SÖZCÜ "Gündem" -5 Aralık 2025-

 İstanbul barajları kritik seviyenin altına düştü: Kuraklık alarmı! 

İstanbul'un içme suyu ihtiyacını karşılayan barajlardaki doluluk oranı kritik eşik olan yüzde 20 seviyesinin altına düştü. Megakentte birçok gölde suların geri çekilmesiyle oluşan görüntü kuraklığın boyutunu da gözler önüne serdi.

Yaz mevsiminin ardından son baharın da yağışsız geçmesi ve kış aylarında beklenen kar yağışlarının ise gecikmesi İstanbul'u endişelendirdi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) verilerine göre, megakentteki barajlarda toplam doluluk oranı yüzde 17'ye kadar geriledi. Korkutan bir görüntü Terkos Barajı'nda kaydedildi. Su seviyesinin çekilmesiyle, yıllar önce baraj suları altında kalan yapılar yeniden gün yüzüne çıktı. Terkos'da da su seviyesinin çekilmesiyle tekneler karaya otururken, iskele toprağa gömüldü.

SON DURUM NE?

4 Aralık 2025 günü itibariyle Alibey, Büyükçekmece, Darlık, Elmalı, Kazandere, Pabuçdere, Sazlıdere, Terkos, Ömerli ve Istrancalar barajları için ortalama doluluk oranı yüzde 17.63 seviyesinde. İSKİ'nin paylaştığı İstanbul'da barajların doluluk oranı şu şekilde:

  • Alibey: yüzde 10
  • Büyükçekmece: yüzde 18
  • Darlık: yüzde 27
  • Elmalı: yüzde 49
  • Istrancalar: yüzde 28
  • Kazandere: yüzde 2
  • Pabuçdere: yüzde 2
  • Sazlıdere: yüzde 17
  • Terkos: yüzde 19
  • Ömerli: yüzde 13

Yurdun büyük çoğunluğuyla birlikte megakent de son yılların en ağır kış kuraklıklarından biriyle mücadele ederken gözler önümüzdeki günlerde beklenen yağışlara çevrildi.

https://youtu.be/8nVX1erjVbE

***

 Sazlıdere’de satışlar başladı -Ali Macit- 

Sazlıdere’deki içme suyunu ranta çevirmek isteyen Kanal İstanbul projesinde emlakçılar, arsaları ‘Yenişehir kuruluyor’ başlığıyla ilan sitelerinde pazarlıyor.

İstanbul’un içme suyunu, betona çevirmeyi hedefleyen Kanal İstanbul projesinde emlakçılar, arsa satışlarına başladı. Sazlıdere havzasında, İSKİ’nin ‘yapılaşmaya izin verilmemektedir’ tabelalarına rağmen inşaat sürerken, ilanların Türkçenin yanı sıra Arapça yayınlanması dikkat çekti. Kuzey Marmara Otoyolu bağlantı köprüsü olan ve Kanal İstanbul’un köprülerinden biri olduğu söylenen Sazlıdere Köprüsü’nü ‘Yenişehir kuruluyor’ başlığıyla pazarlayan emlakçılar, arsaların metrekaresini 6 bin liraya satıyor. İmar gelen arsalara “Kanal İstanbul’u panoramik olarak görür. Ek olarak Hadımköy sanayinin yanı başında... Kaçmaz kupon arsa, detaylar için arayınız” şeklinde pazarlanırken, tapu durumu ise hisseli olarak açıklandı. İlanda, Rönesans Holding’in yaptığı paralı otoyolun köprüsü de kullanıldı. ARAPÇA İLAN  İlan, Arapça olarak da yayınlandı. Dikkat çeken bir başka ilan ise zemin üzeri 14 katlı imarlı arsaydı. Bu arsa ticaret ve konut alanı olarak imar aldı. 200 metrekarelik alan için bir metrekare fiyatı 8 bin 750 lira olarak belirlendi. ‘İstanbul’a ihanet’ projesinin talipleri ise Arap dünyasından geliyor. Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed el-Sani’nin annesi Şeyha Moza bint Nasır el-Missned’in kurduğu ‘Triple M Gayrimenkul Turizm Ticaret Anonim şirket, 2018’de kurulduktan 1.5 ay sonra Kanal İstanbul güzergahındaki 44 bin 702 metrekare araziyi satın almıştı. Şu anda tutuklu bulunan TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Sekreteri Nuri Cem Ceylan, inşaatlara karşı açılan davaları kazanacaklarını vurgulayarak “Danıştay kararından sonra buradaki konutlar meşru olmayacak. Para ödeyenler de mağdur olacak” demişti. Adı ‘sosyal’ fiyatı lüks konut  İKTİDAR, Kanal İstanbul bölgesindeki konutlar için ‘sosyal konut yapıyoruz’ dese de bitimine 10 ay kaldığı belirtilen konutlar ilan sitelerinde şimdiden satışa çıktı. Borçları ile birlikte satılan bu konutlar için 1-2 milyon TL nakit isteniyor ve kalan taksitleri de alıcıların ödemesi bekleniyor. Böylece daireler 3 milyon TL’ye mal oluyor. Bölgedeki emlakçılar, “Şu anda 2 milyon TL nakit çıkartıp üstüne de oturmadığı evin taksitlerini ödeyebilecek bir dar gelirli yok. Bizi sürekli yatırımcılar arıyor. Bu evler teslim edildiği an 7-8 milyon TL’ye satılmak için satın alınıyor” dedi.

***

 AKP'li belediye borcuna karşılık İstanbul'un sokaklarını satıyor 

AKP'li Zeytinburnu Belediyesi, sosyal güvenlik prim borçları için iki "sokağı" satma kararı aldı.

AKP'li Zeytinburnu Belediyesi'nin fiili olarak kullanılmakta olan iki sokağı, prim borçlarını ödemek için SGK’ya "satma" kararı CHP'li üyelerin ret oyuna karşın Belediye Meclisi'nde "oy çokluğu" ile kabul edildi. Eleştiriler karşısında söz alan AKP'li Zeytinburnu Belediye Meclisi Üyesi Muhammet Kaynar işlemin "satış" değil, "mahsuplaşma" olduğunu ileri sürdü.Zeytinburnu Belediye Meclisi yılın son meclis toplantısında, belediyenin ve şirketlerinin SGK’ya borçlarına karşılık, ilçede bulunan 4 parselin SGK’ya devri ile ilgili teklifi görüştü. Prim borçlarına karşılık SGK’ya satılması teklif edilen 4 parselden 3’ü fiilen sokak olarak kullanılıyor. Resmi olarak “Bestekar Medeni Aziz Efendi Çıkmaz Sokak” ve “Karacabey Sokak” olarak kullanılan yollar, 70 milyon 600 bin liraya SGK’ya devredilecek. Söz konusu parseller imar planlarında ticaret ve konut alanına dönüştürülmüş olmakla birlikte SGK’nın fiilen yol olarak kullanılan yolları nasıl değerlendireceği merak konusu. 'BAL GİBİ SATIYORSUNUZ'  Teklifle ilgili oturumda söz alan CHP’li Zeytinburnu Belediye Meclisi Üyesi Düzgün Kaya, teklifi şöyle eleştirdi: 

- Her ay bir satın alma, bir borçla geliyoruz. Bu da Zeytinburnu Belediyesi’nin doğru yönetilmediğini gösteriyor. Bunları muhalefet olarak söylemek zorundayız. Yapmayın, etmeyin diyoruz. Tamam satıyorsunuz, keşke para kasamıza girse ama kasaya girmeden maalesef yine borca karşılık SGK’ya vereceğiz. 'Paramız yok, sıkıştık' demiyorsunuz. Bir de şu üslubunuzdan vazgeçin. Satıyorsunuz bal gibi işte, mahsup ne demek? Borcun var demek ki. 'Param yok arsamı al, param yok arabamı al ya da dairemi al' anlamına gelmez mi bu? Biz artık bunun son olmasını istiyoruz.CHP’nin eleştirileri üzerine söz alan AKP’li Zeytinburnu Belediye Meclisi Üyesi Muhammet Kaynar da özetle şunları söyledi. 

- Gündemimizdeki bu madde taşınmaz satış maddesi değildir. Bu bütün belediyelerin yaptığı bir işlem aslında. Büyükşehir Belediyesi'nde de bu işlem yapılıyor. Belediye aslında satma mecburiyeti olan bir yeri satıp, parasını alıp Sosyal Güvenlik Kurumu’na ödeme yapmak yerine, doğrudan SGK’ya prim borçlarına veya prim ödemelerine karşılık mahsuplaşıyor ve böylelikle zaman geçmesini ve gecikmeden kaynaklı tazminatların doğmasını da engellemiş oluyor. Belediyenin yararına bir işlemdir. Teklif Belediye Meclisi’nden oy çokluğu ile geçti. SGK’ya satılacak parsellerle ilgili teklif: 

- Tapuda Belediyemiz adına kayıtlı, ilçemiz Maltepe Mahallesi, 2999 ada 69 parsel sayılı 517,55 yüzölçümlü taşınmaz, 2903 ada 50 parsel sayılı 317,27 1112 yüzölçümlü taşınmaz, 2916 ada 46 parsel sayılı 222,86 1112 yüzölçümlü taşınmaz ve 2916 ada 49 parsel sayılı 176,80 yüzölçümlü taşınmaz başkanlığımızın, Zeytinburnu Belediyesi Emek Personel AŞ'nin ve Zeytinburnu Güven Personel Ltd. Şti'nin sosyal güvenlik pirim borçlarına karşılık mahsup edilebileceği değerlendirilmiştir. 

- İstanbul Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünün 7 Kasım 2025 tarihli sayılı yazısında, söz konusu taşınmazlara sosyal güvenlik pirim borçlarına karşılık mahsuplaşma işlemine 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun Geçici 41'inci maddesi kapsamında oluşturulan komisyonca yapılan inceleme sonucu düzenlenen 31 Ekim 2025 tarihli rapordaki 70 milyon 600 bin lira değer üzerinden muvafakat verilmesi talep edilmiştir.

***

 Bakan’ın başka arkadaşına 11 ihale -Deniz Ayhan- 

Ulaştırma Bakanı Uraloğlu’nun başka bir sınıf arkadaşı Mustafa Reis’in Yönetim Kurulu Başkan yardımcısı olduğu SNH İnşaat 11 ihale aldı, bunun 4’ü, Uraloğlu’nun bakanlık döneminde ve toplamı 14 milyardan fazla

1 - TURPUN BÜYÜĞÜ DE FAKÜLTEDE URALOĞLU İLE AYNI SINIFTAN ÇIKTI 

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’nun 1988 yılında mezun olduğu Karadeniz Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümündeki arkadaşları bugünün “Altın çocukları’’ oldu. Bakanın sınıf arkadaşı Ali Yaylı’nın Karayolları’ndan 3.5 milyarlık ihale aldığının ortaya çıkmasının ardından, bir diğer sınıf arkadaşı Mustafa Reis’in Yönetim Kurulu Başkan yardımcısı olduğu SNH İnşaatın işleri de Uraloğlu’nun KGM Genel Müdürlüğü ve Bakanlığı döneminde açıldı. Uraloğlu 23 Temmuz 2018’de Karayolları Genel Müdürü oldu. 4 Haziran 2023’te ise Ulaştırma ve Altyapı Bakanı olarak atandı.

ETİMESGUT’DA DA VAR

SNH İnşaat, 2013 yılından bu yana kamudan 18.3 milyar liralık 30 ihale aldı. 105 milyon TL sermayeli şirketin aldığı ihalelerin  14 milyar 95 milyon TL’lik bölümü Uraloğlu’nun Bakanlık dönemine rastladı. Bakan’ın KGM Genel Müdürlüğü döneminden beri (2018) firmanın aldığı ihalelerin toplamı ise 17 milyar 43 milyon TL oldu. Firma Uraloğlu’nun Bakanlık ve Genel Müdürlük döneminde önce ise sadece 1 milyar 300 milyon liralık ihale aldı.

İHALELER AKTI

Şirket, 12 Kasım 2025’de Ceyhan-Toprakkale-İskenderun yol ihalesini 6 milyar 425 milyon liraya aldı. Öncesinde ise ABD Başkanı Trump’ın da katılacağı NATO Başkanlar Zirvesi için yeniden inşa edilen Etimesgut Havalimanı bağlantı yolları ihalesini kazandı. Şirket Uraloğlu’nun KHM Genel Müdürü olduğu tarihten Bakan olduğu döneme kadar 11 ayrı ihale aldı. Bakanlık döneminde ise 6 ayrı büyük ihale kazandı.

HAVA ALANINI O BÜYÜTECEK

Şirket son olarak Karayolları Genel Müdürlüğü’nün Ceyhan-Toprakkale-İskenderun Yolu ihalesini ortağı ile birlikte 6 milyar 892 milyon 815 bin TL bedelle 12 Kasım 2025’te kazandı. Şirketin kazandığı bir diğer ballı  ihale ise 27 Ekim 2025 tarihinde sonuçlandı. Bu ihale 3 milyar 971 milyon 364 bin TL’ye harcanarak yapılacak Ankara Etimesgut’taki VIP Havalianı’nın bağlantı yolu.

Bakanlık açıklaması: ‘Okul arkadaşı manipülasyonu’ 

Ulaştırma Bakanlığı, gazetemizde dün yer alan “Bakanın arkadaşı ihale rekoru kırdı” haberi için bir açıklama yaptı. Açıklama şöyle: “Gazetenizin dünkü sayısında manşette yer verdiğiniz, “14 ayrı kamu ihalesi bakanın okul arkadaşına” başlıklı haberinizin soyut sonuçlarla kaleme alınmıştır. Haberde yer alan süreçlerin 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu hükümleri doğrultusunda yürütülmüş olup yine haberde aktarılan iddialar gerçekleri yansıtmamaktadır. Firmanın, söz konusu tarihin öncesinde de çeşitli projelerde yer aldığı, süreklilik gösteren bir kamu iş tecrübesine sahip olduğu belirlenirken iddiaların dayandığı tek gerekçenin, firmanın yöneticisi ile Sayın Bakanımızın aynı üniversitenin aynı bölümünde eğitim almış olması olduğu görülmektedir. Bu durum ise hiçbir hukuki veya idari açıdan çıkar ilişkisi kanıtı oluşturmamaktadır. Zira söz konusu dönemde mezun olan yüzlerce mühendis bugün farklı kurum ve projelerde yer almaktadır.

KANUN KAPSAMINDA 

Firmanın kazandığı ihalelerin tamamının 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu hükümlerine uygun şekilde yürütüldüğü, tüm işlerin resmi sözleşmeler çerçevesinde sürdürüldüğü açıkça görülürken şirketin aldığı projelere ilişkin tüm ihale süreçleri denetime tamamen açık şekilde gerçekleştirildi. Tekliflerin değerlendirilmesi, ihale komisyonları tarafından teknik yeterlilik ve mali yeterlilik kriterlerine göre yapılmıştır. Bu yönüyle haberlerde yer alan “kişisel ilişkilere dayalı yönlendirme” yorumlarının dayanağı bulunmamaktadır. İhale kayıtlarında, sözleşme adları, tarihleri, ihale numaraları, hangi firmaların katıldığı ve hangi usulle yapıldığı da açık şekilde yer alıyor. Afet sonrası acil ihtiyaçlar, yapım ikmal işleri ve trafik güvenliği gereklilikleri gibi işleri de kapsayan ihalelerin mevzuata uygun biçimde yapıldığı anlaşılmaktadır.  Resmi belgeler ışığında, ortaya atılan iddianın kamu kurumlarını töhmet altında bırakmaya yönelik bir siyasi söylem olduğu, iddiaların kamu kurumlarını itibarsızlaştırmaya yönelik bir karalama kampanyasının parçası olduğunu düşünülmektedir.”

Mustafa Reis: Mustafa Reis’in Başkan Vekili olduğu SNH Şirketinin Uraloğlu’nın Genel Müdürlük ve Bakanlık döneminde aldığı ihaleler şöyle: 

BAKANLIK DÖNEMİ: 

27 Ekim 2025: Etimesgut Havalimanı Bağlantı yolu: 3 milyar 971 milyon 364 bin 409 TL 

12 Kasım 2025: Ceyhan Toprakkale İskenderun Yolu (Ortağı ile): 6 milyar 425 milyon TL 

11 Kasım 2025: Hatay İskenderun Cebike ve İskenderun TOKİ yerleşkesi yolu: 2 milyar 258 milyon 193 bin TL 

17 Kasım 2023: İmar yolları yapımı: 1 milyar 440 milyon 442 bin TL 

Selahattin Bayramçavuş: Bakanın bir başka sınıf arkadaşı Selahattin Bayramçavuş da Karayolları Genel Müdür Yardımcılığı ve BTK Başkan yardımcılığına atandı. 

Kamuran Yazıcı: Ulaştırma Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’nun diğer sınıf arkadaşlarından Kamuran Yazıcı da Bakanlık Rehberlik ve Teftiş Başkanı oldu. 

Ali Yaylı: Ali Yaylı’nın şirketinin, Uraloğlu Genel Müdür iken 9, Bakan olunca da 5 ihale aldığını, dün gazetemizde yayınlamıştık. İhalelerin toplamı 3.3 milyar TL.

‘Sınıf arkadaşlarıyla devleti çiftlik yapmış’

CHP Genel Başkan Yardımcısı Ulaş Karasu, KTÜ İnşaat Mühendisliği 1988 yılı mezunlarının “Başarısını’’ SÖZCÜ’ye değerlendirdi. Karasu, “ Bakanın okul arkadaşları ihya oldu. Sermayeleri sınırlı firmalar  milyarlık ihaleleri davet usulü almış. Yakınlarını Genel Müdür yapması yetmemiş olacak ki okul arkadaşlarına da ihaleler için ‘kamu kontenjanı’ açmış’’ dedi.

2 - “İHALE İPTAL EDİLMEZSE YÜCE DİVAN YOLU AÇILIR”

Yine Bakanlık yine adrese teslim ihale

CHP’li Deniz Yavuzyılmaz, TÜRASAŞ’ın lokomotif ihalesine “adrese teslim” yapıldığını belirterek savcılığı göreve çağırdı. 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’na bağlı Türkiye Raylı Sistem Araçları A.Ş. tarafından yapılacak bir ihaleye “fesat karıştırıldığı” iddia etti. Yavuzyılmaz, sosyal medyadan, söz konusu ihalenin “adrese teslim” olduğuna dair tespitlerde bulunduklarını belirterek Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nı göreve çağırdı.

Yavuzyılmaz, “Dizel-Elektrikli Coco Lokomotif Projesi Cer Zinciri İhalesi” için hazırlanan şartnamenin bir şirkete avantaj sağlayacak şekilde düzenlendiğini öne sürdü. Henüz ihale yapılmadan, ihaleyi kazanacağı iddia edilen Çekya merkezli SKODA’nın kullanılacak marka olarak “şimdiden ayarlandığını” savundu. İddiaya göre, proje kapsamındaki 2 milyon Euro’luk iş için şartname, kazanan firmanın ilerleyen süreçte 5 yıl boyunca 600 milyon avroya kadar ilave işleri ihalesiz üstlenebilmesine olanak tanıyor.

Yavuzyılmaz

ASELSAN DIŞLANDI

Yavuzyılmaz, halihazırda milli hızlı trenlerin cer zincirini üreten ASELSAN’ın ihaleye katılımının engellendiğini de ileri sürdü. Şartnamenin 4.3 (ç) maddesinde yer alan “en az 5 yıl ve 25 adet yeni nesil lokomotif referansı” şartı nedeniyle yerli şirketlerin yarışma dışı bırakıldığını belirtti.

İHALEYİ İPTAL EDİN

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’na seslenen Yavuzyılmaz, ihalenin iptal edilerek “dürüst ve rekabetçi bir şartnameyle” yeniden yapılması gerektiğini söyledi. Aksi halde “Yüce Divan’a kadar yolu var” ifadelerini kullanan Yavuzyılmaz, “Konunun peşini bırakmayacağız” açıklamasını yaptı.

Yerli üretim lokomotiflerimiz raylarda.

Türkiye’de yerli lokomotif üretimi sürüyor

Türkiye’de TÜRASAŞ tarafından yerli ve millî imkânlarla E5000 serisi lokomotifler üretiliyor. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Temmuz ayında yaptığı açıklamada, “Bu lokomotifler, Türkiye’nin demir yolu sanayisinde ulaştığı millî ve teknolojik bağımsızlığın göstergesidir. Artık lokomotif teknolojisinde kendi sistemlerini üretebilen sayılı ülkeler arasındayız” ifadelerini kullanmıştı.

***

Sözcü



soL "Köşebaşı + Gündem" -4 Aralık 2025-

 Hepsi oradaydı: Bir gazete baskınından çok daha fazlası...-Ali Ufuk Arikan- 

Öyle bir saldırı ki bu, parçası olmayan yoktu. İşaret fişeğini atan CHP’li Hüseyin Cahit Yalçın oldu. Elde taşlar ve sopalarla gazeteyi basanlar arasında Süleyman Demirel, Turgut Özal ve Erbakan vardı. Hepsi el birliğiyle “komünist” avına çıkıp bir gazeteyi yok ettiler. Gelin sizinle o günlere, Tan baskını günlerine gidelim. Herkesin orada olduğu bu saldırının arkasındakilere bakalım.

İnsanlık tarihinin gördüğü en barbar saldırıya karşı büyük bir direniş tam yanı başımızda sürüyordu.

Nazilerin 20 milyon Sovyet yurttaşının hayatına mal olan korkunç saldırısı devam ederken içerde güçlü bir Hitlerci akım ortaya çıkmış, Cumhuriyet gazetesi gibi hükümete yakın yayınlar Hitler’in açık taraftarı olmuştu.

Doğrudan faşist Almanya tarafından fonlanan, ceplerine para doldurulan milliyetçi ve gericiler gazetelerinde, köşelerinde küfürler saçarak solu hedef alıyor, bu sırada baş düşmanlarından biri olarak da Zekeriya ve Sabiha Sertel çiftini seçiyordu.

Komünist Nâzım Hikmet’in yakın dostlarıydı ikisi de, bu bile başlı başına büyük suçtu. Üstelik "İlk Türk kadın gazeteci" sıfatını taşıyan Sabiha Sertel de Nâzım Hikmet gibi TKP’liydi.

Çıkardıkları gazete, Tan, o kadar canlarını sıkıyordu ki, her tür çirkin saldırıya rağmen gazetenin etkisini kırmak konusunda çaresiz kalıyorlardı.

Özellikle Cumhuriyet gazetesi Sabiha Sertel'e ilişkin karikatürler yayımlıyor, onu "Bolşevik dudusu", "eli maşalı çingene" sözleriyle açıktan hedef alıyordu. Tüm bu saldırılarn nedeni  Nazi yanlısı propagandaya karşı sert ve etkili yazılar kaleme almasıydı. Gazete geçici olarak kapatıldığında İçişleri Bakanı Şükrü Kaya gazetenin tekrar yayına başlaması için koştuğu şart, Sabiha Sertel'in yazı yazmamasıydı. Öyle bir korku yaratmıştı bu isim.

Sonunda savaş bitmişti, ceplerine paralarını koyan Naziler tarihin çöp sepetine atılmıştı. Bu yüzden saldırganların bir bölümü kendilerine yeni kıble arıyorlardı.

Çok sürmedi, buldular...

Nazilerden sonra direksiyonu hızlıca “hür dünyaya” Amerikaya kırıp, Sertelleri bu kez de genlerine işleyecek Amerikancılıkla hedef alacaklardı.

Sabiha Hanım gazetesinde “zincirli hürriyet” dediğinde çılgına dönenler, CHP’ye yakın Tanin gazetesinde, Hüseyin Cahit Yalçın’ın “Kalkın ey ehli vatan” yazısıyla adeta talimat alıyordu.

Bu yazı 3 Aralık tarihliydi ve saldırının işaret fişeğiydi.

CHP'li Yalçın'ın saldırının işaret fişeği olan yazısı

Savaşta açık Hitlercilik yapan Cumhuriyet’te de durum farklı değildi. Cumhuriyet saldırının olduğu günün sabahında Sertellerin büyük ilgi çeken Görüşler dergisi çıkışını hedef alıyor, Görüşler’in G’sini orak ilan edip, hani bunun çekici diye soruyordu.

Cumhuriyet gazetesi orak çekiç arıyor...

Cumhuriyet daha düne kadar faşist Hitler destekçiliği yapıp fonlanmamış gibi komünizmle nazizmi birbirine eşitliyor, bunun talimatını da bu kez “hür dünya”dan alıyordu. 

Tanin’den Yalçın ise açık açık Amerikan övgüsü yaptığı yazısında Sertelleri hedef tahtasına oturtuyordu.

El birliğiyle yaptıkları hedef göstermeler sonucunda gerici ve ırkçı bir güruhu üniversiteler üzerinden harekete geçirdiler.

Kimler yoktu ki aralarında…

Süleyman Demirel, Turgut Özal, Necmettin Erbakan oradaydı. 

Meraklı kalabalıkla, "yürüyün dediler, yürüdük ama baskında yoktuk" diyen İlhan Selçuk da Tan için yola dökülenlerdendi.

Selçuk, o günkü yürüyüşün önde gelenlerinin daha sonra Demokrat Parti’den vekil olacağını da söylüyordu.

İktidarda CHP, cumhurbaşkanlığı koltuğunda İnönü, başbakanlık koltuğunda Şükrü Saraçoğlu vardı.

Kısacası düzenin tüm adamları oradaydı.

Gazeteyi basıp yakıp yıktılar.

Tanin ve Cumhuriyet saldırıyı manşetten kutladılar

Hedefleri Sertelleri çırılçıplak soymak, kızıla boyamaktı.

Bunu başaramadılar ama bir gazeteyi el birliğiyle yok ettiler.

Zekeriya Sertel saldırı gününü şöyle anlatıyordu:

4 Aralık 1945 gününün sabahı üniversiteli faşist gençler ellerinde önceden hazırladıkları baltalar, balyozlar ve kırmızı mürekkep şişeleriyle matbaaya saldırdılar. Orada bekleyen polisler olup bitene seyirci kaldılar. Görevlerini yapmaya kalkmadılar. Göstericiler, baltalarla matbaa kapısını kırıp içeri girdiler. Makinaları balyozlarla kırdılar. Binanın camlarını indirdiler. İçindeki eşyayı kırıp döktüler. Sonra ellerinde kırmızı boya şişeleriyle “Serteller nerede” naralarıyla bizleri aramaya koyuldular. Amaçları, bizi çırılçıplak soyup üzerimize kırmızı boya dökmek ve akabinde önlerine katıp sokaklarda “İşte kızıllar” diye sergilemekti.

Sonrasında da başlarına tek bir şey gelmedi, ödüllendirildiler.

Ertesi gün dönemin CHP basını “üniversite gençlerini” Tan baskını dolayısıyla tebrik ediyordu, Başbakan Saraçoğlu da öyle…

Evet, suçlu belliydi, Serteller hedefteydi.

Gazeteleri yok edilmiş, üstüne de kendileri yargılanmıştı.

Düzen rotasını teyit için tüm unsurlarıyla birlikte bir gazetenin tepesine çökmüş, "hür dünyaya" kendini kanıtlamıştı.

1945 Aralık'ında, savaşın sonlanmasının üzerinden henüz birkaç ay geçtikten sonra yaşanan bu saldırı, anti-komünist histerinin en kanlı canlı şekilde ayağa kaldırıldığı örneklerden biri oldu. O günden sonra da düzenin ihtiyaç duyduğu her an yeniden diriltildi. İpleri dışarda dedikleri yurtseverleri, komünistleri önce Hitler, sonra da Amerika talimatıyla hedef alanlar, kendileri değilmiş gibi...

/././

 Adrese teslim lokomotif ihalesinde ikinci perde: 600 milyon avroluk 'Skoda' tezgahı 

CHP Genel Başkan Yardımcısı Deniz Yavuzyılmaz, Ulaştırma Bakanlığı'na bağlı TÜRASAŞ'ın yapacağı lokomotif ihalesinde "fesat karıştırıldığını" açıkladı. Daha önce adrese teslim olduğu gerekçesiyle ertelenen ihalede, kamu kurumu ASELSAN devre dışı bırakılırken, ihalenin bir paravan şirket üzerinden Çekya menşeili Skoda'ya verileceği ortaya çıktı.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’na bağlı Türkiye Raylı Sistem Araçları A.Ş. (TÜRASAŞ) tarafından düzenlenecek olan "Dizel-Elektrikli Coco Lokomotif Projesi Cer Zinciri İhalesi" üzerindeki şaibeler bitmiyor.

CHP'nin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Deniz Yavuzyılmaz, yarın gerçekleştirilecek ihale öncesinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunarak, sürece şartname hazırlığından itibaren fesat karıştırıldığını bildirdi. Yavuzyılmaz, ihalenin Çekya menşeili Skoda markasını kullanacak bir paravan şirkete verilmek üzere kurgulandığını açıkladı.

2 milyonluk iş gibi gösterip 600 milyon avroyu bağlayacaklar

Yavuzyılmaz'ın paylaştığı bilgilere göre, "dev soygun" olarak nitelendirilen plan adım adım şöyle işliyor:

Bakanlık yetkilileri, ihaleyi kağıt üzerinde sadece "1 adet ürün seti" alımı gibi göstererek yaklaşık 2 milyon avroluk küçük bir iş izlenimi yaratıyor. Ancak şartnameye eklenen maddelerle, bu sembolik ihaleyi kazanan şirket, devamındaki 5 yıl boyunca 600 milyon avroya (yaklaşık 30 milyar lira) varan işi ihalesiz olarak alma hakkı kazanıyor.

Böylece tek bir kalemlik ihale üzerinden, devasa bir kamu kaynağının yıllarca aynı şirkete aktarılmasının önü açılıyor.

Kamu kurumu ASELSAN'a şartname engeli

AKP iktidarının dillerden düşürmediği "yerli ve milli" söylemi, bu ihalede bir kez daha boşa düştü. Şartnameye eklenen "4.3 (ç) maddesi", ihaleye katılacak firmalardan "en az 5 yıl ve 25 adet yeni nesil lokomotif referansı" zorunluluğu istiyor.

Bu madde, yerli hızlı trenlerin cer zincirlerini halihazırda üreten kamu kurumu ASELSAN'ın ve diğer yerli firmaların ihaleye girmesini engelliyor. 

Yavuzyılmaz duruma, "Yerli ve milli şirketler, bu ihaleye katılacaklardan istenen referans zorunluluğu nedeniyle, dizel-elektrikli cer zinciri ihalesinin dışında bırakılıyor" sözleriyle tepki gösterdi.

'Ya iptal edin ya da Yüce Divan'a gidersiniz'

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’na seslenen Yavuzyılmaz, ihalenin derhal iptal edilmesi gerektiğini vurgulayarak şu uyarıda bulundu: "Ya bu adrese teslim ihaleyi iptal edersiniz ve doğru düzgün bir şartnameyle ihaleye çıkarsınız, ya da Yüce Divan’a kadar yolunuz var! Konunun peşini bırakmayacağız!"

İhale daha önce ertelenmişti

Söz konusu ihale, Yavuzyılmaz'ın ifşaları üzerine daha önce bir kez ertelenmişti.

Yavuzyılmaz, 18 ve 20 Kasım tarihlerinde yaptığı açıklamalarda, ihalenin DCC Danışmanlık ve Taahhüt A.Ş. adlı şirkete verileceğini, şartnamenin rekabeti engelleyecek şekilde 13 güne sıkıştırıldığını ve ihale paketine cer sistemiyle ilgisi olmayan "dişli kutusu" ve "aks" gibi kalemlerin eklenerek katılımcı sayısının düşürüldüğünü ortaya çıkarmıştı.

20 Kasım'da yapılması planlanan ihale, "büyük vurgun" ifşasının ardından, ihale tarihine 1 gün kala apar topar ertelenmişti. Ancak Yavuzyılmaz'ın bugünkü açıklamaları, Bakanlığın geri adım atmadığını, sadece yöntemi revize ederek aynı adrese teslim planı, bu kez "Skoda" markası üzerinden devreye sokmaya çalıştığını gösteriyor.

TCDD’nin 2,2 milyarlık ihalesi dolandırıcılıktan ceza almış patrona verildi

https://haber.sol.org.tr/haber/tcddnin-22-milyarlik-ihalesi-dolandiriciliktan-ceza-almis-patrona-verildi-402601

***

 MESEM eyleminde gözaltına alınan TİP'li 17 öğrenciden 16'sı tutuklandı 

MESEM’i protesto ettikleri için gözaltına alınan ve ifadeleri alınmadan tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edilen TİP'li 17 öğrenciden 16'sı tutuklandı. TKP "Öğrenciler değil, çocuk katilleri tutuklanmalı" açıklaması yaptı.

MESEM'i protesto ettikleri gerekçesiyle dün gözaltına alınan TİP'li 17 öğrenciden 16’sı Bakırköy Sulh Ceza Hakimliği tarafından tutuklandı.

Milli Eğitim Bakanlığının (MEB) 1-3 Aralık tarihleri arasında gerçekleştirdiği Mesleki Eğitim Zirvesi TİP'li öğrenciler tarafından protesto edilmişti. 

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e tepki gösterilen eylemde “Çocukların kanı elinizde” pankartı açıldı.

Öğrenciler, “Katil patronlar hesap verecek”, “MESEM’li çocuklar isyanımızdır” sloganlarını atmıştı. Öğrencilere güvenlik görevlileri müdahale ederken, 17 öğrenci gözaltına alınmış ve ifadeleri alınmadan tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edilmişlerdi.

TİP’ten açıklama: Gençler özgürlüğüne kavuşacak, MESEM tarihe karışacak

TİP, tutuklama kararıyla ilgili açıklama yayımladı ve "Gençler özgürlüğüne kavuşacak, MESEM tarihe karışacak!" dedi. 

Açıklamada şu ifadelere yer verildi: 

"Memlekette milyonlarca çocuğu açlığa mahkum edenler, gençleri geleceksizliğe sürükleyenler, liselileri MESEM’lerde ölüme gönderenler; işlenen suçların üzerini 16 TİP’li genci tutuklayarak örtebileceğini sanıyorsa yanılıyor. Daha fazla mücadele edeceğiz, daha fazla karşınıza dikileceğiz! Bir avuç zenginin serveti yolunda iktidarının tüm imkanlarını seferber edenlere, “çocuklarımızı koruyun” diyen milyonların hıncını, cesaretle sesini yükselten gençlerden çıkarmaya çalışanlara sesleniyoruz: Gençler özgürlüğüne kavuşacak, MESEM tarihe karışacak!"

TKP: Öğrenciler değil, çocuk katilleri tutuklanmalı

Türkiye Komünist Partisi (TKP), TİP'li Öğrenciler'in tutuklanmasına ilişkin açıklama yaptı. Sosyal medya hesabı X'ten yapılan paylaşımda "Öğrenciler değil, çocuk katilleri tutuklanmalı" denildi.

Açıklamanın tamamı şöyle:

"Çocuk emeği ve kanıyla büyüyen patron iştahının yeni adı olan MESEM’i ve bu uygulamayı hayata geçiren Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’i protesto etti diye önce TİP’li öğrenciler, ardından da öğretmenler gözaltına alındı. Bu hukuksuzluk yetmiyor gibi çocuk işçi cinayetlerine tepki gösterdi diye 16 TİP’li öğrenci tutuklandı. Bu hukuksuz tutuklamalara derhal son verilmeli, öğrenciler ve öğretmenler bir an önce serbest bırakılmalı!"

***

 Bakanlığın zirvesinde ‘Çocuk katili MESEM’ diyen öğretmenlere ters kelepçeli gözaltı! 

Çocuklar işyerlerinde bir bir ölürken Milli Eğitim Bakanlığı’nın düzenlediği Mesleki Eğitim Zirvesi’ni protesto eden öğretmenler ters kelepçeyle gözaltına alındı. Dünkü protestoda gözaltına alınan 17 TİP’li genç de tutuklamaya sevk edildi.

Milli Eğitim Bakanlığı eliyle zorunlu eğitim çağındaki 2 milyona yakın öğrenci “mesleki eğitim” adı altında sermayeye işgücü olarak sunuluyor. 

Bu yıl en az 85 çocuk işçi çalıştırıldıkları işyerlerinde yaşamını yitirdi.

Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) modeliyle yüz binlerce çocuk fabrikalarda, atölyelerde patronların eline teslim edilirken, Bakanlık İstanbul’da bir otelde düzenlediği Mesleki ve Teknik Eğitim Zirvesi’nde üç gündür patron temsilcilerinin taleplerini dinliyor.

Bugün zirvenin yapıldığı İstanbul’daki otelde öğretmenler MESEM’deki iş cinayetlerini protesto etti.

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası tarafından zirvenin yapıldığı salonda “Ne bu düzen Ahilik ne siz Vezirsiniz. Çocuk katilidir MESEM. Rezilsiniz” yazılı pankart açıldı.

Öğretmenlere önce özel güvenlik, ardından polis müdahale etti. Öğretmenler ters kelepçeyle gözaltına alındı. Öğretmenlere müdahale eden ekipten bir kadının öğrencilerinin yaşam hakkını savunan öğretmene “Sen teröristsin” diye bağırması dikkat çekti. Söz konusu kişi öğretmenlerden “Sensin terörist, biz öğretmeniz” yanıtını aldı.

Öğretmenlerin açıklamasını engellemeye ve pankartlarına el koymaya çalışan gruptakiler gazetecilerin görüntü alınmasını da engellemeye çalıştı.

https://twitter.com/i/status/1996199970068652403

Sendika genel başkanı dahil 4 gözaltı

Sendikanın eylemin ardından yaptığı paylaşımda şu ifadelere yer verildi:

“MESEM’i aklamak ve çocuk işçi ölümlerinin hesabından kaçmak için düzenlenen Teknik ve Mesleki Eğitim Zirvesi'ne ‘MESEM ÇOCUK KATİLİDİR’ diyerek giren Genel Başkanımızın da içlerinde yer aldığı 4 üyemiz ters kelepçe ile gözaltına alındı. Öğretmen Sendikası olarak öğrencilerimizi hayattan koparan bu rezil sisteme karşı sözümüzü söylemeye, eylemde bulunmaya devam edeceğiz. #MESEMÇocukKatilidir #ÖğretmenlerGözaltında”

Gazeteci Fatoş Erdoğan’ın sosyal medya hesabından paylaştığı görüntülerde öğretmenlere ters kelepçe uygulandığı görüldü.

https://twitter.com/i/status/1996185875919593797

Gözaltı aracına götürüldüğü sırada bir öğretmen “MESEM düzeniniz katildir demeye devam edeceğiz. Öğrencilerimizin yaşam haklarını savunmaya devam edeceğiz” dedi.

17 TİP'li gence tutuklama talebi

Dün zirvenin yapıldığı otel önünde MESEM’i protesto eden 17 TİP’li genç gözaltına alınmıştı. 17 genç çıkarıldıkları adliyede tutuklama istemiyle hakimliğe sevk edildi.

***

halkTV "Köşebaşı" -4 Aralık 2025-

 İşte faturalar: Şirketi kurduğu gibi ESK ile anlaştı! ‘Genç boğalar’ hep ondan alınmış -Bahadır Özgür- 

Et ve Süt Kurumu (ESK) Genel Müdürü Mücahid Taylan, iktisadi devlet teşekküllerini düzenleyen KHK’ya göre yasak olmasına rağmen, aynı sektörde iki şirketin sahibi, “Ticaret yapmıyorum” dese bile, oturduğu koltuk kanunen tartışmalı yani.

Üstelik İYİ Parti Milletvekili Turhan Çömez, şirketin hala faaliyette olduğunu finansal raporlarıyla kanıtladı. ESK Müdürü Taylan bu konuya da bir açıklık getirmedi.

Tarım Bakanı İbrahim Yumaklı ise Meclis’te muhalefet milletvekillerinin sert eleştirilerine verdiği yanıtta, Taylan’ın şirketi ile ESK arasında ‘tek kuruş’ ticari ilişki olmadığını iddia etti.

Ne var ki, Bakan Yumaklı doğruyu söylemedi. Çünkü halktv.com.tr, Taylan’ın Macaristan’da kurduğu şirketin faturalarına ulaştı. Meğer matematik okumuş müdürün ticari kariyeri, ESK sayesinde parlamış!

Nitekim Taylan daha şirketleri kurar kurmaz ESK ile sözleşme imzaladı. ESK’nın 2017 ve 2018’de ithal ettiği ‘genç boğaların’ büyük kısmının sadece Taylan’ın şirketinden aldığı görülüyor.

Taylan, Green Farm And Trade k.f.t. adlı şirketini Macaristan’da, 2017 yılında kurdu. Yine Çekya’da da 2017’nin Ekim ayında, Green Farm And Trade s.r.o. şirketini kurdu. ESK ile hemen ithalat sözleşmeleri imzalamaya başladı.

Aralık 2017’de önce kilosu 55 baş ‘genç boğa’ ithal etti. 55 bin Euro ödendi. Ardından aynı ay 56 baş daha alındı. Ödenen para 62 bin 674 Euro. ‘Genç boğa’ ithalatı 2018’de de sürdü.

whatsapp-image-2025-12-03-at-12-51-13.jpeg
Taylan’ın şirketi ile ESK arasında 2017-18’de yapılan bazı anlaşmalar.

İlk partide 55 baş boğaya ESK 56 bin 611 Euro ödedi. Peşinden ikinci partide 59 başa 62 bin 184 Euro ödeme yapıldı. 64 bin 260 Euro’luk bir başka anlaşmanın kapsamı da 61 baş ‘genç boğa’ ithalatı.

Taylan’ın şirketinin son yıllarda doğrudan bir satış yapıp yapmadığını bilmiyoruz. Kendisi 2023’ten beri hiçbir ithalat yapılmadığını savunuyor. Ancak Macaristan’da bir evin odasında kurulu şirketin nasıl bir ticaret yaptığı hala muamma.

/././

 Af lobisi ve narko-devlet -Serra Karaçam- 

Trump, Maduro’yu “narko çeteleri” yönetmekle suçlarken, ABD’de dev uyuşturucu davasından hüküm giymiş eski Honduras liderini affetti.

Eski Honduras Devlet Başkanı Juan Orlando Hernández, Başkan Donald Trump’ın affı sonrası saatler içinde West Virginia cezaevinden tahliye edildi…

Böylece ABD’nin “yarımkürenin en büyük yolsuzluk davalarından biri” diye tanımladığı 45 yıllık uyuşturucu kaçakçılığı mahkûmiyeti silindi.

Hernandez lobi firması BGR ile temastaydı ve Trump’a affı için mektuplar yazılmıştı…

Geçtiğimiz hafta bu af lobisi sayesinde huzurevi yolsuzluğundan, devleti ve sosyal sigortayı vergiler üzerinden dolandırmaktan hüküm giymiş bir yöneticinin affı da tepki çekmişti.

Hernandez'e af kararı, Trump’ın aynı anda Venezuela lideri Nicolás Maduro’yu “kartel düzeyinde narko çeteleri yönetmekle” suçladığı bir döneme denk geldi.

Trump, Maduro’ya sert çıkarken, “Amerikalıları zehirliyorlar” diye gemileri vurmayı sürdürürken, kokain sevkiyatlarını koruduğu kanıtlanan bir lideri serbest bırakması açık bir çelişki.

Trump, davayı “Biden yönetiminin bir kumpası” olarak nitelendirdi.

Hernández’in “kurban edildiğini” öne sürdü ve “bir ülkede uyuşturucu trafiği var diye başkan ömür boyu hapse atılamaz” dedi.

Karar, Honduras’taki seçimler ve Trump’ın Hernández’e yakın bir adayı desteklemesi nedeniyle daha da dikkat çekiyor.

Trump bir adayı “komünist” diğerini de “borderline komünist” olarak nitelerken, Asfura’ya destek iletti.

Bölgede Trumpçı bir yapı destekleniyor.

Deport edilenleri kabul edecek yönetimler isteniyor.

Zaten Venezuela Ulaştırma Bakanlığı da ABD’nin talebi doğrultusunda geri dönüş uçuşlarının yeniden başlatılacağını duyurdu.

ABD yönetimi, bölgede Çin’in etkisini de uzak tutmak istiyor.

***

Gelelim Hernandez’e.

Hernández’in 2014–2022 dönemindeki yönetimi, ABD savcıları tarafından bir “narko-devlet” olarak tanımlandı.

Trump'ın ilk döneminde arası ilişkiler başta iyiydi.

Trump Biden yönetimini suçlasa da dava aslında Biden dönemi öncesi 2019’da inşa edilmeye başlandı.

Bu ağın merkezinde, 185 ton kokain kaçırmaktan ömür boyu hapis alan kardeşi Tony Hernández bulunuyordu.

Savcılara göre Hernández, kardeşini ve diğer kaçakçıları korudu, rüşvet aldı ve devlet kurumlarını sevkiyatları güvenceye almak için kullandı.

***

Hernández’in kardeşi Tony HernándezMart 2019’da ABD’de büyük çaplı kokain kaçakçılığı ve ilgili suçlardan mahkûm edildi.

Bu dava, Juan Orlando Hernández’e yönelik soruşturmaların temelini oluşturdu.

ABD savcıları, 2022’ye kadar Hernández’in uyuşturucu kaçakçılığı, rüşvet ve devlet güçlerini kaçakçıları korumak için kullanmasıyla ilgili tanık ifadeleri, belgeler ve istihbaratı topladı.

Mahkemede, hükümetin ve güvenlik güçlerinin Kolombiya ve Venezuela’dan gelen kokainin Honduras üzerinden ABD’ye geçişini koruduğu, Meksikalı çetelerden rüşvet aldığı ifade edildi.

Nisan 2022’de Honduras hükümeti resmi olarak iade talebini onayladı.

Hernández, ABD’ye iade edilerek New York Güney Bölgesi’nde yargılanmak üzere ABD yetkililerinin kontrolüne teslim edildi.

2024’e kadar dava süreci devam etti, juri seçildi.

Hernández, ABD federal mahkemesinde (New York Güney Bölgesi) kokain ithal etme komplosu ve silah suçlarından mahkûm edildi ve 45 yıl hapis cezası aldı.

***

Hernández’i Honduras’ta yargılamak son derece tartışmalı olabilirdi.

Destekçileri veya güvenlik güçlerindeki farklı gruplar arasında huzursuzluk riski doğabilirdi…

Honduras adalet sistemi, muhtemelen eski bir başkanı büyük çaplı uyuşturucu kaçakçılığı suçlamalarından "güvenilir şekilde yargılayamayacağı için" iade talebini onayladı.

ABD zaten güçlü bir dava hazırlamıştı ve iade, iç siyasi ve güvenlik risklerini önlendi.

İade işlemi, onu ülke içi siyasi arenadan çıkardı ve yerel müttefiklerin etkisine daha az açık bir sisteme yerleştirdi.

New York Güney Bölgesi savcıları, Honduras’ın hukuk ve soruşturma kapasitesi göz önüne alındığında, Honduras’ta olamayacak kadar güçlü bir dava hazırlamıştı.

Hernández’in iadesi, Honduras’ın iç siyasi çatışmalardan kaçınmasını ve ABD ile uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadelede işbirliği göstermesini sağladı.

/././

 Medyada fırtına: Sözcü'ye ne oldu?-Ayşenur Arslan- 

“Beyaz Saray, "yanıltıcı ve taraflı" olduğunu iddia ettiği medya kuruluşları ile gazetecilerin isimlerini yayımladığı yeni bir internet sayfasını erişime açtı. Sitede çok sayıda basın kuruluşu ve gazeteci, "taraflı haber" ve "yalan haber" gibi kategoriler içerisinde listelendi. The Washington Post, CNN, CBS News, Axios ve New York Times gibi çok sayıda medya kuruluşu, "Tekrar Tekrar Suç İşleyen"  kategorisinde yer aldı.”

Haber bizler için şaşırtıcı değil elbette. Şaşırabileceğimiz tek yanı, listenin herkesin erişimine açık bir internet sitesinde yer alması.

Trump efendi kendisinden yana olmayan medya gruplarını apaçık yayınlamaktan çekinmiyor.

Bizde, Erdoğan çekindiği için değil, belli bir alışkanlıktan olsa gerek, saldırılar gizli kapaklı.. Günahlar ya yargıya yükleniyor ya da medya kuruluşunun “kendi işi” oluveriyor.

Trump’ın listesindeki Washington Post, 1971 yılında “halka Vietnam Savaşı hakkında yalan söylendiğini” ortaya çıkartan Pentagon belgelerini yayınlayınca ağır bir saldırıya maruz kalmıştı. Başkan Nixon konuyu Yüksek Mahkeme’ye kadar götürmüştü. Durum o kadar ciddiydi ki, gazete yönetimi “ülke aleyhine casusluk”  gerekçesiyle müebbet hapis tehlikesinin eşiğindeydi.

Ancak Yüksek Mahkeme, “halkın gerçekleri bilme hakkı” olduğunu belirterek davayı reddetti. Bu yüzden, alemin kralı Trump, haberleri yasaklayamıyor / yasaklatamıyor.. Afişe etmekten öteye gidemiyor.

***
Buralara gelince..
Arşivimizde sayısız örnek var.
O örneklerden bazıları, haberlerinin bedelini Uğur Mumcu, Abdi İpekçi, Metin Göktepe ve daha niceleri gibi canıyla ödedi.
AKP döneminde ise başka bir model uygulandı. Tek tek gazetecilerle uğraşmak yerine, gazeteleri, televizyonlarıyla medya grupları ele geçirildi. Onlar da gereğini yerine getirdi.

Sonunda öyle bir noktaya gelindi ki, bağımsız medya kuruluşlarından söz edilirken sayı 3’e indi: Halk TV, Sözcü, Tele1. Tele1’in başına gelenler malum. Merdan Yanardağ “yargının kararıyla” casusluk soruşturması çerçevesinde cezaevine gönderildi. Daha neredeyse Merdan’ın kimlik bilgileri kontrol edilirken yine “yargı kararıyla” Tele1’e kayyum atandı.

Sözcü’ye gelince; haftaya dikkat çekici bir operasyonla başladı. Genel Yayın yönetmeni gönderildi. Yerine Yılmaz Özdil getirildi.

Aralarında küçük çocuklu bir karı kocanın da olduğu çok sayıda 14 haberci, kış ortasında kapıya kondu.

Medyada olur böyle şeyler. Ama.. İktidarın CHP’yi hedefe koyduğu yüksek gerilimli bir dönemde bu gibi gelişmeler özel anlamlar taşır.

Saray’ın yeni medya tasarımında bağımsız üç grubun sayısı 1’e iniyorsa eğer, durup düşünmek gerekir.

Sözcü’yü neden üç grup içinde ayrı bir yere koyduğumu, Yılmaz Özdil’in son zamanlarda iyice açığa çıkan CHP aleyhtarlığı izah edecektir sanıyorum.

Hemen her yayınında Özgür Özel’i çok ağır ifadelerle -eleştirmenin ötesinde- suçlayan Yılmaz Özdil artık Sözcü’nün kaptan köşkünde.

Yumruklu saldırıya uğradığında Özgür Özel’e “Armut gibi dolaşıyor.. Ben gazeteciyim ama silahla geziyorum” diyen.. Polemikte “Çıkarttığın o gözlüğü gözüne sokacağım” sözleriyle el yükselten.. Kısacası CHP liderine öfkesini saklamayan bir isim Yılmaz Özdil.

CHP İstanbul Kayyumu Gürsel Tekin’in gelişmelere dair yorumu da portreyi güçlendiriyor:

“Yönetim değişikliğini Sözcü TV açısından olumlu bir adım olarak değerlendiriyorum. Uzun süredir tek taraflı bir yayıncılık anlayışının gölgesinde kalan Sözcü TV’nin, halkın gerçek sözcüsü olma niteliğini yeniden kazanmasını umuyorum..

Yeni yönetimin; kişisel haklara saygılı, herkesin söz hakkını gözeten, tek taraflı yayıncılıktan uzak ve demokratik iletişim kanallarını açık tutan bir anlayışla hareket edeceğine inanıyorum.”

***
“BİR YANDA SARAY MODELİ”: Tele1’i bir anda buharlaştıran.. Doğan Yayın grubunu, hala akıbetini bilmediğimiz Ziraat Bankası kredisiyle Demirören’lere armağan eden.. Kamu bankalarının reklamlarıyla Saray medyasını ihya eden.. Fatih Altaylı’yı “Erdoğan’a fiili saldırı girişimi” gibi akla ziyan bir suçla Silivri’ye gömen.. Yanı sıra RTÜK VE cumhurbaşkanlığı iletişim başkanlığı eliyle aba altından sopa gösteren Saray modeli

“BİR YANDA BAĞIMSIZLIK ÇABASI”: Terazinin öteki kefesinde ise, kamu ilanlarının semtine uğramadığı kanallar.. Ağır RTÜK CEZALARI.. Polisin arada bir uğrayıp, yöneticilerini gözaltına aldığı haber merkezleri..

Böyle bir eşitsizlikte, Gürsel Tekin Sözcü’ye, “Tek taraflı yayıncılıktan uzak” bir yayın politikası diliyor ya! Ona ve asıl önemlisi Yılmaz Özdil ve ekibine hatırlatmak isterim. Gazetenin sahibi Burak Akbay’ın uzun yıllardır yurt dışında olduğunu.. Hakkında FETÖ iddialarıyla yakalama kararı çıkartıldığını unutmasınlar. Sözcü’yü yok etmek için “Silahlı terör örgütü FETÖ’ye üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek” iddiası icat edildiğini.. Böyle bir iddiayla asla bir arada anılamayacak Emin Çölaşan’ın da hedef alındığını herhalde unutmamışlardır.

Bu kumpasın arkasında CHP’nin.. Hele hele Özgür Özel’in asla olmadığını da biliyorlardır.

Eğer bu son deprem Burak Akbay ile Erdoğan arasındaki buzların erimesi, patronun Türkiye’ye dönebilmesi için yaşandıysa mübarek olsun!

İktidar oyununun son perdesinde, sahneye tam da ışıklar sönerken böyle çıkmak, bir tercih elbette.

Ama o tercihin sonuçlarına katlanmak.. Ve medya tarihinde “iktidarın memleketi tutsak ettiği günlerde muhalefete cephe alanlar” olarak hatırlanmak var ya!!

Evlerden ırak!!!!

/././

 Rubio’dan Hizbullah’la İşbirliği Suçlaması: Maduro’ya dört koldan baskı -Mustafa K. Erdemol- 

“Kıyılarımızdan ülkemize uyuşturucu sokuyor” iddiası Venezüela’yı “şeytanlaştırmaya” yetmemiş olacak ki ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’dan yeni herzeler gelmeye başladı. Rubio, önceki gün Fox TV’ye yaptığı açıklamada İran ile Hizbullah'ın Venezuela'da bir dayanak noktası oluşturduğunu, bunun ABD'nin güvenlik endişelerini artırdığını söyledi.

ABD Başkanı Donald Trump’ın uyuşturucu iddiası inandırıcı olsaydı Rubio’nun ağzından bu tür bir “suçlama” duymayacaktık gibi geliyor bana. Son günlerin moda deyimiyle “tüm tuşlara basıyor” ABD yönetimi anlaşılan. Hangisi tutarsa artık.

Hiçbirinin tutması da şart değil kaldı ki, açık denizlerde uyuşturucu taşıyor diye ABD tarafından vurulan teknelerin çoğunun Venezüela’ya ait olmamasına nasıl aldırılmadıysa, “iddiaların yanlış çıkmasını da” kimse umursamayacak nasılsa. Gücü yetenin hukukunun geçerli olduğu bir çağdayız, malum.

Rubio, İran -Venezüela işbirliği iddiasına kendisinden başka itibar eden olmadığını biliyor ki “bu konu yeterince konuşulmamaktadır” diye yakınıyor da üstelik.

Açıklamanın zamanlaması da tabii ki iyi “ayarlanmış”. ABD'nin Karayipler ile Doğu Pasifik Okyanusu'nda uyuşturucu kaçakçılığı yaptığı iddia edilen teknelere yönelik saldırılarının başlamasından aylar sonra yapıldığına dikkat çekerim Rubio’nun açıklamalarının. Dediğim gibi Venezüela’nın “uyuşturucu” ticareti ya da kaçakçılığı yaptığı iddiasına inandırdıklarının sayısı az demek ki Başkan Trump’ın.

İran da Venezüela da bağımsız iki ülke. Kuşkusuz siyasal sistemleri birbirinden çok farklı. Ancak her ikisi de ABD’nin “en çok nefret ettiği” ülke durumunda. Mevcut ortamın İran ile Venezüela arasında işbirliği doğurmasından daha doğal ne olabilir? Yani, kabul edilmiş diplomasi ilkeleri çerçevesinde kurdukları ilişkileri var. Karakas ile Tahran arasındaki işbirliği de böyle bir şey. Ötesi yok.

ABD'nin yaptırımları altında olan iki ülke 2022'de Tahran'da 20 yıllık bir işbirliği planı imzalayarak petrol ile savunma başta olmak üzere birçok konuda ortaklık sözü verdiler birbirlerine. Yani gizli kapaklı bir ilişki yok aralarında. Maduro, ABD'nin son kışkırtcılığı dahil yaptığı hamleleri hükümeti devirme girişimi olarak değerlendirdiğinde İran’ın Venezüela’ya destek vermemesi düşünülebilir mi? Nitekim İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD’nin tutumunu “zorbalık yaklaşımı” olarak nitelendirdi.

Rubio’nun İran destekli Hizbullah’ın Venezüela başta olmak üzere Güney Amerika’da uzun süredir varlığını sürdürme iddiasını dile getiren - Arjantin dışında -bir başka bölge ülkesi de yok benim bildiim kadarıyla. Hatta, Trump kopyası Javier Miley’nin yönetimindeki Arjantin’in Güvenlik Bakanı Patricia Bullrich’in Şili ile Bolivya'da Hizbullah'ın varlığının tespit edildiğini öne sürmesi Bolivya hükümetini çok kızdırdı. Sert bir açıklama yaparak suçlamaların bir dayanağı olmadığı gibi delil ile belgeden de yoksun olduğunu belirten Bolivya yönetimi bununla da yetinmeyerek, Arjantin Büyükelçisi’ni Dışişleri Bakanlığı’na çağırıp açıklama istedi.

“Şeytanlaştırma”yla başlar bu tür işlere ABD. Gerisinin kolay geleceğine inanır çünkü. Uzun zamandır “pişirilen” bir iddiayı Rubio’nun gündeme getirmesi bundan. “Bu konu az konuşuluyor” derken de daha Ekim ayında konunun ABD Senatosu’nda konuşulduğunu anımsamıyor bile şaşkın.

“Şeytanlaştırma” için çok iyi iki malzemedir “uyuşturucu” ile “terör”. İran/Hizbullah ile Venezüela’yı bu iki malzemeyle suçlamakla şansını bir kere daha deniyor. Ama sonuçta Rubio’nun açıklaması Venezüela’ya yönelik uyuşturucu kaçakçılığı iddiasının tek başına inandırıcı olmadığını gösteriyor kesinlikle.

Bu da tutmazsa bir şeyler daha uydururlar.

Bekleyelim…

/././

halkTV


Öne Çıkan Yayın

Bebek Otel çalışanının savcılık ifadesine ulaşıldı: Ali Koç, Acun Ilıcalı ve Okan Buruk iddiaları + Bebek Otel'de yaşananları otel çalışanı tek tek anlattı: Ali Koç neden takipteydi, pokerde dönen yüklü paralar kimindi?

Bebek Otel çalışanının savcılık ifadesine ulaşıldı: Ali Koç, Acun Ilıcalı ve Okan Buruk iddiaları -BİRGÜN-  Bebek Otel’in sahibi Muzaffer Yı...