'Ali Erbaş gitti, dertler bitti' diyenler yanılıyor: Diyanet’in misyonu ne? + AKP’nin militan şeyhülislamı Ali Erbaş’ın öyküsü -soL-

 'Ali Erbaş gitti, dertler bitti' diyenler yanılıyor: Diyanet’in misyonu ne?

2017’de Diyanet’in başına geçen ve tam 8 sene kurumun başında kalan Ali Erbaş, kuşkusuz "özel" bir misyona sahipti. Ancak Erbaş’ın görevinin sona ermesi sonrası yapılan kimi değerlendirmeler, işin aslının pek de kavranmadığını gösteriyor.

Biraz geriye giderek başlayalım…

15 Temmuz darbe girişiminin yaşandığı sırada Türkiye’de gözlerin çevrildiği en kritik kurumlardan biri kuşkusuz MİT’ti.

O sırada orada neler oluyor, nasıl bir takip mekanizması işliyordu? Bu soruların bir kısmının yanıtını biliyoruz, bir kısmı ise hâlâ fazlasıyla sisli.

Bilinenler, darbe girişimine dair önceden MİT’e ulaşan istihbaratlar olduğu ve Diyanet İşleri Başkanı’nın, darbe girişimi sırasında MİT binasında olduğuydu.

Evet, bir ülkede yaşanan darbe girişimi sırasında en kritik kurumun davetlisi olan isim, önceki Diyanet Başkanı’ydı.

Konunun Erbaş’la ilgisi ne diye sorulacaktır.

Evet, Erbaş’la ilgisi yok.

Peki neden bu örnekle başladık?

Erbaş’ın görevden alınması sonrası “muhalif” isimlerin bir bölümü fazlasıyla sevinmiş görünüyor. “Diyanet, Erbaş dönemindeki militan rolünden kurtulmalı” tavsiyeleri havada uçuşuyor, “göreve bir alim geldi sonunda” mesajları ve iyi niyet temennileri de...

Diyanet’in misyonu değişmedi

Ancak burada unutulan şey, Diyanet’in misyonunun Erbaş’ın kimliğine sıkıştırılamayacağı gerçeği. Kurumun bu düzen için taşıdığı benzersiz önem sanki bir anda unutulmuş gibi değerlendirmeler oldukça enteresan.

Zaten böyle olmadı mı?

Mehmet Görmez gitti, Erbaş geldi ancak Diyanet’in misyonu hiçbir şekilde değişmedi. Çok daha “silik” olan bir ismin, iktidar medyasının arkasından tef çalarak gönderdiği Mehmet Görmez’in dahi düzen açısından önemini, nasıl bir misyonla çalıştığını 15 Temmuz’da görmüştük.

O gün bir "Suriyeli muhalif" üzerinden gelen dosyayı, o ismi de yanına alarak Hakan Fidan’ın yanına götüren, böylesi bir misyonla çalışan bir kurum, sadece bir isme sıkıştırılamayacak bir öneme ve göreve sahip, unutulan tam da bu.

Peki, Erbaş’ı diğerlerinden ayıran hiç mi bir şey yok, onun dönemini diğer dönemlerden ayıramaz mıyız?

Bu sorunun yanıtı biraz karmaşık ama bu dönemin özel bir dönem olduğu kesin.

AKP’nin Cemaat darbesi sonrası kendi mahallesinden yediği golü çıkarması için çok çalışması, tarikat ve cemaatler başlığında yol alması gerekiyordu.

Erbaş bu konuda özel bir misyonla hareket etti.

Devletin kritik kurumları kısmen de olsa Gülen ekibinden temizlenirken Diyanet’in de gözetiminde buraya yeni tarikat ve cemaatler yerleştirildi.

Tek misyonu bu değildi kuşkusuz. Toplumun gericileştirilmesi adına elde kılıçla militan bir gerici saldırının da yürütücülüğünü yaptı Erbaş. Bu konuda kendisinden önceki tüm Diyanet Başkanlarını kıskandıracak bir performans sergiledi.

Diyanet’in tam da bu misyonla yetiştirdiği isimler eğitim ve sağlık başta olmak tüm kurumlara nüfuz etti, sistematik bir şekilde her yeri kuşattı.

Bunlara ek olarak gider ayak verdiği fetva tadındaki skandal hutbelerle öne çıktı.

Diyanet şeyhülislamlığa dönüştü

Radikalleşme ve Selefilik araştırmaları yapan Hilmi Demir, Erbaş’ın görevden alınmasını yerinde bulan, yerine gelen isme de sevinenlerden.

Erbaş’a yönelik tepkisini sosyal medyada yaptığı bir paylaşımla aktaran Demir, “Ali Erbaş benim de kendisini çok eleştirdiğim, 15 Temmuz sonrası 'FETÖ' ve Radikal Selefi gruplarla mücadele konusunda çok zayıf bulduğum bunu da kendisinin yüzüne söylediğim bir başkandı. Bu açıdan selef halef olarak birbirine pek benzemediklerini bilmek gerekir. Sayın Prof. Dr. Safi Arpaguş'a şans vermek ve hayırlı olsun demek gerekir. 'FETÖ' ve Radikal Selefi gruplar ve Radikalleşmiş Çocuklar konusunda önünde bekleyen yığınla iş var umarız bunlarla ilgilenmeye vakti olur” derken, aslında önemli bir başlığa işaret ediyor.

Türkiye 16 yaşında bir çocuğun cihatçıları arkasına alarak bir karakola saldırdığı bir ortamdayken, gericiliğin toplumun her alanını sardığı bir dönemdeyken Erbaş’ın özel bir misyonu olduğunu düşünmemek saflık olur.

Ancak bu tabloyu sıraladıktan, Diyanet’in Erbaş döneminde adlı adınca bir şeyhülislamlığa dönüştüğünü tespit ettikten sonra bu düzenin bir isim gittikten sonra değişeceğini düşünmek, AKP’nin misyonunu da hiç kavrayamamış olmayı gerektirir.

Bugün Türkiye’de AKP’nin sürdürücülüğünü yaptığı düzen temelde holdingler ve tarikatlara sırtını yaslarken, Diyanet yeni döneminde olsa olsa bugüne kadar yapıp ettiklerini daha ileri taşımayı önüne alan bir misyonla hareket edecektir.

Bunu yapamadığı, istenenleri yerine getiremediği oranda eline hutbeleri tutuşturacak bir şebeke hazır duruyor, tıpkı Görmez ve Erbaş döneminde olduğu gibi.

                                                        ***

AKP’nin militan şeyhülislamı Ali Erbaş’ın öyküsü 

AKP’nin en militan “şeyhülislamı” Kılıçlı Ali lakaplı Ali Erbaş emekli oluyor. Ayasofya’da halka kılıç göstermesi ve şatafatlı memuriyet hayatıyla bilinen Erbaş giderayak tartışmalı fetvaların sorumluluğunu da Diyanet’teki bir komisyonun üzerine bıraktı. soL TV halkın vergileriyle sefa süren Ali Erbaş saltanatının kısa hikayesini anlattı…

Önce Sakarya İmam-Hatip Lisesi'nden, sonra Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden mezun oldu. “Kur’an’daki Tekrarlar” isimli teziyle yüksek lisansını, “İlâhî Dinlerde Melek İnancı” isimli teziyle doktorasını tamamladı. Uzmanlığı bir kitaptaki tekrarlardan ve meleklerden ibaretti. Bilim insanı veya akademisyen değil düz “ulema”ydı.

AKP’ye ortalama bir ulema gerekiyordu. Birdenbire yükseldi, ülkenin en büyük ve en zengin örgütünün başına atandı. Diyanet İşleri Başkanı oldu. Bununla birlikte hakkında bilmediğimiz birçok şey var. Mesela hangi tarikata yakın olduğunu bilmiyoruz. Halbuki tarikatsız ulema olmaz.

Az Fethullahçı ve az ulema!

Fethullahçıların kurduğu “Kültürlerarası Diyalog Platformu”nda yönetim kurulu üyeliği yaptı. Aynı tarikata yakın olduğu gerekçesiyle kapatılan “Kimse Yok Mu Derneği”nin çağrısına cevap verip toplantılarında boy gösterdi. Abant Toplantıları’na da katılıp değerli fikirlerini sunmaktan geri durmadı. Yani az Fethullahçı ve az ulema! 

Tarikatların tamamına karşı çok hassas. "Tarikat" yerine "irfan mektepleri" demeyi tercih ediyor. Uşşaki tarikatı şeyhinin bir çocuğu tacizinin ardından "Vatana-millete hizmet eden nice insanın yetişmesine katkıda bulunan örnek ve önder şahsiyetler, gruplar, STK'lar, irfan mektepleri asla zan ve töhmet altında bırakılmamalıdır" demişti. Bütün tarikatların destekçisi oldu.

Yaydıkları irfanla bilime düşmanlık, gerçeklere sırtını dönme, tarikatları destekleme, cehalet, kafa karışıklığı, yolsuzluk, yobazlık, ölçüsüzlük ve ahlaksızlık normalleşti. Din onun girişimleriyle AKP tarafından özelleştirildi, parti dinine döndü.  

O da bu saçma beyanlarına inanmayan halka kılıç gösteriyor, Cumhuriyetin kurucusuna lanet okuyor, kadınlara ayar veriyor, çocuklara erken evliliğin yollarını gösteriyor, LGBT’leri lanetliyor. Bilimi dine göre tarif etmeye, Darwin’i yalanlamaya kalkışıyor.

Sabıkası kabarık. Yargıtay binasının açılışını dini bir gösteriye dönüştürdü, halka fakirliği öğütlerken kendisi lüks araçlarla dolaştı. Ayasofya’nın açılışında Mustafa Kemal’e lanet okudu.

Kısa giyen kadınlara sataştı, "uzuvları belli edecek şekilde dar elbise giyenler… 'giyinik çıplaklardır'" dedi. Tepki gelince "Tesettür her şeyden önce Allah'ın bir emridir, kişisel bir tercih değildir" diye cevapladı. Emri henüz yerine getiremiyordu, tek sorun buydu.

Yine dine dayandırarak kız çocuklarının miras hakkının sınırlandırılması gerektiğini söyledi.

Ele tutuşturulan hutbeler ve veda

17 Eylül'de görev süresi sona eren melek uzmanı Prof. Dr. Ali Erbaş'ın Diyanet İşleri Başkanlığındaki sekiz yılı bu tartışmalarla geçti. Bir iddiaya göre Ali Erbaş’ın hutbeleri AKP Genel Merkezi’nde hazırlanıyor, eline tutuşturuluyordu. Yalanladı, yasal yollara baş vuracağını söyledi.

Giderayak halkı kışkırtan o fetvaları kendisinin yazmadığını, örgütte 10 kişilik bir komisyon tarafından kaleme alındığını açıkladı. Yani halkı kışkırtma ve dini parti dinine çevirme eylemini örgütlü olarak yapmışlardı.

Laik cumhuriyetin yıkıntıların üzerinde şerri bir yeni rejim kurmaya memur edilmişti. Denedi ama ömrü yetmedi. Dini çoğaltıp ahlakı azaltmayı başardılar. 

Kendisi gitti testisi kaldı yadigâr.

soL TV Haber Bülteni’ni izlemek için:

https://youtu.be/-J6a_jOkuwo

                                                                   ***


Yetkiyi vatandaş verdi etkiyi yandaş gördü + Menzil eğlenmeye doyamadı... Düğün üç gün üç gece sürdü, tarikat şeyhi halay çekti -SÖZCÜ-

Yetkiyi vatandaş verdi etkiyi yandaş gördü -Deniz Ayhan-

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçilmesinin ardından 7 yıl geçti. Sistemin kaybedeni halk oldu. Yandaş müteahhitler, ‘Deli Dumrul’ projelerinin sahipleri, doğayı katlederek servetini katladı.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ’Verin yetkiyi görün etkiyi’ dedi ve 2018 Haziran’da Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçildi. 7 yıllık süreçte milyonlar fakirleşti, kaybeden işçi, memur, emekli, öğrenci, çiftçi ve geniş halk kesimleri oldu. Yandaş müteahhitler, garantili, yap-işlet-devret projelerinin sahipleri ise son 7 yılda servetlerine servet kattı. AKP’nin gözdeleri Makyol, Cengiz, Kalyon, Kolin ve Limak şirketleri, vergi affından garanti ödemelerine kadar çok sayıda ayrıcalıktan yararlandı. Makyol İnşaat 29 milyar, Cengiz İnşaat 18.7 milyar, Kalyon İnşaat 48 milyar, Kolin İnşaat 20 milyar ve Limak İnşaat da 10.5 milyar liralık ihale aldı.

105 MİLYARLIK RÖNESANS

Öte yandan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu dahil çok sayıda ilçe belediye başkanı tutuklandığı soruşturmanın kilit isimlerinden Aziz İhsan Aktaş 2018’den sonra elde ettiği servet ile dikkat çekti. 

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin müteahhidi ve Marmaris Okluk Koyu’ndaki yazlık sarayı da inşa eden Rönesans Holding, bu dönemin yükselen yıldızı oldu. Ankara Adliyesi ile MSB ve Genelkurmay’ı da kapsayan ‘Ayyıldız’ projesinin müteahhidi Rönesans ve yan kuruluşu REC İnşaat, 2018’den bu yana 105 milyar lirayı aşan ihale aldı. Erdoğan’ın, ‘Daha Adil Bir Dünya Mümkün’ kitabıyla poz veren ve AKP’den milletvekili aday adayı Veysel Demirci’nin şirketi Ziver İnşaat, 25.6 milyar TL’lik ihale aldı. Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı ve Trabzonspor eski Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu’nun ATR Yapı Proje Sanayi şirketi 12.6 milyar TL’lik, AKP’li Ferhat Nasıroğlu’nun şirketi Fernas İnşaat da 60 milyarlık ihale aldı.

ADAY ADAYLARI GÖZDE

AKP Milletvekili Adayı Mehmet Zeki Peker’in şirketi Zey Yapı 14.5 milyar, Öz Er-Ka şirketi Yönetim Kurulu Başkanı ve AKP Milletvekili Aday Adayı Eşref Keleş de 2018’den bu yana 8.5 milyar TL’lik, AKP Milletvekili adayı İbrahim Yanmaz’ın şirketi Ilgın İnşaat 12 milyar TL’lik ihale kazandı. AKP’li Macit Haldız’ın şirketi ise 15.6 milyar TL’lik ihale aldı.

Projelerle zararlar katlandı

Yap-işlet-devret modeli yaptırılan garantili köprü, tünel, otoyol ve tünellerinin özelleştirilmesi kamuya zarar üzerine zarar yazdı. ‘Kara Delik’, ‘Deli Dumrul’ projelerden bazıları ve kazananları ise şöyle:

- Yavuz Sultan Selim Köprüsü: İC İçtaş firması işletiyor. Günlük 135 bin araç geçiş garantisi verilen köprü 2027’de kamuya devredilecek.

- Çanakkale Köprüsü: Çanakkale Otoyol ve Köprü İnşaat Yatırım AŞ, işletiyor. Günlük 45 bin araç geçiş garantisi var. 2034’te kamuya devredilecek.

- Osmangazi Köprüsü: Nurol-Özaltın-Makyol-Astaldi-Yüksel-Göçay firmaları işletiyor. Günde 40 bin araç geçiş garantisi var ve 2035’te devredilecek.

- Avrasya Tüneli: Yapı Merkezi ve Koreli SK E&C işletiyor. Günlük 70 bin araç geçiş garantisi var ve 2042’de kamuya devredilecek.

- Ankara YHT: Cengiz-Limak ve Kolin işletiyor. 106 milyon yolcu garantisi var. 2037’de kamuya devredilecek.

- Zafer Havalimanı: İC İçtaş, işletiyor. Yıllık 1 milyon 317 bin yolcu garantisi var. 2044’te kamuya devredilecek.

Madencilik kıyımları

Cengiz ve Fernas İnşaat gibi şirketler, doğa kıyımları ile de gündemden düşmedi. Cengiz Holding Kazdağları, Sinop, Bodrum Cennet Koyu’ndaki çalışmaları ile protestoların merkezine yerleşti. Limak Holding ve IC İçtaş Muğla Akbelen’de, Fernas da Kırşehir’de doğayı katletti. Söz konusu şirketler sıklıkla halkla karşı karşıya geldi.

Sistemin zengini: Topal İhsan

Suç örgütü lideri olduğu iddiasıyla tutuklandıktan sonra itirafçı olup, serbest bırakılan ‘Topal İhsan’ lakaplı Aziz İhsan Aktaş’ın 2018’den sonra ulaştığı servet dikkat çekti. Okul, hastane temizlik ve kantin işleriyle uğraştığı, Diyarbakır’da kantin işletip tost sattığı bilinen Aktaş’ın Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçilmesinin ardından elde ettiği haksız kazancın MASAK raporlarına da yansıdığı görüldü. Aktaş’ın aile ve yakınları üzerinden 7 yılda kurduğu  23 şirket aracılığıyla vergi kaçırdığı ve usulsüz haksız menfaat sağladığı tespit edildi. SÖZCÜ’nün ulaştığı bilgilere göre Aktaş’ın  şirket müdürü, iki kişiyi de şirket ortağı gösterip kurduğu 23 şirket ile milyarlarca liralık usulsüz ihale alarak devleti milyarlarca lira zarara uğrattığı belirlendi. 

                                                          ***

Menzil eğlenmeye doyamadı... Düğün üç gün üç gece sürdü, tarikat şeyhi halay çekti

Adıyaman’ın Kahta ilçesine bağlı Menzil köyü, son yılların en dikkat çeken düğünlerinden birine ev sahipliği yaptı. Menzil tarikatının şeyhlerinden Muhammed Saki Elhüseyni’nin oğlu için düzenlenen düğün dikkatleri üzerine çekti.

Tarikat lideri Abdülbaki Erol'un ölümüyle miras kavgasına tutuşan Menzil Cemaati şimdi de şatafat içerisinde bir düğünle gündem oldu. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin oğlu Abdürrahim Elhüseyni'nin düğünü, üç gün üç gece süren etkinliklerle kutlandı. Yüzlerce tarikat üyesinin katıldığı tören boyunca, hem bölgeye özgü geleneksel halk oyunları hem de cemaatin kendi ritüelleri sergilendi.

HALAYDAKİ SÜRPRİZ ŞEYH

Düğünün en çok konuşulan anı ise Menzil cemaatinin lideri Seyda Şeyh Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin halaya katılması oldu. Meydanda cemaat üyeleriyle birlikte el ele halaya duran şeyhin görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Şeyhin etrafında, sırtında “Görevli” yazılı yelekler giyen cemaat mensuplarının bulunması ise dikkat çeken bir diğer ayrıntıydı. Güvenlik ve düzen amacıyla organize edilen bu ekip, törende yoğun ilgi gören liderin çevresinde koruma çemberi oluşturdu.

İSLAMİ HALAY VE ŞEMMAME BİR ARADA

Düğün töreninde, cemaat mensuplarının geleneksel halk oyunlarından olan “Şemmame”yi oynaması ve aynı zamanda kendi yorumlarını taşıyan “İslami halay” figürlerini sergilemesi dikkat çekti. Her iki dans türünün bir arada oynandığı sahneler, hem sosyal medyada hem de yöre halkı arasında ilgiyle izlendi.

SOSYAL MEDYADA GÜNDEM OLDU

Etkinliğe ait görüntülerin paylaşılmasının ardından sosyal medya kullanıcıları arasında farklı görüşler ortaya çıktı. Kimi kullanıcılar düğünün görkemini ve cemaatin halkla olan yakın ilişkisini olumlu değerlendirirken, kimileri ise dini liderlerin bu tür törenlerdeki rolünü tartışmaya açtı.

                                                         ***

Sözcü

Altın ve boksit madenleri, elektrik, kahveci… Yeni bir el koyma mı geliyor? -Bahadır Özgür /halkTV-

Son bir ayda üst üste şirket operasyonları yapılıyor. Savunma sanayi, medya derken iş borsaya da sıçradı. Suçlamalar ciddi: Casusluk, suç örgütü, kara para ve manipülasyon. Savunma sanayi ve medyadaki operasyon şirketlere el koymayla sonuçlandı.

Peki borsaya açık Investco Holding merkezli operasyon da neler oluyor?

Önceki gün yapılan operasyonda aralarında piyasanın tanıdığı yatırım uzmanlarının, finansçıların da bulunduğu 14 kişi gözaltına alındı. Burada asıl önemli Investco Holding’in büyük pay sahipleri ve yöneticileri. Holdingin yönetim kurulu başkanı Reha Çırak, yönetim kurulu başkan yardımcısı Mustafa Necip Uludağ ve yönetim kurulu üyeleri Ömer Özbay ile İhsan Uzel gözaltında. Olayın merkezindeki isim ise holdingin büyük hissesine sahip Nihat Özçelik. Yılların manipülatörü. Pek çok kez gözaltına alındı, yargılandı. Borsa dünyasında meşhur birisi.

Kısaca görünüşte yeni bir borsa manipülasyonu vakası ile karşı karşıyayız.

Ama İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın açıklamasında bir konu daha dikkat çekiyor: Kara para aklama.

Bu suçlama meseleyi manipülasyonun ötesine taşıyabilir.

İşte burada “Acaba TMSF devreye girer mi?” sorusu gündeme geliyor. Eğer el koyma ihtimali varsa o zaman bu holding ne iş yapar, hangi varlıklara sahip, bir bakmak lazım.

Investco Holding, 2011 yılında kuruldu. Yüzde 19.2’si halka açık. Kalanı gözaltına alınan isimlere ait. Holdingin çatısı altında çok fazla sayıda şirket, iştirak bulunuyor. Tamamına sahip olduğu ana şirketler Pan Teknoloji, Rem Girişim Sermayesi ile Londra’da kurulu Investat Holding Limited ve ABD’de kurulu olan Investat US. Ama asıl önemli olan yüzde yüzde 63.37 hissesine sahip olunan Verusa Holding.

rte.jpeg
(Gözaltına alınanlardan birisi Erdoğan’ın danışmanlığını yapmış Ömer Özbay)

ÜNSAL BAN’DAN ERDOĞAN’IN DANIŞMANINA…

2006’da kurulan Verusa Holding, özellikle 2010’lardan sonra muazzam bir hızda büyüdü, neredeyse girmediği alan kalmadı. Elektrik, maden, çelik, kimya, teknoloji, gıda alanlarında çok sayıda şirket ve iştirak bulunuyor. Verusa büyürken siyasi ilişkileri dikkat çekmişti.

‘Bir Liderin Doğuşu: Recep Tayyip Erdoğan’ kitabının yazarı ve 2011-2017 arasında Erdoğan’ın danışmanı olan, şu an gözaltında bulunan Ömer Özbay, Verusa’nın CEO’luğunu yürütüyor. Bu isim 2003-2011 arasında da İMKB Başkan danışmanıydı. Versusa’nın yöneticileri arasında Ünsal Ban da vardı. 2014’te kamuda görev aldığı için ayrılmıştı. THK Üniversitesi rektörlüğü yapan Ban’ı kamuoyu AKP’li Zehra Taşkesenlioğlu ile olaylı boşanmasından, borsa manipülasyonlarından da tanıyor.

Kısaca Verusa’nın yükselişi de iktidara yakın isimlerle içli dışlı gelişen, tanıdık bir hikaye…

3-istirak.jpeg

Verusa Holding genel olarak bir borsadaki işlemleri ile gündemde olsa da pek bilinmeyen, önemli varlıklara sahip.

Nedir bunlar?

Türkiye’nin boksit madenlerinin neredeyse tamamı Verusa’ya ait. Ona bağlı Standard Boksit İşletmeleri AŞ.’nin elinde Adana, Antalya, Muğla, Karaman, Kahramanmaraş, Konya, Eskişehir ve Gaziantep’taki 22 boksit maden sahası var. Ayrıca Sivas, Erzincan ve Tokat’ta demir madenleri bulunuyor. Boksit maden sahaları var. Boksit, alüminyum üretiminde yüzde 99 kullanılan hammadde.

standartboksit.jpeg

Sadece boksit değil, Verusa’nın altın madenleri de epey fazla. Holdinge bağlı Galata Altın’ın Tokat’ta 2, Balıkesir’de 3, Kütahya’da 2, Çankırı’da 2, Ankara’da 3, Bayburt, Amasya ve Manisa’da da 1’er altın madenine sahip.

galataaltin.jpeg

Çelik sektöründe ise Aldem Çelik’in yüzde 40’ı Verusa’nın. 2984’te kurulan şirket Marmaray, Osmangazi Köprüsü, 15 Temmuz Şehirler Köprüsü, Yavuz Sultan Selim Köprüsü gibi büyük altyapı projelerinde yer aldı. Denizli’de 1973’te kurulmuş Acıselsan Acıpayam Slüloz AŞ. de yine önemli şirketlerden. Verusa bunun yüzde 50.73’üne sahip.

Elektrikte ise yüzde 49 hissesi kendisine ait Pamukova Elektrik Üretim AŞ. bulunuyor. Şirketin portföyünde Adıyaman ve Erzurum’da 2 adet HES ile 4 adet GES var. 5 yazılım şirketinin yanında 2005’te kurulan Kahve Diyarı adlı zincir kahvecinin de yüzde 50’si Verusa’da.

Yani son borsa operasyonu kara para aklama çerçevesinde genişlerse, yeni bir el koyma dalgası da başlayabilir.

Bahadır Özgür /halkTV

Üzüm üzüme bakarak... + İsrail nasıl durdurulur? -Cumhuriyet-

 Üzüm üzüme bakarak...-Ergin Yıldızoğlu-

Dünya siyaseti ve ekonomisi, daha önce hiç görülmemiş bir biçimde birbirine benzeşen güç dinamikleriyle şekilleniyor. ABD’de ve ona “bağımlı”  Avrupa’da “süreç olarak faşizmin” canlanışı, ABD’de yeni “milliyetçi ekonomi”, “devlet kapitalizmi” eğilimi, Çin’in askeri, diplomatik ve ekonomik gücüyle  “Küresel Güney”in yeni liderliğine yönelmesi, küresel düzenin kurallarını değiştiriyor. Bu gelişmeler, küresel kapitalizmde bir taraftan çatışma ve  ayrışmaya, diğer taraftan da politik ve ideolojik benzeşmeye işaret ediyor.

OTORİTERLİKTE ORTAKLAŞMA

Trump’ın, göçmenleri toplu olarak tutuklama ve sınır dışı etme politikası, artık İngiltere, Yunanistan, İtalya, Fransa gibi Avrupa ülkelerinde hızla kabul görmeye başladı. Reform UK’nin lideri Nigel Farage’ın 600 bin kişinin sınır dışı edilmesi planı ve Avrupa genelinde göçmen karşıtı “remigrasyon” (yeniden göç ettirme) dalgası, ulusal kimliğin korunması adına radikal yöntemlerin popülaritesini artırıyor.

Bu benzeşme içinde, değişen sadece aşırı sağ değil; merkez partiler de göç politikalarını sertleştirip hem ABD hem de aşırı sağ ile bir yakınsama örneği sergiliyorlar. Siyasi rekabetin, göç sorununu siyasetin merkezine koyması, Batı’daki geleneksel demokratik normları, “süreç olarak faşizm” karşısında hızla aşındırıyor.

DEVLET KAPİTALİZMİNDE BULUŞMA

Ekonomik alanda en büyük yakınsama Amerika ile Çin arasında yaşanıyor. Uzun yıllar boyunca serbest piyasa ekonomisinin bayraktarı olarak kabul edilen ABD, Trump’ın ikinci döneminde devletin ekonomide aktif rol aldığı bir modele, Intel ve MP Materials (Patreon ve Google’da gündemde) gibi ana sektörlere doğrudan kamu hissedarlığı ve fiyat garantileriyle müdahale ediyor. Neoliberal Wall Street aktörlerinin sessizliği, şirketlerin ulusal güvenlik bahanesiyle devlet müdahalesine razı olması, ABD’nin ekonomide Çin’e benzer bir, “milliyetçi kapitalizm” duyarlılığı ile “dirijist” bir modele yöneldiğini gösteriyor.

Bu yönelimin arkasında Çin’in devlet destekli endüstriyel politikalarının başarısı yatıyor. Pekin, elektrikli araçlardan güneş panellerine, nadir toprak elementlerinden dev yazılım ve teknoloji hamlelerine kadar ekonominin her alanında devlet destekleriyle rekabetçi bir üstünlük oluşturmuş durumda. Amerika ve Çin arasındaki rekabet, artık piyasa mekanizmalarında değil, devletin belirleyici olduğu yeni bir modelde ortaklaşıyor. Bu yeni model hem ABD’yi hem de Avrupa’yı Çin’e benzetirken küresel ekonomik dengeleri yeniden kurguluyor.

YENİ ‘KÜRESEL ÇOĞUNLUK’

Çin, askeri, diplomatik gücünü yalnızca Batı’ya meydan okumak için kullanmıyor, aynı zamanda yeni bir küresel ilişkiler ağı, liderlik alanı inşa ediyor. Pekin’deki son askeri geçit töreninde, Rusya, İran, Kuzey Kore ve Myanmar gibi Batı’da ağır yaptırımlarla karşı karşıya olan liderlerle aynı kürsüde yer alan Çin, Latin Amerika, Afrika ve Asya’dan onlarca liderle birlikte yeni bir “küresel çoğunluk” oluşturuyor. Bu davetler, Batı’nın dışlamaya çalıştığı aktörlerin birbirine daha fazla yaklaşmasına ve diplomatik, ekonomik köprüler kurmasına alan açıyor.

Sadece çatışma ve bloklaşma değil; bölgesel ve ekonomik çıkarlar etrafında yeni kolektif girişimler, alternatif ticaret yolları ve ulusal güvenlik işbirlikleri oluşturuluyor. Hindistan, ABD ile yaşanan gerilimin ardından Çin ve Rusya ile işbirliğini artırıyor; Japonya ile yeni ekonomik projelere hız veriyor. Ulusal ve bölgesel çıkarların küresel diplomaside ön plana çıkması, daha önce rakip olarak görülen ülkelerin, pratikte sürekli temas ve pazarlığa dayalı ilişkiler geliştirmesine zemin hazırlıyor.

Bu yeni yakınsama eğilimleri ortak çıkarlar, benzeri politikalar ve benzer yöntemlerle işleyen bir uluslararası ortam yaratıyor. Yabancı düşmanlığı, göçmen karşıtı, faşist söylemin Batı’da ana akım olmaya başlaması, ABD’nin devletçi ekonomi modeline yönelmesi ve Çin’in dünyanın geri kalanı için alternatif bir çekim merkezi oluşturması; büyük güçler arası kaynak rekabetinde, dolayısıyla kapitalist emperyalizmde öngörülmesi zor, istikrarsız bir sürece işaret ediyor. Bir diğer yakınsama süreci de iç güvenlik alanında, devletin vatandaşları izleme denetleme yöntem ve teknolojilerinde yaşanıyor ama bu başka bir yazının konusu.

                                                            /././

İsrail nasıl durdurulur?-Mehmet Ali Güller-

Katar’ın başkenti Doha’da yapılan İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Ligi Olağanüstü Zirvesi’nin 25 maddelik sonuç bildirgesi, yaptırım çağrısı dışında, ciddi bir caydırıcılık sergilemekten uzaktı.

Oysa zirve öncesinde kimi ülkeler tarafından “İslam İttifakı”, “Arap NATO’su”, “Ortak Operasyon Karargâhı” gibi öneriler dile getirildi. Bazı ülkeler tek tek başlıktaki soruya, “İsrail nasıl durdurulur” sorusuna yanıt arıyor ama ortak bildiriler ne yazık ki yanıtın yanından bile geçmiyor.

ERDOĞAN’IN ÖNERİLERİ

Cumhurbaşkanı Erdoğan zirvede yaptığı konuşmada, İsrail’in durdurulabileceğini savundu. “İslam âlemi İsrail’in bu yayılmacı emellerini boşa çıkaracak dirayete ve imkâna Allah’ın izniyle sahiptir” diyen Erdoğan, yapılması gerekenleri şöyle sıraladı: Ekonomik yaptırımlar, diplomatik yaptırımlar, uluslararası hukuk mekanizmalarının kullanılması, caydırıcı savunma sanayisi inşası ve bölge ülkelerinin işbirliği...

Oysa bunlar zaten belli ölçülerde yapılıyor ve bunlar ne yazık ki İsrail’i durdurmaya yetmiyor, yetmez. Çünkü “İsrail nasıl durdurulur” sorusunun doğru yanıtı, gerçekte başka sorunun yanıtında...

ABD NASIL CAYDIRILIR?

“İsrail nasıl durdurulur” sorunun işlevsel yanıtı, “ABD nasıl caydırılır” sorusunun yanıtındadır.

ABD’nin siyasi, askeri, istihbari ve ekonomik desteği olmazsa, İsrail Filistin’e, Lübnan’a, Suriye’ye, Yemen’e ve İran’a saldıramaz çünkü...

Dahası, ABD Ortadoğu’da İsrail hegemonyasına dayalı bir yeni düzen inşa etmeye çalışmaktadır ve İsrail saldırganlığı haliyle bu stratejinin parçasıdır.

Dolayısıyla İsrail’i gerçekten durdurmak isteyenler, ABD’nin nasıl caydırılacağına kafa yormalıdır.

KATAR DERSLERİ

Bu köşede birkaç kez yazdım, sorun şuradadır: Bölge ülkeleri hem Amerikancılık yapmakta hem de İsrail’e karşı çıkmaktadır! Bu durum İsrail’in şansı ve Filistinlilerin şanssızlığıdır. Çünkü Amerikancılık yaparak İsrail’i durdurabilmenin olanağı yoktur.

İşte Katar! Topraklarındaki ABD askeri varlığı, ABD füze savunma sistemi, ABD uçakları, Katar topraklarına yapılan İsrail saldırısını durdurdu mu? Tersine kolaylaştırdı.

Katar’ın durumu, tüm Körfez ülkeleri için derslerle doludur. Daha birkaç ay önce ABD’yle toplamda 2 trilyon dolarlık anlaşma yaptılar; güvenlikleri için ABD silahları alıyorlar, güvenliklerini sağlaması karşılığında ABD’ye yatırım yapıyorlar.

Katar’da görüldü ki bu işe yaramıyor.

BÖLGENİN KARTLARI

Oysa tersini yapmak işe yarar: Paralarına karşılık ABD’nin İsrail’e sponsorluğunu kesmelerini istemeleri işe yarar.

Türkiye’den Körfez’e bölgede çok sayıda bulunan ABD üslerini kapatmak, işe yarar. Çünkü o üsler İsrail saldırganlığını destekliyor ve İsrail’e saldırıları önlüyor.

ABD’nin çıkarlarını garanti eden anlaşmaları fesh etmek işe yarar. Çünkü o anlaşmalar, ABD’nin çıkarlarına ek olarak fiilen İsrail’in çıkarlarını da sağlıyor.

KAFALARI ESİR ALAN AMERİKANCILIK

Karşılığında ABD’nin açık saldırganlığından korkmaya da gerek yok, zira ABD’nin bugün bölgeye açık işgal uygulayacak gücü yok. Olsaydı, Irak’taki gibi “kendi işini” kendisi yapardı. Olmadığı için Suriye ve Libya’da “vekil güç” kullandı.

Ve önemle belirteyim: Netanyahu’nun İsrail’e karşı “basın ablukası” uyguladığını savunarak Çin’den rahatsızlığını ifade etmesi, aslında bölgenin stratejik dayanaklarına işaret ediyor.

Mesele stratejik düzlemde tehdit nereden geliyor, düşman kim, dost kim, ara güç kim, düşmana karşı müttefik olabilecek kuvvetler kim, bunları hesaplamaktır...

II. Dünya Savaşı’nın ve özellikle Süveyş Krizi’nin ardından bölgeye giren ABD emperyalizminden kurtulmanın yolu, kafaları esir alan Amerikancılıktan kurtulmaktan geçiyor!

                                                            /././

Cumhuriyet



Öne Çıkan Yayın

halkTV "Köşebaşı" -14 Ocak 2026-

Gençlerde ‘TEMU isyanı’ 1500 liraya bile göz diktiler!-Bahadır Özgür-  Şu berbat ekonomik koşullarda halkın 1500 liralık harcaması bile, bir...