AYM'den Ensar Vakfı protestosu için karar
Anayasa Mahkemesi, “45 öğrenciye istismar skandalı” ile gündeme gelen Ensar Vakfı'na sponsor olan GSM şirketine sosyal medya üzerinden tepki gösteren yurttaşa açılan "ticari itibarın zedelenmesi" davasını reddetti. Yüksek Mahkeme davayı, “Toplumda öfke yaratan bir olay nedeniyle sponsor şirketin tepki çekmesi olağandır” diyerek reddetti.
2016 yılında Karaman'da gerçekleşen ve çok sayıda çocuğun cinsel istismara maruz kaldığı olayların ardından, Ensar Vakfı ile sponsorluk ilişkisi kuran büyük bir telekomünikasyon şirketi kamuoyunda tepkilerle karşılaşmıştı. Bu süreçte bir yurttaşın, şirketi eleştiren sosyal medya paylaşımı üzerine, şirket yönetimi "ticari itibarın ve kişilik haklarının ağır ihlal edildiği" gerekçesiyle 20 bin TL’lik tazminat davası açtı.
MAHKEMELERİN "İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ" VURGUSU
BirGün'den Mustafa Bildircin'in haberine göre, yerel mahkeme, söz konusu paylaşımın hoşa gitmeyen veya rahatsız edici nitelikte olsa dahi eleştiri sınırları içerisinde kaldığına hükmederek davanın reddine karar verdi. Şirketin itirazları üzerine dosya 2018 yılında Anayasa Mahkemesi’ne taşındı.
"TEPKİ GÖRMESİ OLAĞAN"
Anayasa Mahkemesi, yaptığı inceleme sonucunda başvuruyu reddederken bu tür eleştirilerin ifade özgürlüğü kapsamında kaldığını vurgulayan temel gerekçelere yer verdi. Yüksek Mahkeme, toplumda derin üzüntü ve öfke yaratan cinsel istismar olaylarında, kurumla ilişkilendirilen veya bu kurumlarla sponsorluk ilişkisi kuran şirketlerin halktan tepki görmesinin olağan bir durum olduğunu belirtti.
"HOŞGÖRÜLÜ OLMASI BEKLENİR"
Davanın reddine ve dava giderlerinin davacıya yüklenmesine hükmeden AYM’nin kararında şunlar kaydedildi: “Yazılı ve görsel basında haber olmuş, toplumun genelinde derin üzüntü yaratan, failleri hakkında derin ve öfke yaratan çok sayıda çocuğa hem de bir öğretmen tarafından yapılan cinsel istismar olayı nedeniyle kurumla ilişkilendirilen kişilere sponsorluk yapan şirketin tepki çekmesi olağandır. Burada davacı şirketin tecavüz olayına neden olduğu, bu olaylardan çok memnun olduğu gibi bir düşünce, bir kasıt yoktur. Toplumun her kesimi çocuklara karşı cinsel istismar eylemlerine karşı hassastır ve bu hassasiyetin ifade edilmesi, yasa koyucuyu harekete geçiren toplumsal dinamiklerden biri olarak da faydalıdır. Nitekim hiçbir ticaret şirketi kendisini olumsuz lanse edecek kişi ve kurumlara sponsor olmak istemez. Davalı şirket de ülke ve hatta dünya genelinde tanınmış bir şirket olarak, sponsorluk faaliyeti nedeniyle aldığı eleştirilere karşı hoşgörülü olması beklenir.”
***
AKP'li belediyenin denetim raporu: Belediye tesisi başkanlık makamı oldu, çiçeğe milyonlar aktı!
AKP'li Samsun Büyükşehir Belediyesi’nin 2025 yılı harcamalarına ilişkin Denetim Komisyonu raporu ortaya çıktı. Raporda; Eskişehir merkezli iki firmaya toplam 35 milyon TL ödeme yapılması, Doğupark’taki belediye tesisinin 11,2 milyon TL ile başkanlık makamına dönüştürülmesi, 22,2 milyon TL’lik çiçek alımı ve araç kiralamalarına 234,5 milyon TL harcanması gibi iddialar öne çıktı.
CHP Samsun İl Başkanlığı, AKP'li Samsun Büyükşehir Belediyesi’nin 2025 yılı harcamalarına ilişkin Denetim Komisyonu raporunda yer alan bulguları dikkat çekti. Raporda, belediyenin çeşitli mal ve hizmet alımlarında ihale süreçlerinin uygulanışı, doğrudan temin ve pazarlık usullerinin kullanımı ile bazı harcamaların mevzuata uygunluğu konusunda dikkat çeken tespitlere yer verildi.
CHP’li Meclis Üyesi Hasan İpek tarafından hazırlanan raporda, farklı illerdeki firmalarla yapılan sözleşmeler, bazı hizmet alımlarının zamanlaması ve bedelleri, yatırım ve organizasyon giderleri ile belediye kaynaklarının kullanım biçimine ilişkin çeşitli iddialar gündeme getirildi.
CHP, söz konusu bulguların kamu kaynaklarının şeffaf ve hukuka uygun kullanımı açısından önem taşıdığını belirterek, ilgili iddiaların yetkili mercilerce ayrıntılı şekilde incelenmesi çağrısında bulundu.
CHP Samsun İl Başkanı Mehmet Özdağ'ın aktardığına göre denetimlerde şu bulgular öne çıktı:
3 AY ÖNCE KURULAN FİRMAYA 35 MİLYON TL
"Eskişehir'de kayıtlı bir firma, Temel faaliyet konusu sebze-meyve ve gıda ticareti olan bu firma; söyleşi etkinlikleri, stant temini, DJ hizmeti, tiyatro gösterimleri, LED ekran kiralama, özel güvenlik, etkinlik çadırı, çocuk etkinlikleri, sandviç, bardak su, bardak çay gibi belediye işlerinden 24.301.581 TL almıştır.
Yine Eskişehir’den, AKP'li Samsun Büyükşehir Belediyesi ile ticari ilişkiye girmesinden yalnızca 3 ay önce kurulmuş bir başka firma ise benzer işlerden 11.104.183 TL daha almıştır. Toplamda iki Eskişehir firmasına aktarılan para: 35 milyon TL."
BELEDİYE TESİSİ BAŞKANLIK MAKAMINA DÖNÜŞTÜRÜLDÜ
"Doğupark içindeki belediye tesisi, 4734 sayılı Kanun'un 21-b maddesindeki pazarlık usulü -yani doğal afet, salgın hastalık veya öngörülemeyen acil durum için öngörülen yöntem- kullanılarak 11.280.214 TL'ye Başkanlık Makamı'na dönüştürülmüştür."
22,2 MİLYON TL'LİK ÇİÇEK ALIMI
"2025 yılında 22.246.845 TL'lik çiçek temin ihalesi, Kamu İhale Kanunu'nun 3. maddesi kapsamında gerçekleştirilmiştir. Ancak bu madde; tarım veya hayvancılık ürünlerinin doğrudan üreticilerden alınması için öngörülmüştür."
234,5 MİLYON TL ARAÇ KİRALADI BAŞKA BAKANLIKLARA ARAÇ HİBE ETTİ
Samsun Büyükşehir Belediyesi 2025 yılında araç kiralamaya 234.543.084 TL ödediğini buna karşın Sağlık Bakanlığı'na 100 ambulans, İçişleri Bakanlığı'na 120 araç hibe ettiğini belirten CHP'li Özdağ, "Bir belediyenin, merkezi hükümetin sorumluluğundaki bu temel ihtiyaçları (ambulans, polis aracı vb.) üstlenmesi, bütçe tekniği ve yerel yönetimlerin kuruluş amacı açısından olağan bir durum değildir" dedi. Ayrıca denetim raporu, kiralanan araçlar arasında 237 Sayılı Taşıt Kanunu'nun yasakladığı lüks araçların bulunduğunu da kayıt altına alındığı belirtildi.
BAŞKA İLLERDEKİ PARTİLİ BELEDİYELERE YATIRIM
Samsun Büyükşehir Belediyesi'nin Ordu Çatalpınar'da halı saha ve soyunma odası (5.357.700 TL), Çaybaşı ilçesine halı saha (2.812.063 TL) yaptırdığını belirten Özdağ, "5393 Sayılı Belediye Kanunu açıktır: Belediyelerin görev alanı kendi sınırlarıyla sınırlıdır. Samsun'da yatırım bekleyen mahalleler, köyler ve ilçeler varken; yasal yetki alanı dışındaki başka illere kaynak aktarmak, belediye bütçesinin amacı dışında kullanılmasıdır. Açıkça Kamu zararıdır. Samsun Büyüşehir Belediyesinin kaynak aktardığı illerin ortak özelliği hepsinin AKP'li belediye olmalarıdır" diye konuştu.
4 KAT PAHALI ÇİM TOHUMU
Özdağ, 43.428.900 TL'lik Yeşil Alan Tanzimi ihalesi dosyasında yaklaşık maliyet ile hakediş fiyatları arasında farka dikkat çekti:
4'lü karışım çim tohumu: Yaklaşık maliyette 350 TL → Hakedişte 1.500 TL (4,3 kat fazla)
Torf temini: Yaklaşık maliyette 3.756 TL → Hakedişte 22.500 TL (6 kat fazla)
MİLYONLAR HARCANAN TESİS BAŞKA ŞİRKETE DEVREDİLDİ
Doğupark'taki çocuk oyun çadırı (Balonya) için belediye şirketine 100.000.000 TL sermaye aktarımı yapıldığını ayrıca temel ve topraklama için 4.596.079 TL, beton işleri için 865.800 TL harcama yapıldığını savunan Özdağ, "Ardından tesis, encümen kararıyla 3 yıllığına aynı şirkete kiraya verilmiş; şirket ise işletmeyi üçüncü şahıslara devretmiştir" ifadelerini kullandı.
***
Savcı rüşvet teklifini gizli kameraya kaydetti -İsmail Saymaz-
Bitlis’te bir savcı, odasında kendisine rüşvet teklif eden adliyenin güvenlik görevlisini gizli kamerayla kaydedip define çetesini çökertti.
Rüşveti teklif eden kişi, aynı zamanda güvenlik korucusuymuş. Ayrıca çeteden bir başçavuş da çıktı.
70 milyon TL’lik vurgun
Bu akıl almaz olay Güroymak’ta gerçekleşti.
Güroymak Savcısı M.Ç.Ö.’nün telefonu 23 Haziran 2025 günü çaldı.
Arayan, adliyenin güvenlik görevlisi Maşallah Erbay’dı.
İlçede güvenlik korucusu olan Erbay, savcıya “Yalnız mısınız? Özel bir konu ileteceğim. Yanınıza gelebilir miyim” dedi.
Savcı “Müsaitim, odama gel” diye yanıt verdi.
Erbay, saat 17’de odadaydı.
Hemen konuyu açtı.
Kısık sesle “Çok zengin olacağız!” dedi.
“Hayırdır” diye sordu savcı.
Erbay, bir solukta anlattı.
Bir arkadaşı Muş’ta define bulmuştu; defineye Malatya’dan bir alıcı çıkmıştı. Bu satıştan tastamam 70 milyon TL kazanacaklardı. Sevkiyatı Erbay yapacaktı. Acaba savcı kendilerine yardımcı olur muydu? Sevkiyat aracı Muş’tan Malatya’ya giderken, arama yapılmamasını sağlar mıydı? Bu yardım karşılığında elbette savcıyı da göreceklerdi!
Erbay, ikna etmek için “Bütün belediyeler rüşvet yiyor. Herkes yolunu buluyor. Bizim kanunsuzluk yapmamız lazım” dedi.
Savcı ahlaksız teklifi reddetti.
Aynı gün Bitlis Başsavcılığı’na bilgi verdi.
Tarihi eser kaçakçılığı şebekesine soruşturma açıldı.

Köyde kazı
Haşo lakabını kullanan ve kendisini Ermeni diye tanıtan Haşim Karagöz ve Muzaffer Erbay ile savcıya rüşvet teklif eden kardeşi Maşallah takibe alındı.
İlk takip 27 Haziran 2025’te gerçekleştirildi.
İki gün sonra defineciler Güroymak’ın Gölbaşı beldesine bağlı Taşüstü köyünde üzerine mavi branda çekilmiş yerde kazı yaptı.
30 Haziran’da iki definecinin kendi aralarında yaptığı konuşma takibe takıldı.
Defineci şöyle diyordu
“Bu iş çok uzadı. Oranın insanı rahatsız olmaya başladı. Geçen bir kadın ‘Mutfağımın altına kadar gelmişler, ses geliyor demiş!”

Gizli kamerayla kayıt
Erbay, 2 Temmuz günü tekrar Savcı M.Ç.Ö.’nün odasına geldi.
O konuşurken, odadaki gizli kamera kayıttaydı.
Savcının kendisinin ağzından sözler almaya çalıştığından habersiz anlattıkça anlattı.
Savcı: Şu geçen söylediğin mevzu ne oldu?
Erbay: Valla iyi para var savcım.
Savcı: Sonradan düşündüm ama...
Erbay: Bak ağabey savcılığın bir yana, kardeş olarak konuşuyorum, yemin ederim en tepedeki insanların eline fırsat geçtiği zaman... Neyi haram? Ermeni koymuş, adam diyor ki ‘Bu benim dedemin malıdır, gelmiş çıkartmış, satmışlar savcım.
Savcı: Yakalanma boyutu var, savcılığımız gider.
Erbay: Savcım senin adın geçmeyecek. Ne ben ne o arkadaş.
Savcı: Kim o arkadaş? Güvenilir biri mi?
Erbay: Buralı değil, güvenilir. Bana geçen gün dedi, ‘Ben malı sattım, adam gelip götürecek, parayı getirme şeyim yok.
Savcı: 70 milyonluk malı satmış mı?
Erbay: Sattı
Savcı: Nereye satmış?
Erbay: Malatya’da kuyumcunun birine.
Savcı: Nasıl götürebilmiş?
Erbay: Savcım bilmiyorum, ben de olsaydım, hiç olmazsa bir şeyler koparırdık
Savcı: Bizlik bir şey kalmamış, çıkartmış elinden malı, parayı mı getiremiyor?
Erbay: Parayı getiremiyor savcım.
Savcı: Hımmm…
Erbay: Savcım sadece parayı arabana koyacağız, gerekirse iki araba geçeriz.
Savcı: Yarın görüşecen öyle mi bununla.
Erbay: Evet savcım, ‘Yarın öğleden sonra çarşıya geleceğim, üç dört gibi görüşelim’ dedi. Savcım biz bu yola girdik. Bugüne kadar ne haram yedik ne hırsızlık yaptık. Biz öyle bir aileyiz. Ben düşündüm, bu mal çalıntı değil, hırsızlık yapmıyoruz. Adamın haritası elindedir, dedesinin haritası, gelmiş malını çıkartmış, götürüyor, satıyor. Bunun neyi haramdır savcım?
Savcı: Sen bir görüş bakalım yarın, bizim üzerimize düşen ne var, sen bir anlat, ‘Savcı bey kararsız ama yine de sıcak bakıyor’ de.
Dört metrelik çukur
Bu görüşmenin devamı gelmedi.
3 Temmuz’dan 7 Temmuz’a kadar her gün takip işlemi yapıldı.
Kazıda delme işleminde kullanıla karot aleti, yeraltı görüntüleme cihazı kullanıldığı, ev üzerinde drone uçurulduğu görüldü.
11 Temmuz’da Taşüstü’nde kazı yapılan eve baskın düzenlendi. Evde dört metre derinliğinde bir kazı çukuru tespit edildi. Kazı için izin alınmadığı anlaşıldı.
Başçavuş da çetede
M.N.S., yeğenine ait arazideki kazıyı bütün köylülerin bildiğini belirterek, “Yeğenim köyün en fakiridir, umut edip bu işe girdiğini düşünüyorum” diyor.
Muzaffer Erbay ve Haşim Karagöz’ün kazıya öncülük ettiklerini anlatan M.N.S., şunları söylüyor:
“Haşo, evde define olduğunu söyledi. Elindeki telefona bakarak bu yeri gösterip ‘Altında oda var’ dediğini duymuştum. Şikayetçi olacaktım ancak bana ‘Savcının da komutanın da bilgisi var, devlet arkamızda, bizimle beraberdir’ dediler. Saat 19’dan sonra gelir, kazı yaparlardı. Çok rahatsız olmuştum. Bu işi bırakmaları yönünde uyardım ama beni dinlemediler.”
E.K. ise duyduklarını şöyle anlatıyor:
“Ermeni olduğunu iddia eden bir kişinin geldiğini ve köylülere ‘Bu köyün altında 7-8 odalı bir yapı ve odalardan birinde yüksek miktarda altın var. Hazine bütün köyün gençlerine, tüm Güroymak’a yetecek kadar büyük. Savcılıktan, valilikten, karakoldan iznimiz var’ diyerek, kazıya köyün gençlerini davet etmiş. Kazıyı gece yaptıklarını, bazı günler Güroymak Jandarma Karakolu’nda çalışan sivil kıyafetli iki rütbelinin kazıya katılanların isimlerini aldıklarını ve kazının resimlerini çektiklerini duydum.”
Rütbeli diye söz edilen iki kişiden biri, Y.A.
Y.A.’nın define alanının güvenliğini sağlamak karşılığında pay alacağı ileri sürülüyor.
Sivil olan U.T. ise ‘Demir Komutan’ lakabını kullanıyor.
21 kişiye dava
Bitlis Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede 21 sanık yer alıyor. Tutuklu Maşallah Erbay ve Haşim Karagöz’e ‘kültür varlıklarını bulmak amacıyla izinsiz kazı yapmak, rüşvet, suç örgütü kurma ve yönetme’ suçlamaları yöneltiliyor. Diğerleri izinsiz kazı ile örgüt üyeliğiyle suçlanıyor.
/././
İki suikast itirafına rağmen korumadılar -İsmail Saymaz-
Suikastten beş ay önce yakalanan Dalton üyesi, Avukat Serdar Öktem’i öldürmek üzere görevlendirildiğini itiraf ediyor.
Savcı “Tüm tedbirler alınsın” diye Emniyet’e yazıyor.

Fakat Öktem’a koruma verilmiyor.
Üç ay sonra bir tetikçi daha yakalanıyor.
O da Öktem için ‘vur emri’ aldığını açıklıyor.
Sonuç?
Yine yazı yazılıyor.
Yine gereği yapılmıyor.
Aynı günlerde Daltonlar ve Gündoğmuşlar üçünü Gaziantep’ten getirdikleri 6 tetikçiyi organize ediyor. Tetikçiler Esenyurt’ta hücre evine yerleştiriliyor. 30 Eylül-6 Ekim 2025 arasında Öktem’in evi ile işyerinin çevresinde pusu atılıyor. Çalıntı araçlar ve sahte plakalarla keşif yapılıyor.

Öktem, 6 Ekim’de güpegündüz infaz ediliyor.
Ne acıdır ki biz bu skandalı, “Korunsun” talimatına uyulmayan savcının yazdığı Serdar Öktem suikasti iddianamesinden öğreniyoruz.
Çete savaşları
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, eski Ülkü Ocakları Başkanı Sinan Ateş suikastinden yargılanan MHP’li avukat Serdar Öktem’in öldürülmesine ilişkin 7’si tutuklu 16 sanık hakkında iddianame hazırladı.
İddianameye göre Öktem’in hedef haline gelmesinin asıl nedeni çete savaşlarında taraf olmasıydı.
Çeteler iki ayrı ittifak oluşturuyor.
‘Siirtli Naci’ diye bilinen Naci Yılmaz, Uğurcan Gündoğmuş’un lideri olduğu Gündoğmuşlar ve ‘Can Dalton’ lakaplı Beratcan Gökdemir’in Daltonlar’ı bir safta…
‘Meks’ lakaplı Mehmet Sabri Şirin’in Şirinler’i, ‘Hamuş’ lakaplı İsmail Atız’ın Casperlar’ı, Zuhat Altunç’un Çirkinler’i ve ‘Çingene Ümit’ lakaplı Ümit Yalçın’ın grubu diğer safta.
Şirinler, Casperlar, Çirkinler ve Ümit Yalçın, uyuşturucu ticaretinden kaynaklı husumet yaşadıkları Naci Yılmaz’a karşı ittifak kurdu.
Yılmaz da Gündoğmuşlar ve Daltonlarla birlik olup çatışmaya girdi.
Bu iki hasım grup 2025 yılında kanlı bir hesaplaşmaya tutuştu.
‘Şirinler’den Osman Beşe, 20 Haziran günü Daltonlar tarafından öldürüldü.
Mehmet Sabri Şirin’in, iddiaya göre konum bilgisini ulaştırdığı Daltonlar’ın liderlerinden Caner Koçer, 3 Ağustos’ta İspanya’da Casperlar tarafından vuruldu. Koçer’in arkadaşı Furkan Yavuz ise 25 Eylül’de Belçika’da infaz edildi.
Öktem, karşılıklı cinayetlerin son halkasıydı.
Casperlar’ın parasını aklamakla suçluyorlar
Çünkü Öktem 2014’ten beri Şirin’in, 2018’den bu yana Atız’ın avukatıydı.
Daltonlar tarafından Casperlar’ın parasını aklamakla, kendileri aleyhine Casperlar ve Çirkinler’e bilgi aktarmakla itham ediliyordu.
İddianamede suikastin gerekçesi şöyle anlatılıyor:
“Sosyal medyada yer alan paylaşımlar, haberler, saha ve istihbari çalışmalar ile Daltonlar mensuplarının vermiş olduğu ifadelerde Öktem’in Casperlar’ın parasını akladığı, Casperlar ve Çirkinler’e Daltonlar aleyhine bilgiler aktardığından bahisle bu örgütlerin hedefi haline geldiği yönünde bilgilerin yer aldığı…”
Siirtli Naci finanse etti
Suikasti Daltonlar ve Gündoğmuşlar üstlendi.
Daltonların sosyal medya hesaplarında, Öktem’in öldürülmesinden ötürü Casperlar ve Çirkinlerin ekonomik bakımdan zarar gördüğüne vurgu yapılması çok dikkat çekiciydi.
Şöyle yazdılar:
“Daltonlar vurur, Gündoğmuşlar noktayı koyar. Hamuş, Zuhat, zatpara kazansanız da gitti, bundan sonra ticaretiniz de bitti, paralarınız yalan oldu. Biz demedik mi sizi bitireceğiz.”
İddianamede suikastin Casperlar, Çirkinler, Şirinler ve Çingene Ümit’i hem hukuki ve finansal olarak zedelemek hem bu grupların bilgi akışını kesmek hem de intikam ve zayıflatmak amacıyla Naci Yılmaz tarafından finanse edildiği ileri sürülüyor. Yılmaz’ın “silah ve uyuşturucu temini ile devamlılığını sağladığı” Gündoğmuşlar ve Daltonların suikasti işlendiği savunuluyor.
Savcı uyardı: Koruyun
Öktem’in öldürülmesine ilişkin karar aslında aylar önce Caner Koçer tarafından alındı.
İstanbul’da 12 Mayıs 2025’te Eren Öztek’in öldürülmesine adı karışan Daltonlar üyesi Haydar Koç ve S.S.Y.’nin itirafıyla öğrenildi saldırı hazırlığı. İki tetikçi, “Öztek cinayetinden önce savcı olarak bildikleri şahsa yönelik Koçer’in talimatıyla eylem hazırlığında olduklarını ancak gerçekleştiremediklerini” söylediler.
Hedefin Öktem olduğu anlaşıldı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu’ndan Savcı Ali Baykara, 20 Mayıs 2025’te İstanbul Emniyeti Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’ne hitaben şöyle yazdı:
“Daltonlar silahlı suç örgütü kapsamında ifadesi alınan Haydar Koç, kendisine fotoğrafı gösterilen ve cumhuriyet savcısı olduğu söylenen bir şahsı öldürmek üzere gönderildiğini ancak eylemi gerçekleştirmediğini beyan etmiş olup araştırmalar ve kişi tarifine istinaden yaptırılan teşhiste bahsettiği şahsın Serdar Öktem olduğu tespit edilmiştir. Şahsın can güvenliğinin sağlanması yönünden gereken tüm önleyici tedbirlerin alınabilmesi için gereken işlemlerin yapılması hususunda gereği ÖNEMLE arz olunur.”
İkinci itiraf
Ardından ikinci itiraf geldi.
Daltonlar tarafından 6 Ağustos 2025’te Bağcılar’da kıraathaneye yapılan saldırıda yakalanan Ali Karapınar, “Örgüte maddi destek sağladıklarını söyledikleri avukata suikast girişiminde bulunduğunu” öne sürdü.
Söz ettiği kişi ise Öktem’di.
İkinci kez yazışma yapılarak yine bütün tedbirlerin aldırılması istendi.
Yine hiçbir önlem alınmadı.
İddianameden:
“Öktem’in Daltonlar ve Gündoğmuşlar ile husumet içerisindeki Şirin ve Atız’ın avukatı olması, Casperlar ve Çirkinler’e bilgi aktarımı yaptığı ve bu örgütlerin paralarını akladığına dair iddiaların bulunması dikkate alındığında Öktem’in bu şekilde tanınması bu örgütlerce birkaç kez eylem girişimine maruz kalmasına sebep olmuş, Şirin’in verdiği lokasyon ile Casperlar ve Çirkinler tarafından Caner Koçer’in öldürülmesi, Öktem’i örgütlerin potansiyel hedefi haline getirmiştir.”
Öktem’in infaz emrini veren Koçer, 3 Ağustos 2025’te İspanya’da Casperler tarafından öldürüldü. Koçer’in intikamı için Öktem’i infaz ettiler.
İddianamenin sustuğu soru
Tetikçiler tutuklandı.
Azmettiricilere de dava açıldı.
Bir gün yakayı ele verirlerse ağır ceza alacaklar.
213 sayfalık iddianamede hemen her detay anlatılıyor.
Fakat suikastten önce iki kritik itiraf Emniyet’in elindeyken, savcılık “Tüm önleyici tedbirler alınsın” diye ‘önemle’ uyarmışken, Öktem’in neden korunmadığı sorusuna yanıt verilmiyor.
/././
Macron’dan "aşırı" yakınlık: Nedir bu Meloni’nin çektikleri -Mustafa K.Erdemol-
Dünyanın içinde bulunduğu durumun magazin kaldırır bir tarafı yok elbette ama İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin Hürmüz Boğazı Güvenliği Zirvesi için gittiği Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron tarafından karşılanırken hiç beklemediği bir anda iki yanağından öpülmesi haftanın “siyasal magazini” olarak hayli konuşuldu. Macron’un kendisine pek de sıcak duygular beslemediğini bildiği Meloni’yi bu “samimi” karşılayışı muhatabını şaşırttı haklı olarak. (Haziran 2024’deki G7 Zirvesi’ne ev sahipliği yapan Meloni’nin Macron’a o sert bakışını hatırlamayan var mıdır?)
Aslında hepsi bu. Ama bizim medyaya bakarsanız, Meloni durumdan “rahatsız” olmuş, hatta “sinirlenmiş” bile. Hakkını yemeyelim, izleyebildiğim haber mecraları arasında bir tek Oda Tv “Meloni bir an şaşırdı” diyerek son derece doğru yansıtmış haberi. Yani İtalya Başbakanı’nın Macron’un öpücüğünden rahatsız olup, sinirlendiği falan yok. Aksine kısa bir duraklamanın ardından ikili gülerek girdiler binaya. Hem İtalya hem de Fransz basınında bile, "viral awkward moment", yani “viral olmuş utandıran bir an” olarak değerlendirildi yaşanan, sadece bu.
“Utandıran bir an” olmasının nedeni de şu olmalı; Fransa, İtalya, İspanya gibi ülkelerde yanaktan yanağa öpücük kültürü yaygın olduğu için yasak olmasa da protokol kuralları açısından “aşırı” bir tavır olduğu ortada Macron yaptığının. Ayrıca iki cins arasındaki eşitliği erkek lehine bozan bir tarafı da var. “Maskülen dünyanın” kodlarına hayli uyan sağcı bir kadın olmasına, kendisi de kimi erkek politikacıları yanaklarından öpmesine rağmen Meloni için bile fazla olduğu doğrudur Macron’un yılışıklığının. Meloni sinirlenseydi de haklı olurdu yani.
Kadın politikacılar bu durumla sık karşılaşıyorlar maalesef. Meloni daha önce de bir kaç kez yaşadı aynısını. İtalya’daki G7 Zirvesi’nde dönemin İngiltere Başbakanı Rishi Sunak, kendisini iki yanağından öperek karşılayan Meloni’yi (dediğim gibi kendisi de yapıyor bunu) öpmek için iki kez hamle yapmış, Meloni kendisini geri çekmek zorunda kalmıştı. Yine aynı zirvede dönemin ABD Başkanı Joe Biden’ın Meloni’yi kucaklayarak “başından” öpmesi de unutulur gibi değildi doğrusu. Tuhaftı gerçekten.
Donald Trump’ın da listede olmasına kimse şaşırmaz tabii ki. Bir uluslararası toplantı sırasında Trump, Meloni’nin elini uzun süre tutmuş, bir türlü bırakmamıştı. Bir başka karşılaşmalarında Meloni’ye “güzelsin” demişliği de vardır.
Bu tür “yakın temas”lara alışık olmayan Angela Merkel de “erkek meslektaşlarının” yakışıksız tavırlarıyla karşı karşıya kaldı. 2006’da düzenlenen G8 Zirvesi sırasında dönemin ABD Başkanı George W. Bush, oturmakta olan Merkel’e arkasından yakalaşıp omuzlarını boynuna yakın yerinden tutarak ovuşturmuştu. İngilizce’de “neck rub” denir buna, yani “boyun masajı”. Merkel’in tepkisi yüzünü buruşturmak olmuştu ki çok haklıydı.
İlk Başkanlık döneminde Trump da Beyaz Saray kapısında karşılarken Merkel’i yanaklarından öpmüş, bir G7 zirvesinde yine Merkel’e “öpücük” yollamıştı. İngiltere Başbakanı Gordon Brown da yanaklarından öpme girişiminde bulunduğu Merkel’in “burnunu” tutturabilmişti ancak.
Örnekleri ard arda sıralayınca sevimliymiş gibi geliyor yaşananlar ama kadınların devlet başkanı ya da başbakan bile olsalar genel erkek kodlarının davranışlarına muhatap olmaktan kurtulamadıklarını gösterdiği için aslında tatsızdırlar.
Onca deneyden, hassas dengelerden yola çıkılarak hazırlanan protokol kurallarının çözemediği “erkek alışkanlıkları”nı yaşıyorlar kadın politikacılar. Kültürel farklılıkları, alışkanlıkları hesaba katarak bir selamla/karşılama/yolcu etme standardı nasıl tutturamıyor protokol uzmanları anlamak mümkün değil. Herhalde nahoş durumlarla karşılaşmamak için olsa gerek İngiltere Kral’ı/kraliçesiyle, ancak onlar el uzattığında tokalaşması hatırlatılır gelen konuklara. Haklılık payı varmış demek ki böyle davranmalarının. Sadece kendini beğenmişlik değilmiş yani.
Hangi konumda, nerede olurlarsa olsunlar kadınlar istekleri dışında bu tür davranışlarla karşılaşıyorlar.
Meloni sinirlenmedi ama sinirlenseydi haklıydı.
/././
Hürmüz'ün gerçek mağduru onlar: Kriz Avrupa'yı değil Asya'yı vuracak -Mustafa K.Erdemol-
ABD Başkanı Donald Trump’ın “Hürmüz Boğazı’nı açtım” böbürlenmesi uzun sürmedi, İran dün Boğaz’ı yeniden, tamamen denetimi altına alarak geçişlere kapattı. Sözde ateşkes yapılmış, uzatılmasına da karar verilmiş olmasına rağmen ABD'nin İran limanlarına uyguladığı ablukayı sürdürmesi bu kararının gerekçesi. Yani kimseyi aldattığı, kandırdığı yok İran’ın. Bu tutumunda Trump’ın iki yüzlü, dengesiz kararlarının, adımlarının etkisi var.
Hürmüz Boğazı’nın geçişlere kapatılması durumunda Avrupa’nın enerji kriziyle karşılaşabileceğini yazıp durduk haftalarca. Bundan asıl zarar görecek olanın sanıldığı gibi Avrupa değil, yoksul Asya ülkeleri olduğundan hiç söz etmedik ya da şöyle bir değinip geçtik. Asya’nın en güçlü ülkeleri de güçsüzleri de Hürmüz Boğazı’ndan geçen enerjiye yaşamsal önemde bağımlı oysa. Yani söz konusu kriz bölgede ciddi trajedilere yol açabilir.
Bllomberg’de Karishma Vaswani’nin bir yazısında rastladım. (Bk: Why the Strait of Hormuz Closure Is an Asian Crisis - Bloomberg). Durumu en açıklıkla dile getiren bölgenin güçlü ülkesi Singapur’un Dışişleri Bakanı Vivian Balakrishnan olmuş üstelik. Bölgede “barışın da refahın da” tehlikede olduğunu söyleyerek Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrolün yaklaşık yüzde 90’ı ile sıvılaştırılmış doğal gazın yüzde 83’ünün Asya’ya gittiğini belirtip “Şu anda Hürmüz Boğazı'nın kapatılması, bir anlamda Asya'nın krizidir” demiş.
Bir zamanlar adı “mucize” ile birlikte anılan Singapur’dan geliyorsa bu yakınma dikkate almamak olmaz. Vaswani benzeri yakınmaları uzun zamandır duyduğunu vurgulayarak, kimi Asyalı diplomatların değişken ABD politikalarından yorulduklarını söylediklerini belirtiyor. Haksız sayılmazlar; Asya ülkeleri önce Trump’ın gümrük vergisi dayatmasını kabul etmek zorunda kaldılar, kendi savunmalarına yoğunlaşma baskısıyla boğuştular, şimdi de Trump/Netanyahu ikilisinin başlattıkları savaşın bedelini ödemekle karşı karşıyalar.
Hem mali açıdan güçlü hem de stratejik rezervlere sahip olan Çin, Japonya, Singapur gibi bölge devleri yaşanmakta olan krizi aşabilirler ancak her açıdan savunmasız durumdaki ülkeler ne yapacak? Vaswani, ASEAN ile Doğu Asya Ekonomik Araştırma Enstitüsü'nün verilerinden yola çıkarak, Güneydoğu Asya ülkelerinin çoğunun petrol stoklarının sadece 20 ila 50 gün yetecek dolulukta olduğunu belirtiyor. Bazı Asya ülkelerinin “ulusal enerji acil durumu” ilan etmekten, üniversiteleri erken kapatmaya kadar sert önlemler almak zorunda kalabileceğini de ileri sürüyor.
Krizin siyasi yansımaları da görünüyor tabii. Filipinler’de ulaştırma işçileri grevde, Tayland’ın bazı bölgelerinde, Hindistan’da yemek pişirmede kullanılan sıvılaştırılmış petrol gazı arzındaki daralma, muhalefet milletvekillerinin protestolarına neden oldu. Bu tepkilerin sokağa yansıması da an meselesi.
Jeopolitik de değişebilir her an. Filipinler, malum, Güney Çin Denizi’nde egemenlik hakkı konusunda Çin’le ihtilaflı durumda, ilişkiler hayli gergin iki ülke arasında. Ciddi bir yakıt kriziyle karşı karşıya kaldığından Çin’le sorunun çözülmediği Güney Çin Denizi’nde ortak petrol/doğalgaz arama çalışmalarına açık olduğunu duyurdu Filipinler. Kim talip olursa onunla çalışabilir demektir bu. Çin’in bunu kabul etmesini beklemek de saflık olur haliyle.
Hürmüz Boğazı krizi başka değişikliklere de yol açabilecek gibi görünüyor. İyi mi kötü mü olur şimdilik anlamak zor ama alternatifler de doğuyor bir yandan. Avustralya ile Singapur enerji güvenliği konusunda işbirliğine gidiyorlar. Bölgesel düzende “taşların yerinden oynaması” her an mümkün.
Krizin iyi tarafı belki de Asya ülkelerinin ABD’nin etkisinden kurtulup bölgesel güçlerle örneğin Çin’le daha iyi ilişkiler geliştirme olanağı yaratacak olması.
Netanyahu’nun aklına uyup İran’a saldıran Trump, Asya ülkelerinin çoğunu, ABD’siz hayatta kalmalarına yarayacak önlemler almaya iterek “hata” yapmış oldu bir anlamda. Onca hatasının içinde en hayırlısı bu olmuştur, kuşkusuz.
Sonuç olarak; Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasıyla zor durumda kalacak olan asıl bölge Asya. Bölge ülkeleri ciddi bir enerji yoksunluğuna düşebilir. Orada patlayacak geniş çaplı bir krizden ülkemiz de etkilenebilir.
Meselenin hem Avrupa hem Asya ayağı olduğunu unutmamak lazım.
/././
Son CHP’li başkan tutuklanana kadar!-Mehmet Tezkan-
Zırrr telefon; dostlar, arkadaşlar…
Sokağa çıkıyorsun; okurlar, ekrandan izleyenler, takip edenler…
Soru aynı: Sırada kim var?
Sinirleniyorum ama renk vermiyorum. Sinirleniyorum çünkü eskiden ne oluyor, Türkiye nereye gidiyor, bizi ne bekliyor diye sorarlardı…
Şimdi…
Sırada kim var diyorlar; sıradakini merak ediyorlar…
Korkuyorum çünkü; belediye başkanlarının görevden alınması, tutuklanması, hapse atılması sıradanlaştı!..
Kanıksandı galiba!..
Rutin uygulamalar silsilesine mi girdi?
Büyükşehirlere bakıyorsun; İstanbul’da, Adana’da, Antalya’da, Bursa’da seçilmiş belediye başkanları makamlarında yok… Türkiye genelini saymıyorum İstanbul’da seçilmiş 12 belediye başkanı koltuğunda değil…
Neden diye soruyorsun…
İrtikap diyorlar…
İcbar suretiyle irtikap diyorlar…
Rüşvet diyorlar…
İhaleye fesat karıştırmak diyorlar…
Kamuyu zarara uğratmak diyorlar…
Yani senin benim paramı, yani vergilerimizi çarçur etmişler… Böyle diyorlar…
Kim diyor? Kimler diyor?
İddia makamı…
Ben de iddia makamına soruyorum. Bu kadar yolsuzluğu bu kadar soysuzluğu bu kadar yüzsüzlüğü bu kadar irtikabı bu kadar sahtekarlığı sadece CHP’li belediye başkanları mı yapmış?
Yanıt yok tabii… Çünkü zurnanın zırt dediği yer burası!
Bir AKP’li siyasetçi, bir AKP’li belediye başkanı, bir AKP’ye destek veren yazar çizer bu soruya yanıt vermiyor daha doğrusu veremiyor…
Neden?
Al gülüm ver gülüm ekranlarına çıktıkları için kimse kendilerine hayata dair soru sormuyor/soramıyor…
Memleketi yıllarca yöneten AKP’li belediye başkanları hiç mi hata yapmadı?
Ceplerine tek kuruş haram para girmedi mi?
Davaları neyse (Türkiye’yi değiştirmek mi? Siyasal İslam’ı yerleştirmek mi?) bu uğurda harcamak için müteahhitlerden bir kuruş para almadılar mı?
İcbar suretiyle irtikap yapmadılar mı?
Sorunca yolsuzluk yapmadık, ihaleleri hakkaniyetle yaptık, adrese teslim ihalelerden kaçındık, Kişiye özel genelge çıkarmadık, kimsenin hakkını hukukunu yemedik diyorlar.
Kabul…
Peki başlarını secdeye koyunca ne diyorlar?..
Kabirde ne diyecekler?..
Allah’ı kandıracak halleri yok!...
Neyse bu konu zor mesele derin mesele biz günümüze dönelim… İktidar CHP’‘li belediyeleri etkisiz hale getirerek CHP’nin elini kolunu keserek hizmet götürmesini engelleyerek nereye varacak…
Ne murat ediyor?
Söylenen şu; son CHP’li başkanda tutuklandıktan sonra sıra CHP genel merkezine gelecek…
Sonra…
Sonrası malum. Eninde sonunda bir gün sandık konulacak…
/././
halkTV



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder