Devletin yarattığı boşluktan faydalanan fırsatçılar -Zülal Kalkandelen-
Haluk Levent ve Ahbap Derneği hakkındaki soruşturmaya yol açan iddialar, toplumda kırıntıları kalan güven duygusunu tümüyle yok edecek kadar vahim. Soruşturma sürdüğünden kesin bir yargıda bulunmak istemiyorum ancak usulsüzlükler ortada.
Kuşkusuz dernekleri denetlemekle görevli kurumların bunca zaman neden gerekli uyarıyı yapmadığı, akıllara takılan bir soru. Deprem bölgesindeki insanlara yardım için elindeki olanaklarla bağışta bulunan iyi insanların duygularını sömüren kim varsa en ağır cezayı almalarını diliyorum.
KAHRAMAN BAĞIMLILIĞINA ÖRNEK BİR OLAY!
Ben bu yazımda olayın bir başka yönünü ele almak istiyorum. O da TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan’ın yerinde bir tespitle gündeme getirdiği “kahraman bağımlılığı”! Çünkü bu sorunun yol açtığı inanılmaz olayları deneyimlemiş bir gazeteciyim.
Köşe yazılarımı okuyanlar hatırlayacaktır; 2021-2023 döneminde yoğun olarak bir hayvan koruma derneği hakkında çok sayıda yazı yazıp yolsuzluklarını belgelerle kanıtladım. Ancak sosyal medyada her platformda yayılan, yalnızca Instagram üzerinde 1 milyonu aşkın takipçisi olan ve yanına ünlüleri çekerek desteğini uluslararası alana taşıyan bir yapı vardı karşımızda.
Nerede bir felaket oluyor, oraya gidip videolar çekiyor ve hayvanları kurtardıkları algısını yayarak canlı yayınlarla sürekli bağış topluyorlardı. Ben bu konu hakkında yazmaya başladıktan sonra birçok kişiden ihbarlar yağdı ve yolsuzluğun boyutu çok büyüdüğü halde bazıları sahtekâra inanmaya devam etti!
Derneğin kurucusu olan kişi, beni ve konuşan birkaç kişiyi açıkça tehdit ediyor, iğrenç cinsiyetçi küfürler savurduğu videolar paylaşıyordu. Hatta utanmadan beni Basın Konseyi’ne şikâyet etmiş, onlar da yazılarımdaki onca kanıta karşın benden savunma istemişti...
TUTUKLUNUN KİMLİĞİNİ TESPİT EDEMEYEN SAVCILIK
Bu kişi hakkında defalarca savcılığa suç duyurusunda bulunmuştum, suç sicili kabarık olduğundan arandığı biliniyordu. Ne ilginçtir ki söz konusu kişi, içişleri bakanı olduğu sırada Süleyman Soylu, o dönemde AKP grup başkanvekili olan Mahir Ünal ve MHP Milletvekili Olcay Kılavuz tarafından TBMM’de ağırlanıyor, çektirdiği fotoğrafları paylaşıyordu.
Söz konusu şahıs, sonunda Ali Yerlikaya’nın bakan olmasından üç ay sonra tutuklandı! Hakkında hayvan hakları savunuculuğu adıyla dolandırıcılık, tehdit ve yaralama suçuyla birlikte belgede sahtecilikten kesinleşen 59 yıl 3 ay 24 gün hapis cezası bulunduğu ortaya çıktı.
İnanması zor ama bu kişi, 31 Ağustos 2023’te tutuklandıktan sonra, 9 Kasım 2023’te İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, tehdit videolarının paylaşıldığı sosyal medya hesabını kastederek “Bir internet blokunun bağlı olduğu elektronik servis hizmetleri sağlayıcısının yurtdışı kaynaklı olması nedeniyle dijital delil elde edilemediğini” belirterek şüphelinin tam ve kesin olarak belirlenemediğini ve bu nedenle takipsizlik kararı verildiğini bildirdi. Devletin hapishanesindeki tutuklunun bulunamadığı söyleniyordu!
Onca zaman milyonlarca insanı kandırıp bağış toplayarak lüks içinde yaşamış, insanları aldatmıştı ve olan kurtardığı sanılan hayvanlara olmuştu.
SAHTEKÂRLARA AÇILAN YOL
Ahbap olayına bağlayacağım nokta, toplumdaki kahraman arayışı... Çoğu insan, kötü durumdaki insanlar ya da hayvanlar için bir şeyler yapmak istiyor ve bu iş için biri ortaya çıkınca “yardımsever” diyerek ona güveniyordu. Gerçekleri göstermeye çalıştığınızda ise size saldırmak onlara daha kolay geliyordu.
Nitekim sözünü ettiğim derneğe her ay ABD’den para gönderen bir kadın, bir yazım üzerine bana, “Dolandırılma hakkımı kullanmak istiyorum!” diye yanıt vermişti.
Hayvanları koruma alanında buna benzer çok sayıda olay yaşandı. Sosyal medyanın da gelişmesiyle bağışların kontrolsüzce toplanmasının önü açılmıştı.
Türkiye’de giderek artan kahraman bağımlılığının ardında, devletin sorumlu olduğu belli alanlardan çekilmesi yatıyor. Kamu kurumlarının halktan toplanan vergilerle yerine getirmesi şart olan bazı hizmet ve yardımları yapmadığı durumlarda ya da devlet kurumlarına güvenin kalmadığı hallerde, ortaya yolsuzluk peşindeki fırsatçılar çıkabiliyor.
Asıl sorun bu!
/././
Emeklilere acımıyorum -Özdemir İnce-
Atasözü hiç kullanmam, kullanılmasına da kulak asmam. Çoğu boştur! Örneğin “Ağlamayan çocuğa meme verilmez!” nefret ettiğim bir atasözüdür. İşçi/işveren ilişkisinde kullanılması çok yanlış. Ağlamayacaksın, kazanmak için mücadele edeceksin.
Memleketimizin emeklileri bu atasözüne çok inanıyor olmalılar ki durmadan ağlıyorlar (iktidara göre “zırlıyorlar”). Oysa sözlüklerde aşağıda okuyacağınız türden bol bol örnek var. Toplu iş sözleşmesi yapmazsan, sendikalı olup grev yapmazsan hepsi boş.
Şiir de yazan büyük toplumbilimci Ziya Gökalp, bilinen bir şiirinde şöyle der: “Ahlak yolu pek dardır./ Tetik bas, önü yardır./ Sakın hakkım var deme,/ Hak yok, vazife vardır!”
Ziya Gökalp gibi düşünmüyorum. Yaptığın iş sana “hak” kazandırır. Ziya Gökalp bu felsefesiyle bireyin topluma karşı öncelikli borçları olduğunu ve “hak” arayışından önce “görev” bilincinin gelmesi gerektiğini vurgular. Ama bunun tersi daha doğrudur.
Yazımın gerisini daha önce yayımlanan bir yazımdan yararlanarak tamamlayacağım:
Televizyonların emeklilerin hal-i pür melalini tanımlayıp aktarmak için seçtikleri insanların neredeyse tamamı garip bir ruh durumu içinde. Konuşmalarından, hal ve tavırlarından çoğunun işçi emeklisi olduğunu anlıyorum. Devlet memuru emeklilerinin de durumu yasa ile belirlenmiştir: Yaptığı için bir unvanı, kadrosu, derecesi, kademesi vardır.
İşçi emeklilerinin durumu çok başka. Türkiye’nin işçilerinde, emekçilerinde sınıf bilincinin eksikliği, sendika bilincinden yoksunluk yüzünden işçi sınıfı doğaya, hayata ve patrona karşı savunmasızdır. Sendikasız işçi sürüden ayrılmış kuzuya benzer. Kuzu olarak kurda, insan da emekçi olarak patrona kurban ve yem olacaktır.
2025 yılına göre Türkiye’de kamu çalışanı (memur) sayısı: 5.289.449 kişi. Kamu sendikalarına üye kamu çalışanı sayısı: 2.391.000. Kamu emeklileri sayısı: 22.319.000. 2025 yılına göre çalışan işçi sayısı: 17.326.143; sendikalı işçi sayısı: 2.326.143; emekli işçi sayısı: 16.859.000. 2025 yılında emekli memur sayısı: 5.289.449 +emekli işçi sayısı: 16.859.000=22 milyon 148 bin kişi. Uzmanlar eğer benim yöntemimi ya da genel geçerli bir yöntem uygulayarak sonuçları açıklarsa ellerinden öperim.
Benim bu yazıdaki amacım grupların kesin sayıları değil. Seçimlerde oy verecek halkın bir bölümünün dökümü. Seçimlerde oy veren her insan siyasal insan değildir. Siyasal insan kendi insani, toplumsal, sınıfsal ve bireysel varlığının bilincinde olan insandır. Bir işçi, bir köylü, bir kapitalist burjuva, toprak ağası, kasaba mütegallibesi gibi para kazanmadığı için onun gibi yemek yiyemez, geçinemez, gezemez, tatil yapamaz, emekli olamaz veee bundan dolayı da bir işçi ve köylü, bir kapitalist burjuva ya da taşra mütegallibesi, toprak ağası gibi düşünemez, bilinci ötekilerin bilinciyle örtüşemez. Tıpkı kurtla kuzunun aynı ağılda birlikte olamayacağı gibi.
Günümüzün toplu durumunda AKP uygulamalarıyla, siyasal söylemleriyle emekçi sınıfların (işçi+köylü+evde çalışanı) yandaşı, temsilcisi olmadığı gibi tam anlamıyla hasmı, karşıtı ve dahası can düşmanıdır. Bu açmazda, Türkiye’de din olgusu, din etkenliği ve etkinliği ortaya çıkıp pişmiş aşa su katıyor. Neymiş, patron mütedeyyin ve uygulamalı Müslümanmış, AKP de tıpkı ve aynen öyleymiş!!! Müslüman katil ile Hıristiyan, Yahudi, ateist, teist katil arasında fark mı var; hırsızın sarışını esmeri, yeşil gözlüsü, kara gözlüsü mü olur?
Ey işçi, ey köylü, ey emekçi, ey emekli kardeşim! Açsan, sefilsen, evsizsen, ezliyorsan bil ki suç başkalarının (patronların, toprak ağalarının, mütegallibenin...) değil. Onların kuşkusuz suçu var ama asıl suçlu sensin, sürekli intihar ve kendine ihanet halindesin! Özellikle düşük kadro emeklilerinin, vasıfsız emeklilerin park banklarına oturup ağlaşmasından iyice bıktım. Kınıyorum! Ağlamayana meme vermezler atasözü de palavra. Emeklinin gözyaşları Konya ovasını sular ama gidip büyülenmiş koyun gibi AKP’ye oy veriyor.
Son söz: AKLI BAŞINDA ezilenlerin, açların, susuzların, düşkünlerin, dulların yetimlerin,köylülerin, emekçilerin oy vereceği parti R.T. Erdoğan’ın partisi AKP, MHP ve öteki sağcı ve İslamcı siyasal partiler değildir. Soldaki halkçı, toplumcu, eşitlikçi, özgürlükçü, barışçı siyasal partilerdir. Bunu söyledikten sonra, ad ve adres de vermeyeyim artık!
/././
Cumhuriyet

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder