CUMHURİYET "Köşebaşı" -26 Haziran 2026-


Maocu teyzeler örgütü!-Barış Terkoğlu- 

Başkasına kulluk eden, kendi kullarına zulmeder.

Salı sabaha karşı beş buçukta telefonum çaldı. Bu saatte çalan telefon hayra alamet değildir. Yataktan sıçrayarak açtım. Ankara Üniversitesi Hocası Doçent Emel Memiş jandarma tarafından evinden gözaltına alınmıştı. Arayan eşiydi. Evlerine ilk defa kolluk gelmişti. “Bu durumda ne yapmak gerekir” diye bir damdan düşen olarak bana soruyordu.

Tanımayanlar olabilir. Memiş, özellikle kadın hakları üzerine çalışmalarıyla bilinen feminist bir iktisatçı. Sadece muhaliflere değil Adalet Bakanlığı’ndan Aile Bakanlığı’na kadar pek çok resmi kurum mensubuna alanında eğitimler veren bir bilim kadını. Emel’i yakından tanıyorum, düşündüm, sebep bulamadım. Haliyle “gerekçe” diye sordum. “TKP/ML örgütü” cevabını alınca “Yok artık” dedim.

Ergenekon kumpasında Silivri’de üst koğuşumda kalan Ankaralı avukat Serdar Öztürk’ü hukuki yardım için aradım. Öztürk’e Emel’in durumunu anlattıktan sonra “Ne saçma iş” dedim. Öztürk, bir Güneydoğu gazisi olarak kendisinin de gazeteci olarak benim de terör davalarında sanık olduğumu hatırlatarak “Hâlâ şaşırmana şaşırıyorum” dedi.

ANKARA’DA MAOCU ENFLASYONU! 

Zaman geçtikte tablo netleşti. 6-7 Temmuz’da Ankara’da yapılacak NATO zirvesi öncesinde 241 kişi hakkında gözaltı kararı vardı. “Seni alıyoruz” demeye bir gerekçe bulunmalıydı. Savcılık açıklamasında TKP/ ML’den DHKP/C’ye, THKP/ C’den MLKP’ye, TKİP’ten DSİH’ye örgütler geçidi vardı. Emel’den ötürü özellikle TKP/ML’yi merak ettim. Bu gerekçeyle alınan 66 kişi vardı. Açıkçası ya bu yaz Ankara çok TKP/ML yapmıştı ya da birileri TKP/ML bahanesiyle alınmıştı.

Dün gözaltındakilerin yakınları Ankara İl Jandarma Komutanlığı önünde birikmişti. Soruşturmadaki kısıt nedeniyle gözaltındakilerle avukatları 24 saat görüştürülmemişti. Jandarmada hücrelerde tutuluyorlardı. Kapıdakileri dinledikçe olayın tuhaflığı ortaya çıkmaya başladı. Zira en kalabalık grup çevreci TEMA Vakfı üyeleriydi.

‘NEYLE YARGILIYORLAR KUZUM’ 

Onlarla konuştum...

64 yaşındaki Ayten Özdemir’in kızı Ayşen, annesinin başına gelenleri anlattı: “Annem TEMA Vakfı gönüllüsü bir emekli öğretmen. 3 Haziran’da Nallıhan Kuş Cenneti’ne arkadaşlarıyla gezi düzenlediler. Otobüste 44 kişilerdi. Çoğu 60- 75 yaş arasında emekli kadınlar. Dönüş yolunda mola için durdukları yerde Ankara’ya haklarını aramaya giden maden işçileri ile karşılaşmışlar. Gidip destek vermek istemişler. Ama otobüsten inip yanlarına gitmelerine polis izin vermemiş. O gün yol boyunca otobüsleri 3 kez durdurulup kimlikleri toplanmış, GBT’lerine bakılmış. Kazasız belasız eve geldiler. Aradan 3-4 gün geçince polis apartmana gelip komşulara ‘Burada mı oturuyor’ diye sormuş.”

62 yaşındaki Gül Özgür’ün oğlu Çağrı Özgür devam etti: “İçlerinde en politik olanı annem. CHP’lidir. Diğerleri okullara meşe palamudu eğitimi filan vermek için giden yaşlanınca toprakla uğraşan emekliler. TEMA gezisi dönüşü Beypazarı’nda madencileri görmüşler ama yanlarına gidememişler bile. Yolda madenciler için alınan güvenlik önemli nedeniyle otobüsleri 3 kez durdurulmuş, GBT yapılmış. 10 gün önce de polis apartmanlara gelip komşulara sorup hepsi için adres tespiti yapmış. TEMA Vakfı Ankara Şube Başkanı da gözaltına alındığı için tam sayıyı bilemiyoruz. Ama 44 kişinin birden gözaltına alındığını sanıyoruz. Öyle ki otobüsün şoförü bile gözaltına alınmış. Annem gelen jandarmaya ‘Beni neyle yargılıyorlar kuzum’ diye sormuş.”

HEPSİNE AYNI SORU

Konuştuğum aileler başından geçeni benzer şekilde anlatıyordu. İfadeye katılan Cem Gürbüz ile konuştum. Onun müvekkilleri de TEMA’cı teyzelerdi. Sorguda teyzelere ne bir eylem ne bir yasadışı faaliyetleri gösterilmişti ne de önlerine bir telefon irtibatı konmuştu. TKP/ML üyesi oldukları önkabulüyle matbu sorulara muhatap olmuşlardı.

İfade tutanaklarını açtım. Gerçekten de hepsine aynı sorular sorulmuştu: “Herhangi bir sendika, parti, dernek üyeliğiniz var mı”, “Daha önce hakkınızda adli işlem yapıldı mı”, “TKP/ML ile bağlantınız nedir, örgütle nasıl tanıştınız”, “Örgütün yapılanması hakkında bildiklerinizi anlatınız”, “Örgüt içinde kod isim kullandınız mı”, “Örgüt size silahlı/ silahsız eğitim verdi mi”...

Emel’in içerideki TEMA’cı teyzelere moral verdiğini öğrenince içim rahatladı!

AMERİKANCI İKTİDARIN YERLİ MASALI 

Aslında olan biten belliydi. Türkiye, ülkeyi Amerikan çıkarlarının uydusu yapan iktidarlarla yönetilmeye başladığından beri aynısı oluyordu. Ne zaman Türkiye’de bir NATO toplantısı olsa, ne zaman bir ABD başkanı ziyarete gelse, ne zaman emperyalist bir buluşma gerçekleşse... Yollar asfaltlanıyor, duvarlar boyanıyor, şehirler vatandaşlara kapatılıyordu. Öte yandan, emperyalizm karşıtı solcular protesto etmesinler diye evlerinden toplanıyor, yanlarına da alakalı alakasız herkes eklenerek gözaltı listeleri şişiriliyordu. Bu sefer de öyle olmuştu. Etimesgut Havalimanı Trump’ın uçağı için genişletilmiş, havalimanı yolu yenilenmiş, Macron’un sabah koşusu için ortam ayarlanmış, Ankara’da yaşayanların işyerleri tatil edilmiş, evlerinin sokaklarına çıkmaları bile yasaklanmıştı. Belki ABD’yi protesto etme ihtimali olan bir grup devrimcinin yanına Emel gibi fikir insanları, TEMA’cılar gibi GBT’ye takılmış teyzeler eklenmişti. Ankara Cumhuriyet Savcılığı “Operasyonu gururla sunuyoruz” filmini ülkeye izletirken dünya medyası teyzelerden habersiz, NATO için Ankara’da yüzlerce teröristi polisin yakaladığını duyuruyordu. Öyle ya kendisini içerde “yerli ve milli” diye anlatan bir iktidarın dışarıda “NATO için mehmetçik hazır” diye kendisini pazarladığını kaç kişi biliyordu?

Terör korku demektir, en çok korkutan ise en terörist.

/././

Caligula, Trump, Musk üzerine spekülatif düşünceler -Ergin Yıldızoğlu- 

Amerikan toplumunda Roma İmparatorluğu’nun çürüme, çöküş aşamasını anımsatan bir dönüşüm yaşanıyor. Tarih karşımıza, bir çöküşün semptomları olarak Caligula’yı anımsatan Trump’ı, Platon’un “pleonexia” dediği “doyumsuz açgözlülüğü” trilyoner Elon Musk’ı çıkarıyor.

Augustus, imparatoru “birinci vatandaş” kavramı arkasına gizlemişti; Caligula bu perdeyi yırtarak senatonun iktidarsızlığını alenen sergiledi. Trump denetleme dengeleme aygıtlarını, bürokrasiyi “derin devleti” kale almadı, basını düşman ilan etti, Trump Cumhuriyetin içinin boşaldığını gösterdi.

Caligula kendi muhafızları tarafından öldürüldü. Yerine Claudius’un getirildi. Askeri sadakat cumhuriyet erdeminden üstün olduğunu kanıtladı. Trump 6 Ocak’taki Kongre baskınını destekledi, devletin güvenlik kurumlarının en kritik noktalarına liyakate bakmadan kendi sadık taraftarlarını yerleştiriyor, orduyu siyasete alet etmeye çalışıyor. Başkanlık makamı, başkanı zenginleştirme, eleştirileri susturma makinesine dönüştü. Anayasal normlar aslında, liderlerin iyi niyetlerine bağlıymış; “demokratik cumhuriyet” aslında bir yalanmış.

ÇÜRÜME VE ÇÖZÜLME 

Roma Cumhuriyeti’nin son döneminde, “latifundia” (büyük köle çiftlikleri) küçük çiftçileri topraklarından etti. Oluşan devasa mülkler, birkaç seçkin ailenin servetini katlarken Roma’nın geleneksel tarımı adeta yıkıldı. Senato, zengin aristokratların oyuncağı haline geldi; yolsuzluk, rüşvet ve seçim manipülasyonu sıradanlaştı.

ABD’de, başta Musk olmak üzere teknoloji, kripto plütokrasisinin Trump’a verdiği destek, Trump’ın kurumları hiçe sayan tarzı, Amerikan Kongresi’nin kutuplaşması Roma senatosunun çürüyüşünü anımsatıyor. Caligula, atını senatör ilan ederek senatoyu aşağılıyordu, Trump kurumsal, ortağı olduğu şirketlere devlet kontraları, fonları, hatta ticari sır aktararak otoriteyi kişisel çıkar adına dejenere ediyor.

Bu ortamda SpaceX’in borsada halka arzıyla, servetinin 1.2 trilyon dolara, GSYH’nin yüzde 3’ünden öte bir büyüklüğe ulaşması, Musk’ı Rockefeller’ı bile ikiye katlayan bir servetin sahibi yapıyor. Platon’a göre, ideal bir cumhuriyette en zengin vatandaşın serveti en yoksul vatandaşınkinin dört katını geçmemeliydi. Musk’ın serveti, tipik bir Amerikan ailesinin net servetinin 5 milyon katı. Bu yurttaşlık kavramını da anlamsızlaştıran müstehcen bir eşitsizlik.

En zengin yüzde 0.01’in serveti on yılda dört kat arttı, SpaceX’in değeri borsada bir yılda 400 milyar dolardan 1.77 trilyon dolara fırladı Musk tarihin en zengin insanı oldu. Bu arada, keyfi bir savaşın patlattığı enerji fiyatları, ortalama Amerikalı işçinin bir buçuk yıllık ücret artışını silip süpürüyor. Ulusal gelir içinde ücretlerin payı dibe vurmuş durumda, düşmeye devam ediyor. Amerikalıların yüzde 60’ı maaştan maaşa yaşıyor. Trump’ın Caligula gibi siyaseti tiyatroya çevirdiği, başta Musk olmak üzere teknoloji baronlarının, her gün yeni bir servet artışı rekoru kırdığı bu ülkede emekçiler, prekarya bir yana, orta sınıf bile kendini terk edilmiş hissediyor.

Bu tablo, Sokrates’in uyarısını haklı çıkarıyor: Aşırı zenginlikle aşırı yoksulluğun yan yana bulunduğu bir toplum, artık tek bir toplum değildir. Bir tarafta Musk’ın 250 milyon dolarlık seçim harcamalarıyla, teknoloji, kripto milyarderlerinin milyonlarca dolar bağışlarıyla siyaseti satın alması, diğer tarafta emeklilik, sağlık sigortası endişesiyle uykuları kaçan milyonlar.

Roma, öncelikle, içeriden çürüdüğü için çöktü, dış düşmanlar yüzünden değil. Vatandaşlar sistemin kendileri için çalışmadığını anladığında, cumhuriyeti savunma isteği öldü. Bugün Amerikalıların yüzde 60’ı “Ekonomi benim için çalışmıyor” diyor. Bir “imparatorluğun” yurttaşları geleceğe ilişkin umutlarını yitirdiklerinde, hegemonyası da söner. Financial Times’ta Martin Wolf, “yönetim yozlaşmış, beceriksiz ve en önemlisi kurucu ... norm ve değerlere düşmandır... Trump tiranlığa özeniyor” diyordu.

Roma yanarken Neron lir çalıyormuş, bugün Trump, balo salonu yapmak için Beyaz Saray’ın bir kanadını yıktı, anıt havuzu da yeşil bir bataklığa çevirdi. Roma’da çürüme ve çözülme iki yüz yıl sürmüştü, bugün tarih kıyaslanamayacak bir hızla ilerliyor. (Veriler New Yok Times ve Axios’tan)

/././

İki zirve arası dönüşüm -Mehmet Ali Güller- 

İktidarın NATO zirvesi hazırlıkları, Ankara’nın Ankaralılara yasaklanmasına dönüştü. NATO’ya karşı eylem yapabilirler diye ev baskınıyla 209 Ankaralı gözaltına alınıyor, bazı caddeler Ankaralılara kapatılıyor, kalabalık yapmasınlar diye memurların bir bölümü idari izinli sayılıyor, her türlü etkinlik yasaklanıyor.

Kısacası Ankara iki hafta boyunca Ankaralılara kapatılıp NATO’culara açılıyor.

EGEMENLİĞİN DEVRİ MESELESİ

NATO zirvesi, kimi gazetecilere de kapalı. (Kendimi hiç saymıyorum, zira İletişim Başkanlığı “Dosyanız inceleniyor” diyerek sekiz aydır basın kartımı yenilemiyor, dolayısıyla resmi olarak gazeteci kabul edilmiyorum.)

Aydınlık’ın dünkü manşet haberiydi: Aydınlık Gazetesi Ankara haber müdürü ve Ulusal Kanal Ankara temsilcisinin de aralarında olduğu sekiz gazetecinin NATO zirvesine akreditasyon talebi reddedilmiş. Ama konunun vahameti şurada: Gazeteciler zirveye akredite olmak için Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’na başvuruyorlar. İletişim Başkanlığı gazetecilerin doğrudan NATO Akreditasyon Birimi’ne başvurması gerektiğini söylüyor. Gazeteciler de başvuruyor ama NATO sekiz kişiyi reddediyor. Üstelik ret yanıtında “Kararın gerekçelerini açıklayamıyoruz, karar kesindir” diyor! İletişim Başkanlığı yetkilileri ise Aydınlık’a “Biz bile akreditasyon başvurusu yaptık. Zirveyi izinle takip edeceğiz” bilgisini veriyor! (Elbette NATO’nun akredite etmediği gazetelerin başında, gazetemiz Cumhuriyet de geliyor.)

Yıllardır anlatmaya çalıştığımız NATO üyeliğinin “kısmi egemenlik devri” olduğu tezimiz, bundan daha iyi nasıl doğrulanabilir? Türkiye’nin gazetelerinin ve televizyonlarının Türkiye halkını bilgilendirme görevlerini yerine getirmesine Türk devleti değil, NATO karar veriyor!

SİYASET-SERMAYE-BÜROKRASİ MUTABAKATI 

NATO’nun dönüşümünde Türkiye’nin yeni bir rol üstlenmesi konusunda siyasetsermaye-bürokrasi üçgeninde tam bir mutabakat var. (Burada siyasetten kastımız sistem partilerini, sermayeden kastımız TÜSİAD başta büyük sermayeyi ve bürokrasiden kastımız devlet aygıtını kapsıyor.)

İktidar zaten Adana’da Yeni Kolordu Karargâhı ve İstanbul’da Deniz Unsur Komutanlığı ile Batı Asya’ya doğru alan kaydırmaya hazırlanan NATO’nun yeni görevlerini üstlendi. Bunu “Artık NATO’nun kanat değil, merkez ülkesiyiz” tezi ve onu tamamlayan “Türkiyesiz Avrupa güvenliği mümkün değil” tezi ile içeriye pazarlıyorlar. NATO’nun dönüşümünde alınacak rol ile Atlantik nezdindeki siyasi meşruiyet arasında doğrudan bağ kuruluyor.

Sermaye bu dönüşümü net bir şekilde istiyor. TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Ömer Aras, konseyin 18 Haziran’daki toplantısının açılışında yaptığı konuşmada açıkça söyledi: “Önümüzdeki dönemde güvenlik ile ekonomi, savunma ile sanayi ve jeopolitik ile teknoloji arasındaki sınırlar giderek daha fazla iç içe geçecek. Türkiye’nin bu yeni denklemde üstleneceği rol, NATO’nun dönüşümü ve transatlantik güvenlik mimarisinin şekillenmesi açısından kritik önem taşıyor.”

Bürokrasi de bu dönüşümü destekliyor. Son yıllarda bürokraside “güvenlik bürokrasisi” ağırlık kazanıyor ve “askeri sanayi merkezli yeni ekonomi” buna ayrıca güç veriyor. Hükümetin Savunma, Dışişleri, İçişleri ve Adalet gibi kritik bakanlıkları doğrudan bürokrasi tarafından yönetiliyor. Bu “partinin devletleşmesi - devletin partileşmesi” ilişkisinin yansıması aynı zamanda.

22 YIL SONRA

AKP iktidarının ilk döneminde, 2004’te, NATO zirvesi İstanbul’daydı. Üstelik AKP liderliği, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanlığını üstlenmişti. Ama NATO’nun İstanbul zirvesi ağır yasaklara sahne olmamıştı. Peki 22 yıl sonra NATO’nun Ankara zirvesinde, aynı iktidar, bu kez neden ağır yasaklar uyguluyor?

NATO zirveleri arasındaki bu fark, öncelikle AKP eliyle Türkiye’de yapılan büyük dönüşüme işaret ediyor: Türkiye’nin demokrasi erozyonuna, anayasayı ve yasaları özel durumlarda kenara koyabilen tek adam rejimi inşasına işaret ediyor.

Ama aynı zamanda iktidarın “yerli ve milli” propagandasının sahteliğine, iktidarın NATO’culuğuna, Atlantikçiliğine işaret ediyor. Hatta görev tanımlamasında basamak tırmanmaya da işaret ediyor: 2004’teki BOP eşbaşkanlığından 2026’da bütün Asya’ya karşı görev hazırlığına...

Ve elbette, toplumun 22 yılda devletin ve hükümetin aksine, ABD’ye ve NATO’ya daha fazla karşı olduğuna ve bundan korktuklarına işaret ediyor.

/././

Cumhuriyet

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

T-24 "Köşebaşı" -25 Haziran 2026-

Yasak ve gözaltı cumhuriyeti -Gökçer Tahincioğlu-  Ankaralılar olmasa Ankara’nın NATO Zirvesi’ne ne de güzel ev sahipliği yapabileceğini gös...