3 Mayıs 2024 Cuma

T24 KÖŞEBAŞI - 3 Mayıs 2024 -



                                                                     /././

Dışişleri ve Diyanet sessiz: İsrail'de polisi bıçakladıktan sonra öldürülen imam Hasan Saklanan'ın hikâyesi (Candan Yıldız)

Hasan Saklanan'ı tanıyan isimler cenazenin kendilerine ne zaman teslim edileceğini bilmediklerini söyledi. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından da resmi bir açıklama henüz yapılmadı

                                                                Hasan Saklanan

Diyanet personeli imam Hasan Saklanan'ın Kudüs'te İsrail polisini bıçakladıktan sonra çok sayıda kurşunla öldürülmesi Türkiye-İsrail ilişkilerini nasıl etkileyecek? İsrail devletinin yayınladığı görüntülerde 34 yaşındaki Urfalı imam Saklanan Kudüs'te Müslümanlar için kutsal ibadet yerlerinden biri olan Mescid-i Aksa'ya çıkan dar sokaklardan birinde 30 Nisan'da öldürüldü.

7 Ekim'den bu yana İsrail'in Gazze'deki katliamlarına karşı Türkiye'nin İsrail politikasında radikal bir değişiklik olmadı. İki ülke arasındaki ticari ilişki olup olmadığı sorusunu Cumhurbaşkanı Erdoğan, Almanya Cumhurbaşkanı  Steinmeir'in ziyaretinde netleştirdi: "İsrail'le yoğun ticari ilişkileri artık ayakta tutmuyoruz, o iş bitti."

Yoğun ticari ilişkiler biterken Hamas'ın siyasi kanadının iki önemli isminin Halid Meşal ve İsmail Haniye'nin Türkiye'deki temasları da İsrail tarafından yakından takip edildi.

Ahmet Davutoğlu da Haniye ve Meşal'le görüştü

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Hamas'ı Kuvayı Milliye'ye benzetmesinin etkisi var mıdır bilinmez ama, Urfalı Diyanet imamı, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Hasan Saklanan'ın bir arkadaşıyla birlikte Hamas'a katılmayı hedeflerken Kudüs'te İsrail polisi tarafından öldürülmesiyle ilgili Dışişleri Bakanlığı'ndan henüz bir açıklama gelmemesi dikkat çekici. Zira İsrail'in düşman olarak gördüğü Hamas'a Türkiye'den katılımların olması diplomatik krize yol açma potansiyeline sahip. Hasan Saklanan'ı tanıyan isimler cenazenin kendilerine ne zaman teslim edileceğini bilmediklerini söyledi. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından da resmi bir açıklama henüz yapılmadı Hasan Saklanan hakkında.

Diyanet-Sen'e muhalif, Manevi, İlkeli ve Liyakatli Diyanet Çalışanları Sendikası Mil Diyanet Sen bir açıklama yayımladı Hasan Saklanan'la ilgili. Sendika başkanı Celaleddin Gül'den bilgiler almaya çalıştım. Gül, " İsrail'in zulmü durdurulmadığı için insanlar gidiyor. Kapılar açılsa binlerce insan Hamas'a katılmak için gidecek. Ali Erbaş aileyi arasaydı Urfa şube başkanımızın haberi olurdu. Cumhurbaşkanımız Erdoğan'ın da aileyi araması, taziye dileklerini iletmesi temennimiz" dedi. Hasan Saklanan'ın Urfa Kepez kırsalındaki evinin önünde de taziyeler devam ediyor.

Saklanan'ın evi önünde taziyeler

Hasan Saklanan'ın ölümü İslami çevrelerde de geniş yankı buldu. Trabzon'da, Urfa'da gıyabi cenaze namazı kılınırken İstanbul'da Ayasofya Camii önünde öldürülen imam için lokma dağıtıldı. Hüda-Par İstanbul'da, Özgür-Der de Ankara'da yarın Saklanan için gıyabi cenaze namazı için çağrı yaptı. Diyanet'in düzenlediği turla Ürdün üzerinden İsrail'e geçtiği doğrulanan Hasan Saklanan, arkadaşlarının verdiği bilgiye göre son iki aydır Gazze'ye geçerek Hamas'ın askeri kanadı El Kassam Tugayları'na katılmanın yollarını arıyordu. Mil Diyanet Sen Urfa Şubesi'nin Hasan Saklanan için "Peygamberlerin dahi gıpta ettiği şehitlik makamına yükseldi" sözündeki "şehit" vurgusu, Gazze'de savaşa katılmak isteyen Saklanan'ın da temel motivasyonuydu. Benzer gidişlerin sürüp sürmeyeceğini, İsrail'in bu son olaydan yola çıkarak sınır politikasını nasıl değiştireceğini önümüzdeki zamanlarda göreceğiz.

TIKLAYIN: Kudüs'te öldürülen Diyanet personeli imamın hedefinin Hamas'a katılmak olduğu iddia edildi

                                                                /././

Kamu tasarrufunda farkı ne yaratacak? (Çiğdem Toker)

Ne temsil, tören harcamalarında ne kırtasiyede ne araç kiralamalarında tasarruf sağlanmış değil. Peki bundan sonra ne değişecek de kendilerinden tasarruf beklenen bürokrasi bu plana sadık kalacak?

Cumhurbaşkanlığı Sarayı'ndaki makam araçları

Kamuda yeni başlatılacak tasarruf önlemlerine ilişkin haberler çoğalıyor. Makam ve hizmet araçlarının yanı sıra, yatırımlar ve bütçedeki diğer harcama kalemlerinin de tek tek gözden geçirilip, giderlerin özelliğine göre kuralların belirleneceğini okuyoruz.

Yeni dönemdeki tasarruf konusunda "tedbir" değil "plan" sözcüğünün kullanılması dikkat çekiyor. Yani bir defalık ya da kısa dönemli değil, daha geniş bir zamana yayılacak bir politika kastediliyor. Bu, çok anlaşılabilir bir terminoloji farkı. Zira, Mehmet Şimşek'in Hazine ve Maliye Bakanlığı'na getirilmesi ve onun da göreve gelir gelmez tasarruf genelgesini yeniden tedavüle sokmasının üzerinden neredeyse bir yıl geçti.

Kamu kuruluşlarının Şimşek imzalı o genelgede özen gösterilmesini istediği konularda ve harcama kalemlerinde arzu edilen sonuç alınmamış olmalı ki, bugün yoğun biçimde tasarruf planı tekrar gündeme geldi. O zaman da şu soruyu sormak ve cevabını beklemek de kamuoyunun hakkı:

Yaptırım mı uygulanacak?

Yeni dönem tasarruf planında, geçen sene verilen tasarruf tedbirleri talimatından farklı olarak uygulamayı sağlayacak ne olacak? Ne temsil, tören harcamalarında ne kırtasiyede ne araç kiralamalarında tasarruf sağlanmış değil. Peki bundan sonra ne değişecek de kendilerinden tasarruf beklenen bürokrasi bu plana sadık kalacak?

Bir yaptırım mı uygulanacak? Devlet memurlarına ilişkin mevzuattaki disiplin hükümleri mi işletilecek söz gelimi? Yeni dönem tasarruf planı, hazırlık ve taslak aşamasından çıkıp yürürlüğe girerken, bu soruların da cevaplanması aydınlatıcı olur. Yani Bakan Şimşek'in bürokrasiye tasarruf talimatının bir yıl öncesine göre daha etkili olmasını sağlayacak bir mekanizma kurulacaksa, saydamlık açısından yayımlanması beklenir.

İhalelerde tasarruf nasıl olacak?

Yeni dönemde uygulanacağı belirtilen tasarruf planında dikkat çeken diğer bir ayrıntı "doğrudan temin" yöntemine mercek tutulacağı. Kamu idarelerine, ihalelerle kıyaslandığında daha kolay satın alma yolu olarak tanımlanan doğrudan temin, büyük tutarlara ulaşıyor. Bu konuda bir sınırlama ihtiyacının duyulması, suistimal ihtimalini akla getiriyor. Gerçekten de klasik bir ihale yöntemi olmayan doğrudan temin, son yıllarda kamu kuruluşları ve yerel yönetimlerin yoğun tercih ettiği bir usule dönüştü. Normalde kırtasiye, elektrik malzemesi vb gibi küçük ölçekli gündelik gereksinimler için başvurulan doğrudan teminde sınırlama ve denetim önem taşıyor. Çünkü doğrudan temin bir yana, Kamu İhale Kanunu'na tabi ihale usullerinde dahi, yapılan hatalar Sayıştay uyarılarına karşın tekrarlanıyor. Bazı inşaat yapım ihalelerinde yargı kararları bile kamu kuruluşunun, özellikle 21/b usulüyle yaptırılan ihalelerde, tekrarına engel olmuyor.

Kamuda yeni bir dönem açılacak ve yeni bir tasarruf planı uygulanacaksa işe kamu ihalelerindeki usulsüzlükler ile KÖİ projelerinde "kalem oynatma", ek sözleşme, zeyilname, erteleme gibi yollarla müteahhit şirketler lehine, kamu aleyhine olan işlerden başlamak zorunlu. Tabii buna politik olarak gücün ne kadar yeteceği su götürür. Politik güçten kastım; makro ekonomide tam yetki verilen Bakan Şimşek'in, maliye politikalarının alt kalemlerinde aynı manevra alanının sağlanıp sağlanmayacağı.

Nihayetinde trilyonluk kamu kaynağının döndüğü kamu ihaleleri ve KÖİ projelerinde köklü kararlar söz konusu olduğunda, son sözün Cumhurbaşkanı Erdoğan'da bittiğini dünya alem biliyor. Tasarrufun lafta kalıp kalmayacağını belirleyecek hakiki unsur da bu.

                                                                   /././

Sinan Ateş cinayetinden gözaltına alınan iki polis, nasıl Özel Harekatçı oldu? (Tolga Şardan)

Söz konusu iki polisin, kim tarafından ve nerede hazırlanan listeyle Özel Harekatçı olduğu sorusunun yanıtı önemli. Kim ya da kimlerin referans olduğu önemli

Sinan Ateş

Eski Ülkü Ocakları Başkanı Sinan Ateş'in öldürülmesiyle ilgili savcılık soruşturması tamamlandı. Hazırlanan iddianame, Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderildi hafta başında.

Mahkeme, iki haftalık inceleme sürecini yürütüyor. 

İddianameyle ilgili kulislere fazla bilgi sızıntısı yok henüz. Adli soruşturma çerçevesindeki gelişmeleri T24'te Asuman Aranca sık sık gündeme taşıyor.

Genel bilgilerin ötesine geçen içeriğin gün ışığına tam olarak çıkmaması beraberinde farklı yorumları getiriyor, kuşkusuz.

Bu noktada şunu belirtmek gerekir ki; mesleki tecrübem, dosyanın siyasi boyutunun henüz çözülemediğini söylüyor. Zira, geçmişte benzer konulardaki adli soruşturmalar hakkındaki iddianameler, mahkemeye gönderildiğinde kulislere düşerdi.

Fakat bu defa öyle olmadı. Kaynaklar, gazetecilerin bu konudaki sorularını yanıtsız bırakıyor.

Ayrıca, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Bahçeli'nin hafta başındaki buluşmasının, bu sürecin dışında kaldığını düşünmek doğru olmaz.

Kanımca, AKP ile MHP arasındaki siyasi bağlantının geleceği için iddianamenin mahkeme tarafından incelenme süresi çok önemli.

Mahkemenin, iddianamede eksik bulup savcılığa iade etmesine şaşırmamak gerek.

Soruşturmadaki Özel Harekatçı polisler

Söz konusu soruşturmayla ilgili epeyce farklı bilgiler gündeme geldi zaman içinde.

Büyüteç'te, pek bilinmeyen bir ayrıntıyı gündeme getirdim bugün.

Hatırlanacağı üzere; cinayetten hemen sonra gözaltına alınan iki Özel Harekat polisi halen tutuklular.

İki Özel Harekatçı'nın Ateş'e yönelik silahlı saldırıdaki konumu, cinayette tetiği çeken katil zanlısı Eray Özyağcı'yı özel bir araçla Ankara'ya getirmeleri.

Savcılıkça yürütülen soruşturmada, muvazzaf yani görev başındaki Özel Harekatçılar Aşkın Mert Gelenbey ve Murat Can Çolak, yakalandı.

Şimdi söz konusu iki Özel Harekatçı polisle ilgili ilginç ve önemli bir süreci paylaşacağım.

15 Temmuz sırasında bilindiği gibi darbe girişiminde yer alan FETÖ'cü Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının asıl hedeflerinde birisi de Gölbaşı'ndaki Emniyet Genel Müdürlüğü Özel Harekat Başkanlığı yerleşkesiydi.

Darbe girişimin başarısızlıkla sonuçlanmasıyla beraber hükümette alınan kararlardan birisi, Özel Harekatçı polis sayısının artırılması oldu.

Bu amaçla, Özel Harekatçı polis yetiştirilmesi benimsendi. Karar 2016'nın sonbaharında uygulamaya konuldu.

Bir parantez açayım; bu karar uygulamaya konuluncaya dek, Özel Harekâtçı polisler, meslekten seçildi hep. Birimin ilk kurulduğu 1980'li yıllardan bu yana böyleydi.

Polis olarak Emniyet teşkilatında görev yapan polislerden gönüllü olanlar, Özel Harekat Dairesi'nce açılan sınav ve kursları başarıyla tamamlayanlar, Özel Harekatçı oldular. 2016 ve öncesinde Özel Harekat'a girip şimdilerde söz konusu birimlerde görev yapanlar, bu yöntemle kamuflaj giydi.

Bu seçme yönteminin amacı, az ya da çok mesleki tecrübeye sahip olmak, teşkilat ve üniformanın aidiyetini taşımak ve personeli devlet adına göreve hazırlamaktı.

Parantezi kapattım.

2016'daki karardan sonra Emniyet Genel Müdürlüğü, Özel Harekat'a ilk kez dış kaynak olarak tanımlanan dışarıdan personel almaya başladı.

Yani, henüz polislik ve üniformayla tanışmamış lise mezunu kadın ve erkek gençlere, Özel Harekat polisi olma yolu ardına kadar açıldı!

Polis Akademisi Başkanlığı'nca açılan bilgi ve spor sınavını geçenler, kendilerini Özel Harekat Polisi eğitiminde buldular.

Emniyet teşkilatını yakından takip eden bir gazeteci olarak o dönemi de yakından izledim.

Bu dönemde, çeşitli yerlerde hazırlanıp Polis Akademisi Başkanlığı'na ulaştırılan torpil ve tavassut (aracılık etme) listelerinden söz etmeme sanırım gerek yok!

Çeşitli yerlerden kastım tabii ki, iktidar ve iktidara yakın olan siyasi oluşumlar!

Listeler hazırlandı, sonrasında mevcut siyasetten gelen talepler olumlu değerlendirildi ve Özel Harekat birimlerinde görevlendirilecek personel alımı gerçekleştirildi.

Yakın zamana kadar söz konusu yöntemle Özel Harekat'a tam 17 bin kişi alındı.

Dikkatinizi çekiyorum; bin, 2 bin, 5 bin, 10 bin değil, 17 bin kişi. Özel Harekatçı sayısı zaman içinde 24 bine çıktı.

Tayin, emeklilik, suça karışma, ceza ve branştan çıkarma gerekçeleriyle ayrılanlar sonrasında güncel sayı yaklaşık 17 bin kişi şu aralar.

Bu tabloya bakınca, dış kaynak alımıyla göreve başlayan herkesi aynı kefeye koymak elbette doğru yaklaşım olmaz.

Halihazırda terörle mücadelede bu şekilde iş başı yapıp aktif çalışan pek çok personel mevcut.
Demek istediğim, dış kaynaktan yapılan personel alımlarında genel olarak kayırma ve torpil konusu.

Polisler nasıl girdiler?

Gelelim, Sinan Ateş cinayetine katıldıkları iddiasıyla tutuklanan iki Özel Harekatçı polisin durumuna.

Yaptığım araştırmada, iki polisin "dış kaynak" personel alımı sırasında teşkilata girdiklerini tespit ettim.

İşte sürecin kırılma noktası tam burası maalesef.

Bu noktada daha ileri bir yorum yapmak istemem, zira işin ucu farklı yere gidecek büyük olasılıkla.

Avukat Öktem'de vekalet iddiası

Sinan Ateş cinayeti soruşturması demişken; ulaştığım bir bilgiyi daha paylaşayım.

Aynı soruşturmada önemli bir tutuklu, dosyanın kilit isimlerinden. Avukat Serdar Öktem bu isim.

Öktem'in konumu çok özel bir yerde. Avukat olması bir yana, özellikle Ülkücü camia içinde yer alan ve çok fazla bağlantıları olan bir şüpheli. Hatta önceki Ankara Emniyet Müdürü Servet Yılmaz'la da yakın olduğu biliniyor.

Emniyet içinde çokça konuşulan bir iddia var; Öktem'in üzerinde Emniyet Genel Müdürlüğü'nün vekaletinin bulunduğu.

Bunun anlamı, Öktem'in Emniyet Genel Müdürlüğü'nü kurumsal olarak ilgilendiren yargı süreçlerine kurum adına görev almak!

Öktem'in hangi Emniyet Genel Müdürü ve hangi İçişleri Bakanı görevdeyken söz konusu vekaleti aldığına bakmak lazım doğal olarak.

* * *

Sinan Ateş soruşturması ve sonrasındaki yargılama aşaması çok sıcak günlere gebe. Hem siyasette hem de bürokraside.

(T24)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder