BİRGÜN "Köşebaşı + Gündem" -12 Temmuz 2026-

Peki ya görüntü olmasaydı?-Gözde Bedeloğlu- 

Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezuniyet töreninde, bir gencin elinde “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” ayetinin yazılı olduğu pankartla sahneye çıkması, ardından yaşanan “kriz” ve devlet ricalinin jet hızıyla kınama yarışına girmesi... Nereden baksanız tam bir “haftanın mağduriyeti” tasarımıydı. İddiaya göre muhafazakâr bir genç, seküler bir üniversitede inancından ötürü engellenmiş, eski Türkiye’nin vesayetçi zihniyeti bir kez daha hortlamıştı. YÖK ışık hızıyla soruşturma başlattı, valisinden parti sözcüsüne kadar herkes kınama kürsüsündeki yerini aldı. Sonra ne mi oldu? Araya can sıkıcı bir detay, yani “gerçek” girdi.

Ortaya çıkan görüntüler, iddia edilen o “müdahaleyi” bir türlü doğrulamıyordu. Fiziksel bir engelleme yoktu; aksine söz konusu öğrenci yaklaşık altı dakika süren seremoni boyunca, arkasında diğer arkadaşları dikilirken pankartını gayet sakin bir şekilde taşımaya devam etmişti. Ortada bir linç değil, her mezuniyette görebileceğiniz türden bir kadraj itiş kakışı ve rektörlüğün deyimiyle “kişisel bir sürtüşme” vardı. İşte tam bu noktada, akıllara düşen o soru: Peki ya görüntü olmasaydı?

***

Eğer o altı dakikalık kayıt yayınlanmasaydı, bugün neyi konuşuyor olacaktık? Evet, hafızamız bizi yanıltmıyor. Görüntülerin olmadığı, daha doğrusu “bir türlü yayınlanamadığı” o meşhur olayı çok iyi hatırlıyoruz. Akla hemen Kabataş geliyor, değil mi? “Deri pantolonlu, üstleri çıplak adamların, başörtülü bir kadını darp ettiğine” dair ortaya atılan o absürt, o inandırıcılıktan fersah fersah uzak senaryo günlerce bu ülkeye gerçekmiş gibi anlatılmıştı. Dönemin iktidar medyası çalışanları “Görüntüleri izledim, çok feciydi” diye ekranlarda boy gösterirken, dönemin başbakanı Erdoğan “Görüntüler var, cuma günü yayınlayacağız” demişti. O cuma bir türlü gelmedi, çünkü öyle bir görüntü hiç olmamıştı.

Yeditepe’deki olayda ise “küçük” bir fark var: Bu kez görüntü mevcut ama olay yine anlatıldığı gibi değil. Ama değişmeyen şey, toplumun fay hatlarını kaşıma, yapay bir mağduriyetten siyasi rant devşirme hevesi. Üstelik pankartta yazan ayet ne güzel, ne kadar manidar bir hatırlatma yapıyor: “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.” Bir hukuk fakültesi mezuniyetinde bu çağrının yapılması, tam yerine rast gelmiş. Çünkü bugün bu ülkede yargıdan, hukuk sisteminden tam olarak beklediğimiz şey bu: Dürüstlük, adalet ve her koşulda dosdoğru olabilmek.

***

Adalet Bakanı her kürsüye çıktığında yargı bağımsızlığından, hukukun üstünlüğünden bahsededursun; hafızamız bizi yine yakın geçmişe götürüyor. Donald Trump’ın her bulduğu fırsatta “Rahibi (Brunson) Türkiye’den şak diye istedim tak diye aldım” diye övünmesini unutmak ne mümkün? Ya da o dönem gönderilen, diplomatik nezaketi geçtik, devlet ciddiyetiyle bağdaşmayan o rezil mektubu? Trump bu konuyu o kadar çok seviyor ki her fırsatta tekrarlıyor. Ve biz bugün, bırakın yargı bağımsızlığını, sıradan vatandaşın en temel anayasal hakkı olan “savunma hakkının” bile fiilen gasp edildiği bir hukuk ikliminden söz ediyoruz.

Ezcümle; mezuniyet kürsüsünde bir ayetin yazılı olduğu pankart açıp “Beni engelliyorlar!” diye mağduriyet devşiren genç arkadaş, bu sayede Türkiye’nin en büyük yapısal sorununa da parmak basmış oldu. Ama keşke o “dosdoğru ol” çağrısı; hukuku kişilere, siyasi gündeme veya okyanus ötesinden gelen telefonlara göre eğip büken koca bir sisteme karşı yapılmış olsaydı. Dosdoğruluk bunu gerektirir.

/././

İstanbul Erkek, Kabataş, KAL, Vefa: Köklü okullara tırpanın tablosu -Semra Kardeşoğlu- 

LGS’de tercihlerinin başlamasına üç gün kala kentlerin en eski liselerinde kontenjanların ne kadar budandığı ortaya çıktı. Zaten çok zor olan dezavantajlı çocukların Boğaz kıyısında parasız yatılı okuma ihtimali daha da azaldı.


Önce gazetemiz yazarı Feray Aytekin Aydoğan ardından eğitim muhabiri Deniz Güngör yazdı. Liselere Giriş Sınavı sonuçlarının açıklanmasının ardından Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ‘Rota Maarif’ adını taşıyan bir tercih programını önceki gün açtı.

YÖK Atlas benzeri bir program daha önce yayımlanan kılavuz yerine getirildi. Bu vesileyle birkaç kez gündeme taşınan MEB’in en son ‘proje okul’ dediği, aslında kentlerin en eski liselerinin, Anadolu ve fen liselerinin kontenjanlarında nasıl bir değişikliğe gidildiğini gördük.

Ortadaki tablo hayli dikkat çekici. Zira LGS’de büyük bölümü yüzde 1-3’lük dilimden öğrenci alan bir başka deyişle ilk bin ila 2 bine giren öğrencileri kabul eden liselerde çok ciddi bir kontenjan budanmasına gidildiği görüldü. Yani çocukların okumak için gece gündüz test çözdüğü, hemen her mezununun ülkenin en iyi üniversitelerine girdiği, yurt dışında en iyi üniversitelere kabul aldığı liselerden söz ediyorum. Hazırlık sınıfında bir dili neredeyse kusursuz öğreten okullar. Büyük bölümü tüm bilim alanlarında farklı bakış açısına sahip, edebiyata düşkün, şiiri seven çocuklar yetiştiren okullar .

BOĞAZ’DA OKUMA İHTİMALİ YOK EDİLDİ

Bu okulların bir bölümünde pansiyon ayrıcalığının olması, maddi durmu yetersiz çocukların parasız yatılı imkanı tanıyabiliyor. Ülkenin en doğusundan gelip Boğaz kıyısındaki Kabataş Erkek Lisesi’nde okuma, hatta ömründe ilk ve belki son kez Boğaz’a bakan bir yatakhanede uyuyabilme ayrıcalığıdır bu okullar.

Gerçi durumu herkes biliyor. Uzunca süredir köklü liselere girebilenler ailesinin eğitim düzeyi yüksek, önemli bir kesimi özel okulda eğitim almış, özel dersler ve kurslarla beslenmiş çocuklar. Eğitimde son 20 yılda daha da derinleşen eşitsizlik liselerin sonuçlarına da yansıyor. Ama yine de bu son kararlarla dezavantajlı bir çocuğun bu liselerdeaz da olsa okuma imkanı açıkça elinden alınıyor. Isparta’nın bir köyünden gelen öğrencinin Vefa Lisesi’nde bir dili mükemmel öğrenme şansı yok denecek kadar azalıyor. Şimdi yılların Kadıköy Anadolu Lisesi’nde kontenjanın 30 kişi düşürülmesinin gerekçesi nedir? Okul ilgi mi görmüyor, sınıflar mı kalabalık? Buna anlaşılabilir bir yanıt verildi mi? Eğitimde bu kadar sorun varken Anadolu liseleri, fen liseleriyle neden bu kadar uğraşılıyor? Bu kurumlardan bir türlü “istenen nesil” çıkmadığı için mi? Bu soruları tekrar tekrar sormakta fayda var.

ŞAMPİYON ÇOCUKLAR HANGİ OKULLARDAN?

Tüm bu soruları sorarken, LGS şampiyonlarına yakından bakmakta fayda var. Şampiyon olan 452 öğrenciye ilişkin bir bilgi vermeden, 2010’lara kadar bu tür sınavlarda sayılı öğrencinin (3- 5 gibi) birinci olduğunu hatırlatalım. Sonra ne olduysa binlerin dahi üstüne çıktı birinciler! Bu yıl da devlet okullarında okuyup birinci çıkan öğrenciler haber yapılıyor. Ama ayrıntısına bakalım, pek çoğu aynı zamanda bir dershane birincisi. Yani destek alıyor. Şampiyonlar için kısa bir internet araştırması yaptım. Sonuç şu, LGS’de en çok şampiyon çıkaranlar yine özel okullar. Bilfen okulları 35, Bahçeşehir 31, Final okulları 26, Malatya Çamlıca Koleji 6 birinci çıkarmış. Tablonun bu yönünü unutmadan bakalım meseleye.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

BİRGÜN "Köşebaşı + Gündem" -12 Temmuz 2026-

Peki ya görüntü olmasaydı?-Gözde Bedeloğlu-  Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezuniyet töreninde, bir gencin elinde “Emrolunduğun gibi...