Vatansever cücükçü -Arif Nacaroğlu-
Bütün kötü haberleri vermekle görevli AKP grup başkanı son müjdesini verdi; emeklinin bayram ikramiyesine bu bayram yapılması planlanan artış yazıyla SIFIR, rakamla 0.
Neden?
Efendim Körfez’de savaş çıkmış, petrol çok artmış, Mehmet Şimşek ‘in “Zenginler kulübüne yükseldik” demesine rağmen, cepte para yokmuş.
Bir zamanlar ülkenin iki zengininden biri olan Sakıp Sabancı da televizyonda ceplerini ters çevirip “Para yok” diye ağlamıştı. Hatta yıllar sonra yeğeni dolar milyarderi, “Vallahi geçinemiyorum. Her istediğimi yapacak param yok” deyip, herkesin, “Milyar doları olan birinin isteyip de alamadığı şey ne ola ki, Satürn’de yetişen hurma mı acaba” diye günlerce kafa patlatıp, felsefe yapmasına vesile olmuştu.
Emekliye verecek değil 17 milyar lira, kuruş para yokmuş, petrol çok artmış.
Evimden Yeşilköy Atatürk Havalimanını görüyorum. Artık hangi muhteremler, nereye gidiyorsa, havalimanına kullanılırken olan uçuş kadar uçak, jet, kırmızı kuyruk kalkıp iniyor. İtibar tepede. O muhteremleri havalimanına getiren konvoylar E5’i, sahil yolunu tıkıyor. Bu uçaklar, araçlar davul tozuyla mı çalışıyor.
Hadi diyelim Şimşek’e göre bunlar devlet için çekirdek parası, öbürlerine dönüp “Savaş var, para yok. Ey yüce elit, beyaz, ak milletim. Ey yurdumu sevip parasını bana emanet eden küffar, pardon Frenk, olmadı ecnebi, o da olmadı cücükçü, bir ay şu faizinizi bize bağışlayın, vatanımız kurtulsun” deseler kafadan her emekliye 25 bin.
Rantçının oyu binde 1, bizim mağdurun oyu yüzde 60, yüzde 70.
Hep bir ağızdan bağırıyorlar, “Savaş var, durum kötü, vatan sağ olsun, cücükçü var olsun. Biz kuru ekmek de yeriz, yeterki muhteremler tarifeli uçakla uçacak sefalete kadar düşmesinler.
Bir ara dolmuşçu 100 dolar bozdurma fişini gösterenden dolmuş parası almıyor, fiş göstereni berber bedava tencere, tas tıraşı yapıyordu.128 milyar dolar bir gecede gidince, onlar da mızıkçılığa vurdu, ağlamaya başladı.
Haydi vatan sevenler, haydi “Vatan söz konusu ise gerisi teferruat” diyenler, emekliler 1000 lira farktan vazgeçti, siz de bir aydan vazgeçtik, 1 günlük faizinizden vazgeçin de, vatanseverliğinizi görelim.
/././
CIA destekli 1953 darbesiyle gelen diktatörlük -Kavel Alpaslan-
Pedofili bataklığına batmış ABD’nin Devlet Başkanı Donald Trump, soykırım suçlusu İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ile birlikte İran’a karşı kirli bir savaş başlatırken ‘özgürlük’ vaadinde bulundu. Washington’ın elinden gelecek ‘özgürlüğün’ İranlılar için neye benzeyeceği, daha saldırıların ilk dalgasında bombalanan okulda ölen 150’nin üzerinde kız çocukla birlikte belli oldu.
Etrafa saçılan güncel vahşet, söylemlerin inandırıcılığını sorgulamaya gerek bırakmıyor. Yine de tarih emperyalistlerin ağzından ‘özgürlük’ ve ‘demokrasi’ gibi sözler çıktığı zaman nelerin yaşandığını gösteren sayısız örnekle dolu.
Fazla uzaklaşmayalım, bugün İran’ın yönetimini ‘dünyanın en kötü ve gaddar rejimi’ olarak tanımlayan ABD, yine aynı ülkede demokratik yollarla seçilen ilk lidere karşı bir darbe düzenlemişti. Petrol kaynaklarını ulusallaştırmaya kalkan İran Başbakanı Muhammed Musaddık 1953’te devrilip ABD ve İngiliz çıkarlarına ‘sadık’ Pehlevi hanedanlığının iktidarı yeniden güvence altına alınmıştı.
İran tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri olarak görülen bu hikaye ‘özgürlük’ ve ‘demokrasi’ kılıfı altında yatanları net bir şekilde gözler önüne seriyor.
Toplumsal talebe boyun eğen monarşi
Darbenin arka planında İngiliz-İran Petrol Şirketi (AIOC) var. Pek aşina olmadığımız bu ismi aslında yakından tanıyoruz: Yirminci yüzyılın ilk yarısında petrol kaynakları üzerinde aslan payına sahip AIOC, bugün sürekli karşımıza çıkan BP’nin ta kendisidir.
AIOC ile mücadele de Musaddık’ın tarihi bir şekilde başbakan seçilmesiyle şekillenir. Rıza Pehlevi’nin 1925’te meclisi basıp kendini Şah ilan etmesine karşı çıktığı için siyasi hayattan çekilen Musaddık, toprak sahibi bir aileden gelen milliyetçi bir figürdür. Rıza Şah’ın 1941’de tahttan feragat edip yerini oğlu Muhammed Rıza’ya bırakması, İran’daki siyasi atmosferi yeniden hareketlendirirken Musaddık da güvenilir bir siyasetçi olarak çok daha etkili bir şekilde sahneye çıkar.
Musaddık’ın bu siyasi yükselişi, adeta ‘paralel bir devlet’ denebilecek AIOC’nin pastadan aldığı büyüklüğünde karşı duyulan toplumsal hoşnutsuzluğu dikkate almalıyız. Yabancıların ülkede arttırdığı etkiye karşı öfke, Musaddık gibi petrol kaynaklarının ulusallaştırılmasını birincil gündem edinmiş popüler milliyetçi bir figürün ardında birikir
Gerçekten de AIOC, sadece yer altı zenginliklerine hükmetmekle kalmaz. Dünyanın en büyük petrol rafinerisinin bulunduğu Abadan’da bir şirket-şehri kurar, belediye hizmetlerine sahip olur, lojistik kaynakların akışını sağlamak için havalimanları-yollar inşa eder, komşu aşiretlerle güvenlik anlaşmaları imzalar...
Şah döneminde İngilizlere tanınan itirazlara karşı çıkan Musaddık, o dönem İran petrolünden gelen kârın çok küçük bir kısmının devlete ayrılmasına karşı çıkar ve net bir şekilde AIOC’ye cephe alan bir siyaset izler. Bu sayede milliyetçi, sol ve hatta dindar kesimlerin desteğini alan Ulusal Cephe parlamentoda çoğunluğu sağlar. Şah’ın Musaddık’ı başbakan atamaktan başka çaresi kalmaz. Bu, İran’da monarşinin etkisizleşip halk temsilinin güçlendiği tarihi bir andır.
Hazmedilemeyen ulusallaştırma
Hemen ardından Mussaddık, 1951’de oy birliğiyle parlamentoda kabul edilen petrolün ulusallaştırılması kararını uygulamaya geçer.
Aslında daha önce AIOC’nin denetlenmesi, faaliyetlerinin sınırlandırılması, devlet imtiyazlarının genişletilmesi gibi konular masaya yatırılmak istenir. Hatta Musaddık müzakere etmeye çalışır, ancak İngiliz şirket tavize kapıyı kapatır. Sonuç olarak petrol kaynaklarının devlete geçirilince İngiltere önce Uluslararası Adalet Divanında dava açar. Sonra Birleşmiş Milletlere başvurur. Bu yollar başarısız olunca da gizli servis MI6 devreye girecektir.
Ancak İran için en yıkıcı olan İngiltere ve ABD’nin ‘İran petrollerini dünya çapında boykot etme’ kartıdır. Bugün uluslararası ilişkiler literatürüne ‘yaptırımlar’ şeklinde kullanılan bu uygulama İran’daki ulusallaştırma adımlarını ciddi bir şekilde zedeler. Basra Körfezi’ndeki İngiliz askeri yığınağı arttırılır ve İran petrolünü satamaz hale gelir.
CIA devreye giriyor
Bu kriz Musaddık’ın ülke içindeki ittifakında da çatırdamalar yaratır. Bir yandan İran ordusu içerinde ilişkilerini güçlendiren ABD desteğinde bir grup subay Musaddık’ı devirmek için örgütlenirken öbür yandan sosyalistler -özellikle de İran’ın en büyük komünist örgütü Tudeh Partisi- bu krizden çıkışın anahtarı olarak görülmeye başlanır ve Operasyon Ajax başlar...
William L. Cleveland, Modern Ortadoğu Tarihi kitabında darbe hazırlığını şöyle yazıyor: “Musaddık’ın İran’da durumun kontrolünü elden kaçırdığından ve canlanan Tudeh’in ülkeyi Sovyet kampına çekeceğinden korkan Washington, Londra’nın da katılımıyla, Musaddık’a karşı darbede subaylara yardımcı olmak üzere Tahran’a CIA ajanları gönderdi. Şah darbeye onay verdi ve gizli komitenin lideri General Fazlullah Zahidi’yi başbakan olarak atadığını belirten fermanı imzaladı. İlk darbe başarısız olunca şah Roma’ya kaçtı. Ancak üç gün sonra, 19 Ağustos 1953’te şah yanlısı askeri kuvvetler başbakanı yakalamayı başardılar. Şah monarşiyi pekiştirmek üzere ülkeye döndü.
Musaddık 1951’den 1953’e kadar olan dönemde İran toplumunu, milli egemenliği elde etme ve krallık otokrasisine karşı bir alternatif oluşturma yönünde seferber etmişti. Devrilmesi, karşısında olduğu güçlerin zaferiydi: 1953 darbesi, kral diktatörlüğüne dönüşü ve ABD’nin İran’ın iç işlerine müdahalesinin yoğunlaşmasını getirdi.”
Geleceği şekillendiren darbe
Cleveland’ın da ‘Şah az daha tahtına mal olacak olayların bir daha tekrarlanmaması için gerekli adımları atarken, o demir perde ondan sonraki yirmi altı yıl boyunca sıkı sıkıya kapalı kalacaktır’ ifadeleriyle vurguladığı üzere Musaddık’ın devrilmesi, İran’ın geleceğini de derinden etkiler.
Musaddık döneminde gücünü kaybeden Şah, kendisine karşı gelenlerden intikamını sert bir şekilde alır. Musaddık gibi liderler tutuklanır Ulusal Cephe dağıtılır. Washington’ın ‘korktuğu’ komünistler başta olmak üzere pek çok kişi işkencelere maruz kalır, onlarcası idam edilir (Hatta ev hapsine çarptırılan Musaddık öldüğünde cenazesi ‘İnsanlar ayağa kalkmasın’ diye evine defnedilir).
Muhalefet kıskaca alınırken ‘petrol gelirlerinin yüzde 50’si gibi ciddi imtiyazlar İngiltere’ye iade edilir, eski sömürü ilişkileri yeniden güçlendirilir. Uzun sürecek şahlık dönemi nihayet büyük bir öfke doğuracak ve 1979’da Pehlevi hanedanlığı devrilecektir. Fakat bu, başka bir yazının konusu.
ABD’nin tüm dünyada örgütlediği darbeler, bir komplo konusu değil. Aradan yıllar geçince CIA yetkilileri gerçekleri açıklamaktan geri durmuyorlar (Hatta bugünlerde müdahaleler gerçekleşirken dahi Beyaz Saray, açık bir dille kışkırtıcı rolünü dile getirebiliyor). İran’daki genç ancak çarpıcı demokrasi deneyimine ve ulusallaştırma reformlarına karşı müdahalenin hiç de demokratik olmadığı, olayda kendi parmaklarının bulunduğu CIA tarafından 2013 tarihinde net bir şekilde dile getirildi.
Kavramların ne anlama geldiğini incelemekten aciz olanlar, tembelce sığ yansımaları asli kabul ederler. Kimileri için ‘emperyalizm’ geçerliliği Soğuk Savaş’tan öteye geçmeyen bir ifade. Oysa bugünün kuralsız savaş makinesi coşkuyla vitesini arttıran bir sömürü ve haydutluk düzeni karşısında bocalayanlar, ABD ve İsrail eliyle gelecek komik bir vaadin enstrümanına dönüşüyorlar. Bir ülkeye yönelik saldırganlığa çanak tutmadan önce aynı saldırganların tarihine kabaca da olsa bir göz gezdirmek, vaatlerin abesliğini kabul etmek için fazlasıyla yeterli olacaktır.
/././
EVRENSEL

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder