Çıplak aramanın açık kanıtları, yüzü kızarmayanlar, iki ayrı K.K. ve “disiplin”-Gökçer Tahincioğlu-
Hangi yıla giderseniz gidin onlarca çıplak arama, işkence örneği bulabiliyorsunuz… Ama 2024’teki bir karar ayrıca önemli… Mimar Mücella Yapıcı ve kızı Cansu Yapıcı, Gezi eylemleri sırasında gözaltına alınıyor ve her ikisi de çıplak aramaya maruz bırakılıyor. Dava 2024’te sonlanıyor. Sanık polislerin avukatı, duruşmada ezberi tekrarlıyor: "Kendilerine mağdur rolü çizerek hükümeti ve devleti cezalandırma çabasındalar." İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi, bu davada iki polisi çıplak arama nedeniyle cezalandırıyor. İşkenceden değil “görevi kötüye kullanmak” suçundan ceza ama yine de mühim ve emsal niteliğinde…
Kemal Kılıçdaroğlu, 2020’de TBMM kürsüsünde konuşuyor.
O dönem HDP milletvekili olan Ömer Faruk Gergerlioğlu, kısa süre önce emniyette genç kızların çıplak aramaya maruz kaldığını ortaya çıkarmış, dönemin Adalet Bakanı ezbere sözlerle yalanlamış, ortalık kızışmış…
Şöyle diyor Kılıçdaroğlu: “Sizin kızınız, sizin evladınız böyle bir muameleye tabi tutulduğunda acaba tepki gösterir misiniz? Üniversite öğrencileri bunlar. Hangi gerekçeyle çırılçıplak soyup arıyorsunuz? Bunun tamamen yalan olduğu ifade edildi ancak gerçek olduğu ortaya çıktı. Sayın Ak Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin ‘Türkiye’de çıplak arama olduğuna asla inanmıyorum’ diyor. ‘Yok böyle bir şey’ oysa var. Üstelik yıllardır var. Adalet sağladığınızı mı düşüyorsunuz? Anlamakta zorluk çekiyorum. Eğer çıplak aramayı kaldırırlarsa biz her türlü desteği vermeye hazırız. Biz kanun teklifi verdik reddettiler. O zaman siz oturun bir kanun teklifi hazırlayın…”
AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin’in bu konudaki tavrını tartışmaya zaten gerek yok. Yıllarca Türkiye’de işkence ve kötü muamelenin varlığını dile getirmiş, buna itiraz etmiş bir gelenekten doğan partinin yetkili ismi, 2021’de şöyle diyordu iddialar için:
“Bir kadını çıplak arayacaksın, dakikasında bundan rahatsızlığını beyan eder, bir sene beklemez. Onurlu kadın, ahlaklı kadın bir sene beklemez.”
* * *
Mutlak butlan kararıyla genel başkanlık koltuğuna oturan, vekillerin istememesine, “gelmeyin” çağrılarına rağmen TBMM’de grup toplantısında konuşmak isteyen, olmayınca partide toplanan kalabalığa konuşmak zorunda olan Kılıçdaroğlu, iktidar partisinin lideri gibi yaptığı konuşmasında bu kez çıplak aramaya değinmek zorunda hissetmiyor kendisini…
Oysa kürsüye çıkmasından kısa süre önce İstanbul’da İBB davasında Pınar Türker, çıplak arama işkencesini anlatıyor:
“Vatan'a girdik, emniyete… Sırayla götürüyorlar bizi. Geriye getiriyorlar. Ben de gittim. Böyle arşiv odası gibi bir yere aldı kadın memur beni. ‘Soyun’ dedi. ‘Nasıl yani’ dedim. Eldiven taktı eline. Arkada böyle klasörler, çok küçük bir oda. ‘Üstünü çıkar’ dedi, ‘Üstümü çıkardım.’ Ama üstünü çıkarmanın hani zaten çıplaksın, ne kontrol edeceksin ama kontrol yaptı, ‘Tamam’ dedi. ‘Üstünü giyebilirsin.’ ‘Peki’ dedim, ‘gidebilir miyim?’ ‘Hayır’ dedi. ‘Eşofmanını da indir’ dedi. İndirdim. ‘Çamaşırını da’. ‘Nasıl yani’ dedim? ‘İndireceksin’ dedi. Dolayısıyla ikisini de ayak bileklerime kadar indirdim. ‘Şimdi yere çömel’ dedi… Bu onurunu, gururunu insanların belki şeyini yıkmak için yapılıyormuş ama hani yapan utansın, ben utanmıyorum. ‘Cinsel organını aç’ dedi. Başını, arkanı dön, eğil filan…”
* * *
En komiği yıllarca “solcu” olduğunu söyleyen, bugün hala CHP’li olduğunu savunan, CHP dışında herhangi bir konuda yazıp çizemeyen, nedense yazdıkları da hep iktidar diliyle paralel olan kimi isimlerin tavrı.
Komik demek yetersiz, yüz kızartıcı, utanmayı gerektiren bir tavır bu…
Kulağa fısıldananı, açıklananı doğru kabul eden ve kamuoyuna böyle duyurmayı görev edinenlerin tavırları komik olmaktan çıkalı çok oldu.
İçlerinden biri, “İşte yalanlar açığa çıktı” diye duyuruyor konuyla ilgili geçen sene yapılan başsavcılık açıklamasının yeniden anımsatılmasını…
Bir başkası, “işte gerçek” diye seviniyor.
Cumhuriyet tarihinde bu iddiaların hemen kabullenildiği bir örnek varmış gibi… “Soruşturun”, “araştırın” çağrısı yapmak gereği bile duymuyor.
Ne diyor peki Bakırköy Başsavcılığı açıklamasında?
21 Aralık 2025 tarihinde bu iddiaların gündeme geldiğini ve şu açıklamanın yapıldığını anımsatıyor: “İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliği’nin 23/03/2025 tarih ve 2025/267 sorgu sayılı kararıyla Rüşvet Almak suçundan tutuklanan Fatoş Pınar Türker, aynı tarihte Marmara Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’na kabul edilmiştir. Ulusal basın ve bazı sosyal medya hesaplarında, İBB iştiraki Medya AŞ Genel Müdürü (tutuklu) Fatoş Pınar Türker’in depo olarak kullanılan bir alanda tutulduğu ve çıplak arandığı yönünde iddialara yer verildiği görülmüştür.
Tutuklunun kuruma kabulü sırasında yapılan işlemler, Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmelik’in 34. maddesi hükümleri doğrultusunda gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda üst ve eşya araması yapılmıştır.
Söz konusu arama, dışarıdan görülmesi mümkün olmayan ve herhangi bir görüntü kaydı bulunmayan bir alanda gerçekleştirilmiş olup, iddia edildiği şekilde tutuklunun kıyafetlerinin çıkarılması söz konusu değildir…
Sonuç olarak, Fatoş Pınar Türker’in Marmara Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda çıplak aramaya tabi tutulduğu ya da tutuklulara mahsus yaşam alanları dışında tutulduğu yönündeki iddialar tamamen asılsızdır. Kuruma kabul, üst araması ve yerleştirme işlemleri mevzuata uygun şekilde gerçekleştirilmiştir…”
* * *
Peki…
Zaten Türkiye’de hiç işkence de yapılmadı, ölen herkes merdivenden düştü…
Kimse askıya asılmadı, kimseye elektrik verilmedi…
Uzağa gitmeye de gerek yok…
2020’de yine çıplak arama iddiaları gündeme geldiğinde Ankara Başsavcılığı’nın yaptığı ibretlik açıklama var…
“Bazı basın yayın kuruluşlarında ve sosyal medyada polis merkezleri ve cezaevlerinde çıplak olarak arama yapıldığını iddia eden kişilerin, FETÖ silahlı terör örgütünün Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Anayasal düzenine yönelik hedeflerini meşru göstermek ve bu hedef lehine kamuoyu oluşturmak amacıyla kasıtlı olarak paylaşımlarda bulunduğu şüphesini destekleyen emarelerin tespit edilmesi üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığımızca re’sen soruşturma başlatılmıştır."
Çıplak arama iddiasında bulunanlar FETÖ dosyalarından yargılandığı için bu iddiayı gündeme getirenler de FETÖ’cüymüş…
İşkenceye karşı çıkanlar terörist, faili meçhullere karşı çıkanlar terörist, hak ihlallerine karşı çıkanlar terörist!
* * *
Ama nedense sağcısı solcusu, öğrencisi memuru, gözaltına alınan hemen herkes çıplak aramadan söz ediyor.
Ne hikmetse hayatında bu konulara bir kere değinmemiş, bu konuların yakınından geçmemiş insanlar ilk kez gözaltına alındıktan hemen sonra çıplak aramaya maruz kaldıklarını anlatıyor.
Bir “hoş geldin merasimi” değilmiş gibi açıklamalar yapılınca da inanmak isteyen inanıyor. İnanmakla kalmıyor, en azılı “yoktur” savunucusu haline geliyor.
* * *
2024’e gidelim.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmacı olduğu TRT World Forum etkinliğinde İsrail'e ticaretin tamamen kesilmesi yönünde protesto eylemi yaptıkları için bir süre tutuklu kaldıktan sonra tahliye edilen 7'si kadın 9 kişinin avukatları, ''çıplak arama ve kötü muamele'' iddialarıyla suç duyurusunda bulundu. Şöyle dediler avukatları:
"Müvekkiller, nezarethaneye girişleri yapılmadan önce ilk olarak aynı katta bulunan camlı küçük bir odaya alınmışlardır… İlgili polis memuru müvekkillerin alt ve üst iç çamaşırlarının içerisine iki elini birden sokmak ve gezdirmek suretiyle dokunarak arama işlemi gerçekleştirmiştir. Müvekkiller ısrarla bu uygulamaya itiraz etmiş fakat ilgili polis memurunun aşağılayıcı, onur kırıcı sözlerine maruz kalan müvekkillerin itirazları karşılıksız bırakılarak zorla çıplak arama işlemi yapılmıştır... Gece yarısına doğru ceza infaz kurumuna ulaşan müvekkillerin kayıt işlemleri öncesinde ilk olarak çıplak arama yapılacağı söylenmiştir. Müvekkiller ilgili uygulamaya itiraz etmiş fakat üstlerinde uyuşturucu madde bulunabileceği söylenerek zorla müvekkillerin çıplak arama işlemine başlanmıştır.”
* * *
Yine 2024…
Halkın Hukuk Bürosu’na düzenlenen baskında gözaltına alınıp tutuklanan Ali Sinan Çağlar, sevk edildiği Samsun’daki Kavak S Tipi Cezaevinde işkence ve kötü muameleye maruz kaldığı iddiasıyla suç duyurusu bulunuyor:
“…Soyunarak aranmayı insan onuruna yakışır bir durum olmadığı için kabul etmeyeceğimi söyledim. Görevlilerden bir kişi ‘Burada biz Anayasa’yı da yasayı da tanımıyoruz, sen soyunuyor musun, soyunmuyor musun, onu söyle’ dedi. Başka bir görevli de ‘Bak biraz sonra seni nasıl soyuyoruz’ dedi. Akabinde odada bulunan 5-6 kişi tarafından tekme ve tokatlarla yere yatırıldım. O esnada şahıslardan birisi ‘Sağ bacağı sakat, sağ bacağına vurmayın’ diye diğerlerini uyardı. Durmaksızın tekme ve tokatlarla birkaç dakika dövüldüm, üzerimi çıkardılar…”
* * *
2023’e dönelim…
Boğaziçi Üniversitesi'nde "BOUNSergi" ekibi dün (19 Mayıs) Güney Kampüs'e AKP iktidarının 6 Şubat depremlerindeki yetersizliğini eleştiren resimler asıyor.
"Boğaziçi Direnişi” hesabı, üniversitelilerin geceyi nezarethanede geçirdikleri ve gözaltında çıplak aramaya maruz bırakıldıkları belirtilerek, "Ped ihtiyaçları karşılanmadı. Avukatlarıyla görüşmeleri engellendi. Arkadaşlarımızı insanlık dışı koşullara maruz bırakanlardan hesap soracağız" açıklaması yapıyor.
2022’ye gidelim…
Tutuklu gazeteci Ziya Ataman, sevk edildiği Dumlu 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde çıplak aramaya maruz kaldığını ve tek kişilik hücreye konulduğunu belirterek, suç duyurusunda bulunuyor.
Aynı tarihte Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) ve Sosyalist Kadın Meclisleri (SKM), 18 Ağustos’ta gözaltına alınan SKM Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesi Deniz Aktaş ve Ebru Yiğit’i çıplak aramaya maruz bırakan polisler hakkında şikayetçi oluyor.
* * *
Hangi yıla giderseniz gidin onlarca örnek bulabiliyorsunuz…
Ama 2024’teki bir karar ayrıca önemli…
Mimar Mücella Yapıcı ve kızı Cansu Yapıcı, Gezi eylemleri sırasında gözaltına alınıyor ve her ikisi de çıplak aramaya maruz bırakılıyor.
Dava 2024’te sonlanıyor.
Sanık polislerin avukatı, duruşmada ezberi tekrarlıyor:
"Kendilerine mağdur rolü çizerek hükümeti ve devleti cezalandırma çabasındalar."
Polisler devletmiş ona göre, suç işleyenler devletmiş…
İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi, bu davada iki polisi çıplak arama nedeniyle cezalandırıyor. İşkenceden değil “görevi kötüye kullanmak” suçundan ceza ama yine de mühim ve emsal niteliğinde…
Yok denilse de var olduğu bilinen uygulamalar bunlar… Ve bir devlete düşen, Kılıçdaroğlu’nun yeni versiyonunda yaptığı gibi görmezden gelmek yerine araştırmak…
Sadece bu iddiayı da değil…
Onlarca sanık savcılıkta tehdit edildiğini söylüyor, onlarca insan emniyette aşağılandığını söylüyor. “Tarihin en önemli yolsuzluk soruşturması” diye adlandırılan soruşturmayı bu iddialar gölgesinde mi yürütüyor, davaları böyle mi görüyorsunuz?
Ve bu iddialar unutulur gider diye mi bakıyorsunuz…
Unutulmaz, işkence suçtur ve manevi izleri yaşam boyu kalır…
* * *
CHP’den ihraçlara “Süheyl Batum” örneği
Mutlak butlan kararıyla göreve gelen CHP Merkez Yönetim Kurulu, 9 vekili tedbirli olarak ihraç talebiyle Yüksek Disiplin Kurulu’na sevk etti.
Sevk maddesine göre vekiller için ihraç talebinde bulunma yetkisi Parti Meclisi’nde… Ancak Kılıçdaroğlu ve ekibinin burada çoğunluğu bulunmadığı için arka kapıdan dolanma yoluna gidildi.
Maksat ortada, “biz atalım, yargıya gitsinler, zaman kazanalım.”
Tıpkı kurultay için yaptıkları gibi…
Oysa yargının ne karar vereceği de biliniyor.
Önümüzdeki, 2014’te partiden ihraç edilen Süheyl Batum’un açtığı davayı kazanması, ihraç kararını kaldırtması örneği var.
Şöyle diyor o tarihte yetkili mahkeme:
“Davacı TBMM üyesi olup normal bir partili üye değildir… İvedi durumlarda Merkez Yönetim Kurulu, görevden derhal uzaklaştırma yetkilerini de kullanarak bir üyeyi disiplin kuruluna sevk edebilir. Ancak normal parti üyeleri hakkında düzenlenen bu madde TBMM üyeleri hakkında uygulanamaz. Bu konuda özel düzenleme bulunmaktadır… Grup üyelerinin yasama çalışmaları dışındaki tutum ve eylemlerinden doğan parti suçları için Merkez Yönetim Kurulu'nun Yüksek Disiplin Kurulu'na sevk işlemi yapabileceği, ancak bu şekilde Yüksek Disiplin Kurulu'na sevk edilecek üyeler için verilecek cezaların uyarma, kınama, gruptan geçici çıkarma ve gruptan kesin çıkarma cezaları olacağı belirtilmektedir. Yüksek Disiplin Kurulu'nun vereceği cezalar sınırlı olarak sayılmış olup bunlar arasında parti ile ilişkisinin süresiz olarak kesilmesini düzenleyen üyelikten kesin çıkarma cezası bulunmamaktadır…”
Karar açık… Tüzük de öyle… Ancak “git yargıda hallet” anlayışını fazlaca benimsemiş bir Kılıçdaroğlu ekibi söz konusu… O yüzden yapılacakları tahmin etmek de güç değil…
/././
Çıplak arama ve şiddetin çıplaklığı…-Mine Söğüt-
Siyasi tarihi sadece mecliste değil aynı zamanda karakolların, hanların, emniyet müdürlüklerinin bodrum katlarındaki işkencehanelerde yazılmış bu ülkede, hukuk kurumunu temsil eden kişiler tarafından “Sadece sana değil, senin değer verdiğin her şeye ulaşabilirim” mesajıyla tehdit edilen bir kadın mahkûmun anlattıkları bugünkü sistemin içinde nasıl değerlendirilir, ne kadar araştırılır, o araştırmadan alınan sonuca ne kadar güvenilir bilinmez
Eskiden mevzuatta adı çıplak aramaydı artık detaylı arama. Gözaltı sürecinde ve cezaevine girişlerde mevzuat gereği lüzum görülürse kişilerin üzerleri aranabiliyor, kıyafetleri çıkartılabiliyor, mahrem yerleri gözle kontrol edilebiliyor.
Artık bu uygulama yapılırken aynı cinsten görevli şartı var, mahrem olma şartı var, kıyafetlerin aşamalı çıkartılması şartı var, tutanak düzenlenmesi şartı var, zorunluluk ve ölçülülük ilkelerine uyulması şartı var.
Ama mevzuatta olmayan çok önemli bir şey daha var.
Niyet denetimi.
Zorunluluk ve ölçülülük ilkelerine uyulma şartının hangi koşullarda, ne ölçüde ve nasıl bir denetimde gerçekleştiğini hiçbir zaman bilemiyoruz.
Ve ancak kamuoyunun dikkatini çeken büyük bir davada gündeme geldiğinde orada neler yaşandığına dönüp bakıyoruz.
Oysa hepimiz biliyoruz ki zaman, farklı niyetlerle mevzuata konulan çeşitli kuralların iktidar tarafından psikolojik silah olarak kullanılmasını engelleyecek güvenilir bir denetim mekanizmasının zerre kadar işleyemediği tekinsizlik zamanı.
Karşı devrimini tekelindeki mahkemelerde usul usul gerçekleştiren bir iktidarın ne kadar ileri gidebileceğini endişeyle izlediğimiz şu dönemde Fatoş Pınar Türker’in mahkemede anlattıkları iktidarın gücünü kalleşlikten alan savaş taktiğini çok net tarif ediyor.
Devletin bir kurumu, bir insanı itaate ve iş birliğine zorlamak için onun bedeninin yanı sıra, kimliğine, ilişkilerine ve varlık amacına suikast düzenleyebiliyor.
Bu sıcak örnek muktedirlerin bugüne kadar iktidara gelmek için yaptıklarının deşifresi ve aynı zamanda da iktidarda kalmak için yapacaklarının teminatı.
Bir kadın mahkûmun hiç gerek yokken beden mahremiyetine yönelik bir müdahaleyle aşağılanmaya çalışılması kadar onun anneliği üzerinden tehdit edilmesi ve çocuklarına olan potansiyel zaafıyla sınanması da en kadim işkence yöntemlerinden biri. Türker’e sadece bir sanık olarak değil bir kadın ve bir anne olarak da hedefte olduğu en sert biçimiyle anlatılıyor. Ve tercihlerini buna göre belirlemesi isteniyor.
Siyasi tarihi sadece mecliste değil aynı zamanda karakolların, hanların, emniyet müdürlüklerinin bodrum katlarındaki işkencehanelerde yazılmış bu ülkede, hukuk kurumunu temsil eden kişiler tarafından “Sadece sana değil, senin değer verdiğin her şeye ulaşabilirim” mesajıyla tehdit edilen bir kadın mahkûmun anlattıkları bugünkü sistemin içinde nasıl değerlendirilir, ne kadar araştırılır, o araştırmadan alınan sonuca ne kadar güvenilir bilinmez.
Çünkü bu ilk kez olmuyor.
Daha önce de çoğunluğu kadın olan birçok mahkûm karakollarda, emniyet müdürlüklerinde, cezaevlerinde aynı aşağılayıcı muameleye uğradıklarını haykırdılar.
Kimi soruşturma aşamasında kaldı, kimi soruşturma açtırmayı bile başaramadı. Çok az görevli bu yüzden bir ceza aldı. Olayların üzeri çoğu kez doğru dürüst araştırılmadan kapatıldı.
Başlarına geleni korkudan ya da utançtan anlatamayanların seslerini duymadık bile.
Ülkeyi satranç oynar gibi değil sokak ortasında tekme tokat dövüşür gibi yöneten, yenildiğinde masadan efendice kalkmak yerine o masayı, o binayı, o ülkeyi ateşe vermekten çekinmeyen barbar ve kural tanımaz bir aklın iktidarında gündeme gelen bu durumdan öğrenmemiz gereken çok önemli bir şey var.
Yaşadıklarını duruşma salonunda en ince ayrıntısına kadar anlatan Türker’in “Utanan varsa çıkabilir. Ben utanmıyorum. İnsanların onurunu, gururunu kırmak için yapılıyormuş gibi geliyor. Yapan utansın, ben utanmıyorum” demesi direneceğimiz yeri bulabilmemiz için önemli bir anahtar.
İBB davasında Fatoş Pınar Türker’in ifadesinin ardından “çıplak arama” tartışması: Mevzuatta bunun yeri yok, bu cinsel işkencedir -Can Öztürk-
Tutuklu İBB Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker’in İBB davasındaki savunmasında Vatan Emniyet’teki “çıplak arama” iddiaları hakkında ÇHD’li avukat Yağmur Kavak “Mevzuatta bunun yeri yok. Teknik olarak polis üzerinize dokunabilir ama kıyafetinizin üstünden. Bunun dışında ekstra bir kıyafet çıkartma durumu ya da vajinaya yönelik bir arama yapılamaz. Bu durumu cinsel işkence olarak da tanımlamamız mümkün” ifadelerini kullandı. Çıplak arama iddiaları üzerine yapılan suç duyurularından çok nadir sonuç aldıklarını belirten Kavak, “Ya soruşturma ve kovuşturmalar yürütülmüyor ya da yürütülen kovuşturmalarda caydırıcı cezalar verilmiyor” dedi.
İBB Davası’nda savunma yapan Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker, Vatan Emniyet’teki “çıplak arama” iddiaları hakkında, "Eldiven giyen bir polis 'üstünü çıkar' dedi, çıkardım. Sonrasında gidip gidemeyeceğimi sorduğumda, altımı da indirip çamaşırımı da indirmemi söyledi. 'Cinsel organını aç' dedi, 'arkanı dön-eğil' dedi. (Kadın izleyicilere dönerek) Utanan varsa çıkabilir, ben utanmıyorum. İnsanların onurunu, gururunu kırmak için yapılıyormuş gibi geliyor. Yapan utansın, ben utanmıyorum" diye konuştu. Türker’in açıklamaları gündem olurken polislerin nasıl arama yapacağı tartışmalara neden oldu.
Konu hakkında konuşan Çağdaş Hukukçular Derneği’nden avukat Yağmur Kavak şöyle dedi:
“Vajinaya yönelik bir arama yapılamaz”
“Aslında ters kelepçe tartışmalarındaki tartışmaya çok benzer buradaki durum. Gözaltı ve yakalama sırasında ya da suçüstü hâlinde kişilerin üstü gerektiği durumlarda aranabiliyor tabii ki ama bu kaba üst araması şeklinde olabiliyor. Fatoş Hanım’ın avukatı olmadığım için mahkemede anlattığı kadarını biliyorum tabii.
Boğaziçi zamanında, 2020'de Boğaziçi Üniversitesi eylemlerinde de çok görmüştük. 19 Mart sürecinde de çok gördük. Yani bu meselenin kendisi aslında çıplak aramanın kendisi. Bir kişinin üstünün soyulması, çamaşırlarının çıkarılması, eğil-kalk hareketlerinin yaptırılmasının ulusasl ve uluslararası hukukta hiçbir karşılığı yok. Kıyafet çıkarttırmanın da bir karşılığı yok.
Yani kaba üst araması yapılır. Cebinde bir şey varsa belki o bulunur. Teknik olarak polis üzerinize dokunabilir ama kıyafetinizin üstünden. Bunun dışında ekstra bir kıyafet çıkartma durumu ya da vajinaya yönelik bir arama yapılamaz.”
“Bu durumun işkence ve kötü muamele olduğu net”
Yaşananların AİHM ve Anayasa tarafından “işkence” olarak tanımlandığını belirten Kavak sözlerine şöyle devam etti:
“Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin de çıplak arama üzerine çok kararı var. Mevzuatta hiçbir yeri yok aslında. Bu durumun işkence ve kötü muamele olduğu net. Bu duruma maruz kalmamanız için de haklarınız İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3. maddesiyle, Anayasa'nın da 17. maddesiyle korunuyor. Kişinin vücut bütünlüğüne ve insanlık onuruna aykırı bir muamele tamamıyla engelliyor bu maddeler. O yüzden işkence olarak tanımlamamız, hatta cinsel işkence olarak da tanımlamamız mümkün.”
“Yapılan suç duyurularında takipsizlik kararları alıyoruz”
“İşkence” durumlarında yaptıkları suç duyurularının genellikle cevapsız kaldığını belirten Kavak, şu ifadeleri kullandı:
“İşkenceye yönelik epey bir şikâyetimiz ve davamız oldu. Bırakın ceza almayı ya da işkence suçundan iddianame yazılmasını direkt takipsizlik kararları alıyoruz savcılıklarda.
19 Mart sürecinde yaptığım iki suç duyurusunda bir tanesinin itirazı kabul edildi çünkü müvekkilin gözünde yüzde 80 görme kaybı vardı. Buna bile soruşturmaya yer yok kararı vermişlerdi. Sonra bölge idare mahkemesine itiraz edince o itiraz kabul edildi. Hatırlayabildiğim bir başka olay da bir gezi anmasıyla ilgiliydi. Müvekkillerimiz güvenlik şubede bir odaya kapatılmıştı ve fiziksel şiddete maruz kalmışlardı. Biz buna da işkenceden iddianame düzenleyebildik. 6 ya da 7 polis satır yanlış hatırlamıyorsam şu anda işkenceden yargılanıyor. Davası da Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülüyor. Buralardan çıkan kararlarda çok küçük cezalar veriliyor.”
“Ya soruşturma ve kovuşturmalar yürütülmüyor ya da yürütülen kovuşturmalarda caydırıcı cezalar verilmiyor”
Berkin Elvan’ı öldüren polis memurunun hukukî süreci hakkında konuşan Kavak, şöyle dedi:
“Berkin Elvan'ın ölmesine sebep olan polis memuru Fatih Dalgalı’nın olası kastla öldürmeden. cezası onandı. Kendisi yargılama sürecinde görevinin başındaydı. O yüzden de ya soruşturma ve kovuşturmalar yürütülmüyor ya da yürütülen kovuşturmalarda işkence ve kötü muamele yönünden caydırıcı cezalar verilmiyor. Bu yönüyle de sistematik olarak yargı içinde bir probleminiz ve bir kavgamız var.”
Üst araması konusunda mevzuat ne diyor?
“Şüpheli” bir kişinin üstünün ve eşyalarının nasıl aranacağına dair mevzuatta şu ifadeler yer alıyor:
“Madde 28 – Aramanın gerçekleştirileceği yerde, öncelikle kişilerin kaçmasını ve saldırmasını engelleyecek şekilde gerekli güvenlik tedbirleri alınır.
Kolluk görevlileri, kolluk görevlisi olduğunu ispatlayan kimliğini gösterir.
Üst araması, kişinin cinsiyetinde bulunan görevli tarafından yapılır.
Üst ve eşya araması sırasında, yapılan aramanın konusu olan eşyanın ne olduğu veya aramanın yapılmasına temel teşkil eden sebepler ilgiliye açıklanır.
Üst araması sırasında, kişinin beraberinde olan eşya da, mümkünse elektromanyetik cihazlarla, değilse beş duyu organı aracılığıyla aranır. Sahipsiz eşya hakkında da aynı hüküm uygulanır.
Kişi direndiği takdirde üst ve eşya araması orantılı güç kullanılarak gerçekleştirilir.
Üst ve eşya araması, kişinin veya aracın ilk durdurulduğu yerde veya o yerin yakınında, mümkün olduğu kadar başkalarının göremeyeceği tarzda yapılır. Başka yere götürülerek arama yapılamaz. Gerektiğinde kolluk aracından veya yakındaki kapalı bir yerden yararlanılabilir.
Üst araması sırasında, kişinin üstünde veya eşyasında rastlanan özel kâğıt ve zarflar, içinde müsadereye tâbi bir eşya bulunması ihtimali dışında açılmaz; açıksa dahi yazılı bilgiler okunamaz.
Kişinin kanunlara göre izin verilmeyecek bir şeyi taşıdığına ilişkin makul şüphenin bulunması ve aramanın amacına başka türlü ulaşılamaması hâlinde, üst araması aşağıda belirtilen şekilde giysiler çıkartılmak suretiyle yapılabilir:
a) Arama yapılmadan önce, bu aramayı yapmanın neden gerekli görüldüğü ve nasıl yapılacağı, o birimde görevli en üst kolluk âmiri tarafından ilgiliye bildirilir.
b) Arama, aynı cinsiyetten görevliler tarafından yapılır; arama işlemi kimsenin görmemesini sağlayacak tedbirler alınarak gerçekleştirilir.
c) Arama, kişinin utanma duygusunu en az ihlâl edecek bir şekilde yapılır; önce bedenin üst kısmındaki giysiler çıkarttırılır; bedenin alt kısmındaki giysiler, üst kısmındaki giysiler giyildikten sonra çıkarttırılır. Bu giysiler mutlaka aranır.
d) Arama sırasında bedene dokunulmaması için gerekli özen gösterilir.
e) Arama, mümkün olduğunca kısa bir süre içinde bitirilir.
Yapılan aramanın neticesinde bir suça ilişkin iz, eser, emare ve delil elde edilirse, kişi yakalanır.
Bu maddede yazılı işlemler gece de yapılabilir.”
Fatoş Pınar Türker ifadesinde ne dedi?
İBB Davası’nda savunma yapan Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker, “Vatan Emniyet’e girdiğimde ben buradan çıkamam diye düşündüm. Hatta ölüm düşüncesi de gelişti. Çok korkunç bir andı. Yani tam bir kabus gibiydi” dedi.
Vatan'daki çıplak arama iddialarından bahseden Türker, "Eldiven giyen bir polis 'üstünü çıkar' dedi, çıkardım. Sonrasında gidip gidemeyeceğimi sorduğumda, altımı da indirip çamaşırımı da indirmemi söyledi. 'Cinsel organını aç' dedi, 'arkanı dön-eğil' dedi. (Kadın izleyicilere dönerek) Utanan varsa çıkabilir, ben utanmıyorum. İnsanların onurunu, gururunu kırmak için yapılıyormuş gibi geliyor. Yapan utansın, ben utanmıyorum" diye konuştu.
Savcı ile arasında geçen diyaloğu anlatan Türker, "Savcıya ifade vermek için avukatımla görüşeceğimi söyledim. 'Senin çocukların reşit de değildi, değil mi?' dedi. 'Değil' dedim. 'Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını' dedi. Bir anneye böyle denir mi? Çocuklarımla tehdit ettiler" ifadelerini kullandı.
Emniyet’ten açıklama: İddialar gerçeği yansıtmamaktadır
Fatoş Pınar Türker’in iddiaları üzerine İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından yayımlanan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:
“İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nce, bazı basın-yayın organları ile sosyal medya platformlarında yer alan asılsız iddialara ilişkin kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla açıklama yapılmasına ihtiyaç duyulmuştur.
Söz konusu paylaşımlarda, İBB iştiraki Medya A.Ş. Genel Müdürü (tutuklu) Fatoş Pınar Türker’in, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltında bulunduğu süre içerisinde maruz kaldığını iddia ettiği uygulamalara ilişkin beyanlarına yer verilmiştir.
İstanbul Emniyet Müdürlüğü bünyesinde gerçekleştirilen tüm yakalama, gözaltı, üst arama ve adli işlem süreçleri; Anayasa, ilgili mevzuat hükümleri, insan hakları ilkeleri ve yargısal denetime açık usuller çerçevesinde yürütülmektedir. Gözaltına alınan şahısların temel hak ve özgürlüklerinin korunmasına azami hassasiyet gösterilmekte, tüm işlemler hukuki mevzuat doğrultusunda yerine getirilmektedir.
Bahse konu olayda da şahsın gözaltı süreci boyunca gerçekleştirilen işlemlerde mevzuata aykırı herhangi bir uygulama söz konusu olmamış ve iddialar gerçeği yansıtmamaktadır.”
/././
T-24


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder