İBB Kent Tarihi ve Tanıtımı Turizm Dairesi Başkanı Merve Gedik: Eminönü turistik bir dekor olsun istemiyoruz; hanların içindeki hayatı tasfiye ettiğiniz anda mirasın önemli bir kısmını kaybetmiş oluyorsunuz -Aslı Atasoy/T24-

İBB Kent Tarihi ve Tanıtımı Turizm Dairesi Başkanı Merve Gedik: Eminönü turistik bir dekor olsun istemiyoruz; hanların içindeki hayatı tasfiye ettiğiniz anda mirasın önemli bir kısmını kaybetmiş oluyorsunuz

"Bizim yaklaşımımızda koruma, sadece yapıyı fiziksel olarak ayağa kaldırmak değil; o yapının taşıdığı gündelik hayatı, hafızayı ve kullanım pratiğini de yaşatabilmek demek. Özellikle Eminönü Hanlar Bölgesi gibi yerlerde bunu ticaretten bağımsız düşünmek mümkün değil. Çünkü burası yüzyıllardır İstanbul ticaretinin kalbinin attığı bir bölge. Hanların duvarlarını koruyup içindeki hayatı tasfiye ettiğiniz anda aslında o mirasın önemli bir kısmını kaybetmiş oluyorsunuz. Dolayısıyla biz burada topyekûn, üst ölçekli ve bölgeye dışarıdan dayatılan işlev değişikliklerini doğru bulmuyoruz"

Günümüzde şehir, salt binaların ve insanların bir araya geldiği fiziksel bir toplamın ötesinde, yaşayan bir organizma olarak ele alınıyor. Artık kenti, içinde nefes alan her canlının hakkını, geçmişin hafızasını ve geleceğe dair ortak arzuları kapsayan kavramsal bir çerçevede okuyoruz. Yani binanın, ağacın, hayvanın ve insanın da eşit haklara sahip olduğu kolektif bir üretim ve yaşam alanı.

Geçen yüzyılın ortalarından başlayan bu değişim, belediyecilik anlayışında da köklü bir dönüşümü beraberinde getirdi. Fransız Marksist Sosyolog Henri Lefebvre’in temellerini attığı “Kent Hakkı” kuramı, şehir sakinlerini hizmet alan tüketiciler olarak görmenin yanlış olduğunu belirtir ve onları yönetimin ve mekanın bizzat ortakları olarak tanımlar. Bu modele göre yerel yönetimler, devletin kontrol mekanizması olmaktan çıkarak tüm bileşenleri kapsayan demokratik bir özyönetim aracına dönüşmelidir.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesinde 2019 yılında kurulan İBB Miras, bu teorik çerçeveyi pratikle buluşturan en somut örneklerden biri. Şehrin hafızasını korurken "mekânsal adalet" ilkesini merkeze alan birim; yapıları korumanın yanında o yapıların içindeki yaşamı da korumayı savunuyor.

İBB Kent Tarihi ve Tanıtımı Turizm Dairesi Başkanı Merve Gedik, "Duvarları koruyup içindeki hayatı tasfiye ederseniz, o mirasın ruhunu öldürürsünüz" diyerek İBB Miras’ın restorasyona bakışındaki kırmızı çizgiyi çekiyor. Merve Gedik ile Hanlar Bölgesi’nin "yaşayan miras" felsefesini, soylulaştırma sancılarını ve ortak hafızanın mülkiyet labirentlerindeki geleceğini masaya yatırdık.

Merve Gedik Yerebatan Sarnıcı'nda...

- İBB Miras, restorasyona “yaşayan miras” felsefesiyle yaklaşıyor. Ancak Eminönü hanları, ticaretin ve karmaşanın en yoğun yaşandığı yerler. Bu hanlarda yaşayanı korumak ile yapıyı korumak arasındaki o bıçak sırtı dengeyi nasıl kuruyorsunuz?

Bizim yaklaşımımızda koruma, sadece yapıyı fiziksel olarak ayağa kaldırmak değil; o yapının taşıdığı gündelik hayatı, hafızayı ve kullanım pratiğini de yaşatabilmek demek. Özellikle Eminönü Hanlar Bölgesi gibi yerlerde bunu ticaretten bağımsız düşünmek mümkün değil. Çünkü burası yüzyıllardır İstanbul ticaretinin kalbinin attığı bir bölge. Hanların duvarlarını koruyup içindeki hayatı tasfiye ettiğiniz anda aslında o mirasın önemli bir kısmını kaybetmiş oluyorsunuz. Dolayısıyla biz burada topyekûn, üst ölçekli ve bölgeye dışarıdan dayatılan işlev değişikliklerini doğru bulmuyoruz. Dünyada da Türkiye’de de bu tarz müdahalelerin çoğu yapaylaşma ve kimlik kaybı üretti. Çünkü bu alanların içinde yüzyıllar boyunca oluşmuş bir ticaret kültürü, kullanıcı alışkanlıkları ve gündelik hayat hafızası var. Elbette dönüşüm olabilir. Zaten tarih boyunca da ticaretin niteliği değişti. Üç yüz yıl önce urgan, halat, çuval satan bir yapı bugün başka ihtiyaçlara cevap veriyor olabilir. Ama burada esas olan, değişimin bölgenin kendi iç dinamiklerinden doğması. Yani kararın yukarıdan verilmesi değil; gündelik hayatın, kullanıcı ihtiyaçlarının ve lokalin kendi dönüşümünün bunu üretmesi. Bizim “yaşayan miras” dediğimiz şey tam olarak bu dengeyi kurabilmek. Yapıyı korurken, o alanın yaşayan ruhunu da korumak.

- Tarihi Yarımada’daki restorasyon projeleri genellikle “soylulaştırma” korkusunu beraberinde getiriyor. Bir hanı ihya ettiğinizde, oranın asıl sahibi olan zanaatkârın veya esnafın yerini lüks kafelere veya butik otellere bırakmamasını nasıl garanti ediyorsunuz?

Soylulaştırma genellikle dışarıdan gelen büyük ölçekli kararlarla ortaya çıkıyor. Yani mevcut kullanıcıyı oradan uzaklaştırıp yerine daha yüksek gelir grubuna hitap eden yeni bir kullanım modeli yerleştirildiğinde. Bizim yaklaşımımız bunun tam tersine dayanıyor. Özellikle Eminönü gibi bölgelerde dönüşümün yerelin kendi ihtiyaçlarından doğması gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü buradaki esnaf, zanaatkâr, taşıyıcı, küçük üretici ya da ticaret erbabı sadece ekonomik bir aktör değil; aynı zamanda bu bölgenin kültürel hafızasının taşıyıcısı. Dolayısıyla yapılacak müdahalelerin bölgenin mevcut yaşamıyla kavga eden değil, onunla birlikte çalışan müdahaleler olması gerekiyor. Belki bazı noktalarda yeni işlevler, kültürel kullanımlar veya kamusal dokunuşlar olabilir ama bunların bölgenin içine kılcal biçimde karışması lazım. Topyekûn bir dönüşüm anlayışıyla değil. Böyle olduğu zaman zaten hem daha kalıcı hem de daha sahiplenilen dönüşümler ortaya çıkıyor. Aynı zamanda soylulaştırmanın da önüne geçilmiş oluyor. Çünkü insanlar kendilerini ait hissettikleri gündelik hayatın içinde kalmaya devam ediyorlar.

Baruthane'nin öncesi...
Baruthane'nin sonrası...

- Hanların büyük bir kısmı özel mülkiyet veya vakıf malı. Kamu kurumu olarak, mülkiyet sorunlarının restorasyonun önünü kestiği noktalarda nasıl bir yol haritası izliyorsunuz? Sadece mülkiyeti belediyede olanlara mı dokunabiliyorsunuz yoksa “ortak miras” hukukuyla özel mülke müdahale yöntemleriniz var mı?

Burada en temel meselelerden biri gerçekten mülkiyet konusu. Eminönü Hanlar Bölgesi çok parçalı bir mülkiyet yapısına sahip. Vakıflar, özel mülk sahipleri, hissedarlar, kamu kurumları. Dolayısıyla bu alanlarda koruma süreçleri doğal olarak daha karmaşık ilerliyor. İBB Miras olarak bizim müdahale kapasitemiz doğrudan mülkiyet ilişkileriyle bağlantılı. Belediyeye ait alanlarda daha doğrudan hareket edebiliyoruz. Çünkü kamu kurumu olarak mülkiyet hakkını gözetmek zorundayız. Ancak bu, özel mülkiyetteki yapılara tamamen kayıtsız kaldığımız anlamına gelmiyor. Uzun süreli kullanım protokolleri, restorasyon karşılığı kullanım modelleri, kurumlar arası iş birlikleri ve ortak çalışma süreçleri gibi farklı yöntemlerle kamusal fayda üretmeye çalışıyoruz. Ama burada esas ihtiyaç tek tek yapılar üzerinden ilerlemekten çok, bölgesel bir koruma ve yönetim modeli geliştirebilmek. Özellikle Eminönü Hanlar Bölgesi gibi çok katmanlı ve çok aktörlü alanlarda; Vakıflar Bölge Müdürlüğü, Kültür ve Turizm Bakanlığı, belediyeler, mülk sahipleri ve uzmanların birlikte çalışabileceği bir alan yönetim planına ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz.

Çünkü bu alanlar sadece tekil mülkler değil; İstanbul’un ortak hafızasının parçaları. Bu nedenle kurumlardan ve mülkiyet sınırlarından bağımsız, ortak miras yaklaşımıyla çalışan daha bütüncül karar alma mekanizmaları geliştirilmesi gerekiyor. Aksi halde parçalı müdahalelerle bu kadar büyük ve karmaşık bir tarihi dokuyu sürdürülebilir biçimde korumak çok zorlaşıyor.

- Bugüne kadar Bukoleon Sarayı’ndan Botter Apartmanı’na kadar çok kritik dokunuşlar yaptınız. Peki, Eminönü’nün o eskimiş klima boruları ve tabelalar altındaki hanlar bölgesi için önümüzdeki 5 yılın “majör” planı nedir? Odağınızda neler var?

İBB Miras olarak son dönemde Bukoleon Sarayı’ndan Botter Apartmanı’na kadar çok farklı ölçeklerde ve karakterlerde miras alanlarında çalışmalar yürüttük. Bukoleon Sarayı’nda uzun süre görünmez kalmış arkeolojik mirası koruma altına alıp görünür hale getirdik. Botter Apartmanı’nda ise uzun yıllar metruklaşmış bir yapıyı yeniden kent yaşamına kazandırdık. Aslında bu iki örnek de bizim koruma yaklaşımımızı gösteriyor: Bir yandan fiziksel mirası korumak, diğer yandan onu yeniden gündelik hayatın parçası haline getirmek. Eminönü Hanlar Bölgesi’nde de mesele sadece cephe iyileştirmesi yapmak değil; yüzyıllardır yaşayan bir ticaret dokusunu, kamusal hafızayı ve gündelik hayatı birlikte koruyabilmek. Bu nedenle özellikle bu ölçekte ve nitelikte alanlarda parçalı müdahaleler yerine, farklı kurumların, uzmanlık alanlarının ve mülk sahiplerinin birlikte çalışabildiği bütüncül bir alan yönetimi yaklaşımının gerekli olduğunu düşünüyoruz. Çünkü bu bölgelerin geleceği tek bir kurumun müdahalesiyle çözülebilecek bir mesele değil. Bir yandan fiziksel olarak yıpranmış yapıların restorasyon ihtiyacını karşılamak gerekiyor. Çünkü bazı hanlar ciddi biçimde çöküntü riski altında. Ama diğer taraftan bu alanların yaşayan ticaret dokusunun devam etmesi de gerekiyor. Biz boşaltılmış, sterilize edilmiş, sadece turistik bir dekor haline gelmiş bir Eminönü istemiyoruz. Dolayısıyla burada fiziksel koruma kadar gündelik hayatın, ticaret kültürünün ve kamusal kullanımın sürdürülmesi de önemli. Çünkü kullanılmayan yapı yeniden atıllaşıyor. Korumanın en önemli araçlarından biri de doğru kullanım üretmek.

Botter Apartmanı restorasyon öncesi...
Botter Apartmanı restorasyon sonrası...

- Restorasyon bitince ekip sahadan çekiliyor ama hayat devam ediyor. Restore edilen bu hanların, birkaç yıl sonra eski bakımsız haline dönmemesi için bir yönetim ve denetim modeliniz var mı?

Aslında restorasyon çoğu zaman sürecin başlangıcı. Bir yapıyı restore etme kadar, o yapının sonrasında nasıl yaşayacağını kurgulamak da önemli. İBB Miras’ın yaklaşımında restorasyon sonrası kullanım modeli çok kritik bir başlık. Biz restorasyonu tamamladıktan sonra yapıları ilgili İBB birimlerine devrediyoruz; örneğin İBB Kültür ya da İBB Kütüphane gibi birimler bu alanların programlanmasını yürütüyor. Ancak İBB Miras süreçten tamamen çekilmiyor. Yapının karakterine uygun kullanım biçimleri, etkinlik programları, mekânsal ihtiyaçlar ve zaman içinde doğabilecek yeni müdahale ihtiyaçları konusunda diğer birimlerle sürekli temas halinde oluyoruz. Çünkü bu alanların yaşayan mekânlar olarak kalabilmesi için yönetim modeli en az restorasyon kadar önemli. Koruma sadece fiziksel müdahale değil; sürdürülebilir kullanımın devam etmesini sağlamak da korumanın bir parçası.

- İBB Miras’ın mülkiyeti özelde yapılarda gösterdiği restorasyon başarısı takdir topluyor. Mülkiyeti şahıslara ait ve yüzlerce hissedarı olan Büyük Yeni Han ve Kızlarağası Hanı gibi tescilli devasa yapılar, hukuki çıkmazlar nedeniyle zamana yenik düşüyor. Mülkiyeti sizde olmayan ortak miras niteliğindeki hanlar için maliklerle bir araya gelmek üzerine bir planlamanız var mı?

Aslında tam da bu nedenle biz “ortak miras” kavramını çok önemsiyoruz. Çünkü bu yapılar hukuken özel mülkiyet olabilir ama kültürel olarak hepimize aitler. İstanbul’un hafızasının bir parçasılar. Büyük Yeni Han ya da Kızlarağası Hanı gibi yapılarda yüzlerce hissedarın olması, farklı kurumların yetki alanlarının kesişmesi ve ekonomik zorluklar süreçleri ciddi biçimde zorlaştırıyor. Bu nedenle klasik koruma yöntemleri burada çoğu zaman yeterli olmuyor. Bizim yaklaşımımız, bu alanların sadece tek bir kurumun müdahalesiyle çözülemeyeceği yönünde. Vakıflar Bölge Müdürlüğü, Kültür ve Turizm Bakanlığı, belediyeler, malik temsilcileri ve uzmanların bir araya geldiği yeni yönetim modellerine ihtiyaç var. Özellikle Eminönü Hanlar Bölgesi gibi alanlar için bir alan yönetim planı oluşturulması gerektiğini düşünüyoruz. Bu planın da kişilerden bağımsız, sürdürülebilir ve uzmanlık temelli bir yapıya sahip olması lazım. Çünkü bu alanların geleceği sadece restorasyon yapmakla değil; kullanım, yönetim, ekonomik sürdürülebilirlik ve gündelik hayatı birlikte düşünmekle mümkün olabilir.

Merve Gedik kimdir?

Lisans eğitimini Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nde tamamlayan Merve Gedik, yüksek lisans eğitimini İstanbul Teknik Üniversitesi Mimari Tasarım Programı’nda, “Mimari Temsilde Hareket İmgesi: Gündelik Hayat ve Sinematografi Üzerinden Bir Okuma” başlıklı tezi ile 2013 yılında tamamladı. Meslek yaşamına mimarlık ofislerinde başladıktan sonra, 2013 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü bünyesinde göreve başlamış; bu süreçte kültürel mirasın korunması ve restorasyon alanlarında deneyim kazandı.

Aralık 2019 itibarıyla İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kent Tarihi, Tanıtımı ve Turizm Dairesi Başkanlığı (İBB Miras) bünyesinde görev almakta olup, 2021 yılından itibaren İBB Miras Projeler Müdürü olarak; restorasyon uygulamaları, meydan tasarım yarışmaları ve miras alanlarının yeniden işlevlendirilerek kamusal yaşama kazandırılmasına yönelik projelerin geliştirilmesi ve uygulanması süreçlerini yönetti. Aynı dönemde, İstanbul’un simge yapılarında yürütülen kapsamlı restorasyon projelerinde aktif sorumluluk üstlenmiştir. Nisan 2026 itibarıyla Kent Tarihi ve Tanıtımı Turizm Dairesi Başkanı olarak atanmış olup, kültürel mirasın korunması, yeniden işlevlendirilmesi ve kamusal erişimin güçlendirilmesine yönelik strateji ve uygulama süreçlerini yönetmeye devam etmekte.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

Anthropic ve OpenAI, dini liderlerle görüştü ama Müslümanlarla değil: İslam tartışmalardan dışlanıyor mu? + Sosyal medyadan kripto paraya: İnternet nasıl küresel bir kumarhaneye dönüştü? -Füsun Sarp Nebil / T24-

Anthropic ve OpenAI, dini liderlerle görüştü ama Müslümanlarla değil: İslam tartışmalardan dışlanıyor mu? Etkinlikle ilgili haberler ağırlık...