Ev hayalinden İsviçre hesabına: Devlet bu balonu görmedi mi?-Murat Ağırel-
Bir tarafta faizsiz finansmanla ev sahibi olmak isteyen insanlar... Diğer tarafta soruşturma haberlerine giren özel jetler, lüks otomobiller, bir yat ve İsviçre’ye yapılan milyonluk transferler...
Günlerdir Pusula Holding ve Tera Yatırım’ın ortasında bulunduğu bir fon krizi ve soruşturmasını seyrediyoruz.
Havada milyarlarca lira uçuşuyor, fon ve borsa tartışmaları yapılıyor.
Bu iki taraf arasındaki para hareketlerinin halen net bir şekilde açıklandığını düşünmüyorum.
Şimdi soruşturmadan basına yansıyan ayrıntılara bakalım.
Sözcü’ye göre Pusula Holding Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Turhan’ın hesabından İsviçre’deki bir hesaba 15 milyon dolar, Pusula Portföy Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed Yarız’ın hesabından ise yine İsviçre’deki bir hesaba 25 milyon Avro gönderildiği tespit edildi.
Bu paralar hangi gelirden elde edildi? Transferlerin gerekçesi neydi? Gönderen ve alan hesapların gerçek yararlanıcıları kimdi? Fonlarla, şirketlerle ve yatırımcıların alacaklarıyla ilişkileri var mıydı?
Resmi makamlar bunu henüz açıklamıyor.
SORU İŞARETLERİ ÇOK
DHA’nın MASAK raporundan aktardığına göre Yarız adına kayıtlı, toplam değeri yaklaşık 200-220 milyon lira olan beş lüks otomobil, 7-8 Eylül’de dört kişiye devredildi. Bu devirlerle bağlantılı olarak Yarız’ın hesabına gönderildiği belirtilen toplam tutar 26 bin lira.
Yani Muhammed Yarız 200- 220 milyon liralık araçlarını 26 bin 280 liraya devretmiş.
Dört araç da şu anda muhafaza altına alındı.
Bunun neden böyle olduğuna ilişkin de bir bilgi paylaşılmadı.
Ardından özel jetler ve yat geldi. Soruşturma kapsamında Yarız ve Tera yöneticisi Emre Tezmen’e ait olduğu belirtilen iki özel jete, Serdar Turhan’a ait olduğu belirtilen “LORETA” isimli yata el konduğu haberleştirildi.
El koyma kararı, suçun kesinleştiği anlamına gelmez. Fakat bu servetin nasıl edinildiğini araştırmak için ortada yeterince ciddi soru bulunduğunu gösterir.
Anlatmak istediğim şey çok açık.
Paralarını kaybettiği söylenen “büyük balinaları” geçiyorum. Fakat birkaç bin lira para kazanmak için fon piyasasına giren sıradan vatandaşların paralarına ne olduğu açıklanmalı.
Yurttaşın parasının hangi hesaplara girdiğini, nerelerden geçtiğini, hangi varlığa dönüştüğünü öğrenmek istiyoruz.
Pusula konuşulurken Tera Portföy’ün TLY fonundaki yükseliş de aynı açıklıkla incelenmeli.
Bakın gelin kısaca anlatayım.
TEFAS kayıtlarından derlendiği belirtilen tabloda TLY’nin birim fiyatı 27 Eylül 2021’de 1.28 lira görünüyor.
Aralık 2022’de 5.21 lira.
Ocak 2023’te 9.49 lira.
Ekim 2024’te 26.40 liraya, aralıkta 59.78 liraya çıkıyor.
Ocak 2025’te 109.18, şubatta 251.97 lira oluyor.
Mart’ta 293.36; nisanda 361.26; mayısta 454.09 lira.
30 Haziran 2025’te 595.81 lira.
Başlangıç fiyatının yaklaşık 465 katı.
Aynı tabloda Aralık 2024 sonunda 11 yatırımcı var.
Ocak 2025 sonunda yine 11.
Şubatta 13, martta 43, nisanda 67, mayısta 107, haziran sonunda 159.
7 Temmuz’da 154.
Bu 154 kişi kim?
Daha önemlisi, yükseliş boyunca kimler girdi, kimler çıktı?
Devlet bu balonun şişirildiğini görmedi mi?
Çünkü 154, yalnızca belirli bir tarihteki yatırımcı sayısı. Bütün dönem boyunca işlem yapanların toplamını vermiyor. Aynı sayının korunduğu iki ayda bile yatırımcılar değişmiş olabilir.
Kim 1, 10, 50 lira seviyelerinde kaç pay aldı? Kim 250, 300, 500 lira seviyelerinde sattı? Kim ne kadar para yatırdı, ne kadarını geri çekti? Fonun geniş yatırımcı erişimine açılmasından önce çıkanlar oldu mu?
Fonun elindeki hangi varlıklar bu artışı sağladı? O varlıkların fiyatları hangi işlemlerle oluştu? İşlemlerin karşı tarafında kimler vardı?
Bunların cevabı yatırımcı bazındaki pay hareketleri, Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK), saklama ve banka kayıtları karşılaştırılarak araştırılabilir.
Pusula hakkında kamuoyuna verilen bilgiler, TLY hakkındaki soruların yerine geçmez.
Bir de bütün bunları izleyen yurttaşa bakalım.
Neden bire elli, bire yüz kazanmak istiyor?
Kimi hırsından. Kimi çevresindekilerin kazandığını duyup geride kaldığını düşündüğünden. Kimi de çalışarak ulaşamayacağı bir hayatı, tek bir yatırımla yakalayabileceğine inandığından.
Fenomenlerin sergilediği hayatlar bu duyguyu besleyebiliyor. İnsan kendi maaşını, borcunu, kirasını biliyor. Ekranda ise sürekli tatil yapan, otomobil değiştiren, para harcayan insanlar görüyor.
MANEVİ GÜVEN
Zenginliğin nasıl kazanıldığı görünmüyor. Harcandığı yerler görünüyor.
Çünkü emeği unuttuk. Emeğin değerini, bilincini yok ettik.
Sonra o gösterişli hayat, yatırım tavsiyesinin referansına dönüşüyor. Pahalı otomobile binenin parayı iyi yönettiği sanılıyor. Kalabalık takipçi sayısı, güvenilirlik belgesi gibi algılanıyor.
İnanç hassasiyetinin kullanıldığı yerde buna bir de manevi güven ekleniyor. “Faizsiz” sözü duyulunca paranın nasıl değerlendirildiği daha az sorgulanabiliyor.
Oysa faizden kaçınmak isteyen kişinin de hesap sormaya hakkı var. Kazancın kaynağını bilmeye, riskini öğrenmeye, parasının nereye gittiğini görmeye hakkı var.
Bu hakkı korumak için yalnızca yurttaşa “Dikkatli ol” demek yetmez. Denetleyenlerin de ne zaman ne gördüğünü, hangi işlemi neden durdurmadığını açıklaması gerekir.
Belli ki burada kamu görevlilerinin de ihmali var.
Her soruşturmayı birkaç servet fotoğrafıyla hatırlayıp unutamayız.
İsviçre’ye gönderilen paranın kaynağını, devredilen araçların bedelini, jetlerin ve yatın hangi gelirle alındığını öğrenmeliyiz.
TLY’de yükseliş boyunca kimin ne kazandığını da...
Dosyanın sonunda yalnızca tutuklananların adlarını değil, paranın hesabını görmek istiyoruz.
/././
Silkeleme piyasası kurulu hayırlı günler -Miyase İlknur-
Evet, borsa riskli bir piyasadır. Finansal okuryazarlığınız ya da bir yatırım danışmanınız yoksa para kaybetmeniz kaçınılmaz. Bazen finansal okuryazar olmanız da yetmeyebilir. Güçlü şirketlerin hisselerine yatırım yapmışsınızdır ama jeopolitik gelişmeler, siyasi istikrarsızlıklar ya da bir doğal afet nedeniyle bütün piyasa çöktüğü için bundan siz de etkilenirsiniz. Buna yapacak bir şey yok.
Bizim borsamızda riskler sadece dış etkenlerden ibaret olsa can baş üstüne. Bir süre sonra düzelir diye hisse senetlerini tutmaya devam edersiniz. Ama gelin görün ki bizde bizzat SPK ve İMKB gözetiminde yatırımcılar alenen soyuluyor. Bir borsa deyimi olarak artık kanıksanan “keriz silkeleme” diye bir deyim sadece bize özgü. Dış borsalarda işlem yapan aracı kurumlara ya da yatırımcılara “Sizde de keriz silkeleme operasyonları oluyor mu?” diye sorsanız alık alık bakar yüzünüze. Zira dış borsalarda “kerizleri” silkelemek isteyen spekülatörlere karşı ciddi önlemler alınmıştır. Kâğıt üstünde bizde de bu tür önlemler alınmıştır. Dedik ya; sadece kâğıt üstünde.
Fiiliyatta öyle mi?
Öyle olmadığı için zaten sürekli birileri “keriz” dedikleri çoğunluğu da küçük yatırımcı olan ve finansal okuryazarlığı bulunmayanları ütüyor.
Birileri çirkin lakaplar taktıkları bu yatırımcıları soyarken denetleyici ve düzenleyici kurum SPK ne yapıyor?
Hiiiç; “Du bakalim nolcek?” diye izliyor. İşler sarpa sardığında ancak dostlar alışverişte görsün diye birkaç vurguncuya borsa yasağı getiriyor, işlem tahtalarını kapatıyor ya da son örnekte olduğu gibi mallarına tedbir koyuyor. O sırada zaten vurgun yapılmış; paralar, mallar ve vurgunu yapanlar çoktan sırra kadem basmıştır.
Neden izliyor?
Bazen gücü yetmiyor. Çünkü vurgunu yapanların arkasında çok güçlü siyasiler vardır da ondan.
Bazen de kendilerinin yol verdiği kişi ve kurumlar bu vurgunu yaptığından.
Son fon olayı da bunun bir benzeri.
Vurguncuların bu kadar pervasız olmalarının nedeni; arkalarını dayadıkları güç.
İktidar partisinden milletvekilleri, eski bakanlar, saray danışmanları hatta ve hatta yargı mensupları ve polis müdürlerini de kârlarına ortak ederek yapıyorlar bu işi.
YAPAYIM ABİME BİR GÜZELLİK
Son yıllarda dikkatimi çeken şey, adliye koridorlarında ve Emniyet’te en tepeden en alttaki memura kadar “Bizim patrona tüyo geldi, bize de söyledi şu kâğıdı alalım diye” diyen diyene.
Spekülatörler, olası bir operasyonu önceden haber almak ya da operasyon sonrası yardımlarını esirgemesinler diye yargı ve Emniyet müdürlüklerinden dostlarına hangi hissede spekülatif işlem yapacaklarını duyuruyorlar.
- Abim sana bir güzellik yapayım. Şu kâğıdı al, ben satacağın zamanı söylerim, deniyor.
Çünkü bir memurun o hisseye yatıracağı para en fazla birkaç milyondur. O kadarlık kârdan zararı göze alıyorlar. Ama kendileri milyarlar yatırıp yatırdıklarının yüz katı para kazanıyor.
Siyasiler ve sarayda görevli olanlar da kendileri gibi büyük paralar yatırıp paraları kadar vurgun yapıyorlar. Bunları piyasada bilmeyen yok.
Yahu Ankara’nın göbeğinde Erzurum milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu’nun eski eşi Ünsal Ban Next Level’da bunun için bir ofis tutmuş ve AKP’li bir kadın milletvekilinin eşiyle bu işleri çeviriyordu.
Fon vurgununda milyarlarca dolar bir yerden bir yere aktarılırken bunu görmemek mümkün mü?
İngiltere’de Polly Peck olayında benzer işlemi yapan Asil Nadir’in hayatını kararttılar.
Bizde ise durum tam tersi. SPK’ye güvenip bu vurguncuların fonlarına ya da hisselerine para yatıranların hayatı kararıyor. Korkarım bu kez iktidarın da hayatı kararacak gibi.
/././
Enflasyon neden çürüme sonuç -Jale Özgentürk-
Birinin ev parası gitti. Birinin otomobil için yıllardır biriktirdiği para. Bir başkasının emeklilik ikramiyesi, ötekinin çocuğunun geleceği için kenara koyduğu birikimi...
Sermaye piyasalarında yaşanan fon krizinin rakamları büyüdükçe meselenin yalnızca büyük yatırımcıların kaybından ibaret olmadığı ortaya çıkıyor. Kamuoyuna yansıyan hesaplamalarda, 1 milyon liranın altında birikimi bulunan yüz binlerce küçük yatırımcıdan söz ediliyor.
Yüz binlerce insan bugün parasının derdinde.
Çoğu o parayı daha da zengin olmak için yatırmadı. Biriktirdiğini korumaya çalıştı.
Ev için biriktiriyorsunuz, siz biriktirirken ev sizden hızlı pahalanıyor. Otomobil için para ayırıyorsunuz, fiyatına yetişemiyorsunuz. Emekli oluyorsunuz, 30-40 yıllık emeğin karşılığı olan paranın satın alma gücü gözünüzün önünde eriyor.
Sonunda tasarruf sahibinin önünde tek soru kalıyor:
“Paramı nereye koyarsam erimez?”
Bugünkü fon krizine asıl buradan bakmak gerekiyor.
Çünkü bu insanlar bir sabah uyanıp spekülatör olmaya karar vermedi.
Bu ülkenin ekonomi politikası milyonlarca sıradan insanı istemeden yatırımcı yaptı. Hatırlayalım.
Eylül 2021’de politika faizi yüzde 19, yıllık enflasyon yüzde 19.58’di. “Faiz sebep, enflasyon neticedir” denerek faiz indirilmeye başlandı. Aralıkta politika faizi yüzde 14’e kadar düşürüldü.
Sonuç?
Ekim 2022’de yıllık enflasyon yüzde 85.51’e çıktı.
Dönemin Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati ise uygulanan yaklaşımı “neoklasik ekonomi düşüncesinden epistemolojik bir kopuş” diye tarif etti.
Kopuş gerçekten yaşandı. Ama yalnızca ekonomi teorisinden değil.
Fiyat istikrarından, tasarruftan, emeğin değerinden de koptuk.
Fatura gelir dağılımında görüldü. İşgücü ödemelerinin gayrisafi katma değerden aldığı yıllık pay 2020’de yüzde 32.9 iken 2022’de yüzde 26.3’e geriledi. O dönemin gelir kaybı milyonlarca hanede iz bıraktı.
Tasarruf etmek de zorlaştı. TÜİK verilerine göre hanehalkı tasarruf oranı 2018’de yüzde 16.2 iken 2024’te yüzde 11.3’e indi.
Yani insanlar gelirlerinden daha azını bir kenara koyabilir hale gelirken biriktirebildikleri üç kuruşu da enflasyondan korumak zorunda kaldı.
Çürüme dediğim tam burada başlıyor.
Yıllardır söylenir: Yüksek enflasyon yalnızca paranın değerini aşındırmaz, ahlakı da bozar.
Çalışarak kazanmakla kısa yoldan kazanmak arasındaki ölçüyü bozar. Tasarrufu cezalandırır, spekülasyonu cazip hale getirir.
“Ne üretebilirim?” sorusunun yerini:
“Paramı nereye koyarsam daha çok kazanırım?” sorusu alır.
Kolay para hikâyeleri çoğalır. Şirketler birkaç yılda inanılmaz değerlere ulaşır. Normal zamanda kuşku uyandıracak rakamlar yüksek enflasyon ortamında sıradanlaşır.
Bir tarafta maaşı daha cebine girmeden eriyen çalışan, diğer tarafta birkaç ayda servet kazanıldığına ilişkin hikâyeler...
Böyle bir ortamda toplumun “normal” algısı değişir. Kolay para istisna olmaktan çıkar.
İşte bu nedenle şimdi milyarlarca dolarlık iddiaların konuşulduğu fon krizinde dönüp küçük yatırımcıya “Sen de almasaydın” demek kolay.
Bu krizde mahalle arasında kurulmuş kontrolsüz bir yatırım zincirinden söz etmiyoruz.
SPK var, KAP var, Takasbank var, Merkezi Kayıt Kuruluşu var. Bankalar, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri var.
Vatandaş bankasının ekranında fonu görüyor ve doğal olarak düşünüyor:
“Burada satılıyorsa denetleniyordur.”
Günlerdir yanıt bekleyen sorular da tam burada başlıyor:
Fonlar büyürken kim denetledi? Olağanüstü getiriler ortaya çıktığında kim baktı? Riskler birikirken hangi alarm çaldı? Çaldıysa kim duydu? Duyulduysa neden zamanında müdahale edilmedi?
Bugün binlerce ailenin evinde yangın var. Bir tarafta yılların emeğini kaybeden insanlar, diğer tarafta soruşturmalara yansıyan olağanüstü servetler ve lüks yaşam görüntüleri...
Çürümenin en ağır fotoğrafı belki de bu.
Üstelik dün yaşanan bir gelişme tartışmaya yeni bir boyut ekledi.
Fon krizinin ardından gündeme gelen Katılımevim ve Birevim için kamu sermayeli Emlak Katılım devreye girdi. Bu önemli. Çünkü 2021 sonrasında yalnızca düşük faiz politikası uygulanmadı. “Faizsiz finans”, katılım bankacılığı ve tasarruf finansman sistemi de ekonomi politikasında daha görünür hale geldi. Faiz konusunda dini hassasiyeti bulunan yurttaşa borsa da dahil bu sistemler alternatif olarak gösterildi.
Şimdi sistemin iki önemli şirketinde sorun ortaya çıktığında kamu sermayeli bir banka devreye giriyor.
Bir tarafta kamu eliyle devralınması için harekete geçilen şirketlerin müşterileri, diğer tarafta tasfiye edilen fonlarda parasının ne kadarını geri alacağını bekleyen yatırımcılar...
Tasarruf sahiplerinin korunması elbette önemli.
Ama o zaman şu soruyu da sormak gerekiyor:
Neden aynı koruma refleksi sermaye piyasalarında parasını kaybeden küçük tasarruf sahibi için gösterilmiyor?
/././
Tukidides kapanının önündeki zirve -Mehmet Ali Güller-
ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Halk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Şi Cinping’in zirvesi, Tukidides kapanının önünde yapıldı.
Nedir Tukidides kapanı ya da Tukidides tuzağı? Antik Yunan tarihçi Thucydides, Atina ile Sparta arasında yaşanan Peloponez Savaşı’nın kaçınılmazlığını şu şekilde kaydetmişti: “Savaşı kaçınılmaz kılan şey, Sparta’nın yükselişi ve bunun Atina’da yarattığı korkuydu.”
Siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler literatürüne giren Tukidides tuzağı/ kapanı kavramı, hegemon güçyükselen güç analizinde kullanılıyor.
Peki ABD ile Çin, Tukidides tuzağındaki gibi “kaçınılmaz durumla” mı karşı karşıyalar?
Şİ ÜÇ KEZ UYARDI
Çin Cumhurbaşkanı Şi Cinping, ABD liderlerini Tukidides tuzağı konusunda üç kez uyardı.
Şi ilkinde, 2015 yılındaki ABD ziyareti sırasında, “Dünyada Tukidides tuzağı diye bir şey olmadığını” söyledi.
İkincisinde, Asya Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesinde ABD Başkanı Joe Biden ile görüşen Çin Cumhurbaşkanı Şi Cinping üç mesaj vermişti: 1) “Tukidides tuzağı” tarihsel olarak kaçınılmaz değil. 2) Yeni bir “Soğuk Savaş” yapılmamalı çünkü kazanılamaz. 3) Çin’i çevrelemek akılsızcadır, kabul edilemez ve başarısızlığa mahkûmdur.
Gerçi doğrudan Joe Biden’a söylenmişti ama zamanlaması açısından aynı zamanda az sonra Beyaz Saray’a oturacak olan Donald Trump’a da yapılan uyarıydı bu.
Nitekim üçüncüsünde Şi Cinping, bu yılın mayıs ayında Çin’e giden Trump’a doğrudan da o uyarıyı yaptı ve “Çin ile ABD, Tukidides tuzağından büyük güç ilişkilerinde yeni bir paradigma yaratabilir mi?” diye sordu.
TUKİDİDES TUZAĞI KAÇINILMAZ DEĞİL
Ufuk Ötesi okurları anımsayacaktır. O ziyaret sonrası bu köşede yaptığım analizde, “Tukidides tuzağı kaçınılmaz değil” demiştim. Neye dayandırıyordum peki?
Tukidides tuzağı, Batılı kodlara sahip ve hegemonik güç mücadelesi anlayışına dayanıyor. Bir ölçüde satranç gibi; rakibin şahı mutlaka ele geçirilmeli.
Çin ise Batılı kodlara sahip değil, hegemonya karşıtı, hegemonik güç mücadelesini reddediyor. Diplomasisine satranç yerine go oyunu anlayışı yansıyor; yani rakibin hareket alanını daraltmayı esas alıyor.
Buradan bakılınca Çin’in geçiş sürecini savaşsız sağlamayı başarabileceği görülüyor. Çin yönetimi, zamana yayıyor, hareket alanını daraltıyor ve ABD’yi savaşı tercih edemeyecek duruma mecbur etmeye çalışıyor.
İLİŞKİLERİN İYİLEŞTİĞİ ZİRVE
Aradan geçen birkaç aylık zaman, en azından şu aşamada, Çin’in ABD’yi Tukidides tuzağına düşmekten kurtarabildiğini gösteriyor. Zira Washington’da yapılan son zirvede “ilişkilerin iyileştiği” mesajı verildi.
Trump, durumu “İlişkilerimiz hiç bu kadar iyi olmamıştı” diye tanımlarken Şi Cinping, “ABD-Çin işbirliği her sorunu çözemezse de bu işbirliği olmadan dünyadaki sorunların çoğunu çözmek zor olacak” mesajı verdi.
Ve ikili, “yeni bir ticaret düzenlemesinde anlaştıklarını” duyurdular. Böylece Çin’e ticaret savaşı açan ABD, bir kez daha geri adım atmış oldu.
İRAN VE ÇATIŞMA FAKTÖRLERİ
ABD’yi dizginleyen faktörlerden birinin de İran olduğunu önemle belirtmek isterim. ABD İran’a diz çöktürebilse bugün Şi Cinping’le görüşmesinin tonu biraz daha farklı olabilirdi.
Masaya zafer kazanan değil, yenilen bir lider olarak oturan Trump’ın haliyle Şi karşısında eli zayıftı. Dahası mayısta Pekin ziyareti sırasında bir ilk olmuş, Şi Cinping geleneksel Çin diplomasisinin dışına çıkarak ABD’ye “çatışma” uyarısı yapmıştı. Şi, Trump’a Tayvan konusu iyi yönetilmezse iki ülke arasında çatışma yaşanabileceğini söylemişti.
Şi’nin o sert mesajının ardından ABD’nin Tayvan hamlelerinde gerileme görüldü. Çin-ABD ilişkisinin olmazsa olmazı durumundaki Tayvan konusunda yumuşama, diğer alanlara olumlu yansımış oldu. Kuşkusuz ABD emperyalist bir ülke ve fırsatını bulduğunda yeniden Çin’e karşı diş göstermeye çalışacaktır. Kızıl ejderha ise Tukidides kapanına düşmemesi için kartalı kollamayı sürdürecektir.
/././
