BİRGÜN "Köşebaşı + Gündem" -31 Temmuz 2026-

Üsküdarlılar, Dedetaş için bir araya geldi -Meral Danyıldız

Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’ın gözaltına alınmasının ardından yapılan çağrıyla yüzlerce kişi Üsküdar Meydanı’nda bir araya geldi. Belediye binasına yürüyen yurttaşlar, gözaltı kararına “Sinem Dedetaş yalnız değildir” sloganları atarak tepki gösterdi. Kalabalık, BirGün’ün kamerasına yansıdı.  https://www.birgun.net/haber/uskudarlilar-dedetas-icin-bir-araya-geldi-726560

***

Rejim varken huzur yok 

Halkın sandıkta verdiği oyun, seçilmiş belediye başkanının aldığı mazbatanın, üniversitelerden hak edilen diplomanın, emekçinin harcadığı emeğin bu iktidar için hiçbir önemi yok. Bir avuç azınlık, Trump ve ABD desteğiyle suyun başını tutmaya çalışıyor. Bu rejim kaldıkça ülkeye huzur gelmeyecek.  https://www.birgun.net/haber/rejim-varken-huzur-yok-726598

***

YENİ Partili Yavuzyılmaz'dan iddia: Irak-Türkiye petrol hattında 229 milyon dolarlık kayıp 

YENİ Parti Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz, Irak-Türkiye Ham Petrol Boru Hattı üzerinden 2019’da alınan 494 milyon 186 bin dolarlık taşıma gelirinin 229 milyon 276 bin dolarlık bölümünün akıbetinin bilinmediğini öne sürdü. 

https://www.birgun.net/haber/yeni-partili-yavuzyilmaz-dan-iddia-irak-turkiye-petrol-hattinda-229-milyon-dolarlik-kayip-726623

***

Plan yok, personel az, ormanlar işgal altında: İktidar kafasıyla bu tablo değişmez -Gökay Başcan- 


Yurdun pek çok yeri alevlere teslim oldu. OGM personeli araçların yeterli ancak elemanın eksik olduğunu vurguluyor. Ekipler vardiyasız çalışmak zorunda kalıyor. Ormanlardaki tesisler yangını körüklerken tarımdan uzaklaşılması da mücadeleyi zorlaştırıyor. Boş arazileri saran otlar alevleri hızlandırıyor. https://www.birgun.net/haber/plan-yok-personel-az-ormanlar-isgal-altinda-iktidar-kafasiyla-bu-tablo-degismez-726606

***

Garson bile soygun yaptı -İsmail Arı- 

Soyulan Yunus Emre Vakfı’nda garson olarak çalışan İsmail Kayalı’nın bir süre sonra ihale süreçlerine dahil olduğu ortaya çıktı. Kayalı’nın ayrıca yolsuzluğa konu olan evraklara imza attığı anlaşıldı. Sağlık Bakanlığı da vakfı soyan bir şirkete para ödemiş. https://www.birgun.net/haber/garson-bile-soygun-yapti-726601

***

Fakültesi Bitlis'te eğitimi Çapa'da -Sibel Bahçetepe- 


Bitlis Eren Tıp Fakültesi öğrencilerinin ilk üç yıl eğitimlerini Çapa'daki İÜ Tıp Fakültesi'nde görecek olması plansız fakülte açılışlarını yeniden gündeme getirdi. Meslek örgütleri: Plansız fakülte açılması eğitimin niteliğini bozuyor.  https://www.birgun.net/haber/fakultesi-bitlis-te-egitimi-capa-da-726593

***

Tıp fakültelerinde durum-2026 -Bayazıt İlhan- 

Gençler üniversitelere yerleşme maratonunda tercih dönemine girdi. Her yıl bunu da gerekçe göstererek tıp fakülteleri hakkındaki verileri güncelleyerek yazıyorum. Kontenjanlardan yeni açılan fakültelere, fakültelerin ve üniversite hastanelerinin yaşadığı kökleşmiş sorunlara, liyakatsiz atamalara kadar düzelme var mı derseniz, olmadığını görüyoruz. Ülkeyi yönetenlerin tıp eğitiminde yaşanan sorunları çözmeye yanaşmaması, var olan yanlış politikalarda ısrar etmesi tüm bunların bilinçli siyasal tercih olduğunu gösteriyor.

YENİ TIP FAKÜLTELERİ

Her yıl yenileri benzer problemlerle listeye ekleniyor. Bu yıl ilk defa öğrenci alacak iki tıp fakültesi var. Bunlardan biri Bitlis Eren Üniversitesi Tıp Fakültesi. Tercih kılavuzunda bu fakülteyle ilgili şu not yazılmış: “Üniversitemiz Tıp Fakültesine kayıt hakkı kazanan öğrenciler fakültenin fiziki altyapısı ile akademik kadro imkânları tıp eğitimi için uygun hâle gelinceye kadar 1, 2 ve 3. sınıf öğrencileri İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nde eğitimlerine devam edeceklerdir.” Bu şekilde 31 öğrencinin Bitlis için alınıp İstanbul’a gönderileceğini anlıyoruz. Neden? İmkânlar yetersizse neden öğrenci alıyorsunuz? Bu kadar çok tıp fakültesi olan bir ülkede bilmediğimiz başka acil bir durum mu var? İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin (Çapa Tıp Fakültesi) sorunları başından aşkınken oraya, okula, hocalara, öğrencilere neden ek yükler getiriyorsunuz? Bitlis Tıp’ın öğretim üye sayısını merak ediyor musunuz? Hepi topu iki doçent ve bir doktor öğretim üyesi. Ayıptır, siz tıp eğitimini ne zannediyorsunuz? Üç hocayla ilkokul açılmaz.

Bununla da bitmiyor, bir de öğrenciler bu koşulları tercih etsin diye teşvik amaçlı verilen yüksek burslar var. Bitlis Eren Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne ilk 15 bin sıralamayla girerseniz ayda 50 bin TL, 15 binin üzerinde girerseniz 30 bin TL burs veriliyor. Çapa’yı kendi yüksek puanları ile kazanan öğrenciler mi? Onlara bu burs yok. Geçen yıl en düşük puanla Çapa’ya giren öğrencinin sıralaması 4 bin 532. Şu hale bakın, Bitlis kontenjanından girince çok daha düşük puanla Çapa’da okuyacak, bir de Çapa’yı yüksek puanlarla kazanan öğrencilerin sahip olamadığı maddi olanaklar elde edeceksiniz. Bitlis Tıp öğrencilerine verecek bu paranız varsa neden çok daha yüksek puanla ülkenin dört bir yanında öğrenim gören tıp öğrencilerine bu parayı vermiyorsunuz? Yanlış anlaşılmasın, bu olanakları kullanan öğrencilerin kusuru yok, yıllardır üniversite eğitimini yönetenlerin yarattığı tablodur bu. Hatırlatayım, üniversite öğrencilerine reva görülen Kredi Yurtlar Kurumu öğrenim kredisi aylık 4 bin TL.

Bu yıl ilk defa öğrenci alacak diğer tıp fakültesi Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Tıp Fakültesi. Buraya da 31 öğrenci alınacak. Rektör Prof. Dr. Hüseyin Dalgar önemli bir konuya açıklık getiriyor. “Burada kamuoyunda zaman zaman yanlış anlaşılan bir hususu özellikle düzeltmek isterim: Biz yeni bir hastane yapmıyoruz. Tıp Fakültemiz için yapılacak olan yapı bir eğitim binasıdır. Başlangıçta mevcut devlet hastanemizin Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne dönüşmesi esasına dayanan afiliasyon modelini uygulayacağız.”

Yani durum şu: Eğitim binası mı, yapılacak. Hastane mi, sorun değil, devlet hastanesini eğitim ve araştırma hastanesine dönüştürürüz, olur biter!

Sorunlar saymakla bitmez. Yıllardır kendi hastanesi olmayan, özel hastaneleri kullanan vakıf tıp fakültelerine mi değineyim? Sağlık Bilimleri Üniversitesi bünyesinde kurulan ve her biri imkânları yetersiz olduğu için yıllardır aldığı 62’şer öğrenciyi o ildeki diğer fakültelere gönderen İzmir, Adana, Erzurum, Kayseri, Bursa, Trabzon (sonra Trabzon Üniversitesi’ne devroldu) tıp fakültelerini mi anlatayım?

TIP KONTENJANLARI VE ÜCRETLER

Bu yıl 75 devlet tıp fakültesi Türkçe, 2 devlet tıp fakültesi İngilizce, 12 devlet tıp fakültesi hem Türkçe hem de İngilizce programlara öğrenci alıyor. Toplam 89 devlet tıp fakültesinde 101 program oluyor. İki devlet tıp fakültesi henüz öğrenci almıyor. Buralara toplam 15 bin 218 T.C. vatandaşı öğrenci alınacak. Vakıf tıp fakültelerinde (özel tıp fakülteleri) ise durum şu: 10 tıp fakültesi Türkçe, sekiz tıp fakültesi İngilizce, 16 tıp fakültesi hem Türkçe hem İngilizce programa sahip. Toplam 34 vakıf tıp fakültesinde 50 program, toplam T.C. vatandaşı öğrenci sayısı 3 bin 530. Dört vakıf tıp fakültesi de öğrenci almıyor. Devlet ve vakıf dahil toplam 123 tıp fakültesinde 151 tıp programı, toplam 18 bin 748 T.C. vatandaşı öğrenci alınıyor. Bu rakam geçen yıl 18 bin 788 idi. Geçen yıl ile kontenjanların hemen hemen aynı olduğu görünüyor. Oysa Sağlık Bakanlığı sağlık insan gücü planlamasına göre alınması gereken öğrenci sayısı yılda 5 bin 250 idi. Yaklaşık 19 bin öğrencinin alınması planlamalara uyulmadığını, somut bir planlama kalmadığını gösteriyor.

Türkiye’de tıp eğitimini değerlendirip akreditasyonu sağlayan kurum Tıp Eğitimi Programlarını Değerlendirme ve Akreditasyon Derneği (TEPDAD). Öğrenci alan 151 programın halen 70’i (yüzde 46) akredite. Kalite göstergelerinde durum iyi değil.

Yüksek tıp fakültesi ücretleri dikkat çekiyor. Bu yıl rekor İstanbul Nişantaşı Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde. Tamamı ücretli bölümde yıllık ücret 3 milyon 740 bin TL. Geçen yıl bu ücret 1 milyon 309 bin TL idi. Artış yüzde 185. Nedir şimdi bu? Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar ve Koç Üniversitesi Tıp Fakülteleri tamamı ücretli öğrenci almıyor, yüzde elli burslu fiyatları sırasıyla 1 milyon 650 bin ve 1 milyon 624 bin 500 TL. Vakıf tıp fakültelerinin yabancı öğrenci ücretleri de çarpıcı. Burası ciddi bir kâr alanına dönüşmüş. Rekor Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde, yıllık ücret 59 bin ABD doları. Bunu İstanbul Medipol Üniversitesi Uluslararası Tıp Fakültesi 44 bin ABD doları, Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi 33 bin 750 ABD doları ile takip ediyor.

Memleket halleri bu. Yine de unutmayalım, hekimlik dünyanın en güzel mesleklerinden biri, seçecek genç meslektaşlarımızı şimdiden tebrik ediyor, kendi yaşamları ve halkın sağlığı için hayırlı olmasını diliyorum.

/././

İşsizlikte 'dip' masalı -Havva Gümüşkaya- 


Resmi verilere göre işsizlik son 20 yılın en düşük seviyesinde. Ancak iş aramaktan vazgeçenler, eksik istihdam ve çalışmaya hazır olduğu halde iş bulamayanlar hesaba katıldığında gerçek işsizlik yüzde 28,8’e yükseliyor. https://www.birgun.net/haber/issizlikte-dip-masali-726596

***

Gazeteciler ifadeye çağırıldı: Haberi paylaşan da 'şüpheli' sayıldı 

BirGün Muhabiri Çelik’in CHP’nin etkinliğine ‘figüran’ taşındığı haberine dair başlatılan soruşturmada BirGün yazarı Soykan ile gazeteciler Dündar ve Altaylı ifadeye çağrıldı. İfade veren Soykan, “Haber doğrulandı” dedi.  https://www.birgun.net/haber/gazeteciler-ifadeye-cagirildi-haberi-paylasan-da-supheli-sayildi-726602

***

Gazeteci Ebru Çelik -Müslüm Gülhan- 

2005 yılından beri Birgün Gazetesi’nde köşe yazarlığı yapmaktayım. Başlamamla geldiğim nokta arasındaki zaman dilimini dolu dolu ve sevgiye dayalı bir süreç olarak takip etti. Çünkü toplumsal karşılığı olan Birgün Gazetesi aynı zamanda toplumsal bir mutabakat üzerine kurulmuştur. Bu sorumluluğun yüklediği anlam motivasyonu farklı kılmaktadır.

Ben kendimi hiçbir zaman gazeteci olarak görmedim. Burası başka bir nokta. İşleyişi, çalışması ve emeği farklı içeriğe sahip.

Ben futbolu ve sporu 42 yıllık birikimime, sosyal ve siyasal içeriğe de bağlı olarak, güncel değişime ve dayanaklara bağlı kalarak değerlendirmeye çalışıyorum.

Futbol ülkenin bir kesitidir. Bütünün tüm özelliklerini içinde barındıran bir kesittir. Ülkenin bir prototipidir. Siyasetten ve politikalardan bağımsız değerlendirmek anlamsız kalır.

Ama Serbay Mansuroğlu, İsmail Arı ve Ebru Çelik’in gazetecilik mesleği üzerinden verdikleri emek gibi olmadığı gibi, onların ortaya koyduğu değerlerin saygınlığını da aynı zamanda hissederek nasıl bir ailenin üyesi olduğumu da bilmekteyim.

Bu benim için çok değerlidir.

Bu yazıyı neden yazıyorum? Ebru Çelik’in yaptığı gazetecilik karşısında kendimi sorumlu hissettim. Serbay Mansuroğlu ve İsmail Arı için daha önce hissettiklerim gibi…

Birgün Gazetesi, Demokrat Gazete'nin devamıdır. Tam bağımsız demokratik bir Türkiye için ortaya koyduğu tüm değerleri aynı şekilde taşımaktadır. Ve her zaman halktan yanadır - halkın yanındadır. Bunun için geçmişte nasıl bedel ödediyse, gözünü kırpmadan aynı bedeli ödemeye hazır bir toplumsal sorumluluk hissetmektedir.

Bu konuda Yaşar Aydın, Berkant Gültekin, İbrahim Aydın, Uğur Koç ve tüm çalışanların ortaya koydukları direnç zaten bunun göstergesidir.

İşte Ebru Çelik böyle bir gazetede mesleğini icra etmektedir. Daha 2 senelik gazetecidir. Tüm gençliğinin vermiş olduğu enerjiyle, toplumsal sorumluluk üzerinden, halkın yanında gerçekleri ve doğruları ortaya koyma yükümlülüğü üzerinden mesleğini yapmaktadır.

Ortaya çıkardığı gerçekler, ülkenin geleceğine önemli ölçüde etki edeceği için çıkar gruplarının ve siyasi aparatların hedefi haline geldi.

Tüm ülkede takdirle karşılanan meslek uygulamasının karşısında duranlar, her şeyin belgeleriyle ortada olmasına rağmen, başarısızlık ve beceriksizlik histeri altında paniğe kapılarak suçlamalarına devam etmektedirler.

Cumhuriyet kazanımlarının kaybedilmesine çanak tutacak kadar politik hırsın kurbanı olanlar, sarıdan mora, oradan natekine ve boş arkadaşa dönüşenler, galakside bir yerde izafi kavrama bağlı olarak, tek başlarına bir anlam ifade etmedikleri için, başka bir duruma, kişiye olan bağımlılığına göre anlam kazanan göreceli kişilere büründüler.

Ebru’nun suçu, Einstein’ın izafiyet teorisine bağlı olarak, uzay ve zamanın mutlak olmamasıyla birlikte, konumlarına ve hareketlerine göre göreceli, yani izafi olduklarını açığa çıkarmasıdır.

Gerçekten zor iş. Ben bunları yazarken zorlandım; yardım aldım, alanım olmadığı için… Ebru Çelik’i tebrik etmek gerek; bunların konumunu galakside açıklarken bayağı başarılı oldu.

Bir de engizisyon zamanı olduğunu düşünün…

Kesin yakarlardı…

Hani Bruno’yu yaktılar ki hele hele bir kadını haliyle yakarlardı.

Neyse…

Ebru Çelik çok önemli bir haber yaptı. Ülkenin içinde bulunduğu koşullarda, halkın yaşamı için ortaya koyduğu mücadelenin arka planındaki oluşumların neler olduğunu anlatması bakımından çok değerliydi.

Bu kadar olumlu tepki görmesinin sebebi buydu.

Bir de maço abilerin bir kadın gazeteciye mağlup olmaları da olacak iş değil…

Eline sağlık, Ebru Çelik…

Mesleğinin başında, bu kadar tutarlı ve topluma fayda sağlayacak bir gazetecilik sorumluluğu alman çok değerliydi.

Teşekkürler…

/././

Sermaye emekçiyi dijital gözle izliyor -Metin Yetim- 

Metal işkolunda dijital gözetim yaygınlaşırken işçiler, algoritmaları tanımıyor. Birleşik Metal-İş'in araştırması, dijital denetimin işçiler üzerinde baskı ve yorgunluğu artırdığını ortaya koyarken sendikalar algoritmik yönetimin şeffaflaştırılması çağrısı yaptı. İşçiler, tuvalet molalarında dahi gözetlendiklerini ifade etti.

DİSK'e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikası, İstanbul Bostancı'daki Genel Merkezi'nde "Dijital Dönüşümün Metal İşçilerine Etkisi" başlıklı sunum düzenledi. Sunumda Birleşik Metal-İş Sınıf Araştırmaları Merkezi'nin (BİSAM) Metal İşkolunda Dijital Gözetim ve Algoritmik Yönetim Raporu ve sonuçları ele alındı.

BİSAM'ın 109 işyerinden 673 metal işçisiyle görüşerek hazırladığı rapor, telefon ve bilgisayar uygulamaları, turnikeler, kameralar gibi dijital izleme sistemlerinin metal işkolunda yaygınlaştığını, buna karşılık işçilerin yüzde 57'sinin kendisini değerlendiren sistemin hangi ölçütlere göre karar verdiğini bilmediğini ortaya koydu. Raporda ayrıca işçilerin öncelikli talebini hangi verilerinin toplandığının tespit edilmesi ve kendisine açıkça anlatılması olduğu aktarıldı. Dijital takip ve temponun, aşırı zihinsel yorgunluk yarattığı ortaya konuldu.

Rapora göre işçilerin en sık karşılaştığı sistemler giriş-çıkış altyapısına dayanırken turnike ve kart okuyucuları yüzde 49, tezgah ekranları yüzde 35, personel devam takip sistemleri yüzde 31 olarak gözlemlendi. İşçiyi doğrudan ve bireysel olarak değerlendiren sistemlerin daha sınırlı olduğu aktarılırken kameralı takip yüzde 16, tablet üzerinden iş emri takibi yüzde 15, performans puanlaması yüzde 14 olarak kaydedildi.

GÖZETLEMEYE İSG BAHANESİ

Araştırmanın en dikkat çekici bulgularından biri ise işçi sağlığı ve iş güvenliği (İSG) gerekçesiyle kurulan sistemlerin bir kesim işçi tarafından güvenlik değil, denetim olarak deneyimlenmesi. İşçilerin yüzde 32'si hız baskısı yüzünden İSG kurallarını zaman zaman ihlal etmek zorunda kaldığını, yüzde 23'ü sürekli izlenmenin dikkatini dağıtarak kaza riskini artırdığını, yüzde 21'i ise "işçi sağlığı ve iş güvenliği" adı altında aslında ne kadar çalıştıklarının denetlendiğini belirtiyor. İşçilerin üçte biri mevcut tempo ve dijital takibin gün sonunda aşırı zihinsel yorgunluk yarattığını, yüzde 29'u sürekli izlendiğini hissetmenin kendisini strese soktuğunu ifade ediyor.

Araştırmanın metodolojik açıdan en özgün sonucu, sistem sayısı ile baskı düzeyi arasında kayda değer bir ilişki bulunmadığını gösteriyor. İşçiyi diğerlerinden ayırıp tek başına hedef alan tablet üzerinden iş emri takibi ve kameralı izleme gibi sistemler baskı düzeyiyle belirgin biçimde ilişkili olduğu ortaya çıkardı. Buna karşılık turnike ve personel devam takip sistemi gibi herkes için ortak olan altyapı sistemleri, işçinin deneyiminde hemen hiçbir fark yaratmıyor.

İŞÇİNİN TALEBİ ŞEFFAFLIK

Raporda baskıyı düşük düzeyde yaşayanlar yüzde 49, yalnızca İSG-denetim boyutunda yaşayanlar orta yüzde 28 ve yüksek düzey bildirenler ise yüzde 23 olarak yer aldı. Deneyimli işçiler arasında sendikanın ne yapması gerektiği konusunda "fikrim yok" diyenlerin oranı sadece yüzde 10 iken deneyimsiz işçilerde bu oran yüzde 35'e çıkıyor. Buna karşın deneyim arttıkça verilerin işten atılma gerekçesi yapılmasının engellenmesi talebi yüzde 41'den yüzde 58'e çıkıyor.

Birleşik Metal İş Genel Başkanı Özkan Atar, "Bu araştırma gösteriyor ki işçilerin bizden ilk istediği şey hangi verimizin toplandığını öğrenin, bize açıkça anlatın. İşçinin kendisi hakkında hangi verinin toplandığını ve kendisini değerlendiren sistemin hangi ölçütlere göre karar verdiğini bilme hakkı var. Bu hakkı toplu iş sözleşmelerinde de tanıtmak zorundayız" dedi. Sunumun ardından söz alan bir işyeri temsilcisi ise kameraların yanı sıra telefon ve tablet uygulamalarıyla işyerindeki gözetimlerin arttırıldığı tuvalet molalarının dahi takip edildiğine vurgu yapıldı.

TEKNOLOJİ EMEK LEHİNE

Araştırma grubunda da yer alan BİSAM araştırmacısı Prof. Dr. Serkan Öngel yaptığı sunumda "Bu araştırmayla, teknolojiyi emeğin lehine nasıl kullanabiliriz, sorusuna iyi bir örnek teşkil ettiğimizi düşünüyorum" dedi. Öngel, çalışmanın işyeri temsilcileri üzerinden toplanan verilerle yapıldığını belirterek artık tüm sektörlerde dijital taylorizm yönetim metodunun kullanıldığını dile getirdi.

/././

Dışişleri Bakanlığı Özel İtalyan Lisesi Müdürü Finocchiaro'yu "istenmeyen kişi" ilan etti 

Milli Eğitim Bakanlığı'nın talebi üzerine Dışişleri Bakanlığı tarafından İstanbul Özel İtalyan Lisesi Müdürü Giuseppe Finocchiaro hakkında "persona non grata" kararı alındı. https://www.birgun.net/haber/disisleri-bakanligi-ozel-italyan-lisesi-muduru-finocchiaro-yu-istenmeyen-kisi-ilan-etti-726584

***

Bölgesel asgari ücret tartışmaları: Çözüm mü, yeni bir eşitsizlik tuzağı mı?-Hüseyin İrfan Fırat- 

Bölgesel asgari ücret konusu ülke gündemine yine hızlı bir giriş yaptı.

Yüksek enflasyon ve artan yaşam maliyetleri cenderesinde işveren tarafının maliyet baskılarını gerekçe göstererek yeniden masaya getirdiği "Bölgesel Asgari Ücret (BAÜ)" önerisi, çalışma hayatının tüm paydaşlarını ve özellikle sendikaları ayağa kaldırdı. TÜRK-İŞ, HAK-İŞ ve DİSK’in ardı ardına gelen sert açıklamaları, konunun önümüzdeki günlerde daha da ısınacağını gösteriyor.

Peki, nedir bu bölgesel asgari ücret? Dünyada nasıl uygulanıyor, Türkiye’nin geçmiş tecrübesi bize ne söylüyor ve en önemlisi; taraflar bu konuda neden bu kadar sert karşı karşıya geliyor?

BAÜ NEDİR?

Bölgesel asgari ücret; bir ülkenin genelinde tek bir taban ücret uygulamak yerine, illerin veya coğrafi bölgelerin ekonomik gelişmişlik düzeyine, yaşam maliyetlerine ve geçinme endekslerine göre farklı asgari ücret seviyelerinin belirlenmesi sistemidir.

DÜNYADAN ÖRNEKLER

Dünyada bölgesel asgari ücret uygulayan ülkeler incelendiğinde, bu sistemin genellikle federe yapılı veya coğrafi/nüfus bakımdan devasa ülkelerde öne çıktığı görülmektedir:

ABD ve Kanada: Eyaletlerin kendi ekonomik koşullarına göre bağımsız asgari ücret belirleme yetkisi vardır.

Çin: Tek bir ulusal asgari ücret yoktur. Şanghay, Pekin gibi metropoller ile kırsal eyaletler arasında gelişmişlik farkına göre yerel yönetimler tarafından belirlenen farklı taban ücretler uygulanır.

Japonya: Bölgelerin ve eyaletlerin sanayi ve yaşam maliyetleri dikkate alınarak her eyalet için farklı bir alt sınır tespiti yapılır.

Avrupa Birliği ülkeleri: Almanya, Fransa, İspanya gibi kıta Avrupası ülkelerinin büyük çoğunluğunda ise tek ulusal asgari ücret esastır. Ücret farkları bölgelere göre değil, sektörler arası toplu iş sözleşmeleriyle şekillenir.

TÜRKİYE'NİN 1951-1974 DENEYİMİ

Bölgesel asgari ücret Türkiye için aslında hiç de yeni bir kavram değil.

• Mahalli komisyonlar (1951-1967): Türkiye’de ilk asgari ücret uygulaması 1951 yılında başladı ve yerel (kentsel) komisyonlar tarafından belirlendi. Ancak şehirler arasındaki büyük koordinasyon eksikliği, çok yakın iki ilde dahi ciddi ücret uçurumlarının doğması ve yoğun itirazlar nedeniyle bu model çöktü.

• Merkezi bölge komisyonları (1967-1974 ): Merkezi bir komisyon kurulsa da bölgelere göre farklı ücret tespitine devam edildi.

• 1974 ve iptal kararı: Anayasa Mahkemesi, bölgesel asgari ücret uygulamasını "Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı" bularak iptal etti. 1989 yılından itibaren ise Türkiye genelinde sanayi ve tarım ayrımı da kaldırılarak tüm ülkede tek bir ulusal asgari ücret modeline tamamen geçildi.

50 yıl önce deneyimlenip başarısızlığı ve haksızlığı tescillenmiş bir modelin bugün yeniden "çözüm" olarak sunulması ise dikkat çekicidir.

İŞVEREN NEDEN İSTİYOR?

İşveren kesimi ve sanayicilerin bu talebi masaya getirmesindeki ana gerekçeler şunlardır:

• Anadolu yatırımları ve rekabet gücü: Anadolu’daki küçük ve orta ölçekli işletmelerin (KOBİ), İstanbul veya Kocaeli’ndeki dev sanayi kuruluşlarıyla aynı taban ücreti ödemekte zorlandığı iddia edilmektedir.

• Kayıt dışılığın önlenmesi: Yaşam maliyetinin düşük olduğu bölgelerde resmi asgari ücretin yüksek kalmasının kayıt dışı istihdamı tetiklediği öne sürülmektedir.

• Bölgesel istihdamı artırma: Düşük işçilik maliyeti sunarak yatırımları Doğu ve Güneydoğu gibi kalkınmada öncelikli bölgelere çekme arzusu.

EMEK TARAFI ŞİDDETLE KARŞI

Sendikalar ve çalışan temsilcilerinin konuya son derece sert bir dille karşı çıkmasının ise çok haklı sebepleri bulunuyor:

• Ucuz işgücü havuzu oluşturma riski: Belirli illerin "düşük ücret bölgesi" ilan edilmesi, o bölgelerde yaşayan yurttaşları ucuz iş gücü sömürüsüne açık hale getirecektir.

• İç göç krizini derinleştirme: Ücretlerin görece yüksek tutulduğu metropollere doğru kontrolsüz bir iç göç dalgası başlayacak; bu da büyükşehirlerdeki barınma, ulaşım ve altyapı krizini daha da tırmandıracaktır.

• Eşit işe eşit ücret ilkesi: Aynı iş kolunda, aynı emeği harcayan iki emekçinin sırf yaşadığı coğrafya farklı diye farklı taban ücrete layık görülmesi sosyal adalet duygusunu derinden zedeleyecektir.

• Alım gücü gerçeği: Anadolu’da gıda ve temel ihtiyaç maddelerinin fiyatları büyükşehirlerden farklı değildir.

OLMASI GEREKEN NEDİR?

Bugün Türkiye’de konuşulması gereken temel mesele asgari ücreti coğrafi olarak bölmek veya küçültmek değildir.

Asıl sorun, Türkiye’de asgari ücretin bir "başlangıç ücreti" olmaktan çıkıp, çalışan nüfusun yarısından fazlasını kapsayan bir "ortalama ücrete" dönüşmüş olmasıdır.

Devletin ve ekonomi yönetiminin asıl hedefi; çalışanların hangi ilde yaşarsa yaşasın, ailesiyle birlikte insanca yaşamını sürdürebileceği, satın alma gücünü koruyan adil bir taban ücreti teminat altına almasıdır. Ücretleri aşağıda eşitleyen bölgesel çözümler yerine; Anadolu’daki yatırımcıyı doğrudan vergi, enerji ve SGK primi teşvikleriyle destekleyen kamusal politikalar geliştirmek en rasyonel yoldur.

/././

BİRGÜN

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

soL "Köşebaşı + Gündem" -31 Temmuz 2026-