Kurallar çözülürken + ABD-İsrail-BAE ekseni -Cumhuriyet-


Kurallar çözülürken -Ergin Yıldızoğlu- 

Bir önceki yazımda ABD’nin kurduğu kurallara dayalı sistemin çözülüşünü tartışmıştım. Dünya, eski düzenin çatlaklarından sızan bir kaosla karşı karşıya. Bu yazımda soyut bir sistem krizi saptamasının içerdiği, kimi somut eğilimlere bakmak istiyorum: Küresel ekonomi zayıflıyor bir resesyon olasılığı artıyor. Uluslararası hukuk aşınıyor ve devletler silahlanıyor, adeta savaşa hazırlanıyor. Yeni bir savaş türünün şekillendiğine inanan analistler ülkelerinin çoktan bir savaşın içinde olduğunu düşünüyorlar.

EKONOMİK DENGELER HIZLA BOZULUYOR

İran savaşı, sadece bölgesel bir çatışma değil, küresel ekonomi için büyüyen bir şok oldu. Enerji fiyatları yukarı tırmanıyor, hammadde-gıda emtia piyasaları, tedarik zincirleri geriliyor, yatırım iştahı zayıflıyor. Mali piyasalar şimdilik sakin görünse de bu sakinlik aldatıcı. Gerçek ekonomi, finansal ekranlardaki iyimserliğe eşlik etmiyor. Her yeni gün, resesyon, enflasyon ardından daha geniş bir finansal kriz ihtimalini biraz daha büyütüyor.

Ancak bu kez, PIMCO’nun eski CEO’su halen Queens’ College Cambridge’in başkanı Mohamed A. El Erian’ın işaret ettiği gibi, bu kez bir krizi 2008’deki gibi yönetilebilecek irade ve kaynak bulmak çok zor olacak. O dönemde, G20 masasında büyük güçler bir araya gelip sistemi ayakta tutmaya çalışabiliyordu. Bugün aynı refleksi beklemek zor. Küresel siyaset, ortak çözüm üretmekten çok, karşılıklı suçlama üretme modunda çalışıyor. Bu yüzden yeni bir kriz patlarsa müdahale değil dağılma daha olası görünüyor.

Deniz yolları üzerindeki gerilim bu çözülmenin en tehlikeli göstergelerinden biri. İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçen tankerlerden haraç alması, Endonezya’nın benzer bir yöntemi dünya ticaretinin yüzde 40’ının geçtiği Malakka Boğazı için düşünmesi denizlerin ortak alan olduğuna ilişkin uluslararası mutabakatı sorguluyor. Bu adımlar fiilen, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin altını oyuyor. Wolfgang Münchau’nun hatırlattığı gibi, böyle bir gidişat bizi yalnızca son küreselleşmenin değil, son 200 yılın ticaret düzeninden bile geriye, korsanlık ve “gunbot” diplomasisi çağına taşır.

HANGİ SAVAŞA HAZIRLANIYORLAR? 

Tam da bu sırada dünya yeniden silahlanıyor. Almanya, Japonya, Güney Kore ve Çin’de askeri hazırlıklar hızlanıyor, savunma harcamaları her yerde yükseliyor. Örneğin, ABD savunma bütçesini yüzde 42 artırmayı tartışırken Almanya yaklaşık üçte bir, Japonya ise yaklaşık yüzde 10 daha fazla harcama planlıyor. Wall Street Journal’a göre “Otomotiv ve ağır sanayi sarsılırken Berlin, fabrikaları, işgücünü ve sermayeyi Avrupa’yı yeniden silahlandırmaya yönlendiriyor. Almanya, kendini bir silah fabrikasına dönüştürüyor.” Financial Times ve Foreign Affaires’te “Böyle giderse 2030’dan önce yine büyük bir askeri güç olacak” diyen tarihçi Lian Fix Almanya’nın hegemonya eğiliminden, bunun Fransa’yı kaygılandırdığından söz ediyorlar. Avrupa’da ve Asya’da devletler, yeni bir savaşı göze alabilecek şekilde pozisyon alıyor. Siyasi iklim de ona göre şekillenmeye devam ediyor.

Üstelik kimi savunma analistler yeni bir savaş türünden söz ediyorlar: Hibrit savaş, siber saldırılar, altyapı sabotajı, ekonomik baskı ve bilgi operasyonları bu yeni türün bileşenleri. İngiltere’de savunma çevreleri, bu bağlamda ülkenin çoktandır fiilen bir savaşın içinde olduğunu düşünüyorlar. Önceki genelkurmay başkanı “kaynakları sosyal harcamalardan savunma harcamalarına kaydırmayı öneriyor” (The Times). Devletler bir yandan silahlanırken bir yandan da kendi toplumlarını psikolojik ve ekonomik olarak dış düşmanlara olduğu kadar, hatta daha da önemlisi iç düşmanlara, “uyuyan hücrelere”, “terörist saldırı” riskine karşı hazırlıyorlar. Bu hazırlıkların bir parçası da aşırı sağ (faşist) eğilimlerin güçlenmesi olarak karşımıza çıkıyor. Guardian’da Şada İslam“Orbán gitmiş olabilir ama onun önyargıları şimdi Avrupa siyasetinde içselleşti” diyor.

Eğer tam ölçekli bir ekonomik ve siyasal kriz patlarsa, bu kez dünya muhtemelen birlikte hareket edemeyecek. 2008’de küresel koordinasyon mümkündü, bugün ise çok düşük ihtimal. Çok taraflılık zayıfladı, güven eridi, kurumlar yıprandı. Eski dünyanın kuralları çözülürken yenisi henüz kurulmadı. Arada kalan boşlukta, “Parmaklarımız zonklarken kötü bir şey bu tarafa doğru geliyor.” (Macbeth 4.1)

/././

ABD-İsrail-BAE ekseni -Mehmet Ali Güller- 

Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) OPEC ve OPEC+ grubundan ayrılması ne anlama geliyor? BAE’nin kararı Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü OPEC’i nasıl etkiler?

Bugün bu sorulara yanıt arayacağız ve BAE’nin kararının ekonomipolitik, petropolitik ve jeopolitik düzeylerdeki anlamını ve etkisini inceleyeceğiz.

EKONOMİ-POLİTİK ANLAMI

ABD/İsrail’in İran’a saldırısının sonuçlarından en fazla etkilenen ülkelerin başında BAE geliyor. BAE borsaları savaşta 120 milyar dolar değer kaybetti. BAE’nin ekonomideki payı yüzde 13 olan turizm sektörü çöktü; uçuşlar, otel rezervasyonları iptal oldu. Dubai, finans merkezi olarak kaçışlara sahne oldu. Rafinerisi vuruldu.

BAE’nin bu kayıpları telafi edebilmesi için daha çok petrol satması gerekiyor.  OPEC kotaları nedeniyle günlük 3.2 milyon varil üreten ama üretim kapasitesini günlük 5 milyon varile çıkaran BAE, 1.5 milyon varil sevkıyat kapasiteli Habşan-Füceyre (Abu Dhabi Crude Oil Pipeline) boru hattını kullanarak Hürmüz Boğazı’na takılmadan, ek petrolünü Umman Denizi’ne ulaştırıp satmak istiyor.

PETROPOLİTİK ANLAMI

BAE, OPEC’in üçüncü, OPEC+’ın dördüncü büyük petrol üreticisi. OPEC+’da Suudi Arabistan günlük 10 milyon varil üretimle birinci, Rusya 9.5 milyon varille ikinci, Irak 4.3 milyon varille üçüncü ve BAE 3.2 milyon varille dördüncü sırada.

OPEC+’nın toplam günlük üretimi 45 milyon varil. Dünya toplamı ise 105 milyon varil. Dolayısıyla OPEC+’nın toplam petrol üretimindeki payı yüzde 43. Yani OPEC ve OPEC+ için tam bir kartel diyebilmek bir süredir mümkün değil. Ama yine de Rusya ve Suudi Arabistan ikilisinin işbirliği ile üretimi ve fiyatları belli ölçülerde kontrol edebiliyor.

Bundan en çok rahatsız olan ülke ABD. OPEC+ grubu dışı petrol üreticisi olan ABD, uzun süredir OPEC+ grubundan petrol üretimini artırmasını istiyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Selman ise fiyatların düşmemesi için üretimi artırmıyor. Bu konuda geçen yıllarda ortaya çıkan çelişme, ABD Kongresi’nde Suudi Arabistan’la güvenlik ilişkilerini gözden geçirme baskısı talebine kadar derinleşmişti.

BAE’nin üretim fazlası var ama OPEC kotası nedeniyle satamıyor, depoluyor. İşte BAE OPEC’ten ayrılarak istediği kadar üretme ve satma olanağına kavuşmak istiyor.

JEOPOLİTİK ANLAMI

BAE’nin kararının bir de jeopolitik anlamı var. BAE bölgedeki en ABD/ İsrail yanlısı ülke durumunda:

- BAE, İsrail’le İbrahim Anlaşmaları’nı ilk imzalayan ülkelerin başında geldi. İki ülke gittikçe Ortadoğu’da bir eksene dönüşüyor.

- BAE, İsrail dışında Somali’den çıkan Somaliland’a destek veren ikinci ülke.

- BAE Sudan’daki iç savaşta İsrail yönetimiyle paralel politika izledi.

- BAE ile Suudi Arabistan arasındaki çelişmeler gittikçe artıyor. İki ülkenin Yemen’de farklı vekilleri var ve bu nedenle karşı karşıya geldiler.

- BAE ile Suudi Arabistan, ayrıca Ortadoğu’da finansa ve petrole dayalı merkez olma rekabeti içinde.

Özetle BAE, Ortadoğu’da ABD/ İsrail politikalarına en yanaşık ülke durumunda ve ABD’nin İsrail hegemonyasında yeni Ortadoğu düzeninde etkili bir pozisyon almak istiyor.

ÖNEMLİ OLAN MOSKOVA-RİYAD İŞBİRLİĞİ

Petrol üretimindeki yüzde 43’lük payı nedeniyle OPEC+, geçmiş yıllardaki gibi etkili değil. Kaldı ki OPEC’in 2016’da OPEC+ olarak genişleme kararı da yeni petrol üreticilerinin ortaya çıkmasıyla etkisinin azalmasındandı.

OPEC 1973’te İsrail’e destek veren ABD başta bazı ülkelere uyguladığı petrol ihraç etmeme kararıyla oyun değiştirme gücüne sahipti ama artık o çapta bir gücü yok. Ancak yüzde 43 üretim hâlâ oyunun en etkili aktörü olmasını sağlıyor.

BAE’nin OPEC’ten ayrılması elbette örgütün bu gücünü olumsuz etkiledi ama buradan hareketle OPEC’in dağılması şu koşullarda söz konusu değil. Dahası, Rusya ve Suudi Arabistan işbirliği sürdükçe örgütün ABD baskısına karşı manevra alanının genişlemesi sürer.

/././

Cumhuriyet

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

Gerici tonlar (I+II+III) - Rıfat Okçabol /soL-

Gerici tonlar (I): Şeriat özlemi!  İnsanların kazanımlarını yok etmeye yönelik olan şeriat isteği, toplumsal yaşam için en tehlikeli istek o...