Erdoğan'ın uykularını kaçıran dava: Halkbank + AKP'ye geçen Özlem Çerçioğlu'na 522 Milyonluk rant iddiası -SÖZCÜ-

Erdoğan'ın uykularını kaçıran dava: Halkbank -Serdar Cebe-Erdoğan’ın, Trump’la görüşmesinde en kritik başlıklardan birisi Halkbank oldu. Ankara bankanın ABD’de yargılanmamasını istiyor ancak Trump’ın davayı düşürme yetkisi bulunmuyor.

İran’a yönelik ABD yaptırımlarını deldiği, ‘kara para’ akladığı ve bankacılık dolandırıcılığı yaptığı iddia edilen Halkbank, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve ABD Başkanı Donald Trump arasında Beyaz Saray’da görüşmenin en önemli başlıklarından birisi oldu. Bir kamu bankasının ABD’de cezai yaptırımla karşılaşmasının hem finansal hem de siyasi maliyetlerinden endişeli olan Ankara, Halkbank’ın ABD’de yargılanmaması gerektiğini düşünüyor. Ancak Trump’ın, ‘Erdoğan’ın uykularını kaçıran dava’yı düşürme veya sonuçlandırma yetkisi yok.(ABD REDDETTİ) Yapılan enerji anlaşmaları, Boeing’ten uçak alınması ve F-16 ile F-35 savaş uçaklarının gölgesinde Erdoğan ile Trump’ın perşembe günkü görüşmesinde Halkbank da konuşuldu. Erdoğan, Washington’a hareketinden önce yaptığı açıklamalarda Halkbank davasının, Türkiye’nin egemenlik haklarını ihlal ettiğini defalarca dile getirmişti. Ankara, bankanın çoğunluk hissesinin Türkiye Varlık Fonu’na ait olması nedeniyle ABD’de yargılanamayacağı görüşünü savunuyor. Ancak ABD’de farklı mahkemelerden çıkan kararlar bu dokunulmazlık iddiasını reddetti.(KREDİ NOTUNU ETKİLER) ABD’de alınabilecek yüksek meblağlı para cezası ya da yaptırımlar hem Halkbank’ın bilançosuna hem de Türkiye’nin kredi notuna zarar verebilir. Ayrıca bu dava, stratejik işbirliği alanlarında da tıkanma yaratıyor. Bu nedenle Erdoğan, Trump’la görüşmesinde, süreci ‘çözme’ ve en azından cezai riskleri azaltma arayışında bulundu.(‘DOSTANE’ ÇIKIŞI) Trump, görüşme öncesi basına yaptığı açıklamada, “Türkiye bizim önemli müttefikimiz. Bu tür konuları dostane biçimde ele alabiliriz” demekle yetindi. Ancak ABD’de devam eden federal bir dava söz konusu olduğunda, başkanın doğrudan müdahale imkanı oldukça sınırlı. Trump, en fazla, Adalet Bakanlığı’na ve savcılık makamına ‘politika’ düzeyinde telkinlerde bulunabilir ancak ABD Başkanı’nın yargı bağımsızlığı nedeniyle davayı düşürme ya da sonuçlandırma yetkisi bulunmuyor.(Soruşturma Reza Zarrab’a dayanıyor) ABD New York Güney Bölgesi Federal Mahkemesi’ne 2019’da sunulan iddianameye göre Halkbank, İran’a yönelik Amerikan yaptırımlarını delmek, bankacılık dolandırıcılığı ve kara para aklama ile suçlanıyor. Savcılara göre banka, İran’ın milyarlarca dolarlık petrol ve doğalgaz gelirini gizli yollarla altına ve nakde dönüştürerek uluslararası finans sistemine soktu ve bu sırada ABD bankalarını yanıltarak Amerikan finansal düzenlemelerini ihlal etti.(İTİRAFÇI OLDU) Bu soruşturmanın kökleri 2017’deki Reza Zarrab ve Halkbank eski Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla davalarına dayanıyor. Zarrab, ABD’de itirafçı olup tanık statüsüne geçmiş, Atilla ise 2018’de ceza almıştı. Halkbank’a yöneltilen suçlamalar, aynı dönemdeki bu geniş çaplı ‘İran yaptırımlarını delme’ şemasının kurumsal ayağını oluşturuyor.(Para cezası ve yaptırımla karşı karşıya) Halkbank dosyası, ABD Yüksek Mahkemesi’nin önünde bulunuyor. Banka, yeniden ‘common law’ (yargı kararlarından doğan hukuk) çerçevesinde dokunulmazlık iddiası öne sürüyor. Eğer Yüksek Mahkeme, Halkbank’ın itirazını kabul etmezse, New York Güney Bölgesi’nde cezai yargılama sürecek ve banka yüksek para cezaları veya diğer mali yaptırımlarla karşı karşıya kalacak. Ayrıca, İranlı mağdurların açtığı sivil tazminat davalarından biri reddedilmiş olsa da Temmuz 2023’te açılan ‘Hughes davası’ devam ediyor. Bu da ek mali risk anlamına geliyor.(Dava ikili ilişkilerde gerilim unsuru) Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 25 Eylül Perşembe günü Trump’la görüşmesinde Halkbank davasını gündeme taşıması, bankanın ve dolayısıyla Türkiye’nin büyük mali ve siyasi risklerle karşı karşıya olmasından kaynaklanıyor. Trump ise sürece doğrudan müdahale edemeyeceğini bilse de dostane bir çözüm arayışında destek mesajları verdi. Ancak davanın gidişatını belirleyecek merci, tamamen bağımsız olan ABD Yüksek Mahkemesi olacak. Önümüzdeki aylarda verilecek karar, yalnızca Halkbank’ın değil, Ankara-Washington hattındaki stratejik dengelerin de geleceğini şekillendirecek.(Yıl yıl Halkbank davasında yaşananlar)  2019 - İddianame açıklandı ve Halkbank hakkında dolandırıcılık, kara para aklama, yaptırım ihlali gibi suçlamalar yöneltildi. 2020-2021 - Halkbank ‘kamu bankası’ olduğu gerekçesiyle ABD’de yargılanamayacağını ileri sürdü. Ancak ABD’deki mahkemeler bu talebi reddetti. 2023 - ABD Yüksek Mahkemesi, ‘Yabancı Devlet Dokunulmazlık Yasası’nın (FSIA) ceza davalarında bağışıklık sağlamadığına hükmetti. 2024 - 2. Daire Temyiz Mahkemesi, davayı yeniden ele aldı ve dokunulmazlık olmadığına karar vererek ceza davasının devamına izin verdi. 2025 - Halkbank bu kararı ABD Yüksek Mahkemesi’ne taşıdı. 29 Eylül 2025’te yapılacak konferansta görüşecek. Kararın bu yıl açıklanması bekleniyor.(‘Rus petrolünü bırak savaş uçağını al’) Beyaz Saray’da Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump arasındaki görüşme, dünya basınında da yer buldu. İngiltere merkezli The Times, görüşmeyi ‘Trump, Erdoğan’ın Rus petrolünü satın almayı bırakması halinde ona savaş uçağı teklif etti’ başlığıyla haberleştirdi. İngiltere merkezi haber ajansı Reuters ise Trump’ın, Türkiye’ye Rus petrolünü bırakması için baskı yaptığını belirtti. 

                                                           ***

AKP'ye geçen Özlem Çerçioğlu'na 522 Milyonluk rant iddiası

Kuşadası Belediye Başkanı ve CHP Grup Başkanvekili Ömer Günel, Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu hakkında çarpıcı bir iddia ortaya attı. Günel, Çerçioğlu’nun AKP’ye katılmasından iki gün önce Aydın Büyükşehir Belediye Meclisi’nden geçirilen imar planı revizyonlarıyla ailesine ait arazilerde toplamda 522 milyon liralık rant yaratıldığını söyledi. 

Basın toplantısında konuşan Kuşadası Belediye Başkanı ve CHP Grup Başkanvekili Ömer Günel, “Yaptığımız teknik incelemelerde çevredeki imar haklarının usulsüz şekilde Çerçioğlu ailesine ait Jannak firmasının parsellerine aktarıldığını, bazı zeytinlik alanların ise villa inşaatına açıldığını tespit ettik. Ayrıca ödenmesi gereken imar harçlarının da usulsüz olarak Sultanhisar Belediyesi tarafından karşılandığı ortaya çıktı,” ifadelerini kullandı.("KAMU ZARARI DOĞURDU") Günel’in açıklamalarının ardından CHP'li belediye meclis üyeleri ve vatandaşlardan da itirazlar geldi. İmar düzenlemeleriyle ilgili planların eşitlik ilkesine aykırı şekilde yapıldığı ve kamu yararı taşımadığı belirtilerek, Çerçioğlu ailesi, Sultanhisar Belediye Başkanı ve ilgili bürokratlar hakkında suç duyurusunda bulunulacağı ifade edildi. 

Kuşadası Belediyesi’nin yaptığı itirazların dayandığı temel gerekçeler şöyle sıralandı: 

Usulsüz İmar Uygulamaları: Yapı yasaklı alanlar, bazı parseller için yeşil alan statüsünden çıkarılarak imara açıldı. Uygulama İmar Planı’nda, Nazım İmar Planı’na aykırı şekilde yoğunluk artırımı yapıldı. Kamuya ait olması gereken bazı parseller özel mülkiyete kazandırıldı, emsal hakları başka adalara aktarıldı. 

Planlama Hataları ve Eksiklikler: Jeomorfoloji, eğim, bakı analizleri yapılmadan plan hazırlandı. Eğitim alanları ve sosyal donatılar kurumlardan görüş alınmadan değiştirildi. Nüfus artışı dikkate alınmaksızın altyapı planlaması yapılmadı. Planlama hiyerarşisi gözetilmeden Nazım ve Uygulama İmar Planı arasında uyumsuzluklar yaratıldı. Günel’in açıklamalarında dikkat çeken bir diğer unsur ise özellikle imar planlarının Özlem Çerçioğlu’nun AKP’ye katılmasından yalnızca iki gün önce Belediye Meclisi’nden geçirilmiş olması. Bu durumun, planların siyasi kararlarla şekillendirildiği ve şahsi çıkarlar doğrultusunda kullanıldığı yönünde yeni tartışmaları tetiklemesi bekleniyor. 

(ÇERÇİOĞLU CEPHESİNDEN AÇIKLAMA YOK) Ömer Günel’in iddialarına karşılık, Özlem Çerçioğlu veya AKP cephesinden henüz bir açıklama yapılmadı. Ancak konuya ilişkin hukuki süreçlerin başlatılması bekleniyor.

SÖZCÜ -26 Eylül 2025-

İddiaları okumaya yürek dayanmıyor... Bir kişinin ölümü ile ortaya çıkan dehşet evinde neler yaşanmış neler

Beylikdüzü'nde yer alan bir özel bakım merkezinde, otizmli çocukların çıplak şekilde gezdirildiği, aç bırakıldıkları, birbirlerinin dışkılarını yedikleri ve görevlilerce şiddete maruz kaldıkları ortaya çıktı. Hâlâ açık tutulan merkezde dövülen bir engelli ise hayatını kaybetti.(https://www.sozcu.com.tr/iddialari-okumaya-yurek-dayanmiyor-bir-kisinin-olumu-ile-ortaya-cikan-dehset-evinde-neler-yasanmis-p231257)

                                                     ***

Yakınlarına ‘ikinci maaş’ bağladı

CHP’den istifa ederek AKP’ye katılan Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu hakkında yeni iddialar ortaya atıldı.

İddialara göre; Çerçioğlu’nun belediye ve bağlı şirketlerde kendisine yakın isimlere “ikinci maaş” imkânı sağladığı öne sürüldü. Aydın24 internet haber sitesinde yer alan habere göre, iddiaların merkezinde Çerçioğlu’nun eşi Ercan Çerçioğlu’nun olduğu belirtiliyor.İddialara göre, Belediye Genel Sekreteri Ertuğrul Yamen’in kardeşi Sinan Yamen’in hem Makine İkmal Daire Başkanı hem de Ege Et A.Ş. yönetim kurulu üyesi olduğu belirtiliyor.  Yamen’in yeni eşinin belediyede kadro aldığı, eski eşinin de Sosyal Hizmetler Birimi’nde çalıştığı ifade ediliyor.(GÖLGE GENEL MÜDÜR) Çerçioğlu’nun özel kalem müdürü Gökçen Çavuşoğlu’nun Ay Jeotermal AŞ’den ikinci maaş aldığı, eşi Ozan Çavuşoğlu’nun ASKİ’de “gölge genel müdür” olarak anıldığı, kardeşi Okan Çavuşoğlu’nun ASKİ Güvenlik Şefi, eşinin ise belediye şirketinde görevli olduğu belirtiliyor. Ayrıca Çavuşoğlu ailesinin bazı üyelerinin ilçe belediyelerinde de kadrolu olduğu iddia ediliyor.

                                                           ***

Cengiz’in kardeşi Boğazdan yalı aldı -Belce ÖRÜ ERÇİN-

‘Çöl Kaplanı’ lakabıyla ünlenen Fahrettin Paşa’nın yanan yalısını Cengiz Holding’in ortağı ve Mehmet Cengiz’in kardeşi Kazım Cengiz 40 milyon dolara satın aldı.

Boğazın en güzel semtlerinden Vaniköy’de bir yalı daha el değiştirdi. Fa­hrettin Paşa Yalısı olarak bilinen tarihi 100 yıl öncesine dayanan değerli mülkün satışı, ağustos ayının sonlarında gerçekleşti. Yalının 1.650 metrekarelik arsa içinde 600 metrekarelik projesinin onaylı olduğu bilgisine ulaştık. Medine Müdaafası’nın sembolü haline gelen ve ‘Çöl Kaplanı’ lakabıyla ünlenen Fahrettin Paşa’nın varislerine ait İstanbul Vaniköy’de yanan yalının arsası ve projesi Cengiz Holding’in sahibi Mehmet Cengiz’in kardeşi ve holdingin ortağı Kazım Cengiz tarafından satın alındı. Yalının satış fiyatı bilinmezken  yalı için 40 milyon dolar istendiği iddia edildi. Yalı yandığı için tekrar kullanımı için restore edilmesi gerekiyor. Fahrettin Paşa Yalısı, İstanbul Boğazı’nın en güzel noktalarından olan Vaniköy’de bulunuyor. (İKİ MÜLK VAR) Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Kurulu tarafından 1971 yılında tescil edilen yalı arazisiyle ilgili Bosforce Yönetici Ortağı Ulvi Özcan şunları ifade etti: “Satılan yalının üzerine oturduğu iki parselden biri ve yalının 2/3 hissesine denk gelen bir mülk. Diğer mülk de 927/33 parsel sayılı komşu mülk ve satıcıların akrabalarına ait, satmayı da düşünmüyorlar. Yakın bir zamana kadar biz burayı tek yetkili olarak kiraya vermeye çalışıyorduk, fiyat biraz yüksek olduğu için veremedik. Bu parseli de almadan bir yalı yapılabilir mi emin değilim.” Özcan, “Şu anda üstünde müştemilatlar var ve aile buraları kullanıyordu. Yalıyı tümüyle değerlendirecek olursak 2.442 metrekarelik arsa içinde, Vaniköy’de, kimliği olan bir yalı, restore edilip boğaza kazandırılırsa çok da güzel olur” dedi.

(Fahrettin Paşa Medine Müdafaası ile tanınıyor) 1868’de Bulgaristan sınırları içinde dünyaya gelen Fahrettin Paşa, I. Dünya Savaşı sırasında iki yıl yedi ay zor şartlarda sürdürdüğü Medine Müdafaası ile tanınıyor. Paşa, bir komisyon kurarak 30 parçadan oluşan ve günümüzde Topkapı Sarayı’nda sergilenen, her yıl milyonlarca kişinin ziyaret ettiği Hazreti Muhammed’in kutsal emanetlerini 2 bin askerin koruması altında İstanbul’a gönderdi. 1948’de vefat eden Fahrettin Paşa’nın mezarı İstanbul Aşiyan’da bulunuyor.

                                                          ***

Sözcü

'Dikkat!' komutuyla karşılandı! Hulusi Akar, fenomen pilavcıda 'içtima' aldı (SÖZCÜ) + Hulusi Akar'a pilav yediren 'Baruthane Pilavcısı'nın vergi karnesi...(CUMHURİYET)

'Dikkat!' komutuyla karşılandı! Hulusi Akar, fenomen pilavcıda 'içtima' aldı

AKP Sarıyer teşkilatıyla kentte esnaf ziyareti yapan TBMM Milli Savunma Komisyonu Başkanı Hulusi Akar, 'Dikkat' komutuyla karşılandığı fenomen pilavcıda 'içtima' aldı.

Eski Milli Savunma Bakanı ve eski Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, AKP TBMM Grup Başkanı Güler ve AKP Sarıyer ilçe teşkilatı kentte esnafı ziyaret etti. Akar, esnaf ziyaretleri esnasında Şişli'de bulunan fenomen pilavcı Baruthane Pilavcısı'na da gitti. Hulusi Akar, işletmenin önünde geldiğinde dükkan sahibi tarafından "Dikkat" komutuyla karşılandı. Askerin silahlı ve donatılmış olarak toplanması olan içtimaya geçmiş gibi sıraya giren çalışanlar, Akar'ın "Arkadaşlar, nasılsınız?" sorusuna hep bir ağızdan, "Sağ ol!" diye bağırarak yanıt verdi.(https://www.dailymotion.com/video/x9r6bwc)

Pilavcının resmi hesabından yapılan paylaşımda, "Genelkurmay Başkanımız Sn. Hulusi Akar, Baruthane Pilavcısı’nda içtima aldı!" ifadeleri kullanıldı.

                                                         ***

Hulusi Akar'a pilav yediren 'Baruthane Pilavcısı'nın vergi karnesi...

AKP Kayseri Milletvekili Hulusi Akar, Sarıyer ve Şişli’deki esnaf ziyaretlerinde bulundu. Ziyaret ettiği ‘Baruthane Pilavcısı’ işletmesinin sahibi Nedim Şahin, geçmişte vergi ödemeleriyle gündeme gelmişti.

AKP Kayseri Milletvekili ve TBMM Milli Savunma Komisyonu Başkanı Hulusi Akar, AKP Sarıyer ilçe teşkilatıyla gerçekleştirdiği esnaf ziyaretlerinde dikkat çeken görüntüler verdi. Ziyaret kapsamında Şişli’deki fenomen pilavcı Baruthane Pilavcısı’na da uğrayan Akar, işletme çalışanlarına “içtima” yaptı. Yaşanan anlar kameralara yansıdı.

Image

ESNAF ZİYARETLERİNDE FENOMEN PİLAVCIYA ZİYARET

Akar, esnaf ziyaretleri sırasında Şişli’deki Baruthane Pilavcısı’na gitti. İşletmenin önüne geldiğinde dükkan sahibi tarafından “Dikkat” komutuyla karşılandı. Akar’ın “Arkadaşlar, nasılsınız?” sorusuna çalışanlar hep bir ağızdan “Sağ ol!” diyerek yanıt verdi.

VERGİ İDDİALARI VE ÖDENEN MİKTAR

Baruthane Pilavcısı’ olarak bilinen işletmenin sahibi Nedim Şahin ile ilgili geçmişte bazı vergi iddiaları gündeme gelmişti. İddiaya göre işletme, dört yıllık süreçte yalnızca 31 bin 977 TL vergi ödemişti. İşletmenin bilinirliği yüksek olsa da ödenen verginin düşük kalması kamuoyunda tepki yaratmıştı.

Mail order yönteminin, söz konusu düşük vergi miktarının nedeni olabileceği öne sürüldü. Tepkilerin ardından işletme 349 bin 514 TL 72 kuruş vergi tahakkuk etmişti.
                                                         

                                                    ***


Barrack 'meşruiyet' ile saygıyı kastetmiş + İmamoğlu'ndan Erdoğan'a 'meşruiyet' çıkışı: Meşruiyet milletten alınır -EVRENSEL-

 


Barrack 'meşruiyet' ile saygıyı kastetmiş

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, Trump'ın tepki çeken 'Erdoğan'a meşruiyet vereceğim’ ifadesinin siyasi değil saygı temelli olduğunu savundu.

ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve ABD Başkanı Donald Trump'ın dünkü Beyaz Saray görüşmesine ve çok tartışılan 'meşruiyet' açıklamasına dair konuştu. 

Trump-Erdoğan görüşmesi hakkında DW Türkçe'den Begüm Dönmez Ersöz'e  konuşan Barrack, New York'ta 24 Eylül'de düzenlenen "Diplomasi Sesleri: Amerika'nın Dünyadaki Rolünü Şekillendirmek" adlı panelde bir soruya verdiği yanıtta Erdoğan ile ilgili dikkat çekici ifadeler kullanmıştı. Trump'ın Washington ve Ankara arasında uzun süredir sorun olan konu başlıklarında çözüm sağlamak için yeni bir yaklaşım benimsediğini söyledikten sonra Barrack, "Başkanımız 'Bundan bıktım, ilişkiler düzeyinde cüretkar bir adım atalım ve ihtiyacı olanı verelim' dedi. 'Tamam Sayın Başkan, neye ihtiyacı var?' diye sorduğumda 'meşruiyet' dedi. Mesele sınırlar, S-400 ya da F-16'lar değil. Mesele meşruiyet" dediğini aktarmıştı.

DW Türkçe'nin konuya ilişkin sorusunu yanıtlayan Barrack, 'meşruiyet' ifadesiyle "siyasi bir bağlamı değil saygıyı kastettiğini" söyledi.

Barrack, "Ben meseleyi şöyle görüyorum. Genel olarak bizim en büyük müttefiklerimizden biri olan bir Türkiye var. Ancak ne zaman Türkiye'yi görüşsek bizim en büyük NATO müttefikimiz diyoruz. NATO'nun amacı Avrupa'yı Rusya'dan korumak. Onlar (Türkiye) ittifak içinde en büyük ikinci asker ve ekipman sağlayıcısı. Avrupa Birliği ise onları (üye olarak) almıyor. Bu çok sinir bozucu değil mi? Bu saygısızlık" diye konuştu.

ABD Büyükelçisi, "Başkanımız Türkiye'nin bizim ve NATO için yaptığı her şeye hayran. Bu nedenle meşruiyet kavramından kasıt saygı. ABD Başkanı'nın saygı göstererek onu davet edip sorunlarınız nelerdir anlatın demesi. Türk halkına nasıl yardımcı olabilirim? Bu karmaşık bölgede saygı temelinde nasıl birlikte istikrar oluşturabiliriz? Meşruiyet derken herhangi bir siyasi anlamı değil saygıyı kastettim" ifadelerini kullandı.

'Herkes çok çok şaşıracak'

Barrack imzalanan Boeing anlaşmasını "iki ülke arasında savunma ve ticaret ilişkilerini güçlendirecek önemli bir adım" diye niteleyen Barrack görüşmeden çıkan en önemli şeyin "profesyonel ve hedefe bağlı ekiplerin çalışmasıyla pek çok konuda tutarlı ve güvenilir bir ilişkinin inşa edilmesi" olduğunu söyledi.

Görüşmede S-400, F-35, F-16, Boeing anlaşması, Halkbank ve nükleer mutabakat zaptının konuşulduğunu belirten Barrack görüşmeyi, "Bana kalırsa herkes (liderlerin) birbiriyle ne kadar işbirliği içinde olduğuna çok çok şaşıracak. Gerçekten harika bir toplantıydı. Her iki tarafla da gurur duyuyorum" dedi. 

Suriye'de son durum

Trump yönetiminin Suriye Özel Temsilciliği görevini de yürüten ve ABD Başkanı Trump'a yakınlığıyla bilinen Büyükelçi Tom Barrack DW Türkçe'ye yaptığı açıklamada, "Her anlaşmada olduğu gibi her iki taraf da 'biz uyduk ama onlar uymadı' diyor. Biz de bunun ötesine nasıl geçeriz diye bakıyoruz. Bana kalırsa ötesine geçiyoruz da. Bence bütün taraflar, Kürtler'in, Dürziler'in, Aleviler'in bireyselliğine saygı gösterildiği birleşik bir Suriye'nin önemli olduğunu düşünüyor. Bu kuzeydoğuda daha karmaşık çünkü orada yerleşmiş bir durum var. Ama burada da bir çözüm ortaya çıkıyor. Görüşmeler olumlu" ifadelerini kullandı.

                                                               ***

İmamoğlu'ndan Erdoğan'a 'meşruiyet' çıkışı: Meşruiyet milletten alınır

Ekrem İmamoğlu bilirkişi davasının mahkeme salonunda atılan "Cumhurbaşkanı İmamoğlu" sloganlarını, ABD'li Tom Barrack'ın 'meşruiyet' açıklamasına gönderme ile paylaştı.

Tutuklu bulunan CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, bugün Silivri'de görülen bilirkişi davasındaki görüntüleri, ABD Büyükelçisi Tom Barrack'ın "Erdoğan meşruiyet istiyor ve Trump da bunu verecek" sözlerine atıfla paylaştı.

İmamoğlu Silivri'de görülen ve ertelenen bilirkişi davasının ardından sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda duruşma sırasındaatılan “Cumhurbaşkanı İmamoğlu” sloganlarını paylaştı.

ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ın "Trump Erdoğan'a meşruiyet verecek" sözlerine “Meşruiyet milletten alınır" diyerek gönderme yaptı.

                                                                 ***

Evrensel

Zorunlu okul çağı, kademe ve nitelik sorunu - Adnan Gümüş / Evrensel-


MEB’in, Bakan Tekin’in derdi başka.

Kendi çocuğuna reva gördükleri kahvaltılı öğle yemekli özel okul başka, halk çocuklarına reva gördükleri başka. Süresi de niteliği de çeşidi de başka başka.

Okulların açıldığı şu günlerde MEB’in gündemlerine, bu gündemlerin eğitim ile karşıtlığına, ideal olana dair birkaç noktaya değinmeye çalışacağım.

Devlet okulları aç bitap, MEB başka dinci dertlerde

Devlet okullarının hemen tamamında yeterli hizmetli yok -bazı okullarda 200-300, bazılarına 600-700 öğrenciye bir hizmetli düşmüyor-, çocukların ihtiyacını karşılayacağı temiz bir tuvaletleri yok, içecek suları, yiyecek okul yemekleri yok.

Okulun resmi merkezi bütçeden aldığı pay öğretmen maaşları dışında günlük öğrenci başına 1-2 lira, tüm yıl için öğrenci başına 200 lira kadar, bunlar da tamirat vb. için öngörülmüş. Çoğu okulda çöpleri uygun bir şekilde toplamak için, sınıfın bırakın günlük, haftada bir tozunu almak için bile sorun yaşanıyor.

Bir öğrencinin günlük servis parası 200-300 TL olmuş, bakanlık okula tüm bir yıl için öğrenci başına 200 TL’yi reva görüyor.

Ancak AKP, MEB, Bakan Tekin başka ideolojik havalarda. Gündem oluşturup istedikleri dinci piyasacı ideolojilerini hayata geçirebilmek için zorunlu okul yaşını, mesleki eğitimi, din-imam hatip eğitimini, tek cinsli cinsiyetçi eğitimi sürekli gündemde tutmaya uğraşıyorlar. İşin daha uygununu, iyi güzel okulları, Anadolu ve Fen Liselerini zayıflatıp kendi ideolojik dinci cinsiyetçi piyasacı anlayışlarını insani ve bilimsel olanın yerine geçirmeye çalışıyorlar. Güncel gündem zorunlu eğitim yaşının düşürülmesi, meslek ortaokul ve imam hatiplerin artırılması, MESEM’e yönlendirmenin artırılması, kız okulu (tek cinsli) okulları artırmak, nitelikli eğitim bir yana din telkinini artırmak.

Yine de AKP ve MEB’in gündemini, yaptıkları ve yapacaklarını paranteze alıp ideal olanı nedir diye sormalıyız. Zorunlu eğitim yaşı, süresi, kademeleri ne ve nasıl olmalı?

17 yaş çocukluk, gelişim ve zorunlu okul çağı

Gerek gelişim teorileri gerekse hukuki anlamda “kişi” (reşit) olma çağı 18 yaştan başlatılıyor, bazı hak ve sorumluluklar için bu 24 yıla kadar çıkarılabiliyor. Platon’a kalırsa yönetici ihtiyar heyetinde yer alabilmek bunun üstüne 20-25 yıllık felsefe ve yurttaşlık eğitimi gerektiriyor.

Yani 18 yaş altı örgün eğitim çağıdır, çocuğun büyüme ve öğrenme çağlarıdır, bu da çağdaş toplumlar için evrensel sayılabilecek bir ilkedir.

Artık ana ölçü yükseköğretim mezunu olmaktır. Bu durumda 18-19-20-21 yaşları da çocuk ve gencin gelişim çağı sayılmaktadır.

Yani zorunlu eğitim yaşı çok tartışmaya açık değil. Günümüz toplumları 17, hatta 21 yıllık bir temel gelişimi ana ölçü kabul etmektedir.

Zorunlu eğitim süresi genellikle okul öncesi ile birlikte 11-12 yıl, okul öncesi hariç 10-11 yıl gibidir, ancak pratikte lise bitirme yaşı olan 17 veya 18 yaşta biter.

Yani zorunlu eğitim çağı16 yaş olan ülkeler de pratikte 17 yaş ile tamamlanmaktadır. Okul öncesi ile birlikte 5-17 yaş ZORUNLU okul çağı ideal bir belirlenim sayılır.

İdeal kademelendirme nedir: İlkokul 6, Ortaokul 3, Lise 3 Yıl

Sorunun ana kaynağı 12 yıllık zorunlu eğitimden daha çok bunun kademelendirilmesidir.

Piaget’den Erikson’dan Kohlberg’e çocukların biyofizyolojik gelişmeleri ile birlikte bilişsel, moral, sosyal gelişmeleri bakımından daha yaygın ve makbul modeller 3+6+3+3 şeklinde öne çıkıyor:

* 3-4-5 yaş erken ve okul öncesi eğitim (en azından 5 yaş okul öncesi eğitimi olarak zorunlu olabilir),

* 6-7-8-9-10-11 yaş ilkokul (72 ay zorunlu ilkokul yaşı, 6 yıl),

* 12-13-14 yaş ortaokul,

* 15-16-17 yaş ortaöğretim/ lise çağı.

Bir aşağı bir yukarı tartışılır ama Almanların 3+4+4+4 kademelenmesi, en makbulü bulunmuyor, çocukları çok erken yaşlarda ayrıştırdığı yönünden çok olumsuzlanıyor.

Fransa’da ilkokul 6 yaşında başlar ve 6 yıldır (6-11 yaş). Sonra ortaöğretim birinci kademe başlar. Finlandiya’da 3-6 yaş erken ve okul öncesi eğitim yaşıdır. İlkokul 7 yaşında başlar ve 6 yıldır. Japonya'da çocuklar 3-5 yaşları arasında anaokuluna gitme seçeneğine sahiptir. İlkokul 6 yaşından başlar, genel olarak ortaokul ve lise olmak üzere 12 yıllık resmi eğitimden geçerler. Çin’de ilkokul eğitimi 6 yaşından 11 yaşına kadar devam eden 6 yıllık bir eğitimdir. Ortaöğretim 12 yaşından başlar ve 6 yıl sürer.

Örnekler artırılabilir ancak örneklerden daha çok çocukların gelişim evreleri ve çağın geldiği kent toplumları dikkate alındığında 6-11 yaş olmak üzere ilkokul 6, sonraki iki kademenin de 3 ortaokul, 3 lise/ortaöğretim şeklinde olması en uygunu gözükmektedir.

Karma eğitim başarılı, tek cinsli okul başarısız

Tek cinsli bir toplum yok, böyle bir eğitim de toplumsal olandan sayılamaz herhalde.

Bakanlık pek ayrıntılı bir veri yayımlamıyor. Ama bulabildiklerimiz de yine olanın ne olduğunu asgari düzeyde gösteriyor. Daha önce de aktarmıştım, bir kez daha aktarayım. Öyle bakanlığın zorladığı gibi kız okulları, erkek okulları değil, okul gibi okulun akademik başarısı yüksek bulunuyor, mevcut örnekler içinde de karma okullar her durumda daha başarılı bulunuyor.

En yaygın tek cinsli okul türü İmam Hatipler ve Meslek Liseleri. Bu okulların hem genel akademik başarıları daha düşük hem de tek cinsli olanların bu başarısı daha da düşüyor. İmam Hatip karma olanı 52,8, erkek okulları taban puanı 58,7. Hazırlık sınıflı imam hatip okullarında karma olanın yüzdelik dilimi 10,7 iken kız imam hatip yüzde 20,1, erkek imam hatip yüzde 20,1 taban puanla öğrenci alıyor. Anadolu liseleri için karma 15,4 iken kız Anadolu Liseleri 40,9 yüzdelik dilimden öğrenci kabul ediyor.

Öğretim Şekline (Okulun Tek Cinsli veya Karma Olma Durumuna) Göre Taban Puan Yüzdelikleri (2025)

 Okul SayısıTaban GirişErkekKızKarma
  Yüzdelik Dilimi   
Anadolu İmam Hatip Lisesi72051.1058.7042.3052.80
Hazırlık Sınıfı Bulunan Anadolu İmam Hatip Lisesi11720.4720.1028.7010.70
Anadolu Meslek Programı42768.65 84.4067.20
Anadolu Teknik Programı81254.74 77.1053.50
Anadolu Lisesi47315.90 40.9015.40
Hazırlık Sınıfı Bulunan Anadolu Lisesi603.34 9.553.24
Sosyal Bilimler Lisesi6019.92  19.92
Hazırlık Sınıfı Bulunan Sosyal Bilimler Lisesi4915.38  15.38
Fen Lisesi3718.89  8.89
Hazırlık Sınıfı Bulunan Fen Lisesi101.94  1.94
Toplam3099    

Tablo, MEB’in LGS yerleştirme kılavuzundan A. Gümüş tarafından hesaplanmıştır.

Mesele sadece akademik başarı da değildir. Önemli olan insan olabilme hasletlerinin kazanılmasıdır, kişilik eğitimidir, toplumluk eğitimidir, doğalık eğitimidir.

Toplumsal cinsiyetçi okullar insanlıktan toplumluktan doğalıktan uzak, hatta bunlara karşıt bir anlayışı oluşturmaktadır.

Halk, hatta bakanın kendisi İmam Hatip ve cinsiyetçi okul istemiyor

AKP ve Bakanlık her konuşmasında veli/ millet böyle istiyor diyor ama realite öyle demiyor.

Yukarıdaki tabloya bakılırsa merkezi sınavla öğrenci alan okulların puan sıralaması Fen, Sosyal Bilimler, Anadolu Liseler şeklinde. Buralara puanları yetmeyenler mecburen bir İmam Hatip veya Mesleki Teknik Okul yazmak zorunda kalıyor. Mahalli yerleştirmeler de aynı şekilde. Çocuklar merkezi puanla bir yere yerleşemiyorsa yine de öncelikle mahallindeki Anadolu Lisesine kaydolmak istiyor.

Velilere ve öğrencilere bakılırsa hepsi nitelikli okul istiyor hepsi karma okul istiyor.

Dahası bakan Tekin kendi kızı için yağlı ballı kahvaltılı öğle yemekli karma bir özel okul seçmiş bulunuyor. Yani bakan Tekin de kendi kızı için tek cinsli okul veya İmam Hatip, Hafızlık, Mesleki Teknik veya MESEM istemiyor.

İnsan merak da ediyor, acaba bu okulun ücreti nedir, bakan Tekin bu okula ne kadar ücret ödüyor, bakanlık maaşı bu ücreti karşılamaya yetiyor mu?

MEB’in içindeki dinci kurtlar

Ağaç kurdunu içinde barındırırmış. MEB, en azından karar verici konumdakiler bakımından, bırakalım eğitim karşıtlığını içinde barındırmayı, bizzat eğitim ve okulları tasfiye misyon ve kadrolarına dönüşmüş bulunuyor.

Cassier’in çok anlamlı bir yorumu idi, Nazi dönemi ama sadece onunla sınırlı olmayan, bugün Afganistan’da da İsrail’de de Batıda Doğuda tüm işgal destekçilerinde de emir altındaki askerlerin karşıtına dönme beklentisi ile, yani emir veren olma umuduyla insanlık dışı emirlere nasıl harfiyen uydukları ve dahası bunun bizzat ateşli savunuculuğunu yaptıklarını anlatmak üzere geliştirdiği bir kavram “karşıtına dönüşme”.

Haklı kaygılarla, artan kaygılarla izlediğimiz üzere, MEB eğitimin karşıtına dönüşmüş bulunuyor, resmi merkezi statü gücüyle MEB eğitimi ve okulları bilgi sağın duygu/ bilinç kurumları olmaktan çıkarıp devletin, AKP’li devlette bizzat AKP’nin dinci nesil yetiştirme aygıtına dönüştürmüş bulunuyor.

Bunun ne insanlığa ne Doğuya ne Batıya ne Anadolu insanına ne dinciliğe bir faydası yok ancak hepsine birden zararı çok. İşin paradoksu dinciler bırakın yanlış yapsın deme lüksümüz de yok çünkü kendi çocuklarını, hepimizin çocuğunu, dahası hakim oldukları coğrafyaların tüm geleceklerini mahvediyorlar.

Bakanın dediğini değil yaptığını yapın, gücünüz yeterse

Bakanın dediğini değil yaptığını yapın diyeceğim ama buna ne gücünüz yeter ne de toplum için bir faydası var. İnsani anlamda ideolojisi de pek insani bir ideoloji değil. Kendine başka halka başka.

Önemli olan her çocuğa, her insana, tüm topluma nitelikli kişilikli eğitim verebilmek, yoksa insanın bazen hinlikten bazen çaresizlikten yöneldiği bireysel paça kurtarmanın kimseye bir faydası yok. Bu girdapta hep beraber batıp gidiyoruz.

Adnan Gümüş / Evrensel

T-24 "Köşebaşı + Gündem" -26 Eylül 2025-

MS hastası Tayfun Kahraman hastaneye götürüldü: "Hastalığı cezaevi koşullarında ilerliyor"

Gezi hükümlüsü Tayfun Kahraman'ın MS tedavisi nedeniyle Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne götürüldüğü öğrenildi. Eşi Meriç Kahraman, Silivri Cezaevi görüşünde MR çekimi gerektiğini öğrenerek, "Sağlık olunca endişelenmemek elde değil" dedi.

Gezi davası kapsamında Silivri Cezaevi'nde tutulan şehir plancısı Tayfun Kahraman'ın sağlık durumu ciddiyetini koruyor. Kahraman'ın eşi Meriç Kahraman, cezaevi görüşü sırasında eşinin bir gün önce Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne sevk edildiğini ve iki hafta içinde MR çekimi yapılması gerektiğini öğrendiğini açıkladı.

Kahraman'ın multiple skleroz (MS) hastalığına yönelik tedavisi, cezaevi koşullarına rağmen devam ederken, Meriç Kahraman kamuoyuna çağrı yaptı.

Kahraman, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Bugünkü görüşte Tayfun'un dün Cerrahpaşa'ya götürüldüğünü ve iki hafta içinde MR çekilmesi gerektiğini öğrendim. Sabırla beklesek de konu sağlık olunca endişelenmemek elde değil" ifadelerini kullandı.

Kahraman, "Tayfun'un MS tedavisi cezaevi koşullarında ilerliyor. AYM kararıyla adil olmadığı tescillenmiş bir yargılama ile hayatımızdan çalınan 40 ay geri gelmeyecek, biliyorum. Bu haksızlığın daha fazla sürmeyeceğini umuyoruz" dedi.

                                                         ***

Suriye'de gerilim büyüyor: Şam ve SDG sınıra takviye güçler sevk ediyor -Namık Durukan-

Şam yönetimi denetimindeki yeni Suriye ordusuna bağlı silahlı gruplar ile Kuzeydoğu Suriye’yi kontrol eden Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında Halep'in doğusunda başlayan yerel çatışmalar sürüyor. Olası büyük çatışmaya hazırlık amacıyla taraflar, sınır hatlarına ağır silah desteğinde takviye güçler sevk etmeye başladı. Şam yönetiminin özellikle Deyrizor ve Rakka bölgesindeki aşiretlerle temaslarını artırdığı söyleniyor.

Suriye Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed el Şara ile SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi arasında imzalanan ve 8 ana maddeden oluşan 10 Mart anlaşması bugüne kadar sahada karşılık bulmadı. SDG’nin federasyon talebine Şam’ın kapıyı kapatması sonrası görüşmeler askıya alındı. Cumhurbaşkanı Şara’nın, SDG’ye karşı askerî harekât tehdidi nedeniyle ilişkilerin gerilmesi sahada saldırı ve çatışmaları tetikledi. Şara, SDG’nin orduya entegrasyonu halinde Irak ve Türkiye’ye yönelik tehdidin de ortadan kalkacağını, Suriye’nin de bölünmesinin önleneceğini söyledi. Şara, bu konuda, “Suriye'nin istikrarı birliğine bağlıdır ve onu bölmeye yönelik her türlü girişim tehlikeli bir çatışmaya yol açacaktır. Suriye'yi bölmekten söz etmek her şeyden önce Suriye'ye ve komşularına, özellikle Türkiye ve Irak'a zarar verecektir” dedi.

Son bir hafta içinde Halep'in doğusunda yaşanan ve sivillerin de yaşamını yitirdiği çatışmalar sonrası SDG ve Şam güçleri, bölgeye karşılıklı olarak askerî takviye yaptı.

Ağır silah destekli takviyelerin çatışmaların yaşandığı Halep'in doğusundaki Deyr Hafer, Menbiç ve Tişrin Barajı bölgelerine doğru yapılması dikkati çekti.

“Tek renkli ordu”

Kuzeydoğu Suriye Yönetimi'ne bağlı Suriye Demokratik Meclisi (SMD) yetkilisi Besam İshak, sahada yaşanan gerginlik ve çatışmalardan “Şam’ın kontrolünde olmayan bazı silahlı grupları” sorumlu tuttu. Mevcut Suriye ordusunu “tek renkli bir ordu” olmakla eleştiren İshak, halkın bu orduya güvenmediğini, bazı silahlı grupların Ahmed el Şara'nın kontrolünde olmadığını, Şam'ın, SDG ile 10 Mart'ta yapılan anlaşmaya uymadığını savundu.

Bir sonraki savaşı aşiretler mi belirleyecek?

Bölgeden gelen bilgilere göre, Halep'te yaşanan gerginlik ve çatışmalara ilişkin taraflar birbirlerini suçlarken, Şam yönetimi Arap aşiretlerini kendi saflarında çatışmaya katılması için ikna etmeye çalışıyor.

Abu Dabi kaynaklı Erem News’in iddiasına göre, ABD ve Fransa'nın 10 Mart mutabakatını uygulamaya koyma yönündeki tüm çabalarına rağmen, Şam ile SDG arasında bir çatışma artık uzak bir ihtimal değil.

Bu kapsamda Şam yönetimi, SDG’nin denetimindeki bölgelerde yaşayan Arap aşiretlerini kazanmak için girişimlerini artırdı. Bir aşiret kaynağına dayandırılan haberde, yeni Suriye ordusunun tüm Suriye'yi kapsama kapasitesinin sınırlı olması nedeniyle Şam yönetimi, aşiret güçlerine ihtiyacın kaçınılmaz olduğunu düşünüyor. Bu durumun, aşiretleri hükûmetin nüfuzunu genişletmek için önemli bir araç haline getirdiğini belirten kaynak, ülkedeki önemli güvenlik boşluğunun Şam'ı aşiretleri desteklemeye ve güçlendirmeye ittiğini belirtti.

Aşiretlere devlet imkânı seferber edildi

Deyrizor aşiretlerine mensup bir kaynak, Şam'ın aşiretlerin sadakatini sağlamak için birçok aşiret mensubunu hassas ve önemli siyasî görevlere atadığını söyledi. El-Akidat aşiretinin üyesi olan Hüseyin es-Seleme'nin Suriye istihbarat şefi olarak atanması ve el-Bu Hamid kabilesinden Muhammed Yasin el-Salih'in Kültür Bakanı olarak atanması buna örnek olarak gösteriliyor. 

                                                        ***

İçişleri Bakanlığı: Vali Osman Bilgin, Sisli Vadi’nin sahiplerinden rüşvet aldı!-Tolga Şardan-

Önceki İçişleri Bakanı Süleyman Soylu döneminde İçişleri Bakanlığı’ndaki görev sırasında “elinin çabukluğu” ve “işleri kolay halletmesi” sebebiyle “Jet Osman” lakabıyla tanınan Vali Osman Bilgin’le ilgili mal varlığını açıklayamadığı yönünde müfettiş raporu düzenlendi. Bu rapora göre, Vali Bilgin mal varlığındaki 98 milyon lira dolayındaki farkı müfettişlere belgeleyemedi!

İğneada’daki longoz ormanlarında Eylül 2023’te yaşanan sel felaketiyle ilgili devam eden yargı sürecinde dosyaya yeni bir belge girdi.

Sisli Vadi (Foggy Valley) adlı tesiste yaşamını yitirenlerin ailelerinin verdiği hak arama ve hukuk mücadelesinde, ruhsatsız olarak inşa edilen tesisin faaliyetine göz yumulması sürecinde dönemin Kırklareli Valisi Osman Bilgin’in, tesisin ruhsatsız inşa edilmesi ve sonrasında yine ruhsatsız faaliyet göstermesi karşılığında rüşvet aldığı iddiası gündeme geldi.

Facianın ardından başlatılan adli soruşturma sırasında tesisin sahibi Bülent Bayrak, “bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümü ve yaralanmaya sebep olma” suçundan 11 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Savcılık, yargılama sırasında cezası daha ağır olan “olası kasttan” karar verilmesini talep etti ancak mahkeme bilinçli taksirde ısrar etti.

Dosya Yargıtay’dan döndü, yeniden Kırklareli Adliyesi’nde görülmeye başlandı.

Bu arada tesisin sahibi Bayrak ve ekibindeki sivil sanıkların yanı sıra, ikisi vali toplam 12 kamu görevlisin kusurları bulundukları gerekçesiyle yargılanmalarını sağlamak amacıyla İçişleri Bakanlığı, önce soruşturma yaptırdı. Ardından da elde edilen veriler ışığında adli yargılamaya geçilmesinin önünü açmak için soruşturma izni verdi.

İki vali, tesisin inşa edilip faaliyete başladığı dönemdeki Kırklareli Valisi Osman Bilgin ile yerine gelen ancak yine tesisle ilgili hiçbir işlem yapmadığı belirlenen şimdiki Şırnak Valisi Birol Ekici.

Büyüteç’te daha önce duyurdum, önceki İçişleri Bakanı Süleyman Soylu döneminde İçişleri Bakanlığı’ndaki görev sırasında “elinin çabukluğu” ve “işleri kolay halletmesi” sebebiyle “Jet Osman” lakabıyla tanınan Vali Bilgin’le ilgili mal varlığını açıklayamadığı yönünde müfettiş raporu düzenlendi.

Bu rapora göre, Vali Bilgin mal varlığındaki 98 milyon lira dolayındaki farkı müfettişlere belgeleyemedi!

Devam eden hukuki süreçte Vali Bilgin ile Vali Ekici, haklarındaki iddialar çerçevesinde idari konumları gereğince Yargıtay’da hâkim önüne çıkacaklar.

Ancak Yargıtay, yargılama sürecine esas olması için İçişleri Bakanlığı’ndan Vali Bilgin’le ilgili ek soruşturma izni kararı istedi.

Bakanlık, Yargıtay’ın isteğine olumlu yanıt verdi ve Bakan Ali Yerlikaya’nın imzasıyla dört sayfalık “ek soruşturma izni kararı”nı geçen haziranda gönderdi.

Halen İçişleri Bakanlığı bünyesinde Mülkiye Başmüfettişi kadrosunda görev yapan Vali Bilgin, 22 Mayıs 2018 ile 17 Mayıs 2022 tarihleri arasında dört yıla yakın Kırklareli’nde valilik yaptı.

Yargı sürecine giren ek soruşturma iznine bakıldığında “bir valinin nasıl olmaması gerektiği”nin örnekleri mevcut!

Önce Vali Bilgin’le ilgili iddialardan başlamak konuyu anlamayı kolaylaştıracak:

1-5 Ekim 2020 tarihinden itibaren, ruhsat almaksızın 19 adet bungalov yapı ve bir adet idari binanın kaçak olarak yapıldığı,

2-Bu durum bilinmesine rağmen tesisin faaliyetine devam etmesine ve yeni kaçak yapıların inşasına göz yumulduğu,

3-İmar Kanunu’na göre ve yapı tadil zaptına rağmen tesisin faaliyetine devam ettiği ve yeni kaçak yapılar inşa edildiği halde mühür bozma ile ilgili de suç duyurusunda bulunulmadığı.

Yapılan müfettiş soruşturmasına göre, dönemin Kırklareli Valisi Osman Bilgin başkanlığında 26 Nisan 2021 günü il encümeni toplantısı gerçekleştirildi. Bu toplantıda üç il encümen üyesi, Sisli Vadi’yle ilgili sorunları dile getirdi.

Üyeler, tesisin inşaatına devam edildiği ve tesisin inşaat çalışmalarıyla ilgili hiçbir yasal başvuru yapılmadığını açıkladı. Ancak Vali Bilgin, uyarıyı dikkate bile almadı.   

Ta ki yaklaşık bir yıl sonrasına kadar. İl encümen üyelerinin söz konusu eleştirilerine yanıt vermeyen Vali Bilgin, toplantıdan yaklaşık bir yıl sonra 3 Mart 2022’de hazırlanan yapı tadil zaptına kadar Sisli Vadi hakkında hiçbir yasal işlem talimatını vermedi.

Adeta gözlerini kapadı, üç maymunu oynadı.

Yine müfettiş raporuna göre Vali Bilgin, görevde olduğu süre içinde yapı tadil zaptına rağmen tesisin faaliyetine devam etmesine ve yeni kaçak yapıların inşasına göz yumdu. Ayrıca Türk Ceza Kanunu’nun mühür bozma başlıklı maddesine göre suç duyurusunda da bulunmadı.

Müfettiş raporunda şu tespite yer verdi: “(…) İl Özel İdaresi Kanunu’nun hükümlerine göre, valilerin il özel idaresinin başı ve tüzel kişiliğin temsilcisi olduğu ve encümen kararlarının uygulamanın da görevleri olduğu dikkate alındığında bu görevleri yerine getirmeyen Vali Osman Bilgin’in hukuki sorumluluğunun bulunduğu (…)”

Müfettişler, yaptıkları soruşturmada Vali Osman Bilgin’in, 98 milyon liralık açıklayamadığı mal varlığını tespit etti. Yukarıda bıraktığım linkteki Büyüteç’te Vali Bilgin’in dikkat çeken para transferlerinin detayı mevcut.

Peki, ek soruşturma kararında bakanlık ne görüş verdi: “(…) Konu bir bütün olarak değerlendirildiğinde; Eski Kırklareli Valisi Osman Bilgin’in Foggy Valley (Sisli Vadi) isimli turizm tesisinde 5 Ekim 2020 tarihinden itibaren gerçekleşen ruhsatsız yapılaşmaya ve tesisin iş yeri açma ve çalışma ruhsatı bulunmaksızın faaliyet göstermesine göz yumma karşılığında tesis sahibi Bülent Bayrak isimli şahıstan rüşvet aldığına dair yeterli emare bulunduğu (…)”

Bir kamu görevlisi için utandırıcı bir karar kuşkusuz. Gerçek, yargılama sonunda ortaya çıkacak. Ancak Sisli Vadi’de yaşananlar ortada…

Şimdi Vali Bilgin ve Vali Ekici, Yargıtay’da yargılanmaya başlanacaklar. Her iki kamu personelini valiliğe layık bulanların, şimdilerde bir kez düşünme vaktidir artık.

Fotoğrafın şifresi!

Şimdi, Sisli Vadi süreciyle ilgisi olan bir fotoğrafı önünüze koydum.

Fotoğrafın ne anlama geldiğini aktarmadan çok kısa bilgi vereyim.

Sisli Vadi faciasının yaşandığı ve adli sürecin başladığı dönemde Kırklareli Cumhuriyet Başsavcısı Hazım Aslancı’ydı. Aslancı, 2024’tek kararnameyle HSK tarafından Yargıtay Savcısı yapıldı. Hakkında, selde canlarını yitiren ailelerin, “tesisin sahibi Bülent Bayrak ile dönemin Valisi Osman Bilgin’i koruyup, delilleri kararttığı” iddiası var. Yine dosyaya bakan mahkeme başkanı ve Adalet Komisyonu Başkanı Hüseyin Gedik hakkında da benzer iddialar varken; Gedik, 2025 atamalarında Van’a Adalet Komisyonu Başkanı olarak görevlendirildi HSK tarafından!

Aslancı’nın yerine Enver Eroğlu başsavcı olarak atandı ancak bir sene görev yapabildi. 2025’te yerini Özkan Levent Taşkoparan’a bıraktı. Adalet Komisyonu Başkanlığı’na ise, hâkim Serdar Arslan getirildi. Arslan, aynı zamanda Sisli Vadi dosyasını yeniden yargılayan 2. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı.

Şimdi gelelim fotoğrafa.

Fotoğraf, önceki gün Kırklareli İl Özel İdaresi’nin önünde çekildi. Öndeki gözlüklü kişi İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Bilal Kuşoğlu. Merdivenlerden inen ise, Kırklareli Adliyesi Adalet Komisyonu başkanı Serdar Arslan.

Arslan, Kuşoğlu’nu makamında ziyaret etti ve sonrasında Kuşoğlu tarafından merdivenlere kadar uğurlandı. Fotoğraftan anlaşıldığı kadarıyla Kuşoğlu, “ağır misafiri” için talimatlar verdi.

“Bu fotoğrafta ne var?” diyecekseniz… İçişleri Bakanlığı’nın Sisli vadi faciasıyla ilgili haklarında soruşturma izni verdiği kamu görevlileri arasında Bilal Kuşoğlu da var. Bilal Kuşoğlu hakkında halen Kırklareli Adliyesi’nde adli soruşturma var ve büyük olasılıkla yargılama için iddianame hazırlanacak! Arslan aynı zamanda mağdur ailelerin haklarını aradığı davaya bakan mahkemenin de başkanı. Böyle bir süreçte, böyle bir ziyaretin anlamına okurlar karar versin!” derim.

Ve Süleyman Soylu KKTC’de: CSI Lefkoşa!

KKTC’deki Cumhurbaşkanlığı seçimlerini izlemek amacıyla Anavatan’dan adaya giden AKP heyetinde dikkat çeken bir isim var: Eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu!

Şimdilerde “emniyetten tasfiye edilen adamları vasıtasıyla mevcut İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ve ekibini MHP’ye şikâyet ettiği” iddia edilen Soylu için tam “kör istedi bir göz, Allah verdi iki göz” durumu.

İçişleri Bakanlığı’ndan alındıktan sonra özel yaşamı içinde KKTC’ye gitti mi, bilmiyorum. Ancak Ada’da kumarhane işleten ve uluslararası bahis mafyasının önde gelen isimlerinden Halil Falyalı’nın Şubat 2022’de öldürülmesinden sonra KKTC’ye “resmi ziyaret”te bulunması manidar!

Hele ki, Falyalı’nın finans müdürü ve cinayet şüphelisi Cemil Önal’ın KKTC’deki gazeteci Ayşemden Akın’a verdiği röportajdaki iddiayı hatırlayınca Soylu’nun ziyareti dikkat çekiyor haliyle.

Ayrıca bilindiği üzere KKTC’de, Türkiye merkezli konuşulan konuların başında Falyalı’ya ait olduğu iddia edilen kasetler iddiası var. Hatta KKTC Büyükelçisi Ekrem Serim’in görevden alınmasında da bu konunun bulunduğu öne sürüldü bir dönem.

Şimdi, elindeki telefona yüklediği özel programla televizyonlara çıkarak, adli kayıtların nasıl sorgulanabildiğini gösteren, istihbaratçılık oynamayı seven Soylu’nun tam arayıp da bulamadığı günlerdeyiz.

Soylu’nun aynı zamanda adadaki Türk misyonunda yer alan yakın adamlarından yerinde ve canlı bilgi almak için çaba gösterdiğini düşünmek yanlış olmaz.

KKTC’de iz peşinde Soylu, CSI Lefkoşa misali!

                                                                  /././

Öne Çıkan Yayın

Liberal solun yalan söyleme rahatlığı - Şairin 124. doğum gününde bir polemik / Kaya Tokmakçıoğlu-soL

Nâzım Hikmet’in 124. doğum gününde, onun kavgasını hatırlamak ve hatırlatmak, salt bir anma değil; bugüne bir savaş ilanı. Birikim’in özel s...