Çok şey söyleyip bir şey anlatmama sanatı! -Mehmet Y. Yılmaz /T24-

Cumhurbaşkanı “altı doldurulmamış sözlerle sürece sahip çıkıyormuş gibi görünme” konuşmalarını hep yapıyor. Ama esasen hiçbir şey söylemiyor. Yeni bir hikâye yazmak istiyor ama o hikâyenin yazılması memlekette demokrasi rüzgarlarının esmesine bağlı. O rüzgârın koltuğunu sallayacağını düşünüyor olmalı ki kapıları, pencereleri kapalı tutuyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bakanları ile Saray’ında yaptığı toplantının ardından “kameraların karşısına geçti” ve Terörsüz Türkiye süreciyle ilgili açıklamalar yaptı.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin başlattığı ve sonunda AKP, MHP ve DEMP milletvekillerinden oluşan bir TBMM heyetinin Abdullah Öcalan’ı ziyaret etmesine kadar varan bu süreçte heyecanla beklediğim şey Cumhurbaşkanı’nın bu konuda elle tutulur bir açıklama yapması.

Hep soruyorum ama yanıt alabildiğimi söyleyemeyeceğim soruları sizler de biliyorsunuz:

Cumhurbaşkanı bu konuda ne düşünüyor? Sürecin bir sonraki adımı ne olacak?

Memlekete demokrasi gelmeden ve hukuk yeniden egemen olmadan böyle bir süreci sürdürebilmek mümkün mü?

Bakanlarıyla 3 saat 15 dakika süren bir toplantıdan sonra Erdoğan’ın “Terörsüz Türkiye Süreci” ile ilgili açıklamalar yaptığını duyunca heyecan içinde neler söylediğini okudum.

Bu kadar uzun toplantıdan sonra gerçekten somut bir şeyler söyleyebileceğini ümit etmiştim.

Heyhat!

Cumhurbaşkanı bir kez daha çok şey söyleyip, hiçbir şey anlatmamayı başarmış.

İşte bu konuda söyledikleri:

* “Tehditler karşısında ürkecek, korkacak, çekinecek bir millet, böyle bir devlet, böyle bir ülke hiç değiliz. Türkiye hedeflerine er ya da geç, öyle ya da böyle ama mutlaka ulaşacaktır.”

* “Terörsüz Türkiye süreciyle ekonomik şahlanışımızın, huzurumuzun, kardeşliğimizin önündeki en büyük engellerden birini ortadan kaldırmanın çabası içindeyiz.”

* “Tahriklere kapılmadan, provokasyonlara aldanmadan, öfkenin diline teslim olmadan bu kuşağın kuvveden fiile çıkması için çalışacağız.”

* “Kürt, Arap kardeşlerimizle, bölgemizdeki dost, kardeş topluluklarla kalplerimiz bin yıldır beraber atıyor. Gelecekte de birlikte atmaya devam edecek.”

Ne anladınız?

Süreç nasıl gelişecek?

TBMM’de hangi adımlar atılacak? Örgüt söz verdiği gibi silahlarını bırakıyor mu?

“Demokratik siyasetin önü” nasıl açılacak?

Kusura bakmasın ama bu sözleri, Türkiye’yi tek başına yöneten bir güç sahibine yakıştıramadım.

Bu sözlerin bende bıraktığı izlenim şu ki Cumhurbaşkanı ya ne yapacağını bilmiyor ya da içinden bu konuda bir adım atmak gelmiyor.

Cumhurbaşkanı bu tür “altı doldurulmamış sözlerle sürece sahip çıkıyormuş gibi görünme” konuşmalarını hep yapıyor. Ama esasen hiçbir şey söylemiyor.

Üç gün önce de İlim Yayma Vakfı’nın ödül töreninde bu konuda şunu söylemişti:

“86 milyonla birlikte, kendini bu topraklara ait hisseden on milyonları da yanımıza alarak hep beraber yepyeni bir destan yazmaya başlayacağız.”

86 milyonun kim olduğu belli: Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan T.C. vatandaşları.

Peki “kendisini bu topraklara ait hisseden on milyonlar” kim?

Kim olduklarını bilmediğimiz bu “on milyonları” yanımıza almamız niye gerekiyor?

Başı sonu belli olmayan böyle konuşmalar bir tek şeye işaret eder: Cumhurbaşkanı’nın bu konuda bir planı, hazırlığı filan yok.

Yeni bir hikâye yazmak istiyor ama o hikâyenin yazılması kaçınılmaz olarak memlekette demokrasi rüzgarlarının esmesine bağlı.

Ve Cumhurbaşkanı o rüzgârın koltuğunu sallayacağını düşünüyor olmalı ki ısrarla kapıları, pencereleri kapalı tutuyor.

* * *

Devletin cebinden beslenenler

Türkiye’de yaşadığımız sorunların altında kamu kaynaklarının yolsuzluklarla eritilmesi gibi nedenler yatıyor. Bu gerçekleri görmemizi sağlayan meslektaşım Çiğdem Toker’in yeni kitabı “Yap İşlet Devret Projelerine Devletin Cebinden Büyük Simbiyoz”da da müteahhitleri ve devlete hâkim olan siyasi gücün karşılıklı ilişkisini görebiliriz.

Kamu kaynaklarının yolsuzluklarla eritilmesinin, kamu yönetimindeki aşırı israfın engellenememesinin bedelini ücretliler başta olmak üzere memleketin dar gelirli insanları öder.

Dünyanın her yerinde böyledir.

Üretim ve eğitim için harcanabilecek kıt kaynaklar, iktidar çevresinde toplanmış bir oligarşik yapıya aktarılır, işçiler, memurlar, köylüler, emekliler geriye kalan kırıntılar ile idare etmek zorunda kalırlar.

Onun için de böyle ülkelerde demokratik hakların kullanımı kısıtlanır, basın üzerine ağır baskılar getirilir ki halkın çektiği sıkıntıların asıl kaynağını gözlerden saklayabilmek mümkün olabilsin.

Bugün Türkiye’de yaşadığımız sorunların altında da bu gerçek yatıyor.

Çiğdem Toker, her şey rağmen mesleğinin gereklerini yerine getirerek bu gerçekleri görmemizi sağlayan bir meslektaşım.

T24’teki yazılarının yanı sıra yayınladığı kitaplarla da bugün yaşadığımız gerçeklerin üzerinin örtülmesini engelliyor, kamu kaynaklarını sömürmek üzerine kurulan düzeni ifşa ediyor.

Toker’in yeni yayınlanan kitabı “Yap İşlet Devret Projelerine Devletin Cebinden Büyük Simbiyoz” adını taşıyor. (Tekin Yayınevi, 590 sayfa)

“Simbiyoz” kelimesi, iki veya daha fazla biyolojik tür arasında karşılıklı yarar sağlayan uzun süreli bir ilişkiyi tanımlamak için kullanılıyor.

Türkiye’nin malum müteahhitleri ve devlete hâkim olan siyasi gücün karşılıklı ilişkisini açıklamak için!

Çok büyük kamu kaynaklarının, “ticari sır” gerekçesinin ardına saklanmış sözleşmelerle bazı şirketlere aktarılmasının kimler arasında, nasıl bir simbiyotik ilişkiye yol açtığını uzun uzun anlatıyor.

Özellikle ulaştırma alanında KÖİ modeline konu olan projeleri mercek altına alıyor.

Çiğdem Toker, “ticari sır” bahanesiyle halkın ve Sayıştay’ın denetiminden kaçırılan Yap İşlet Devret projelerinin uygulama sözleşmelerinden bazılarına da ulaşmış.

Bu kitap, Toker’in daha önce yayınlanan Olağan İşler ve Milletin Cebinden isimli kitapları ile birlikte bir üçlemenin son halkası.

Fikri takibi asla bırakmayan bir gazetecinin, bugünleri ileride daha iyi anlayabilmemiz için tarihe düştüğü bir not da diyebiliriz.

Mehmet Y. Yılmaz /T24

halkTV "Köşebaşı" -3 Aralık 2025-

 "Vur" emri ve komuta -Serra Karaçam- 

Washington, Ukrayna’dan Suriye’ye ve Latin Amerika’ya kadar birden fazla krizin aynı anda yönetildiği yoğun bir diplomasi trafiğinde yarışıyor.

Trump’ın Zelenski ile yıldızı eski hesabından beri barışmıyor

Trump bir türlü Zelenski'nin istediklerini vermedi.

Hep Ukrayna'yı Rusya'nın istediklerine ikna etmeye çalışıyor.

Diyelim ki silahların parasını Avrupa’ya yıkması ABD'li vergi ödeyen vatandaşlar için makul.

Ama işin unutulan yanı, Trump’ın ilk döneminde Zelenski ile yaptığı görüşmede, “Biden’in oğlunun Ukrayna’daki işlerine yönelik soruşturma baskısı" yaparak "Ukrayna'ya yardımı” bu koşula bağlamış olması.

Bu ortamda, ABD özel temsilcisi Steve Witkoff ve damat Jared Kushner bugün Moskova’da Putin ile görüştü.

Tam beş saat süren görüşmeler sonrası Putin'in Trump'a mesajlarının gizli kalmasında anlaşıldığı duyuruldu.

Witkoff ve Kushner’ın Çarşamba günü Avrupa’da Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski'ye görüşmeye dair bilgi vermeleri bekleniyor.

Duruma göre Zelenski Trump ile görüşecek.

Daha önce Gazze anlaşmasına aracılık eden Kushner’ın ilk kez Ukrayna-Rusya görüşmelerine dahil edilmesi dikkat çekiyor.

Hafta sonu Witkoff, Kushner ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Florida’da Ukraynalı yetkililerle bir araya gelmişti.

Görüşmelerden sonra taraflar, anlaşmanın hâlâ uzak olduğunu ve çok aşamalı bir süreç gerektirdiğini ifade ettiler. Moskova'da ise konunun Donbas bölgesinin kontrolüne takıldığı aktarılmakta.

Avrupa ülkeleri Ukrayna’ya hem silah hem finansman sağlarken, Washington’un masayı tek başına yönlendirmesi Avrupa’da ciddi rahatsızlık yaratıyor.

ABD masada ateşkesi sağlamaya çalışıyor, ancak Avrupa olmadan ateşkesin kalıcı bir barışa dönüşmesi mümkün değil.

Trump’ın Ukrayna elçiliğini görevini bir dönem üstlenmiş olan Kurt Volker, “Ateşkes, Ukrayna’ya yeniden güç kazanması için zaman kazandırabilir ama barış için Avrupa’nın masaya oturması şart” yorumunu yapmakta...

Volker, Trump ile Zelenski arasındaki "iletişimle" ilgili Temsilciler Meclisi azil soruşturmasının içine çekildi.

Ukrayna'ya askeri yardım ve soruşturmalara ilişkin görüşmelere dahil olması nedeniyle mesajlaşmaları inceleme altındaydı.

Beyaz Saray tarafından yayımlanan görüşme notuna göre: Trump, Zelenski’den “bir iyilik yapmasını” istedi.

Söz konusu “iyilik” iki konuyu kapsıyordu:

-Ukrayna’nın 2016 ABD seçimlerine müdahale ettiği yönündeki genel olarak çürütülmüş iddianın soruşturulması,(Rusya'nın mudahalesinintersine Trump'ı karalamak için böyle bir müdahale olduğu iddiası da soruşturulmuştu)

-Joe Biden ve oğlu Hunter Biden’ın, Hunter’ın Ukraynalı gaz şirketi Burisma’nın yönetim kurulundaki rolü bağlamında soruşturulması…

Bu görüşmeler sırasında, Trump Ukrayna’ya yapılacak yaklaşık 400 milyon dolarlık askeri yardımı askıya almıştı.

Volker, Kongre’de ifade vermek üzere celp edildi ve istifa ederek, soruşturma devam ederken görevini korumaya çalıştığı izlenimini önlemeyi amaçladı.

Maduro’ya “Görevi Bırak” Baskısı

ABD ordusu, Karayipler’de uyuşturucu taşıdığı düşünülen teknelere yönelik operasyonlarını genişletti; bu da Venezuela ile gerilimi tırmandırdı.

Bu kapsamda ABD, son gemi saldırısı ardından suda bulunan mürettebatı doğrudan hedef alma talimatı ile batmakta olan tekneye ikinci vur emrinin savaş hukukundaki yerini tartışıyor.

Tabii Kongre'nin savaş ilan etmediği durumlarda Savaş Yasalarını tartışmak mantıksız.

Yoksa bu yasa, teröristleri öldürmeye uygulanması gereken bir yasa değil mi?

ABD yetkilileri ve Trump, bölgedeki uyuşturucu karşıtı kampanyalarının Venezuela içinde askeri eylemleri de kapsayabileceğini haftalardır ima ediyordu.

Trump, Venezuela politikası üzerine dün üst düzey danışmanlarıyla bir toplantı yaptı. Sonuç yok.

Geçen ay Trump’ın Maduro ile yaptığı görüşmede, Maduro’nun iktidardan ayrılması için olası bir anlaşma konuşuldu; ancak Trump, Maduro’nun istediği şartları reddetti.

ABD, geçen ay Venezuela’daki Cartel de los Soles grubunu terör örgütü olarak ilan etti ve Maduro’yu lideri olmakla suçladı.

ABD, Karayipler’e 15.000 asker, uçak gemileri ve savaş gemileri gönderdi. Amaç, fentanyl ve kokainin ABD’ye girişini durdurmak. Eylül başından bu yana düzenlenen 20’den fazla saldırıda 80’den fazla kişi öldü.

Kongre ise ABD savaş hukukuna göre ve uluslararası hukuka göre uygunsuz olduğundan şüphelendiği “vur” emirlerini soruşturuyor.

The Washington Post Savunma Bakanı Pete Hegseth, Karayipler’de uyuşturucu taşıdığı düşünülen bir geminin tüm mürettebatının öldürülmesi için sözlü emir verdiği haberine imza ttı.

Beyaz Saray’a göre saldırıdan sonra iki hayatta kalan kişi olduğu tespit edilince, başka bir saldırı emri verildi.

Operasyonu Amiral Frank M. Bradley yönetiyordu.

Beyaz Saray, saldırıları Amiral Frank Mitchell Bradley’in gerçekleştirdiğini açıkladı ve hem Hegseth’in böyle bir emir vermediğini hem de Bradley’in yasal davrandığını savundu...

İşte bu eksenden bakınca, geçtiğimiz günlerde asker ve istihbarat kökenli bazı Kongre üyelerinin bu alanlarda görevli yetkililere “yasa dışı emre uymak zorunda değilsiniz” çağrısının alt yapısı ortaya çıktı.

Kongre üyeleri “olan size olur” demeye getiriyor.

Zaten istihbaratta görevden ayrılmaların arttığı ve “hukuksuzluk” ortamının işinde iyi olanların ayrılmasına yol açtığı aktarılmakta.

Bu arada Pentagon’da da artık eskisi gibi gazeteciler yok.

Bugün ilk kez, yıllardır olduğu gibi ilk gelen 60 sandalye şeklinde değil, davetiye usulüyle basın toplantısı yapıldı.

Uluslararası gazeteciler olarak akredite olmamıza rağmen çağrılmadık.

Neyse ki meslektaşlarımız bu vur emri ve karar alma süreçlerini sordu.

Pentagon Basın Sekreteri Kingsley Wilson, Karayipler saldırılarının tüm sorumluluğunu Başkan Trump ve Bakan Pete Hegseth’e yükledi:

“Bakan (Hegseth), bu saldırılarla ilgili yayımladığımız her açıklamada çok net bir şekilde belirtti: Bu saldırılar Başkan tarafından yönlendiriliyor ve komuta zinciri olması gerektiği gibi işliyor…

Sonuçta, bu saldırıları ve Amiral Bradley tarafından yönlendirilen benzeri takip saldırılarını yönetenler Bakan ve Başkan’dır; Bakan bu saldırılarla tamamen aynı fikirde.”

Savunma Bakanı Hegseth ise, 2 Eylül’deki tekne saldırısını izlediğini ancak tamamını izlemediğini ve teknenin batırılması ve tehdidin ortadan kaldırılması kararını verenin Amiral Bradley olduğunu söyledi.

“Kendi gözümle hayatta kalanları görmedim. Tekne yanıyordu… Buna savaş sisi denir.”

Bu arada Trump Kolombiya'da da kokain üretimine dair bilgisi olduğunu ifade ederek işaret verdi.

Brezilya ile ABD İlişkileri

Brezilya ile ABD ilişkileri ise iyi gidiyor.

Bugün Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva, ABD Başkanı Donald Trump’ı aradı.

Yaklaşık 40 dakika süren görüşmede, ticaret, ekonomi ve organize suç gündemleri konuşuldu.

Lula, ABD’nin et, kahve ve meyve gibi bazı Brezilya ürünlerine uygulanan %40’lık gümrük vergisini kaldırma kararını çok olumlu buldu.

Yeni İşbirliği: Yapay Zeka ve Stratejik Teknoloji

Ayrıca ABD, 12 Aralık’ta Avustralya, İsrail, Japonya, Hollanda, Singapur, Güney Kore, BAE ve İngiltere ile kritik mineraller, çip üretimi ve yapay zekâ altyapısı konusunda yeni bir ittifak toplantısına hazırlanıyor.

Bu girişim, Çin’in yükselen teknolojik etkisine karşı stratejik bir hamle olarak görülüyor.

ABD’nin eş zamanlı olarak yürüttüğü bu barış görüşmeleri, askeri baskı politikaları ve teknoloji ittifakları; Washington’un küresel düzeni yeniden şekillendirme çabasının en yoğun dönemlerinden birine işaret ediyor.

Trump Tayland ve Kamboçya barışı ile övünürken, burada sahada işler istenildiği gibi gitmediğini gösteriyor.

Gazze anlaşması için ise gelecek hâlâ belirsiz.

İş neredeyse Filistinlilerin HAMAS’ı yok etmesine bırakılmış durumda.

Yani Trump Zelenski'yi sevmesede bu barış da tutmazsa, başarı hanesindeki misyonlar umutsuz durumda.

/././

 Abdullah Hoca’yı öldüren suç makinesi -İsmail Saymaz- 

Giresun’da emekli öğretmen Abdullah Coşkun, 16 Kasım günü trafikte tartıştığı İlhan İhtiyaroğlu tarafından dövüldü. Aldığı darbelerle ağır yaralanan Coşkun, eşinin gözü önünde kanlar içerisinde yola yığıldı. Kaldırıldığı Giresun Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde hayatını kaybetti.

Aradan 16 gün geçti.

Şu an önümde, Keşap İlçe Emniyet Müdürlüğü’nün hazırladığı fezleke var.

Fezlekeyi okurken…

Öfkelenmekten, dudaklarımı ısırmaktan kendimi alamıyorum.

Coşkun, öldüğünde 68 yaşındaydı.

İki yıldır akciğer kanseri tedavisi görüyordu. Dördüncü evredeki kanseri iki hafta önce yenmeyi başarmıştı. Ne var ki trafik terörüne kurban gitti.

Ölümüne yol açan İhtiyaroğlu, 38 yaşında.

Coşkun’dan 30 yaş küçük…

İhtiyaroğlu’nun beş kez kasten yaralama, bir kez genel güvenliğin tehlikeye sokulması suçlarından kaydı var. Suç makinesi olduğu halde, Coşkun’un son nefesini verdiği kamu hastanesinde özel güvenlik görevlisiymiş!

Araçtan zorla indirip dövdü

O gün ne olmuş?

Ne olmuş da Coşkun’un ölümüyle sonuçlanan kavga meydana gelmiş?

İhtiyaroğlu, 61 ADL 995 plakalı aracıyla Giresun’dan Trabzon yönüne sol şeritte seyrediyor. Yanında eşi ve kızı var.

Keşap’ta kavşakta dönüş şeridindeyken, 28 ADE 196 plakalı aracı kullanan Abdullah Coşkun, sinyal vermeden İhtiyaroğlu’nun önüne kırıyor.

İhtiyaroğlu, arkadan Coşkun’a çarpıyor.

Küçük çaplı maddi hasarlı kaza meydana geliyor.

Kaza tespit tutanağında Coşkun’un kusurlu olduğu yazılı.

Coşkun’un eşi Hanife, o an yaşadıklarını şu sözlerle anlatıyor:

“Seyir halinde olduğumuz sırada araçtan kütürtü sesi geldi. İhtiyaroğlu, sağımızdan geçip bizim aracın önüne kırarak, önümüzü kesti. Arabadan inerek, bizim aracın şöför tarafına yöneldi. Cama vurarak, ‘Ananı avradını s…’ diye küfretti. Camı açması üzerine eşimin kafasına yumruk attı. Birkaç tane vurduktan sonra eşimi yakasından tutarak, araçtan zorla çıkardı. Eşimi tekme tokat darp etti. Ayırmaya gittim. Eşim yerdeydi. Araya girmek istedim ancak şahıs beni yakamdan tutup itekleyerek düşürdü. Eşimi darp ederken küfretti. Çevredekiler engel oldu. Eşim kanlar içerisinde yerde kalmıştı ve bilinci kapalıydı.”

Coşkun, 112’yi aramış.

Ambulans gelene kadar çevredekiler müdahale etmiş.

İhtiyaroğlu’nun eşinin olaydan sonra araçtan inerek, yanlarına geldiğini ve kendilerini suçladığını ifade ediyor.

Fenalaşarak düştü, kafasını asfalta çarptı

Sanık ne söylüyor?

İhtiyaroğlu, ifadesinde, Coşkun’un araçtan inip yumruk attığını ileri sürerek, şöyle devam ediyor:

“Araçtan inip yanıma geldi. ‘Amca niye sinyal vermeden, aynaya bakmadan önüme geçtin’ şeklinde serzenişte bulunduğum esnada sağ üst dudağıma yumruk attı. Tekrar yumruk atacağı sırada kendimi korumak amaçlı avuçlarımla itecek şekilde vurdum. Sendeleyerek düştü. İki saniye yerde kalmadan ayağa kalktı. Arabasına tutunup ayakta bekledi. Eşiyle konuştuğu esnada birden fenalaşarak düştü. Kafasının arka üst kısmını asfalta çarptı. Baygın şekilde yatarken yüzünün morarmaya başladığını gördüm.”

Eşi Gamze de Coşkun’ları suçluyor.

İfadesinden:

“Coşkun, eşime vurmaya başlayınca eşim de vurdu. Şahıs yere düştü. Tekrar kalkıp eşimle tartıştı. Ayırmaya gücüm yetmedi. Coşkun, agresif şekilde bağırarak, üzerime yürüdü. 4.5 yaşındaki kızımın ağlaması ve 22 haftalık hamile olmam nedeniyle arabaya bindim. Coşkun’un eşi bana ‘O…’ diye hakaret etti. Eşime siper olduğum halde o eşini sakinleştirmeye çalışmadı.”

‘Adamı döve döve öldürdüler’

Ancak tanıklar İhtiyaroğlu çiftini doğrulamıyor.

E.Ö., “Yaşlı teyzenin iteklendiğini ve yere düştüğünü gördüm. Yaşlı adamın nasıl düştüğünü görmedim. Olay yerine vardığımda bir şahsın ‘Adamı döve döve öldürdüler’ dediğini duydum” diye konuşuyor.

F.H. ise gördüklerini şöyle anlatıyor:

“Teyzeye olayın nasıl olduğunu sorduk. Erkek şahsı göstererek, ‘Kocamı döverek bu hale getirdi’ dedi. Erkek şahıs ‘Önce o bana vurdu’ diye bağırıyordu. Yaşlı teyze ise erkek şahsın kendisini de darp ettiğini söyledi. Eteğini hafif yukarıya çekti. Sol ayağının arka baldırında morluk vardı.”

Y.O., ambulans gelene kadar Coşkun’a müdahale edip tampon uygulamış. Coşkun’un sağ gözünde ve alnında yarılma, kafasının arkasında kanama varmış.

“Amca ile kavga eden şahıs, yaşlı kadına küfrediyordu. Kadın da ‘Kocamı öldürdün’ diye bağırıyordu” diyor.

D.G., olay yerine vardığında kalabalık bir grup gencin İhtiyaroğlu’nun üzerine yürüdüğünü anlatarak, şöyle diyor:

“Adam yerde yatıyor, siz tartışıyorsunuz’ dedim. Kalabalıktan biri ‘Adamı döverek, kafasını ezerek öldürmüş’ dedi.”

İhtiyaroğlu, şu an cezaevinde.

Coşkun ailesi, trafik terörüne karşı etkin bir mücadele vermeye hazırlanıyor. Bu çığlık Giresun’dan Türkiye’ye dalga dalga yayılsın istiyorlar. Öyle görünüyor ki ‘Abdullah Hoca’ bir ders daha verecek hepimize.

/././

 Erdoğan PKK’nın restini görecek mi?-Ayşenur Arslan- 

Aylardır yazıyorum. Erdoğan sonunda “terörsüz Türkiye” adını alan süreçten güya tek bir şey bekliyor: DEM’in Anayasa değişikliğinde ya da seçimde desteği.

Erdoğan’ın Meclis komisyonun arkasına sığınıp bölgede kalmaya çalışmasından gidişat az çok belli olunca, Bahçeli’nin kucağına bıraktığı el bombasının er ya da geç patlayacağı anlaşılmıştı. İmralı ziyaretiyle patladı.

Bırakın Cumhur ortaklarını, İmralı AKP’yi fena karıştırdı. Saray’ın gözde isimlerinden Cem Küçük bile açık konuştu:

“İmralı’ya gidilmesine halktan destek yüzde sıfırdır. Sokakta bir kişinin bile ‘iyi oldu’ dediğini görmedim.”

Tsunami facialarında tanık olduk. Denizin kabarmasından anlarsınız az sonra başınıza gelecektir. Ama ne engel olabilirsiniz ne de kaçabilirsiniz…

Bunu elbette DEM de biliyordu.

AKP’nin zaman oynamayacağını, ilk fırsatta da birinci süreçte olduğu gibi DEM’i yolda bırakıp, belki de suçlayarak cezaevine göndereceğini hesaba katmışlardı. İşte muhtemelen de bu yüzden Erdoğan’a rest çektiler...Ve “oyalama bizi” diye çok net bir mesaj verdiler.

Kandil'de Fransız AFP haber ajansına konuşan PKK yöneticileri, örgütün,
“Abdullah Öcalan serbest bırakılana kadar adım atmayı bıraktığını” söyledi.

Amed Malazgirt kod isimli bir PKK yöneticisi, “Lider Apo’nun başlattığı tüm adımlar atıldı. Başka bir adım atılmayacak” dedi.

Yani.. Ya Öcalan İmralı’dan çıkartılacak ya da süreç sona erecek.

****

Tam da bu sırada Barzani Türkiye’yi ziyarete gelip.. Şırnak’ta Kürt bayrakları ve silahlı koruma ordusu ile boy göstermez mi!

İlk süreçteki Habur krizini hatırlatan görüntüler anında eleştiri sağanağına tutuldu.

Cumhurbaşkanı baş danışmanlarından Oktay Saral ise Saray’ın nabzını kibar kibar şöyle yansıttı:

“Şırnak’ta Mesud Barzani’nin misafir edilmesi, kuşkusuz misafirperver milletimizin asaletidir. Biz hoş geldin demeyi biliriz; ama devletimizin çizgisini, protokolünü ve vakarını kimseye çiğnetmeyiz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin protokol kuralları dün başka, bugün başka değildir. Barzani bugün ne Kuzey Irak yönetiminde ne de Irak Merkezi Hükümeti’nde herhangi bir resmî göreve sahiptir.”

Bu nedenle gösterilecek muamele de en fazla eski bir devlet adamına gösterilecek seviyede olur; fazlası devlet ciddiyetini zedeler. Ancak görüyoruz ki, Türk topraklarında yabancı kişilerinin askeri üniforma ve uzun namlulu silahlarla dolaştığı görüntüler ortaya çıkmıştır.

Bu tablo yalnızca teamüllere değil devletimizin köklü itibarına da gölge düşürür. Türkiye Cumhuriyeti, misafirini ister Şırnak'ta olsun, ister Bağdat'ta ister Erbil’de… Her yerde koruyacak güçte ve kudrettedir. Biz kendi vatanımızda güvenliği başka ellere bırakacak bir devlet değiliz!"

Eeeee!

Ne anladık bu açıklamadan?

Erdoğan incinmiş mi! Elimize geçirirsek fena yaparız mı? NE!

İnsan merak ediyor, değil mi!
Vaktiyle Irak topraklarında başlarına çuval geçirilerek esir alınan Türk askerlerini koruyamayan AKP iktidarı değil miydi?

Ya bugün: Son bir haftada yaşananların ne kadarı Saray’ın kontrolü altında.

Acaba Amerika'ya verilen.. Ne olduklarını arada sırada koloni valisi (!) Tom Barrack'ın açıklamalarından anlayabildiğimiz vaatler mi söz konusu.

Trump'ın.. Hatta doğrudan Netanyahu'nun bölge tasarımında Kürtlere biçtikleri rol ne?

KCK Yürütme Konseyi eşbaşkanı Bese Hozat'ın birkaç gün önce söyledikleri bir fikir veriyor sanki:

"Türkiye üzerinde çok ciddi bir tehlike var. Eğer Türk devleti adım atmaz, Kürt sorununu demokratik temelde çözmez, Kürtlerin varlığını ve kimliğini tanımazsa Türkiye'nin geleceği çok karanlıktır. Türkiye, varlığını ancak Kürt-Türk birliğini demokratik temelde sağlayarak koruyabilir. Devlet Bahçeli tehlikenin derinliğini görüyor ve kendince bir rota çizmeye çalışıyor. Ancak iktidar halen kararsız, bir çözüm programı ve politikası yok. Konjonktüre bakarak 'bir şeyler buluruz' yaklaşımı Türkiye'ye kaybettirir."

***

Erdoğan "bir şeyler” bulabilir mi gerçekten.. Yoksa kimilerinin “YENİ HAÇLI SEFERİ" diye gördüğü hamleleri görmezden gelmeye devam mı edecek?

Burada pek çoğumuza şaka gibi geliyor ama hem ABD hem de İsrail yönetiminde bir "armageddon beklentisi” var. Yani Evangelistlere göre İsa'nın dünyaya döneceği güne!

Beyaz Saray'da, oval ofiste, Trump'ın etrafını sararak ayin yapanlar buna içten inanıyor mu, bilmiyorum. Ama ABD sağ seçmenini inandırdıkları ortada.

Tıpkı bizde siyasal islamı savunduklarına inanmamızı bekleyenler gibi.

Sosyal medya platformlarına bakın.. Neyi savunduklarını, nasıl lüks yaşayıp nelere para harcadıklarını görünce anlayacaksınız.

Onlar çok sevdikleri bu yaşam tarzından.. Erdoğan da koltuğundan olmamak için susmaya devam edecekler herhalde.

Öyle ki, Trump efendi Müslüman Kardeşler'i terör örgütü ilan etti. Erdoğan'ın çıtı çıkmadı. Oysa Esad döneminde aralar, Suriye yönetiminde Müslüman Kardeşler'e kontenjan verilmedi diye savaş boyutuna kadar gelmiş.. Sonrasında zaten savaş çıkartılıp Suriye eski teröriste teslim edilmişti.

Bese Hozat, talepleri yerine getirilmezse "Türkiye'nin geleceğinin karanlık olduğunu" söylerken boş bir tehdit mi savuruyordu.. Yoksa Barrack tarafından Ankara'ya iletilen mesajları bildiğini mi ima ediyordu?

***

Şurası açık: Erdoğan ve kurmayları artık yeni proje ya da politika üretemiyor. Saray'da sadece günü kurtarma telaşı var.

Anayasa değişikliği.. Ve bunun için DEM desteği de lafügüzaf, yani boş lakırdı!
Erdoğan elindeki Anayasa'yı uygulamıyor.. Anayasa Mahkemesi'ni dinlemiyor.. Yargı bağımsızlığının üzerinde tepiniyor.. Yeni bir anayasayı ne yapsın!

Maksat içerde ve dışardaki müthiş çöküşü kamufle etmek... "DEM ile görüşüyor, İmralı'yı ziyaret ediyorsak, her şey Atatürk Cumhuriyeti anayasası yerine inancımıza uygun bir anayasa yapmak için" masalı anlatmak!

Ancak, PKK aslında anlamak isteyen herkesin gördüğü oyunu çözdü. Belli ki arkasına ABD'yi de alarak resti çekti.

Erdoğan nasıl karşılık verecek diye beklerken dün gece kabine toplantısından sonra süreçle ilgili olarak "girdiğimiz yoldan dönecek değiliz" deyiverdi.

Bugüne kadarki en büyük riski göze almasının nedeni bana göre iki şıktan biri:

A) Erdoğan'a PKK'nın resti haber verilmedi

B) Büyük bir abi, "isteneni yapın dosyalarınızı açtırmayın" dedi!

/././

halkTV

 

‘Vatan toprağındaki yabancı üniformalı askerler’ tartışması: Bahçeli bu 5 soruya yanıt vermekten neden kaçıyor? -soL-

Türkiye’de yabancı üniformalı askerler Barzani’nin Türkiye ziyareti dolayısıyla yeniden tartışma konusu. Ancak ortada tuhaf bir ikiyüzlülük var. soL, ülkemize yerleşen yabancı üniformalı askerleri ve esas tehlikeyi hatırlatıyor.

“Vatan topraklarımızda yabancı üniformalı askerlerin uzun namlulu silahla ortalıkta dolaşmaları tek kelimeyle rezalettir. Türkiye Cumhuriyetinin vakarına saygınlığına, tarihi itibarına ve egemen vasfına taammüden saldırıdır.”

Bu sözler MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye ait.

Eski Irak Başbakanı ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi lideri Barzani’nin askerlerinin Şırnak’taki görüntüleri vesilesiyle dile getirilen bu sözlerin ardından dikkat çekici bir tartışma başladı.

Barzani için teamül dışı uygulama

Tartışmanın bir yönü benzer ziyaretlerdeki teamüllere ilişkin.

soL'un edindiği bilgilere göre, Barzani ziyaretinde benzer ziyaretlerde uygulanan teamüllerin dışında bir uygulama tercih edilmiş.

Bu tip ziyaretler öncesinde ilgili iki taraf güvenlik protokolünü birlikte bağlarken, karşı tarafın kaç güvenlik görevlisi getireceği dahi ortaklaşa karar altına alınıyor. Ek olarak uzun namlulu ve üniformalı koruma, benzer ziyaretlerde pek rastlanılan bir durum değil. Genelde yakın korumalar sivil kıyafetler ve bellerinde tabancayla eşlik ediyor. Uzun namlulu silahlarsa olası güvenlik risklerine karşı kapalı çantalarda muhafaza ediliyor.

Barzani için böyle ayrıcaklıklar tanınmasının AKP iktidarının bölgede IKBY ile kurduğu yakın ilişkiler ve süreçle ilgili olduğu tahmin ediliyor. 

Bu tabloda Bahçeli'nin itirazı doğrudan AKP iktidarına yönelmiş görünüyor.

Tartışmanın görünmez yüzü

Tartışmanın bir diğer yönü ve asıl görünmez kılınan tarafı ise ülkemizin dört bir yanına yayılan yabancı üs ve askerlere ilişkin.

Türkiye’de resmi ve gayriresmi olarak kaç NATO üssü olduğu bilinmiyor. 

Ancak bilinenleri sıralayalım:

*İncirlik Hava Üssü. 
*Malatya - Kürecik radar üssü.
*Afyonkarahisar'daki askeri havaalanı, NATO’nun 2. büyük havaalanı. 
*İzmir Çiğli Ana Jet Üssü hem Amerika Hava Kuvvetleri’ne hem NATO’nun hizmetine sunulmuş durumda.
*Balıkesir 9. Hava Jet Üssü: Burada 6 adet "vault" denilen füze rampası bulunmaktadır.
*Konya 3. Ana Jet Üs Komutanlığı: Irak savaşı sürecinde NATO tarafından getirilen AWACS'lar burada üslenmiştir.
*Muğla Aksaz Deniz Üssü
*Bunlara ek olarak Ankara-Ahlatlıbel, Amasya-Merzifon, Bartın, Çanakkale, Diyarbakır-Pirinçlik, Eskişehir, İzmir-Bornova, İzmit, Kütahya, Lüleburgaz, Sivas-Şarkışla, İskenderun, Ordu-Perşembe, Rize-Pazar, Erzurum, Van-Pirreşit ve Mardin'de NATO'ya bağlı Birleştirilmiş Hava Harekat Merkezleri (CAOC6) bulunuyor.

Tüm bunlara ek olarak İncirlik’te ABD’ye ait nükleer silahlar bulunuyor. 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ABD medyası tarafından da gündeme getirilen bu bilgiye göre, İncirlik’te ABD’ye ait 50 nükleer silah bulunuyor.

Peki, Barzani’nin askerlerinin ellerinde uzun namlulu silahlarla Şırnak sokaklarında yürümesine tepki gösteren Bahçeli ya da partisi MHP, bu üsler ve buralarda konuşlanan yabancı askerlerden de şikayetçi mi?

Türkiye Komünist Partisi, haziran ayında Meclis’te grubu bulunan tüm partilere bir mektup göndermiş, “Hangisinin yanındasınız? NATO ve ABD’nin mi, halkımızın güvenliğinin mi?” diye sormuştu.

MHP’ye de iletilen bu mektupta şu sorular dile getirilmişti:

1- Partinizin ülkemizdeki yabancı asker ve üslerin varlığına ilişkin tutumu nedir?

2- Bölgedeki tüm saldırıların arkasında olan ABD liderliğindeki NATO’nun Türkiye’nin güvenliğinin teminatı olduğunu düşünüyor musunuz?

3- İncirlik başta olmak üzere Türkiye’deki ABD üslerinde bulunan nükleer silahlara ilişkin tavrınız nedir? Ülkemizin başka ülkelerin tasarrufundaki nükleer silahların deposu gibi kullanılmasının ne anlama geldiğinin bilincinde misiniz?

4- ABD ve NATO’nun kendi güvenliği için ülkemizi ateşe atan üslerin derhal kapatılması çağrısına yanıtınız nedir?

5- Türkiye’nin NATO’dan çıkması çağrısına yanıtınız nedir?

Ancak bu sorulara ne AKP ne CHP ne de MHP’den şu ana kadar hiçbir yanıt gelmedi. Üstelik adı geçen partilerin tamamının programlarında Batı ve NATO’ya bağlılık ifadeleri bulunuyor.

Sonuç olarak Bahçeli, gerçekten ülkemizin yabancı üs ve askerlerden arındırılması talebinin değil, Barzani’den ibaret bir can sıkıntısını dile getirmiş oluyor.  Ancak bu vesileyle TKP'nin gündeme getirdiği kritik soru yeniden akıllara geliyor: Hangisinin yanındasınız? NATO ve ABD’nin mi, halkımızın güvenliğinin mi?

soL


Çikolatayı alan istifa etti devlete et satan duruyor + Kore’den ithal kara şimşek + Koltuğu olana zam milyonlara gam düştü +Ülker sattı Koç aldı: Milyonlarca dolarlık satış tamamlandı -SÖZCÜ-

 Çikolatayı alan istifa etti devlete et satan duruyor -Veli Toprak- 

ESK Genel Müdürü Mücahid Taylan 10 kat kârla milyonlar kazandı, görevde. İsveçli bakan Mona Sahlin devletin kartıyla marketten çikolata aldı, gitti.  https://www.sozcu.com.tr/cikolatayi-alan-istifa-etti-devlete-et-satan-duruyor-p265783

***
 Kore’den ithal kara şimşek -Erdoğan Süzer- 


Resmi Gazete’de yayınlanan karar ile Güney Kore’den ithal edilen mercimekte vergi sıfırlandı. Sektör temsilcileri “Birileri kağıt üstünde işlemlerle paraları kaldıracak” dedi. Türkiye Güney Kore’den ihracatın önünü açarken Güney Kore’nin mercimek üretmemesi, ihracat da yapmaması, İhtiyacını başka ülkelerden yaptığı ithalat ile karşılaması dikkat çekti.Türkiye’nin mercimeğinin yüzde 90’ını Kanada’dan, geri kalanını da Rusya, Kazakistan ve ABD’den ithal ettiğini belirten sektör temsilcileri, “Birileri evrak bazında işlem yaparak para mı kazanacak” endişesini dile getirdi. https://www.sozcu.com.tr/kore-den-ithal-kara-simsek-p265782

***
Koltuğu olana zam milyonlara gam düştü-Erdoğan Süzer / Veli TOPRAK- 
Dar gelirli yetmeyen maaşı, limiti dolan kredi kartlarıyla yeni yıl zammını beklerken; Diyanet’ten TRT’ye, TÜİK’ten YÖK’e kadar birçok kurumdaki üst düzey yöneticiye 65 bin liraya ulaşan zam yapılıyor. 
Emekli, memur, asgari ücretli ve dar gelirli, açlık sınırının altında kalan maaşıyla geçim savaşı verirken, kamuda makam koltuğu olan üst düzey yöneticilere gece yarısı operasyonuyla 65 bin liraya ulaşan ek zam veriliyor. AKP ve MHP’nin getirdiği ve muhalefetin de desteklediği önerge ile TRT Genel Müdürü’nden Diyanet İşleri Başkanı’na kadar kamudaki tüm başkan, başkan yardımcıları ve genel müdürlerin maaşına zam yapılacak. Valiler, kaymakamlar, yüksek yargı mensupları müfettişler, uzmanlar da zamdan yararlanacak.  https://www.sozcu.com.tr/koltugu-olana-zam-milyonlara-gam-dustu-p265780

***
 Ülker sattı Koç aldı: Milyonlarca dolarlık satış tamamlandı -Mustafa Balcı- 
Koç Holding iştiraklerinden Tek-Art Marina, geçtiğimiz ay Rekabet Kurumu'nun onayladığı Göcek Village Port Marina ve Göcek Exclusive Port Marina ile alanda bulunan otellerin satış işlemlerinin tamamlandığını duyurdu. Devir anlaşması kapsamında eşit ortak olan Yıldız Holding A.Ş. ve Sağlam İnşaat Taahhüt Ticaret A.Ş.'ye 78,85'er milyon dolar olmak üzere toplam 157,7 milyon dolar ödeme gerçekleştirildi.  https://www.sozcu.com.tr/ulker-satti-koc-aldi-milyonlarca-dolarlik-satis-tamamlandi-p265725

***
Sözcü

 

GÜNDEM -2 Aralık 2025-

 “Futbolculara yüksek kârlı fon” davasında karar: Seçil Erzan’a 102 yıl 4 ay hapis cezası!-Can Öztürk/T24- 

Aralarında futbolcuların da yer aldığı birçok ismi dolandırmakla suçlanan  Seçil Erzan’ın yargılandığı davada 102 yıl 4 ay hapis cezası verildi. Heyet, Seçil Erzan’ın hükümle birlikte tutukluluğunun devamına karar verdi. Erzan’a hükûmle 753 bin 880 TL para cezası verildi. Sanıklar eski banka yöneticileri Hakan Ateş ve Mehmet Aydoğdu’nun ise beraatine hükmedildi.  https://t24.com.tr/haber/secil-erzan-a-102-yil-hapis-cezasi,1280381

***

 Emekli öğretmeni trafikte döverek öldüren hastane güvenlikçisinin 5 "kasten yaralama", bir de "genel güvenliği tehlikeye" sokma kaydı varmış!-T24- 

Giresun’da trafikte tartıştığı emekli öğretmen Abdullah Coşkun’u döverek ölümüne neden olan İlhan İhtiyaroğlu’nun, Coşkun’un hayatını kaybettiği Giresun Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde özel güvenlik görevlisi olarak çalıştığı ve 5 kez kasten yaralama ile bir kez genel güvenliğin tehlikeye sokulması suçlarından kaydının bulunduğu ortaya çıktı.  https://t24.com.tr/haber/emekli-ogretmeni-trafikte-doverek-olduren-hastane-guvenlikcisinin-5-kasten-yaralama-bir-de-genel-guvenligi-tehlikeye-sokma-kaydi-varmis,1280439

***

 Karadeniz'de bir gemiye daha saldırı: BM'den açıklama -Birgün- 

Denizcilik Genel Müdürlüğü Karadeniz'de bir geminin daha saldırıya uğradığını açıkladı. BM'den "Sivil altyapıya yönelik saldırıların yasaklandığını yineliyoruz" açıklaması geldi. https://www.birgun.net/haber/karadeniz-de-bir-gemiye-daha-saldiri-bm-den-aciklama-673134

***

 Memlekette kış, Saray’da bahar -Mustafa Bildircin/Birgün-

Cumhurbaşkanlığı, Diyanet ile İletişim Başkanlığı, 2026’da toplam 203 milyar 240 milyon TL harcayacak. Cumhurbaşkanlığı ayda ortalama 1,7 milyar TL, İletişim Başkanlığı ise ayda 630,3 milyon TL kaynak kullanacak.  https://www.birgun.net/haber/memlekette-kis-sarayda-bahar-673088

***




Türkiye’nin başını ağrıtan gizli ‘kara para listesi’ -Bahadır Özgür / halkTV-

Son yılların en büyük ‘aklama ağı’ parça parça deşifre oluyor. İddiaya göre Libya, Ukrayna ve Irak üzerinden milyonlarca dolarlık kaynağı belirsiz para trafiği yaratıldı. Tamamı da ‘Laleli çamaşırhanesi’ aracılığıyla aklandı.

halktv.com.tr, Türkiye’nin tekrar ‘gri listeye girme’ riskine yol açan ve şu sıralar ABD’nin yakın takibi altındaki ‘Laleli çamaşırhanesi’ dosyasını açıyor.

Suçlanan şirketler ve bankalar, resmi makamların çıkardığı para trafiği şeması, MASAK raporları, tonlarca altın başta olmak üzere POS cihazları ile yapılan sahte ticaret, aynı POS’tan binlerce işlem yapıldığını gösteren videolar… Dosyadaki delilleri inceleyeceği.

***

Halen devam eden soruşturmanın özeti şöyle: Her şey 2022’de, Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapılan bir ihbarla başladı. POS ve elektronik ödeme sistemleri üzerinden milyonlarca dolarlık ihracat yapılmış gibi gösterilerek, para aklandığı ileri sürüldü. Savcılık ihbarcıların ifadeleri doğrultusunda delilleri topladı. Geçen Temmuz’da da operasyon için düğmeye basıldı.

yeni-proje-16.jpgKuyumcuların depolarında gizlenmiş büyük miktarda dolar bulundu.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yaptığı açıklama dikkat çekiciydi: “Aralarında 16 Denizbank, Şekerbank ve Ozan Elektronik Para AŞ çalışanının da bulunduğu toplam 85 şüphelinin yakalanmasına yönelik olarak 8 Temmuz 2025 tarihinde İstanbul merkezli 6 ilde eş zamanlı operasyon düzenlenmiştir.”

İki önemli bankanın isminin de karıştığı devasa aklama havuzu onlarca dış ticaret şirketini, kuyumcuyu, döviz bürosunu, pek çok holdingi ve kimi elektronik ödeme kuruluşlarını kapsıyor. Yüzden fazla şirkete el konuldu. Çok sayıda tutuklama yapıldı.

Şu ana kadar ortaya çıkan tablo bile vahim. Zira son yıllardaki ‘bavul ticaretinin’ ciddi kısmının kara para trafiğinden oluştuğu anlaşılıyor. Savcılık soruşturmasına bakılırsa, milyonlarca dolarlık mal ve hizmet ticareti kağıt üzerinde kalmış.

İLK KEZ YAYINLANAN RAPOR

İşte içerideki bu operasyon dizisinin uluslararası boyutunu oluşturan gizli bir kara para listesi ilk kez ortaya çıktı.

whatsapp-image-2025-12-02-at-08-01-52-1.jpegKara para aklamakla suçlanan şirket listesi Ocak 2025’te gönderildi.

Hazırlayan kurum, Libya Temsilciler Meclisi Yolsuzluklarla Mücadele Ulusal Komisyonu. Libya, 20 milyar dolardan fazla rezervinin illegal yollarla ülke dışına kaçırıldığı ileri sürülüyor.

‘Laleli çamaşırhanesi’ de bu sebeple ABD’nin radarına girdi zaten.

Çünkü, ABD Hazine Bakanlığı Yabancı Varlıkları Kontrol Ofisi (OFAC) 25 Şubat 2011’de, Libya’ya yaptırımları içeren bir kararname yayımladı. 30 milyar dolarlık Libya varlığı donduruldu. Petrol gelirlerinin toplandığı fonla beraber tartışma konusu miktar 70 milyar doları buluyordu. Kararname 2016’da güncellendi. 2022’de ise Libya’nın varlıklarının yaptırımlara aykırı olarak yurtdışına çıkarılmasını da kapsayan daha geniş bir düzenlemeye gidildi.

Libya Temsilciler Meclisi Yolsuzluklarla Mücadele Ulusal Komisyonu, Ocak 2025’te onlarca şirketin faaliyetlerinin yasaklanmasını ve POS işlemlerinin kapatılmasını talep eden gizli bir gizli listeyi, Libya’nın Aman Bankası’na gönderdi.

Listenin neredeyse tamamını, Türkiye ve Dubai merkezli şirketler oluşturuyor. Laleli ve Kapalıçarşı’da faaliyet gösteren 24 şirket sayılıyor. Dubaili şirketlerin çoğu da aslında Türkiye ile bağlantılı.

Dağlar Grup, HKN Enez Grup Kuyumculuk, Boz Turizm, ACR Grup, Akkayalar İç ve Dış Ticaret gibi çok sayıda şirketi barındıran grupların işaret edildiği raporda, Libya ile POS cihazları üzerinden yapılan ticaretin aslında hiç gerçekleşmediği, paraların bu görüntü altında Türkiye’de, Laleli merkezli şirketlere aktarıldığı iddia ediliyor. Bu işlemin 2018’lerde başlayıp, asıl olarak da pandemi döneminde hızlandığı ifade ediliyor.

Bankacılık sistemi kullanıldığı ve Libya yaptırımları delindiği için ABD devrede. OFAC’a yapılan şikayetler söz konusu. Ayrıca POS cihazında kullanılan kredi ve banka kartı sahibi küresel şirketlerin de kendi iç soruşturmasını başlattığına dair yazışmalar söz konusu.

Yani içerideki operasyonlar, dışarının baskısıyla hızlanmış görünüyor. Eğer soruşturma açılmasaydı Türkiye’nin, Halk Bankası vakasından bile büyük bir krizle karşı karşıya kalması riski bulunuyor.

Sonraki yazıda sistemin nasıl işlediğine ve MASAK uzmanlarının çıkardığı para trafiği şemasına bakacağız. 

Bahadır Özgür / halkTV

Öne Çıkan Yayın

Bebek Otel çalışanının savcılık ifadesine ulaşıldı: Ali Koç, Acun Ilıcalı ve Okan Buruk iddiaları + Bebek Otel'de yaşananları otel çalışanı tek tek anlattı: Ali Koç neden takipteydi, pokerde dönen yüklü paralar kimindi?

Bebek Otel çalışanının savcılık ifadesine ulaşıldı: Ali Koç, Acun Ilıcalı ve Okan Buruk iddiaları -BİRGÜN-  Bebek Otel’in sahibi Muzaffer Yı...