olarak Halk Partisi ambleminin yapılmasını düşünmektedirler. Recep Beyefendi beni de buldurarak bu düşünceyi anlattı (Bana ve sanatıma büyük itimadı vardı. Tanrı gani gani rahmet etsin). Parti sembolünün (ambleminin) şekillendirilmesinde, parti propagandalarından Anayasaya (Türk Teşkilatı Esasiye Kanunu) aktarılan altı umdenin ifadelendirilmesini istemekteydi. Ben de bu emri alarak, düşünce ve buluşlarımı hazırlayarak yakın zamanda getirebileceğimi söyledim.”

‘YALNIZ ANKARA DEĞİL, BÜTÜN YURT...’

Mahmut Akok, parti sembolünün tüm memleketi kapsaması gerektiğine dair bakışı ve müzelerde yapılan incelemeyi de anılarında yazıyordu:

“Ben birkaç düşünce arasında Ankara Kalesi arkasından doğmakta olan bir güneşin altı huzmesiyle bir ifade şeklini Recep Bey’in önüne sürdüm. Bir yanda kale bir yanda da çeşitli uzunlukta altı huzme (ışık açılışı). Bu teklifteki kırmızı zemin üzerindeki beyaz renkteki huzmeler Recep Beyefendi’ye bir oklar silsilesinin atılışını hatırlattı. Bana dönerek dedi ki: ‘Yalnız Ankara değil, bütün yurt bu atılımlarla iştiraklidir. Işık ve huzmeler kadar Türkün tarihinden alınacak oklarla bu atılımları ifadeleyebiliriz.’ Bu yolda çalışarak dekoratif bir amblem oluşturmamı ve bu buluşun rozet, bayrak ve arma olabilecek şekilde dekore edilmesini istedi.

Ertesi günlerde, art arda birçok düşünce ve buluşlarımı arz ettim. Altı okla ifadelendirmenin uygunluğu üzerinde karara vardık. Beni o zaman İstanbul mebusu olan Halil (Eldem) Bey’in delaleti ile İslam Müzelerindeki Türk ok şekillerinin etüdü için gönderdiler. 

O zaman Aya İrini’de olan askeri müzede ve Topkapı Saray Müzesi’nde silah kısmında olan oklar üstünde çalışmalar yaptım. Bunları Ankara’ya getirdim. Yine Recep Beyefendi ile görüşerek 16. yüzyıl tipi bir okun biçim almasına karar verdik. Ben bu oku (ki oklar ekseriyetle üç kısımdan ibarettirler) ucu, gövdesi (sapı), yelesi olmak üzere şematize ederek ambleme aldım. Altı ok bir yüzeyde bir perspektif atılışı ifade edilir. Kırmızı renk olan Türk varlığında altı umdenin atılışını, yayılışını ve o dünyayı dolduruşunu ifade ederler. Bu amblemin bir bayrak yapılma, kullanma tertiplerine dair bir de öneri elkitabı çıkardık. Onuncu yıl şenliklerinde merasim bayrakları, armalar, süs, rozet ve bayrakları, ışıklı panolar yaparak kamuya, halka ve topluma takdim ettik. Bu çalışmalarımızı açıklayan CHP Bayrak Talimatnamesi kitabımızda bunların eksiksiz anlatımı yapılmıştır.” 

Altı okun doğuşu böyle... Maalesef bugünkü CHP, okların hakkını veremiyor ve hatta tersi istikamette yürüyor. Bakalım, yeni partinin logosu ve amblemi, daha da önemlisi siyasi çizgisi beklentileri nasıl karşılayacak?

/././

Marc Cucurella'nın uzun saçlarının ardındaki gerçek ortaya çıktı: Gözyaşları ile anlattılar! 

İspanyol futbolcu Marc Cucurella, 2026 FIFA Dünya Kupası'nda öne çıkan isimlerden biri oldu. Bu sezon kariyerine Real Madrid'de devam edecek 28 yaşındaki sol bekin saçları ise turnuvanın ilgi çeken kısımlarından biriydi. Cucurella ve partneri Claudia Rodriguez, İspanyol oyuncunun saçlarının ardındaki gerçeği ise bir belgeselde dile getirdi.

Marc Cucurella’nın kıvırcık saçları, dünya futbolunda en çok tanınan görüntülerden biri haline geldi; ancak İspanya’nın savunma oyuncusu için bu, sadece kendine özgü bir görünümden çok daha fazlası.

İspanya ikinci kez Dünya Kupası şampiyonu olurken, Real Madrid’in yeni yıldızı, en büyük oğlu Mateo’nun sahada kendisini anında tanımasına yardımcı olan, son derece kişisel bir maç günü rutinini sürdürüyor. Bu basit kararın ardında, zorlu anlar, dayanıklılık ve koşulsuz sevgiyle dolu bir aile hikâyesi yatıyor.

Image

CUCURELLA’NIN SAÇI, OTİZMLİ OĞLU İÇİN ÖZEL BİR ANLAM TAŞIYOR

Taraftarlar, Cucurella’nın neden yüksek gerilimli maçlarda bile uzun kıvırcık saçlarını asla toplamadığını sık sık merak ediyor. Bu durum onun futbol kimliğinin bir parçası haline gelmiş olsa da, bunun ardındaki neden pek çok kişinin fark ettiğinden çok daha duygusal bir neden.The Times of India'nın aktardığına göre Cucurella, otizmli en büyük oğlu Mateo’nun maçlar sırasında kendisini kolayca fark edip tanıyabilmesi için saçlarını açık bırakmayı tercih ediyor. Bu küçük jest, ailesi için her şey demek ve futbol ile babalığın hayatında ne kadar yakından bağlantılı hale geldiğini yansıtıyor.

Cucurella, İspanya ile Dünya Kupası'nı müzesine götürürken, bu dokunaklı ayrıntı yeniden gündeme geldi. Onun istikrarlı performansları, İspanya’nın turnuvanın en güçlü savunma istatistiklerinden birini oluşturmasına yardımcı oldu; takım, Dünya Kupası'nda zafere ulaşırken sadece bir gol yedi. Ancak futbolun dışında, bu defans oyuncusu hiçbir kupanın silemeyeceği zorluklarla karşı karşıya kaldı.

Image

MARC CUCURELLA VE CLAUDIA RODRIGUEZ, OĞULLARININ SÜRECİNİ ANLATTI

Cucurella ve uzun süredir birlikte olduğu partneri Claudia Rodriguez, Mateo’nun diğer çocuklardan farklı bir şekilde geliştiğini ilk kez fark ettikleri anı anlattı.

Amazon Prime belgeselinde konuşan Rodriguez, o acı dolu zamanları şu sözlerle anlattı:

"Mateo dört yıl önce doğdu. Diğer çocuklarla bazı farklılıklar olduğunu gördük. Okuldan pek yardım alamadık ve en zor aylarımızı yaşadık."

“Mateo’yu okula bırakmak için her gün birlikte giderdik; o sırada Rio’ya da hamileydim. Her gün ağlayarak geri dönerdik.”

"Aynı hafta içinde çok fazla değişiklik oluyor. Başka yerlerde olmak, başka programlara uymak, başka yemekler yemek, başka planlar yapmak, okula gitmemek, terapiye gitmemek… Bunların hepsi onun için zor."

Image

Cucurella için ise tanıyı kabul etmek, oğluyla birlikte öğrenmek anlamına da geliyordu. İspanyol futbolcu, “Tamam, çocuğunuz otistik, ama ebeveynler buna hazır değil. O yüzden çok şey öğrenmemiz gerekiyor" diye konuştu.

Rodriguez daha sonra Mateo’nun ailenin günlük hayata yaklaşımını nasıl değiştirdiğini anlattı. Rodriguez, “Evet, muhtemelen Mateo bize de çok şey öğretiyor. Sürekli Mateo’yu düşünmek zorundasın. Ya da bazen bir şeyler yapmak istersin, ama Mateo için iyi olmadığı için yapamayız. Tatiller her zaman zor geçiyor; yarın Londra’ya döneceğiz ve o da iyi olacak" sözlerini sarf etti.

Image

2018'de tanışan çiftin şu anda Mateo, Rio ve Bella adında üç çocuğu var. Cucurella'nın Real Madrid'e transferinden önce Brighton ve Chelsea'de geçirdiği dönemler de dahil olmak üzere, her kariyer adımında Rodriguez, onun en büyük destekçilerinden biri olmaya devam etti.

Marc Cucurella, İspanya ile 2026 Dünya Kupası'nda zafere ulaşmasının ardından kariyerine Real Madrid'de devam edecek.

***

Özgür Özel nihayet -Özdemir İnce- 

13 Temmuz 2026 tarihli Cumhuriyet gazetesinden aktarıyorum: “Niğde’de Halk Ekmek Fırını açılışının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Özel, Ankara’da savcı atama mülakatlarına ilişkin çarpıcı bir iddiada bulundu. Bir süredir Ankara’ya operasyon yapın baskısı olduğunu söyleyen Özel, ‘İstanbul’dan bir başsavcı yardımcısını Ankara’ya başsavcı yaparak bütün başsavcı vekillerini kendilerine göre dizayn ederek bir operasyon imkânı yarattılar’ dedi. Ankara’daki atamalar için, ‘Sana bunu tutukla dendiğinde gözünü kırpmadan tutuklayabilecek misin’ diye mülakat yaptıklarını öne süren ve bunu Meclis’teki bir milletvekilinin yakınından, birinci ağızdan duyduklarını söyleyen Özel, ‘Bunu isimli cisimli söyleyecek bir noktaya gelmeleri durumunda Türkiye’ye ilan edeceğiz’ dedi. İddialarının somut bilgilere dayandığını savunan CHP lideri, ‘Eninde sonunda bu siyasi operasyonlar, gerçek soruşturma konusu haline gelecekler. Bunlar yargılanacak’ ifadelerini kullandı.”

Anlamını güçlendirmek için cümleyi bir de ben yazacağım: “Eninde sonunda bu siyasi operasyonları, gerçek soruşturma konusu haline getireceğiz. Bunları yapanları yargılayacağız!”

***

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in ağzından “Bunları yapanları yargılayacağız!” cümlesini duymayı sabırsızlıkla bekliyordum. Nitekim 7 Nisan 2026 günü yayımlanan “Devri sabık yaratmak” başlıklı yazımda beklentimi açıkça dile getirmiştim:

[Bu bilgiçliği bir yana bırakıp Özgür Özel’in ne demek istediğini açıklayalım: CHP iktidara geldiği zaman emsalleri hangi rütbede (yüzbaşı, yarbay, albay...) ise ilgili TSK’den sokağa atılan Kemalist, demokrat ve cumhuriyetçi teğmenlerin omuzlarına o rütbenin simgeleri takılacak, emeklilik süreleri eklenecek ve aradan geçen süre içinde almaları gereken maaş kendilerine toptan ödenecek. Atma kararı verenler hakkında gereken yapılacak (mı?) ... Özgür Özel bunu yapabilir mi? TBMM’de çoğunluk (tek başına ya da ortaklarıyla birlikte) CHP’de olursa elbette yapar ve bir vicdansız haksızlığın öcü alınmış olur. Dilerim, bu işlemi ölmeden görürüm. “Karakuşi yönetim” de hak ettiği cevabı almış olur.

Devlet hizmetinde görev yapan, evrak memurundan genel müdürlere ve hatta bakanlara kadar bütün görevlilerin kulaklarına küpe, gözlerine de dağ olur. “Haksız ve yasasız işlemleri hesabı bir gün mutlaka sorulur. Emekli olsan bile!...” Devlet hizmeti yapanlar bu yasal tehdit karşısında hükümetlerin değil “devlet”in memuru olduklarını unutmazlar: Hükümet fani, devlet ebedidir! Devlet olan devlet mutlaka hesap sorar; ölülerden bile hesap sorar. Utanmaları gerekenler ölmüşse ailesi utanmak zorunda kalır.]

***

Okuduğunuz yazının bir başka yerinde “Devri sabık yaratmak, her yeni hükümetin ilk işi olmalıdır. Devri sabık yaratmak demokrasinin tuzu ve biberidir” demişim. Devri sabık yaratarak geçmişin hesabını sormayan her hükümet yolsuzluk yapmaya teşne hükümettir. Kendisinden önceki genel müdürün yolsuzluklarını işleme koymayıp örtbas eden her genel müdür yolsuzluk yapmaya yatkın bir genel müdürdür.

Özgür Özel’in ağzından “Eninde sonu da bu siyasi operasyonları, gerçek soruşturma konusu haline getireceğiz. Bunları yapanları yargılayacağız!” cümlesini duymak çok mutlu etti beni. “Hah, şimdi gerçek bir genel başkan oldun” diye mırıldandım.

***

Bazen kendime uyguladığım sıkıyönetim bukağısından kurtuluyor özgürleşiyor, çok ender de olsa zıpırlıklar yapıyorum. Bunlardan birinde 26 Mayıs 2026 günü Özgür Özel’in özel e-postasına şimdi okuyacağınız pusulayı göndermeyi düşünmüş ama nedense göndermemiştim. Göndermediğim yazıyı okuyalım:

SAYIN ÖZGÜR ÖZEL, 

Ekte gönderdiğim, 3 Nisan 2026 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan “Devri sabık yaratmak” adlı yazımı, adınız geçtiği için okumuş olduğunuzu, çevrenizin okumuş olduğunu düşünüyorum. Edebiyat ve gazete yazarı olarak, her iki türden yazılarımı yazar ve denize atarım. “Balık anlamazsa Halik anlar” dedikleri gibi.

14 Mayıs 1950’de Demokrat Parti iktidara geldiği zaman 14 yaşındaydım. Seçim propagandalarında, “Yeter söz milletindir” afişi ile “Devri sabık yaratmayacağız” vaatleri insanların kulaklarına çakılmış gibiydi. İktidara geldiler ilk işlerinden biri CHP’nin mallarına el koymak oldu.

Dilerim, iktidara gelir, devri sabık yaratır ve AKP’den iğneden ipliğe hesap sorarsınız.

En iyi dileklerimle,

Özdemir İnce.

/././

Resmi Gazete'de yayımlandı: 115 maden sahası ihaleye çıkarılacak. 

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü, 115 maden sahasını ihaleye çıkaracak.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG), 115 maden sahasının ihale edileceğini duyurdu. Resmi Gazete’de yayımlanan ilana göre, ihale edilecek sahaların bulunduğu il, erişim numarası, maden grubu, koordinatları, alanları, ihale tarihleri ve şartnameleri MAPEG’in internet sitesinde en az 15 gün süreyle yayımlanacak. İhaleler, kapalı teklif ve açık artırma usulüyle yapılacak. Başvurular, ilan edilen tarihte saat 09.00 ile 09.30 arasında MAPEG Atilla Şinasi Özdemir Konferans Salonu’ndaki ihale komisyonuna elden teslim edilecek. Posta veya diğer yollarla yapılan başvurular kabul edilmeyecek. Başvuru sahiplerinin, belirlenen taban ihale bedelinin en az yüzde 20’si tutarında teminat sunması gerekecek. Taban ihale bedelinin altında teklif verenler açık artırmaya katılamayacak. Başvuru yapılmayan sahalar yeniden ihaleye çıkarılacak. İhaleyi kazananların, ihale bedeli ve diğer giderleri yasal süresi içinde ödememesi halinde ihale hakkı kaybedilecek ve teminatları gelir kaydedilecek. İhaleyi kazananların, ruhsat işlemleri için gerekli yükümlülükleri bir yıl içinde yerine getirmesi gerekecek. Aksi halde ruhsat hakkı kaybedilecek ve ödenen bedeller iade edilmeyecek.

***

CHP'li Emir'den dikkat çeken açıklama: İBB soruşturmasında 'itirafçı' olan iş insanına DSİ'den 1.5 milyarlık ihale verildi.

TBMM Genel Kurulu'nda konuşan CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, İBB soruşturmasında tutuklandıktan sonra "etkin pişmanlık" kapsamında tahliye edilen Mehmet Karataş'ın Devlet Su İşleri'nden 21/b usulüyle 1 milyar 579 milyon liralık ihale aldığını ileri sürerek, "Bu, iftiracı olmanın karşılığıdır" dedi. Emir, "Bir kişi düşünün, ihaleye fesat karıştırmaktan yargılanıyor ama diğer taraftan bu kişiye 1,5 milyar liralık ihale veriliyor" diyerek iktidarı eleştirdi.

TBMM Genel Kurulu, Meclis Başkanvekili Celal Adan başkanlığında toplandı. Genel Kurul'da, en düşük emekli aylığının 23 bin 552 liraya çıkarılmasına ilişkin düzenlemenin de yer aldığı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin görüşmeleri devam edecek. 

EKMEN: "AK PARTİLİLER TUNCAY SONEL VAKASINDAN BİR DERS ALSIN"

Adan, gündeme geçmeden önce grup başkanvekillerine yerlerinden söz verdi. Yeni Yol Grup Başkanı Mehmet Emin Ekmen, Gülistan Doku soruşturmasında görevden alınan Tunceli Valisi Tuncay Sonel'in rolüne değinerek AKP milletvekilerine şöyle seslendi:

"AK Partili arkadaşlar şunu muhasebe etmeliler, dün ya da bugün bir milletvekilinin ya da grup başkanvekilinin ifade ettiği herhangi bir iddia için de bu kez geçerli olabilir, bürokrasiden gelen notlar sizi yanıltıyor olabilir. Sizin göreviniz, bürokrasideki gri alanları karartmak, karanlık alanları örtmek değildir. Vali'nin maşallahı var bu artık Gülistan Doku'nun dışında bir olay. Mesela aklıma direkt olarak Batman'da bir dönem valilik yapan Salih Şarman geldi. O dönem bir terörle mücadele kahramanıydı, birçok yeri örnek vali olarak gösteriliyordu sonra Türkiye Cumhuriyeti devleti Yargıtayı'nın kesinleşmiş hükmüyle infaz edilen bir cezayla mahkum edildi. Neydi? 'Çetecilik yapmak, ilaveten silah kaçakçılığı.' O günün siyaseti de onu savunuyordu. Belki de 'Kurşun atan da yiyen de şereflidir' meselesinin günlerinden bahsediyoruz. Dolayısıyla, burada sıradan bir vatandaşımız, insanımız ya da bir milletvekili ya da bir parti grubu bir meseleyi gündeme taşıdığında çıkıp bürokrasiden gelen notlarla cansiperane bir şekilde bu olayları savunan veyahut da bu olayların reddi yönünde siyasi irade oluşturan grup yönetimleri şu, Tuncay Sonel vakasından bir ders alsınlar."

ÇÖMEZ: "RUSLARA 5 MİLYAR DOLAR ÖDEME YAPILACAK"

İYİ Parti Grup Başkanvekili Turhan Çömez, ABD gazetelerinin iktidarın Birleşik Arap Emirlikleri ile S-400'leri satmak için pazarlık yaptığını yazdığına dikkati çekerek "Bu Birleşik Arap Emirlikleri kimdir Allah aşkına? Darbe girişiminden sonra Süleyman Soylu'nun 'Darbenin arkasında Amerika ve Birleşik Arap Emirlikleri var' dediği bir ülkedir. Başka? Zamanın Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu'nun 'Darbenin arkasında Birleşik Arap Emirlikleri vardır' dediği ülkedir ve siz şimdi bunlarla oturup pazarlık yapıyorsunuz ve 'Acaba S-400'lerden nasıl kurtuluruz?' diye çaba harcıyorsunuz. Kurtulsanız bile, kurtulsanız bile korkunç bir ekonomik kayıpla kurtulacaksınız ve nihayetinde F-35'leri almak için Amerika'daki yaptığınız girişimler belki uzun yıllar alacak" diye tepki gösterdi.

Genel Kurul'da görüşmeleri devam eden kanun teklifine de değinen Çömez, "Şu anda tartıştığımız bu torba yasanın içerisinde Akkuyu Nükleer Santrali'yle ilgili bazı hükümler var.  Sanki çok önemliymiş gibi gece yarısı operasyonuyla çalıştınız, getirdiniz komisyona ve komisyon toplantısının bitmesine iki saat kala nükleer tesislere verilecek olan teşviklerle ilgili bir kanun maddesi eklediniz görüşülmekte olan torba yasaya. Peki, buna göre bir etki analizi var mı? Yok. Maliye Bakanlığı'nın bilgisi var mı? Yok. Ne kadar vergi kaybı var? Bilmiyoruz" dedi.

Çömez, söz konusunu kanun teklifiyle ilgili tam 5 milyar dolar Ruslara ödeme yapılacağını belirterek "Bunun faturası aziz Türk milletine, milletin sırtına vergi olarak yüklenecek. Allah aşkına, Türk sanayicisine uygun görmediğiniz, münasip görmediğiniz, lütfetmediğiniz bu vergi indirimlerini Ruslara niye veriyorsunuz? Niye verdiğinizi ben size söyleyeyim mi? Ruslara gittiniz, dediniz ki: 'Amerika'ya karşı çaresiz kaldık. F-35'ler gelmiyor. Biz milyarlarca dolar ödediğimiz bu füzelerden, S-400'lerden kurtulmak istiyoruz. Bize bu konuda müsaade eder misin?' Ruslarda hazır yakalamış sizin diplomatik beceriksizliğinizi ve çapsızlığınızı ne kadar sömürürüm ona bakıyor ve ne yazık ki başta nükleer tesisler ve Akkuyu olmak üzere büyük imtiyazlar alıyor" diye konuştu.

TEMELLİ: "BİR DAHA HİÇBİR ALANDA 'ÇED GEREKLİ DEĞİLDİR' RAPORUNDAN UZAK DURMAK GEREKİYOR"

DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, artık tarım konusunda gerçekten tarımı önceleyen politikalarla adım atma zamanının geldiğini kaydederek "Tabii, biz bunu söylerken iktidar ne yapıyor? İktidar bütün verimli tarım ovalarını ve doğayı maden şirketlerine açmaya devam ediyor. Burada defalarca dile getirdik. Örneğin, Ağrı'daki altın madenciliğinin nasıl bir felakete yol açtığını, Murat Suyu'nu nasıl kirlettiğini, onun Muş Ovası'na nasıl bir kirlilik taşıdığını defalarca dile getirdik. Hakkâri'de işletme ruhsatı verilmemiş adeta bir metrekare yer kalmadı, abartmıyorum, gerçekten Hakkâri coğrafyasına bakın, bunu görürsünüz. 'Gabar'da petrol çıkarttık' dediniz, Gabar'ı katlettiniz. İşte, petrol fiyatları ortada. İşte, enerji krizi ortada. Demek ki bunlar yöntem değil" dedi.

Sıranın Artvin Şavşat'ta geldiğini söyleyen Temelli, "Şavşat'ta şimdi açık madencilikle patlamaya dayalı bir ruhsatlandırma ve çalışma başladı. 'ÇED gerekli değildir' raporu alınıyor. 10 tane köy  doğrudan etkileniyor. Orada dinamit patlatarak aslında hem doğayı katlediyorsunuz hem 10 köyün boşaltılmasına, oradan göç edilmesine dair bir basıncı yaratıyorsunuz. Dolayısıyla, böyle bir madencilik anlayışı söz konusu olamaz, kaldı ki artık bu tür bir madencilikten uzaklaşma zamanı gelmiştir, bu madenciliğin Türkiye ekonomisine de Türkiye toplumuna da hiçbir katkısı yoktur, sadece maden şirketlerini destekleyen, onları zenginleştiren ama ekolojik yıkımı besleyen bir anlayıştır; buna bir an önce son vermek ve bir daha da hiçbir alanda 'ÇED gerekli değildir' raporundan uzak durmak gerekiyor" diye konuştu.

EMİR: "İHALEYE FESAT KARIŞTIRMAKTAN SORUMLU OLAN MEMMET KARATAŞ DEVLET SU İŞLERİ'NDEN İHALE ALMIŞ"

CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) soruşturmasında tutuklanan ardından "etkin pişmanlık" ile tahliye edilen Mehmet Karataş'ı hatırlatarak "İhaleye fesat karıştırmaktan sorumlu olan ve hala yargılanan Mehmet Karataş ve iki oğlu Devlet Su İşleri'nden 21/(b)'yle 1 milyar 579 milyon liralık ihale almış. Bir kişi düşünün, ihaleye fesat karıştırmak, rüşvet, irtikap suçlarından tutuklanıyor, hala yargılanıyor ama diğer taraftan bu kişiye 1,5 milyar liralık ihale veriliyor. Bu, iftiracı olmanın karşılığıdır. Üstelik de bu ihale 21/(b) davet usulüyle getiriliyor. 'İtiraf et, çamur at, hem tahliye ol hem de bunun üzerinden merak etme, para kazanmaya devam edeceksin'. İşte, sizin İBB soruşturmanız da, güya bizim belediyelere karşı yaptığınız yolsuzluk soruşturmalarının içi de budur. Somut delil yok, bir kuruş para yok, para hareketi yok, zenginleşme yok, döviz bürosu yok, alım satım yok, ambulansla kaçırılan paralar yok" diye tepki gösterdi.

Yılmaz Büyükerşen CHP’den istifa etti: Kılıçdaroğlu tepkisi 

Önceki dönem Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen, CHP’den istifa etti. Büyükerşen istifa açıklamasında, "Ben yasa oyunlarıyla Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı olan Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkan olduğu CHP’den istifa ettim" dedi.

Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı olarak 1999-2024 yılları arasında görev yapan Yılmaz Büyükerşen, CHP'den istifa etti.

Büyükerşen, yaptığı açıklamada, şu ifadeleri kullandı: "Ben şu an CHP’deki kadroları yetersiz buluyorum. Ben yasa oyunlarıyla Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı olan Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkan olduğu CHP’den istifa ettim. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu CHP her zaman ruhumda ve kalbimde yaşıyor, yaşamaya da devam edecek."

Büyükerşen’in bundan sonraki siyasi yolculuğunu Özgür Özel ile birlikte sürdürmesi ve Özel’in öncülüğünde kurulacak yeni partiye katılması bekleniyor.

NE OLMUŞTU?

CHP'nin seçilmiş lideri Özgür Özel, salı günü düzenlediği CHP’nin Grup Toplantısı'nda yeni partinin kurulacağını bildirmişti. CHP'den ayrılacağını duyurduğu Grup Toplantısı'nda Özgür Özel, yeni partide yalnızca milletvekillerinin yer alacağını belirtirken CHP'de yaşanacak istifalar ile yeni partinin TBMM'de ana muhalefet partisi olacağını açıklamıştı. CHP'de 90'a yakın milletvekilinin istifa ederek yeni partiye geçeceği tahmin ediliyor.

***

Ortadoğu'da nükleer yarış... Kim silaha ne kadar yakın? Listede Türkiye de var. 

ABD ile Suudi Arabistan arasında imzalanan 30 yıllık sivil nükleer iş birliği anlaşması, Ortadoğu'da nükleer dengelere ilişkin tartışmaları alevlendirdi. Bölgedeki ülkelerin nükleer programları, güvenlik politikaları ve olası silahlanma yarışı yeniden gündemde. Peki, hangi ülke silaha ne kadar yakın?

ABD ile Suudi Arabistan, Washington'un Riyad'a sivil nükleer program geliştirmesi için teknoloji desteği vermesini öngören 30 yıllık bir nükleer iş birliği anlaşması imzaladı. ABD Enerji Bakanı Chris Wright ile Suudi Arabistan Enerji Bakanı Abdülaziz bin Selman tarafından imzalanan anlaşma, ABD Atom Enerjisi Yasası'nın 123. maddesi kapsamında yapılan ve kamuoyunda '123 Anlaşması' olarak bilinen nükleer iş birliği modeline dayanıyor.

Anlaşmanın ayrıntıları henüz açıklanmazken, uzmanlar, Ortadoğu'da yeni bir nükleer rekabeti tetikleyebileceği uyarısında bulunuyor. Özellikle Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) anlaşmaya doğrudan taraf olmaması ve Suudi Arabistan'ın Nükleer Tedarikçiler Grubu'na (NSG) üye olmaması, denetim mekanizmalarına ilişkin soru işaretlerini artırıyor.

Peki, bölgemizdeki hangi ülkede, ne tür nükleer çalışmalar yapılıyor?

İRAN: 70 YILLIK TARTIŞMA

Ortadoğu'nun en gelişmiş nükleer altyapılarından biri İran'a ait. İran'ın nükleer programı, 1957 yılında ABD'nin 'Atoms for Peace' (Barış için Atomlar) girişimi kapsamında başlatıldı. Ülke, 1974 yılında Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'na (NPT) taraf oldu. Ancak 2000'li yılların başında Natanz, Fordow ve İsfahan'daki gizli uranyum zenginleştirme tesislerinin ortaya çıkması, Tahran'ın nükleer silah geliştirdiği yönündeki uluslararası iddiaları güçlendirdi. Bunun üzerine Birleşmiş Milletler yaptırımları devreye girerken, İran uzun yıllar ABD ve İsrail'in siber operasyonları ile sabotajlarının hedefi oldu. 2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA) kapsamında İran, uranyumu yaklaşık yüzde 3 seviyesinde zenginleştirmeyi kabul etmiş ve UAEA tarihindeki en kapsamlı denetim rejimlerinden birine izin vermişti. Ancak ABD Başkanı Donald Trump'ın 2018'de anlaşmadan çekilmesiyle süreç çöktü ve İran uranyum zenginleştirme faaliyetlerini yeniden hızlandırdı. Son yıllarda Washington ve Tel Aviv, İran'ın yüzde 60 saflıkta 400 kilogramdan fazla uranyum stokladığını öne sürerek askeri operasyonlarını bu gerekçeyle savunuyor. Tahran ise programının tamamen barışçıl olduğunu vurgulamayı sürdürüyor.

İSRAİL: "RESMEN KABUL ETMİYOR..."

İsrail bugüne kadar nükleer silahlara sahip olduğunu ne doğruladı ne de yalanladı. Buna rağmen uluslararası uzmanlar, ülkeyi Ortadoğu'nun fiili tek nükleer silah sahibi devleti olarak değerlendiriyor. Nükleer Tehdit Girşimi (NTI) verilerine göre, İsrail'in yaklaşık 90 nükleer savaş başlığına sahip olduğu, mevcut uranyum ve plütonyum stoklarıyla bunun 300'e kadar çıkarılabileceği tahmin ediliyor. İsrail, NPT'ye taraf değil ve bu nedenle UAEA'nın düzenli denetimine tabi bulunmuyor. Ülkenin en önemli nükleer tesisi ise Fransa'nın desteğiyle 1957 yılında inşa edilen Dimona (Şimon Peres Negev Nükleer Araştırma Merkezi) olarak gösteriliyor.

BAE, TÜRKİYE VE MISIR 

Bölgede elektrik üretimi amacıyla nükleer enerji yatırımı yapan ülkelerin başında Birleşik Arap Emirlikleri, Türkiye ve Mısır geliyor. BAE, 2009 yılında ABD ile yaptığı '123 Anlaşması' kapsamında uranyum zenginleştirmeme ve kullanılmış yakıtı yeniden işlememe taahhüdünde bulundu. Güney Kore tarafından inşa edilen Barakah Nükleer Santrali, ülkenin elektrik ihtiyacının yaklaşık dörtte birini karşılıyor ve UAEA tarafından sürekli denetleniyor. Türkiye ise Rusya tarafından inşa edilen Akkuyu Nükleer Güç Santrali ile sivil nükleer enerji üretimine hazırlanıyor. Yaklaşık 4 bin 800 megavat kapasiteye sahip olacak santralin Türkiye'nin elektrik ihtiyacının yaklaşık yüzde 10'unu karşılaması hedefleniyor. Anlaşma gereği, kullanılmış nükleer yakıtın kontrolü Rusya'da bulunuyor.  Mısır da Rusya'nın desteğiyle yapımı süren El-Dabaa Nükleer Santrali üzerinden elektrik üretmeyi planlıyor. Santralin 2028 yılında faaliyete geçmesi bekleniyor.

IRAK VE PAKİSTAN

1970'li yıllarda Saddam Hüseyin yönetiminde nükleer silah geliştirmeye çalışan Irak, Fransa'nın desteğiyle Osirak Reaktörü'nü inşa etmişti. Ancak tesis önce İran, ardından İsrail tarafından bombalandı; 2003 ABD işgalinden sonra ise Irak'ın nükleer programının tamamen sona erdiği açıklandı. Ortadoğu'nun hemen doğusunda bulunan Pakistan ise yaklaşık 170 nükleer savaş başlığı ile dünyanın önemli nükleer güçlerinden biri olarak kabul ediliyor. Pakistan'ın geçmişte İran, Libya ve Kuzey Kore'ye nükleer teknoloji transfer ettiği yönündeki iddialar ise uluslararası güvenlik tartışmalarının önemli başlıkları arasında yer alıyor.

ANLAŞMA DENGELERİ DEĞİŞTİREBİLİR 

Uzmanlara göre, ABD ile Suudi Arabistan arasında imzalanan yeni nükleer iş birliği anlaşması, yalnızca enerji alanında değil, Ortadoğu'nun güvenlik mimarisi açısından da kritik sonuçlar doğurabilir. İran'ın nükleer faaliyetleri, İsrail'in belirsizlik politikası ve Körfez ülkelerinin artan nükleer enerji yatırımları birlikte değerlendirildiğinde, bölgenin önümüzdeki yıllarda hem sivil nükleer kapasitenin hem de stratejik caydırıcılık rekabetinin daha da yoğunlaştığı yeni bir döneme girmesi bekleniyor.

***

Cumhuriyet


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

Cumhuriyet "Köşebaşı + Gündem" -24 Temmuz 2026-

Derin ve uzun bir operasyon!-Zülal Kalkandelen-  14-28 Mayıs 2023 seçimlerinden hemen sonra, Millet İttifakı’nın muhalif seçmenleri büyük bi...