Bahçeli'den kritik açıklama: KKTC parlamentosu acilen toplanmalı ve Türkiye Cumhuriyeti’ne katılma kararı almalıdır! + Erdoğan'dan KKTC seçimi için demokrasi vurgusu, Tufan Erhüman'a tebrik: Kıbrıs Türkü'nün iradesini sandığa yansıttığı seçim bölgemiz için hayırlı olsun + KKTC’de sürpriz sandık sonuçları adada erken seçimi, Ankara'da Erdoğan-MHP çatlağını gündeme getirdi -T24

Bahçeli'den kritik açıklama: KKTC parlamentosu acilen toplanmalı ve Türkiye Cumhuriyeti’ne katılma kararı almalıdır!

MHP lideri Devlet Bahçeli, KKTC’de gerçekleştirilen ve tarihî farkla muhalefet adayı Tufan Erhürman'ın kazandığı cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin kritik açıklama yaparak sert bir mesaj verdi. KKTC’de seçim sonuçlarının çok az bir katılımla gerçekleştiğini ve Kıbrıs Türklüğünün kaderinin bu katılımla temsil edilemeyeceğini belirten Bahçeli, "Seçim sonucu, seçim kurulu tarafından açıklanmış olsa dahi KKTC parlamentosu acilen toplanmalı, seçim sonuçları ve federasyona dönüşün kabul edilemeyeceğini ilan etmeli ve Türkiye Cumhuriyeti’ne katılma kararı almalıdır" dedi.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, 5 yıl süreyle görev yapacak 6'ncı ve yeni cumhurbaşkanını seçmek için bugün sandık başına geçti. KKTC Yüksek Seçim Kurulu tarafından yapılan açıklamaya göre 777 sandıktan 735’i açılırken, CTP Genel Başkanı Tufan Erhürman oyların yüzde 62,80’ini, Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ise oyların yüzde 35,77’sini aldı.

Seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından konuşan Erhürman, "An itibarıyla Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Başkanı değilim, an itibarıyla, tam tarafsızlıkla hangi partiye mensup olursa olsun tüm yurttaşlarımın cumhurbaşkanı olmaya söz veriyorum. Kardeşliğimiz kazanmıştır, kardeşliğimiz hiçbir şekilde bozulmamıştır. Parçalanmayacağız dedik, parçalanmadık" ifadelerini kullandı.

Erhürman, konuşmasında Türkiye'ye dair mesajlar da verdi. "Özellikle dış politikaya ilişkin sorumlulukları elbette Türkiye Cumhuriyeti ile yakın istişare içerisinde yürüteceğim" diyen Erhürman, "Bundan kimsenin şüphesi olmasın" diye konuştu.

Bahçeli'den sert mesaj

Bahçeli, Cumhur İttifakı'nın destek verdiği aday olan Ersin Tatar'ın seçilmemesine sert tepki gösterdi, KKTC parlamentosunun federasyona dönüşün kabul edilemeyeceğini ilan etmesi ve Türkiye Cumhuriyeti’ne katılma kararı almasını belirtti.

Bahçeli'nin açıklaması şu şekilde:

"KKTC’de yapılmış olan seçimin sonuçları çok az bir katılımla gerçekleşmiştir. Kıbrıs Türklüğünün kaderi bu katılımla temsil edilemeyecek durumdadır. Seçim sonucu, seçim kurulu tarafından açıklanmış olsa dahi KKTC parlamentosu acilen toplanmalı, seçim sonuçları ve federasyona dönüşün kabul edilemeyeceğini ilan etmeli ve Türkiye Cumhuriyeti’ne katılma kararı almalıdır.

MHP'li vekil: Askeri harekâtla aldığımızı, psikolojik harekatla verecek değiliz

MHP Milletvekili Yücel Bulut ise Bahçeli'nin açıklamasının ardından şu paylaşımı yaptı:

"Askeri harekâtla aldığımızı,
psikolojik harekâtla verecek değiliz.
Kıbrıs Türk’tür…
Türk kalacak…"

***

Erdoğan'dan KKTC seçimi için demokrasi vurgusu, Tufan Erhüman'a tebrik: Kıbrıs Türkü'nün iradesini sandığa yansıttığı seçim bölgemiz için hayırlı olsun.

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC) Cumhur İttifakı'nın desteklediği aday olan Ersin Tatar'ın, muhalefet adayı Tufan Erhüman'a karşı tarihî farkla kaybettiği cumhurbaşkanlığı seçiminin ardından yaptığı açıklamada Erhüman'ı tebrik etti. Mesajında demokrasi ve seçim iradesi vurgusu yapan Erdoğan,"Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin sahip olduğu demokratik olgunluğu bir kez daha gösteren, Kıbrıs Türkü kardeşlerimizin iradesini sandığa yansıttığı bu seçimin ülkelerimiz ve bölgemiz için hayırlı olmasını diliyorum" dedi. Erdoğan'ın Cumhur İttifakı ortağı MHP lideri Devlet Bahçeli ise KKTC’deki seçim sonuçlarının ardından yayımladığı mesajında, söz konusu sonuçların Kıbrıs Türklüğünün kaderini temsil edilemeyeceğini belirterek, "Seçim sonucu, seçim kurulu tarafından açıklanmış olsa dahi KKTC parlamentosu acilen toplanmalı, seçim sonuçları ve federasyona dönüşün kabul edilemeyeceğini ilan etmeli ve Türkiye Cumhuriyeti’ne katılma kararı almalıdır" ifadelerini kullandı.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, 5 yıl süreyle görev yapacak 6'ncı ve yeni cumhurbaşkanını seçmek için bugün sandık başına geçti. KKTC Yüksek Seçim Kurulu tarafından yapılan açıklamaya göre 777 sandıktan 735’i açılırken, CTP Genel Başkanı Tufan Erhürman oyların yüzde 62,80’ini, Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ise oyların yüzde 35,77’sini aldı.

Seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından konuşan Erhürman, Türkiye'ye dair mesajlar da vererek, "Özellikle dış politikaya ilişkin sorumlulukları elbette Türkiye Cumhuriyeti ile yakın istişare içerisinde yürüteceğim. Bundan kimsenin şüphesi olmasın" dedi.

Erdoğan'dan demokrasi vurgusu

Erdoğan ise seçim sonuçlarının ardından Erhüman'ı tebrik ederek, demokraisi vurgusu yaptı. Erdoğan'ın seçime ilişkin paylaştığı mesaj şu şekilde:

"Bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde gerçekleşen seçimlerde resmî olmayan sonuçlara göre Cumhurbaşkanı seçilen Sayın Tufan Erhürman’ı tebrik ediyorum.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin sahip olduğu demokratik olgunluğu bir kez daha gösteren, Kıbrıs Türkü kardeşlerimizin iradesini sandığa yansıttığı bu seçimin ülkelerimiz ve bölgemiz için hayırlı olmasını diliyorum.

Türkiye olarak, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin egemenlik haklarını ve çıkarlarını Kıbrıs Türkü kardeşlerimizle birlikte her türlü platformda savunmaya devam edeceğiz."

KKTC cumhurbaşkanlığı seçimlerinde tarihi fark: Ankara desteği yetmedi; seçimi muhalefet adayı Tufan Erhürman kazandı!

AKP'den de olumlu mesaj

AKP Sözcüsü Ömer Çelik ise, "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde gerçekleşen Cumhurbaşkanlığı seçimleri Kıbrıs Türk halkına hayırlı olsun. Her zaman KKTC’nin ve Kıbrıs Türk davasının yanında olacağız. Kıbrıs Türklerinin tarihi ve haklı tezlerine en güçlü desteği vermeye devam edeceğiz" dedi.

***

KKTC’de sürpriz sandık sonuçları adada erken seçimi, Ankara'da Erdoğan-MHP çatlağını gündeme getirdi -Buse Söğütlü-

Her seçim bölgesinde Tatar'ı geride bırakan Erhürman'ın seçim zaferi Ada'da "ender görülen bir zafer" olarak nitelendiriliyor

sTufan Erhürman
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC) cumhurbaşkanlığı seçimlerini büyük bir oy farkıyla Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) adayı Tufan Erhürman kazandı. Erhürman’ın kazanmasına seçim propaganda süreci boyunca kesin gözüyle bakılsa da bu oy farkı sürpriz oldu. Seçim süreci boyunca Ankara çeşitli aktörlerle Ulusal Birlik Partisi (UBP) adayı, mevcut Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’a desteğini ilan etmişti. Seçimin resmî olmayan kesin sonuçlarının Erhürman’ın zaferini ilan etmesiyle Ankara’dan dikkat çekici tepkiler geldi. Bunlardan ilki MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye, diğeri ise Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'a ait. Bahçeli, "Seçim sonucu, seçim kurulu tarafından açıklanmış olsa dahi KKTC parlamentosu acilen toplanmalı, seçim sonuçları ve federasyona dönüşün kabul edilemeyeceğini ilan etmeli ve Türkiye Cumhuriyeti’ne katılma kararı almalıdır.” diyerek seçim sonuçlarına "tepki gösterdi". Bahçeli'nin tam aksine demokrasi ve seçim iradesi vurgusu yaparak Erhüman'ı tebrik eden Erdoğan,"Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin sahip olduğu demokratik olgunluğu bir kez daha gösteren, Kıbrıs Türkü kardeşlerimizin iradesini sandığa yansıttığı bu seçimin ülkelerimiz ve bölgemiz için hayırlı olmasını diliyorum" dedi.   KKTC’de seçimleri muhalefet adayı Erhürman kazandı. Ankara, UBP adayı Tatar ile “yola devam etmek istediğini” bildirse ve propaganda süreci boyunca AKP ve MHP’den kimi aktörlerle bu desteği sahada sürdürse de Erhürman’ın yüzde 35.81’e karşılık yüzde 62.76’lık bir oy oranıyla seçimi kazanması sürpriz oldu.

Kazanması değil, oy farkı şaşırtıcı

Seçim sonuçlarını takip eden Kıbrıslı gazeteciler, seçim sürecinde Erhürman’ın kazanmasına neredeyse kesin gözüyle bakıldığını ancak ortaya çıkan oy farkının şaşırtıcı olduğunu söylüyor.

Tatar’ın oy oranını neredeyse ikiye katlayan Erhürman’ın seçim zaferi ülkede sağ siyaseti bir ayrım noktasına ulaştıracak gibi görünüyor. Tatar’ın ciddi oy farkıyla yenilgisi erken genel seçimi tetikleyebilir.

Ada’da resmî genel seçim tarihi 14 ay sonra, Ocak 2027’de.

Bir diğer görüş, bu seçim sonuçlarının zaten 14 ay sonra yapılması planlanan genel seçimi ancak birkaç ay öne alabileceği yönünde. 

Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili olarak Ankara'yla ilişkilerin nasıl olması bekleniyor?

Tatar, seçim kampanyası boyunca sıklıkla Kıbrıs sorununun çözümünde Erhürman’ın yaklaşımının Ankara ile uyum göstermediğini savundu. Ülkenin yeni cumhurbaşkanının özellikle Kıbrıs sorununun çözümünde iki devletli çözüm pozisyonunda olan Ankara ile sorunsuz bir ilişki kuracağı yönünde beklenti var.

Çünkü seçim kampanyalarını ve sonuçlarını takip eden Kıbrıslı gazeteciler Erhürman’ın bu konudaki pozisyonunun “iki devletli” yapıyı öne çıkaran bir noktaya oturduğunu vurguluyor.

Tufan Erhürman ve eşi Nilden Bektaş Erhürman

Zaten Erhürman da seçilir seçilmez yaptığı ilk açıklamada Ankara ile uyumu vurguluyor. Erhürman, resmî olmayan kesin sonuçların açıklanmasından sonra yaptığı ilk açıklamada “Dış politika ile ilgili sorumlulukları, Türkiye Cumhuriyeti ile yakın istişare içerisinde yürüteceğim. Kimsenin kuşkusu ve endişesi olmasın. Dış politikadaki tüm meseleler elbette Türkiye ile yürütülecek.” ifadelerini kullandı. 

KKTC'deki seçimlere ilişkin Külliye'den ilk yorum: Seçimler KKTC’nin devlet ve seçmen olarak olgunluğunu bir kez daha ortaya koymuştur

Cumhur İttifakı’ndan iki zıt tepki; Bahçeli ve Erdoğan'dan dikkat çekici açıklamalar

Seçimin resmî olmayan kesin sonuçlarının Erhürman’ın zaferini ilan etmesiyle Ankara’dan dikkat çekici tepkiler geldi. Erdoğan ve Bahçeli, seçim sonuçlarını birbirine zıt iki tonda yaptıkları açıklamalarla değerlendirdi. 

Önce Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde bugün düzenlenen Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin Kıbrıs Türk halkına hayırlı olmasını diliyorum. Seçimler KKTC’nin devlet ve seçmen olarak olgunluğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Anavatan ve garantör ülke olarak, her daim KKTC’nin ve Kıbrıs Türkü’nün yanında olmaya devam edeceğiz” ifadeleriyle Erhürman’ın ismini anmadan seçim sonuçlarına ilişkin ilk yorumunu yaptı.

Buna karşın MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, şu ifadelerle seçim sonuçlarından memnuniyetsizliğini dile getirdi:

“KKTC’de yapılmış olan seçimin sonuçları çok az bir katılımla gerçekleşmiştir. Kıbrıs Türklüğünün kaderi bu katılımla temsil edilemeyecek durumdadır. Seçim sonucu, seçim kurulu tarafından açıklanmış olsa dahi KKTC parlamentosu acilen toplanmalı, seçim sonuçları ve federasyona dönüşün kabul edilemeyeceğini ilan etmeli ve Türkiye Cumhuriyeti’ne katılma kararı almalıdır.”

Erhürman, tebrikleri kabul etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan bu kez isim vererek Erhürman'ı tebrik etti ve şu ifadeleri kullandı: 

"Bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde gerçekleşen seçimlerde resmî olmayan sonuçlara göre Cumhurbaşkanı seçilen Sayın Tufan Erhürman’ı tebrik ediyorum.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin sahip olduğu demokratik olgunluğu bir kez daha gösteren, Kıbrıs Türkü kardeşlerimizin iradesini sandığa yansıttığı bu seçimin ülkelerimiz ve bölgemiz için hayırlı olmasını diliyorum.

Türkiye olarak, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin egemenlik haklarını ve çıkarlarını Kıbrıs Türkü kardeşlerimizle birlikte her türlü platformda savunmaya devam edeceğiz."

Ankara press’i eksik mi kaldı?

Ankara seçime giden süreçte Türkiye’den kimi aktörleri sahaya göndererek Tatar yanlısı bir kampanya yürüttü. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’dan eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya, şarkıcı Yavuz Bingöl’den futbolcu Mesut Özil’e kadar AKP ve MHP’ye yakın siyasîler adanın yolunu tutarak Tatar’a destek bildirdi.

Ankara’nın seçimlerdeki saha varlığı, MHP etkisi olarak değerlendiriliyor.

AKP ve MHP’den gelen ilk açıklamalardaki tezat, sahaya Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kendi ağırlığının seçimlere belirgin şekilde yansımadığı görüşleriyle örtüşüyor.

Kıbrıs’ta özellikle MHP kanadının Tatar kampanyasına partiye yakınlığıyla bilinen eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu gibi isimlerle doğrudan müdahil olduğu ancak AKP kanadının Erhürman’ın zaferini de öngörerek “bekle ve gör” süreci işlettiği görüşleri hâkim.

UBP seçmeni sandığa gitmedi, gençler Erhürman'ı tercih etti 

Her seçim bölgesinde Tatar'ı geride bırakan Erhürman'ın seçim zaferi Ada'da "ender görülen bir zafer" olarak nitelendiriliyor. Erhürman ve Tatar arasındaki farkın açılmasında UBP seçmeninin sandığa gitmemesi ve gençlerin Erhürman'ın "iki devletli çözüm" konusundaki fikirlerini Tatar'ınkine göre daha ikna edici bulması etkili olmuşa benziyor.                             

***

KKTC seçimlerini kaybeden Ersin Tatar: Dinlenmeye ihtiyacım var

ş

KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, bir kez daha aday olduğu Cumhurbaşkanı seçimlerine ilişkin, "Seçmenin takdirine saygı duymak lazım" dedi.

KKTC Yüksek Seçim Kurulu, resmi olmayan sonuçlara göre, Cumhurbaşkanı seçimini Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Başkanı Tufan Erhürman'ın kazandığını açıkladı.

Seçimde bir kez daha aynı göreve aday olan Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Kıbrıs TV'ye değerlendirmelerde bulundu. Tatar, şöyle konuştu: "Seçmenin takdirine saygı duymak lazım. Neticede beş yıldır hiç durmadan hizmet ürettim. Belli bir siyaset ortaya koydum. Türkiye Cumhuriyeti ile ilişkilerimiz de belli. Ülkeye eserler de bıraktık. Ülkenin önünü açmak için çeşitli farklı projelere hep öncülük ettik. Hepsi ortada ama seçmen böyle bir takdirde bulunmuş. Tabii Kıbrıs'ın kendine göre sorunları vardı. Rum tarafının saldırıları, mal mülk meselesi, diğer tedirginlikler. Söylenecek çok şey var. Bütün bunlar seçmenin böyle yönlenmesine neden olmuştur diye düşünüyorum.

Önemli olan halkın mutluluğu, halkın refahı. Kimse bu makamlarda sırf orada otursun diye olmuyor. Ben üç partinin desteğiyle bağımsız aday olarak çıktım. Neticelere baktığınızda bir sıkıntı var. Evet, üç parti çalıştı ama üç partinin oy oranı bu kadar mıydı? Tabii ki değildi, daha yüksekti. Fakat demek ki partiler arası birtakım sıkıntılar, parti içi sıkıntılar bunlar da neticelere yansımıştır."

"Dinlenmeye ihtiyacım var"

Tufan Erhürman'ı kutlayan Tatar, "Bundan sonrasına ilişkin kafanızda ne var, nasıl bir yol belirlediniz?" sorusu üzerine, "Şu anda bir şey belirlemedim. Dinlenmeye ihtiyacım var. Ondan sonra bakarız" dedi.

Seçimlere katılım oranı yüzde 64,82 oldu

Öte yandan, KKTC Yüksek Seçim Kurulu'nun açıkladığı verilere göre KKTC'deki Cumhurbaşkanı seçimlerinde kayıtlı 218 bin 313 seçmenin 138 bin 839'u sandık başına gitti. Seçime katılım oranı yüzde 64,82 oldu.

Cumhurbaşkanlığı için 8 adayın yarıştığı seçimlerde Tufan Erhürman oyların yüzde 62,76'sını, Ersin Tatar ise yüzde 35,76'sını aldı.

***

T-24


T-24 "Köşebaşı + Gündem" -18 Ekim 2025-

Viva İspanya -Hasan Göğüş-

İspanya Başbakanı Pedro Sanchez’in bir özelliği var. Kişisel bilgilerinde dini inancı “yok” yazıyor. Göreve başlarken de İncil üzerine el basarak yemin etmeyen ilk İspanya başbakanı olmuştu. İspanya gibi Katolik geleneği güçlü bir ülkede ateist olduğunu açıkça söylemek her babayiğidin harcı olmasa gerek.

Gazze’de son iki yıldır devam eden vahşet, 13 Ekim’de Sharm El Sheikh’de atılan imzalarla sona erdi. Dramın son perdesinde “Trump Show” sahneye konuldu. Silahlar şimdilik sustu. Şimdi herkesin merak ettiği soru, ateşkesin kalıcı olup olmayacağı ve 20 maddelik “Trump Planı”nın ne ölçüde uygulanabileceği. Rehinelerin iadesi ve yardım kamyonlarının Gazze’ye girişine izin verilmesi konularında alınan ilk sinyaller pek parlak değil.

Gazze sınavında sınıfta kalanlar ve İspanya

Gazze’de son iki yılda yaşananlar, gerek Batılı ülkeler gerek İslam ülkeleri için ciddi bir sınav teşkil etti. Bu sınavdan başarıyla geçen sınırlı sayıdaki ülkelerin başında da İspanya geliyor.

“Ne yazık ki Filistin Halkı yok edilmektedir. Şu anda bile bombalar kadın, çocuk ayrımı gözetmeksizin Gazze halkının üstüne düşmeye devam ediyor. Bu yüzden akıl, uluslararası hukuk ve insanlık onuru adına bu katliamı derhal durdurmalıyız. Açık konuşmak gerekirse, Filistin halkı soykırım kurbanı olduğu sürece, çözüm mümkün değildir. Barbarlığı durdurmak ve barışı mümkün kılmak için acilen somut önlemler almalıyız. Tarih bizi yargılayacaktır ve verdiği hüküm hem bu vahşeti işleyenlere hem de susup görmezden gelenlere acımasız olacaktır.”

Bu sözler, 22 Eylül’de New York’ta düzenlenen “Filistin Sorununun Barışçıl Çözümü ve İki Devletli Çözümün Uygulanması” başlıklı Birleşmiş Milletler Konferansı’nda konuşan İspanya’nın 53 yaşındaki genç Başbakanı Pedro Sanchez’e ait. Hali hazırda Sosyalist Enternasyonel Başkanlığını da yürüten İspanyol Başbakan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan sonra Filistin Konferansı’nda en sert konuşmayı yapan lider oldu.

İspanya’nın İsrail’e karşı uygulamaya koyduğu önlemler

İspanya Parlamentosu, 9 Ekim’de de Başbakan Sanchez’in daha önce açıkladığı İsrail’e dokuz maddelik yaptırım yasasını 169’a karşı 178 oyla kabul etti. Yasanın en önemli maddesi İsrail’e her türlü savunma teçhizatı, ürünü ve teknolojisini ihraç etmeyi ve bu malları ithal etmeyi yasaklıyor. Yasa ile ayrıca askeri amaçla kullanılabilecek uçak yakıtlarının taşınması ve Gazze ile Batı Şeria’daki yasa dışı yerleşimlerden gelen ürünlerin reklamı da yasaklanıyor.

İspanya’nın, İsrail’in iki yıldır Gazze’de sürdürdüğü soykırıma tepkisi, bunlarla da sınırlı değil. İspanyol Spor Bakanı Pilar Alegria, geçtiğimiz günlerde çifte standardın önlenmesi için İsrail takımlarının Ukrayna/Rusya savaşından sonra Rus takımlarına uygulandığı gibi, uluslararası spor müsabakalarından menedilmesini talep etmişti. İspanya ayrıca İsrail’in katılması halinde bu yıl EUROVİSİON şarkı yarışmasına katılmama ve UEFA’nın düzenlediği futbol şampiyonasından çekilme tehdidinde bulundu.

Tabii İspanya’nın İsrail karşıtı sert çıkışları Başkan Trump’ın gözünden kaçmadı. Kadim dostu Finlandiya Cumhurbaşkanı Stubb ile yaptığı görüşmeden sonra düzenlenen basın toplantısında, yine incilerinden birini patlatarak İspanya’nın NATO’dan atılabileceğini söyledi. Ama delikanlı Sanches’in Trump’tan korktuğu yok. 24-25 Haziran tarihlerinde Lahey’de düzenlenen son NATO Zirvesi’nde Avrupa’nın anlı şanlı liderleri önünde el pençe divan durdukları Trump’ın talimatıyla gık demeden savunma harcamalarını gayri safi milli hasılalarının %5’ine çıkarmayı kabul ederken Sanchez, Trump’ın gözünün içine baka baka İspanya’nın böyle bir yükümlülüğü yerine getirmeyeceğini söyledi.

Sanchez’in bir özelliği daha var. Kişisel bilgilerinde dini inancı “yok” yazıyor. Göreve başlarken de “İncil” üzerine el basarak yemin etmeyen ilk İspanya başbakanı olmuştu. İspanya gibi Katolik geleneği güçlü bir  ülkede “ateist” olduğunu açıkça söyleyerek seçim kazanmak her babayiğidin harcı olmasa gerek.

Tarihi miras

İspanya’nın İslam dini ile tanışıklığı bilindiği gibi 8. yüzyılın ortalarına kadar uzanıyor. Abbasi’lerin Emevi hanedanlığına son vermesi üzerine, hanedandan gelen bazı Emeviler, İspanya’ya geçerek 756 yılında Endülüs Emevi Devleti’ni kurdular. İslam tarihinde “Endülüs” olarak anılan bu ülkede Müslümanların varlığı 1492 yılına kadar devam etti. Hristiyan İspanyollar ile Müslüman Emeviler yaklaşık sekiz asır iç içe yaşadılar.

Diktatör General Franco, İsrail Devleti’ni tanımayı uzun süre reddetti. 1975 yılında Franco’nun ölümünden sonra da İspanya Franco rejiminin ülkeyi maruz bıraktığı izolasyondan kurtarmak için tarihi ilişkilere sahip olduğu Güney Amerika’daki ülkeler ile Ürdün, Suudi Arabistan, Mısır, Libya ve Irak gibi Arap ülkeleri ile daha yakın ilişkiler kurmaya çalıştı. Bu çerçevede 1979 yılında Başbakan Adolfo Soares, Filistin Kurtuluş Örgütü Lideri ile görüşen ilk Avrupa ülkesi lideri oldu.

Anketler Filistin davasına verilen desteğin İspanyol halkınca da desteklendiğini gösteriyor. Halkın yüzde 82’si Filistin halkına soykırım uygulandığına inanıyor. Bu da Sanches hükümetinin İsrail’e karşı takip ettiği sert politikalar için elini rahatlatıyor.

Trump’ın sayesinde kural temelli uluslararası düzenin bir kenara bırakılarak İsrail’in Gazze’de giriştiği soykırıma göz yumulduğu günümüzde, Başbakan Sanches liderliğindeki İspanya, insan hakları ihlallerine duyarlı, demokrasiyi savunan onurlu bir dış politikanın hâlâ mümkün olduğunu tüm dünyaya gösteriyor.

Viva İspanya, Viva Başbakan Pedro Sanchez!  

/././

Torba yasanın vergiyle ilgili düzenlemeleri -Erdoğan Sağlam-

Beklenen en önemli düzenleme olan kamu alacaklarına ilişkin yapılandırma düzenlemesinin torba yasada yer almamasının büyük bir tepkiye yol açacağını söylemek sanırım yanlış olmaz. Bu konuda mükelleflerin sabrı tükendi. Bu düzenleme artık daha fazla ertelenemez.

Değerli okurlar, vergisel düzenlemeler de içeren torba yasa dün Meclis'e sunuldu, gelecek hafta Plan ve Bütçe Komisyonu'nda görüşülmesi bekleniyor.

Teklifle yapılması düşünülen vergisel düzenlemelerden vergi mükelleflerini ilgilendiren önemli olanlarını kısaca açıklamaya çalışacağım.

Konut kira istisnası kaldırılıyor

Gerçek kişilerin elde ettikleri ve belli bir tutarı (2025 yılı için 47 bin TL) aşmayan konut kira gelirleri mevcut düzenlemeye göre gelir vergisinden istisna edilmiş bulunuyor.

Yine mevcut düzenlemeye göre, beyanı gerekip gerekmediğine bakılmaksızın ayrı ayrı veya birlikte elde ettiği ücret, menkul sermaye iradı, gayrimenkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratlarının gayri safi tutarları toplamı 2025 yılı için 1 milyon 200 bin TL’yi aşanlar bu istisnadan yararlanamıyorlar.

Teklifle bu istisna sadece emeklilerle sınırlandırılıyor, emekliler dışındakiler için istisna kaldırılıyor.

Maddedeki gelir üst sınırı kaldırılmadığı için emeklilerin konut kira gelirlerinin 2025 yılı için 1 milyon 200 bin TL’yi aşması halinde bu istisnadan yararlanmaları mümkün olmayacak!

Bu değişikliğin 1/1/2026 tarihinde yürürlüğe girmesi öngörülüyor.

Konut kira gelirlerinden faiz giderleri indirilemeyecek

Mevcut düzenlemeye göre kredi kullanılarak satın alınan gayrimenkulleri kiraya verenler, bu krediler için ödedikleri faizleri kira gelirlerinden indirebiliyorlar.

Teklifle bu imkân sadece işyeri kira gelirleri ile sınırlandırılıyor. Buna göre, teklif yasalaşırsa konutların alımı için kullanılan krediler için ödenen faizler söz konusu konutların kira gelirlerinden indirilemeyecek.

Bu değişikliğin 2025 yılı gelir ve kazançlarına uygulanmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girmesi öngörülüyor.

Konut ve işyerlerinin bu şekilde ayrıştırılmasını doğru bulmuyorum.

Dördüncü geçici vergi beyanı yeniden getiriliyor

26 Mayıs 2025 tarihli yazımda açıkladığım üzere, 2022 yılından itibaren dört olan geçici vergi dönem sayısı üçe düşürülmüş, son (dördüncü) dönem geçici vergi beyanname verme yükümlülüğü kaldırılmıştı.

Beyan döneminin üçe düşürülmesi başlangıçta olumlu karşılanmıştı, ancak zamanla bu düzemlemenin yarattığı sorunlar bu düzenlemenin sorgulanmasına neden oldu. Çünkü dördüncü dönem için geçici vergi beyannamesinin verilmesi dönem sonu için önceden hazırlık yapılmasını sağlıyor ve yıllık gelir ve kurumlar vergisi beyannamelerinin hazırlanmasını kolaylaştırıyordu. Maalesef son çeyrek için geçici vergi beyanının kaldırılması mükellefleri ve müşavirleri rahatlattı, başka bir ifade ile tembelleştirdi. Bu da yılık gelir ve kurumlar vergisi beyanname çalışmalarının gecikmesine ve aksamasına neden oldu.

Ayrıca son geçici vergi tahakkuku 9 aylık kazanç üzerinden yapıldığı için geçici vergide önemli bir iade sorunu da yaşanıyor. 

Teklifle dördüncü dönem geçici vergi beyanı yeniden getiriliyor.

Bu değişikliğin 2025 yılı gelir ve kazançlarına uygulanmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girmesi öngörülüyor.

Yapılması düşünülen bu değişikliği olumlu buluyorum. Ancak bu değişiklik ile yetinilmemeli, eğer herkesi (mükellefler ve meslek mensupları) memnun edecek bir değişiklik yapılmak isteniyorsa, ilk 3 aylık (birinci) geçici vergi dönemi için beyan zorunluluğu da kaldırılmalı. Bu değişiklik tahsilat açısından önemli bir sıkıntı yaratmaz, çünkü zaten önceki yıl gelir ve kurumlar vergisi ödeme dönemleri birinci geçici vergi döneminden çok kısa bir öncesine denk geliyor. 

Bu vesileyle belirtmek isterim ki, geçici vergi açısından en doğru düzenleme, geçici vergi beyan dönemlerinin 3 ay değil 6 ay olarak belirlenmesidir. Zaten yasal düzenleme bu yöndedir.

TEFAS’ta işlem görmeyen yatırım fonları geçici 67 kapsamında tevkifat kapsamına alınıyor

Gelir Vergisi Kanununun geçici 67 inci maddesine göre, sürekli olarak portföyünün en az %51'i Borsa İstanbul'da işlem gören hisse senetlerinden oluşan yatırım fonlarının 1 yıldan fazla süreyle elde tutulan katılma paylarının elden çıkarılmasında tevkifat uygulanmamakta ve bu katılma paylarından elde edilen gelirler için gelir vergisi beyannamesi verilmemektedir.

Yapılması öngörülen düzenleme ile söz konusu istisnanın vergi planlama aracı olarak kullanılmamasını teminen, sürekli olarak portföyünün en az %51’i Borsa İstanbul'da işlem gören hisse senetlerinden oluşan fonlardan; katılma payları sadece nitelikli yatırımcılara satılabilen, Türkiye Elektronik Fon Alım Satım Platformu (TEFAS)'nda işlem görmeyen ve fon portföyüne alınacak varlık ve işlemlere ilişkin herhangi bir oransal sınırlamaya tabi olmayanlar için 1 yıllık elde tutma süresine bağlı tevkifat istisnasının uygulanmaması öngörülüyor.

Bu özelliklere sahip olanlar dışında kalan, sürekli olarak portföyünün en az %51’i Borsa İstanbul'da işlem gören hisse senetlerinden oluşan fonların katılma payı sahipleri ise istisnadan yararlanmaya devam edecekler.

Bu durumda istisna kapsamından çıkarılan gelirler üzerinden stopaj yapılacak, bu gelirler üzerinden stopaj yapılacağı için söz konusu gelirler yine beyan edilmeyecek. Stopaj nihai vergi olacak.

Bu düzenleme kanunun yayımı tarihinde yürürlüğe girecek.

Tapu harcında vergi ziyaı cezası genel esaslara tabi tutuluyor

Normalde vergi ziyaı cezası, ziyaa uğratılan verginin bir katı tutarında (%100) uygulanıyor.

Gayrimenkullarin devir ve iktisabında emlak vergisi değerinden az olmamak üzere mükelleflerce beyan edilen alım satım bedeli üzerinden tapu harcı hesaplanıyor ve beyan edilen alım satım bedelinin gerçek durumu yansıtmadığının tespiti halinde aradaki farka ilişkin tapu harcı üzerinden %25 nispetinde vergi ziyaı cezası kesiliyor, yani normalde %100 uygulanan ceza %25 olarak uygulanıyor.

Yapılması düşünülen değişiklikle bu cezanın genel esaslara tabi tutulması öngörülüyor, yani cezanın %100 olarak uygulanması düzenleniyor.

Ayrıca Harçlar Kanununa bağlı (4) sayılı tarifenin "I-Tapu işlemleri:" başlıklı bölümünün (20) numaralı fıkrasının (a) bendinde yer alan "beyan edilen devir ve iktisap bedelinden az olmamak üzere emlak vergisi değeri" ibaresi "emlak vergisi değerinden az olmamak üzere beyan edilen devir ve iktisap bedeli" şeklinde değiştirilerek, gayrimenkul devir ve iktisaplarında tapu harcının, emlak vergisi değerinden az olmamak üzere mükelleflerce beyan edilen alım satım bedeli üzerinden alınacağı hususunun pekiştirilmesi öngörülüyor.

Böylece hatalı yorum ve uygulamaların önüne geçilmiş olacak, çünkü prensip emlak vergisi değerinden az olmamak üzere mükelleflerce beyan edilen alım satım bedeli üzerinden harcın tahsil edilmesidir. Yoksa beyan edilen devir ve iktisap bedelinden az olmamak üzere emlak vergi değeri üzerinden harç alınması söz konusu değildir.

Bu düzenlemenin de kanunun yayımı tarihinde yürürlüğe girmesi öngörülüyor.

Araçların ilk teslimi ve sonraki teslimlerinde harç getiriliyor

Harçlar Kanununa bağlı (2) sayılı tarifenin "I-Değer veya ağırlık üzerinden alman nispi harçlar:" başlıklı bölümünün mülga (5) numaralı fıkrası yeniden düzenlenerek 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu kapsamında araçların ilk tescil işlemleri ile tescil edilmiş araçların ikinci el satış ve devirlerinde, 1.000 TL'den az olmamak üzere satış ve devir bedeli üzerinden binde 2 oranında harç alınması öngörülüyor.

Bu değişikliğe paralel olarak 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 20 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin altıncı paragrafı değiştirilerek noterler tarafından gerçekleştirilen tescil edilmiş araçların (ikinci el araçların) satış ve devir işlemlerine ilişkin harç istisnası kaldırılıyor.

Bu düzenleme kanunun yayımını izleyen ayın başında yürürlüğe girecek.

Bazı belge, ruhsat ve izin belgeleri yıllık harç kapsamına alınıyor

Mevcut düzenlemelere göre ruhsata ve işletme belgesine tabi bazı faaliyetler için yıllık harç tahsil ediliyor. Teklifle benzer bazı faaliyetler için de faaliyet harcı getiriliyor.

Buna göre; mevcut durumda harca tabi olmayan ayakta teşhis ve tedavi yapılan özel sağlık kuruluşları ile ağız ve diş sağlığı hizmeti sunulan özel sağlık kuruluşlarına ait belgeler, veteriner hekim muayenehane ve poliklinikleri ile hayvan hastanelerine verilen ruhsatlar ve kıymetli madenler kuruluş ve faaliyet izin belgeleri, kuyum, ikinci el motorlu kara taşıtı ve taşınmaz ticareti yetki belgeleri ile ticari havayolu ve genel havacılık işletme ruhsatlarından yıllık harç alınacak.

Ayrıca mevcut durumda sadece ruhsat alımında harca tabi hususi hastaneleri ve laboratuvarları açmak için düzenlenen ruhsatnameler ile turizm müessesesi işletme belgelerine ilişkin harçlar da yıllık hale getiriliyor.

Bu düzenleme 1/1/2026 tarihinde yürürlüğe girecek.

Torba yasaya sonradan eklenmesi veya yeni bir torba yasaya konu edilmesi muhtemel düzenlemeler

Daha önce kamuoyuna yapılacağı açıklanan emlak vergisi ile ilgili düzenleme torba yasada yer almıyor. Bu düzenlemenin teklife komisyonunda eklenmesi bekleniyor.

Ayrıca torba yasaya enflasyon düzeltmesine ilişkin düzenleme de eklenmemiş. Aslında vergi mükelleflerini en çok ilgilendiren konu bu, bunun en kısa sürede netleştirilmesi gerekiyor.

Vergi incelemesi ile ilgili beklenen düzenlemeler de teklifte yer almıyor.

Son olarak, beklenen en önemli düzenleme olan kamu alacaklarına ilişkin yapılandırma düzenlemesinin torba yasada yer almamasının büyük bir tepkiye yol açacağını söylemek sanırım yanlış olmaz. Bu konuda mükelleflerin sabrı tükendi. Bu düzenleme artık daha fazla ertelenemez. 

/././

GÜNDEM -18 Ekim 2025 -

CHP’den istifa etti, koltuğu kaptı -İsmail Arı/Birgün

Beykoz Belediyesi Başkan Vekili Özlem Vural Gürzel, kendisiyle birlikte CHP’den istifa eden Meclis Üyesi Uğur Gökdemir’i belediye şirketine yönetim kurulu üyesi olarak atadı. Gökdemir, “Başkan’ın takdiri” diye açıklama yaptı.(https://www.birgun.net/haber/chpden-istifa-etti-koltugu-kapti-661621)

***

2 yılın ardından Gazze: Kentte 70 milyon ton enkaz, 20 bin patlamamış mühimmat kaldı! -BİRGÜN-

Gazze'deki hükümet, İsrail'in 2 yıl boyunca bombaladığı Gazze Şeridi'nin en büyük insani felaketle karşı karşıya olduğuna dikkati çekerek İsrail saldırılarından 20 bin patlamamış mühimmatın kaldığını açıkladı. Açıklamada İsrail'in kentte 70 milyon ton enkaz bıraktığı belirtildi.

2 yılın ardından Gazze: Kentte 70 milyon ton enkaz, 20 bin patlamamış mühimmat kaldı!Fotoğraf: AA

Gazze'deki hükümet kentte İsrail'in saldırılardan kalan 20 bin patlamamış mühimmat bulunduğunu duyurdu.

Gazze'deki hükümetin Medya Ofisi'nden yapılan açıklamada, İsrail'in Gazze Şeridi'nde 70 milyon ton enkaz bıraktığı belirtildi.

Gazze Şeridi'nin yakın tarihin en büyük insani felaketiyle karşı karşıya olduğu vurgulanan açıklamada, İsrail saldırılarından geriye 20 bin patlamamış mühimmatın kaldığı ifade edildi.

Açıklamada söz konusu mühimmatların imhası için uzman ekiplere ihtiyaç duyulduğu vurgulandı.

"ÇEVRE BAKIMINDAN BİR FELAKET BÖLGESİ HALİNE GELDİ"

İsrail'in 2 yılı aşkın süren saldırıları nedeniyle Gazze Şeridi'nin yakın tarihte görülmemiş şekilde adeta enkaza dönüştüğü vurgulanan açıklamada, şunlar kaydedildi:

"Hükümetin 15 Ekim Çarşamba gününe kadar elde ettiği verilere göre, Gazze Şeridi'ndeki enkaz 65-70 milyon ton civarında. Bu enkaz, İsrail'in doğrudan hedef alarak yerle bir ettiği binlerce ev, tesis ve altyapılardan kaldı. Gazze Şeridi inşaat ve çevre bakımından bir felaket bölgesi haline geldi."

Fotoğraf: AA

Gazze'deki enkazları kaldırma çalışmalarının da büyük engellerle karşılaşacağı aktarılan açıklamada, İsrail'in engelleri nedeniyle ağır iş makineleri ve ekipmanların bölgeye ulaşamadığı hatırlatıldı.

Açıklamada, Tel Aviv yönetiminin sınır kapılarını kapalı tutarak, enkaz altındaki cansız bedenlere ulaşma çalışmalarında kullanılacak ekipmanların girişine de izin vermediği belirtildi.

GAZZE'DE ATEŞKES VE ESİR TAKASI ANLAŞMASI

ABD Başkanı Donald Trump 9 Ekim'de, Mısır'da devam eden müzakerelerde İsrail ile Hamas'ın, Gazze'de ateşkes planının ilk aşamasını onayladığını duyurmuştu.

Müzakerelerin yapıldığı Mısır'da anlaşma imzalanırken İsrail hükümetinin onayıyla 10 Ekim'de anlaşma devreye girmişti.

Fotoğraf: AA

İsrail ordusunun anlaşmada belirtildiği üzere "Sarı Hat"ta çekilmesinin ardından Gazze Şeridi'nde ateşkesin aynı gün 12.00 itibarıyla yürürlüğe girdiği açıklanmıştı.

İsrail'in Gazze Şeridi'ne 2 yıl süren saldırılarında 67 bin 967 Filistinli yaşamını yitirdi, 170 bin 179 kişi yaralandı

BİRGÜN

Milyonlarca dolarlık LPG filosu ve otel zinciriyle Paramount operasyonunun en dikkat çekeni: Şaban Kayıkçı + Üst üste operasyonlar ne anlama geliyor? Erdoğan’ın yeni ‘salto mortale’si -Bahadır Özgür /halkTV-

Milyonlarca dolarlık LPG filosu ve otel zinciriyle Paramount operasyonunun en dikkat çekeni: Şaban Kayıkçı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlattığı operasyonda gözaltına alınanlardan en dikkat çeken isim Şaban Kayıkçı. Paramount Otel’e ‘çökme’ iddiasıyla suçlanıyor ama bunun çok ötesinde bir isim. İran’daki petrokimya tesisinden Suudi Arabistan’daki enerji işlerine, Türkiye’de otel zincirinden birkaç yılda ışık hızıyla büyüyen denizcilik şirketine kadar Kayıkçı, önemli bir aktör.

Şaban Kayıkçı’nın adını ilk duyduğumuz günlerce hakkında ilginç bir bilgi de öğrenmiştik. 2008’e kadar Diyarbakır Tarım İl Müdürlüğü’nde bir memur olduğu söyleniyordu. O günden beri de adı daima bir başka önemli siyasi figürle, Recep Tayyip Erdoğan’ın belediye başkanlığından beri yanından ayırmadığı Mücahit Arslan ile beraber anılıyor.

ihsan-arslan.png

KAYIKÇI’NIN YÜKSELİŞ HİKAYESİ

Kayıkçı’nın yükselişi adeta bir “peri masalı” gibi. Buradaki sihirli değnek de yüzbinlerce çiftçinin hakkı olan Gübretaş.

Gübretaş, çiftçiye ucuz gübre sağlamak adına 2008’de İran’ın kimyevi üretim tesislerinden Razi Petrokimya’yı satın almaya karar verdi. Ne var ki bir “el” hemen devreye girdi ve ihaleye iki ortağı daha monte etti.

Birisi Kocaeli’nde iflasın eşiğine gelmiş, 2011’de de iflasını ilan eden Tabosan’dı. Diğeri ihaleden 4 ay önce kurulmuş, kurulduktan iki ay sonra Halkbank ve Vakıfbank’tan 20 milyon Euro kredi almış, Şaban Kayıkçı’ya ait Asya Gaz’dı. Satış sonrası pay dağılımı şöyle oluştu: Gübretaş yüzde 48.8, Tabosan yüzde 10.8, Asya Gaz yüzde 23.9. Şaban Kayıkçı’nın kardeşi Sadık Kayıkçı da Razi Petrokimya’nın yönetimine giriyordu.

Gübretaş yeni bir işe daha soyundu. Amonyağı İran’dan getirmek için 100 milyon doları bulan bir yatırımla, deniz filosu kurmaya girişti. 2013’te Güney Kore’ye sipariş ettiği iki LNG gemisi, törenle teslim alındı ve gemi sayısı 5’e yükseldi.

İşte o gemiler döndü dolaştı 2020 yılında Marshall adalarında kurulu olan Pasco Investment Holding CO.’ya satıldı.

Aynı günlerde bu şirkete bağlı olarak İstanbul’da Pascogas kuruldu. Şirket 2019’da kurulan UBK Denizcilik’in isim değiştirmiş haliydi. Kurucusu da Uğur Berke Kayıkçı’ydı. Ortakları ise Mecit Mert Çetinkaya’ydı.

ERDOĞAN’IN OĞLU İLE ORTAKLIK

Kamuoyu Mecit Mert Çetinkaya’nın adını ilk kez, akıllarda kazınmış bir ‘deyimle’ duymuştu. Erdoğan’ın televizyonda “Gemi var, gemicik var” sözlerini söylemesine vesile olan 2007’de kurulan MB Denizcilik şirketinin sahipleri, Burak Erdoğan ve Mecit Mert Çetinkaya’ydı. Yani Gübretaş’ın yeni inşa ettiği iki gemi Pasgogas’ın filosunun ilk gemileriydi.

PEKİ SONRASINDA NE OLDU?

aban-kayikci-filosu.jpeg

Pascogas’ın hisselerinin tamamı 2024’te Şaban Kayıkçı’ya geçti. Ve inanılmaz bir hızda gemi filosu büyümeye başladı.

Odin, Berçem, Duja, Marsel, Roni, Berke, Star, Boğaziçi, Baran adlı 9 adet LPG taşıyan gemisi bulunuyor. Ayrıca Berfin, Yumiko, K. Aslan, K. Arthur, Havin adıyla yenileri de inşa ediliyor.

Paramount Otel skandalı patladığı günlerden beri ortalıkta pek görünmeyen ve ikamet adresi Suudi Arabistan olan Kayıkçı, son aylarda yeniden görünür olmuştu.

Geçen Nisan ayında Pascogas Yönetim Kurulu Başkanı olarak Şaban Kayıkçı’nın, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi bünyesinde bir denizcilik fakültesi inşa etmesi için protokol imzalandı.

aban-kayikci.jpeg

Kayıkçı sadece denizcilikte değiş, özellikle otelcilikte de kısa sürede söz sahibi olmuş birisi. ‘Duja’ markasıyla bir oteller zincirinin sahibi. Bodrum, Didim ve Sarıkamış’ta otelleri bulunuyor. Son yatırımı ise Selçuk’a.

Kültür ve Turizm Bakanlığı geçen yıl Selçuk’un Pamucak sahilinde bulunan denize sıfır 79 bin metrekarelik alanı 76 milyon TL’ye, 49 yıllığına Kayıkçı’nın şirketi olan Bodrum Otel İşletmeleri’ne tahsis etti. Otel için tüm izinler de verildi.

Yani tam da AKP iktidarına yakışır bir yükseliş hikayesine sahip Kayıkçı, aslında siyasi ilişkileri ile de kritik bir isim. Milyonlarca dolarlık otel ve denizcilik varlığının ve enerjiden inşaata bazı şirketlerin de tek yöneticisi görünüyor. Gübretaş şimdi aceleyle İran’daki 800 milyon dolardan fazla kaynağa mal olmuş Razi’deki hisselerini satmaya çalışıyor. Devlet üniversitesi Kayıkçı ile protokol imzalıyor. Ve gemiler ip gibi diziliyor..

Eğer bir ‘çete’ ve ‘kara para’ organizasyonunun parçası ise bu mal varlığının kaynakları da sorgulanacak mı, göreceğiz

                                                         /././

Üst üste operasyonlar ne anlama geliyor? Erdoğan’ın yeni ‘salto mortale’si

Papara, Payfix, Can Holding, İstanbul Altın Rafinerisi vs. derken bir operasyon da Paramount Otel davasından geldi. ABD’den getirdiği kara parayı Türkiye’de akladığı için yargılanan Sezgin Baran Korkmaz’ın ‘çöktüğü’ belirtilen bu otel ve etrafına kurulu ilişkiler ağı, birkaç yıl önce ülkenin baş gündemiydi. Ama o dönem kimseye dokunulmamıştı.

Peki, ne oldu da aniden ‘operasyonlar çağı’ açıldı? Kara para, çete vs. haberleri üst üste yağarken, bunun politik bir anlamı da var mı?

‘Salto mortale’, Latince bir söz. ‘Ölüm parendesi’ demek. Yapan için de riskler taşıyan ama keskin sonuçlar doğuracak cüretkar davranışları anlatmak için kullanılan bir metafor.

İşte Recep Tayyip Erdoğan da yeni bir ‘ölüm parendesi’ deniyor.

İlki; 15 Temmuz 2016 darbe kalkışmasının yarattığı olanaklar üzerinden atılmıştı. Olağanüstü bir rejim çıktı. Tepede AKP-MHP ortaklığında temsilini bulan, aşağı doğru farklı aktörleri, çıkar ağlarını, partnerleri kapsayarak yayılan bir ‘çeşitlilik’ arzediyordu yeni güç matrisi. Karakteristik özelliği, süreklileşmiş kriz halini yönetebilme kapasitesiydi. Bu kapasite hıza, ani şoklara, devamlı yeni hedef tayin etmeye ve düşmanlaştırmaya dayanıyordu.

İktidarın güç matrisindeki çelişkiler, uyumsuzluklar, klikler arası sürtüşmeler prensibi bozmuyordu. Aksine, sürekli kriz halini yönetebilmeyi kolaylaştırıyordu. Çoğu zaman işleyiş ‘keyfi’ gibi görünse de aslında hepsini birbirine bağlayan güçlü bir tutkal söz konusuydu: Ne olursa olsun rejimin devamlılığı...

Lakin soru şu: Sürekli kriz halini yönetebilme kapasitesi aksarsa ne olur? Devamlılık nasıl, kimlerle, hangi yöntemlerle sağlanır?

Bugün Saray’ın masasındaki ‘kırmızı dosyanın’ içeriğinin bu olduğunu düşünüyorum. Zira, ‘15 Temmuz rejimini’ var eden özel iç ve dış koşullar büyük oranda değişti, değişiyor.

Dışarıya baktığımızda, Suriye dağıldı. Kürtlerle masaya oturuldu. İsrail yayılmacılığı başladı. İran’ın kurduğu ‘Şii hilali’ geriletildi ve İran, Batı’nın yegane hedefi haline geldi. Rusya fiilen Suriye’den çekildi. Azerbaycan-Ermenistan, ABD tarafından masayı oturtuldu. Rusya-Çin-İran ‘kargaşa ekseni’ diye tanımlanıyor.

İçeride ise CHP önemli bir seçim kazandı. Yarım asır sonra birinci parti oldu. İki de güçlü ‘başkan adayı’ çıkardı. Emekçilere karşı 25 yılın en sert ekonomik programı uygulanıyor. Görülmemiş bir yoksullaşma milyonlarca insanı kuşattı…

Kısaca, 15 Temmuz rejiminin ana kolonlarının çoğunun varlık koşulları farklılaştı. İçeride de ‘seçim makinesi’ bozuldu zaten. Bazı çarkları değiştirmek yetecek mi yoksa esaslı bir modifikasyon zaruri mi?

Görünen o ki Erdoğan köklü değişikliklere girişiyor. Oldukça sert, rejime tehdit olan rakiplerinin güçle ezildiği, aynı anda son 10 yılın bölgesel ilişkilerinin, para kaynaklarının, diplomasisinin vs. ürünü ‘iç yapıların’ da yeniden dizayna tabi tutulduğu bir sekansa giriyoruz.

Ve en önemlisi bu ‘modifikasyonun’ esas dayanağını ‘Beyaz Saray’ın sunduğu ‘meşruiyet’ ehliyeti oluşturuyor.

Mesela; hafta başında New York Post, Türkiye’deki operasyonları içeren tam sayfa bir analiz yayınladı. Rusya-İran-Venezuela eksenli kara para trafiğinin dünyanın en eski AVM’sinde, Kapalıçarşı da kesiştiğini anlattı. Küresel kara paranın neredeyse büyük kısmının burada aklandığı ileri sürüldü. Halkbank davası hatırlatıldı.

Yani dışarısı dikkatle izliyor!

Şimdi dönelim sıcak operasyonların genel manzara içindeki ekonomi politik manasına…

Türkiye’nin, özellikle 2010 sonrası bölgesel kara para otobanlarının kesiştiği bir yonca kavşağına dönüştüğünü biliyoruz. İçeride kurulan olağanüstü rejimin finansmanı da olağanüstü yollarla sağlandı. Kapı pencere sonuna kadar açıldı. Kara para, ilişkileriyle beraber geldi. Tersi de geçerli. O ilişkiler kara parayı getirdi. Havuz dolsun diye açılan her musluk iktidar içinde bir tür ‘derebeylikler’ de yarattı. Hatta bu yapılar özerkleşip, kendi etraflarına siyasi halkalar, medya gücü, rüşvetle kurulu bürokratik ağlar ördü. Kontrol dışına çıkanlar, birbiriyle kıyasıya rekabet edenler ve hatta post-Erdoğan arayışına girenler oldu.

Tekrar edelim makine içeride verimli işlemiyor, dışarıda da işleyiş koşulları değişiyor. Şunu da altını çize çize eklemek lazım: Türkiye ekonomisi daralmaya gidiyor. Son yarım asırdan iyi biliyoruz ki, ekonomideki büyüme-daralma dönemleri ile kara para trafiğinin genişlemesi ve bir süre sonra operasyonlarla ‘makul sınıra itilip’ eldeki kaynağın kontrolünün sağlanması daima çakışır.

Öyle zamanlardayız…

Ancak kolay değil. Lego gibi birbirine tutturulmuş bir iktidar mimarisinden ziyade simbiyotik yaşamlardan bahsediyoruz çünkü. Bazı yerlerde net ayrımlar olsa da çoğunlukla hangi kolun, elin, ayağın kime ait olduğunun belirsizleştiği bir organizma. Bu sebeple girişilen bir ‘salto motale’dir.

Erdoğan’ın eli dış destekle olabildiğince güçlü olsa da nihayetinde içeride kırılgan dönemin yarattığı fırsatlarla yeni bir yol açabilecek muhalefeti ezmeniz, bunu benzeri görülmemiş bir buhrana sürüklenmiş halka kabul ettirmeniz ve kendi makinenizin çarklarını eş zamanlı yenilemeniz/değiştirmeniz şart.

Bahadır Özgür / halkTV

Öne Çıkan Yayın

T-24 "Köşebaşı + Gündem" -2 Şubat 2026-

Yüksek yargı kritik davette: Zor anlar!..-Yalçın Doğan-  Bizim yüksek yargıdan bir heyet Strazburg’da AİHM’in adli yıl açılış törenine katıl...