İşçiler ‘Koç’lardan 109 kat fazla vergi ödedi + Okulun, özgürlük zamanının karşıtına dönüştürülmesi: Despotluk, boş zaman, tatil ve turizm + Emperyalist diplomasideki trafik neyi ifade ediyor? -EVRENSEL-

 İşçiler ‘Koç’lardan 109 kat fazla vergi ödedi -Uğur Zengin-

Siyasal iktidarın yeni vergi paketi TBMM’de yasalaştı. İstanbul Finans Merkezi (İFM) şirketlerine ve Türkiye’ye yerleşecek yabancı milyarderlere 20 yıla varan vergi muafiyetleri (sıfır vergi) ve sembolik miras vergisi avantajları sağlandı. Kaynağı belirsiz, kayıt dışı varlıkların çok düşük bir vergiyle (yüzde 0-5) sisteme sokulmasına ve cezalardan muaf tutulmasına olanak tanındı. İmalat sanayi için iki yıl önce getirilen asgari kurumlar vergisi oranı yüzde 9’a düşürüldü.

Türkiye’de vergi yükünün kimin omuzlarında olduğunu anlamak için karmaşık ekonomik teorilere ihtiyacımız yok. Sadece önümüzdeki yalın gerçeklere, bordrolu bir işçinin ücretinden kesilenlerle, devasa holdinglerin bilançolarına bakmak yeterli.

Vergi indirimleri bugün basit bir adaletsizlik değil. Vergi indirimleri kâr oranındaki düşüşe karşı bir ‘karşıt etki’. Vergileri azaltarak vergi sonrası kârları artırmak; kurumlar vergisini düşürmek bu “karşıt etki”nin büyük bir parçası.

‘Yük hiçbir şekilde dar gelirlilere yüklenmeyecek’

Yaklaşık iki yıl önce TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi toplantısında konuşan Bakan Şimşek, “Amacımız vergilendirilmemiş bir alan bırakmamak, vergide adalet ve etkinliği sağlamak. Yük hiçbir şekilde dar gelirlilere yüklenmeyecek” diyordu.

O yıl TÜİK enflasyonu yüzde 30.9, İstanbul Ticaret Odası yüzde 55 olarak açıkladı. 2025 için asgari ücrete yapılan zam yüzde 30 ile resmi enflasyonun dahi altında kaldı. Bir yılda 3.1 milyon kişi işsiz -yani gelirsiz- kaldı.

Ancak tüm bu tabloya rağmen ücret ve maaşlardan alınan doğrudan vergi yüzde 84 artarken, şirketlerden alınan kurumlar vergisi sadece yüzde 37 arttı. Dolayısıyla emekçi sınıflar Türkiye’de daha az reel gelir elde ederken, daha çok vergi ödedi ve ödeyecek.

Holding ve şirketler için 2024 ve 2026 yıllarında TBMM’den iki farklı kurumlar vergisi düzenlemesi geçirildi. TBMM’de 2024 ve 2026 yıllarında, holding ve şirketleri için iki kağıt üzerinde zıt görünen kurumlar vergisi düzenlemesi yasalaştı. 2024 yılındaki ilk düzenlemeyle kurumlar vergisinde artışa gidilirken, 2026’daki ikinci düzenlemeyle vergi indirimi sağlandı.

‘Ara durak’ta ne oldu?
Bu tabloya baktığımızda 2025 yılını tam bir ‘ara durak’ olarak tanımlayabiliriz. Peki, bu geçiş yılında Türkiye’nin en büyük iki sanayi devinin ve işçilerin tahsildarlarla mesaisi ne alemdeydi?

Karmaşık bir labirente dönüşmüş vergi sistemini karmaşadan yalıtmanın da Şimşek’in “Yük hiçbir şekilde dar gelirlilere yüklenmeyecek” sözlerini test etmenin de basit bir yolu var. Bu basit test için iki şirketin fiili vergi oranı (gelirine oranla ödediği vergi) ile işçilerin fiili vergi oranındaki eğilime bakalım.

İstanbul Sanayi Odası verilerine göre Türkiye’nin en büyük sanayi şirketi TÜPRAŞ, ikincisi ise Ford Otosan.

TÜPRAŞ, 2025 yılında 830 milyar TL (29.5 milyar TL net kâr) gelir elde ederken, Ford Otosan 831 milyar TL (34 milyar TL net kâr) gelir elde etti. Türkiye’nin holdingleşmiş en büyük ailesi olan Koçların elindeki bu iki şirketin 2025’te ödediği kurumlar vergisi tutarı 2.7 milyar TL.

TÜPRAŞ için 2025’te ödediği kurumlar vergisinin cirosuna oranı yüzde 0.31 (binde 3), Ford Otosan için ise yüzde 0.02 (On binde 2). Net kâra oranla ise sırasıyla yüzde 8.6 ve yüzde 0.5.

Türkiye’de 22 bin lira asgari ücretin uygulandığı 2025’te net ücreti yaklaşık 35 bin lira olan bir işçi yıl boyunca toplam 94 bin TL doğrudan vergi (90 bin TL gelir vergisi, 4 bin TL damga vergisi) ödedi.

Şimdi fiili vergi oranıyla birkaç kıyas yapalım:

* İki şirketin fiili vergi oranı ortalama yüzde 0.16 iken, işçinin fiili vergi oranı yüzde 17.8 oldu.
* TÜPRAŞ ve Ford Otosan işçi sistemiyle vergilendirilseydi, bu şirketlerin şu an ödediklerinden tam 109 kat daha fazla vergi ödemeleri gerekirdi.
* Şirketler, bir işçi gibi vergilendirilselerdi ödemeleri gereken toplam verginin sadece yüzde 0.9’unu (yüzde 1’inden bile azını) ödemiş oldular.
* 1.6 trilyon TL geliri olan iki koskoca holdingin devlete ödediği vergi katkısını, Türkiye’de 2025’te brüt ücreti 44 bin lira olan 28 bin 819 işçi tek başına ücretlerinden kesilen parayla yaptı.
* 3.1 milyondan fazla işçinin bir yıl boyunca hiç durmadan çalışıp elde ettiği toplam brüt gelir, sadece iki şirketin kasasına girdi. Üstelik bu 3.1 milyon işçi bu gelir üzerinden devlete 295 milyar TL vergi öderken, iki şirket devlete sadece 2.7 milyar TL ödedi.
* İşçinin sırtındaki vergi yükü oranı, şirketlerin vergi yükü oranının tam yüzde 10 bin 920’sine (yaklaşık 109 katına) denk geliyor. Yani sistem, işçinin gelirini şirketlerin gelirine kıyasla oransal olarak yüzlerce kat daha ağır vergilendiriyor.

Şimşek’in yürüttüğü uluslararası sermaye uyumlu programın hedefi bütçede “faiz dışı fazla” vermek. Enflasyonun dizginlenemediği, uluslararası tefecilerin faiz talebinin arttığı bu düzende denklemin sonucu çok açık.

Bütçeyi denkleştirmek için gereken o para; teşviklere boğulan yerli ve yabancı sermayedarlardan, holdinglerden değil, her ay ücreti eline dahi almadan vergisi kesilen emekçilerden çıkacak.

Metropollerden taşraya Türkiye işçi sınıfı bu adaletsiz vergi düzenine ve sermaye yanlısı politikalara karşı örgütlü bir itiraz yükseltmediği sürece, faturayı ödeyen hep emeğiyle geçinenler olacak.

/././


Okulun, özgürlük zamanının karşıtına dönüştürülmesi: Despotluk, boş zaman, tatil ve turizm -Adnan Gümüş-

Okul kökü ve kendisi Eski Yunanca ‘skhole/okul” kavramından geliyor: Serbest zaman denebilir belki ama zaman kişinin dışında bir şey olmadığından kişinin özgür olduğu zaman yani özgürlük zamanı. Okulun en iyi tanımı özgürlük zamanı olması olabilir.

Okulun okul, zamanının özgür olması: Sorabilme, araştırabilme, düşünebilme/teori yapabilme zamanı
Özgür olabilmenin zamanı “boş” zaman değil, fizikçilerin iddiası ile zaten boşluk kavramı boş bir kavram olabilir, gönderimi olmayabilir, boşluk hiç olmayabilir. Skhole, özgür zümrelerin özgürlük zamanı.

İşçilerin işçilik zamanı, esnafın esnaflık zamanı, askerlerin askerlik zamanı, memurun memurluk zamanı olur, kölenin zamanı ise Aristoteles’in Politika [Siyaset, Siyasal Toplum] eserine göre olmaz, bağımlının özgür/düşünme/okul zamanı olmaz, onun neyi ne kadar düşünmesi gerektiği dıştan belirlenmiştir, onun özgür zamanı, başka tarzda düşünme ve eyleme zamanı yoktur.

Özgür olma ile okulun aynı kökten oluşu içeriğinin ne olduğu sorusu içeriğinin ne olduğu sorusudur Antik Yunan’da bunun içeriği bilgi araştırmaları peşinde olmaktır. Özgür kişi kendi kararlarını kendisi verebilen, iradesi kendinde olandır. Hüküm hikmetten gelmektedir. Hikmet bilgiden, bilemiyorsa araştırma bilme yetisi ve hakkından gelmektedir. Bilgiyi ve bilme yetisini kaldıralım, özgürlük diye bir şey kalmaz, ne yapacağını bilememe hali kalır, mevcut iç biyofizyolojik akışa veya dış akışa uyma “kitle/sürü” hali kalır.

Okulların temel dersleri “Liberal Arts” yani “Özgürleştirme Sanatları” olarak anıldı, hala da öyle anılıyor. Yani özgürlük/kişi özgürlüğü ile bilme yetisi/özgürlüğü, eğitim olarak da okullarda en çok da bilme sanatlarının, düşünme yaratma sanatlarının geliştirilmesi gerekiyor, bunlar özgürlüğün ayrılmaz parçalarını oluşturuyor. Göreceği araştıracağı şeyi de bilebilme kararlaştırabilme yetisi.

Canetti: Karşıtına dönüştürme ezberletme, yedirttiğine razı hale getirme

Tevrat’taki Hava’nın bilgi meyvesinden yemesi temeldir, kişi olmasının, kendi iradesiyle, kendi merakıyla hareket etmesinin başlangıç noktası sayılabilir ancak inançlar bu merakı, bilme arzusunu “şeytanlaştırmaktadır”, bunu olumsuzlamaktadır. Bu olumsuzlamada da bir fenomen bulunmaktadır. Bir şeyler yerseniz yediğinize dönüşürsünüz. Paradoks yediğinize de dönüşmemektir, özgür kalabilmektir.

Bir de bizlere yedirilenler var. Okul boş zaman Araçsal aklın en büyük başarısı iyi bir şeyi bulup kendine çıkarına yontmasıdır. Canetti “Kitle ve İktidar’da , araçsallaştırmaya, bizzat araç olmaya razı olmaya, rıza üretimine, “karşıtına dönüşme” diyordu. Yani fırsatını bul sen de araçsallaştır veya araçsallaştıran mevkisine geç. Otoriteye boyun eğmenin, boyunduruk altında olmaya rıza göstermenin en geçerli yolunun bir gün öküzün sahibi olma mertebesine geçme hayalidir. Canetti, özellikle faşizm döneminde askerlerin her tür emre itaatini bir gün emir veren olma hayali olduğunu iddia ediyordu: Karşıtına dönüşme veya başkalaşıma uğrama.

Dahası okulun resmi kurumsallaşması, Foucault’ya da gönderme yaparsak, zaten karşıtına dönüştürme aracı haline mi geldi, getirildi.

Kant’ta heteronomi otonomi farkı
Kant, bir bireyin eyleminin/hayatının diğer bir şeylerde olmasına heteronomi diyor. Belki çocuklukta destek gerekiyor ancak bu desteğin amacı; heteronomiyi aşılması gereken bir eksiklik, olgunlaşmamışlık saymadır, amaç heteronominin aşılması, bireyin kişi olması, otonomisini/özerkliğini kazanmasıdır. Kant’ta “Aydınlanma nedir?” sorusunda heteronomi, “Başkasının kılavuzluğunu kullanma cesaretsizliği”dir. Eğitim, heteronomi ile başlar ama onu ortadan kaldırmak için vardır.

Okulun, özgür düşünmenin karşıtı: Metalaşan hiçbir şey özgürlükten değil
Antik Dönemde bazı Antik Özgürlerin özgürlükleri vardı da burjuvazinin özgür zamanı var mı, yapısal bakımdan dikkate alınırsa, burjuvaziye paranın peşinde olmak, artık birikiminin peşinde olmak düşüyorsa, Marx’ın metafetişizm dediği en yabancılaşmış en kendisi olmadığı hale düşüyor olabilir, parasının miktarı ile özgürlüğünün derecesi ters işliyor olabilir. Marcuse’un ifadesiyle ileri işleyim/endüstri toplumunda kişi olabilme yerine işletmeciliğe takılıp kalmış olabilir.

Melih Cevdet Anday’ın “Defne Ormanı” şiirinde ifade ettiği üzere, “Felsefenin ekmeği yoktu, ekmeğin /Felsefesi. Ve sahipsiz felsefenin/ Ekmeğini, sahipsiz ekmeğin felsefesi yedi. / Ekmeğin sahipsiz felsefesini/ Felsefenin sahipsiz ekmeği. / Ve yıkıldı gitti Likya. / Hala yeşil bir defne ormanı altında.”

Metalaşma düzeyi arttıkça, hele de bunlar yapılandıkça, okul/özgürlük ile ters işliyor. Köle üzerindeki sahibin yetkisi despotluktu, despotlukta zaten özgürlük bulunmuyor.”

Bayram zamanı nedir? Kişilik, toplum olma, düşünme, dayanışma zamanı mı? Yoksa?
Okullar yapılaştırıldıkça özgür zaman olmaktan çıkıyor, yapılaştırılmış zaman oluyor. Kant’ın paradoksu bu. Canetti bu paradoksu görüyor ama Kant’a göre daha spekülatif kalıyor.

Öğrenci ve kamu çalışanlarının bayram tatili hangi zamana karşılık geliyor acaba?

Bayram zamanı hiçbir şeyin ölmediği bir zamana dönüştürülebilir mi?

İyi bayramla

/././

Emperyalist diplomasideki trafik neyi ifade ediyor?-Yücel Özdemir-

ABD Başkanı Donald Trump’ın 14-15 Mayıs’ta Çin’e yaptığı ziyaret uzun süre daha uluslararası diplomasinin tartışma konusu olmaya devam edecek.

Öte yandan hafta başında son yılların yükselen gücü Hindistan’ın Başbakanı Narendra Modi de, Birleşik Arap Emirlikleri, Hollanda, İsveç, Norveç ve İtalya’yı kapsayan bir tura çıktı. Çok fazla dikkat çekmeyen ve üzerinde durulmayan Modi’nin Avrupa temasları, aynı zamanda yeni ortaklar arayışını ifade ediyor. Son durak olan İtalya’yı 26 yıl aradan sonra ziyaret eden ilk Hindistan başbakanı da Modi oldu.

Ve tabii ki, Trump’tan bir hafta sonra Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 19-20 Mayıs’ta Çin’e yaptığı ziyaret de tartışılıyor.

Uluslararası basında üzerinde en fazla durulan elbette Trump ve Putin’in Pekin ziyaretleri oldu. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ilk kez iki ülkenin lideri bu denli kısa aralıklarla Çin’i ziyaret etti.

Toplamda bakıldığında Pekin’den Trump’ın elinin boş, Putin’in dolu döndüğü söylenebilir. Her iki ülkenin, yükselen güç Çin ile yakın gelecekte nasıl bir ilişki içerisinde olacağı emperyalist paylaşım mücadelesindeki saflaşma bakımından büyük bir önem arz ediyor. ABD’nin temel stratejisi Çin’in yükselişini durdurmak olurken, Rusya; Ukrayna savaşıyla birlikte içine düştüğü yalnızlığı aşmak, paylaşımdaki iddiasını sürdürebilmek için Çin’e ihtiyaç duyuyor. Çin’in de Rus petrolüne, doğal gazına ve pazarına ihtiyacı var. Rusya-Çin ticareti 2021’den bu yana iki katına çıktı. Ortak askeri tatbikatların sayısı da artıyor.

Şi’nin Trump’ın ziyareti sırasında verdiği mesajlarda da görülebileceği gibi Çin, ABD ile askeri olarak karşı karşıya gelmeyi mümkün olduğu kadar ertelemeyi tercih ederken, ihtiyaç duyduğu enerjiyi Rusya’dan temin etmeyi, ABD ve Avrupa’ya büyük ölçüde kapalı Rusya pazarını da kullanarak gücüne güç katmanın planlarını yapıyor.

İktidarda bulunduğu süre zarfında 25 kez Çin’i ziyaret eden Putin, enerji başta olmak üzere değişik alanlarda imzaladığı anlaşmalarla Moskova’ya dönerken, ABD ve Avrupa’nın yaptırımları karşısında elini güçlendirdi.

Denilebilir ki; emperyalist paylaşım mücadelesinde Çin’in diplomasi trafiğinin önemli duraklarından biri haline gelmesinin başlıca nedeni, rakiplerin, yani ABD, AB ve Rusya’nın zorlu bir dönemden geçmesi. Ekonomilerindeki daralma, savaşlar ve çelişkiler Çin’in elini güçlendirmiş görünüyor.

Emperyalist rekabetteki bloklaşmanın bir tarafında ABD, diğer tarafında Çin’in olduğu da, son diplomasi trafiğiyle daha belirginleşti. Bu nedenle bir süredir sıkça dile getirilen “çok kutupluluk” olup bitenleri tam olarak ifade etmiyor.

ABD ve Çin merkezli bloklaşmada hangi tarafın ağırlık ya da üstünlük kazanacağı ise Avrupa, Rusya ve Hindistan ile kuracakları ittifaklarla bağlı. Bu üç güç merkezinin dışında kalan Kanada ve Japonya belirleyici olmasa da kısmi bir rol oynayabilir. Bugünkü veriler üzerinden baktığımızda, Rusya’nın Çin’e, Avrupa’nın ABD’ye yakın olduğu, Hindistan’ın ise denge gözeterek ilişkileri geliştirmeyi esas aldığı söylenebilir.

Bu nedenle Alman basını da özellikle ABD ve Çin arasındaki rekabette Avrupa’nın durumunun ne olacağı üzerinde duruyor. Örneğin Die Zeit’ten Johan Roth kaleme aldığı yazıda şunları ifade ediyor: “Avrupa yalnız olabilir, ancak güçsüz değil. Çıkarlarını, özellikle Çin’e karşı, daha kararlı ve öz güvenli savunmaktan başka bir seçeneği yoktur. Trump-Şi zirvesi ve değişen güç dengesi, bunun en son kanıtıdır.” (zeit.de)

Tam da bu dönemde, AB uzun bir süredir rafta beklettiği ABD ile ticaret anlaşmasını kabul etti. ABD’nin koyduğu yüzde 15’lik gümrük vergisine karşılık, AB başta sanayi ürünleri olmak üzere ABD mallarından gümrük vergisi almayacak. Buna karşılık Çin mallarına yeni vergilerin getirilmesi planlanıyor. ABD, saflaşmayı netleştirmek için önümüzdeki dönem Avrupa-Çin ticaret savaşını kızıştırabilir. Avrupa içinde şimdiden Tayvan sorunu ve insan hakları üzerinden Çin ile ilişkilerin minimalize edilmesini isteyenler var. Almanya ve Fransa’nın Çin pazarını kaybetmemek için dengeli bir hat izlenmesinden yana olduğu da biliniyor.

Ama aynı zamanda Avrupa, Hindistan’ın Asya’daki en önemli ticaret ortağı olması yönünde adımlar da atılıyor. 2024’te imzalanan Hindistan-Avrupa Ticaret Koridoru bir gelecek vizyonu olarak sunulmuştu. Modi’nin Avrupa ziyaretinin İsveç ayağında konuşan Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, bu yılın sonunda yürürlüğe girmesi planlanan Hindistan-AB Ticaret Anlaşmasını “anlaşmaların anası” ilan ederek, Avrupa ile Hindistan arasında “yeni bir devrin” başladığını söyledi. Anlaşmaya göre, Hindistan, AB’den alınan malların yüzde 96.6’sına, AB de yedi yıl içinde Hint mallarının yüzde 99.5’ine uygulanan gümrük vergilerini kaldırmayı planlıyor.

Gelişmeler, Avrupa’nın Çin’den uzaklaşarak Hindistan’a yakınlaşma eğilimi içinde olduğunu gösteriyor. Bu durumda Hindistan’ın, AB ile birlikte genel olarak ABD’nin merkezinde olduğu bloka daha yakın durarak, bölgede Çin’in en önemli rakibi olmaya aday olmak istediği söylenebilir. Olup olmayacağını ise zaman gösterecek.

Son bir hafta içinde gerçekleşen diplomasi trafiği, her emperyalist gücün kendi çıkarlarını korumak ve geliştirmek istediğini bir kez daha gösteriyor. ABD ve Rusya İran ve Ukrayna savaşıyla öncesine göre güç ve itibar kaybederken, Çin güç kazanmış görünüyor. Bu nedenle öncesine göre daha öz güvenli. AB ve Hindistan ise emperyalist paylaşım mücadelesinde belirleyici olmamakla birlikte önemli bir yere sahip.

Artan enerji, pazar, nadir element ihtiyacı emperyalist devletler arasındaki çelişkilerin derinleşerek saflaşmanın hızlanmasına yol açıyor. Her yeni gerilim, savaş ve çatışmaları içinde taşıyan bir süreç olarak ilerliyor. Bunlar emperyalizmin kaçınılmaz sonuçları... Tam da bu nedenle emperyalizme karşı mücadele de kaçınılmaz.

/././
EVRENSEL.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

İşçiler ‘Koç’lardan 109 kat fazla vergi ödedi + Okulun, özgürlük zamanının karşıtına dönüştürülmesi: Despotluk, boş zaman, tatil ve turizm + Emperyalist diplomasideki trafik neyi ifade ediyor? -EVRENSEL-

  İşçiler ‘Koç’lardan 109 kat fazla vergi ödedi - Uğur Zengin- Siyasal iktidarın yeni vergi paketi TBMM’de yasalaştı. İstanbul Finans Merkez...