Rektör Tarhan'dan akılalmaz paylaşım: Kadını 'ambalaj'ladı, tacizi 'ak'ladı! -CUMHURİYET-

Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın sosyal medyada yaptığı paylaşım tepki topladı. Gelen eleştirilerin ardından Tarhan, maksadının yanlış anlaşıldığını belirterek açıklama yaptı.

Üsküdar Üniversitesi Kurucusu ve Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Instagram hesabından yaptığı bir paylaşımla sosyal medyada gündem oldu. Tarhan’ın, “Özel olan güvendedir, kendini teşhir eden tehdit altındadır, huzur bulamaz. Suç ve şiddet olaylarına biraz da bu gözle bakalım” sözleriyle kadınları hedef aldığı paylaşım, özellikle son dönemde giyim tarzları nedeniyle tanımadığı kişilerden uyarı ve şiddet gören sosyal medya kullanıcılarının tepkisini çekti.(https://x.com/drnevzattarhan/status/1968028691767714297)

"YANLIŞ ANLAŞILDI" AÇIKLAMASI GELDİ

Gelen yoğun tepkilerin ardından Tarhan, paylaşımının maksadını aştığını belirterek şu ifadeleri kullandı: “Sosyal medyada her şeyin ulu orta paylaşılmamasına dikkat çekmek için yaptığım bu paylaşımın maksadını aşan bir şekilde yorumlanmasına çok üzüldüğümü belirtmek isterim.”

Portre | Ali Erbaş: Üniversiteden Diyanet’e, Gülen cemaati ile temastan "Atatürk’e lanet" tartışmasına, tepki çeken fetvalardan İskandinavya turuna…-T24

Portre | Ali Erbaş: Üniversiteden Diyanet’e, Gülen cemaati ile temastan "Atatürk’e lanet" tartışmasına, tepki çeken fetvalardan İskandinavya turuna…-GÖKÇER TAHİNCİOĞLU /CAN ÖZTÜRK-

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, etkinliğini arttırmak için özel çaba sarf ettiği Diyanet İşleri Başkanlığı, son 15 yılda hem protokoldeki yeri hem de bütçe ve kadrosuyla, Türkiye'nin en etkili kurumlarından biri hâline geldi.

Geçmişten bu yana yapısı, faaliyet alanları tartışma konusu olan Diyanet, bu dönemde özel bir statüye kavuştu. Diyanet İşleri Başkanı, Cumhurbaşkanı Erdoğan'la doğrudan çalışan, kritik önemdeki kamu görevlilerinden biri hâline geldi. 

Mehmet Görmez, bu kritik görevi tam yedi yıl yürüttü. Fethullah Gülen cemaatinin etkin olduğu, ardından iktidarla savaşa girdiği, 15 Temmuz darbe girişimini gerçekleştirdiği dönemde başkanlık koltuğunda Görmez vardı. Tahsis edilen lüks makam aracı, kadrolaşma iddiaları, bazı cemaatlerin eleştiri ve yayınları nedeniyle yıpranan Görmez, emekliye ayrılarak bu görevi bıraktığında, kulislerde, Erdoğan'ın bu koltuk için kimi seçeceği uzun süre tartışıldı.

Ali Erbaş ise göreve ilk geldiği 2017 yılında 6,5 milyar TL bütçe ile faaliyet gösteren Diyanet, bakanlıkların birçoğundan fazla olarak planlamada yer almıştı. O sene 117 bin personelin bağlı olduğu Diyanet gibi bir kurumu yönetmek, Türkiye'nin yatırımlar, personel alımları ve harcamalar konusunda icra yetkisine sahip nadir kurumlarından birini de yönetmek anlamına geliyordu. Bu arada, kurumun 2025 bütçesinin 130,1 milyar liraya, personel sayısının 140 bine yükseldiğini anımsatalım. Bunun yanında, Türkiye Diyanet Vakfı gibi, milyonlarca lira bağış toplayan bir kurumun da Diyanet tarafından yönetildiğini unutmamak gerekiyor.

Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzaladığı kararnameye göre; görev süresi dolan Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş yerine İstanbul İl Müftüsü Prof. Dr. Safi Arpaguş atandı.

TIKLAYIN - Diyanet İşleri Başkanlığı'nda yeni dönem: Görev süresi dolan Ali Erbaş yerine İstanbul İl Müftüsü Prof. Dr. Safi Arpaguş atandı

Erbaş, göreve geldiği 2017’den günümüze tartışmalı kararlara imza attı, tepki çeken açıklamalar yaptı. İşte Erbaş’ın Diyanet İşleri Başkanlığı boyunca yaptıkları:

‘Kuran'ı taşın içine saklıyorlardı' iddiası

Erdoğan, Diyanet İşleri Başkanı olarak 17 Eylül 2017'de Prof. Dr. Ali Erbaş'ı seçtiğinde, camiayı yakından tanıyanlar, Diyanet'in artık daha çok tartışmaların odağında olacağını da konuşuyordu. Erbaş, "ılımlı" olarak nitelenen Görmez'e göre tartışmalı alanlarda çok daha agresif ve çatışmacı bulunuyordu. Yaşananlar, bu yorumları yapanları haklı çıkarttı.

Erbaş önce, 2016'da, Diyanet İşleri Eğitim Hizmetleri Genel Müdürlüğü görevini yürütürken yaptığı açıklamalarla gündeme geldi. Açıklamaları, cumhuriyet tarihinin en tartışmalı konularından biri olan, tek parti döneminden bugüne taşınan, muhafazakârların sürekli gündeme getirdiği, "Kuran'ın yasaklandığı, ezan okunmasının engellendiği" gibi iddiaları destekler nitelikteydi.

Erbaş, tek parti dönemine ilişkin şu iddiada bulunuyordu:

"Benim babam da 1921 doğumluydu. Merhum. Onun hatıralarını hep dinleyerek büyüdük. Okula gittiğimizde, Kur'an kursuna gittiğimizde, Kur'an öğrenmek için gittiğimizde Karadeniz'in bir dağ köyü. Aman yarabbi bu ne korkudur ki Karadeniz'in bir dağ köyünden birisi bile dışarıda nöbetçi tutuyorlar acaba bir Jandarma gelir de bizim hocamızı alıp götürür mü, diye dışarıda bekliyor. Akşam evlerine Kur'an-ı Kerim'i götürmüyorlar. Tarlanın duvarlarında herkesin bir taşı var, o taşı çekiyor, Kur'an'ı taşın içine koyuyorlar, taşı oraya yerine koyuyor ki eve götürmesin Kur-an'ı. Bu ne korkudur, nerede yaşadık bunu biz. Bu nasıl bir şeydir?"

'Dinler tarihi' ve 'dini musiki' hocası

Erbaş, göreve geldikten sonra, yıllardır bürokrat olarak görev yaptığı Diyanet İşleri Başkanlığı'nı yeniden dizayn etmeye başladı. Aynı dönemde Diyanet, Fethullah Gülen cemaati ile ilgili kritik bir rapor üzerinde çalışıyordu. Bu çalışmalar Erbaş'ın gözetiminde devam etti. Ancak aynı dönemde, Erbaş'ın da cemaatle sıkı bağlantıları olduğu iddiaları konuşulmaya başlandı. Ancak bu bağlantılardan önce Erbaş'ın İslami kesimin önemli isimleriyle, eğitimi sırasında kesişen yollarını anımsamakta fayda var. Zira Erbaş, ilk gençliğinden bu yana İslami camia içerisinde büyümüş, dünya görüşünü ve ideolojisini bu camia içerisinde şekillendirmiş bir isim.

Kişisel sitesindeki özgeçmişine göre, 1961 Ordu Kabadüz Yeşilyurt Köyü doğumlu olan Erbaş, ismi Diyanet'in araç tahsis etmesi iddialarıyla gündeme gelen Seher Erbaş ile evli ve dört çocuk babası.

İlkokulu köyünde okuduktan sonra 1980 yılında Sakarya İmam Hatip Lisesi'nden, 1984 yılında Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden mezun oldu. Aynı fakültede 1987 yılında "Kur'an'daki Tekrarlar" isimli Tefsir Usulü teziyle yüksek lisansını, "İlahi Dinlerde Melek İnancı" isimli Dinler Tarihi teziyle de 1993 yılında doktorasını tamamladı. Aynı yıl Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dinler Tarihi Anabilim Dalı'na yardımcı doçent olarak atandı. 1998'de doçent, 2004'te profesör oldu. 2006-2011 yıllarında aynı fakültede dekanlık görevini ifa etti. 

Musikiye büyük ilgisi olduğu anlatılan Erbaş, 1993-2013 yılları arasında Dinler Tarihi, Kur'an-ı Kerim, Dini Musiki dersleri vererek aynı fakültede 20 yıl hocalık yaptı. 10 yıl boyunca Sakarya Üniversitesi Mühendislik Fakültesi'nde Uygarlık Tarihi, Fen Edebiyat Fakültesi'nde ise felsefe dersleri verdi. 2008 yılında Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Önlisans İlahiyat Fakültesi Genel Koordinatörlüğü görevini üstlendi. 

Diyanet yılları

Diyanet'te 2011'de görev yapmaya başladı. 2011-2017 yıllarında Diyanet İşleri Başkanlığı'nda Eğitim Hizmetleri Genel Müdürlüğü görevini yürütürken 8 Haziran 2017'de Yalova Üniversitesi Rektörü oldu. Ancak bu göreve tam başlayamadan 18 Eylül 2017 tarihinde Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Diyanet İşleri Başkanlığı görevine atandı. Arapça ve Fransızca biliyor. 

İlim Yayma Vakfı ve MTTB

Erbaş'ın ideolojik dünyasını anlayabilmek için ilk gençlik yıllarındaki bağlantı ve tercihlerine bakmak gerekiyor. Erbaş, lise yıllarında kökeni İttihat ve Terakki'ye dayanan, ilk yıllarında pantürkist ideolojiyi benimseyen, 1960'lardan sonra daha muhafazakâr bir hatta yer alan Milli Türk Talebe Birliği'nin (MTTB) etkinliklerine katılmaya başladı. 

"Sağın insan kaynağı" olarak nitelenen, 1960'lardan sonra ideolojisi Necip Fazıl Kısakürek ve dergisi Büyük Doğu üzerinden şekillenen MTTB'den yolu geçen isimler arasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, eski Meclis başkanları İsmail Kahraman ve Bülent Arınç, Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş da bulunuyor. 

Erbaş, İstanbul'da yüksek öğrenime başladıktan sonra Sabahattin Zaim Üniversitesi'nin de kurucusu olan vakfın muhazafakâr camiada büyük önem atfedilen Vefa İlim Yayma Yurdu'nda kaldı, vakfın etkinliklerine katıldı. 

AKP hükümetinin de büyük önem verdiği İlim Yayma Vakfı'nın yurdunda özel dersler alan Erbaş, Fatih İsmailağa Camii'nde İrfan Sönmez, Haseki Eğitim Merkezi'nde Mehmet Savaş gibi isimlerden de özel ders alarak birçok çevreyle tanıştı. 

Sakarya Üniversitesi'nde hocalık yaptığı yıllar boyunca İstanbul'daki İslami çevrelerle bağını sürdürdü, etkinliklere katılıp dersler verdi. 1990'lı yıllarda başörtüsü yasağına karşı etkinliklere katıldı.

1997-2002 yılları arasında Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekan Yardımcılığı görevini yürüten Erbaş, 2006-2011 yılları arasında da iki dönem aynı fakültenin dekanlığını yaptı. 

Adil Öksüz'ün tezine onay

Erbaş'ın görev yaptığı yıllarda, 15 Temmuz 2016'daki darbe girişiminin kilit isimlerinden olan firari Adil Öksüz de Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde akademisyendi. Erbaş, aynı dönemde, Kültürlerarası Diyalog Platformu'nda (KADİP) yönetim kurulu üyeliği de yaptı. Gülen cemaatinin kurduğu KADİP, "dinlerarası diyalog" başlığı altında faaliyet gösteriyordu. Bu dönemde KADİP'in başkanı, 1993-1995 yılları arasında Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde dekanlık yapan ve adı Adil Öksüz ile anılan firari Suat Yıldırım'dı. 

Erbaş, Adil Öksüz'ün 2003'teki doktora tez jürisinde yer aldı. Öksüz'ün "Ceza Hükümleri Açısından Tevrat ve Kuran" başlıklı doktora tezine onay veren isimlerden biriydi. ODA TV'nin Erbaş göreve geldiğinde yaptığı habere göre, aynı tez jürisinde, firari Suat Yıldırım da vardı. 

Cemaatin yayınevi

Dinler tarihi konusunda kitapları bulunan Erbaş, Gülen cemaatinin Abant Toplantıları'nda da sıkça görülen isimlerden biri oldu. 2013'te Vatikan'da, halen firarda olan Suat Yıldırım'la çektirdiği fotoğraf da Erbaş'ın Gülen cemaati ile bağlantılarına dair iddialar kapsamında çok konuşuldu. Erbaş ve Yıldırım onaylı Adil Öksüz'e ait tezi YÖK'ün sisteminde bulmak artık mümkün değil. 

Ancak Erbaş'ın kitaplarını özgeçmişinde ve piyasada bulmak mümkün. Erbaş'ın çeviri bazı kitaplarının yayınevi Gülen cemaati ile bağlantılı olan ve sonradan kapanan İnsan Yayınları… Ali Erbaş'ın, yine 2016'da kapatılan Ufuk Yayınevi'nden çıkan kitabı da bulunuyor. 

Erbaş'ın mazisine dair bu noktalar, hükümet cephesinde, Gülen cemaati bağlantısı olarak görülmüyor. Erbaş'ın da bir dönem İslami kesimdeki hemen herkes gibi Gülen cemaati ile yollarının kesiştiği ancak safının belli olduğu, Gülen cemaatinin karşısında yer aldığı, ideolojik olarak da Gülen cemaati ile yollarının kesişemeyeceği yorumları yapılıyor. 

İlk cemevi ziyareti

Bütün yaşamı boyunca dinleri, dinler tarihini, inançları araştıran Erbaş, bir cemevini ilk kez 2018'de ziyaret etti. Tunceli'de cemevine giden Erbaş, ilk kez bir cemevine geldiğini beirterek, "Aynı düşünceye, aynı inanca sahibiz. Kıblemiz, kitabımız, peygamberimiz bir" dedi. 

Kamu spotu tartışması

Erbaş, göreve geldiğinden bu yana açıklamalarıyla sürekli gündemde yer aldı. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın hazırlattığı kamu spotunda kadının erkeğe çay ve kek getirmesi görüntülerinin çok eleştirilmesi üzerine, "Bir kamu spotu hazırladık. Bunu da hazmedemediler. Bununla ilgili Meclis'e önerge bile verdiler. Kadın da erkek de görevini yapacak. Bizim bu anlayışımızın dışında olan kesimler sürekli bir şeyler pompalamaya çalışıyor" dedi. 

Bahçeli'nin büyük tepkisi

Ali Erbaş, 9 Kasım 2018'de, Kadir Mısıroğlu'nu hastanede ziyaret etti. Atatürk karşıtı açıklamaları büyük tepki çeken Mısıroğlu, Erbaş'a, "Şeyhülislam" olarak hitap ederken, ziyaretin "Tarihi bir hadise" olduğunu söyledi. Çok tepki çeken ziyaretin 9 Kasım'da gerçekleştirilmesi, 10 Kasım'da Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Atatürk için bir açıklama yapmaması ve hutbe yayımlamaması da eleştirilerin büyümesine yol açtı. Diyanet'ten, 9 Kasım'daki ziyaretin, insani duygularla yapılan bir hasta ziyareti olduğu açıklaması yapılırken, diğer eleştiriler yanıtlanmadı. Erbaş da "Farklı beklentilerle kişileri itibarsızlaştırmak kul hakkını ihlal etmektir" dedi. AKP Sözcüsü Ömer Çelik de konuyla ilgili olarak, "Hasta ziyaretinin siyaseti olmaz" açıklamasını yaptı.

Ancak Cumhur İttifakı'nın ortağı MHP'nin lideri Devlet Bahçeli'nin bu ziyarete tepkisi sert oldu. Bahçeli, "Fesli provokatörü, meczubu ziyaret için bula bula 9 Kasım'ı mı buldun? Yılın diğer tarihleri torbaya mı girdi? 10 Kasım'dan bir gün önce mi hasta ziyaretini hatırına getirdin? Mustafa Kemal'e inançlarımıza uymayan şekilde saldıran şahsı 10 Kasım'ın arifesinde ziyaret etmek nasıl bir aklın mahsulüdür? '10 Kasım saat 9'u 5 geçe kenefe gidin' diyen, Yunan galibiyetine özlem çeken çukur şahsiyete geçmiş olsun demek, bunu da milletimize kafa tutar gibi ulu orta yapmak, fesli münafığı manen onaylamak, arka çıkmak değil midir? Ne istiyorsunuz cumhuriyetten? Diyanet İşleri Başkanlığı'nın görevi kurucu değerlere ihanet eden vatansızları anma ve alkışlama değildir" dedi. Tartışma, ittifak içerisinde büyütülmedi ve sular duruldu. Bahçeli, Mısıroğlu'nu Cumhurbaşkanı Erdoğan ziyaret ettiğinde, ölümünden sonra mesaj yayımladığında sessiz kalmayı tercih etti.

LGBTİ+ ve cinsiyet tartışması

Diyanet İşleri Başkanlığı ve Erbaş'ın açıklamaları, bugün ilgisiz gibi dursa da, İstanbul Sözleşmesi'nin kaldırılması kampanyasına kadar uzanan adımlara zemin hazırladı.

Erbaş, boğazı kesilerek öldürülen Emine Bulut cinayetinden sonra, "Dinimizde kadının canı, onuru ve hakları dokunulmazdır ve emanettir" açıklamasını yaptı. "Emanet" söylemi tepki çeken Erbaş, geri adım atmadı.

Asıl büyük tartışma ise LGBTİ+ konusunda çıktı. İlk tartışma 5 Temmuz 2019'da Diyanet İşleri Başkanlığı'nın tüm camilerde okunan ve web sitesinde de yayınlanan Cuma Hutbesi'nde nikâhsız birlikteliklerin haram, eşcinselliğin de sapkınlık olarak nitelendirilmesi üzerine yaşandı. Tartışma yaratan hutbe ile ilgili geri adım atılmadı.

26 Temmuz 2019'da Diyanet İşleri Başkanlığı, "Beden mahremiyeti ve tesettür" başlıklı cuma hutbesinde, "Özellikle erkekler için beden sağlığını da tehdit eden dar giysiler, mahremiyetin korunmasını sağlamadığı için tesettür bilincine uymaz" ifadelerine yer verdi. Erkeklerin de cinsiyetsizleştirildiği tartışmalarının fitili ateşlendi. Diyanet'in sitesindeki birçok tartışmalı fetva ve yanıt büyük eleştirilere rağmen muhafaza edildi ve kaldırılmadı.

Çoklu baronun zemini

Ali Erbaş, konuyu gündeminde tutmaya devam etti. 2020'nin Ramazan ayının ilk hutbesinde, Erbaş, "Ey insanlar. İslam, zinayı en büyük haramlardan kabul ediyor. Lutiliği, eşcinselliği lanetliyor. Nedir bunun hikmeti? Hastalıkları beraberinde getirmesi ve nesli çürütmesidir bunun hikmeti. Yılda yüz binlerce insan gayrimeşru ve nikâhsız hayatın İslami literatürdeki ismi zina olan bu büyük haramın sebep olduğu HIV virüsüne maruz kalıyor. Geliniz bu tür kötülüklerden insanları korumak için birlikte mücadele edelim" ifadelerini kullandı.

İnsan hakları savunucuları, LGBTİ dernekleri, hukukçular bu sözlere tepki gösterdi. Ankara Barosu'nun yaptığı açıklamaya, farklı barolar ve hukukçular da destek verdi. Ancak bu kez iktidar, kararlı biçimde Erbaş'ı sahiplendi. Önce ardı ardına destek açıklamaları yapıldı, ardından baroların neden bu tartışmalara katıldığı gündeme geldi. Hemen ardından büyük kentlerde birden fazla baro kurulabilmesine, Türkiye Barolar Birliği'nin yapısının değiştirilebilmesine olanak sağlayan çoklu baro düzenlemesi hükümetin gündemine alındı. Çoklu baro düzenlemesinin zemini de Diyanet tarafından döşendi. İstanbul Sözleşmesi'nin kaldırılması gerektiği tartışmaları da yine bu açıklamadan sonra alevlendi.

Kılıç ve lanet

Diyanet, artık hükümetin attığı kritik adımlarla ilgili tartışmaları başlatan, bu konudaki ideolojik hattı oluşturan bir kurum görüntüsü de veriyordu. Erdoğan'ın etkinliğini, etkisini ve saygınlığını artırmak için özel uğraş verdiği Diyanet'in geldiği noktayı gösteren en önemli ve tarihi olay, Ayasofya'nın müze statüsünden çıkarılarak ibadete açıldığı gün yaşandı. Hutbe için kürsüye çıkan Ali Erbaş, "gelenek" diyerek açıklasa da elinde tuttuğu kılıçla, dünyaya net bir meydan okuma mesajı verdi. Erbaş'ın, "Bizim inancımızda vakıf malı dokunulmazdır, dokunanı yakar. Vakfedenin şartı vazgeçilmezdir, çiğneyen lanete uğrar" sözleri ise devletin memurunun devletin kurucu liderine lanet okuduğu şeklinde yorumlandı ve büyük tartışma yarattı. Erbaş, "geçmişi değil bundan sonrasını kast ettiği" gibi kısa bir açıklamayla konuyu geçiştirdi ancak Ayasofya'da verdiği hutbe ile verdiği mesajı da bu mesajla tarihe geçtiğini de çok iyi biliyordu.

Ancak tartışmalar büyüdü. Türk Silahlı Kuvvetleri, sadece milli bayramlarda fotoğraf paylaşma geleneğini bozdu ve hutbenin ardından Instagram sayfasından Anıtkabir'i korumakla görevli askerlerin yürüyüşünün fotoğrafını paylaştı. 

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, iki kez Erbaş'ın sözleriyle ilgili açıklama yaptı. Kalın, CNN Türk'e yaptığı açıklamada, "Ali Erbaş Hoca, vakfiyeden alıntı yaptı. Hutbede Atatürk'e dil uzatılması diye bir şey söz konusu değil. Çünkü Atatürk bu vakfiyeyi ortadan kaldırmış değil. Dönemin şartları içerisinde oranın müze olarak kullanılmasına karar verilmiş. Atatürk'e lanet okundu sonucunu çıkarmak, çok iyi niyetli bir değerlendirme olmaz. Biz de böyle bir şeyi kabullenemeyiz. Bırakın başka bir yerde Cuma hutbesinde lanet okunmasını doğru bir yaklaşım olarak kabul etmeyiz. Rejim tartışmasına dönüşüyor olması suni bir gündemdir" açıklamasını yaptı. Kalın, bir başka açıklamasında da Erbaş'ın hutbesinin yanlış yorumlandığını söyledi.

AKP Sözcüsü Ömer Çelik de Ayasofya'daki hutbeden sonra başlayan "Hilafet" tartışmaları üzerine, "Cumhuriyet gözbebeğimiz" açıklamasını yaptı ve "Kurtuluş Savaşı'mızın başkomutanı, devletimizin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve İstiklal Savaşı kahramanlarını rahmetle ve saygıyla yad ediyoruz. Tarihten bugüne kesintisiz bir halka olarak devam eden mücadele azmimizi daha da kuvvetli kılıyoruz" dedi.

En kritik adım ise yine Diyanet'ten geldi. Diyanet İşleri Başkanlığı, Erbaş'ın elinde kılıçla okuduğu hutbenin "lanetleme" ile ilgili kısmını, internet sitesinden kaldırdı.

Tartışmalı fetvalar

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın fetva sitesinde, 6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş merkezli yaşanan ve 11 ilde etkili olan depremlerin ardından, “İhtiyaç duyulan konulara açıklık getirmek” amacıyla özel bir bölüm oluşturuldu. Diyanet, “Deprem bölgesinden sıkça sorulan sorular” adı altında, ailelerin evlat edindikleri çocuklara, "Öz evlat gibi davranmasının" doğru olmadığını ve "Evlat edinenle evlatlık arasında evlenme engeli olmadığını" açıkladı.

Ayrıca başkanlık tarafından tüm camilerde okutulan bir Cuma Hutbesi'nde ise karşılıklı rıza olmadan Allah'ın koyduğu miras ölçüsünü değiştirmenin ilahi adalete aykırı olduğu belirtilerek, "Kişinin; kız çocuklarını mirastan mahrum bırakması, kız çocuklarının da Allah’ın takdir ettiği hakka razı olmaması kul hakkıdır. Arazi sınırlarını ihlal ederek başkasının mülkünü gasp etmek, asılsız gerekçelerle insanların mallarına el koymak, yalan beyanlarla insanları mağdur etmek ateşten gömlek giymektir" denildi.

Erbaş başkanlığında Diyanet’in yayımladığı fetvalar genellikle tepki çekerken kadın hakları örgütleri, avukatlar, siyasetçiler Erbaş hakkında suç duyurularında bulundu.

İsrafa karşı hutbe verirken kızının lüks düğünü tepki çekti

Diyanet İşleri Başkanlığı bir tarafta, “Sade bir yüzük, içtenlikle yapılan bir dua, küçük bir ikram ile gerçekleşmesi gereken düğün merasimleri, günümüzde israf ve gösterişin zirveye çıktığı törenlere dönüşmüştür” ifadelerinin yer aldığı açıklamalar yaparken diğer tarafta Erbaş kızı Şeyda Nur Erbaş Küçük için gösterişliği düğün törenleri düzenledi. Lüks düğünde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın nikâh şahidi olduğu, çok sayıda müftü ve üst düzey devlet yöneticisinin katıldığı da görüldü.

İsraf üzerine yapılan vurguların ve devlet tarafından tasarruf çağrılarının yapıldığı dönemde Çiftin ayrıca Sakarya’da ikinci bir düğün daha yaptığı da tepki çekti.

Bakanlar ve AKP’li vekiller Erbaş’a destek oldu

Eski TBMM Başkanı Mustafa Şentop, eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, eski Sanayi ve Teknoloji bakanı Mustafa Varank’ın da aralarında bulunduğu Bakan ve AKP’li siyasetçiler Erbaş’a destek paylaşımlarında bulundu. 2020’de Ramazan hutbesinde LGBTİ+ karşıtı açıklamalar yapan Erbaş için çeşitli siyasetçiler destek kampanyası başlattı, paylaşımlar yaptı.

"Gazze'ye Umut Ol" yürüyüşünde dua etti

Filistin'e Destek Platformu'nu oluşturan sivil toplum kuruluşlarının, İsrail'in Gazze'de sürdürdüğü saldırılara karşı "Gazze'ye Umut Ol" sloganıyla İstanbul'da yürüyüş düzenlendi. Erbaş "Gazze'ye Umut Ol" yürüyüşünde dua etti.

Görevi sona ermeden “vakıfların genel kurullarına katılmak” için İskandinavya turuna çıktı

Bütçesi ve harcamalarıyla her sene tartışılan Diyanet İşleri Başkanlığı, kamuoyunda tartışma yaratacak bir uygulamaya daha imza attı. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın yurt dışı gezileri vurgulu tasarruf tedbirlerine karşın kalabalık bir Diyanet heyetinin, İskandinav ülkelerini ziyaret ettiği öğrenildi. Edinilen bilgiye göre gezi İsveç, Norveç ve Danimarka ülkelerine gerçekleştirildi. Gezilerin amacının, "Diyanet’e bağlı vakıfların genel kurullarına katılmak” olduğu bildirildi.

İskandinav ülkelerini ziyaret eden Diyanet heyetinde Erbaş’ın yanı sıra eşi Seher Erbaş ve Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Selim Argun da yer aldı. Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan çokça isim Erbaş ve kafilesinde yer aldı. Yurt dışı görevine öte yandan özel kalem, protokol, koruma ve basın ekibinin de götürüldüğü kaydedildi. Seyahat toplamda 5 gün sürdü.  

Seyahatlerine ütücü ve çamaşır yıkama personeli götürmesi tepki çekti

Diyanet’in bütçesinin başkanlığa yetmediği, bütçe artırımı talep edildiği görülürken Erbaş ve eşi Seher Erbaş’a hac sırasında hizmet vermek üzere Türkiye’den ütücü personel götürüldüğü bildirildi.

Diyanet’in bu yıl hac organizasyonu kapsamında 84 bin 942 hacı adayı ile birlikte 4 bin 91 kişilik görevli ekibi Mekke ve Medine’ye gönderdiği bildirildi. Bu ekipte aşçı, diyetisyen, yemek servisi personelinin yanı sıra ütücülerin de bulunduğu belirtildi. Belgelerde, çamaşırcı ve ütücü personelin isim listesi yer aldı.

Kızı 'küsurat farkıyla' üniversite kadrosuna girdi

Sahte diploma tartışmaları sürerken Erbaş’ın kızı Şeyda Küçük’ün Düzce İlahiyat Fakültesi'nin araştırma görevlisi kadrosuna 'küsurat farkıyla' atandığı öğrenildi. Diğer adayların ALES ve üniversite not ortalaması Küçük'ten fazla olmasına rağmen, okulun yaptığı sınavda Küçük, tüm adayların üzerinde not alması ve atamanın yapıldığı dönemde Diyanet’ten emekli olan İsmail Karagöz’ün Düzce Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanlığı’nı yapması tartışmaları artırdı.

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın kızı olan Küçük’ün, ALES puanı itibarıyla adaylar arasında üçüncü, diploma notu itibarıyla ise beşinci sırada olduğu görüldü. Kadroya alımda ALES puanının ve diploma notunun etkisinin yüzde 30'ar olduğu bildirildi. Küçük’ün, diğer adaylardan öne geçtiği tek kriter olan yabancı dil puanının etkisinin ise yalnızca yüzde 10 olması dikkati çekti.

Küçük’e, üniversitenin yaptığı ve yüzde 30 etki ile belirleyici olan giriş sınavında en yüksek puan verildi. ALES puanı 87,50 olan bir adaya üniversite giriş sınavında 39,5 puan, mezuniyet notu 86,7 olan bir başka adaya ise giriş sınavında 42,5 puan verildiği bildirildi. Küçük’ün ise giriş sınavı puanı, 67,5 oldu. Küçük, giriş sınavında verilen 67,5 puan ile diğer adayların önüne geçti.

                                                            /././

Yeni Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Safi Arpaguş kimdir?

Safi ArpaguşProf. Dr. Safi Arpaguş

Resmi Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın imzaladığı karara göre; görev süresi dolan Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş yerine İstanbul İl Müftüsü Prof. Dr. Safi Arpaguş atandı.

Prof. Dr. Safi Arpaguş kimdir?

Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle 15 Ekim 2021’de İstanbul İl Müftülüğü görevine atanan Prof. Dr. Safi Arpaguş, 1967’de Amasya’nın Gümüşhacıköy ilçesinde dünyaya geldi. İlköğretim ve lise eğitimini memleketinde tamamlayan Arpaguş, 1990’da Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldu.

1992’de aynı fakültenin Tasavvuf Anabilim Dalı’nda araştırma görevlisi olarak akademik hayatına adım atan Arpaguş, yüksek lisansını “Aziz Mahmud Hüdâyi’nin Nasâyıh ve Mevâiz İsimli Eseri” üzerine, doktorasını ise “Mevlânâ’nın Dini Anlatım Metodu” başlıklı teziyle tamamladı. 2008’de doçent, 2014’te profesör unvanını aldı.

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde uzun yıllar öğretim üyeliği yapan Arpaguş, 2011-2021 yılları arasında fakültede dekan yardımcılığı görevini yürüttü. Arpaguş, akademik çalışmalarını tasavvuf tarihi, Mevlânâ, Mesnevî ve Mevlevîlik üzerine yoğunlaştırdı.

Atatürk için dua etmişti

Arpaguş, 2023’te 10 Kasım’da Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünün 85. yıldönümünde Dolmabahçe Bezm-i Alem Valide Sultan Camii’nde düzenlenen mevlit programına katılmasıyla biliniyor. Arpaguş, cami cemaatiyle birlikte Atatürk ve silah arkadaşları için dua etmişti.

                                                        ***

T-24



GÜNDEM -17 Eylül 2025 -

Kümesteki sansar-Türkiye’nin yumurta ihracatı: ABD’de yumurta fiyatı yüzde 75 düştü, Türkiye’de yüzde 50 arttı -Çağdaş Çavuşoğlu/Evrensel-

Türkiye’den ABD’ye milyonlarca düzine yumurta ihraç edildi. Türkiye'de zamlanan fiyatlar nedeniyle en ucuz protein kaynağı yüzde 50 zamlandı. Asgari ücretlinin alım gücü yumurtada da geriledi.(https://www.evrensel.net/haber/571586)

Vatandaşın delik cebi bütçeye yama olacak -Tolga Uğur/Sözcü-

OVP’ye göre iktidar yılın kalanında 5.8 trilyon lira harcayacak, bütçe açığı 2.2 trilyon liraya ulaşacak. Yüksek faiz gideriyle rekor kıran bütçe açığını, vatandaş finanse edecek.(https://www.sozcu.com.tr/vatandasin-delik-cebi-butceye-yama-olacak-p228344)

AKP’deki krizin diğer boyutu: 'Erdoğan sonrası kim gelecek' kavgası büyüyor -soL-

AKP içinde uzun süredir devam eden krizin bir ayağını "Erdoğan sonrası göreve kimin geleceği" tartışması oluşturuyor. Kavgaya, patronlara ve AKP içi ekiplere yönelen tehditler eşlik ediyor.(https://haber.sol.org.tr/haber/akpdeki-krizin-diger-boyutu-erdogan-sonrasi-kim-gelecek-kavgasi-buyuyor-401328)

Şahan dosyası ünlüler geçidi gibi! Çiller de var, Torunlar da -Bahadır Özgür / halkTV-

 

‘Kent uzlaşısı’ soruşturmasından tutuklu olan Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, geçen hafta da İBB soruşturmasından tutuklandı. Hakkında, ‘irtikap ve bundan elde edilen geliri örgüte aktarmak’ suçlaması yapılıyor.

Somut bir kanıt var mı peki?

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturma tutanağına bakıldığında esasında rüşvet iddialarının doğrudan muhatabı Şahan değil. “Şahan para aldı” diyen yok yani. Daha ziyade etkin pişmanlıktan yararlanan, belediyeye bazı konularda danışmanlık yapmış, şirketlerle çalışan sözleşmeli Şehir Plancısı Adem Altıntaş’ın belediye adına para istediği ileri sürülüyor.

Şahan soruşturmasında asıl ilgi çeken bölüm ise müşteki listesi. Ünlüler geçidi gibi çünkü. Şişli’de milyon dolarlık inşaat yapan ne kadar büyük müteahhit, eski siyasetçi, iş insanı varsa dosyada yer alıyor.

Kimler yok ki: Taş Yapı, Torunlar, DAP Yapı, Profilo AVM, Abdi İbrahim, DAGİ, Hatay Han Yağları, Medicana Hastanesi, Tansu Çiller, Türkmen Grup, Koray Aydın…

Listeye bakınca, “Şişli’nin imar rantını paylaşanlar bir, Şahan tek” dense yeridir hani. Öylesine güçlü bir liste bu!

whatsapp-image-2025-09-16-at-08-01-02-1.jpeg

Savcılık çoğunun ifadesine başvurdu. Hemen hepsi Şahan’ın, Altıntaş aracılığı ile para talep ettiğini ima ediyor.

Delil olarak ne gösteriyorlar peki?

Dosyadaki tuhaflık burada başlıyor işte. Çünkü belediyenin kestiği imar cezalarının, vermediği izinlerin, yaptığı denetimlerin, ‘rüşvet alabilmek için bahane’ olduğunu ileri sürüyorlar.

Bazı örnekleri inceleyelim şimdi…

TAŞ YAPI’DAN SONRA TORUNLAR

En bariz örnek, detayları daha önce kamuoyuna yansıyan Taş Yapı. Taş Yapı’nın sahibi Emrullah Turanlı “İmamoğlu ve Şahan benden 100 milyon dolar istedi” demişti. Kanıt diye bazı evraklar göstermişti. Ama ‘rüşvetin belgesi’ dediği evrakların, Şişli’nin göbeğine dikmek istediği 72 katlık rezidans inşaatındaki usulsüzlüklerle ilgili kesilen imar cezaları olduğunu, halktv.com.tr ortaya çıkarmıştı.

Benzer iddiayı Torunlar GYO’nun sahipleri de dile getiriyor. Mehmet Torun, Torun Center’ın 9 katını birleştirmek istediklerini, belediyeye başvurduklarını, reddedildiğini belirtiyor. Daha sonra işi takip eden şirket yetkilisinden, belediye adına Adem diye birinin (Adem Altıntaş) 10 milyon dolar istediğini öğrendiğini anlatıyor. Vermeyince belediyenin fahiş ceza kestiğini ileri sürüyor.

Şahan ise söz konusu paradan haberi olmadığını, Torun ile yüz yüze görüşerek binanın statik projesinin yenilenmesinin zorunlu olduğunu, bunun için ne yapılması gerektiğini tane tane anlattığını söylüyor. Torunlar eksiklikleri gidermeyince belediye encümeni kararıyla yasal hesaplama yapılarak 1 milyar lira ceza kesiliyor. Tadilat yapıldıktan sonra yine encümen kararı ile ceza 15.5 milyon liraya düşürülüyor.

Şahan’ın anlattıklarını, belediyenin resmi belgeleri de doğruluyor.

whatsapp-image-2025-09-16-at-08-01-02-2.jpeg

Bir diğer iddia Abdi İbrahim’in sahibi Nezih Barut’a ait 3 blokluk inşaatın iskan meselesi. İtirafçı Yakup Öner şu iddiada bulunuyor: “3.5 milyon dolara anlaştıklarını duydum. Birine iskan verdiler. Diğer ikisi için 10 milyon dolar istemişler.”

Şahan, bahsedilen dönemde başkan yardımcısı olduğunu, yetkisi bulunmadığını, seçildikten sonra da söz konusu yapılarla ilgili teknik eksikliklerin giderilmesi konusunda ilgili birimleri uyardığını, gerekli düzenlemelerin yapılmasıyla iskanın verildiğini ifade ediyor. Soruşturmada Abdi İbrahim’in bir başka rezidans projesi için de iddialar var. Şahan o projenin de titizlikle incelendiğini anlatıyor.

Bir başka konu, Nişantaşı’nda DAGİ ile Hatay Han Yağları’nın ortak parseliyle ilgili. İddiaya göre, belediyenin parselinin de bulunduğu ve imar planında kamuya ayrılmış alan olarak geçen yer için plan tadilatı yapılıp, fonksiyonun ticari alana çevrilmesi amacıyla % 50 pay karşılığında anlaşılmış.

Şahan şöyle yanıtlıyor:

* “Alan Harbiye koruma planı içinde. Proje sadece oraya ilişkin olmayıp, 1/5000 bölge planıdır. Burası az yapılaşmış yer olduğu için kamusal alan olarak değerlendirebileceğimizi düşünüp, %50’den fazlası kamuya terk edilen sosyal donatı alanı olarak öneriler geliştirdik. Hayata geçmedi. Amacımız açık ve yeşil alan kazandırmaktı. Mal sahiplerinin heveslerini bildiğim için söylüyorum. Gökdelen istiyorlardı. Görüşüp ifademdeki hususları açıkça söyledim.”

Soruşturmada iktidara yakın medyanın en fazla üzerinde durduğu olay ise Medicana Hastanesi.

Medicana’nın sahipleri Hüseyin Bozkurt ve Fatih Mehmet Bozkurt, 2021’de Levent’teki bir binayı hastane olarak işletmek üzere kiralamış. Binada değişiklik yapıldığı için belediye onaylı mimari proje gerekiyor. Süreç uzuyor. Bozkurt zar zor Şahan ile kısa süreli görüşmeler yaptığını, bir süre sonra da Altıntaş’ın kendilerinden 8 milyon dolar rüşvet istediğini ileri sürüyor. 4 milyon dolar elden, 4 milyon dolar da ‘bağış’ olarak verdiklerini belirtiyor.

Şahan, hastane olarak inşa edilmemiş bir binanın hastaneye çevrilmesinde teknik sıkıntıların (kolon kesme vb.) olduğunu, dolayısıyla işin kurala uygun yapılmasını istediğini ifade ediyor. Belediye yetkililerinin bağış yapıldığını haber verdikleri anda bunun çöp kamyonu alımında kullanılmasını istediğini, her şeyin kayıtlı yürütülmesini ve alımların DMO’dan yapılmasını sağladığını vurguluyor. Altıntaş’ın para talep etmesinin ise belediye ile bir ilgisi bulunmadığını, hastane sahipleri ile danışmanlık sözleşmesi yapmasından dolayı kendi aralarında bir mesele olduğunu söylüyor.

TANSU ÇİLLER’İN OTELİ DE DOSYADA

İlginç konulardan birisi de Tansu Çiller’e ait otel. Altıntaş, bir tanıdığının Çiller ailesi adına Dolapdere’deki otel için iskan almaya çalıştığını, kendisinin bunu belediyeye ilettiğini, Şahan ile görüşmesinde 3 kreş yapılmasını şart koştuğunu savunuyor. Kreş pahalı bulununca yerine çöp kamyonu aldırıldığını ileri sürüyor.

Şahan, kreş ve çöp kamyonunu kesinlikle reddediyor. “Otel benden önce yapıldı. Teknik sıkıntıları vardı. ‘Yangın mevzuatına, statik projesine iyi bakın. Neticede eski başbakan. En ufak bir teknik kusur tartışma yaratır’ diyerek arkadaşları uyardım” diyor ifadesinde.

Yine Koray Aydın’a ait Dolapdere’deki bir inşaatla ilgili iskan işi de dosyaya girdi. Altıntaş, 1.5 milyon liralık alışveriş kartı karşılığı iskanın alındığını duyduğunu savunuyor. Şahan ise Koray Aydın’ın binası ile ilgili hiçbir bilgisi olmadığını, yerini dahi bilmediğini vurguluyor.

Dosyadan son bir örnek daha verelim…

Bu seferki konu, Süleyman Çetinsaya’nın sahibi olduğu Profilo AVM. Etkin pişmanlıktan yararlanan müteahhit Süleyman Atik, AVM’nin yerine konut inşa eden Çetinsaya’nın, belediye ile arası iyi olduğu için 1/1000’lik plan hazırlanması konusunda yardım istediğini ama daha sonra belediye ile anlaşmaya vardıklarını anlattığını ileri sürüyor.

Bu itham karşısında Şahan, 1/1000’lik planların büyükşehir yetkisinde olduğunu, söz konusu planın 23 Kasım 2023’te, İBB Meclisi’nin komisyonunda bütün partilerin oybirliği ile onaylandığını hatırlatarak, iddiaların altının boş olduğunu kaydediyor.

Özetle Şahan’ın dosyası da tıpkı diğer İBB operasyonu dosyaları gibi itirafçı ifadelerine, duyumlara ve henüz hiçbir somut delil sunulmayan rüşvet iddialarına dayanıyor. İddianame çıktığında adı geçen ünlü müteahhitler iddialarını nasıl belgelere dayandıracaklar, göreceğiz.

Bahadır Özgür / halkTV

BİRGÜN "Köşebaşı + Gündem" -16 Eylül 2025-

 Akbelen’in dört yanı kuşatıldı: Gözaltına alınanlar serbest bırakıldı

Sabah saatlerinde kamyonlar, kesim ekipleri ve çok sayıda jandarma sevk edilen Muğla’nın Milas ilçesine bağlı İkizköy yakınlarındaki Akbelen Ormanı’nda direniş başladı. Giriş çıkışların kapatıldığını ve köylülerin engellendiğini belirten yaşam savunucuları acil yürütmeyi durdurma istedi. Zeytinliklerin kesimini engellemek üzere alana giden yurttaşlar gözaltına alınmaya başladı. Gözaltına alınan Nejla Işık, Halil Şallı, Seçil Şallı ve Serpil Şallı serbest bırakıldı.

Muğla Milas’a bağlı İkizköy yakınlarındaki Akbelen Ormanı’nda sabah erken saatlerde zeytinliklere yönelik yeni bir müdahale başlatıldı.

Bölgeye kamyonlar ve kesim ekipleriyle birlikte çok sayıda jandarma personeli sevk edildi. Köylüler, “Zeytinlerimiz için buradayız, kıyıma izin vermeyeceğiz” dedi.

İkizköy Muhtarı Nejla Işık tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Tüm Türkiye’ye çağrımızdır: şu an İkizköy’de, Akbelen’in kenarında, içinde sabahın erken saatlerinde zeytin sökümü başladı. Zeytinleri üzerindeki meyve ağaçlarıyla birlikte söküyorlar. Şu an bu kıyımı göstermek için alana gidiyoruz. Alana gitmeye çalışıyoruz, arkamızda bir sivil araç bizi takipte. Akbelen civarı her yer jandarma. Herkese çağrımızdır, zeytini olan, zeytinden geçinen bizler yeni yasayla birlikte bunun olacağını biliyorduk. Bu yasayı bu yüzden çıkardılar. Ama 10 köyden 72 köylü bu zeytinlere dokunulmaması için dava açtık biz. Bakın bu zeytinler hepimizin geleceği. Bunu yapmayın ülkemize. Bunu bizlere yapmayın. Tek bir zeytin ağacına dokundurtmayacağız. Gerekirse hepimizi alın gözaltına, tek bir ağaca dokundurtmayacağız. Tüm herkesi dayanışmaya çağırıyoruz!”

JANDARMA KUŞATMASI

Öte yandan köylüler açtıkları davada acil yürütmeyi durdurma talep etti.

Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Esra Işık, “Meclisten geçen torba yasadaki zeytinliklerle ilgili olan maddeye, zeytinlerin taşınması konusuna karşı Muğla’da yaklaşık 10 farklı köyden 77 kişi açmış olduğumuz davaya dair avukatlarımız acil yürütmeyi durdurma talebinde bulundu. Köylüler bir şekilde sökümün yapıldığı alana ulaşmaya çalışıyor fakat Akbelen’in tüm tepeleri, dağları jandarmalar tarafından tutulmuş, kuşatılmış durumda. Şu an zeytinlerin söküldüğü alana gizlice varıp oturmuş durumdalar köylüler. Her taraf sarılmış durumda” dedi.

Zeytinliklerin kesimini engellemek üzere alana giden yurttaşlar gözaltına alınmaya başladı. Akbelen Yuvamız Vermeyeceğiz adlı X hesabı üzerinden yapılan açıklamada, “Akbelen’de tüm tepeler jandarmalar tarafından kuşatılmış durumda. Zeytinlerin kesildiği alana ulaştık. Bu katliam bitene kadar gitmeyeceğimizi söyledik, gözaltındayız” denildi.

Gözaltına alınan yurttaşların Milas Jandarma Komutanlığı'na götürüldüğü öğrenildi.

Gözaltına alınanların isimleri şu şekilde: •Halil Şallı , •Seçil Şallı , •Serpil Şallı , •Nejla Işık

GÖZALTILAR SERBEST

Gözaltına alınan İkizköylülerden Nejla Işık, Halil Şallı, Seçil Şallı ve Serpil Şallı ifadelerinin alınmasının ardından serbest bırakıldı.

"ŞİRKETLERE YEDİRMEYİZ"

Yapılan açıklamada, “Köylülerimizi gözaltından aldık. Biz suçlu değiliz. Asıl suçlu köyümüzde zeytinleri kesen şirkettir. Köyümüz, topraklarımız, zeytinlerimiz bize atalarımızdan kaldı. Asla bu aç gözlü şirketlere vermeyiz, yedirmeyiz. Sonuna kadar mücadeleye devam edeceğiz” denildi.

İZMİR BAROSU'NDAN AÇIKLAMA

İzmir Barosu’ndan yaşananlara ilişkin yapılan yazılı açıklamada, Zeytincilik Yasası'na işaret edilerek, yapılan işlemin suç teşkil ettiği belirtildi.

Baro tarafından yapılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

"Akbelen direnişinin sembol ismi Zehra Nine’nin ölümünün ertesi günü, şafak vakti jandarma eşliğinde Akbelen’e girilerek zeytin ağaçları kökünden kesilmeye başlanmıştır. Bu vahim müdahale, yalnızca doğaya değil, hukuka ve toplumsal vicdana da yapılmış ağır bir saldırıdır. Üstelik bugün yapılan işlem, zeytin ağaçlarının sökülüp yeniden dikilmesine uygun olmayan bir dönemde gerçekleştirilmiş, böylece 'yeniden dikeceğiz' söyleminin bir yalandan ibaret olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır. Mahkeme süreci beklenmeden, köylünün ve halkın iradesi hiçe sayılarak gerçekleştirilen bu katliam, doğa, hukuk ve vicdan katliamıdır. Zehra Nine’nin mirasına, köylülerin iradesine ve toplumun geleceğine yönelmiş bu saldırı asla kabul edilemez.

Üstelik Akbelen’de yaşanan bu hukuksuzluk sırasında Milas Jandarma Komutanlığı tarafından Nejla Işık, Halil Şallı, Seçil Şallı ve Serpil Şallı gözaltına alınmıştır. Zeytin ağaçlarını savunan köylülerin susturulmaya çalışılması, yaşanan doğa kıyımına bir de hukuk dışı baskı eklemiştir.

Zeytin, bu toprakların bereketi ve yaşam kaynağıdır. Onu yok etmek; köylünün ekmeğini, halkın geleceğini yok etmektir. İzmir Barosu olarak altını çiziyoruz: Anayasa’nın 56. ve 169. maddeleri ile 3573 sayılı Zeytincilik Yasası hiçe sayılarak yapılan bu yok ediş, suçtur. Doğaya, köylünün iradesine ve hukuka yönelen bu saldırının karşısında durmaya; hem yargı önünde hem kamuoyu nezdinde mücadele etmeye devam edeceğiz."

                                                           ***

Sit alanına tatil köyü -Aycan Karadağ-

Muğla Bodrum’da hazineye ait 204 bin 569 metrekarelik denize sıfır arazi, beş yıldızlı tatil köyü projesi için tahsis edildi. Bölge, “doğal sit alanı” statüsünde.

Ülkenin kıyıları yeni projelerle birer birer yapılaşmaya açılıyor. Bu kez adres  Muğla’nın Bodrum ilçesi, Kızılağaç Mahallesi. Mülkiyeti hazineye ait 204 bin 569 metrekarelik denize sıfır arazi, İSPA İnşaat Sanayi ve Pazarlama A.Ş.’ye 49 yıllığına tahsis edildi. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın 23 Temmuz 2024’te verdiği ön izinle şirket proje için ilk adımı attı.

ÖNEMLİ DOĞA ALANI

Ön izin sürecinin ardından firma, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na başvurarak çevresel etki değerlendirme (ÇED) sürecini başlattı. 978 milyon TL maliyetle planlanan projede, toplamda 248 oda ve 1200 yatak kapasiteli bir tatil köyü yapılması planlandı.

Kuaför, lokanta, çok amaçlı salon, balık restoranı, 250 kişilik oturma salonu, kapalı yüzme havuzu, çocuk havuzu, bilardo oyun odası, aletli jimnastik salonu, masa tenisi, vitamin bar, kids Club, masaj odası, buhar odası, Türk Hamamı, toplantı salonu yer alacak. Projede patlayıcı madde olarak dinamit kullanılacağı kaydedildi. Alanın “önemli doğa alanı”, “makilik, fundalık-çalılık” ve “doğal sit alanı” statüsünde bulunuyor. Öte yandan İSPA İnşaat, sektörde Kalyon Grubu ile bağlantılı yöneticilerin görev aldığı bir şirket olarak biliniyor.

                                                       ***

Kanalizasyonsuz binalar yükseliyor -İsmail Arı-

TOKİ’nin Kanal İstanbul bölgesindeki inşaatları hızla tamamlanıyor. Ancak İSKİ, konutlar kaçak olduğu için su ve kanalizasyon bağlantısı yapmıyor. Buna rağmen birçok konutun kaba inşaatının tamamlanması dikkat çekiyor.

İktidarın milyarlarca lira harcayarak TOKİ eliyle Kanal İstanbul güzergâhındaki Sazlıdere Barajı havzasına yaptırdığı kaçak konutlar hızla tamamlanıyor.

İnşaatlar Havza Koruma Yönetmeliği’ne aykırılığı sebebiyle İstanbul Su Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) tarafından ‘kaçak yapılaşma’ statüsüne alındı. İSKİ şantiyeye, “25 Mayıs 2025’e kadar yapılaşmayı kaldırmazsanız yıkım kararı uygulanacak, yıkım ücreti de sizden tahsil edilecektir” şeklinde tebligat gönderdi ama buna rağmen inşaatlar devam etti. TOKİ’nin başvurusuyla da İstanbul 14. İdare Mahkemesi İSKİ’nin verdiği yıkım kararı için yürütmeyi durdurma kararı verdi.

İNŞAATLAR SÜRÜYOR

İSKİ yetkilileri ise kaçak yapılara mevzuat gereği su verilmesinin ve kanalizasyon bağlantısı yapılmasının mümkün olmadığını vurguluyor. Buna rağmen birçok konutun kaba inşaatı tamamlandı. Konut projesinin bazı etaplarının yılsonu tamamlanacağı iddia edilse de konutların hâlâ kanalizasyon ve temiz su bağlantısı yok.

BÖYLE BİR KAPASİTEMİZ YOK

Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, TOKİ ve Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü yetkilileri ise krize karşı çözüm arıyor. İSKİ yetkilileri, bölgeye yaklaşık 75 bin konut yapılmasının planladığını, kaçak konutların atık suyunun taşınacağı bir arıtma tesisinin bulunmadığını ifade ediyor. Yetkililer 75 bin konuta verilecek temiz su kapasitelerinin bulunmadığını da vurguluyor.

MÜDAHALE EDEMEZLER

Yetkililer, “Kaçak yapılara hizmet verirsek suç işleriz. Bu yapılar kaçak olmasaydı temiz su ulaştırmak ve atık suyu arıtma tesisine taşımak için ihale şartnamesi hazırlamamız, ihaleye çıkmamız ve yüklenici firmanın da bu çalışmaları tamamlaması gerekirdi. Bu da haliyle çok uzun bir süreç. Ayrıca bu bölgedeki arıtma tesislerimizin 75 bin konuttan gelen atık suyu arıtacak kapasitesi yok. Bu nedenle bir de yeni arıtma tesisi inşa edilmesi ve bunun için yine uzun bir ihale sürecine girilmesi gerekirdi. İlgili kurumların yöneticileri bizim atık ve temiz su hatlarımıza müdahale edip bu konutlara bağlantı götüremez. Bunu yaparlarsa suç işlerler. Suç işlemeyi göze alarak bunu yaparlarsa da yeni bir krize neden olurlar. Örneğin temiz su hattımıza müdahale ederlerse birçok mahalle, binlerce insan susuz kalacak. Yani onların suyunu almış olacaklar. Atık su için kanalizasyon hattımıza müdahalede bulunma şansları ise hiç yok” diyor.

BirGün’ün edindiği bilgilere göre, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, TOKİ ve DSİ yetkilileri bir araya geldi ancak konutlar kaçak olduğu için çözüm bulunamadı. Şantiyedeki inşaat işçileri için tankerlerle su taşındığı ve işçilerin temizlik ihtiyaçlarını su depolarındaki sular ile karşıladığı, tuvaletler için de foseptik çukurları açıldığı belirtiliyor.

∗∗∗

ÖMERLİ’DEKİ KAÇAK YAPILAR YIKILDI

İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ), kentin içme ve kullanma suyunu sağlayan en önemli alanlardan biri olan Ömerli Havzası’nın koruma alanındaki Pendik Kurtdoğmuş Mahallesi’nde tespit edilen 37 kaçak yapıyı yıktı. Ekipler geçen hafta da Terkos Havzası’nda 46 kaçak yapıyı kaldırmıştı.  Son 6 yılda Avrupa Yakası’nda bin 406, Anadolu Yakası’nda bin 816, Melen Havzası’nda ise 59 kaçak yapı tespit edildi. Tespit edilen yapılardan bin 398 yapı kaldırıldı.

                                                                  ***

Öne Çıkan Yayın

BİRGÜN "Köşebaşı + Gündem" -13 Ocak 2026-

  Emekli aylıklarında sefalet: Asıl sorumluyu unutma!-Aziz Çelik-  Emekli aylıklarındaki sefaletin asıl sebebi sosyal güvenlik karşı devriml...