Medyanın ‘kara para’ hali: Keşke o sözleşmeler ortalığa dökülse!-Bahadır Özgür-
Anladığımız kadarıyla Türkiye muazzam bir ‘fintech devrimine’ imza atmış!
Baksanız ya; ortalık elektronik ödeme sistemleri, dijital para, kripto borsası, forex şirketi kaynıyor. Memleketin bereketli topraklarından teknolojiye dayalı iş fikirleri üreten ‘founder’, ‘co-founder’ fışkırıyor.
Bu ‘dahilerin’ çoğunun Linkedln hesaplarındaki iş deneyimleri, düne kadar dükkanında mangal yelleyen, inşaatçılık, kuyumculuk, galericilik yapan adamların sahibi olduğu yazılım şirketleri ile dolu.
Üstelik ‘fintech devrimi’, emeği ile geçinmeye çalışan milyonların eşi benzeri görülmemiş bir yoksulluğa sürüklendiği, neredeyse sıfırdan yeni bir üretim bandının kurulmadığı, paranın pul olduğu, diplomanın değersizleştiği, on binlerce insanın felaketlerde yaşamını yitirdiği dönemde gerçekleşti.
Nasıl bir mucizedir bu!
Nasıl olduğunu gördük işte…
Üst üste yapılan ‘kara para’ operasyonlarına bir de bu gözle bakalım. El konulan, soruşturmalarda adı geçen onlarca teknoloji ve finans şirketi ile medya kuruluşunun oluşturduğu ağlar, sadece para aklama üzerine kurulu. Uyuşturucu, yasa dışı bahis, insan kaçakçılığı, silah ticareti, rüşvet, yolsuzluk gelirleri vızır vızır akmış. Dile kolay, milyarlarca dolardan bahsediyoruz.
Elbette işin asıl sahiplerini merak ediyoruz. Lakin, gürül gürül akan kara para pınarından kana kana içenleri de unutmamak lazım.
Medyayı mesela…
***
Son yıllarda milyonlarca dolar yatırılan dört medya kuruluşunun üçüne (Habertürk, GAİN, Flaş TV) kara para aklamadan dolayı el konuldu. Ekol TV için de soruşturma olduğunu öğrendik.
Nevzuhur medya sahipleri aniden ekran yüzlerine, yöneticilere, programcılara milyonluk sözleşmeler dağıtmaya başladılar. Kripto borsaları, elektronik ödeme sistemleri sponsorluk yağdırdılar. Daha o günlerde bunların yasadışı bahis baronları ile ilişkili oldukları yazıldı, anlatıldı. Kimilerinin şüpheler dile getirildiği anda sponsorluklardan vazgeçtiğini, sunulan yüklü sözleşmeleri kabul etmediğini biliyoruz.
Nitekim Murat Ağırel de Cumhuriyet’teki son yazısında buna işaret etti. Ekran yüzlerini Ekol TV’ye davet edenin bizzat bahis baronu Veysel Şahin olduğuna dikkat çekti.
Belki aralarında birkaç tane ‘saf’ vardır ama çoğunun paranın kaynağını umursadıklarını sanmıyorum. Dikkatli okurlar kısa bir arşiv taramasıyla, bir takım gazeteci ve televizyoncuların Rıza Zarrap, Sezgin Baran Korkmaz derken her dönemin şaibeli aktörüne yakın olmayı, ‘meslek alışkanlığı’ haline getirdiğini görecektir zaten.
Son olarak kendi tanıklığımı da aktarayım…
Yasa dışı bahis işinin önde gelen isimlerinden olan ve kırmızı bülten çıkarılan Fedlan Kılıçaslan’ı defalarca yazdım. Her yazdığımda Kılıçaslan da para ile bir sürü gazete ve internet sitesine “Türkiye’nin Elon Musk’ı” başlığı ile haber yaptırıyordu. Şaşıracaksınız fakat sadece Hürriyet’ten arayıp, “İlan vermek istedi. Yazınızı görünce reddettik” dediler. Şu sıralar İspanya’da kurduğu bahis şirketinin reklamları gençlerin takip ettiği oyun ve teknoloji haberleri yapan sosyal medya şirketlerinde, Youtube kanallarında yayınlanıyor hala.
***
Velhasıl, kara para pastasından hatırı sayılır ısırık alanların başında medya geliyor. Eğer gazetecilik kamusal hizmetse, gelir kaynakları da kamusal denetime ve tartışmaya açık olmalı.
Keşke o sözleşmeler ortalığa dökülse…
Maalesef ezelden beri en büyük sırlardan birisi budur Türkiye’de. Uğur Mumcu, darbe sonrası kurulan yeni medya düzenini anlatırken, maaşını özel bankadan dolarla çeken gazetecileri işaret ediyordu. 1981’de yazdığı bir yazıda, kara paranın krallığının kurulduğunu anlatırken şöyle diyordu: “Milyonlar, milyarlar dönme dolap misali vicdanlarda dönüyor… Memlekette namuslu kalmak cesaret işi olmuşsa, vay halimize!”
Herhalde bugünkü tabloya bakınca iki kere ‘vay halimize’ demek gerekiyor.
Kara para ağaçta yetişmiyor veya soğuk cüzdanlardaki algoritmalardan ibaret değil çünkü. Birilerinin hayatı alınarak, siyaset, bürokrasi, adalet çürütülerek kazanılıyor. İnsanları fuhuşa, intihara sürüklüyor.
Ve bu kirli havuzda yüzen irili ufaklı herkes de boynuna bir tasma takılıp, vakti geldiğinde zavallı halkın beğenisine sunulacak yeni vodvildeki rolünü oynamak üzere, ‘siyasi rejim’ dediğimiz organizmanın parçasına dönüştürülüyor.
Dolayısıyla heyecanlı bir polisiye film yahut bir magazin karnavalı izlemiyoruz. Tam olarak “anlatılan senin hikayendir” sözündeki gibi yaşamımızı karartan, çocuklarımızın geleceğini çalan, umudumuzu kırmaya çalışan kirli düzenin eksiksiz bir anatomisine şahit oluyoruz.
Buradan kurtuluş hattı müdafaadan değil, sathı müdafaadan geçiyor. O satıh da siyasetçisinden bürokratına, bankacısından gazetecisine kadar herkesi kapsıyor.
/././
Ankara’nın gece kulüplerinde kız çocukları çalıştırılıyor -İsmail Saymaz-
Ankara’da, geçen yıl 15 Aralık’ta kadınları fuhuşa sürükledikleri iddia edilen 11 gece kulübü basıldı. Gözaltına alınan 81 kişiden 60’ı tutuklandı.
Bu haber İstanbul’da ‘Kütüphane’ye ve ‘Bebek Otel’e yapılan baskın kadar ilgi ve dikkat çekmedi.
Kimse ihbarcıları ve şikayetçileri merak etmedi.
İki ihbarcı da kız çocuğu
E., 2011 doğumlu.
İlkokul sekizden terk.
Geçen eylülde Emniyet’e başvurmuş.
Emniyet çocuğu Ankara Aile ve Sosyal Hizmetler Müdürlüğü’ne yönlendirmiş.
E., 26 Eylül 2025’te kuruma kabul edilmiş.
İkinci çocuğun adı, N.
2010 doğumlu.
Liseden terk.
16 Ekim 2025’te kabul edilmiş.
Ortak noktaları B. adlı gece kulübünde çalıştırılmak.
Çocuk Koruma ve İlk Müdahale Değerlendirme Birimi’nde 17 Ekim 2025’te ifadeleri alındı.
Görüşme raporunda ‘çocukların anlattıklarına göre’ bölümünde şu bilgilere yer veriliyor:
5000 TL’ye fuhuş: “B. adlı gece kulübünde ücretsiz yeme içme ve alkol kullanma imkanlarıyla süreç başlıyor. Bu imkanlar 18 yaş altı kızlara özel. Kızsanız ve buraya gider yer, içer, oynarsanız para alınmıyor. Sonra iş teklifi alıyoruz. ‘Çok güzelsin, çalışmanı isteriz’ deniyor. Dans, garsonluk, konsomatrislik, striptiz dansı, direk dansı gibi işlerde iş hayatımız başlıyor. Sigortamız olmuyor. Günlük 2000 TL alıyoruz. Akşam 8’den sabah 5’e kadar çalışıyoruz. Bahşişler bize kalıyor. İlerleyen süreçte fuhuş teklifi geliyor. Masasında oturduğumuz kişiler bizi beğenirse patronla iletişime geçiyor. Patron ‘Bu adamla dışarı çık, birlikte ol, sana 5000 TL ödenecek’ diyor. 2500 TL’yi mekanda alıyoruz. 2500 TL’yi iş bitimi. Paranın yarısı mekanda kalıyor. Bu iși yapmak zorundayız. Cinsel ilişki teklifini reddedersek işten atılıyoruz. Bu işin bir parçası.
Polisten kaçış kapısı: Mekan tek katlı. Kapıdan girdikten sonra yanda siyah duvar var. O duvar depoya açılıyor. Depodan dışarı çıkılıyor. İçeride kulüp ışıkları var. Polis geldiğinde ışıklar sönüyor. Beyaz ışıklar yanıyor. Kaçmamız gerektiğini bundan anlıyoruz. Kulübün içinde kaçış alanı var. Buradan dışarı çıkıyoruz.
Mekanda uyuşturucu satılıyor: İçeride uyuşturucu satılıyor. Kokain, şeker (ecstasy), meth (metanfetamin), lylica satılıyor. Bir masadaki kişiler müşteri gibi davranıp torbacılık yapıyor.
B.’de 10-15 kız çalıştırılıyor: B.’nin sahiplerinden birinin adı, Ç. Her şeyle ilgilenen kişidir. 16 yaşında K. ve E. ile ismini hatırlamadığımız 10-15 küçük kız orada çalışıyor.
En az altı kulüp: B. dışında G., İ., P., ve B. isimli mekanlarda küçük kızlar çalıştırılıyor. G.’de de kızların fuhuşa zorlandığına şahit olduk. A. ve P. uyuşturucu ağırlıklı. Tokatçılık ve Çat Çat: B. fuhuşa başlangıç mekanı. B.’de patron bizleri ‘Tokatçı’ tabir edilen kişilerle tanıştırıyor. Birisi Ş.G.’dir. G. adlı kulübün sahibidir. Tokatçılık kızlar arasında ‘Çat çat’ diye bilinen iştir. Bu iși P.’nin sahibi B.K. de yapar. ‘Çat Çat’ konumculuk olarak tabir edilir. Ekip bizlere adres ayarlar. Fuhuş ve seks yapılacakmış gibi taksiler götürür. Amaç seks yapmadan dolandırıcılık yaparak kişinin parasını almaktır.
WhatsApp’tan görüşme: WhatsApp’tan fuhuş yapmak isteyenlerle mesajlaşıyorlar. Profilde kız fotoğrafı var. Hatlar başkalarının üzerine. Yabancı ülke numaraları. Randevu ayarlanır, pazarlık yapılır. Gecelik 8000 TL artı taksi ücreti, 10.000 TL bir kız için anlaşma yaparlar. Anlaşmalı taksi bizi konuma götürür. Buna ‘abone taksi’ denir. İçeri gireriz. Parayı İBAN yoluyla ya da nakit alırız. Para hesaba geçince Ş.G. veya B.K. telefon açar. ‘Aşağıdayız, in aşağı, hesabı kontrol et’ der. Adam evinin önünde bekleyen olduğu korkusuyla inmemize izin verir. Taksiye biner, kaçarız. Parayı alıp başka işe gideriz. Bir gecede 10-15 konuma gidilir. Çok fazla talep gelir. Konumlar arasında gezerken dinlenmek için işkembecide buluşulur. Anlaşmalı üç taksi durağı var.
Antalya ve Mersin’den iş teklifi: Ülkedeki bütün tokatçılar birbirini tanır. Bazen Antalya ve Mersin’e gitme ve birkaç gün tokatçılık yapma teklifi gelir. Bunun sebebi oradaki kızların talebi karşılayamamasıdır.
Rüşvetle kimlik: Fuhuş, tokatçılık, kulüpte çalışmak için reşit bir kimliğe ihtiyaç oluyor. Kimlikler nüfus müdürlüklerinde anlaşmalı elemanlar üzerinden elde ediliyor. Kendi resmin olan çipli kimlik veriliyor. Kimlikte 15 yaşında olsan da 25 gözüküyorsun. Bu işler için 500 TL ödeniyor. Mamak Nüfus Müdürlüğü’nde M.C.A., Keçiören Nüfus Müdürlüğü’nde Y., Altındağ Nüfus Müdürlüğü’nde A.R.K. isimli memurlar kimlik çıkarma işlemlerini rüşvet karşılığında yapmaktadırlar.
‘Panel’le şantaj: Panel adlı bir uygulama var. Telegram’dan link gelir. Linki tokatçı B.K. bize atar. Aylık ücreti varmış. Bu ücret onlar tarafından ödenir. Haftalık ücret ödenince internette yazışılan kişilerin gerçek ismini ve soyadını öğrenmek yeterli. Uygulama bu kişilerin adres, çocuk, eş, aile, bütün bilgilerini, TC’lerini veriyor. Bu kişilerden tehdit ve şantajla fazla para alınıyor.
‘Sistemde yüzlerce kız var’
Görüşme raporunun değerlendirme ve sonuç bölümünde N.’nin şebekenin eline yeni düştüğü, içerideki sistemi bildiği ancak dışarıdaki bağlantılara hakim olmadığı ifade ediliyor.
E.’nin bir yıldır bu işte olduğu belirtilerek, “Sistemin içerisinde yüzlerce kızın olduğunu, herkesin korktuğu için sesini çıkarmadığını ifade etmişlerdir” deniyor.
Ankara Aile ve Sosyal Hizmetler Müdürlüğü, rapor üzerine 22 Ekim 2025’te savcılığa yazı yazarak, “E.’nin iddiaları doğrultusunda 18 yaş altı birçok çocuğun fuhuş sektöründe kullanıldığına dair iddiaların ciddi boyutta olduğunu” bildirdi.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı yetkilileri, ailelerinin yanındayken kulüplerde çalışmaya itilen E. ve N.’nin koruma altına alındığını söylüyor. Yetkililer suç duyurusu sonrası 11 gece kulübünün basılıp kapatıldığını, 60 kişinin tutuklandığını anlatıyor.
15 yaşındaki E: Uyuşturucu verip konsomatrislik yaptırıyorlar
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığınca koruma altına alınan E. adlı kız çocuğu ilk olarak 18 Eylül 2025’te ifade vermiş.
E. ile 18 Ekim 2025’te ikinci kez görüşülmüş. Çocuk İzleme Merkezi’nde dinlenen E.’nin anlattıkları şu şekilde:
“B. adlı kulüpte 18 yaşından küçük kızları çalıştırıyorlar.
‘Abla’ dediğim E.V. eskort gibi gidip tokatçılık yapıyor. Bana ‘Gel beraber fuhuş ve eskortluk yapalım, çok para var’ dedi. İki kere yanında gittim. ‘Hiçbir şey yapmana gerek yok, yanımda otur, görüntü yap’ dedi. Bu olay 1.5 ay kadar önce oldu. Bana kimse temas etmedi.
B.K., eskort sitelerine bakıyor, kızları yolluyor, kızlar da tokatlıyor.
Kulüpte çalışan kızların isimlerini biliyorum. İ., M., E. ve K. var. Bunlar 18 yaşından küçük. Çalışmazlarsa müdür onları dövüyor, zorla uyuşturucu veriyor, konsomatrislik yaptırıyor. B. denilen yerde dolap gibi bir kapı var. Polisler gelince kızları kaçırıyorlar. Biz eğlenirken 18 yaş altı olduğum için polis gelince ‘Kaçın kaçın’ dediler. Kulübe girerken yaşını sormuyorlar.
Bugüne kadar cinsel ilişki yaşamadım.
B.K. beni fuhuşa sürüklemeye çalışıyor. Ş.G. de aynı işi yapıyor.
E.V. ve kardeşi A.V. aklıma girerek, eskort olmamı istiyorlar.
Arkadaşıma uyuşturucu vererek, tecavüz ettiler, fotoğrafları var. Yapan kişi fotoğrafları yaydı.”
Yalova’daki IŞİD’çiler saldırıdan üç gün önce ev mi soydu?
Yalova’da 29 Aralık gecesi IŞİD’çi diye bilinen Zafer Umutlu’nun evini aramak için gelen polis ekipleri çapraz ateşe tutuldu.
Üç polis şehit oldu.
Umutlu dahil altı IŞİD’çi ölü ele geçirildi.

Terör eyleminden sonra Umutlu’nun evinde bulunan bir yemek takımı, çatal bıçak takımı, bakır tas, 33 taşlı tesbih, siyah bavul, fanlı ısıtıcı, pike takımı, İsviçre çakısı ve saç kurutma makinesinin H. adlı emekli edebiyat öğretmenine ait olduğu tespit edildi.
H., 8 Ocak’ta malzemeleri teslim aldı.
Eşyalar IŞİD’çi Umutlu’nun evine nasıl mı geldi?

Heykeller, bağlamalar, biblolar parçalandı
Elmalı köyünde yaşayan H., 24 Aralık’ta eşiyle birlikte kayınvalidesinin evine gidiyor.
4 Ocak’ta döndüklerinde, bahçedeki ördek ve leylek heykellerinin kırıldığını görüyorlar.
Evde 30 parça eşyanın çalındığını anlıyorlar.
H., 5 Ocak’taki ifadesinde, çalınan eşyaları şöyle anlattı:
“Oğluma çeyizlik olarak aldığımız küçük ev aletleri ve mutfak malzemeleri bulunan 6-7 koli, matkap, spiral avuç içi taşlama makinesi, üç ısıtıcı, düdüklü tencere, mikrodalga fırın, tost makinesi, kol saati, 100 yıllık telkari işleme kemer, beş parfüm, iki tespih, iki fotoğraf makinesi, iki bakır hamam tası, iki uydu alıcı, robot süpürge, masaj aleti, şarjlı saç traş makinesi, çatal kaşık takımı ve pike takımının çalındığını fark ettim.”
H., iki bağlama ve elektro gitarın, televizyon ve laptopun, çeşitli tablo, resim biblo ve nazar boncuklarının kırılıp parçalandığını ifade etti.
H., şöyle dedi:
“Bibloların kafalarının koparılması, çalgıların kırılması, Mısır’dan gelen papirüs üzerine Nefertiti resminin 100 parçaya bölünerek masa üzerine bırakılıp yanına Kuran’ın koyulması, televizyon ve laptopun çalınmak yerine parçalanması bana ideolojik zihniyetle hareket edildiğini düşündürmüştür.”
H., hırsızlığın 26 Aralıkta yapıldığını, komşularının evlerine de girildiğini söyledi.
H.’den çalınan 30 parça eşyadan dokuzunun Zafer Umutlu’nun evinde çıkması IŞİD’çilerin hırsızlık yaptığını düşündürüyor.

İnce: Jandarma uyumuş!
Eski CHP Yalova Milletvekili Muharrem İnce, hırsızlığın terör saldırısından üç gün önce gerçekleştiğini, jandarmaların ev sahibine haber vermediklerini belirterek, şunları söylüyor:
“Adi bir hırsızlık değil bu. Heykel, resim ve teknoloji düşmanı ideolojik bir saldırı. Üç gün önce jandarma geliyor. Adi hırsızlık olduğunu tahmin edip ev sahibine bilgi vermiyor. Bilgi verilse belki terör saldırısı önlenebilirdi. Mesaj vermişler. Ama jandarma uyumuş!”

İnce, hırsızlık için girilen evlerden birinin eski TMSF başkanlarından birine ait olduğunu iddia ederek, “Kamuoyuna hiçbir şey açıklanmıyor. Kimlerin evine girildi?” diye soruyor.
/././
Bilal Erdoğan fırtınası!..-Mehmet Tezkan-
Bilal Erdoğan İlim Yayma Vakfı Başkanı sıfatıyla TGSP’ nin ( Türkiye Gençlik STK’ları Platformu) genel kurulunda konuşmuş…
Genel Kurula Spor Bakanı, Spor Bakan yardımcısı. İstanbul Valisi, AKP İstanbul İl Başkanı gibi şahsiyetlerde katılmış…
Aklıma gelmişken….
Herhalde Bilal Erdoğan konuşma yapacak diye koltukları doldurmuşlardır. Tıpkı 1 Ocak sabahı Galata köprüsünde yapılan Gazze yürüyüşüne adını listeye yazdırmak için katılanlar gibi!...
Biliyorsunuz Gazze mitingine Bilal Erdoğan organize etti diye yüzlerce ünlü katıldı. Fotoğraf çektirip sosyal medyada paylaştılar. Vicdanlarında Gazze değil Bilal hassasiyeti ağır basmıştı!..
Yalakalığın nirvana yaptığı saatler desem ayıp olur mu?
Neyse bu ayrı konu…
Dönelim TGSP genel kurulunda Bilal Erdoğan’ın yaptığı konuşmaya…
Konuşmasının bir yerinde demiş ki;” Yeniden bu toplumda 'Dindar olan insan iyidir' yargısını güçlendirmek zorundayız. Müslümanlar olarak bizim dinimizi doğru temsil etmemizin yolu, bu toplumda iyiliklerin kaynağının yine Müslüman insanlardan geldiğini, yine dindar insanlardan geldiğini muhakkak ve kesin şekilde yerleştirmekten geçtiğini düşünüyorum.”
Altını çizdiğim sözü şu: Yeniden toplumda dindar insan iyidir algısını güçlendirmek zorundayız’
Yeniden!...
Demek ki eskiden böyle bir algı vardı dindar ahlaklıydı bu algı bozuldu, dindar insan iyi insan olmaya bilir algısı yerleşti…
Ne zamandan beri?
Bilal bey yanıt versin…
Son zamanlarda dindarların da sahtekar alacağı algısı kabul gördü…
Bilal beyin sözlerinden çıkardığım anlam bu…
Peki ne oldu da ’dindar insan iyidir’ algısı bozuldu?
2002 yılının kasım ayından beri ülkeyi dindar/muhafazakar iktidar yönetiyor. Her seçimde din söylemiyle, başı seccadeye değen insan iktidar söylemiyle, yüzde 50’ye yakın oy alıyor.
Sorum şu; muhafazakar iktidar döneminde dindar insan iyi insandır algısının zayıflaması nasıl açıklanabilir?
AKP sözcüsü açıklasın bakalım!..
Ülkeyi; yerel yönetimden merkezi yönetime, milletvekilinden bürokratına, ilçe başkanından il başkanına, hasta bakıcısından hemşiresine, doktorundan imamına tek tip insanlar idare ediyorsa…
Oturup düşünmek lazım…
İmam hatipli olmak kamuda çalışmak için büyük referans olmuşsa… Bu düzen 23 yıldır devam ediyorsa…
Dindar insan iyi insandır algısı neden bozuldu?
Bozuldu ki; Bilal Erdoğan yeniden güçlendirmek zorundayız dedi…
Bozulduysa 23 yıllık uygulamalarına bakmaları lazım. Yolsuzluk/rüşvet gibi kavramların arkasına geçmek aynı görevi görür. Haksızlık/hukuksuzluk/kayırmacılık/ ötekileştirme/bizden sizden ayrımı yapma/din şemsiyesine sığınıp her türlü üç kâğıdı mubah sayma/ toplumu yoksullaştırma/ yoksulluk üzerinden gücünü pekiştirmek….
Daha sayayım mı?
Alnı secdeye değen polislerin/askerlerin/savcıların/hakimlerin (Fethullahçıları kastediyorum) ülkeyi uçuruma sürüklediğini, parçalamak bölmek iç savaş çıkarmak istediklerine tanık olduk…
Yargıyı nasıl ele geçirdiklerini, Genelkurmay’da at koşturduklarının canlı tanıklarıyız… İnsanlara attıkları iftiraları, insanları hapse atıp zülüm ettikleri hafızalarımızda yerini koruyor…
O düzen ne yazık ki kısmen de olsa sürüyor. Bizden olmayanı hapse atıp mahkum olmadan cezalandırma yöntemi Fethullahçıların mirası olarak varlığını koruyor…
Ne yazık ki hukukun ayaklar altına alındığı ülkede yaşıyoruz…
12 Eylül yıllarından beter dersem haksızlık etmiş olur muyum?
Adalet Bakanı yanıt versin.
/././
Memleket de bölge de "perperişan"-Ayşenur Arslan-
AKP Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta’nın sözleri siyaset tarihinde “yerini”aldı:
“Suriye'de müslümanlar ölürken sesiniz çıkmıyordu, aleviler ölünce ortalığı ayağa kaldırıyorsunuz.”
Gelecekte çocuklarımız “ayrımcılık, mezhepçilik, ötekileştirme nedir” diye sorduklarında örnek olarak onu ve bu akıl almaz sözlerini vereceğiz.
Elbette tek örnek değil. Toplumun hemen her kesiminde “kendisinden olmayana nefret” duyan insanlar var.
Alevi gelininin kuyruğu olduğunu zanneden, elinden yemek yemeyen kadın biliyorum.
Başörtüsüne hoşgörü ile yaklaşmayanları kınayanların, örtünmeyenlere cehennemi layık gördüklerini de biliyorum.
Ergenekon ve 15 Temmuz sonrasında bazı isimleri savunduğum için çok eleştiri aldım. Hepsine de aynı şeyi söyledim: Ben hukuku ve onun aracılığıyla sağlanacak olan adaleti savunuyorum. Kim ya da hangi görüşte olduğu değil, haksızlığa uğrayıp uğramadığı umurumda!
Alevi değilim. Kürt değilim. Eşcinsel değilim. Birlikte yaşamamıza fırsat veren bir sistemin, Atatürk’te karşılığını bulduğum Cumhuriyetin savunucusuyum.
***
Ne yazık ki, bir gün bunun mümkün olacağına dair inancım bitti bitecek.
Dün bir mesajla önüme düşen görüntü söyletiyor bunu.
Harap haldeki bir binadan düşüp yere çakılan ve hayatını kaybeden bir insan.. Ve yüzleri nefretle kasılmış cihatçıların tekbirle birbirini tebrik etmesi.. İnanılır gibi değildi..
Derken, DEM Eş Başkanı Tülay Hatimoğulları o görüntüyü gündeme getirdi.
O vesileyle anladım ki yer Halep’ti. Öldürülen bir kadındı.
Hatimoğulları’nın ifadesiyle, Kürt kadın direnişçi, son anına kadar savaşmıştı.
O son anları da şöyle ifade ediyordu:
“Bunu kabul etmek mümkün değildir. Bunun, ne bir din ne bir vicdan ne bir inanç ne bir siyaset ne de savaş hukuku böyle bir uygulamayı asla kabul etmez, edemez. Başta kadınlar olmak üzere herkesi en yüksek perdeden buna karşı çıkmaya ve sesini yükseltmeye davet ediyoruz.”
Yalnız o kadın mı? Yüzlerce yıl boyunca bu topraklar sayısız kadının, gencin, çocuğun kanıyla sulanmadı mı?
Ezidi genç kızlar kaçırılıp IŞİD militanı erkeklerin seks kölesi yapılmadı mı?
Bizim genç adamlarımız, delikanlılarımız şehitlik rüyası ile ölmedi mi?
Savaşta önce gerçekler ölür, malum.
O yüzden ne gerçek ne yalan kestiremiyoruz. Silahlara eşlik eden propaganda makinaları bizleri ikna etmeye çalışıyor. Mesela Halep’teki çatışmalarda Türk SİHA’larının da devrede olduğu söyleniyor. Doğrulamak imkanımız yok.
Ama en azından şunu görmek ve söylemek mümkün: Daha önce defalarca tanık olduğumuz, en son İktidar partisinin Meclis Grup Başkanvekilinin ağzından duyduğumuz zihniyet, cinayetlerin kapısını açıyor.
***
TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, geçenlerde ABD’nin Venezuela ve muhtemel Grönland operasyonlarını değerlendirirken Trump için şöyle dedi:
“Bu süreç tehlikeli çünkü her şeyi yapabilme hakkını ilan etmiş bir düşman var karşımızda. Ama öte yandan da öğreticidir. Trump'ta simgelenen kuvvet, insanlığın ayağa kalkışını sağlayacak. Çünkü insan varsa, insan boyun eğmez, sonuçta ayağa kalkar.”
İran’dan Suriye’ye, insanlar ayakta. Ama ne yazık ki, en azından günümüz itibariyle “güçlüler”.. Yani “zorbalar” var karşılarında.
Dünün terör örgütüne, sanki en doğal hakkıymış gibi Suriye’yi teslim etmek kolay.
Kendi cihatçı çetelerinin tehdidi altında yaşayan El Şara’ya üstün vasıflar uydurmakta da bir zorluk yok.
Zor olan, dillerden düşmeyen BARIŞ sözcüğünün gereğini yerine getirebilmek.
Bakın.. Büyük Ortadoğu Projesi’nin eş başkanı ünvanı verilen, süper güç ABD’nin dostu ilan edilip kollanan Erdoğan.. Memleketi, her yıl bir sonraki yıla devrettiği umut ve hayallerle perişan etti.
Üstelik perişan olan sadece ekonomi ve emekliler değil.
Ahlak, etik, toplumsal kabuller adına ne varsa “PERPERİŞAN”!
Hemen her şarkısına bayıldığım Mabel Matiz’in Perperişan şarkısı için soruşturulması.. Dahası 3 yıl hapis istemiyle hakim karşısına çıkartılması bunun ennnn acı kanıtı.
Hakim, hangi yasaya, hangi hakka dayanarak kim bilir, “bu şarkıyı bir erkeğe mi yazdınız” diye soruyor, sorabiliyor. Mabel Matiz’in yanıtı şu:
“Bu soruyu üzücü ve kalp kırıcı buluyorum. Bu soruyu bir arabesk şarkıcısı söylese aynı soruyu soramayacaktınız. Şarkılarımı herkesin herkes için söyleyebileceği kanaatindeyim ve bu inanışa sahip olduğumu belirtmek isterim.”
Yazımı bu kez -bağışlayın karamsar bir ruh haliyle bitireceğim.
İnstagram’da karşıma çıkan, maalesef kullanıcısını hatırlayamadığım bir aforizma:
“Bize bir ömür daha lazım. Çünkü bu ömrümüz yalnızca umut etmekle geçti..”
/././
halkTV

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder