Yalnız ve güzel ülkenin depremi! -Gökçer Tahincioğlu / T24-


Olası bir deprem sadece Marmara’yı, sadece İstanbul’u değil, bütün bir ülkeyi etkileyecek. Tıpkı barışmak umudu gibi… Tıpkı basın özgürlüğü mücadelesi gibi… Tıpkı işsizliğe, açlığa karşı verilen mücadele gibi… Ya felaketle yaşayacağız ya birlikte kurtulacağız.

Prof. Dr. Cenk Yaltırak’ı dinliyoruz.

Daha önce T24’te yayımlanan söyleşisinde aktardıklarını, daha yakıcı, daha öfkeli bir biçimde anlatıyor: “Yerli bir gemi şirketi, deprem gemisini Ruslara satıyordu. Yalvar yakar bu geminin fiyatını 550 bin dolardan 350 bin dolara indirdim. Kapı kapı gezdim, bütün iş adamlarına, 5 milyon Euro'yu bir vazoya veren adama kadar gittim. 350 bin dolar veremediler… En sonunda Aziz Yıldırım, bir arkadaşımın da vasıtasıyla 15 dakikalık bir konuşmadan sonra kabul etti. Bir tek şartı vardı; ‘70 bin dolar KDV’yi ben ödemem, dedi. Ben de dedim ki “Bizim karı koca bütün birikimimiz 70 bin dolar, ben öderim”. Yani düşünün Türkiye’de iş adamlarının veremediği parayı, bir öğretim üyesi bütün servetiyle verdi. Bu ülke böyle bir yer."

Yaltırak, isyan edenlerden!

Rant düzenine, ezberlere, sosyal medya şöhretine, bilgisiz fikirlere…

İdealist, yazgıyı değiştirmek isteyen bir akademisyen.

Bir fikirle ortaya çıkmış.

Marmara depremi sorularına bilimsel gerçeklerle yanıt veriyor. Gündeme gelmek derdi yok. Anlatmaya, anlaşılmaya çalışıyor.

Gerçek, güncel haritalara dayanarak mutlaka kırılacak fayları, ihtimalleri aktarıyor.

Riskleri en aza indirmek, gerçekçi önlemler alabilmek için bir yöntem geliştirmiş.

Anlatıyor:

“Deprem İstanbul ve bölgede her yeri aynı şiddette etkilemeyeceğine göre, neredeyse her bir konutun nasıl etkileneceğini gösteren bir haritalandırma yapmak mümkün…”

Bu fikirle yola çıkmış.

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) bünyesinde kurulan Marmara Aktif Fay Tehlike ve Risk Uygulama ve Araştırma Merkezi (MATAM) böyle kurulmuş.

Şimdi İş Bankası’nın da desteğiyle bir süper bilgisayarla çalışmalarını yürütecekler.

Ama bununla sınırlı değil.

Depremi çalışmaya ayırması gereken vakti, depreme çalışabilmek adına çalışmaya ayırdığı için…

Olağan şartlarda, Türkiye’nin zenginleri için bir başlık bile olamayacak miktarda kaynak arayışına çıkmış.

Yurt dışından milyonlarca dolarlık araştırma ekipman, sadece Yaltırak ve ekibine güvenilerek teslim edilirken, Türkiye’nin belli başlı zenginleri, şaşırtıcı da olmayan bir biçimde sırtlarını dönmüşler.

Bir deprem araştırma gemisi ihtiyacı için yaşadıklarını aktarıyor Yaltırak:

“Türkiye’nin en büyük holdinglerine gittik ama bir antrenörün otel parasını verebilen bir holding ya da kendisine İznik çini vazosu alan iş adamımız buraya verecek parası olmadığını söyledi. Bu bir zihniyeti yansıtıyor. Türkiye, yurt dışından gelen bir antrenörün otel parasından daha değerli. Bu zihniyeti kıracağız burada…”

* * *

T24’ün her yıl düzenlediği “Yıllık Konferansı”nın dördüncüsünde dinledik Yaltırak’ı… Hemen ardından Prof. Dr. Seda Kundak, kentlerin binalardan ibaret olmadığını, ürkütücü uyarılarla aktardı.

Prof. Cenk Yaltırak

Konferansın programı yoğundu.

Türkiye’nin en önemli hukukçularından Prof. Dr. Âdem Sözüer, “kayıt dışı hukuk” olarak isimlendirdiği yeni dönemin özelliklerini anlattı. Eski AİHM Yargıcı Rıza Türmen, uyulmayan AİHM kararlarının yol açabileceklerini…

Dr. Türmen ve Prof. Dr. Sözüer (soldan sağa)

Doç. Dr. Ahmet Kuyaş’ın açılış konuşmasıyla başlayan konferansta, emekli Büyükelçi Ömer Önhon, Doç. Dr. Arzu Yılmaz, Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Kaya yeni dünya ve yeni Türkiye’yi, çözüm süreci ve Suriye bağlamı üzerinden konuştu.

(soldan sağa) Cansu Çamlıbel, Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Kaya, Doç. Dr. Yılmaz, (E) Büyükelçi Önhon

Koç Üniversitesi'nden Prof. Dr. Tanju Yorulmazer, 'Türkiye ve Dünya Ekonomisi İçin Riskler ve Olasılıklar' başlıklı sunumunu yaptı.

FutureBright Grup Başkanı Akan Abdula ve Seraf Restaurant ortağı, şef Sinem Özler Türkiye sofraları üzerine konuştular.

Prof. Dr. İsmet Koç ve Doç. Dr. Derya Kömürcü, Türkiye nüfusu üzerine sunum gerçekleştirdiler.

Harvard Üniversitesi'nden Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil, ABD'den yaptığı uzaktan bağlantıyla "Yaşlanma ve Genetik-İnsan Bedeninde Neler Oluyor?" başlıklı sunumunu yaptı.

Konferans, Cem Yılmaz’ın, "Gülmenin Psikodinamiği ve Önyargının Kinetiği" başlıklı sunumuyla sona erdi.

Cem Yılmaz, T24 Yıllık Konferansı'nda

* * *

Görkemli katılımcı listesi aslında Yaltırak’ı doğruluyordu.

Olanak sunulduğunda, kaynaklar doğru yere aktarıldığında bu ülke için yapılabilecekleri, bu ülkenin yapabileceklerini gösteriyordu tüm sunumlar.

Ama böyle olmuyor.

İsyan da buna…

T24 Genel Yayın Yönetmeni Doğan Akın’ın sözleri de aynı noktaya işaret ediyordu:  “Dünyadaki toplam sayıları 300-400 bin aralığında verilen haber siteleri sıralamasında T24 338. sırada. Türkiye’deki toplam yaklaşık 400 bin aktif site arasında T24. 58. sırada. Türkiye’deki toplam yaklaşık 4 bin haber sitesi arasında da T24 ilk 15 içerisinde. 16 yılda geldiğimiz nokta bu.  Gerçeğe sadakat duymayan insanlar her şeyi yapabilirler. Ve bunu önce gazeteciliği kullanarak yaparlar. Ya da tersinden söyleyelim; gazeteciliği kullanamazlarsa bunu kolay kolay yapamazlar! Gazetecilik tam da bu noktada toplumlar, ülkeler, insanlar için kelimenin tam anlamıyla hayati bir değer taşır. Biliyorum, 'bağımsızlık' biraz yalnızlığı da çağrıştıran bir kelime. Bu salona bakarak “Yalnızız” demek gelmiyor içimden. Ama doğrusu yediğimiz ve yiyeceğimiz ayazlar da çıkmıyor aklımdan. Sözün özü gazetecilik sadece gazetecilerin meselesi değildir, toplumun bütün kesimlerinin meselesidir…”

T24 Genel Yayın Yönetmeni Doğan Akın

* * *

Hemen her gün milyon dolarlık ihalelerden, kaynağı belirsiz paranın medyaya girişinden ve çıkışından, kara para soruşturmalarından, milyon dolarlık sözleşmelerden, transferlerden, bir gecede harcanan paralardan, hesaplardan bahsediyoruz.

Ülkenin bir yanında bir deprem bilimci, kişisel olarak hiçbir menfaat elde etmeyeceği, edemeyeceği bir gemiyi alabilmek için kapı kapı nasıl dolaştığını, kendisiyle nasıl hiyerarşik bir ilişki kurulduğunu anlatıyor.

Bir avuç gazetecinin heyecanıyla, kendi ayakları üzerinde durarak var olmaya ve büyümeye çalışan medya kuruluşları, bir başlarına, bağımsızlık ve basın özgürlüğü mücadelesi veriyor.

Bu toplumun biriktirdiği, toplum yararına kullanılması gereken kaynaklar ise nasılsa belli yerlerde toplanıp, fütursuzca harcanıyor.

Bu dengesizliği ortadan kaldırmak ve ülke adına birkaç adım etmek isteyenlerin ortak isyanları bu.

* * *

Olası bir deprem sadece Marmara’yı, sadece İstanbul’u değil, bütün bir ülkeyi etkileyecek.

Tıpkı barışmak umudu gibi…

Tıpkı basın özgürlüğü mücadelesi gibi…

Tıpkı işsizliğe, açlığa karşı verilen mücadele gibi…

Ya felaketle yaşayacağız ya birlikte kurtulacağız.

Birileri ise ancak bir felaket kapıyı çaldığında ve kaçınılmaz hale geldiğinde elini taşın altına koyuyor gibi yapıyor.

Hakikati görmek ve o çok imrenilen toplumlardaki gelir yapısına bakmak yeterli olanı biteni anlamak için.

Ve bir şeyin daha görülmesi gerekiyor.

Bu ülkenin gerçek kahramanları elleri sürekli taşın altında yaşıyor.

Gökçer Tahincioğlu / T24

Savcı ‘İngiliz casusu’ olmakla suçluyor! Yöneticisi olduğu şirkete siber güvenlik ihalesi verildi -Bahadır Özgür /halkTV-

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlattığı ‘casusluk’ soruşturması, İBB dosyasında şimdiye kadarki en ağır itham. Savcılık CIA, MOSSAD ve MI6 ile ilişkisi olduğunu iddia ettiği Hüseyin Gün’ün, Necati Özkan ve gazeteci Merdan Yanardağ’la irtibatlı olduğunu, kişisel verilerin yabancı ülkelere gönderildiğini, 2019 seçiminde manipülasyon yapıldığını savunuyor. Bu isimler arasındaki bazı mesajlar da delil olarak sunuyor.

Ne var ki, henüz soruşturmanın başında pek çok şüphe akıllara düşüyor.

İşte bunlardan birisi de ‘casusluk’ suçlamasının baş aktörlerinden gösterilen Christopher Paul McGrath’ın yöneticisi olduğu şirketin, bakanlıklardan ‘siber güvenlik ihaleleri’ aldığının ortaya çıkması.
Yetkililerin izahına muhtaç bir konu.

Savcılığın bilgi notundan ve açık kaynaklardan olayı inceleyelim şimdi…

***

‘Operasyon 1’ kod adıyla hazırladığı bilgi notuna göre, ‘casusluk’ soruşturması iki ismin faaliyetleri üzerine kurulu. Birisi Hüseyin Gün, diğeri İngiliz vatandaşı Christopher Paul McGrath. Gün tutuklandığında elde edilen dijital materyallerden çok sayıda ‘şüpheli’ yazışma çıktığı belirtiliyor. En yoğun irtibatta olduğu kişi McGrath.

Peki kimdir McGrath?

Savcının bilgi notundan aynen aktaralım:

(Savcılığın bilgi notunda yer alan Gün ile McGrath arasındaki yazışma.)

“Milli İstihbarat Teşkilatımız’dan elde olunan bilgilere göre açık kimlik bilgisinin Christopher Paul McGrath olduğu, ‘Companies House’ adıyla bilinen İngiliz resmi şirket sicil kaydı kurumuna ait açık kaynak verilerinde McGrath’ın Ocak-Eylül 2020 arasında İngiltere merkezli olarak denizcilik teknolojileri ve risk istihbaratı alanında faaliyet yürüten Cleanvater Digital Horizon ve Cleanvater Dynamics isimli şirketlerde genel müdür, İngiltere merkezli olarak risk ve hasar değerlendirmesi alanında faaliyet yürüttüğüne ilişkin bilgiler bulunan X212 Limited isimli şirkette danışman, Mayıs 2024 ayından bu yana Türkiye-İsviçre merkezli PRODAFT UK Limited isimli siber güvenlik şirketinde danışman unvanlarıyla görevlerde bulunduğu, öncesinde 11 yılı aşkın kamu görevi süresince askeri ve istihbarat topluluğunda görev yaptığı, Pakistan, Afganistan ve Kolombiya'daki ‘insan avı’ operasyonlarını desteklemek amacıyla İngiltere Teknik İstihbarat Servisi (GCHQ) bünyesindeki unsurların yönlendirilmesi ve bilgi toplanması hususlarını yönettiği, hem özel hem de kamu sektöründe, istihbarat ve siber güvenlik odaklı programlarda üst düzey danışman olarak görevlerde bulunduğu tespit edilmiştir.”

Yani savcı bize ‘dört dörtlük bir ajan’ profili çıkarıyor. Gün ile McGrath arasında geçen yazışmalar soruşturmada sunulan esas deliller arasında.

Mesela; haberlerde de en fazla konu edilen bir mesajlaşmanın Türkçesi şöyle:

Gün: “Eğer Sublime’ın İngiltere faaliyetleri hakkında biraz ışık tutabilirsen, herhangi bir başarı ya da istihbarat faydalı olur… Herhangi bir bilgi, bugün akşam S ile görüşmeden önce bizim için faydalı bir istihbarat var mı?”

McGrath: “Sana wikr’dan fotoğraf gönderdim.” (Şahsın eski Adalet Bakanı Abdülhamit Gül ve eski Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi’nin de aralarında bulunduğu bir grubun uzaktan ve gizli çekilmiş bir resmini gönderildiği tespit edildi.)

Şimdi gelelim esas meseleye …

İKİ BAKANLIKTAN İHALE ALDI

Savcılık McGrath’ın halen çalıştığı şirkete, “Türkiye-İsviçre merkezli” diyerek işaret ediyor ama buradaki faaliyetlerine dair detay vermiyor. Haliyle ‘milli güvenlik’ ve ‘casusluk’ gibi olağanüstü bir suçlama olunca her isme, şirkete dikkat ediyor insan. Ne de olsa savcılığın baş şüphelilerinden birisinin yöneticisi olduğu bir şirket bu.

Prodaft ilk İstanbul’da kuruldu. İngiltere’deki şirket 2024’te açıldı. Her ikisinin de sahipleri aynı. Hemen belirteyim, şirketin sahipleri soruşturmada herhangi bir şekilde geçmediği için isimlerini vermiyorum.
Bilgi notunda yer alan Prodaft UK Limited, 8 Mayıs 2024’te İngiltere’de ticaret sicile işlendi. McGrath şirketin başından itibaren ‘direktör’ göreviyle yer alıyor. Şirketin yüzde 100 hissesi Hollanda’da bulunan Proactivecyber Technologies B.V.’ye ait. Yine Türkiye’deki şirketin tüm hisseleri de Hollanda’daki şirketin.

whatsapp-image-2025-10-26-at-09-10-34-1-001.jpeg
(Bilgi notunda geçen şirketin İngiltere ticaret sicil gazetesindeki kaydı (üstte). Türkiye ve İngiltere’deki şirketlerin yüzde 100 hisseleri, Hollanda’daki şirkete ait)

Alanında tanınan bir şirket aslında. Bir anlamda ‘karşı hacker’ ya da ‘beyaz hacker’ denilen güvenlik faaliyetlerinde uzmanlar. Avrupa’da da önemli işler alıyorlar.

Türkiye’de ise kamudan iki ihale kazandılar. Her ikisi de yakın tarihli.

İlk ihale Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na bağlı Coğrafi Bilgi Sistemleri Genel Müdürlüğü’nün 6 Kasım 2024’te düzenlediği, ‘lisans yönetimi yazılım paketi’ alımı. 1 milyon 180 bin lira bedelle 4 Aralık 2024 günü sözleşme imzalandı.

İkinci iş ise Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın düzenlediği ‘U.S.T.A. Siber İstihbarat Platformu Üyelik Bedeli’ ihalesi. İhale doğrudan temin ile yapıldı.795 bin lira bedelli ihalenin sözleşmesi 18 Haziran 2025 günü imzalandı.

Yani savcılığın Gün’ün tutuklandığını söylediği tarihten iki hafta önce.

1.jpeg

whatsapp-image-2025-10-26-at-09-10-35-001.jpeg

Elbette hukuken daha kimse suçlu değil. Lakin, savcılığın bilgi notu medyaya servis edilip iktidara yakın medyanın sanık kürsüsünü kurduğu bir ortamda, casuslukla suçlanan McGrath’ın yönettiği şirketin aldığı ihalelere de dikkat çekmek lazım.

Bu isim yeni mi fark edildi, yoksa şüpheli olarak takipte miydi? Yöneticisi olduğu şirket, başka hangi kurum ve kuruluşlarla çalışıyor? Kamuyla hizmet sözleşmeleri var mı?

Gazeteci Merdan Yanardağ’ın ifadesi bile alınmadan yayın yaptığı kanala kayyum atanırken, yöneticisi ‘casusluk şebekesinin’ baş aktörlerinden birisi olarak gösterilen ve kamudan ihale verilen şirketle ilgili araştırma olup olmadığını, insan merak ediyor.

Bahadır Özgür /halkTV



“Baltacı ve Katerina efsanesi” yazıları üzerine bir özür ve etik tartışma -Faruk Bildirici /T24-

Mehmet Ali Çiçekdağ, Metin Gülbay ve Vikipedi’den alıntılar yapmış ama hiç kaynak göstermemiş. Gülbay ise Vikipedi’den alıntı yaptığı bölümlerden sadece birinde atıfta bulunmuş; diğerlerinde kaynak göstermemiş ama yazının altındaki “Kaynaklar” listesine Vikipedi’yi de eklemiş.

faruk bildirici 23 ekim

Medya Günlüğü sitesinde yayımlanan “Sen de mi T24” başlıklı yazıda Prof. Dr. Mehmet Ali ÇiçekdağMetin Gülbay’ın kendi sitelerinde bir yıl kadar önce yayımlanan yazısından kaynak göstermeden alıntı yapmakla suçlanıyordu.

Metin Gülbay’ın, “Baltacı ile Katerina o gün ne yaptı?” başlıklı yazısı Medya Günlüğü’nde 7 Ekim 2024 tarihinde, Prof. Dr. Mehmet Ali Çiçekdağ’ın, “Baltacı Mehmed Paşa-Katerina efsanesi ve dünya barışı” başlıklı yazısı da 12 Ekim 2025’te T24’te yayımlanmıştı.

Medya Günlüğü’ndeki “Sen de mi T24” yazısında ise her iki yazı karşılaştırılıyor; Çiçekdağ’ın, Gülbay’ın yazısından bazı cümlelerin aynen alıntıladığı savunularak, şu değerlendirme yapılıyordu: "Sözün özü, elbette herkes bir başkasının haberinden, yazısından yararlanabilir, alıntı yapabilir hatta esinlenebilir ama emeğe saygı adına kullandığı kaynağın adını vermesi gerekir.”

Metin Gülbay da birkaç gün sonra kaleme aldığı “Meğer ‘muhalif’ basın da çürüyormuş” başlıklı yazısında “Çiçekdağ’ın kendisinin yazısından kaynak göstermeden alıntılar yaptığı” eleştirisini yineledi.

Bu eleştirileri sorduğumuz Prof. Dr. Çiçekdağ da yazısını hazırlarken Metin Gülbay’ın yazısından da yararlandığını kabul etti ve özetle şunları söyledi: "Baltacı Mehmed Paşa-Katerina efsanesi ve dünya barışı’ yazımda referans göstermeden sayın Metin Özbay'ın ‘Baltacı ile Katerina o gün ne yaptı?’ başlıklı makalesinden yararlandığım için kendisinden özür dilerim. Hepimizin yararlandığı ve aynı somut tarih bilgilerini içeren Vikipedi linkini de meraklı okuyucuların ilgisine sunuyorum.”

Vikipedi-Gülbay ve Çiçekdağ yazılarındaki benzerlikler

Bunun üzerine ben de Gülbay ve Çiçekdağ’ın yazılarını inceledim; her ikisinde ortak olan cümleleri, Vikipedi’nin “Baltacı Mehmed Paşa” sayfasındaki cümleler ile karşılaştırdım. Baltacı-Katerina efsanesini konu alan Gülbay ve Çiçekdağ’ın yazılarının efsaneye yaklaşımı aynı olduğu gibi Çiçekdağ’ın yazısında Gülbay’ın yazısıyla çakışan çok sayıda cümle yer alıyordu.

İlginçtir, bu cümlelerin bir bölümü gerçekten de Vikipedi’de aynen yer alıyor. Bu durumda Gülbay’ın da yazısını hazırlarken bazı cümleleri Vikipedi’den aldığı anlaşılıyor. Nitekim Gülbay, yazısının altına eklediği “Kaynaklar” bölümünde Vikipedi’nin Baltacı Mehmed Paşa sayfasını ilk sıraya koymuş.

Ancak Çiçekdağ’ın yazısında ne Gülbay ne de Vikipedi hiçbir yerde kaynak olarak gösterilmiyor. Hatta Çiçekdağ’ın yazısında olan, Gülbay’ın bir yıl kadar önce yayımlanan yazısındaki cümleler ile benzerlikler taşıyan bazı cümleleri Vikipedi’de de yok. Çiçekdağ’ın, bu cümleleri doğrudan Gülbay’ın yazısından aldığı sonucu çıkıyor.

Ayrıca Çiçekdağ’ın yazısında aktardığı, Rusya Devlet Başkanı Putin’in, bu efsaneyle ilgili olarak -aralarında Cenk Başlamış’ın da olduğu Türk gazetecilere- söylediği sözleri de yine Medya Günlüğü sitesinde Fuad Safarov imzasıyla yayımlanan “Putin’in Baltacı-Katerina yorumu” başlıklı yazısından alınmış görünüyor. Orada da kaynağa atıfta bulunulmuyor.

Çiçekdağ’ın Gülbay’dan alıntıladıkları

Gülbay ve Çiçekdağ’ın yazılarını karşılaştırırken, ilk dikkatimi çeken, Gülbay’ın Baltacı-Katerina efsanesine dair “büyüklerinden dinlediğini” söylediği “Bu Baltacı var ya bu Baltacı, aaah ah! Biraz akıllı olsaydı, Rusya diye bir ülke yoktu bugün” cümlesinin Çiçekdağ’da, “Bu Baltacı var ya bu Baltacı! Biraz akıllı olup uçkuruna sahip olsaydı Rusya diye bir ülke yoktu bugün" olarak tekrarlanmış olmasıydı.

Zaten bu bölümün girişinde de Gülbay’ın şu cümleleri, Çiçekdağ’ın yazısında aynen yer alıyordu:

“Baltacı Mehmed Paşa Rus ordusunu Prut savaşında kıstırmış, sonra Rus Çariçesi Katerina savaş alanında paşanın çadırına gelmiş, o gece birlikte olmuşlar, paşa da kuşatmayı kaldırmış ve Rusya kurtulmuş.”

Her nasılsa Çiçekdağ da yazısında Baltacı-Katerina efsanesini Gülbay gibi dinledikleri ve duyduklarının “doruğunda” olarak nitelendiriyordu. “Bu Baltacı var ya bu Baltacı”dan başlamak üzere benzerlikler taşıyan bu cümleler Vikipedi’de yoktu. Çiçekdağ’ın bu cümleleri, kaynak göstermeden Gülbay’ın yazısından aldığı anlaşılıyor.

Ayrıca Gülbay, aradaki iki cümleyi çıkararak kısaltıp aktarırsam “Katerina ilk başta Rus Çarı Büyük Petro’nun sadık bir arkadaşıydı. Petro da Katerina’ya saygı duyardı ve ona ciddi anlamda âşıktı. Katerina, Petro’nun hayatının son anına kadar onun yanında yer aldı. Çiftin 11 çocuğu oldu” diye yazmıştı. Bu bölüm Çiçekdağ’da ise şöyle:

“Katerina ilk başta Rus Çarı I. Petro'nun sadık bir arkadaşıydı. Petro da Katerina’ya saygı duyardı ve ona aşıktı. Çiftin 11 çocuğu oldu.

Görüldüğü gibi iki cümle arasındaki benzerlik çok büyük, ama Gülbay’ın yazısına hiçbir atıf yok. Bu cümleler, Vikipedi’nin Baltacı Mehmed Paşa sayfasında yok.

Gülbay, yazısında Rus Çarı ile Katerina’nın ilişkisini anlatırken, “Bu olaydan dolayı eşi Katerina’ya kızgın olan Petro, Ocak 1725’te ölüm döşeğinde onu affetti. İkilinin hiç erkek çocuğu olmadığı için Katerina 28 Ocak 1725’te tahta kendisi çıktı” diye yazıyor, Euronews sitesini de kaynak gösteriyor.  Çiçekdağ da bazı farklılıklarla “Bu olaydan dolayı eşi Katerina'ya kızgın olan Petro 1725'te ölüm döşeğinde onu affetti. İkilinin erkek çocukları öldüğü için Katerina tahta kendisi çıktı” cümlesini kullanıyor. Bu cümleler de Vikipedi’nin Baltacı Mehmed Paşa sayfasında bulunmuyor.

Gülbay-Çiçekdağ-Vikipedi benzerlikleri

Ancak Çiçekdağ’ın yazısının Gülbay’ın yazısıyla benzerlikler taşıyan bazı cümleleri, yukarıda da belirttiğim gibi, hemen hemen aynen Vikipedi’de de yer alıyor. Nitekim Gülbay, Baltacı Mehmet Paşa’ya İstanbul’da muhalefet grubu oluşmasıyla ilgili bölümde Vikipedi’yi kaynak göstermiş; yazının altındaki “Kaynaklar”a da eklemiş.

Fakat Çiçekdağ’ın yazısında Gülbay’ın yazısı ve Vikipedi kaynak gösterilmediği gibi hiç dipnot da yok, yazının altında “Kaynaklar” da yok. Kısacası kaynak göstermeden Vikipedi’den ya da bazıları Gülbay’ın yazısından aktarılmış.

Gülbay ve Çiçekdağ’ın yazıları ile Vikipedi’nin Baltacı Mehmed Paşa sayfasında çakışan cümleleri altı bölüm halinde şöyle sıraladım:

  • Gülbay: Güzel sesli olduğundan musikiye heveslendi ve müezzin olup ‘Mehmed Halife’ namını, temiz yüzlü ve akça pakça bir insan olduğu için de ‘Pakçamüezzin’ lakabını kazandı.
  • Çiçekdağ: Güzel sesli olduğundan musikiye heveslendi ve müezzin oldu, temiz yüzlü ve akça pakça biri olduğu için de ‘Pakçamüezzin’ lakabını kazandı.
  • VİKİPEDİA: Güzel sesli olduğundan musikiye heveslenmiş ve müezzin olup "Mehmed Halife" namını, temiz yüzlü ve akça-pakça bir insan olduğu için de "Pakçemuezzin" lakabını kazandı.

* * *

  • Gülbay: İsveç Kralı 12. Karl’ın (Demirbaş Karl) 28 Haziran 1709’da Poltava Savaşında Ruslara yenilmesi ve İsveç ordusundan arta kalan 1.500 kişilik bir kuvvetle güneye çekilerek Osmanlı Devleti’ne iltica etmek üzere önce Özi Kalesi’ne sığınması ve sonra da Bender’e yerleşmesi ile Osmanlı Devleti ile Rusya arasında çıkan anlaşmazlık ve çatışmalarla uğraşmak paşanın ilk faaliyetleri oldu. 
    Çiçekdağ: İsveç Kralı 12. Karl’ın (Demirbaş Şarl) 1709’da Poltava Savaşı’nda Ruslara yenilmesi ve 1500 kişilik bir kuvvetle güneye çekilerek Osmanlı Devleti’ne iltica etmesi üzerine Osmanlı Devleti ile Rusya arasında çıkan çatışmalarla uğraşmak paşanın ilk faaliyetleri oldu. 
    VİKİPEDİA: İsveç Kralı XII.Karl'in (Demirbaş Karl)'ın 28 Haziran 1709 Poltava Savaşında Ruslara yenilmesi ve İsveç ordusundan artakalan 1.500 kadar kuvvetle güneye çekilerek Osmanlı Devleti'ne iltica etmesi; önce Özi kalesine sığınması ve sonra da Bender’e yerleşmesi ile Osmanlı Devleti ile Rusya arasında çıkan anlaşmazlıklara ve çatışmalarla uğraşmak paşanın ilk faaliyetleri oldu.

* * *

  • Gülbay: Bender’de mülteci olarak bulunan 12. Karl’ın İstanbul’a yazdığı mektuplarla Rusya aleyhine yaptığı kışkırtmanın etkisi ile Sultan 3. Ahmed 1711’de Rusya’ya karşı savaş ilan etti ve Prut Savaşı veya 1710-1711 Osmanlı-Rus Savaşı denilen savaş başladı. Sadrazam olan Baltacı Mehmed Paşa Şubat 1711’de Serdar-ı Ekrem olarak tayin edildi. Sefer hazırlıkları tamamlandıktan sonra 9 Nisan 1711’de İstanbul’dan 200 bin kişilik bir orduyla ayrılan Baltacı Mehmed Paşa Tuna’yı geçerek Eflak’a girdi.
  • Çiçekdağ: Bender’de mülteci olarak bulunan 12. Karl’ın İstanbul’a yazdığı mektuplarla Rusya aleyhine yaptığı kışkırtmanın etkisiyle Sultan III. Ahmed 1711’de Rusya’ya karşı savaş ilan etti. İstanbul’dan 200 bin kişilik bir orduyla ayrılan Baltacı Mehmed Paşa Tuna’yı geçerek Eflak’a girdi ve Rus birliklerini kuşattı.
  • VİKİPEDİA: Bender'de mülteci bulunan XII. Karl'ın İstanbul'a yazdığı mektuplarla Rusya aleyhine yaptığı kışkırtmanın etkisi ile Sultan III.Ahmed 1711'de Rusya'ya karşı savaş ilan etti ve Prut Savaşı veya "1710-1711 Osmanlı-Rus Savaşı" adı verilen savaş başladı. Sadrazam olan Baltacı Mehmet Paşa Şubat 1711'de Serdar-ı Ekrem olarak tayin edildi. Sefer hazırlıkları tamamlandıktan sonra 9 Nisan 1711'de İstanbul'dan 200.000 kişilik bir orduyla ayrılan Baltacı Mehmet Paşa Tuna’yı geçerek Eflak’a girdi. 

* * *

  • Gülbay: Çünkü uzayan savaşta yeniçerilerin rahatsız olduğu ve savaşın uzamasının ileride Osmanlı Ordusunda sıkıntı çıkaracağı düşünüldü.
  • Çiçekdağ: Çünkü uzayan savaşta yeniçerilerin rahatsız olduğu ve savaşın uzamasının ileride Osmanlı Ordusunda sıkıntı çıkaracağı düşünüldü. 
  • VİKİPEDİA: Çünkü uzayan savaşta Yeniçerilerin rahatsız olduğu ve savaşın uzamasının ileride Osmanlı ordusunda sıkıntı çıkaracağı düşünülmüştür.

* * *

  • Gülbay: Ancak ordusunu kuşatmadan kurtaran Çar I. Petro’nun vaatlerini yerine getirmemesi, sadrazama karşı İstanbul’da bir muhalefet grubunun oluşmasına yol açtı. Sadrazam Baltacı Mehmed Paşa istediği tam neticeyi almak için ağır davranmaktaydı. (Vikipedi’yi kaynak gösterilmiş)
  • Çiçekdağ: Ancak ordusunu kuşatmadan kurtaran Çar I. Petro’nun vaatlerini yerine getirmemesi, sadrazama karşı İstanbul’da bir muhalefet grubunun oluşmasına yol açtı. Sadrazam Baltacı Mehmed Paşa istediği tam neticeyi almak için ağır davranmaktaydı. 
  • VİKİPEDİA: Ancak ordusunu kuşatmadan kurtaran Çar I. Petro'nun, vaatlerini yerine getirmemesi, sadrazama karşı İstanbul'da bir muhalefet grubunun oluşmasına yol açtı. Sadrazam Baltacı Mehmet Paşa istediği tam neticeyi almak için ağır davranmaktaydı.

* * *

  • Gülbay: Sicill-i Osmani’de Baltacı Mehmed Paşa şöyle değerlendirilir: Akıllı, tedbirli, cesur, vakur, bunun yanında düzenbaz, gaddardı.
  • Çiçekdağ: Sicill-i Osmani’de Baltacı Mehmed Paşa şöyle değerlendirilir: Akıllı, tedbirli, cesur, vakur, bunun yanında düzenbaz, gaddardı.
  • VİKİPEDİA: Sicill-i Osmani'de Baltacı Mehmet Paşa şöyle değerlendirilir. Akıllı, tedbirli, cesur, vakur, bunun yanında düzenbaz, gaddardı.

Etik tartışma ve edinilen dersler

Prof. Dr. Mehmet Ali Çiçekdağ ve Metin Gülbay’ın yazıları ile Vikipedi’nin ilgili sayfasını karşılaştırmanın sonuçları bunlar. Özetlersem, Çiçekdağ, Gülbay ve Vikipedi’den alıntılar yapmış ama hiç kaynak göstermemiş. Gülbay ise Vikipedi’den alıntı yaptığı bölümlerden sadece birinde atıfta bulunmuş; diğerlerinde kaynak göstermemiş ama yazının altındaki “Kaynaklar” listesine Vikipedi’yi de eklemiş.

Tabii Vikipedi’nin akademik açıdan güvenilir bir kaynak kabul edilmediğini, zira birincil kaynak olmadığını da unutmamak lazım. O nedenle aslında Vikipedi’yi kaynak göstermek yerine birincil kaynaklara yönelmek her zaman daha güvenli bir yöntemdir.

Fakat Vikipedi’den alıntılar yaptığına göre, Çiçekdağ’ın, hem Gülbay’ın yazısını hem de Vikipedi’deki sayfayı kaynak göstermesi gerekirdi. Kaynak göstermek, hem o bilgiyi üretenin emeğine saygı, hem de aktarılan bilginin adresini ve güvenilirliğini aktarmak açısından önemli, değerlidir. Kaynak göstermeden alıntı yapmak, akademik usul ve gazetecilik açısından da hatalı bir tutum ve etik ihlaldir.

Gülbay ise hiç kuşkusuz Çiçekdağ’ın yazısına itiraz etmekte çok haklı. Ancak kendisinin de Vikipedi’den aldığı bir bölümde kaynak göstermekle yetinmeyip, alıntıladığı öbür bölümlerde de referans vermesi daha doğru olurdu. Çünkü yazıda hangi bölümlerin Vikipedi’den alındığı tam olarak anlaşılmıyor.

Ayrıca Gülbay’ın “Meğer ‘muhalif’ medya da çürüyormuş” başlıklı yazısında T24’ün yanı sıra Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ile Çağdaş Gazeteciler Derneği’ne yönelttiği “suskun kalma” ve “emek hırsızlığına kol kanat germe” suçlamalarının çok ileri, haksız yorumlar olduğunu belirtmeliyim.

Süreçte gecikme olduğu doğrudur ama Cenk Başlamış’ın, bu meseleyi dile getirdiği “Sen de mi T24” başlıklı editör yazısından itibaren gerek Medya Ombudsmanı olarak ben gerekse T24 yönetimi sorunu görmezden gelmedik, incelemeye başladık. Değerlendirmenin nihayete ermesi farklı iç işleyiş nedeniyle zaman aldı.

Her neyse, sanırım bu yazıyla mesele açıklığa kavuşuyor, nerelerde hatalar yapıldığı açık yüreklilikle ortaya konuyor. Ben etik tartışmalarda önce yapılan yanlışlara üzülürüm ama ardından dersler çıkarıldığını gördüğümde de mesleki kazanımlarımıza yeni değerler kattığımızı düşünerek mutlu olurum.

“Baltacı Mehmet Paşa ile Katerina efsanesi” üzerine bu yazılardan da kazançlı çıktığımızı düşünüyorum. Yanlışların altını kırmızı kalemle çizdik, asla tekrarlanmayacakları belleğimize kazıdık.

Metin Gülbay’ın görüşü

Baltacı Mehmed Paşa ile Katerina efsanesi yazılarını incelerken, Prof. Dr. Çiçekdağ’ın görüşünü de alıp, yazıya eklemiştim. Yazıyı tamamladıktan sonra konunun taraflarından biri olan Metin Gülbay’a da gönderdim, onun da görüşünü aldım. Gülbay, Çiçekdağ’ın “yanlışını kabul ederek özür dilemesini önemli bulduğunu” vurgulayarak şu görüşleri dile getirdi:

“Bu başıma gelen ilk kaynaksız alıntılama olayı değil ama onu yapanlar çok önemsenmeyecek siteler ve kişiler olduğu için gülüp geçmiştim ama bu kez durum farklı oldu. Çünkü her gün mutlaka izlediğim ve varlığıyla gurur duyduğum bir sitede bu yapılıp sonra da X'ten kendilerine ve belki görmezler diye birçok yazarına da gönderdiğim iletilere rağmen Cenk Başlamış’ın yazısından altı gün sonra Mehmet Ali Bey’in yeni bir yazısının yayımlandığını görünce söz konusu yazıyı yazdım.

Sizin yazıdan hemen sonra bu konuda harekete geçtiğinizden haberim yoktu; haberim olsaydı o yazıyı hiç yazmayıp sizin alacağınız sonucu beklerdim. Yine de başlıktan dolayı kırılan meslektaşım varsa çok özür dilerim.

Bu vesileyle söylemek isterim ki meslek örgütleriyle ilgili cümlem yanlış anlaşılmaya yol açacak bir biçimde algılanmış. Evet meslektaşların böyle durumlarda dayanışması önemlidir, bu yönden kendilerinin sessiz kalması da yadırgatıcı oldu ama "Hem Türkiye Gazeteciler Cemiyeti hem de Çağdaş Gazeteciler Derneği üyesiyim ama ne yazık ki bir işe yaramıyormuş" cümlesiyle söylemeye çalıştığım meslek örgütlerinin yararsız olduğu değil, oraya üye olmanın da böyle durumlarda işe yaramadığı anlamındadır. Tabii ki her iki örgüte hâlâ üyeyim ve hâlâ örgütlülüğün değerli olduğunu düşünüyorum.

Yazınızda, alıntıladığım bazı cümlelerde Vikipedi’yi kaynak göstermediğim eleştirisini getirmişsiniz. Tüm yazılarımda bir kez hangi kaynaktan alıntı yaptığımı yazının altında gösteriyorum sonraki alıntılar için her defasında rakam koyarak yazıyı karıştırmak istemiyorum. Ama ombudsman olarak bunu bir hata olarak görüyorsanız bundan sonraki yazılarımda aynı ‘hata’yı yapmayacağımı söyleyeyim.”

 

Faruk Bildirici /T24


halkTV "Köşebaşı + Gündem" -23 Ekim 2025-

Mas-Kom-Ya -Ayşenur Arslan-

Galiba Erdoğan futbolda olduğu gibi tiyatroda da başarısız olunca başımıza bunlar geldi.

Futbolculuğunu bilmeyen yoktur.

Ya tiyatroculuğunu!!

Aslında oyunu tarihe geçti. Ancak farklı nedenle.

Yazdığı, yönettiği ve oynadığı oyunun adı -başlıkta gördünüz zaten- Mas-Kom-Ya.

Yani: Masonlar.. Komünistler.. Yahudiler..

Yıl 1974.

Recep Tayyip Erdoğan, yavaş yavaş siyasete ısınıyor. Milli Selamet Partisi gençlik kollarında. Daha ziyade Kasımpaşa’nın bağlı olduğu Beyoğlu’nda faaliyet gösteriyor.

O sırada da zaten Beyoğlu Gençlik Komisyonu’nda, “hayatının ilk başkanlığını” idrak ediyor!

Ne yapar gençlik komisyonları? Kültürel faaliyetler..

Genç Erdoğan'da “yapılırsa böyle yapılır” der gibi, biyografisinde ilginç bir yere sahip bir işe soyunur!

Tiyatro için bir oyun yazar, sahneye koyar.. Hatta oynar!

Aslında oyun, antikomünist bir derlemeden ilham alınarak yazılmıştı.. Hatta Kazım Karabekir’in anılarını dayanak aldığı söyleniyordu. Ne var ki Erdoğan, oyunda sadece komünistlere değil, masonlara ve yahudilere de yer vermeyi seçmişti.

İnsanın aklına Hitler’in düşman olduğu kesimleri getirse de, masonlar, konuyu Erdoğan'ın orijinal reçetesine dönüştürüyordu.

“İyi evlat” rolünü üstlenen genç Erdoğan ve arkadaşları oyunlarıyla turneye de çıkıyordu.. Rize, Trabzon, Konya derken.. Yolları Ankara’ya da düştü ve liderleri Erbakan Hoca karşısında oynamayı başardılar.

Erbakan Ecevit hükümetinde başbakan yardımcısı olarak yer alıyordu. Hareketin geldiği bu önemli noktada oyun da bu duruma yakışır bir yerde, Ankara Palas’ta sahnelenmiş.. Necmettin Erbakan, Hasan Aksay, Şevket Kazan, Oğuzhan Asıltürk gibi isimlerin beğenisine sunulmuştu.

***

Oyunu aklıma getiren, Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Locası büyük üstadı Remzi Sanver’in tutuklanması oldu.

Şu nedenle:

Remzi Sanver Can Holding dosyasından tutuklu.

Gerekçe de Holding bünyesindeki Bilgi Üniversitesi’nin rektörü sıfatıyla kara para aklama soruşturmasıydı.

İyi de Emniyet’in ilgili birimi.. Savcılık.. Sonunda tutuklayıp cezaevine gönderen mahkeme.. Onun hakkında iki satır okumamış mıydı?

Sorunun nedeni çok basit: Sanver, Bilgi’de 2011-2015 yılları arasında rektörlük yapmıştı. Yani üniversite Can Holding tarafından alınmadan TAM 4 YIL ÖNCE!

Bu durumda CAN Holding dosyasına nasıl ekleni vermişti acaba!

2019 yılında bir baz istasyonuna yakalanarak mı!!!

Biliyorsunuz, son operasyonların iki kahramanı var: Bir sür sonra neyi itiraf ettiklerini unutan GİZLİ TANIKLAR Ve İstanbul’da aynı sırada yüz binlerce insanla birlikte şüphelinin kaydını tutan baz istasyonları.

Sanver’in dosyasında hangisini bulacağız, kimbilir!

Ama, Galatasaray lisesinden yakın arkadaşı Serdar Dinçbaylı onu, AÇIK TANIK olarak şöyle anlatıyor:

“Remzi bir öğrencinin okuyabileceği en üst seviyede eğitimini tamamlayarak 36 yaşında profesör olmayı başaran bir dehadır.

Dehadır derken abartmıyorum, yakın tarihimizin en büyük matematikçisi John Nash ile kankadır Remzi; muhabbeti vardır. Muhabbet derken, “Anangil nasıl, babangil nasıl” kıvamında değil, “Oyunlar teorisi ve diferansiyel geometri”  tartışırlardı Nash bu dünyadan göçüp gidene kadar.

Sınırsız bilgileri, muhteşem kariyerinin yanında dünyanın en iyi insanıdır.  Sadece arkadaşlarına değil yetiştirdiği sayısız öğrenciye karşı da aynı oranda iyidir. Bilgi Üniversitesi’nin rektörüyken okulda eylem yapan öğrencilere, “Çok yoruldu çocuklar” diye iskemle göndermişliği vardır.

Can Holding soruşturması kapsamında “Çıkar amaçlı suç örgütüne üye olma ve suçtan elde edilen malvarlığı değerlerini aklama” suçlamaları ile tutuklandı Remzi.

Mahkeme sürüyor, tabii ki karış karış konuşamam ama bana göre Remzi’nin bir suç işleme ihtimali yok. Bütün günahlarını toplasak bir yüksüğü dolduramayız.

Bir devlet büyüğünün (Kimse artık) araya girmesiyle Can Holding’e satılan Bilgi Üniversitesi’nde rektörlük yapmamış olsa bu sabah evinde uyanacaktı Remzi.

Remzi’nin tutuklanmasıyla bir kez daha net olarak anladık ki suçsuzlar merhametsiz çarkın kurbanı oluyorlar.

***

Erdoğan’ı artık hepimiz tanıdık. Yıllardır nice örneğine tanık olduk. Hem o örnekler.. Hem de yüreğini koyduğu oyunu “MAS-KOM-YA” profilini çiziyor.

Kendisinin de defalarca dile getirdiği üzere, KİNDAR yanı onu da memleketi de rahat bırakmıyor!

/././

Nedir bu nadir elementler?-Serra Karaçam-

ABD–Avustralya Nadir Toprak Elementleri Anlaşması, Çin’in pazar hakimiyetine karşı atılmış ciddi bir adım olarak öne çıktı bu hafta.

Trump ve Albanese anlaşmayı imzaladı. Avustralya, ABD savunma sanayine milyarlarca dolar yatırım yapacak; ABD ise Avustralya’nın minerallerine erişim sağlayacak. Ortak yatırım, ortak kazanca dönüşecek.

Washington gezisi sırasında Erdoğan’ın gündeme getirdiği nadir toprak elementleri biraz gizemli kalmıştı.

Trump ise sadece Türkiye’den değil, Ukrayna’dan ve diğer ülkelerden de bu elementleri talep ediyor. Örneğin, Zelensky’nin füzeleri alamadığı için nadir element gelirlerini ABD’ye aktarmayı reddettiği ve Beyaz Saray’dan gerilimli şekilde ayrıldığı ziyarette de konu bu elementlerdi. Mineral oyunu oldukça geniş bir alanda dönüyor.

ABD–Avustralya anlaşması toplamda 8,5 milyar dolarlık bir yatırım paketini kapsıyor ve önümüzdeki altı ay içinde 3 milyar dolarlık projeyi harekete geçirmeyi hedefliyor.

Amerikan şirketi Alcoa, Batı Avustralya’da kuracağı galyum tesisinde yılda 100 ton galyum çıkaracak. Bu mineral, savunma sanayi ve ileri teknoloji ürünlerinde kritik öneme sahip.

Yapımı planlanan savaş jetlerinde de kritik bir rol oynayacak.

Ayrıca Avustralyalı Arafura Rare Earths’in Kuzey Bölgesi’nde nadir toprak oksit üretimi gibi projeler de öncelikli destek görecek.

Çin, yakın zamanda bu minerallerin ihracatına kısıtlamalar getirerek hâkimiyetini pekiştirmeye çalıştı. ABD ve Avustralya’nın anlaşması, buna karşı bir hamle niteliğinde.

Trump, Çin’e karşı oldukça temkinli bir dil kullanıyor; gümrük vergilerini artırarak üretimin ABD’ye taşınmasını teşvik ediyor.

Eğer Çin ile bir anlaşma olmazsa Kasım ayında bu vergiler daha da artabilir.

Avustralya, zengin nadir element rezervleri ve verimli madencilik sektörüyle kilit rol oynuyor. Yani hem elementi var hem işlemeyi biliyor.

Türkiye cephesinde ise Eskişehir’in Beylikova ilçesi öne çıkıyor. Erdoğan, rezervlerin yabancı ülkelere devredilmeyeceğini vurgularken, CHP lideri Özgür Özel nadir toprak elementlerini “bir mucize” olarak nitelendirdi.

Özel, Türkiye’nin dünyada ilk beş arasında olduğunu vurguladı ve halk dilinde, “Kilolarca demire bir nanogram karıştırıp dünyanın en kuvvetli mıknatısını elde ediyorlar” ifadelerini kullandı.

Özel ayrıca, bu elementlerin hammadde olarak işlenmeden Trump’a verilmesine karşı olduklarını belirterek Erdoğan’a çağrıda bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Temmuz başında Kazakistan’da Cumhurbaşkanı Xi Jinping ile bir araya gelerek bu metallerin geliştirilmesinde Çin ile iş birliğini görüştü.

Ekim 2024’te Çin ile imzalanan Mutabakat Zaptı ile enerji ve batarya endüstrilerinde iş birliği başladı.

Türkiye, Avrupa ülkeleri gümrüklerine erişim açısından dünyanın en büyük elektrikli otomobil üreticisi BYD Co. dahil Çinli şirketler için elektrikli araç ve batarya üretim merkezi olma potansiyeline sahip.

Kartlarını iyi oynayabilir.

Ne de olsa F-16 teslimatları 2027 yerine 2030 sonrasına kaldı. Eurofighterlara yöneldik.

Görünen o ki, nadir toprak elementleri hem Türkiye’nin hem de küresel aktörlerin dikkatle izlediği stratejik bir oyun alanı olmaya devam edecek.

/././

KPSS tercihlerine de müdahale etmişler -İsmail Saymaz-

Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) sistemine girilerek, en az altı öğrencinin üniversite tercihlerinin son gece değiştirildiğine ilişkin dünkü yazımdan sonra yer yerinden oynadı.

Gün boyu telefonum susmadı.

WhatsApp hattıma ve e-mail adresime iletiler yağdı.

Birden çok mağdur bana ulaşıp şikayet dilekçelerini gönderdi.

Yalnızca Yükseköğretim Kurumları Sınavı’na girenlerin değil, Kamu Personeli Seçme Sınavı’nda (KPSS) başarılı olan memur adaylarının da tercihlerine son gece müdahale edilmiş.

Nizip’i beklerken, İzmir’e atandı

Mağdurun adı, B.A.

Malatya’da yaşayan sağlık teknikeri B.A., geçen yıl KPSS sınavında büyük bir başarı elde ederek, 94.3 puanla 1.057.388 aday arasında 237. oldu.

B.A., tercihlerin yapılacağı son gün, 8 Mayıs’ta ÖSYM sistemine girdi. Malatya’da yaşayan ailesine, Şanlıurfa’nın Birecik ilçesinde öğretmenlik yapan nişanlısına yakınlığını ve ekonomik şartları göz önünde bulundurarak, ilk altı sıraya Gaziantep’i, sonraki altı sıraya İzmir’i ve en sona Ankara’yı yazdı. Saat 23.45’te tercihlerine son şeklini verdi.

Ancak içi içine sığmadı.

Kontrol için saat 00.01’de yeniden sisteme girdiğinde başından aşağıya kaynar sular döküldü. Çünkü ilk 10 tercihi silinmiş, son dört tercihi ise olduğu gibi bırakılmıştı.

B.A., sabah Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı’nda suç duyurusunda bulundu. Yapılan incelemede, B.A.’nın sistemine saat 23.52’de girildiği belirlendi. Ancak IP kullanıcısı saptanamadı ve kovuşturmaya yer olmadığına karar verildi.

B.A., Ankara’ya gidip ÖSYM’ye başvurdu. Kurumdaki yetkililer “Şifrenizi ailenize, nişanlınıza veya arkadaşınıza vermişsinizdir” dediler. B.A., kimseyle paylaşmadığını söylese de sonuç alamadı.

İzmir Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne atandı.

Ankara 27. İdare Mahkemesi’nde ÖSYM aleyhine dava açtı. ÖSYM tarafından gönderilen savunmada, şifrelerin geri dönüşümsüz ve kriptolu olarak sistemde tutulduğu, adayın paylaşması dışında şifreyi bir başkasının bilmesi, görmesi ve edinmesinin mümkün olmadığı, işlemlerden adayın sorumlu bulunduğu belirtildi. “Şifrenin aday tarafından özenle korunması ve kesinlikle başka hiç kimseyle paylaşılmaması çok önemlidir” denildi.

B.A., şu an İzmir’de çalışıyor.

Ailesine ve nişanlısına yakın olduğu için Gaziantep’e ve Nizip’e atanmak istediğini söylüyor. İzmir’de kalması halinde hem tayin için gerekli hizmet puanının düşük olacağını hem de ekonomik olarak zorlanacağını kaydediyor.

Savcılık ‘Sen VPN ile girip kendin değiştirmişsindir’ demiş

Meğer üniversite tercihlerine yalnızca bu yıl değil, geçen yıl da müdahale edilmiş.

Mağdurun adı, N.K.

İstanbul’da yaşayan N.K., 9 Haziran 2024’te YKS’ye girmiş. 350 puan alıp genel değerlendirmede 147.600’ncü olmuş.

Bu puan, iki yıldır okumak için çabaladığı kimya veya kimya mühendisliği bölümüne girmesine yetiyor.

2 Ağustos 2024’te ÖSYM sistemine girip tercihlerini işaretlemiş.

ÖSYM, 13 Ağustos 2024’te yerleştirme sonuçlarını açıkladığında N.K., tercih etmediği bir bölüme, Adıyaman Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu Mobilya ve Dekorasyon bölümüne girdiğini görüp şoka uğramış.

Babasıyla birlikte Ankara’ya giderek, ÖSYM’ye başvurmuş ve ardından Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’nda şikayette bulunmuş. Yapılan araştırmada, N.K.’nin tercihlerinin 4 Ağustos 2024’te saat 23.53’te, süresinin bitimine yedi dakika kala değiştirildiği anlaşılıyor.

Sisteme giren IP adreslerinin Eskişehir’de Y.K., Ankara’da S.Ö. ve ve Trabzon’da C.C.D.A’ye ait olduğu tespit ediliyor. Y.K.’nin yazılım görevlisi olarak çalıştığı, S.Ö.’nün insan kaynakları uzmanı olduğu, C.C.D.A.’nın galericilik yaptığı anlaşılıyor. Üç kadının N.K.’nin tercihlerine müdahale etmesinin kendilerine bir fayda sağlamayacağı ve geçmişte suç kayıtlarının olmadığı ifade ediliyor.

Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 13 Ocak 2025 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına dair kararında N.K. suçlanarak, şöyle deniyor:

“IP adreslerinin birden farklı şehirde tanımlandığı, müştekinin VPN diye tabir edilen IP değiştirme programını kullanarak, değiştirmiş olma ihtimali karşısında, sisteme farklı şahıslar tarafından erişim sağlandığına dair veri elde edilemediği…”

N.K., hayaline tam kavuşacakken neden tercihlerini değiştirsin?

Haydi, değiştirdi diyelim.

Bu işlemi neden VPN ile yapsın?

Savcılık soruşturmayı derinleştirmemek için N.K.’yı suçlama kolaycılığına başvurmuş ve dosyayı kapatmış.

Avukatı Fatih Arslan, N.K.’nin yurt dışına gitmek istediğini, hatta babasının Almanya’da dil kursunu bile ayarladığını, ancak tercihleri değiştirildiği için bu yıl yeniden sınava hazırlandığını anlatıyor.

ÖSYM düğmeye bastı: Tercih güncellenince mesaj gelecek

ÖSYM, dünkü yazım üzerine akşam üzeri bir basın açıklaması yaptı.

Açıklamada “Başkanlığımızca hizmete sunulan Aday İşlemleri Sistemi’nde (AİS) kullanıcı bilgileri dahil olmak üzere veri sızıntısı tespit edilememiştir” denildi.

ÖSYM yetkilileri beni arayarak, bilgilendirdi.

Yazımda söz ettiğim altı mağdurun dosyalarını incelediklerini, ÖSYM’den kaynaklı bir değişiklik görülmediğini söylediler.

Adayların faili yakın çevrelerinde aramaları gerektiğini savunan yetkililer şunları söylüyor:

“Önceki yıllarda yaşananlara bakarak şunları söyleyebiliriz: Adayın şifresini ikinci kişilerle paylaşmış olabilir. Bu, birinci derece yakınlar, erkek veya kız arkadaş ya da sınıfından arkadaşları olabilir. Birbirini çekememe olayları yaşanabilir. Danışman hocadan kaynaklanabilir. Çoklu paylaşımlı internet ortamlarında bilgisayarlarına sızma olabilir. Bizden kaynaklı olsaydı 2.5 milyon aday içerisinden binlerce sızma ortaya çıkardı, altı yedi adayla kalmazdı.”

Dünkü yazımda, mağdur C.Ş.’nin babası ÖSYM’ye iki öneride bulunmuştu. Tercihlerin güncellenmesi halinde ÖSYM’nin mesajla bilgilendirmesini ve çifte doğrulama işlemi yapılmasını dile getirmişti.

ÖSYM, çifte doğrulamaya soğuk bakıyor.

Çünkü tercihlerin son 10 dakikasında sisteme on binlerce öğrencinin girdiğini, çifte doğrulama halinde onaylama için sürenin yetmeyebileceğini ve öğrencinin mağdur olabileceğini savunuyorlar. Ancak tercihlerin güncellenmesi halinde öğrencinin bilgilendirilmesini mümkün görüyorlar.

Bu önerinin ÖSYM Başkanı Bayram Ali Ersoy’a sunulduğunu, Ersoy’un da çalışma yapılması talimatı verdiğini öğrendim.

Öne Çıkan Yayın

T-24 "Köşebaşı + Gündem" -2 Şubat 2026-

Yüksek yargı kritik davette: Zor anlar!..-Yalçın Doğan-  Bizim yüksek yargıdan bir heyet Strazburg’da AİHM’in adli yıl açılış törenine katıl...