Trump kızınca böyle yapıyor: İngiltere’ye Falkland tehdidi + Savunucuları da aynı fikirde: Trump’ın “akıl sağlığı” kötü + İspanya, Slovenya, İrlanda önleyemedi! AB-İsrail suç ortaklığı sürecek -Mustafa K.Erdemol/halkTV-


Trump kızınca böyle yapıyor: İngiltere’ye Falkland tehdidi 

Bir çok açıdan “ilk”lerin adamı olan ABD Başkanı Donald Trump’ın, öfke duyduklarına karşı “intikamcı/kinci” bir tarafı oluşu şaşırtıcı gelmiyor artık. Kızgınlıklarına alet etmediği hiç bir şey yok. Nerede kapanmış ya da ertelenmiş bir sorun varsa canını sıkanların önüne koyuyor. Bunları bir şantaj aracı olarak kullandığı da malum.

Sadece kişilere değil, aynısını devletlere de, öneğin İran savaşını desteklememelerinden ötürü pek kızdığı NATO üyesi müttefiklerine de yapıyor. BIr süredir ABD’nin eski sömürge topraklarında Avrupa’ya verdiği desteği çekebileceğini ima ettiğini duymuşsunuzdur.

Trump için bir zamanlar sıkı müttefik olmak da hedef olunmayacağı anlamına gelmiyor. Örneği İngiltere’dir. Dış politikada ABD’yi yıllardır, körü körüne, adım adım izleyen Londra’ya bile İran savaşında destek vermediği gerekçesiyle “savaş açmış” durumda. ABD medyası yazdı; Pentagon’dan sızan bir e.maile göre ABD’li yetkililerden biri İngiltere’nin Falkland Adaları üzerindeki hak iddiasını gözden geçirebileceklerini söylemiş.

Öncelikle şu “sızma” türü açıklamalara itibar etmemeli, çünkü bu tür bilgiler “sızmaz”, “sızdırılır”. Yani İngiltere’ye henüz resmi olarak alınamayacak bir tutum konusunda sanki almaya “niyetliymiş” gibi yaparak “rahatsızlık” vermeyi amaçlıyor Trump. Bu nedenle bu niyetin “sızdırılması” gerek haliyle.

Zamanlama da uygun. Trump, malum, Arjantin’in “tuhaf” Devlet Başkanı Javier Miley’i çok seviyor. Miley, bir süredir, şu anda İngiltere’nin işgalinde olsa da Las Malvinas'ı (Falkland Adaları’na Arjantinlilerin verdiği ad) yeniden topraklarına katmak için diplomatik yolları kullanacağını söyleyip duruyor. Hatta adaların 1997'de Hong Kong'un Çin'e devredilmesine benzer bir şekilde devredilmesini de talep ediyor. Trump’la yakınlığının da verdiği rahatlıkla sık sık dile getirir oldu bunu.

Hem Arjantin hem de İngiltere, Falkland Adaları'nın kendilerine ait olduğunu savunuyorlar. Arjantin, yeni bağımsız olan devletlerin sömürge sınırlarını miras alması gerektiğini belirten “Uti Possidetis Juris” ilkesini öne sürerek, bu ilkenin bu anlaşmazlığa uygulanması gerektiğini söylüyor.

Adalar 1883’ten beri İngiliz işgali altında. 1982’de Arjantin’in adalara asker çıkarması üzerine İngiltere ile arasında savaş çıkmış, savaş sonucunda Arjantin orduları çekilmek zorunda kalmıştı. Uzun yıllar gündemin üst sıralarında olmasa da “kriz” noktalarından biri olmaya devam etti Falkland Adaları. 2013’e kadar gelmiş bir sorundur da üstelik. Sözkonusu yıl adada yapılan referandum sonucu, çoğu İngiliz kökenli olan halkın yüzde 99,8’inin İngiltere’ye bağlı kalmayı istediği ortaya çıkmıştı.

Sızdırmadaki amaç başarıya ulaşmış görünüyor. Çünkü İngiltere hükümeti, ABD’nin Falkland’a ilişkin Londra’ya yakın görüşlerini değiştirebileceği iddiaları karşısında açıklama yapmak zorunda hissetti kendini. Başbakanlık, “sızdırılan” Pentagon raporu üzerine Falkland Adaları’nın egemenliğinin ‘Birleşik Krallık’a ait’ olduğunu açıklayarak sert bir tonla “Birleşik Krallık’ın tutumu net. Bu uzun süredir devam eden bir tutum. Değişmedi, böyle kalacak” dedi.

Arjantin ile İngiltere arasında yaşanan savaşa bizim medyada “magazine savaşı” denmişti, hatırlarım. Avrupa’nın göbeğinde (oysa ne Arjantin ne İngiltere Avrupa’nın göbeğindedir) iki ülkenin savaşının “oyun” olabileceği düşünüldüğünden.

Oysa bine yakın kişi ölmüştü savaşta. İngiltere ile Arjantin yeniden kavgaya tutuşurlar mı bilinmez, ama eğer bir kez daha olursa öncekinden daha korkunç sonuçları olur kesinlikle. İngiltere savaş sırasında Arjantin’de faşist diktatörlük olmasından da yararlanmıştı. Dünya faşist Arjantin’i değil, “demokrasinin beşiği” İngiltere’yi desteklemişti. Bugün Arjantin’de de “demokrasi” var, dolayısıyla böyle bir kapışmada İngiltere’nin işi eskisi kadar kolay olmaz.

Trump’ın ara vermeden sürdürdüğü kışkırtmalarına ragmen İngiltere Kralı’nın yakında ABD’yi ziyaret edecek oluşu da ilginç değil mi?

Bakalım Kral III. Charles “gitme” diyenlere kulak asacak mı?

/././

Savunucuları da aynı fikirde: Trump’ın “akıl sağlığı” kötü 

Uluslararası ilişkilerde bireylerin rolüne, ortaya çıkan sonuçlar üzerindeki etkisine az önem verilir bilindiği gibi. Olanı biteni kişilerden çok koşulların belirlediğine inanıldığından böyledir bu. Ancak, politikacılığının yanı sıra çok önemli bir akademisyen de olan eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger böyle düşünenlerden değildi. “Tarihi kişisel olmayan güçlerin yönlendirdiğine inanma eğilimindeydim. Ancak pratikte kişiliklerin yarattığı farkı da anlayabildim" der. Doğrusunu isterseniz, fazla abartmamak koşuluyla, bendeniz de “kişiliklerin” kimi gelişmelerde olumlu/olumsuz roller oynadığına inanmaktayım.

Dolayısıyla ABD Başkanı Donald Trump’ın “ruh sağlığı”nın, sadece onu ilgilendiren bir mesele gibi görülmesini doğru bulmam. ABD siyasi sisteminin kendisini – Başkanlardan gelecek olanlar dahil- her türlü tehlikeye karşı koruma altına almış olduğu doğrudur. Ancak Trump’ın son zamanlarda gittikçe vahimleşen ruh halinin koruma altındaki “müesses nizam”da gedikler açma olasılığı artmakta.

Trump’ın “Amerikan sistemine” yönelik eleştirileri, temsilcisi olduğu kesimlerin “ideolojisini" içeriyordu başlangıçta. “Amerika’nın yeniden büyük yapılması”“içe kapalılık”“dışarıya müdahele etmeme” gibi tutumlar almasında temsil ettiği kesimlerin çıkarları etkiliydi. Ancak Trump’da son zamanlarda bir tür “delirium” görülmekte. Zihinsel fonksiyonlarına bağlı kafa karışıklıkları yaşadığı gün gibi ortada.

USA Today gazetesinde okudum; Yakın zamanda yapılan bir ankete göre, birçok bağımsız seçmen ile bazı Cumhuriyetçiler de dahil olmak üzere Amerikalıların çoğunluğu, Trump'ın yaşlandıkça daha dengesiz hale geldiğine inanıyormuş. ('Needs to be examined' MAGA figures questioning Trump's mental fitness).

Yazıda eski Fox News sunucuları Megyn Kelly ile Tucker Carlson'dan komplo teorisyeni Alex Jones ile podcast sunucusu Candace Owens'a kadar önde gelen muhafazakar yorumcuların, başkanın ruh sağlığının yerinde olmadığına ilişkin görüşlerine yer verilmiş. 7 Nisan'da X'te yaptığı bir paylaşımda Trump'ı “soykırımcı bir deli” olarak nitelendirerek görevden alınması için ABD Anayasası'nın 25. Maddesi’nin uygulanması çağrısında bulunan Owens “Kongremiz ve ordumuz müdahale etmelidir, deliliğin ötesine geçtik” demiş lafını esirgemeden. Eski Beyaz Saray avukatı Ty Cobb, 31 Mart'ta eski CNN muhabiri Jim Acosta ile yaptığı röportajda, başkanın “açıkça deli” olduğunu söyleyerek “Her gece ortaya çıkan bu saçmalıklar, delilik ve ahlaksızlığın boyutunu ortaya koyuyor” sözleriyle Owens’i desteklemiş.

Bu lafları edenlerin hepsi muhafazakar, hepsi Cumhuriyetçi Parti’nin destekçisi. Siyasi bir itirazları yok Trump’a karşı. Aksine ilk Başkanlık döneminde Trump’ın en büyük destekçisi bunlardı.

Başkan’ın ruh sağlığına ilişkin söylediklerinde gerçeklik payı da var bu arada. Çünkü Trump’ın konuşurken ilgisiz konulara ani geçişlerinin sıklaştığına tanık olmuşlar defalarca. Yazıda şöyle anlatılıyor: “Örneğin, Mart ayında Beyaz Saray'da düzenlenen bir kabine toplantısı sırasında, başkan 5 dolarlık Sharpie kalıcı kalemlere olan sevgisinden bahsederek beş dakikalık bir konu dışı konuşma yapmasıyla şaşkınlık yarattı. O ayın başlarında, gazetecilere İran'daki savaşla ilgili bilgi verirken, konuşmasının ortasında durup Beyaz Saray perdelerine hayranlıkla baktı. ‘O perdeleri ilk dönemimde ben seçtim’ dedi.”

Başkan’ın kendini her fırsatta övme çabası da bir davranış bozukluğu olarak değerlendiriliyor. “Benden başka savaş bitiren Başkan olmadı hiç” derken Theodore Roosevelt’in, Rusya ile Japonya arasındaki savaşı sona erdirdiği için 1906 yılında Nobel Barış Ödülü’nü kazandığını aklına getirmiyor bile.

Anketler, Amerikan halkının da başkanın davranışlarının garipleştiğini fark ettiğini gösteriyormuş. Şubat ayında yayınlanan bir Reuters/Ipsos anketine göre, katılımcıların yaklaşık yüzde 61'i Trump'ın yaşlandıkça daha dengesiz hale geldiğini düşünüyor. (bk: Most Americans say Trump is growing erratic with age, Reuters/Ipsos poll finds | Reuters) Bu oran, bağımsızların yüzde 64'ünü, Cumhuriyetçilerin yüzde 30'unu içeriyor.

The National Association for the Advancement of Colored People (NAACP), Amerika Birleşik Devletleri’ndeki en eski, en büyük sivil haklar örgütüdür. Başkanı aynı zamanda CEO'su olan Derrick Johnson, 7 Nisan'da yaptığı açıklamada, “Bu başkan uygun değil, sağlığı bozuk, kendisi dengesiz “ demişti.

NAACP, Trump’ın görevden alınması için Anayasa’nın 25. maddesinin yürürlüğe konmasını talep ediyor. Örgütün,117 yıllık tarihinde ilk kez oluyormuş bu.

WSJ gazetesi de Trump’ın İran’ın ele geçirdiği iki ABD askerinin durumunun konuşulduğu “Situation Room”a (Durum Odası) “dengesiz davranışlar sergileyeceği” endişesiyle alınmadığını yazdı geçen gün.

Yani başlangıçta, temsil ettiği sınıflar yararına aldığı kararlar “delilik” gibi görünse de son derece “bilinçli”ydi kuşkusuz. Ancak ikinci döneminde gerçekten “ruh sağlığı” bozuluyor Trump’ın.

İran’a saldırısından da bunu anlamak mümkün

İran’a saldırmak akıllı insan işi değil çünkü.

/././

İspanya, Slovenya, İrlanda önleyemedi! AB-İsrail suç ortaklığı sürecek 

Avrupa Birliği’nin İsrail’in tüm suçlarına ortak olmaya devam edeceği bir kez daha tescillenmiş oldu. Dün Lüksemburg’da düzenlenen AB Dışişleri Bakanları Toplantısı’nda sunulan İsrail - AB ticaret anlaşmasının askıya alınması önerisi Almanya ile İtalya’nın engellemesi sonucu rafa kalktı.

Kabul edilmesi zaten beklenmeyen bu önerinin görüşülmesini, başından beri İsrail faşizmine karşı tutum almış olan üç ülke, İspanya, Slovenya, İrlanda talep etmişti. Geçen hafta AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas’a bu ülkeler adına gönderilen ortak mektupta, İsrail’in “insan haklarına aykırı olan, uluslararası hukuk ile uluslararası insani yasaları ihlal eden” eylemlerde bulunduğu, bunların AB ile İsrail arasındaki siyasi, ekonomik, ticari ilişkileri düzenleyen 1995 tarihli anlaşmayı ihlal ettiği vurgulanmıştı. Mektupta İsrail’in eylemlerine Gazze’de yürüttüğü soykırım niteliğindeki savaş ile işgal altında tuttuğu Batı Şeria’daki şiddet olayları, bunun yanı sıra Filistinlilere idam cezası öngören yasa örnek gösterilmişti.

Üç ülkenin de amacı İsrail saldırganlığından zarar görmüş olan Gazze, Batı Şeria ile Lübnan’da şiddet devam ederken AB’nin “kenarda kalamayacağını” göstermekti. Çabaları yetmedi, Birlik “kenarda kalarak” bir anlamda İsrail faşizminin cinayetlerine onay vermiş oldu.

AB’nin İsrail konusunda bölündüğünü gösteren bir gelişmedir bu tabii ki. Öneriyi engelleyen Almanya ile İtalya, faşist geçmişlerinin yüklediği “yahudi düşmanı” olma utancının da etkisiyle “antisemitik görünmeme” çabası içine girmiş olabilirler. Ama bugünkü tutumları da gelecekte hayli “utanca” yol açacak oysa. Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un anlaşmanın askıya alınmasına karşı çıkarken bulduğu kılıf “kritik konular hakkında İsrail ile görüşebilmeliyiz” demek oldu. Bakan, ticaret anlaşmasının askıya alınması durumunda bile İsrail’le diyalog gerçekleştirilebileceğini biliyordu kuşkusuz. AB herhangi bir anlaşma yapmadığı birçok ülke ile diyalog kurmuyor mu? İsrail istemese bile onu diyaloga zorlayacak bir gücü de var üstelik. İran’a, bir dönemler Suriye’ye, Rusya’ya yaptırımlar uygulayan bir AB’dir söz konusu olan.

Toplantı öncesinde İspanya Dışişleri Bakanı Jose Manuel Albares’in, “her Avrupa ülkesinin, Uluslararası Adalet Divanı ile BM’nin insan hakları ve uluslararası hukukun korunması konusunda söylediklerini desteklemesini bekliyoruz” sözleri açıkca AB’ye “savunduğunuzu söylediğiniz ilkelerin yanında durun” demek aslında.

İspanya, Slovenya ile İrlanda ne antisemitler ne de İsrail’e özel bir düşmanlıkları var. Savunucusu oldukları Avrupa değerlerine ters düşen İsrail’le ticari ilişki sürdürmenin suça ortak olmak olduğunu düşünüyorlar sadece. Üstelik üyesi oldukları AB’ye söz konusu öneriyi sunmadan önce İsrail’e politikasını değiştirmesi yönünde defalarca çağrı yaptılar.

Üç ülke, İsrail’in, ilişkileri insan haklarına saygı ile bağlayan AB-İsrail Ortaklık Anlaşması’nın 2. maddesini ihlal ettiğini savunuyor. Bu nedenle İrlanda ile İspanya, 2024 yılında anlaşmanın gözden geçirilmesi için ilk adımları atmış, ancak bu girişim İsrail’i destekleyen üye devletlerin desteğini alamamıştı. Daha sonra Hollanda’nın öncülüğünde başlatılan bir başka girişim, AB’nin bir değerlendirme yapmasını sağladı. Bu değerlendirme sonucunda İsrail’in anlaşma kapsamındaki yükümlülüklerini “muhtemelen” ihlal ettiği sonucuna varıldı. İlişkilerin bir kısmının askıya alınması da dahil olmak üzere olası ticari önlemler daha sonra görüşüldü. Ancak İsrail’in, Gazze’ye giren insani yardımı önemli ölçüde artıracağına dair taahhütte bulunmasının ardından bu önlemler uygulanmadı.

İrlanda ayrıca, ilk olarak 2018'de sunulan İşgal Altındaki Topraklar Yasası’nı yeniden gündeme getirmeye çalışırken İspanya ile Slovenya da işgal altındaki Batı Şeria’daki İsrail yerleşim yerleriyle ticareti kısıtlamak için harekete geçmişti. Ağustos ayında Slovenya, İsrail işgali altındaki topraklarda üretilen malların ithalatını yasaklayarak bu tür bir adım atan ilk Avrupa ülkelerinden biri olmuştu. İspanya’nın da İsrail’in yasadışı yerleşim bölgelerinden ithalatı yasaklayan bir kararname çıkardığını, kararnamenin bu yılın başında yürürlüğe girdiğini de anımsatalım.

Bu üç ülke Mayıs 2024'te Filistin Devleti'ni resmen tanımıştı.

Çabaları üyesi oldukları AB’yi İsrail faşizminin “ticaret ortağı” kılığında “suç ortağı” olmaktan alıkoyamadı ne yazık ki.

Avrupa Birliği, İsrail’i protesto etmek için günlerce sokaklara dökülen üye ülkelerin halklarından da utanmadığını gösterdi böylelikle.

/././

halkTV


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

Trump kızınca böyle yapıyor: İngiltere’ye Falkland tehdidi + Savunucuları da aynı fikirde: Trump’ın “akıl sağlığı” kötü + İspanya, Slovenya, İrlanda önleyemedi! AB-İsrail suç ortaklığı sürecek -Mustafa K.Erdemol/halkTV-

Trump kızınca böyle yapıyor: İngiltere’ye Falkland tehdidi  Bir çok açıdan “ilk”lerin adamı olan ABD Başkanı Donald Trump’ın, öfke duyduklar...