Cumhuriyet "Köşebaşı + Gündem" -28 Temmuz 2026-


CHP’si, iktidarı; gazetecileri rahat bırakın -Murat Ağırel- 

Yalan, kumpas, FETÖ’vari operasyon, kurgu...

Normalde çok ağır olan bu sözleri artık sıradan olaylarda dahi duyar olduk. Şeffaf ve hesap verebilir olmayan yapılarda, gizli saklı yapılan olaylar ortaya çıktığında bir tarafın savunduğu argümanlar bunlar oluyor.

Amaç, ortaya konulan gerçeği ve o gerçeği ortaya koyan kişileri itibarsızlaştırmak.

CHP İstanbul İl Başkanlığı’nın hafta sonu yaptığı üye katılım töreninde ortaya çıkanlar tartışılmaya devam ediyor.

BirGün muhabiri Ebru Çelik, ajanslardan gelen mesajla CHP İstanbul etkinliğine cast ajanslarından figüran temin edileceğini öğreniyor ve kendisi de figüran olarak etkinliğe katılıyor.

Ajans yetkilisiyle WhatsApp üzerinden yazışıyor, fotoğraf gönderiyor ve ardından süreci belgelendiriyor ve haberini yayımlıyor.

Bu haber ortaya çıktıktan sonra ilk tepki Gürsel Tekin’den geldi. “Yalan” açıklaması yaptı ve haberi yapanları savcılığa bildireceğini açıkladı.

Sonrasında iş değişmeye başladı.

Muhabir Ebru Çelik yeni fotoğraflar ve belgeler yayımlamaya başladı. Durum aslında gün gibi ortadaydı. Av. Yiğit Acar da etkinliğe katılan CHP’li bir kadın üyenin yanlışlıkla ajans otobüsüne bindiğini ve yaşadıklarını dinlediğini açıkladı. Yani olay doğruydu.

Bu kez “yalan” söylemi yerini “kumpas”, “kurgu” ve “FETÖ’vari yöntemler” söylemlerine bıraktı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı da soruşturma başlattığını duyurdu.

Gürsel Tekin kameraların karşısına geçti ve genç bir muhabir hakkında gençlik kollarından bir kişinin hakaret dolu ses kaydını dinletti. Yetinmedi; BirGün ve haberi yayımlayan Gazete Pencere’nin önceki dönemde aldığı ödemeleri gündeme taşıdı.

Bu bilincini kaybetmiş halleri görünce inanamadım.

Yani, “Daha önce bu yönetimden para alıyorlardı, şimdi anlaşamadıkları için bu haberleri yapıyorlar” demeye getiriyordu.

Ardından Sözcü TV muhabirine röportaj veren bir figüranla ilgili video ortaya çıktı. Bu kişinin Kemal Kılıçdaroğlu’na fiziki zarar vermeye çalıştığı ancak engellendiği öne sürüldü. Daha sonra ise bu kişinin Kılıçdaroğlu’na yaklaşarak hakaret ettiği ve “Hain Kemal” dediği iddia edildi.

Süreç tartışılırken ajans sahibi açıklama yaptı ve “Bu kişileri kendi ajansımdan ben getirdim. Herhangi bir ücret ödemedim. Destek olmak istedim” dedi.

Açıklamayı yapan kişinin Ömer İnci isimli bir ajans sahibi olduğu öğrenildi. Aynı kişi, bir gün önce Halk TV muhabirine gönderdiği sesli mesajda, “CHP Beşiktaş İlçe Gençlik Kolları asistanıyım. Gelen kişiler de benim sivil toplum örgütüme ait kişilerdi” ifadelerini kullandı.

Kemal Kılıçdaroğlu ve Gürsel Tekin için baştan aşağıya skandallarla dolu bir durum var ortada.

En nihayetinde BirGün muhabirinin haberi doğru mu? Doğru.

Buraya figüranlar gelmiş mi? Gelmiş.

Konuyu anlayıp, öğrenip şeffaf bir şekilde kamuoyunu bilgilendirmek ve açıklama yapmak yerine “Yalan, kumpas, FETÖ’vari operasyon, kurgu...” gibi sığ, kurumsallıktan uzak ve sadece kendi üyelerine hitap eden açıklamalar yapmak CHP gibi kurumsal bir partiye yakışıyor mu?

Organizasyonun görüntülerini izledim.

Kendi deyimiyle kırk yıllık partili olan Gürsel Tekin’in çok gergin olduğu ilk göze çarpan hususlardan biri. Sahnede genel başkan varken sağa sola bağırması, insanları azarlaması, genel başkanın bulunduğu bir programda konuşmacı sayısının fazlalığı ve abartılı rakamlar kullanılması dikkat çekiciydi.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun en yakınındaki kişileri aradım. Onlar da organizasyonun kötü, katılımın ise coşkulu olduğunu söylediler.

Gürsel Tekin’i de aradım. Eleştirilerimi yüzüne karşı dile getirdim. Organizasyonda sunucu olarak yer alacak kişinin kısa süre kala hastalandığını öğrendiğini, yerine genç ve örgütü tanımayan bir ismin sunuculuk yapacağını ancak bunun da uygun olmayacağını düşündüğü için sunuculuğu kendisinin üstlendiğini söyledi. “Bu da nazar boncuğu olsun” dedi. Kendilerine bir kumpas kurulduğunu ve bunun da ortaya çıkacağını ifade etti.

Ancak gözden kaçan bir durum daha var dostlar.

Hatta bence bu gözden kaçan durum figüran skandalından daha vahim.

Uyuşturucu ve fuhuş operasyonunda daha önce gözaltına alınan, İBB davasında ise tutuklu yargılanan Fatih Keleş’in sevgilisi olduğunu beyan eden isim de sahnedeydi.

Öyle ki bu isim, yine İBB davasının firari sanığı Murat Gülibrahimoğlu tarafından ücretleri karşılanarak Almanya’ya götürüldüğünü söyleyen Tuanna Saliha İyigör, sahnede CHP üyesi oldu ve Kılıçdaroğlu ile özçekim yaptı.

“Üye yapılmamıştır” dedim. Av. Yiğit Acar’ı aradım. “Üye yapılmış” dedi.

Şimdi “Ertan Yıldızların, Ali İhsan Aktaş’ların arkadaşları...” diye başlayan cümlelere, “fuhuşçuların, eskortların arkadaşları” denirse ne olacak?

Buradan Kılıçdaroğlu ve ekibinin İBB davasında yargılanan İmamoğlu ve ekibine düşman gibi baktıklarını artık anlıyoruz.

Beni rahatsız eden diğer bir konu da şu oldu: Gürsel Tekin sürekli gazetelere, gazetecilere ve televizyonlara verilen paraları anlatıyor. Ancak bazı rakamları abartarak ifade ediyor, bazı kurumları ise hiç açıklamıyor. Yüz bin TL’yi milyon diye açıklayacak kadar yanlışlık yapıyor ama asıl diğer kurumların isimlerini vermiyor.

Örneğin, Kılıçdaroğlu döneminde yayın hayatına devam edebilsin diye her ay ödeme yapıldığı belirtilen, o dönem Karadeniz TV, şimdiki adıyla MK TV’den neden bahsedilmiyor?

Gaziantep milletvekili Gizem Fidan, sunduğu programda medyaya verildiği iddia edilen paraları açıkladı. O tabloda Karadeniz TV de vardı.

Kaç para verilmiş diye araştırdım belgesine ulaştım. 2023 yılında Karadeniz TV’ye 11 milyon 330 bin TL ödenmiş.

Bakın açıkça söylüyorum. Gazetecileri, medyayı töhmet altında bırakmayın. CHP Genel Merkezi’nden ödendiği belirtilen ücretlerin kime, ne kadar ödendiği ayrıntılı bir tabloyla kamuoyuna açıklansın. Hangi gazeteye, hangi gazeteciye, hangi televizyon kanalına, hangi programcıya; CHP’li belediyelerden ve iştiraklerden ne kadar ödeme yapıldığı ayrıntılı şekilde açıklansın.

Açıklansın ki gazeteciler de artık siyasetçilerin başarısızlıklarının sorumlusu gibi gösterilmeye çalışılmasın.

/././

Cumhurbaşkanının Osmanlı sevdası -Özdemir İnce- 

AKP’li Cumhurreisi R.T. Erdoğan’ın Beştepe’deki kabine toplantısından sonra yaptığı açıklamanın bir bölümünü 14 Temmuz 2026 tarihli Hürriyet gazetesinden aktararak okumanıza sunuyorum. Sonra birlikte değerlendireceğiz: “Mehter marşından, yeniçeriden, merasimlerin tam da tarihimize yaraşır biçimde icra edilmesinden rahatsız olanlara şunu hatırlatıyorum: İster kabul edin ister etmeyin ama artık reddi miras yapan Türkiye yok. Tam tersine medeniyet ve kültür birikimini kucaklayan bir Türkiye var. Türkiye Cumhuriyeti; mazisi şanla, şerefle dolu binlerce yıllık devletler silsilemizin halkasıdır. NATO liderler zirvesi, işte bu köklü devlet geleneğimizin tüm görkemiyle tebarüz ettiği bir toplantı olmuştur. Milletimizin azamet ve asaleti, devletimizin itibar ve prestiji zirvenin düzenlendiği Cumhurbaşkanlığı Külliyemizde adeta tecessüm etmiştir. Kahraman ecdadımızın cenk meydanlarındaki kılıç şakırtılarını kösleriyle, davullarıyla, zurnalarıyla coşturan mehter takımımız; Osmanlı’nın en seçkin askeri birliklerinden Yeniçeri Ocağı’nın da yer aldığı muhafız alayımız zirveye ayrı bir anlam ve güzellik katmıştır. NATO zirvesi, ‘Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne ne gerek var?’ diyenlere, ‘İktidara gelirsek külliyeyi yıkacağız’ diyen vizyon fukaralarına bu eserin ne işe yaradığını, ne amaçla inşa edildiğini, Türkiye için ne manaya geldiğini çok net biçimde göstermiştir.”

***

Bu satırları okuyunca insan acaba R.T. Erdoğan padişah olmak mı istemektedir diye kuşkuya düşebilir. 14 Ağustos 2001’de Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde kurulan AKP 15 ay sonra tek başına iktidara geldi. Demek ki 25 yıldır iktidarda RTE. 2003-2014 yılları arasında yaklaşık 11.5 yıl boyunca Türkiye Cumhuriyeti başbakanı olarak görev yaptı. 28 Ağustos 2014’ten bu yana, yaklaşık 12 yıldır Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanı olarak görev yapmaktadır. 11.5 yıl başbakanlık+12 yıl cumhurbaşkanlığı=23.5 yıl iktidar. Yuvarlak hesap şimdiden 24 yıl... Kaç padişah 24 yıl saltanat sürdü?

RTE iddia ediyor: “‘İktidara gelirsek külliyeyi yıkacağız’ diyen vizyon fukaralarına bu eserin ne işe yaradığını, ne amaçla inşa edildiğini, Türkiye için ne manaya geldiğini çok net biçimde göstermiştir.”

Google’a, “Kim iktidara gelirsek külliyeyi yıkacağız dedi” diye sordum. Yanıt yok. Kimse böyle bir şey söylememiş. Gerçek olmayan iddialarda bulunmak bir cumhurbaşkanına yakışmaz. En azından ben yakıştıramam.

Downing Sokağı 10 Numara ya da resmi adıyla 10, Downing Street SW1, İngiltere’nin başkenti Londra’da Whitehall Caddesi üzerindeki Birleşik Krallık Başbakanlık Ofisi ve konutu. Numara ile isimlendirilmiş en ünlü yapılardan biridir. Mutevazı görünümüyle Beyaz Saray, Paris’in Élysée Sarayı ya da Fransa başbakanının konutu olan Matignon Köşkü (Hôtel Matignon) gibi yapılardan ayrılır. 1735 yılından beri aynı işlevde kullanılmaktadır. Konutun düşük bütçeli ve acele yapılmasından dolayı estetik kaygılar önemsenmemiş olmalı.

RTE’nin “külliye”sinin yanında belki “gecekondu” gibi kalır ama “Külliye mi yoksa Downing Sokağı 10 Numara mı daha itibarlı?” sorusuna “külliye” yanıtını verecek bir tek kişi bile bulamazsınız dünyada. İngiltere mi yoksa Türkiye mi? “Kimin pasaportu itibarlı, kimin parası güçlü, kimin yargısı adil?” sorularına “Türkiye’nin” diyecek bir Allah kulu bulamazsınız! İyi ama RTE’nin külliyesi pek itibarlı imiş. Kim demiş RTE’den başka? Binalar itibarlı olmaz, “itibar” o binada oturanlarla ilgilidir. Gerisi züğürt tesellisi.

“...‘İktidara gelirsek külliyeyi yıkacağız’ diyen vizyon fukaralarına bu eserin ne işe yaradığını, ne amaçla inşa edildiğini, Türkiye için ne manaya geldiğini çok net biçimde göstermiştir” diyor RTE.

Ciddi araştırma yaptım, hiç kimse “İktidara gelirsek külliyeyi yıkacağız” dememiş. Uydurma! Ama kim, ama ne “külliyenin ne işe yaradığını, ne amaçla inşa edildiğini, Türkiye için ne manaya geldiğini çok net biçimde kime gösterdi?"

O da belli değil! Bu arada teselli niyetine düşünüyorum: Cumhuriyet vatandaşı Avrupa sınırlarında pasaport yerine Külliye’nin fotoğrafını gösterse kapılar açılır mı aceba?

Sayın cumhurbaşkanı, “Milletimizin azamet ve asaleti, devletimizin itibar ve prestiji zirvenin düzenlendiği Cumhurbaşkanlığı Külliyemizde adeta tecessüm etmiştir” dediği için sordum bu soruyu. Tuhaf bir iddia, bir ham hayal. Bu satırları yazarken bir vesile ile “Ne Altın Ne Gümüş”¹ adlı kitabımı karıştırırken şu cümlemle karşılaştım: “Osmanlı tarihini ciddi olarak okuyan bir insanın, Osmanlı düşmanı olmaktan başka çıkar yolu yoktur.” (s.243) Çünkü Osmanlı sarayının en görkemli döneminde Anadolu halkı hayvanlar gibi ot yemek zorunda kalmışsa tükürürüm ben o görkemli döneme. 1874 yılında Ankara, Kırşehir, Yozgat, Çankırı ve Sivas’ı saran büyük kuraklıkta ve 1880’lerdeki Doğu Anadolu kuraklıklarında halkın çaresizlikten ot ve ağaç kabuğu yediği bilinmektedir. “Sevdalı”nın övgüleri değil “tarih dede” ne diyor, o kalıcıdır!!!

1- Eksik Parça Yayınları, 2002.

/././

Genco Erkal’ı anarken...-Ayşegül Yüksel- 

Tiyatro ustası Genco Erkal iki yıl önce, 31 Temmuz 2024’te yaşama gözlerini yumdu. 86 yaşındayken yitirdiğimiz sanatçı, 65 yıllık profesyonel tiyatrocuydu. Sahne sanatlarına olan katkılarıyla yıldızlaşmakla kalmamış, televizyonda ve yazılı basında yer alan söyleşileriyle toplumunda olup biteni eleştirel bir gözle izlediğini gösteren “aydın kişi” duruşunu her zaman korumuştu.

Arkadaşlarıyla birlikte 1969’da kurduğu, ülkemizin en uzun soluklu politik tiyatrosu olan Dostlar Tiyatrosu’nu yaşamının son aşamasına dek ayakta tuttu. Yerli ve yabancı pek çok oyunu nitelikli yapımlarla seyirci karşısına çıkardı. Oyuncu arkadaşlarını da oyun yazmaya yönlendirdi. Oyuncu, yönetmen, dramaturg, uyarlamacı ve yazar olarak 100 dolayında profesyonel tiyatro çalışmasında payı vardır. Dahası, Prokofiev ve Stravinski’nin, orkestra müziği ile “söz”ü buluşturan yapıtlarının ülkemizdeki vazgeçilmez solisti olmuştur. Orkestralarla birlikte çalışmaya olan yatkınlığı onu Fazıl Say’ın “Nâzım Oratoryosu” ile buluşturdu. Dahası, sinemaya yansıyan oyuncu kişiliğiyle de toplumun belleğinde yer etti.

“Bir Delinin Hatıra Defteri” ile ülkemizde ilk kez tek kişilik oyun sunan, Nâzım Hikmet’in şiirini ilk kez sahneye çıkaran Erkal, şarkı ile türküyü ve dansı “söz” ile buluşturan uyarlamalarla kotarılmış yapımların da yaratıcısıdır. Belgelerden oluşturduğu “Sivas ‘93” yapımı Erkal’ın farklı sanat öğelerini iç içe değerlendirdiği çok özel bir çalışmadır.

Erkal ve Dostlar Tiyatrosu politik baskı dönemlerinde sık sık cezalandırıldı. Oyunlar basıldı, yasaklandı, topluluğa devlet desteği verilmedi, Erkal’ın yurtdışına çıkması engellendi, söyledikleri ve yazdıkları nedeniyle soruşturmalara hedef oldu. Dizi çekmeye, reklamlara çıkmaya, piyasa filmi çevirmeye yönelseydi, oyunlarını sergileyebileceği bir salon sahibi olabilirdi belki ama “toplumcu” duruşunu sürdürmeyi seçti. Ortaya koyduğu sanat eyleminin temel ilkesi, sezgi ile düşünce arasında sağlam bir ilişki kurmaktı. Aldığı büyük ödül seyirciden geldi. Yaşamını, onu izlemiş olan beş kuşaktan seyircinin sevgisi, saygısı ve bağlılığıyla taçlandırdı.

GENCO ERKAL’A ANITMEZAR 

Tiyatro salonu ve park gibi seyir alanlarına Genco Erkal’ın adının verilmesine sanatçı yaşarken başlanmıştı. Erkal’ın isteği üstüne yazdığım “Güneşin Sofrası: Genco Erkal’ın Dostlar Tiyatrosu Serüveni” başlığını taşıyan kitap da 2019’da Kırmızı Kedi Yayınevi tarafından günyüzüne çıkarılmış ve ardı ardına iki baskı yapmıştı. Sanatçının ölümünden sonra, “Genco Erkal’a saygı” eylemleri çoğaldı.

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda 2025’te “Genco Erkal Sahnesi” açıldı. 2026 yılında ise “Genco Erkal Emek ve Onur Ödülü”nün ilki törenle bu sahnede verildi. (Şanslıyım, bu ödülün sahibi ben oldum). Küratörlüğünü Türkiye Tiyatro Vakfı (TTV) Başkanı Esen Çamurdan’ın yaptığı, Tophane’deki Depo/Tütün Deposu’nda, vakıf etkinliği olarak açılan “Tiyatro Hazinemizden” sergisi içinde Genco Erkal için fotoğraflar ve Dostlar Tiyatrosu’yla ilgili belgeler içeren, görsel düzeni ince bir beğeniyle kotarılmış özel bir bölüm ayrılmıştı. Sergide yer alan ilk etkinlik de “Genco ile Oynamak Bir Ayrıcalıktır” başlıklı izlence oldu. Bu söyleşide Erkal’ın sahne arkadaşları Meral Çetinkaya, Bülent Emin Yarar, Tülay Günal ve Erdem Akakçe, Genco ile oynamanın getirdiği coşkuyu ve mutluluğu dillendirdiler.

Genco’nun biricik kızı Ayşe de boş durmadı. Babasının anısına yapılan bütün etkinliklere yetiştiği gibi, Genco’nun, “Yaşamaya Dair-Bursa Cezaevi’nden Mektuplar” başlıklı Nâzım Hikmet uyarlamasını Tülay Günal ile birlikte sunduğu, aileden gelme Ali Paşa Hanı’nı da sanatçının dostlarının bir buluşma uzamı olarak değerlendiriyor. Handaki birkaç odayı düzenleyerek birini kostümlerin saklandığı bir uzam olarak, bir başkasını da dekorlar için düzenlemiş. Bir üçüncü odaya da Dostlar Tiyatrosu’nun müdüriyetindeki malzemeyi yerleştirmiş. Genco’nun aldığı ödüller, plaketler ve saklanan fotoğraflar da bu odada yerini bulmuş. Yazılı belgeleri arşivlemek de Ayşe’nin gündeminde. Böylece, sanatçının emeğinin ürünlerinden bir bölümü korunmuş oluyor. Bir tiyatrocu daha ne ister!

Genco’nun dostlarından mimar Tuncay Çavdar ve yönetmen Özcan Arca’nın, sanatçı için birlikte tasarladıkları anıtmezarın yapımı İstanbul Büyükşehir Belediyesi Miras tarafından üstlenilmişti. Bu çalışmanın Genco’nun ölüm yıldönümü olan 31 Temmuz 2026 tarihinde tamamlanmış olması bekleniyor. Genco, ailesi ve dostları tarafından bu tarihte saat 17.00’de Zincirlikuyu Mezarlığı’nda anılacak.

Genco’muz değeri böylesine bilindiği sürece yaşayacak.

/././

Kemal Kılıçdaroğlu yandaşları eliyle de mi dibe çekiliyor?-Şükran Soner- 

Hafta sonunu BirGün gazetesinin gencecik bir yazarının, Ebru Çelik’in ayrıntılarıyla kayıt altına almayı başardığı, ücretli, yevmiyeli katılımcılarla gerçekleştirilen, bir gösterinin düzenlenmesinin tartışmalarıyla geçirdik. CHP’nin başına nasıl getirildiğinin tartışmaları, sonuçları üzerinden henüz yeterli bilgilere sahip olmasak da... İktidarları cephesine desteği ağır basan, CHP’nin seçilmiş genel başkanı Özgür Özel’i devre dışı bırakma amaçlı bir operasyonla karşı karşıya olduğumuzu biliyorduk. Sağanak yağmur altında Özgür Özel’in Ankara sokaklarında yürüyüş direnişiyle başlayan, ülkenin her yerine geçiş yapılarak sokaklarda halkın desteğiyle doluveren meydanlarda, sayısız etkinlikle de yüzleşmiştik. CHP’nin Cumhuriyet Devrimleri, kurtuluş, kuruluş değerlerine yürekten bağlı olan mensupları ile Cumhur İttifakı’nın elinde ülkenin gidişinden kaygı duyanların giderek güçlenen dayanışmalarının sonucunda, sokaklarda, ülkenin her yerinde gönüllü kalabalıklarla oluşan güçlü dayanışma eylemlerinin ardı arkası kesilmiyordu.

***

Ardı arkası kesilmeyen başka gelişmelerin içinde ise mutlak butlanla CHP’nin yönetiminin ele geçirilişinden vazgeçilemeyeceği bir yapının oluşması yolunda yeni operasyonların gelişiydi. Ülkenin her yerinden Özgür Özel damgalı CHP belediyeleri üzerinden sürekli yeni tutuklamalar, suçlamalar ile cezaevlerine atılan belediye başkanları, yönetici kadrolarının katlanmasıydı. Elbette gizli tanıklıklar üzerinden, suçlamalara dönük kanıt oluşturma kaygısı söz konusu olmaksızın cezaevlerinin doldurulmasında hız kesilmesi söz konusu değildi. Özgür Özel’in önderliğinde yürünen yolun kesilememesi adına çoklu önlemler atlanmadan, Yeni Parti’nin kurulması sürecine zorunlu geçiş yaşanmıştı.

***

Tam da bu noktada hafta sonuna gelmiştik ki... Kılıçdaroğlu’nun mutlak butlancı ekibi adına bir güç gösterisi zorunluluğu doğmuş olmalı. Kimler biliyor, kimler sorumlu elbette açık bilgi, belge olmaksızın... İçeriden sorumluluk duyan birileri, Kılıçdaroğlu’na bilgi vermiş ya da vermemeyi seçmiş olacak, yapılacak etkinliklerini daha gösterişli sunmaya yönelik olarak pek çok televizyonun canlı yayınlarında kullanılan gönüllü, günlük ücretli yevmiyeli izleyicileri katmayı da düşünerek profesyonel çalışan bir şirketle anlaşmayı seçmişler. Genç gazeteci Ebru Çelik arkadaşımız da aralarına katılarak hem katılımcılar hem de öncesi yapılan desteğe dönük tüm provalara katılıp her meslekten, yabancı uyruklular da içlerinde, iş bulamadıkları için günlük yevmiye almak zorunda kalanların öykülerini paylaşmış. Görselleriyle, paralı oluşturulmuş destek sahnelerine de doğaldır ki tanıklık ettik. Şovu başarılı kılmaya yönelik örgütten önemli isimleri, sorumluları tam öğrenemediysek de paralı destek şov tüm ayrıntılarıyla gözlerimizin önüne serilmiş oldu.

***

“Ayıkla pirincin taşını” dedirten tartışmaların içindeyiz. Mutlak butlancıların şov organizatörleri ile hesaplaşma niyetleri olabilir mi? Olsa paralı şovu düzenleyenler üzerinden bir hesaplaşma gerekmiyor mu? Tam tersi, belgeleri ile kanıtlanmış paralı şovun sorumlularından hesap sormak hak götüre, kendi arlarında bile çelişen açıklamalarla işin içinden çıkabilmeye çalışıyorlar. Öncelikle işe yaramayacağını bile bile kanıtlı kiralık şova dışarıdan suçlu yaratma sevdasından birbirleriyle de çelişen açıklamalar yapıyorlar. Zaman kazanma, unutturma düşüyle, kendilerince güvence sayılan görevlendirmelerle, haksız, hukuksuz, mutlak butlanla CHP’yi ellerinde tutabilme düşlerinden vazgeçmemeyi seçiyorlar. Bir avuç kadroyla kaldıklarını görseler de CHP’nin kuruluş-kurtuluş değerleri ile yollarında yürümek isteyenleri zora sokmak istiyorlar. Ülkeyi batağın içine sokmuş Cumhur İttifakı’nın gizli ittifakçıları olarak yollarına devam etmek çabalarından vazgeçemiyorlar.

/././

Komedyen Deniz Göktaş'ın tahliye talebine ret!


Komedyen Deniz Göktaş'ın tutukluluğuna yapılan itiraz mahkeme tarafından reddedildi. İstanbul 5. Asliye Ceza Mahkemesi, tutuklama kararının usul ve yasaya uygun olduğu kanaatine vararak Göktaş'ın tutukluluk halinin devamına karar verdi. 
https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/son-dakika-komedyen-deniz-goktas-in-tahliye-talebine-ret-2524200

***

Cumhuriyet

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

Cumhuriyet "Köşebaşı + Gündem" -28 Temmuz 2026-

CHP’si, iktidarı; gazetecileri rahat bırakın -Murat Ağırel-  Yalan, kumpas, FETÖ’vari operasyon, kurgu... Normalde çok ağır olan bu sözleri ...