HES’te su bitince GES’e yöneldiler: Arazilerine el konulan köylüler Cumhurbaşkanlığı kararını yargıya taşıdı + Define aramak için ÇED süreci başlatıldı: Antalya'nın kültürel mirası 'yasal' yağmaya açılıyor(Yusuf Yavuz-soL)

HES’te su bitince GES’e yöneldiler: Arazilerine el konulan köylüler Cumhurbaşkanlığı kararını yargıya taşıdı

Antalya Kumluca’da GES projesi için acele kamulaştırma yoluyla bahçelerine el konulan köylüler, Cumhurbaşkanlığı kararının iptali için dava açtı.

ntalya’nın Kumluca ilçesine bağlı Çaltı Mahallesinde güneş enerjisi santrali (GES) projesi için acele kamulaştırma yoluyla arazilerine el konulan köylüler konuyu yargıya taşıdı. Alakır Nehri üzerinde inşa edilen Dereköy HES’te enerji üretecek yeterlilikte su bulunmayınca, bu tesise entegre olarak üretim yapacak yardımcı GES projesi yapılması gündeme geldi. Bunun için Ekim 2021’de ÇED Gerekli Değildir kararı verilirken, 17 Temmuz 2025 tarihinde ise Cumhurbaşkanlığı kararı ile toplam 9 parselden oluşan 40 bin metrekareden fazla arazi için acele kamulaştırma kararı alındı. Köylüler ise arazilerine el konulması anlamına gelen Cumhurbaşkanlığı kararının iptali için Danıştay’da dava açtı.

Kumluca Alakır Vadisi’ndeki Dereköy HES’e entegre olarak yapılması planlanan GES projesi Reis Enerji tarafından projelendirilmişti. Dereköy HES’in İstanbul merkezli İrem İnşaat şirketine satılmıştı. Reis Enerji’nin 2021 yılında aldığı ÇED kararı ile uygulanmak istenen GES projesi için Çaltı Mahallesi’nde toplam 40 bin 200 metrekareden oluşan 9 ayrı parsel için acele kamulaştırma kararı alındı.

Köylünün geçim kaynağı olan 2,5 dekarlık araziye 57 bin lira

EPDK’nın yürüttüğü kamulaştırma işlemleri için hazırlanan raporlarda, köylülerin nar bahçeleri, nohut ekilen, marjinal kuru tarım arazisi olarak gösterilirken, 2,5 dönümlük bir parsele 57 bin lira kamulaştırma bedeli öngörülmesi yerel halkın tepkisini çekti.

Yargı kararlarıyla birçok kez iptal edilen acele kamulaştırma kararları, savaş koşulları ya da ülke güvenliğini ilgilendiren konular için istisna olarak başvurulan bir yöntem olarak biliniyor. Ancak son yıllarda özel şirketlerin yaptığı enerji projeleri başta olmak üzere kentsel dönüşüm, otoyol, madencilik ve benzeri konularda sıkça başvurulan bir yöntem haline geldi. Acele kamulaştırma kararlarının mağdur ettiği halk, hakkını yargı yoluyla arıyor.

Köylüler kararın iptali için Danıştay'a dava açtı

Kumluca Alakır Vadisi’ndeki Çaltı Mahallesi halkı da, GES projesi için bahçe ve tarlalarına el konulması anlamına gelen acele kamulaştırmayla ilgili 17 Temmuz 2025 tarihli Cumhurbaşkanlığı kararının yürütmesinin durdurulması ve iptali için Danıştay’da dava açtı.

Acele kamulaştırma uygulamasının, sadece belli şartlarda ve durumlarda verilebilen karar olduğu ve sınırsız bir yetki içermediği belirtilen dava dilekçesinde, “Hele ki özel bir şirketin projesine yarar sağlayacak şekilde bu şekilde acele kamulaştırma kararı verilmesi yasalara aykırıdır” denildi.

mh
Acele kamulaştırma için çıkarılan Cumhurbaşkanı kararı

Halkın, 'HES'te enerji üretecek su yok' uyarısı dikkate alınmadı

Alakır Vadisi’ndeki HES projelerinin inşa edildiği dönemde yöre halkının bu HES’lerde elektrik üretmek için yeterli su olmadığı yönündeki uyarılarının olduğu anımsatılan dava dilekçesinde, “Gelinen zamanda HES’lere karşı mücadelede yöre ve köy halkının haklılığı ortaya konulmuştur. HES’lere yardımcı enerji üretim tesisi kurma olanağı sağlanmıştır. HES sürecinde gereken ÇED süreçleri işletilmediğinden ve proje dosyasına sağlanan veriler doğru ve bilimsel olmadığından beklenen enerji üretiminden gereken verim elde edilememiş, bu nedenle şirketler, daha fazla kâr elde edebilmek için bu sefer ek üretimle GES’lere yönelmişlerdir. Bu sefer de köylülerin arazisine el atılmaktadır. HES süreciyle başlayan ekolojik zarar ve doğanın yıkımı ise Alakır çayında devam etmektedir” ifadelerine yer verildi.

Tüm parseller için aynı rapor kullanılmış

GES projesi için, EPDK tarafından hazırlatılan ve acele kamulaştırmaya dayanak oluşturan değerleme raporlarında, köylülere ait nar, zeytin ve narenciye bahçelerinin bulunduğu bölgede nohut üretimi yapıldığının belirtildiği vurgulanan dava dilekçesinde, acele kamulaştırmaya konu edilen zeytin, nar ve narenciye bahçelerinin uydu görüntüleri de mahkemeye sunuldu.

EPDK’nın arazilerle ilgili değerleme raporlarının masa başında hazırlandığı öne sürülen dava dilekçesinde, “EPDK tarafından alınan parsel bazlı değerleme raporlarında, tüm parseller için aynı rapor hazırlanmış sadece üst başlıkta ada parsel numarası değiştirilmiştir. Bu da tek başına raporların yetersizliğini ve gerçeği yansıtmadıklarını göstermektedir” denildi.

‘Yok pahasına köylünün toprakları elinden alınıyor'

Köylülere ait arazilerin sulanabilir araziler olduğu vurgulanan dava dilekçesinde, arazilerde başta nar olmak üzere narenciye zeytin ağaçlarının bulunduğu, EPDK’nın değerleme raporlarında yer verildiği gibi hiçbir zaman nohut üretimi yapılmadığı vurgulanarak şöyle denildi:

“Çaltı köyündeki 5437 m2’lik bir arazi için 184 bin TL kamulaştırma bedeli belirlenirken, 1769 m2’lik bir başka tarla için de 118 bin TL kamulaştırma bedeli öngörülmüştür. 2417 m2’lik arazi için 57 bin, 15.508 m2 büyüklüğündeki bir bahçe için de 1 milyon 815 bin TL değer biçilmiştir. Toplam 40 bin 200 m2’lik arazi için biçilen değer ise 2 milyon 974 bin TL olmuştur. Bu değerler de kabul edilemez olup, adeta yok pahasına vatandaşın elinden ata topraklarının alınması söz konusudur. Bu durum açıkça mülkiyet haklarının da ihlaline girmektedir.”

Proje alanı

Gözler Danıştay'ın vereceği kararda

Arazilerine el konulan köylülerin Danıştay’da açtığı dava ile 17 Temmuz 2025 tarihli Cumhurbaşkanlığı kararının yürütmesinin durdurularak iptal edilmesi talep edildi. Geçim kaynağı olan bahçelerini kaybetmek istemeyen köylülerin gözü kulağı yargının vereceği kararda.

Konuyla ilgili görüşlerini dile getiren Çaltı Mahallesi Muhtarı İsmail Yavuz, “Yüce Türk adaletinden tek beklentimiz, haksız yere toprakları ellerinden alınan köylülere topraklarının iade edilmesidir” dedi.

Alakır–Karacaören Doğa Kültür Turizm Tanıtma ve Dayanışma Derneği’nin konuyla ilgili açıklamasında ise davanın bir an önce sonuca bağlanması ve alınan kararın yürütmesinin durdurulması beklentisine vurgu yapılarak, “Bu değerli bahçelerin tahrip edilmesinin önlenmesini bekliyoruz. Bölgedeki bütün toprak sahipleri, çiftçiler, en temel hak olan mülkiyet hakkının böyle keyfi uygulamalarla gasp edilmesinden son derece rahatsız. Hiçbirimiz mülkümüzü güvende hissetmiyoruz. Anayasal haklarımızın korunmasını bekliyoruz. ‘Adalet Mülkün Temeli’ ise, ülkemizde adaletin hala var olduğunu görmeyi umut ediyoruz” denildi.

                                                         /././

Define aramak için ÇED süreci başlatıldı: Antalya'nın kültürel mirası 'yasal' yağmaya açılıyor

Antalya’nın Kaş ilçesinde bir define avcısının hazırladığı "arama projesi" için ÇED süreci başlatıldı. Onay verilirse kazılara arkeolog ve jandarma da eşlik edecek. Eğer defineci aradığı tarihi eseri bulunursa devlete para ödeyip tek sahibi olacak.

Barındırdığı kültürel miras açısından Türkiye’nin önde gelen kentlerinden biri olan Antalya, yüzlerce antik kent ve ören yerine ev sahipliği yapıyor. Tescilli kültür varlıklarının yanında henüz tescil edilmemiş, her gün yenileri ortaya çıkan arkeolojik kalıntılar, sahilden dağlık bölgelere Antalya’nın binlerce yıllık geçmişine ışık tutuyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın "Geleceğe Miras" projesi kapsamında en çok bütçe ayırdığı illerin başında gelen Antalya’nın sahip olduğu kültürel mirasın ortaya çıkarılması ve korunması için 12 ay süren arkeolojik kazılar yürütülüyor.

Antalya'nın kültürel mirası kaçak kazılarla yağmalanıyor

Antalya’nın zengin kültürel mirası aynı zamanda definecilerin de hedefinde. Arkeolojik kalıntıların olduğu bölgelerde ilk kazıları çoğu yerde arkeologlardan önce "kaçak olarak" defineciler yapıyor. Özellikle kırsal alandaki defineci tahribatının önüne geçilebilmesi için caydırıcı yaptırımlar gerekiyor. 

Sahil kesiminde turizm amaçlı ayağa kaldırılan ören yerlerine ayrılan bütçenin binde biri bile dağlık coğrafyadaki tahribata açık kültürel mirasın korunması için ayrılmıyor. Bu nedenle Konyaaltı’nın dağlık kesimi ile Kemer, Kumluca, Kaş, Elmalı, Finike, Manavgat, Akseki, Serik ve İbradı kırsalındaki arkeolojik alanlar defineci tahribatıyla karşı karşıya kalıyor.

‘Yasal' define avcılığı Dipsiz Göl'ü kuruttu

"Yasal" olarak define aranması için 1984 yılında bir yönetmelik çıkarıldı. 2863 sayılı kanun kapsamında çıkartılan "Define Arama Yönetmeliği", müze ve kolluk denetiminde izinli define aranmasını düzenliyor. Ancak son yıllardaki uygulamalar bu kadar da olmaz dedirmeye başladı.

Türkiye’de defineci tahribatının kamuoyunun gündeminde yoğun olarak tartışıldığı en önemli olaylardan biri, Kasım 2019’da Gümüşhane’deki Dipsiz Göl’ün define aramak için kurutulmasıydı. 

Bu olay kamuoyunda büyük tepki çekince, 28 Kasım 2019’da ÇED Yönetmeliği’nde yapılan değişiklikle define arama girişimleri ÇED kapsamına alındı. Buna göre define aramak isteyen kişiler, bir proje tanıtım dosyası hazırlayarak Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüklerine başvuracak, ilgili kurumlardan görüşler alındıktan sonra ÇED kararı olumlu çıkarsa projeye başlanacak.

Kaş Sütleğen'de define projesi için ÇED süreci başlatıldı

Yönetmelik değişikliğinin yürürlüğe girmesinin ardından ülke genelinde define aramak için yapılan ÇED başvurularında 181 işlem yapıldığı görülüyor. 

Bu ÇED başvurularından biri de Antalya’dan yapıldı. Kaş ilçesine bağlı Sütleğen Mahallesi’nde boş duran bir ev ve bahçesinde define olduğunu düşünen Antalyalı bir kişi, Ekim 2024’de bu araziyi iki yıllığına varislerden kiraladı. Ardından define aramak için bir proje dosyası hazırlayan Y.D. adındaki kişi, 575 bin lira bedelli projesini Antalya Valiliği (Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü)’ne sundu.

Kaş Sütleğen'deki proje alanı köyün ortasında

7 kişi görev yapacak

Hazırlanan projeyi yönetmelik formatına uygun bulan il müdürlüğü, 19 Ağustos define projesiyle ilgili ÇED süreci başlatıldığını duyurdu. Proje dosyasında yer verilen bilgilere göre define aramak için müze görevlisi 2 arkeolog, 2 kolluk görevlisi, 1 kepçe operatörü ve 2 işçi olmak üzere toplam 7 kişinin görev yapması planlanıyor.

Likya kentlerine giden yollar buradan geçiyordu

Sütleğen Mahallesi, Likya kentlerinden biri olan Nysa antik kentine ev sahipliği yapıyor. Likya Birliği’ne üye kentlerden biri olan Nysa’da milattan önce 2. yüzyılda kendi adına sikkeler basıldığı biliniyor.

Meryemlik Tepesi olarak bilinen bölgede yer alan Nysa, Ksantos ile Kandyba’dan Elmalı bölgesine giden yolların üzerinde bulunuyordu. Bugün de sahil kentleri ile yayla yerleşimlerini birbirine bağlayan yolların kesiştiği noktada yer alan Sütleğen, bölgenin önemli kırsal yerleşimlerinden biri.

Define olduğu düşünülen bahçe ve ev.png
Define olduğu düşünülen bahçe ve ev

‘Define bulursak maddi kazanç sağlanacak'

Sütleğen Köyiçi Mevkii, 125/28 parselde kayıtlı özel mülke ait arazi için hazırlanan define projesine onay verilirse, bu girişim Antalya ilinde ÇED kapsamındaki ilk define projesi olacak. Define arama projesiyle ilgili ÇED dosyasında, şu ifadelere yer veriliyor: 

“Medeni Kanun’da, bulunmalarından çok zaman önce gömülmüş veya saklanmış olduğu ve duruma göre artık malikinin bulunmadığı kesin olarak anlaşılan değerli şeyler, define olarak tanımlanır. Köklü tarihi geçmişe sahip olan topraklarımızda yer üstünde olduğu kadar yerin altında da keşfedilmeyi bekleyen bir tarih yatmaktadır. Yerin altında yatan bu tarih, define bulma meraklıları tarafından ilkel metotla yapılan kaçak kazılarda tahrip edilmekte, hatta yok edilmektedir. Planlanan proje ile yasal mevzuatlar çerçevesinde kültür ve tabiat varlıklarına zarar vermeden define arama faaliyeti gerçekleştirilecek olup, proje sahasında define bulunması halinde Hazine ve Maliye Bakanlığınca geçer akçe olarak değeri tespit edilerek maddi kazanç sağlanacaktır. Proje alanında yapılan yüzeysel araştırma çalışmaları, proje sahibinin beyanı define varlığını işaret ediyor olması, sebebiyle yerin alternatifi bulunmamaktadır.”

Yusuf Yavuz / soL

Tarikatçı doktor 'teşhirci' diyerek kadın hastayı muayene etmedi: 'Tarikatların kökünü kazıyacağız' (soL)+Devlet hastanesinde skandal: Doktor, kıyafetini beğenmediği genç kızı muayene etmedi (Sözcü)

Tarikatçı doktor 'teşhirci' diyerek kadın hastayı muayene etmedi: 'Tarikatların kökünü kazıyacağız'-soL-

Gerici açıklamalarıyla bilinen doktor Hasan Hüseyin Uysal, bu defa "çıplaksın" dediği kadın hastayı muayene etmedi. Kadın Dayanışma Komiteleri, "Hadi oradan Uysal! Sana mı soracağız?" yanıtını verdi. Sağlık Bakanlığı soruşturma başlattı.

Çocukların 13 yaşında evlendirilebileceğini savunan, omuzları görünen kadınları "cariye" ilan eden tarikatçı doktor Hasan Hüseyin Uysal, bu defa giyimi nedeniyle "teşhirci" dediği bir kadın hastayı tedavi etmeyi reddetti.

Aynı zamanda cihatçı örgütlere gönderdiği yardımlarla bilinen İHH'nın Konya İl Başkanı olan Uysal'ın kadın hastayı muayene etmediği anlar videoya alındı.

Sosyal medyada paylaşılan videoda, Uysal'a kendisini neden muayene etmediğini soran hasta "Çıplak geleni muayene etmem" dediği duyuluyor. Hastanın "Siz bu hastanede kimin nasıl giyindiğine nasıl karışırsınız demesi üzerine "Hasta seçiyorum. Teşhircileri muayene etmiyorum. Çıkın sizi muayene etmiyorum" dediği duyuluyor.

Genç kadının doktorun sözleri sonrasında ağladığı görülüyor.

Çocuk evliliğini savununca görevinden alınmıştı

Söz konusu video kamuoyunda büyük tepkiye yol açarken Sağlık Bakanlığı'ndan konuyla ilgili açıklama geldi. Uysal hakkında idari soruşturma başlatıldığını bildiren Bakanlığa bağlı Sağlıklı Çözüm Merkezi, "Konuya ilişkin tahkikat titizlikle yürütülmektedir" dedi.

Hasan Hüseyin Uysal, üç yıl önce yaptığı bir açıklamada 13 yaşındaki çocukların evlendirilebileceğini savunmuş, bu konuşmanın ardından Konya Numune Hastanesi'ndeki Başhekim Yardımcılığı görevinden alınmıştı.

KDK’dan tarikatçı doktora yanıt: 'Hadi oradan Uysal! Sana mı soracağız?'

Hasan Hüseyin Uysal'a bir tepki de Kadın Dayanışma Komiteleri'nden (KDK) geldi.

“Hadi oradan Uysal! Sana mı soracağız?” başlıklı açıklamada “Biliyoruz, Hasan Hüseyin Uysal sağlık alanında palazlanmış tarikatların neferlerinden yalnızca biri. Sadece Uysal’dan hesap sormak yetmez, ülkemizde palazlanmış tüm tarikatların kökünü kazıyacağız” denildi.

Açıklamanın tamamı şöyle:

“Konya’da bir göz doktoru hastasını teşhirci olduğunu iddia ederek muayene etmek istememiş.

Aynı doktor hakkında, başka bir hastanede başhekim yardımcısıyken, çocuk yaşta evliliği savunduğu sosyal medya paylaşımı dolayısıyla soruşturma başlatılmış. Elbette şaşırmadık!

Kadınların nasıl giyineceklerine, kaçta nerede olacaklarına karar vermeye çok heveslisiniz Uysalgiller biliyoruz. Ama o hevesi kursağınıza tıkayacağımızı ilan ediyoruz!

Biliyoruz, Hasan Hüseyin Uysal sağlık alanında palazlanmış tarikatların neferlerinden yalnızca biri. Sadece Uysal’dan hesap sormak yetmez, ülkemizde palazlanmış tüm tarikatların kökünü kazıyacağız!”

                                                                      ***
Devlet hastanesinde skandal: Doktor, kıyafetini beğenmediği genç kızı muayene etmedi -Müslüm Evci / Sözcü-
Konya Meram Devlet Hastanesi'nde yaşandığı iddia edilen olayda; görevli doktor Hasan Hüseyin Uysal, kıyafetinin "açık" olduğunu öne sürdüğü genç bir kadını muayene etmeyi reddetti. Aynı zamanda İHH Konya Şube Başkanı olduğu öğrenilen Uysal'ın çocuk evliliklerini savunduğu ortaya çıktı.

Sosyal medyada paylaşılan bir videoda Konya'nın Meram ilçesinde bulunan Meram Devlet Hastanesi'nde yaşandığı iddia edilen olay büyük tepki topladı. Gazeteci İbrahim Haskoloğlu'nun paylaştığı videodaki görüntülere göre; genç kadın göz hastalıkları polikliniğinde muayene olmak üzere hastaneye başvurdu. Ancak doktor, genç kıza yönelik "Teşhircileri muayene etmiyorum" şeklinde ifadede bulundu.Genç kadın, "Bana teşhirci diyemezsiniz" diyerek tepki gösterirken doktorun ise "Sizi muayene etmiyorum. Çıkar mısınız lütfen?" şeklinde yanıt verdiği görüldü.

Olay sırasında gözyaşlarına boğulan genç kadının yaşadıkları, sosyal medyada büyük tepki topladı.

(TEK SKANDALI BU DEĞİLMİŞ)                                                                                       Genç kızın muayene talebini reddeden doktorun, Göz Hastalıkları Uzmanı ve aynı zamanda İHH Konya Şube Başkanı Dr. Hasan Hüseyin Uysal olduğu öğrenildi.Daha önce 13 yaşındaki çocukların evliliğini savunan açıklamalarıyla büyük tepki toplayan Uysal, hakkında idari soruşturma başlatılmıştı. Bunun sonucunda Numune Hastanesi’ndeki Başhekim Yardımcılığı görevinden alınan Uysal daha sonra Meram Devlet Hastanesi'nde görevine devam etmişti.Bu skandalın ardından AKP Milletvekili Ahmet Sorgun'un da doktoru ziyaret ettiği ortaya çıkmıştı.

(SORUŞTURMA BAŞLATILDI)                                                                                                     SÖZCÜ'nün ulaştığı Konya İl Sağlık Müdürlüğü, ilgili hastanın başka bir doktor tarafından muayene edildiğini ve olayla ilgili inceleme başlatıldığını bildirdi. Bu arada Konya Valiliği'nden yapılan açıklamada ise şu ifadelere yer verildi: "Bazı medya organlarında, ilimizdeki bir hastanede görevli doktorun "Kıyafetini beğenmediği hastayı muayene etmediği." yönünde haber ve paylaşımlar yer almaktadır. İlgili görevli hakkında soruşturma başlatılmıştır." Sağlık Bakanlığı Sağlıklı Çözüm merkezi tarafından yapılan açıklamada ise "Bazı basın yayın organları ve sosyal medya mecralarında yer alan, 'Kıyafetini beğenmediği hastayı muayene etmedi' başlıklı haberler üzerine, ilgili iddialara dair ilgili personel hakkında idari soruşturma başlatılmıştır. Konuya ilişkin tahkikat titizlikle yürütülmektedir. Kamuoyuna saygıyla duyurulur" ifadelerine yer verildi.

                                                    ***

Atatürk'ü silen Emniyet tepki yağınca geri adım atmak zorunda kaldı -Ümit Karadağ/SÖZCÜ-

Emniyet Genel Müdürlüğü'nün Büyük Taarruz’un 103. yıl dönümü dolayısıyla sosyal medya hesabından yapılan paylaşım tartışma yarattı. Kullanılan görselde ve mesajda Atatürk sansürlenirken, vatandaşın tepki mesajları da gizlendi. Tepkilerin ardından Mustafa  Kemal Atatürk adı ve fotoğrafının olduğu yeni bir paylaşım yapıldı.

Türk milletinin bağımsızlık mücadelesinin dönüm noktalarından biri olan Büyük Taarruz'un 103. yıl dönümünde Emniyet Genel Müdürlüğü'nün paylaşımı vatandaşların tepkisine neden oldu. 

HEM MESAJDA HEM GÖRSELDE ATATÜRK'E SANSÜR

X platformunda 'Türk Polis Teşkilatı' hesabından yapılan paylaşımda Türkiye Cumhuriyeti'nin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk 'ün hem fotoğrafı hem de adı sansürlendi. Sansürlenen orijinal görselde Atatürk'ün Kocatepe'de çekilmiş meşhur fotoğrafı yer alıyordu.

Emniyet'in paylaştığı mesajda, "Büyük Taarruz, milletimizin bağımsızlık iradesinin ve sarsılmaz iradesinin nişanesidir. Büyük Taarruz'un 103. yıldönümünde aziz şehitlerimizi, kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyoruz" ifadelerine yer verildi. 

'ATATÜRK OLMADAN BÜYÜK TAARRUZ KUTLANMAZ'

Vatandaşlar, "Kurucu liderin fotoğrafını silmek size bir şey kazandırmaz ama gün gelir bunları yapanlar halka hesap verir", "Atatürk olmadan Büyük Taarruz kutlanmaz! Aklınızı başınıza alın", "Atatürk'e düşmanlık eden polis teşkilatı mı olur, neyin peşindesiniz siz?!", "Koskoca Emniyet Genel Müdürlüğü Büyük Taarruz'u kutlarken kutladığı savaşın başkomutanını, varlığını borçlu olduğu yegane adamı görselden çıkaracak ve bunu hatırlatanların paylaşımlarını gizleyecek kadar aciz bir hale düşmüş" yorumlarını yaptı. Paylaşımın altında çok sayıda vatandaş tepki gösterince bu kez mesajlar da sansürlendi.

TEPKİLERİN ARDINDAN YENİ PAYLAŞIM YAPILDI

Emniyet Genel Müdürlüğü sosyal medyaya yükselen tepkilerin ardından, Mustafa  Kemal Atatürk adı ve fotoğrafının olduğu yeni bir paylaşım yaptı.

SÖZCÜ

T-24 "Köşebaşı + Gündem" -27 Ağustos 2025-

İmamoğlu'ndan avukatı Nusret Yılmaz'ın gözaltına alınmasına tepki: Hukuku katlediliyor, yargıyı rahatça kullananlar avukatlarımızdan hıncını almaya çalışıyor

CHP'nin tutuklu cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, aile avukatı Nusret Yılmaz'ın gözaltına alınmasına tepki gösterdi.

İmamoğlu ise Yılmaz'ın gözaltına alınmasına tepki göstererek, şunları yazdı:

"Bugün avukatımız Nusret Yılmaz'ın gözaltına alınmasıyla yeni safhasına giren "Avukatları Kuşatma Operasyonu" hukuku katletmeye devam ediyor.

Bir yanda İBB borsası kurup tehdit, şantaj ve rüşvet suçları işleyen avukatlar dururken, bizim avukatlarımız yalnızca savunma görevine sahip çıktıkları için iftira dosyalarıyla gözaltına alınıyor ve tutuklanıyor.

HUKUK ESİR ALINIYOR!

Yargıyı rahatça kullanarak ve hukuku eğip bükerek bile istedikleri sonucu bulamayanlar, avukatlarımızdan ve ailelerimizden hıncını almaya çalışıyor.

Ekrem İmamoğlu'nu bir türlü milletin gözünden düşüremeyenler, beyhude çabalarına devam ediyor.

MİLLETİMİZ BÜTÜN YAŞANANLARI NOT EDİYOR!"

İmamoğlu ve eşinin avukatı Nusret Yılmaz gözaltına alındı; Trabzon'dan İstanbul'a götürülüyor

İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne (İBB) yönelik yürütülen "yolsuzluk" soruşturması kapsamında 23 Mart'tan beri tutuklu olan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı  Ekrem İmamoğlu'nun ve eşi Dilek İmamoğlu'nun avukatı Nusret Yılmaz "rüşvete aracılık etmek" suçlamasıyla gözaltına alındı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca, tutuklanmasının ardından İBB Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu'nun da aralarında bulunduğu zanlılar hakkında "suç örgütü yöneticisi olmak", "suç örgütüne üye olmak", "irtikap", "rüşvet", "nitelikli dolandırıcılık", "kişisel verileri hukuka aykırı ele geçirmek" ve "ihaleye fesat karıştırmak" suçlarından yürütülen soruşturma sürüyor.AA'nın aktardığına göre; soruşturma kapsamında Ekrem İmamoğlu'nun avukatı Nusret Yılmaz, "rüşvete aracılık etmek" suçundan Trabzon'da gözaltına alındı.Yılmaz'ın İstanbul Adliyesi'ne getirilmesi bekleniyor.

Selahattin Yılmaz soruşturması Ülkü Ocakları’na mı gidiyor?-Tolga Şardan-

Suç örgütü lideri olduğu iddiasıyla tutuklanan Selahattin Yılmaz’ın bürokrasideki bağlantıları malum... Yılmaz’ın Ankara’daki suç örgütü faaliyetleri sebebiyle tutuklanan Ayhan Bora Kaplan’ın cezaevine girmesiyle boşalan “gayri meşru piyasaya” yani yeraltı dünyasına hâkim olmak amacıyla işlerini başkente taşıdığı iddialar arasında. Piyasanın boşluğu kaldırmayacağı, mutlaka bir sahibinin ortaya çıkacağı sürekli söylenir; iddiaya göre Yılmaz Ankara’da ofis kurdu, buradan işlerini yönetmeye başladı

Selahattin Yılmaz soruşturması Ülkü Ocakları’na mı gidiyor?Selahattin Yılmaz ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, “ülküdaşım” diyerek savunduğu suç örgütü lideri Selahattin Yılmaz’ın da yer aldığı soruşturma dosyası, hafta sonunda dikkat çekici boyuta evrildi.

Ülkenin en stratejik kurumlarından Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu’nun (MKE) önceki Yönetim Kurulu Başkanı İsmet Sayhan gözaltına alındı.

Eski MKE Kurumu Yönetim Kurulu Başkanı hakkındaki iddia vahim ötesi: Casusluk!

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturmada, Ankara’da gözaltına alınan, evinde ve iş yerinde arama yapılarak İstanbul’a getirilen Sayhan, aynı zamanda avukat.

Bu gelişmeyi şu an için kenara koyalım ve geçen salı günkü Büyüteç’te gündeme taşıdığım “AKP’de ‘turnusol’ operasyonlar” başlıklı yazıdaki bilgilerin üzerinden devam edelim beraberce.

Yılmaz ve Ülkü Ocakları

Suç örgütü lideri olduğu iddia edilen Selahattin Yılmaz’ın bürokrasideki bağlantıları malum... Gerek Trabzonlu olması gerekse Alaaddin Çakıcı başta olmak üzere bilinen suç örgütü liderleriyle yakınlığı sebebiyle üniformalı/üniformasız pek çok üst düzey kamu personeliyle teması var.

Yanı sıra özellikle MHP camiasında temaslarının bulunduğu biliniyor. Hatta, “ağabeyi” Alaaddin Çakıcı’yla birlikte MHP Genel Başkanı Bahçeli’yi ziyaret edip fotoğraf çektirdi.

Selahattin Yılmaz, ‘ağabeyi’ Alaaddin Çakıcı ile birlikte 2019’da cezaevinden çıktıktan sonra MHP Genel Başkanı Bahçeli’yi ziyaret etti

Yılmaz’ın gözaltına alınış sebebi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik operasyonlarda itirafçı konumundaki iş insanı Aziz İhsan Aktaş’a yönelik suikast girişimi iddiasıydı. Beraberinde Ankaralı iki avukat Semra Ilık ve Cem Duman’la birlikte kurdukları iddia edilen suç örgütü soruşturmasında İstanbul’da tutuklandı.

Tutuklanmasıyla birlikte Yılmaz ve bağlantılarıyla ilgili epeyce bilgi kamuoyuna yansıdı. Burada eksik kalan bölümü tamamlamak da bu satırların yazarına düştü.

Çok sayıda iddia var. Yılmaz’ın Ankara’daki suç örgütü faaliyetleri sebebiyle tutuklanan Ayhan Bora Kaplan’ın cezaevine girmesiyle boşalan “gayri meşru piyasaya” yani yeraltı dünyasına hâkim olmak amacıyla işlerini başkente taşıdığı iddialar arasında.

Piyasanın boşluğu kaldırmayacağı, mutlaka bir sahibinin ortaya çıkacağı sürekli söylenir.

İddiaya göre Yılmaz, Ankara’da ofis kurdu, buradan işlerini yönetmeye başladı.

Yeri gelmişken söyleyeyim; özellikle İstanbul merkezli hiçbir yeraltı dünyası grubu, Ankara’da yerleşik düzen kurmayı tercih etmez. Ankara’daki işlerini kentte irtibatlı olduğu taşeronlar aracılığıyla yürütür.

Ancak kural bazen bozuluyor. Yukarıda linkini bıraktığım Büyüteç’te aktardığım üzere, İstanbul’da “yeni düzene” geçilmesinden olsa gerek, Yılmaz işlerini Ankara’ya taşıdı. Ayhan Bora Kaplan’dan arda kalan “verimli boş alan” varlığı iştah kabarttı. İddiaya göre bu alanın Yılmaz’a tahsisiyle ilgili kapalı kapılar ardında pazarlıklar çoktan yapılmıştı bile.

Zaten Ankara’nın yerleşik yerel grupları eskisi kadar aktif değildi.

Ayrıca, kendisine zırh ve etki yaratmak, “devlet arkamda” havası estirmek, daha doğrusu “nüfuz ticareti” baskısı yaratmak amacıyla sosyal medyada paylaştığı fotoğraflarda yer alan eski Jandarma Genel Komutanı Arif Çetin, üst düzey kimi yargı mensupları da dikkati çekiyordu.

Eski Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Arif Çetin ile Tutuklu Selahattin Yılmaz

Tabii, siyasi bağlantıları da unutmamak gerek. MHP’li birçok isim Yılmaz’ın Ankara’ya gelişinden memnun kaldı.

Yılmaz, MHP Genel Merkezi’nin yanında genel merkezle yakın diyalog halindeki isimlerle de temaslarını sıklaştırdı. İşte, Yılmaz’ın gözaltına alındığı operasyonda tutuklanan ancak hafta sonunda ev hapsiyle tahliye edilen Turgut Öner’in ismi de bu noktada geçiyor.

Avukat Cem Duman da aynı gruptan. Duman her ne kadar AKP’yle yakın gibi gözükse de kendisinde vekaleti bulunan önemli MHP’li isimler var.

Dosyanın ülkücü iş insanı: Turgut Öner

Ankara’da iş insanı olarak bilinen Turgut Öner, Yılmaz’la olduğu kadar aynı zamanda Ülkü Ocakları yönetimiyle çok yakın.

Hatta, Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcısı Deniz Güzelay’ın geçen mayısta Ankara’nın Beytepe bölgesinde faaliyete geçirdiği ve lüks otomobillerin satıldığı otomotiv şirketinin açılışında Yılmaz ve Öner başroldeydi.

Selahattin Yılmaz, Turgut Öner ve Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcısı Deniz Güzelay açılışta

Güzelay, Yılmaz tutuklandıktan sonra tıpkı Genel Başkan Bahçeli’nin “ülküdaşım” çıkışı benzeri sosyal medya paylaşımıyla Yılmaz’ın cezaevine gönderilmesini eleştirdi.

Ülkücü camiadan bazı isimlerin de yer aldığı görüştüğüm kimi kaynakların iddiasına göre, Yılmaz söz konusu işletmenin gizli hissedarı. Daha ileri bir iddia var ki henüz kamuoyuna yansıması çok problem yaratacak cinsten.

Bu iddianın gündeme gelmesi için biraz zamana ve savcılığın yapacağı tespite ihtiyaç var.

Öner’in kafesinin müdavimleri

MHP’li olduğunu saklamayan iş insanı Turgut Öner’in bir kafesi var. Ankara’nın önde gelen isimleri çoğunlukla burada zaman geçiriyor. Öner’in kafesinin müdavimlerinden birisi Selahattin Yılmaz elbette.

Yılmaz’ın tutuklanmasından sonra MHP Genel Başkanı Bahçeli, AKP ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’e mesaj vererek “ülküdaşım” çıkışı yaptı.

Kanımca, Bahçeli’nin mesajı alındı. Yılmaz değil ama yakın dostu Öner tahliye edildi!

Öner, tutuklanmadan kısa süre önce Yılmaz’la birlikte bir dönem Bahçeli’nin koruma müdürü görevini yürüten emekli emniyet müdürü Murat Mantuş’un kızının Ankara’daki düğününe katılıp sosyal medya paylaşımı yaptı. Bu arada Mantuş’un, İstanbul’daki “yenidoğan soruşturması” şüphelilerinden olduğunu hatırlatayım.

MHP’li iş insanı Turgut Öner ve Bahçeli’nin eski koruma müdürü Murat Mantuş, MHP Genel Başkanı ile

Bahçeli’nin mesajının “ilgili yerlerden” alınmasıyla serbest kalan Öner’in 13 Eylül’de oğlunun düğünü var. Böylece Öner, düğün hazırlıkları sırasında ailesinin başında yer alacak.

Savcılık soruşturmasının sonucunda Öner’in durumu netleşecek.

Avukat Cem Duman ve bağlantıları

Dosyanın tutuklu diğer tutuklu ismi avukat Cem Duman, genç yaşta olmasına karşın meslek büyüklerinin büyük bölümünü fersah fersah geçmiş durumda mali tablolarda.

Duman’la Yılmaz’ın ortak ticari faaliyeti vardı yakın zamana kadar. Ancak bu yılın başında yaşanan parasal anlaşmazlık sonunda ayrıldılar. Kanlı bıçaklı oldular adeta. Yılmaz, Duman’ın hisselerinin sahibi oldu. Duman’ın eşi, Ankara’nın tanınan iş insanlarından Salih Bezci’nin şirketinde üst düzey yönetici.

İddiaya göre, AKP Genel Merkezi’ne yürüme mesafesindeki Bezci Ailesi’ne ait Besa Kule yerleşkesindeki iş yerlerinden birisi Duman’ın kayınpederine ait. İş yerinde Öküz adlı kafe – restoran faaliyette. Şimdilerde kayyım tarafından işletilen firmanın asıl sahibi ise Ayhan Bora Kaplan’dı!

Avukat Duman’ın Ankara’da olduğu kadar İstanbul’da da çevresi olduğu kamuoyuna yansıyan bilgiler ve fotoğraflardan anlaşılıyor. İstanbul’da özellikle medyadaki bağlantıların kurulmasında AKP’li Melih Gökçek’in oğluna ait televizyon kanalının çalışanlarından Tahir Sarıkaya’nın bulunması tesadüf olsa gerek. Sarıkaya, Duman’ın iktidara yakın gazeteci Ahmet Hakan’la buluşmasında yer aldı!

Gazeteci Ahmet Hakan, Tahir Sarıkaya ve tutuklu avukat Cem Duman

Bu arada Sarıkaya’nın, dosyanın diğer tutuklusu avukat Semra Ilık’ın, iktidara yakın gazetecilerden Cem Küçük’le buluşmasında da yer alması yine tesadüf olmalı!

İtirafçıyı ziyaret eden şüpheli avukat: Semra Ilık

Dosyada tutuklu bulunan Ankaralı avukat Semra Ilık’ın, cezaevinde bulunduğu sırada iş insanı Aziz İhsan Aktaş’ı neden ziyarete gittiği soru işareti.

Kaldı ki Candan Yıldız, dün T24’te Ilık’ın profilini kaleme aldı. Bilinmeyenlerin ortaya çıkması bakımından okumak faydalı.

Ilık’ın özellikle Cumhurbaşkanlığı’nda, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yakın ekibindeki kimi isimlerle bağlantı kurduğu, temas kuramadığı kimi isimlerin de adını kullanarak piyasada etkin olmaya çalıştığı ifade ediliyor.

Tahir Sarıkaya, Cem Küçük ve tutuklu avukat Semra Ilık
Gazeteciler Sinan Burhan ve Hacı Yakışıklı ile tutuklu avukat Semra Ilık

Ilık’la ilgili Ankara’da seslendirilen diğer iddia ise bazı savunma sanayi faaliyetlerine girişmiş olması. Bu konuda Yılmaz’la iş birliği yaptığı iddiası gündemde.

Eski MKEK Yönetim Kurulu Başkanı

Sıra geldi eski MKE Kurumu Yönetim Kurulu Başkanı avukat İsmet Sayhan’ın gözaltına alınmasına.

Sayhan’ın, Yılmaz’ın liderliğini yaptığı suç örgütü dosyasından gözaltına alındığı ifade ediliyor. İktidar kanadı bu gözaltı ile ilgili olarak şimdilik bir açıklama yapmadı.

Ancak, kamuoyuna yansıdığı gibi Sayhan, hakkındaki “casusluk” iddiasıyla gözaltına alındıysa ‘işin rengi değişmeye başlıyor’ demektir.

Sayhan’ın gözaltına alınmasının, Bahçeli’nin “Ülküdaşım” çıkışına karşı gerçekleştiğini söylemek yanlış olmaz.

Az önce okudunuz, şüphelilerden Yılmaz ve Ilık’ın savunma sanayi sektöründeki faaliyetleri Ankara’da konuşulurken, üzerine MKEK eski Yönetim Kurulu Başkanı’nın casusluktan gözaltına alınmasının bir anlamı olsa gerek!

Buradan Yılmaz’ın MHP ve Ülkü Ocakları bağlantıları da düşünülürse, çıkartılması gereken anlamın derinliği farklı olacaktır.

Kaldı ki, Sayhan’ın da MHP Genel Başkanı ile makamında çekilmiş fotoğrafı var.

İktidardan Bahçeli’ye mesaj üzerine mesaj geliyor. Ve MHP Genel Merkezi’nin, Sayhan’ın gözaltına alınmasıyla ilgili bir açıklama yapmaması ilginç değil mi?

Sayhan’la birlikte suikast iddiasıyla başlatılan soruşturmaya bir de casusluk konusu girince, MHP’nin ne açıklama yapacağı merak konusu kuşkusuz.

Öte yandan son bir ayda Cumhur İttifakı içinde başlayan yargı üzerinden çarpışmada, MHP’de bir kesimin rahatsız olduğu kulislerde konuşuluyor.

Bilhassa Yılmaz’ın gözaltına alınışından sonra MHP’den yükselen tepkilere mesafeli duran kimi partililer olduğu ifade ediliyor.

MKE’den söz açılmışken bir not daha vereyim.

Yıl, 2016.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ve Ankara Emniyeti, gizli bir dosyayı raftan indirip adli soruşturma başlattı.

Operasyonda, MKE’nin ürettiği MP-5 ve MPT-76 model milli piyade tüfeklerinin çizim ve üretim planlarını ABD’ye satmak isteyen MKE Silah Fabrika Müdürü Mustafa Tanrıverdi yakalandı.

Ortalık ayağa kalktı. MKE gibi stratejik kamu kurumunda ortaya çıkarılan skandal, kamuoyunda tartışıldı.

Aradan dokuz yıl geçti.

Şimdi de MKEK eski Yönetim Kurulu Başkanı, casusluk iddiasıyla gözaltına alındı.

Böylesine önemli bir kurumda yaşananları iktidar nasıl açıklar acaba?

Skandallara karışanlar, kurumdaki görevlere nasıl, hangi kriterlere göre, kimlerin torpiliyle atandı?

MKEK bünyesinde o kadar kıymetli mühendisler, işletmeciler varken bir avukat hangi gerekçeyle yönetim kurulu başkanı atandı?  

Eğitimde kayıt borsası - Vural Nasuhbeyoğlu / Evrensel -26/Ağustos/2025-

Kamu bütçesinden eğitime yeterli bütçe ayrılmayınca devlet okulları ellerini velilerin cebine daha fazla atıyor. Artık herkesin bildiği kayıt parası astronomik rakamlara ulaşmış.


Her eğitim öğretim yılının başında Milli Eğitim Bakanlarının “Kayıt parası alınması mümkün değildir” açıklamaları ile velilerinin kendilerinden istendiğini dile getirdikleri ‘kayıt, bağış parası’ tartışmaları bu yıl da devam ediyor.

Google’da şikayetvar’a okul kayıt parası yazdığınızda bile birçok ilden velilerin isyanları, istenen paralar, okul isimleri alt alta diziliyor.

Türkiye’de zaten devlet okullarında okul öncesi eğitim ücretli. Anayasa’nın 42. maddesinde ücretsiz olduğu belirtilse de ilköğretim ve ortaöğretimde özellikle 1. ve 5. sınıflara kayıtlarda velilerden ‘kayıt veya bağış’ adı altında talep edilen paralar dudak uçuklatıyor. İstanbul, İzmir, Ankara gibi büyükşehirlerde talep edilen miktarlar 30 bin TL’den başlayıp 300 bin TL’ye kadar çıkıyor.

İktidarın her yıl dile getirdiği “Bütçeden aslan payını eğitime ayırdık” iddialarına rağmen eğitime ayrılan pay devede kulak kalıyor. 2016’da MEB’e genel bütçeden ayrılan pay yüzde 13.6 iken 2025’teki bu pay yüzde 10’a bile ulaşamamış durumda. Üstelik ayrılan bütçenin yüzde 80’inden fazlası da personel (daha çok da öğretmen) maaşlarına gidiyor.

Hal böyle olunca geçtiğimiz yıl binasında temizlik, kapısında güvenlik personeli, temizlik malzemesi olmayan okullarda yaşanan hijyen ve güvenlik sorununu arşa çıktı. Birçok okul eğitim öğretim yılına veliler tarafından temizlenerek hazırlandı. Okullarda pislik içindeki lavaboların, tuvaletlerin fotoğrafları ortaya saçıldıktan sonra MEB geçici çözümler arasa da sorunlar büyüyerek yeni döneme taşındı.

Kamuya yetersiz ödenek, özel okula teşvik
Tüm bu yaşananların temel nedenini kayıtlar sırasında okul müdürleri velilere anlatarak neden ‘bağış, kayıt parası’ vermeleri gerektiğine ikna etmeye çalışıyor. Denklem de çok basit “MEB vermiyor, veliler versin.” Bir veli bu yıl İstanbul’da ortaokula kaydetmek istediği çocuğu için kendisinden 30 bin TL kayıt parası isteyen okul müdürünün gerekçelerini sıralıyor. Müdür, 900’ü aşkın öğrencisi, 63 öğretmeni olan ortaokula bu yıl MEB tarafından temizlik ödeneği olarak sadece 76 bin TL gönderildiğini söylüyor.  İdareci, öğretmen ve öğrencisiyle bin kişilik bir okula MEB tarafından verilen temizlik ödeneği bu ay açıklanan özel meslek lisesi patronlarına öğrenci başına verilen 77 bin 626 TL’den daha az.

Müdür mü şirket yetkilisi mi?
Veli, müdürün yıl sonuna kadar okulun temizlik personeli ücreti, elektrik, su, internet, kırtasiye vb. masrafları için en az 4 milyon TL gerektiğini aktardığını ve adeta bir şirket yetkilisi gibi bilanço çıkardığını aktarıyor. “Bu yüzden kaydı düşenden de kayıt dışlı olanlardan da para talep etmek zorundayız. Gönül ister ki bir eğitimci olarak parayı değil, eğitime dair konuşalım ama mecburuz. Siz de çocuğunuz için bu parayı vermelisiniz” ifadelerini kullanan müdür çekmecesinden çıkardığı okul aile birliğinin IBAN’ının olduğu küçük kağıdı velinin eline uzatıyor. Bu ihtiyaçlar için veliden 30 bin TL talep eden okul müdürü, bu ihtiyaçların zaruri olduğuna vurgu yapıp, pazarlık yapmayı da ihmal etmiyor. Okul müdürü okulları mahkum ettikleri durumu en iyi bilen MEB yetkililerinin de eskisi kadar okul müdürlerine ‘kayıt parası almayın’ baskısı yapamadığını ekliyor.

Öte yandan kamu okulları arasındaki imkan farkları (spor salonu, laboratuvar vb.) velilerin adresleri dışında ama imkanları daha iyi olan okullara yönelmesine yol açıyor. Her ne kadar adrese kayıt sistemiyle öğrencilerin kayıtları otomatik olarak en yakın adresteki okula düşse de çocuğunu daha iyi bir okula kaydettirmek için ikametini taşıyanlar, başkasının yanına taşınanlar, araya hatırlı kişiler sokanlar hatta kayıt için yöneticileri hediye ile ziyaret eden veliler de az değil. Yani daha iyi okul ve eğitim için daha çok para verilmesi şart.

‘100 bin ne ki 300 bin TL isteyenler var’
Semte göre okulların öğrencilere sunduğu imkanlar, başarı düzeyi değişince veliler de çocukları için en iyi okulu seçmek için çeşitli yöntemler denemek zorunda kalıyor. Bu yüzden de birçok okulda ‘Kayıt Bölgesi’ ve ‘Kayıt Bölgesinde Olmayanlar’ için istenen belgeler için notlar asılmış. Yani adres dışından öğrenci kabul ediliyor. Spor salonu, geniş bahçesi olan, başarı yüzdesi yüksek, çok dilli eğitim veren okullara doğal olarak her ilde talep yüksek. Bu okulların idarecileri adeta kral gibi. Birçok yerde il, ilçe milli eğitim müdürlerinin bile sözü geçmiyor buralarda. Bu okullarda kayıt dışından gelen velilerden 300 bine kadar para istendiği rivayet ediliyor. Bir veli bunun rivayet olmadığını kayıt için kendisinden 100 bin TL isteyen okul müdürünün çevredeki başka okulları örnek göstererek “100 bin size çok geldi ama 300 bin isteyen okullar var” diyerek veliyi razı etmeye çalıştığını anlatıyor. Bir anlamda sıtmayı gösterip ölüme razı etme durumu…

Özel okullarla yarışıyor
Devlet okullarında kayıt ücretleri 300 bin liraya çıkarken özel okul ücretleri de 300 bin liradan başlayarak şehrine ve okuluna göre 1 milyon liraya kadar çıkıyor. Bu okullarda yemek ücretleri de fahiş. 150 bin lirayı bulan yemek ücretleri var.

Aynı okul içinde özel sınıf
81 ilde hatta deprem bölgesinde bile velilerin kayıt, bağış adı altında para ödenmeye zorlandığı biliniyor. Kimi yerde fazla kimi yerde az ama illa ki bu paralar alınıyor. Hatta bazı yerlerde velilerle okul yöneticileri arasında bu yüzden fiziksel şiddete varan, para vermeyenin çocuğunun okula kaydedilmeyeceği tehditleri haberlere yansıyor.

Kamusal ve ücretsiz olması gereken eğitimin artık her aşaması paralı hale getirilmiş durumda. Sadece kayıt parası değil kamu okulu içinde özel sınıflar, çok dilli eğitim adı altında (İngilizce-Almanca) eğitim veren sınıflar açılıyor. Bunlar için de ekstra paralar talep ediliyor. Eğitim yılı boyunca etüt adı altında da yine ekstra paralar isteniyor. MEB ve okul yöneticileri velilere karşı çok net: “İyi bir eğitim istiyorsanız, bedelini siz ödeyeceksiniz.” Yani varsa paran çocuğuna iyi bir eğitim ve gelecek sağlayabilirsin ancak…

Yetkililer ne derse desin hemen her il, ilçe ve kasabadaki devlet okulunda kayıt ücreti artık mecburi. Özetle, Leonard Cohen’in sözleriyle “Herkse biliyor, zarların hileli olduğunu…”

İstanbul’daki bir ortaokulun Okul Aile Birliği’nin 2024-2025 tahmini bütçesi… Veriler okulun 11 milyon TL’lik gelirinin zaten 9.5 milyonunun bağış adı altında velilerden toplanan para olduğunu çok net gösteriyor. Bu okulun adını özellikle vermedim siz internete herhangi bir okulu yazıp bu tabloya benzer bir tabloyu görebilirisiniz.

“Herkes biliyor, eğitime yeterli bütçenin ayrılmadığını
Herkes biliyor, yetkililerin yalan söylediğini
Ve herkes biliyor, kayıt parası alındığını…”

Okul Aile Birliği A.Ş.
Kayıt ya da bağış adı altında istenen paraların yatırılacağı adres de belli. Kimi yerlerde velilerden okulu boyayan şirkete vs. para yatırmaları istense de asıl adres velilerden oluşturulan Okul Aile Birlikleri. Bu birliğin en önemli işlevi de velilerden MEB’in karşılamadığı ihtiyaçlar için paraların toplandığı adres olmaları. Bu gizli saklı da değil.

Hemen her okulun internet sitesinde bu birliğin özel sekmesi, faaliyetleri, genel kurulları ve mali tabloları da var.

Şikayet çok!
Şikayetvar’da hemen her il ve ilçeden çok sayıda veri var görmek isteyene:

6 yaşındaki kızımı Ümraniye M***** A** Y***** İlköğretim Okulu'nda anaokuluna yazdırdım. Benden kayıt parası istiyorlar. Vermedim, durmadan arıyorlar ve yasal takibe vereceklerini söylüyorlar. Şimdi başka bir okula, Z****** H***** İlkokulu'na yazdıracağım bugün ve benden yine para talep edecekler. Vermeyince kayıt etmiyorlar.
***
Ankara M***** R**** B****** Okulu anasınıfı kayıt parası olarak 10 bin TL istediler. Asgari ücret alıyoruz. Eşimle birlikte evimiz kira, bu parayı nasıl vereceğiz? Kayıt yaptırmadan geri geldim. Çok yazık bu sisteme, biri dur demeli. Sesimizi nereye duyurmamız gerek? Yeter artık, devletin okulunda böyle yaparlarsa...
***
Bugün çocuğumu B***** G**** Z**** Ü***** Ortaokulu 5. Sınıf kaydı için götürdüm. Görevli benden 10.000 TL ve temizlik ürünleri getirmem istedi. Param olmadığını ve eşimden de ayrı olduğumu, maddi durumumun bu ödemeleri karşılamaya yetmediğini belirttim. Buna rağmen, "Bunları yapmanız gerekiyor, bunları yaparsanız kaydınızı oluştururuz" şeklinde yanıt verdiler.
Eğitim ateş pahası: Yemek, servis, alışveriş…
Okulların açılmasına günler kala veliler kara kara düşünüyor. Eğitim masrafları milyonlarca ailenin bütçesini zorluyor. Eğitim giderlerinin en temel kalemlerine bile güç yetmiyor. Servis ücretleri belediyeler tarafından belirleniyor. Ancak pek çok okulda bu fiyatlar asgari ücret olarak uygulanıyor.

İzmir'de en yakın mesafe ücreti devlet okullarında 2 bin 762 TL, anaokulu ve özel okullarda 3 bin 313 TL yapıldı. İstanbul'da servis ücretleri henüz kesinleşmedi ancak İstanbul Servis İşletmecileri yüzde 50 zam talebinde bulunuyor. Yüzde elli zam taleplerinin kabul edilmesi durumunda en kısa mesafe ücreti 3 bin 800 TL olacak. En uzak mesafe ise 9 bin lirayı aşacak.

Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonunun yaptığı hesaplamaya göre ise okula yeni başlayan bir öğrenci için yapılan başlangıç alışverişi 12 bin lirayı aşıyor.

Bir öğrencinin sağlıklı beslenmesi için yapılması gereken aylık harcama minimum 8 bin 700 TL. Geçtiğimiz yıl devlet okulundaki bir kantinde satılan en ucuz tostun fiyatı ortalama 70 TL, ayranın fiyatı ise 20 TL’ydi.

Vural Nasuhbeyoğlu / Evrensel

 

Öne Çıkan Yayın

BİRGÜN "Köşebaşı + Gündem" -13 Ocak 2026-

  Emekli aylıklarında sefalet: Asıl sorumluyu unutma!-Aziz Çelik-  Emekli aylıklarındaki sefaletin asıl sebebi sosyal güvenlik karşı devriml...