Can Holding dosyası ve AKP içi savaş: Bunca kir bir anda nasıl unutuldu? -Ali Ufuk Arikan / soL-

 Herkesin birbirini hedef aldığı çok sert bir türbülansın içinden çıktılar. Mehmet Uçum, İbrahim Kalın, Bilal Erdoğan ve Hakan Fidan gibi isimlerin havada uçuştuğu, Ciner gibi patronların ve “ünlü” avukatların dahil edildiği, AKP içi hiziplerin kavgasının en açık şekilde okunabildiği başlıklardan biri haline gelen Can Holding dosyası "şimdilik" kapanmış görünüyor. Geride krize dair büyük ipuçları bırakarak…

11 Eylül 2025 tarihinde Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı, Can Holding   yöneticileri Mehmet Şakir CanKemal Can ve Kenan Tekdağ’ın da aralarında bulunduğu 10 kişi hakkında gözaltı kararı verdiğinde başlayacaktı her şey.

AKP iktidarının kj’lerine dahi müdahale edecek kadar hakim olduğu bir televizyon kanalı el değiştirdikten, Ciner’den Can Holding’e geçtikten bir süre sonra operasyona konu olunca büyük bir kavga koptu.

Operasyonun nedeni neydi, Can Holding kimindi, yaşananların AKP içi gerilimle ilgisi neydi, günlerce tartışıldı.

Sonrasındaki gelişmeler de bu tartışmanın hakkını verecek cinstendi.

Çok sayıda “ünlü” isim gözaltına alındı, onlarca kişi hakkında gözaltı kararı verildi, şirketler hakkında kayyım kararları geldi ve AKP içinde büyük bir kriz belirdi.

Bunca gürültünün üzerinden aylar geçtikten sonra dosya kapsamında tutuklanan isimler birer birer tahliye edilmeye başlandı, kayyım kararları dahi yavaş yavaş kaldırıldı. Son olarak dün, operasyonun merkezinde olan ve aylarca firari olan iki isim teslim olup, ev hapsi kararıyla ödüllendirildiler.

Yani yedi ay içinde her şey değişti.

Peki, nasıl?

Gelin, ilk günden beri yaşananların ayrıntılarına ve gelinen noktaya yakından bakalım.

Habertürk’ün öyküsü

“Büyüğüm aradı da, Bahçeli’yle ilgili bir şeyi naklen veriyorsun dedi, kestirdim onu. Yalnız sen bir şeyi iletirsin. TRT verince biz veriyoruz. Yani TRT girmiş, A Haber girmiş, büyüğüm de bizden yakalamış galiba ben hemen anında kestirdim. Ama önemli olan onun üzülmemesi, o üzülünce ben çok üzülüyorum. TRT verince biz veriyoruz, vermeyince vermiyoruz. TRT’yi koyduk önümüzde, TRT’ye göre veriyoruz. Orası şaşırtınca bizimkiler şaşırmışlar. Hakkını helal et, kusura bakma.”

Bu sözler, 2014 yılında AKP-Cemaat kavgası sonrası ortaya saçılan sızıntılardan yalnızca biriydi.

Aramayı yapan kişi Habertürk’ten Fatih Saraç, yakarışta bulunduğu kişi Bilal Erdoğan, “büyüğümüz” dediği kişi ise malum.

Habertürk hep böyleydi.

İktidarın ihtiyacı, düzenin ihtiyacı, patronların ihtiyacı neyse, kanal da öyle şekillendi.

Ciner’den Can’a düzenin gerçek öyküsü

Can Holding’e yönelik Habertürk merkezli operasyondan iki hafta sonra, kanalın eski sahibi Turgay Ciner hakkında yakalama kararı çıkarıldığında “Kağıt kaçakçılığından medya imparatorluğuna: Ciner’in karanlık yükselişi” demiş, Ciner’in yükseliş öyküsünü ayrıntılı şekilde aktarmıştık.

Her patronda gördüğümüz, bu düzene içkin “karanlık” bir başlangıç, kamu kaynaklarının özelleştirme adı altında yağmalanması ve iktidar kaynaklı akmaya başlayan ihaleler.

Ciner, uzun yıllar AKP’nin en büyük destekçilerinden biri oldu ve büyüdükçe büyüdü.

Erdoğan ile Turgay Ciner uzun süre yakın ilişkiler kurmuştu

Peki, Can Holding neyin nesiydi?

Nasıl olur da bu kadar büyük bir kanalı adı sanı duyulmayan böylesi bir grup satın alabilirdi?

Bu kez kağıt değil, sigara kaçakçılığıyla başlayan, yine bu düzene çok uygun bir hikayesi var Can Holding’in: “Gürbulak, Kapıkule, İstanbul ve Mersin’de yapılan Duman Operasyonu’nda, mali boyutu 8 trilyon lirayı bulan sigara kaçakçılığı saptandı. Operasyon kapsamında DYP Ağrı Milletvekili Musa Konyar’ın amcasının oğlu Ekrem Konyar ile Murat Can gözaltına alınırken, ele geçirilen sigaranın yaklaşık 4 milyon paket olduğu kaydedildi.”

2002 yılında dönemin “büyük” gazetelerine yansıyan bu haber, siyaset ve kaçakçılığın nasıl iç içe geçtiğini de Türkiye’de bazı şeylerin hiç değişmediğini de tekrar ispatlıyor aslında.

Sigara kaçakçılığıyla başlayan bu öykü, Sovyetler Birliği’nin çözülmesinin açgözlü patronlara sunduğu “olanakları” değerlendirmeleriyle devam edecekti.

Bu öykünün nasıl Show TV ve Habertürk’ü satın almaya, Bilgi Üniversitesi’nin yeni sahibi olmaya uzandığını soL’da ayrıntılarıyla aktarmıştık.

Bu iki patron grubun “büyüme” öyküsünün benzerliği bize çok şey anlatmıyor mu?

AKP içi savaş ve Can Holding dosyası

Buraya kadar her şey tamam.

Habertürk hep iktidar yanlısı oldu, patronları da AKP’yi de hiç üzmediler dedik. 

Ciner de Can Holding de bu düzenden alışık olduğumuz "karanlık" öykülere sahip holdingler dedik.

Peki, bu iki patron grubu nasıl oldu da bir operasyona konu oldu?

Bunun bir numaralı nedeni yandaş medyanın öne sürdüğü gibi "temizlik" değil, AKP içindeki hizip savaşlarıydı.

Habertürk’ün Hakan Fidan’a yakın olduğu, bu nedenle AKP içi diğer unsurlar tarafından hedef alındığı iddia edildi.

Mehmet Uçum’un adının bizzat Şamil Tayyar tarafından Rezan Epözdemir dosyası üzerinden hedef alınmasının nedeninin bu olduğu öne sürüldü.

Kavga sosyal medyaya taşınmış, Şamil Tayyar, Akın Gürlek'e destek mesajı verip Erdoğan'ın danışmanı Mehmet Uçum'u hedef göstermişti.

Ancak tek iddia bu da değildi.

Sosyal medya üzerinden yaptığı ifşalarla gündeme gelen ve geçtiğimiz yıl temmuz ayında ölen mafya lideri Muhammed Yakut, el konulan Can Holding’e dair şu iddiaları dile getirmişti: “Murat Can, Kemal Can, Türkiye’nin en büyük sigara kaçakçısı. Aynı zamanda akaryakıt kaçakçısı. Türkiye’de bir kaçakçı üniversite sahibi olabilir mi? Bu aile Bilgi’yi aldı, Doğa Koleji’ni aldı. Habertürk ve Show TV’yi aldı. Kimin emanetçisi bunlar? İbrahim Kalın’ın, Bilal Erdoğan’ın. 800 milyon dolara Ciner Grubu’nun tüm kanallarını aldılar. Bu devlette namuslu bir savcı yok mu?”

Bu iddiaların doğru olup olmamasının, hangisinin daha doğru olduğunun bir noktadan sonra hiçbir önemi bulunmuyor.

Sadece Can Holding davası üzerinden AKP içi hiziplerin hepsinin birbirine sosyal medya üzerinden sataşması, karşılıklı hedef göstermesi zaten çok şey anlatıyordu.

Erdoğan sonrasında AKP’de kimin direksiyona geçeceği tartışma konusuydu.

Bilal Erdoğan, Hakan Fidan, İbrahim Kalın, Berat Albayrak, Süleyman Soylu, Selçuk Bayraktar gibi isimler sürekli olarak gündeme geliyor, iddiaya göre burada ağırlık koymak isteyen ekipler, yargı operasyonları üzerinden pozisyon alıyor, karşı tarafı hem operasyonlar hem de medya gücüyle hedef alıyordu.

Can Holding dosyasının büyük bir gürültüyle gündeme gelmesinin nedeni iddiaya göre buydu, dosyanın rafa kalkmasının nedeni de bu krizin kontrol altına alınması oldu.

Ciner’in şirketleri üzerindeki kayyım kararının kaldırılması, Can Holding dosyasındaki firari isimlerin ev hapsi kararıyla serbest bırakılması, Kenan Tekdağ’ın tahliyesi ve bu dosyadan geriye hiçbir şey kalmamasının nedeni tam da bu.

Temiz ellerden parti içi sulhe

Bundan 7 ay önce yandaş medyanın kimi unsuları “temiz eller operasyonu” diyor, en çok da Can Holding dosyasını işliyordu.

Öyle ya Erdoğan’ın Başdanışmanı Mehmet Uçum ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan bile yerden yere vurulabiliyordu…

Şimdi?

AKP’de Erdoğan’ın bir dönem daha aday olup önümüzdeki süreçte Bilal Erdoğan’ın adının öne çıkacağı, bu konuda içerde geçici bir sulh sağlandığı haberleriyle Can Holding dosyasının kapanmasının benzer bir aralığa denk gelmesi şaşırtıcı olmasa gerek.

Ortada baştan bu yana “temiz eller operasyonu” değil, AKP içi çekişme vardı, çekişme bir yere bağlanınca “temizlik” de sonlandı.

Artık hem Can Holding’in hem de Ciner’in bundan 7 ay önce yandaş medyanın da gündeme getirdiği karanlık öyküsünü unutma zamanı!

Ali Ufuk Arikan / soL

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

Can Holding dosyası ve AKP içi savaş: Bunca kir bir anda nasıl unutuldu? -Ali Ufuk Arikan / soL-

  Herkesin birbirini hedef aldığı çok sert bir türbülansın içinden çıktılar. Mehmet Uçum, İbrahim Kalın, Bilal Erdoğan ve Hakan Fidan gibi i...