Yargıtay, ilk deprem davası kararını verdi, yüzlerce davada “bozma” yolu açıldı: “Kopya” bilirkişi raporları sil baştan.-Gökçer Tahincioğlu / T24-

 Yargıtay 12. Ceza Dairesi, deprem davalarında emsal gerekçelerle ilk kararını verdi. Yargıtay, kopyala yapıştır imzalarla gündeme gelen Karadeniz Teknik Üniversitesi raporunun uzmana inceletilmesi, uzman akademisyen ve üniversitelerden yeni rapor alınması, sanıkların hukuki sorumluluklarının tek tek, ayrıntılı gerekçelendirilmesi ve istinaf mahkemesinin duruşmalı biçimde bu konuları incelemesi gerektiğine hükmetti. Kararla, benzer bilirkişi raporları ile karara bağlanan yüzlerce deprem davası için de bozma yolu açıldı. Davaları yakından izleyen hukukçu ve inşaat mühendisi Levent Mazılıgüney, “Yargıtay’ın kararı yetersiz ama önemli. İlk derece ve istinaf mahkemelerine görevlerini hatırlatmış denebilir. Bilirkişi ve imar konusundaki usulsüzlükler de tescil edilmiş oldu” dedi.

Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremlerinden sonra yargının uygulamaları çok tartışıldı. Kamu görevlileri hakkında dava ve soruşturma açılmaması, sorumlu müteahhit ve teknik elemanlara “olası kast” yerine ezbere biçimde, çok daha az ceza gerektiren “bilinçli taksir” suçundan ceza verilmesi, uzun bir süre boyunca kopyala yapıştır imzalarla gündeme gelen Karadeniz Teknik Üniversitesi’nin “tek uzman üniversite” sayılması…

Bu davalarda yerel mahkemelerin tartışmalı uygulamalarına istinaf mahkemeleri de sessiz kaldı. İstinaf mahkemeleri dosyayı kapsamlı biçimde incelemek yerine topu Yargıtay’a atmak gibi bir anlayışla hareket etti.

Bu nedenle Yargıtay’ın deprem davalarındaki tutumu büyük önem taşıyordu. Ve Yargıtay, bu konudaki ilk kararını, emsal teşkil edebilecek gerekçelerle verdi.
***
Güneşli Kocabaş Sitesi 7. Blok, depremin simge binalarından biri. 2015’te yapılmasına rağmen yıkılan bu blokta 69 kişi yaşamını yitirdi.

Binanın yıkılmasına ilişkin olarak, Kahramanmaraş’ta görülen bu davada sekiz kişi, “bilinçli taksirle öldürme” suçundan hapisle cezalandırıldı. Bu davada da “olası kast” hükümlerinin uygulanmaması, Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden alınan bilirkişi raporu çok tartışıldı.
***
Dava iki önemli başlıkla da gündeme geldi. İlki, 2011’de bu binanın yapıldığı bölge için “imara açılmasın” uyarısında bulunulmasına rağmen, bölgenin imara açıldığının ortaya çıkmasıydı. Bütün riskler sıralanmıştı ama birinci derece deprem bölgesi olan Maraş’ta bu uyarıları kimse dinlememişti.

İkincisi de uzman üniversite olarak bilirkişi raporu istenen Karadeniz Teknik Üniversitesi’nin raporuna, bilirkişi imzalarının kopyala yapıştır yöntemi ile atıldığının ortaya çıkmasıydı.

Buna göre, KTÜ’de, 12 ayrı rapora 7 bilirkişinin imzaları kopyala-yapıştır yapılarak yerleştirildi. Bu bilirkişi raporlarında imar affı çıkartılmış olmasının binaların yıkılmasında etkili olup olmadığı, işlemlere imza atan kişilerin sorumluluk tespiti gibi önemli saptamalar da yoktu. Ezbere görüşler sıralanmış ve imzalar yerleştirilmişti.
***
Bu nedenle Güneşli Kocabaş Sitesi davası, zaten tek başına önem taşıyordu. Şimdi Yargıtay’ın ilk deprem kararını bu dosyada vermesiyle daha da önemli bir hale geldi.

Yargıtay, istinaf mahkemesinin de yerinde bulduğu yerel mahkeme kararını iki önemli, emsal niteliğindeki gerekçeyle bozdu.

İlk olarak istinaf mahkemesinin duruşma açmadan, dosyayı ayrıntılı biçimde incelemeden yerel mahkeme kararını yerinde bulmasını bozma nedeni saydı. Kararda, şu yorum yapıldı:
"Bölge adliye mahkemelerinin inceleme konusu her dava dosyası için duruşma yapma yükümlülüğü bulunmamaktadır; ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) 12 Aralık 2023 tarihli Deliktaş / Türkiye kararında da ifade edildiği üzere, bölge adliye mahkemelerince dosya üzerinden inceleme yapabilmesi, duruşma yapılmasını gerektirmeyen haklı nedenlerin bulunması ile sınırlıdır. Sanıkların suçlamayı reddetmeleri, aleyhlerine düzenlenen bilirkişi kurulu raporlarının soyut, hatalı ve yetersiz olduğunu belirterek … bilimsel mütalaalar alarak dosyaya sunmaları ve yine yıkılan yapıya ilişkin aleyhlerine değerlendirilen çeşitli belgelerdeki imzaların sahte olduklarını ileri sürmeleri karşısında Bölge Adliye Mahkemesi tarafından, maddî sorunun kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespit edilebilmesi amacıyla, duruşma açılması gerekmektedir."

Yargıtay, ikinci olarak bilirkişi raporundaki imzaların sahte olup olmadığının incelenmesi gerektiğini belirtti. Şu yorumu yaptı:
"İmza inkârında bulunan sanıklar yönünden bir grafoloji uzmanından, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Fizik İhtisas Dairesinden veya kriminal laboratuvarlardan rapor alınması gerekmektedir."

Son olarak Yargıtay, şu başlıkların da incelenmesini istedi:
Ayrıca yapının projelendirme, inşa ve denetim aşamasında görev aldığı iddiasıyla haklarında kamu davaları açılan sanıkların, yapının yapım tarihinde yürürlükte bulunan imar mevzuatına ve dönem itibariyle bilim ve fennin gerektirdiği teknik şartlara uygun davranıp davranmadıklarını, aykırı davrandıklarının tespiti hâlinde de bu aykırılığın yapının yıkılmasına etkisini teknik verilere dayalı olarak her bir sanık için ayrı ayrı açıklayan, tarafların önceki raporlara yönelik itirazları ile dosyaya sunulan uzman mütalaalarını da irdeleyen, İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ), Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) ya da başka bir teknik üniversitenin inşaat mühendisliği bölümünde, zemin ve temel etüdü raporu yönünden jeofizik ve jeoloji mühendisliği bölümünde görevli öğretim üyelerinden oluşacak yeni bir bilirkişi kurulundan rapor alınması gerekmektedir.
***
Yargıtay, her sanığın hangi davranışı ile neye yol açtığının ayrı ayrı değerlendirilmediği, hepsinin eyleminin ortak biçimde, “bilinçli taksir” sayıldığı bir anlayışın doğru olmadığını vurguladı.

Buna göre istinaf mahkemelerinin deprem davalarını duruşmalı olarak ele alması, her sanığın hangi eyleminin kusurlu olduğunu gerekçeli biçimde açıklaması, uzman bir üniversiteden bütün bu başlıkları açıklayacak yeni bilirkişi raporu istenmesi, önceki bilirkişi raporundaki imzaların da grafoloji uzmanı tarafından incelenmesi gerektiğine hükmetmiş oldu.
***
Peki bu karar ne anlama geliyor?
Yargıtay’ın kararı şüphesiz ki bilirkişi ve imarla ilgili usulsüzlükleri tescillenmesi açısından önemli. Ancak Yargıtay’ın "gerekçesiz hüküm kurulamaz" diyerek verdiği bu bozma kararı, meselenin teknik ve sistemsel derinliğine inmekte ne kadar başarılı, tartışılır.

Deprem yargılamalarını, bilirkişi skandallarını ve imar dosyasındaki karanlık noktaları en başından beri takip eden hukukçu ve inşaat mühendisi Levent Mazılıgüney de kararı önemli ama yetersiz buldu. Mazılıgüney, sorularımıza şu yanıtları verdi:

- İlk Yargıtay kararı Güneşli Kocabaş dosyasıyla önümüze geldi.
Sizce bu yargılamalar en başından beri doğru bir rotada mı ilerliyor?

Maalesef hayır. Deprem yargılamaları asıl amacından tamamen uzaklaşmış durumda. Eğer bu yargılamalar sağlıklı yapılsaydı; yani yükümlülük ihlalleri, bu ihlaller ile netice arasındaki nedensellik bağı ve objektif isnadiyet tam olarak ortaya konulsaydı, bir sonraki depremde enkaz altında kalmamak için hayati dersler çıkaracaktık. Ancak bu yapılmadı. Bunun yerine, akademisyen oldukları için peşinen uzman kabul edilen bilirkişilerin hazırladığı, denetlenemeyen ve tamamen paket program analiz çıktılarını "değişmez gerçeklik" kabul eden raporlara hapsolduk. Bu raporlarla tespit edilen "yükümlülük ihlalleri", hiçbir nedensellik bağı kurulmadan doğrudan "kusur" tespitine çevrildi. Mahkemeler de bu hatalı raporları karara dönüştürdü. Neticede ne mağdurlar ne de sanıklar adalete erişebildi; muazzam bir zaman ve emek heba edildi.

"Yetersiz ama önemli karar"

- Yargıtay’ın bu ilk bozma kararını nasıl değerlendiriyorsunuz? Beklentileri karşılayan bir "hukuki set" oluşturabildi mi?
Yargıtay’ın kararı, savunma argümanlarının tartışılmadığı ve kararların gerekçesiz bırakıldığına dair genel bir bozma sunduğu için aslında oldukça zayıf bir karar. Keşke daha geniş ve cesur yazılsaydı. Örneğin, depremde yıkılmış betonarme bir binadan alınan beton karotlarıyla, binanın yapım aşamasındaki beton dayanımının saptanamayacağı gerçeğini açıkça vurgulamalıydı. Paket program analiz çıktılarının mutlak gerçeklik olmadığını, bilirkişi raporlarının denetlenebilir olması gerektiğini kayda geçirmeliydi. Karar, binanın neden yıkıldığının hâlâ meçhul olduğunu, depremin büyüklüğünün ve imar aşamalarının etkisinin mutlaka dikkate alınması gerektiğini yazsaydı gerçek bir emsal olurdu. Bilinçli taksirin koşullarını ve bireyselleştirmeyi örneklendirebileceği bir emsal fırsatını kaçırdı Yargıtay. Yine de çok önemli bir karar. Yargıtay işaret ederek ilk derece ve istinaf mahkemelerine görevlerini hatırlatmış denebilir.

- Kararda dikkat çeken bir diğer husus, bölge adliye mahkemelerinin yani istinafın rolü.
Kesinlikle. Yargıtay, istinafa örtülü bir eleştiri sunarak, dosyaları doğrudan Yargıtay’a göndermek yerine duruşma açıp yargılama yapması gerektiğini hatırlattı. Günümüzde istinaf mahkemeleri deprem dosyalarını adeta üzerinden atmaya çalışıyor. İstinaf bu kritik süreçte işini yapmayacaksa neden var? Bu yaklaşım adalete erişimi sadece geciktiriyor ve yargılama sürecini hantallaştırıyor. Elbette sadece istinaf mahkemelerine değil, ilk derece mahkemelerine de işlerini hatırlatıyor Yargıtay. İlk derece mahkemeleri kapsamlı olarak iddia ve savunmaları tartışmalı, bilirkişi raporlarını denetlemeli, nedensellik bağı kurulmalı ve bireyselleştirme yapılmalı. Bunu ilk derece yapmadıysa istinaf duruşma açarak yapmalı. Her şeyi Yargıtay’dan beklemeyin, lütfen görevinizi yapın, adaleti geciktirmeyin denmiş kibarca.

2011’de “imara açmayın” denilmişti.

- Güneşli Kocabaş davasında ve diğerlerinde en çok "inşaat hataları" konuşuluyor. Ama siz "imar aşaması sorgulanmadan adalet olmaz" diyorsunuz. Neden imar bu kadar hayati?
Binaların neden yıkıldığını anlamak istiyorsak süreci bütüncül değerlendirmeliyiz. İmar aşamalarını dikkate almayan bir yargılama eksiktir. Sizin de daha önce haber yaptığınız gibi Güneşli Kocabaş’ta İller Bankası 2011 yılında "burayı imara açmayın" demişken neden açıldı ve neden yüksek kata izin verildi? Depremden önce 15 kata izin verilen o alan, depremden sonra 5 kata indirilmişse ve yıkılan bloğun bulunduğu yer imara kapatılmışsa; "Neden bu önlem 6 Şubat’tan önce alınmadı?" sorusunu sorma hakkımız vardır. Eğer bu sınırlama zamanında yapılsaydı, bugün bu can kayıplarını konuşmuyor olacaktık. Yargılama da olmayacaktı. İmar aşamaları deprem dirençli şehirleşme için hayati önemde. İmar hatalarının Malatya’da da Hatay’da da hayati önemde olduğunu görüyoruz ama bir türlü yargılamalara dahil edemiyoruz. Umarım Yargıtay kararı sonrası imar aşamaları da tartışılır. Güneşli Kocabaş sitesi özelinde tartışılmaması halinde adalet yine tecelli etmeyecektir.

- Bu dosyayı bir hukukçu olmanın ötesinde, her platformda bir "eğitim materyali" olarak anlatıyorsunuz. Bu vaka neden bu kadar öğretici?
Çünkü bu dosya hem mühendislik hem de hukuk fakültelerinde ders olarak okutulmalı. İmar baştan sona hatalı ama yargılama bu aşamayı görmezden geliyor. Sanki yapı süreci sadece inşaattan ibaretmiş gibi davranılıyor. Kullanım aşaması, önceki Elazığ depreminin etkileri, idarenin alması gereken tedbirler hep belirsiz kalıyor. İnşaat mühendisliği açısından tünel kalıp sistemine rağmen bir binanın neden yıkıldığını, sitedeki diğer 15 bloğun neden ayakta kaldığını (faya yakınlık, yönelim etkisi, düşey ivme vb.) araştırmadan verilen her karar, bilime de hukuka da aykırıdır. Maalesef deprem yargılamalarındaki bilirkişi raporları hiçbir bilimsel faaliyette tartışılmıyor. Adeta raporlar akademi dünyasından da kaçırılıyor. Halbuki sadece Güneşli Kocabaş sitesi değil, birçok dosya tartışılmalı, öğrencilere örnek vaka olarak anlatılmalı. Bu dosya da hem hukuk hem de mühendislik ve mimarlık öğrencileri için emsal niteliğindedir.

"İmzalar kopya, geciken adaletin ve ödenen ücretlerin hesabını kim verecek?"

- Yargıtay, bilirkişi raporlarındaki "imza sahteciliği" iddialarının incelenmesini istedi. Binlerce raporun tek bir merkezden çıkması ne anlama geliyor?
Bu imzaların kopya olduğunu anlamak için uzman olmaya bile gerek yok, çıplak gözle dahi görülüyor. Nitekim adli belge inceleme ve grafoloji uzmanları da bu tespiti yaptı. Binlerce rapor neden tek bir üniversiteye gönderildi? Bu kopyala-yapıştır raporlarla yüzlerce insanın hayatı hakkında hüküm kuruldu. Bu durum akademiye, özellikle inşaat mühendisliği akademisine çok büyük bir itibar kaybı yaşattı. Akademisyenlerin yaşanan itibar kaybına duyduğu öfke çok büyük. Geciken adaletin ve haksız ödenen bilirkişi ücretlerinin hesabını kim verecek? Bu inceleme titiz ve kapsamlı şekilde yapılmalı, sonra sorumlular hesap vermeli. Bu çarpık sistem neden enkaz altında kaldığımızın da özeti niteliğinde. Birçok alanda işlerimiz böyle maalesef. Yargılamada bilirkişi raporu var mı var. Var da ne anlam ifade ediyor? Koca bir hiç! Tıpkı inşa süreçlerimizde yer alan denetim mevzuatı ve idarenin denetim yükümlülükleri gibi. Var mı var ülkesinde kağıt üstünde olan ama aslında olmayanlar yüzünden insanlarımız ölüyor. Buna dur denilmeli.

- Mağdur ailelerin büyük bir öfkesi var ve yargıdan bir "sorumlu" bekliyorlar.
Mağdurlar haklılar. Ancak bina yıkıldıktan sonra sorumlu belirlemek kolay değil. Hele ki imardan deprem gününe kadar tüm süreci dikkate almayan yargılamalardan adalet çıkmaz, sadece günah keçisi çıkar. Mağdurların öfkesini bir "günah keçisi" bularak dindirmeye çalışmak, bir sonraki depremde yine enkaz altında kalmamıza neden olur. Mahkemeler "birilerini cezalandıralım da kamuoyu rahatlasın" mantığıyla bu vebale girmemeli. Bütüncül bir yaklaşımla imardan zemin etüdüne, inşaattan denetime, kullanımdan deprem gününe kadar tüm süreç incelenmeli. Bilirkişi raporları mutlak doğru kabul edilmemeli, bilirkişiler mutlaka duruşma salonlarında çapraz sorguya alınmalı. Uzman görüşlerinin, bilirkişi raporlarıyla "silahların eşitliği" ilkesi kapsamında denk olduğu unutulmamalı. Bizler vicdanları rahatlatacak "görünüşte yargılamalar" değil; bilimsel ve hukuki nedenselliğin kurulduğu, sonraki nesilleri enkaz altında kalmaktan kurtaracak "adil yargılamalar" talep ediyoruz.

- Bozma kararından sonra bizi ne bekliyor?
Biz görünüşte değil, adil ve geleceğe ışık tutacak yargılamalar talep ediyoruz. Çelişmeli yargılama olmadan adalet mümkün değil. Yargıtay’ın bu uyarısı bir fırsata çevrilmeli; bilirkişi raporları denetlenebilir hale getirilmeli ve gerçek sorumluluk zinciri (imar vereninden, denetlemeyenine kadar) kurulmalı. İlk derece mahkemelerine çok iş düşüyor. Yükümlülük ihlali, nedensellik bağı ve objektif isnadiyet ilişkisi her bir sanık için bireyselleştirerek gerekçelendirilmeli. Aksi takdirde, sadece enkazın üzerini hukukla örtmüş oluruz. Adalet enkaz altında kalmaya devam eder.

Bunu tamamen zaman gösterecek ve mahkeme heyetlerinin vicdanı belirleyecek. Ya adaletin tecellisi ve sonraki depremde enkaz altında kalmamak adına üstlerine düşeni yapacaklar ya da ciddi bir vebal atın da kalacaklar. Biz görünüşte değil, adil ve geleceğe ışık tutacak yargılamalar talep ediyoruz. Çelişmeli yargılama olmadan adalet mümkün değil. Yargıtay’ın bu kararı ve aslında uyarısı bir fırsata çevrilmeli; bilirkişi raporları denetlenebilir hale getirilmeli ve gerçek sorumluluk zinciri (imar vereninden, denetlemeyenine kadar) kurulmalı.

Burada özellikle meslek odalarının, bilhassa TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası'nın (İMO) tarihi uyarılarına ve aylardır süren haklı feryadına artık kulak verilmesi şart. İMO peş peşe yaptığı açıklamalarla yargılamalardaki fecaati ortaya koydu: "Bilirkişiler hâkim yerine geçemez, kusur ve oranını belirleyemez", "Paket program analiz çıktıları değişmez gerçeklikler değildir" ve "Kanunsuz suç olmaz, aleyhe düzenleme geriye yürümez" dedi. Son olarak da Yargıtay çalıştayına gönderdiği geniş bir metinle tarihi bir sorumluluk üstlendi. İMO'nun bu teknik ve hukuki açıklamaları, yargılamaların temel omurgası olmalıdır. O dönemin yönetmeliklerine göre inşa edilmiş binaları bugünün modern yazılımlarıyla yargılayıp, taşıyıcı sisteme sonradan yapılan müdahaleleri ve zemin/imar gerçeklerini, helke ki imar aflarını sümen altı edemezsiniz.

Bu noktada ilk derece mahkemelerine çok iş düşüyor. Mahkemeler, "kamuoyunu rahatlatacak birilerini bulduk, dosya kapandı" kolaycılığından ve toptancı cezalandırma mantığından derhal kurtulmalı. Yükümlülük ihlali, nedensellik bağı ve objektif isnadiyet ilişkisi her bir sanık için soyut şablonlarla değil, somut delillerle bireyselleştirilerek gerekçelendirilmeli.

Aksi takdirde, sadece enkazın üzerini hukukla örtmüş oluruz. Adalet enkaz altında kalmaya devam eder. Daha kötüsü bir sonraki depremde insanlarımız yine enkaz altında kalır.
(Gökçer Tahincioğlu-T24)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

soL "Köşebaşı + Gündem" -21 Nisan 2026-

Diyarbakır’da kendisini 'şeyh' diye tanıtan imam çocuğa sistematik istismardan gözaltına alındı  Kulp ilçesindeki Totana Mahallesi’n...