‘BOP’ olmadı ‘BoP’ verelim -Ergin Yıldızoğlu-
BOP, bölgeyi demokratikleştirerek yeniden inşa edecekti, yangın yerine çevirdi. Siyonizmin önü Gazze soykırımına kadar açıldı. Şimdi yeni BoP (Board of Peace), hiç olmazsa Gazze’yi yapalım projesi var. Bu projede lafta bile demokrasi, barış, ahlak yok!
BAŞKANIN KLÜBÜ
BoP, ne BM gibi antlaşmaya dayalı bir örgüt ne de klasik bir koalisyon. Trump’ın şahsında kristalleşen, kişisel bir yapıntı, adeta başkanın özel kulübü.
Ve çok tuhaf bir “kulüp”: Kalıcı üyelik için bir milyar dolar “giriş ücreti” veriliyor. Trump, kaydı hayat şartıyla ve veto hakkıyla gündemi kontrol yetkisi olan bir başkan. Bu hukuki zemini belirsiz, Trump’ın kaprisine ve siyasi/ doğal ömrüne bağlı bir “kulüp”. Tarih, böyle örnekleri ciddiye almaz ama katılanları da defterine öven sıfatlarla değil, kimilerini de kullanışlı fırsatçılar, suç ortakları olarak geçirebilir.
Diğer taraftan, BoP’un önünde üç aşılamaz engel var: Hamas silahsızlanmayı İsrail’in çekilmesine, İsrail de çekilmeyi tam silahsızlanmaya bağlıyor. İstikrar Gücü’nün zorlayıcı yetki sınırları belirsiz. Beş bin kişilik askeri üs planı (45 Kapalı Çarşı alanı büyüklüğünde Filistin toprağını gasp edecek) ise askeri, sömürgeci bir yapılanma modeline işaret ediyor. Gazze yeniden inşa edilmiyor, bu üssün vesayeti altında sömürgeleştiriliyor.
Bu koşullarda, Çin ve Rusya BoP’a katılmıyor, Avrupa çekingen. “Küresel Güney” de bu projeyi iyi tanıdığı için uzak durdu. BoP, hızla ABD yanlısı, çıkar güden devletlerin geçici ittifakına dönüştü. En kötü senaryoda ise BoP, BM’nin zaten sınırlı barışı koruma kapasitesini aşındırırken yerine daha güçlü bir şey koyamadığı için küresel istikrarsızlığı daha da derinleştirebilir. Bu duruma düşmemek için 1945 sonrasının kalıcı yapılanmalarının, karizmatik merkezileşme ile değil, geniş meşruiyet (çok taraflı rıza) ve kurumsal normlarla inşa edildiğini anımsamak gerekir.
‘BAĞIŞLAMAK MÜMKÜN MÜ?’
T.S. Eliot Gerontion şiirinde soruyordu: “Bu kadar şey bildikten sonra, bağışlamak mümkün mü?” BoP’un bütün teknik mimarisini, hatta varlığını gölgeleyen asıl soru işte budur.
BoP’un kuruluş belgelerinde silahsızlanma, istikrar getirme, finansman, güvenlik mimarisi var ama Gazze’de yaşanan felaket (soykırım) yok, yas tutmak yok, kayıpları tanımak yok, hesap sorma mekanizması hatta niyeti yok. BoP’un “kalbinde” çok büyük bir ahlaki boşluk var.
Böyle tarihi ölçekte, kıyamet boyutunda bir yıkım yaratan çatışmalardan sonra, etikte iki model çarpışır: İstikrar öncelikli “realizm” (Güçlü yapabileceğini yapar, güçsüz katlanabildiğince katlanır) ile adalet merkezli barış. İlki silahsızlandırır, gasp eder, ekonomik olarak yeniden şekillendirir; adaletle ilgilenmez. İkincisi önce adaletin (zararın tanınmasının, hesap verebilirliğin) yerine getirilmesini, onurun onarılmasını gerektirir. BoP birinci modeli seçiyor. Oysa Gazze sıradan bir devletlerarası çatışma değil; onlarca yıllık bir adaletsizlik örneği: Sürgün, işgal, derin asimetri, soykırıma varan sivil yıkım.
Dahası, bu asimetrik ortamda, BoP bir taraftan, Hamas’tan tam silahsızlanma talep ediyor diğer taraftan halen Batı Şeria’da tekrarlanan yapısal işgal, yerleşim genişlemesi, pogrom ve ilhak baskılarına gözlerini kapatıyor. BoP aslında şu mesajı veriyor: İsrail’e güvenlik, Filistin’e disiplin, yoksa şiddet baskı.
Eliot’ın sorusu bizi tam buraya getiriyor. Bağışlama -gerçek anlamda bağışlama- gerçeği, zararın kabulünü, pişmanlık ya da en azından tanımayı ve felaketin tekrarlanmayacağına dair sağlam bir güvenceyi gerektirir. BoP yalnızca sonuncusuna odaklanıyor ve yalnızca İsrail halkı için. BoP Filistin halkına, mülksüzleşme, sürgün, gitmeyenlere de kölelik vaat ediyor! BoP’ta Filistinliler için hiçbir siyasi gelecek yok; tarihin öznesi olarak Filistin halkının siyasi öznelliğine dair tek bir cümle yok. Çünkü BoP Filistin halkını özne olarak değil nesne olarak görüyor!
BoP’un gerçek tehlikesi belki de budur: Büyük ölçekli bir yıkım, hatta bir soykırımdan sonra, adaletin, ahlaki yüzleşmenin yerine sahadaki son durumu (yıkımı) idari düzenlemelerle normalleştirmek. Böyle bir örnek dünyaya şunu öğretecektir: Soykırım çapında bir yıkımın ardından “Güçlü yapabileceğini yapar, güçsüz katlanabildiğince katlanır”. Biri “ya sosyalizm ya barbarlık” mı demişti?
Rubio’nun ‘Hıristiyan birliği’ mesajının anlamı -Mehmet Ali Güller-
“Siyonizm nedir” sorusunun yanıtı özetle budur. Eski bir Baptist papaz olan Huckabee de bu nedenle zaten kendisini Siyonist ilan etmektedir.
Ama Siyonizm dinsel bir kavram olmanın ötesinde siyasal bir kavramdır. Öyle olduğu için de örneğin önceki ABD Başkanı Joe Biden, “Siyonist olmanız için Yahudi olmanıza gerek yok. Ben bir Siyonistim” demişti. Çünkü Siyonizm Nathan Birnbaum’dan Theodor Herzl’e, oradan günümüze siyasallaşarak ve güncellenerek her dönemde “emperyalizmin çıkarının” aracı olmuştur. Bugün de ABD için “ileri karakolu” savunmak anlamındadır. Biden’ın “Eğer İsrail olmasaydı, ABD bölgede kendi çıkarlarını korumak için bir İsrail yaratmak zorunda kalacaktı” demesi, meselenin en rafine açıklamasıdır.
BÜYÜK İSRAİL’E İŞARETİN ANLAMI
ABD, “Nil’den Fırat’a uzanan bölgenin İsrail’in hakkı olduğunu” Tevrat’a dayandığı için mi savunuyor yoksa İsrail hegemonyasında Ortadoğu düzeni kurma amacına uygunluğundan ötürü mü dini kullanıyor? Mesele budur.
Kuşkusuz en az İsrailli yöneticiler kadar dinci ABD’li yöneticiler de vardır ama çoğu durumda olduğu üzere din, siyasal hedefin “gerekçesi” olmuştur. O nedenle ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin Siyonizm çıkışından daha önemlisi ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Avrupa’ya “Haçlı Batı ittifakı” önermesidir. Kaldı Huckabee’nin “Büyük İsrail”e işaret etmesi de Rubio’nun “Batı uygarlığını kurtarma” amacı içindedir.
HAÇLI BATI İTTİFAKI
Düzeninin yıkılmakta olduğu tespitlerine karşı ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih Güvenlik Konferansı’nda Avrupa’ya “Batı uygarlığını birlikte kurtarmayı” teklif etti: “Birçok kişi Batı’nın egemenlik çağının sona erdiğine inanmaya başladı. (...) Dünyadaki yerimizi yeniden kazanacağız ve böylece bugün hem Amerika’yı hem de Avrupa’yı tehdit eden ‘medeniyet yok etme güçlerini’ caydıracağız. (...) Bugün burada bulunmamın amacı, ABD’nin yeni bir refah yüzyılına giden yolu çizdiğini ve bunu bir kez daha siz değerli müttefiklerimiz ve en eski dostlarımızla birlikte yapmak istediğimizi açıkça belirtmektir.” (state.gov. 14.2.2026)
Peki ABD “Batı egemenliğini” nasıl ayakta tutacak? “Hikâyemiz Amerika kıtasına Hıristiyanlığı getiren bir kâşifle başladı” diyen ve “Hıristiyan inancını bugüne kutsal bir miras” olarak niteleyen Rubio, Avrupa’ya “Haçlı Batı ittifakı” öneriyor: “Bizler tek bir medeniyetin, Batı medeniyetinin bir parçasıyız. Yüzyıllarca süren ortak tarih, Hıristiyan inancı, kültür, miras, dil, atalarımız ve atalarımızın ortak medeniyet uğruna birlikte yaptıkları fedakârlıklarla şekillenen, ulusların paylaşabileceği en derin bağlarla birbirimize bağlıyız.”
Rubio üstelik Hıristiyanlık vurgusunu konuşması boyunca defalarca yapıyor.
BATI’NIN LOKOMOTİFLİĞİNİN SONU
Huckabee ya da Rubio’nun politik hedefleri dini referanslarla belirlemeye çalışmasının nedeni açık. Trump yönetimi, emperyalist ABD’nin çıkarlarını sağlayabilmek için “medeniyetler çatışması” temelli bir yaklaşımla Batı dünyasını, “Hıristiyan+Musevi dünyası” diye formüle ederek bir işbirliği modeli inşa etmeye çalışıyor.
Mümkün mü? Batı, Hıristiyan, Doğu, İslam, Çin diye medeniyetler (uygarlıklar) yoktur, kültürler vardır. Uygarlık sürekli uzayan bir trendir, üretim biçimini ve ilişkisini yenileyerek sıçrayan toplum bu uzun trene lokomotif olur, trene yön verir. Toplumların tarihi böyledir, inerler, çıkarlar...
Huckabee ve Rubio’nunki türünden çareler, hiçbir zaman çözüm olmamıştır, en fazla sancıyı uzatmıştır. Doğum kaçınılmazdır.
/././
Cumhuriyet


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder