Migros işçisi direnişte, patron Özilhan kar tatilinde: Otelin 3 gecesine, işçinin 6 ayını gömdü!-Emre Alım-
Migros depolarında eksi 8 derecede sağlığından olan işçiye 80 liralık "sadaka" gibi bir prim reva görülürken, patron Türkan Özilhan, eksi 6 derecedeki İsviçre Alpleri’nde servet değerinde bir kış tatili yapıyor. Biri hayatta kalmak, diğeri keyif sürmek için aynı soğuğa bakıyor.
Migros depolarında çalışan binlerce işçi 7 gündür direnişte.
İşçilerin iki temel talebi var: Ücretlerin yüzde 50 artırılması ve vergi kesintilerini patronun ödemesi. Çünkü patronun önerdiği yüzde 28 zam ve vergi kesintisi, açlık sınırından hallice bir maaş demek.
İş bırakan işçiler, talepleri karşılanana dek bir koli dahi taşımamakta kararlı.
Direnişteki işçilerinin önemli bir bölümüyse depoların "soğuk hava" bölümünde çalışıyor.
Eksi 8 derece civarındaki bu dondurucu ortamda mesai harcamak, sadece üşümek anlamına gelmiyor. Burada çalışan bir işçinin bağışıklık sistemi adım adım zayıflıyor, eklemlerine romatizma yerleşiyor ve dolaşım bozuklukları başlıyor.
İşçinin sağlığından verdiği bu mesai için patronun uygun gördüğü karşılık ise trajikomik. Migros depolarının soğuk hava bölümünde çalışan işçiler için uygulanan ve "iyileştirme" adı altında sunulan zamlı “soğuk hava primi” bu yıl için sadece 80 lira olarak belirlendi.
Özilhan'ın 3 günü, işçinin 6 ayı
Bugün direnişin 7. günü ama işçilerin en temel insani taleplerine dair şirketten henüz tek bir ses çıkmadı.
Ancak dün bir sosyal medya paylaşımı, bu derin sessizliğin nedenini açıkça ortaya koydu. Sessiz kaldığı düşünülen patronlardan biri, aslında "başka bir soğuğun" tadını çıkarıyordu.
Migros’un bağlı olduğu Anadolu Grubu’nun Yönetim Kurulu Üyesi Türkan Özilhan, İsviçre tatilinden kareler paylaştı. https://haber.sol.org.tr/sites/default/files/2026-01/yasemin.mp4 (Karla kaplı St. Moritz Gölü’nün eşsiz manzarasına bakan bir otelde konaklayan Özilhan, güne İsviçre’nin geleneksel müzik aleti olan "alphorn"dan dökülen pastoral melodilerle başlıyor.)
Görüntülerden anlaşıldığı üzere Türkan Özilhan, 3 gündür St. Moritz’deki Kulm Otel’de konaklıyor. Kış sezonunda bu oteldeki standart bir odanın fiyatı güncel kurla 90 bin liradan başlıyor. Göl manzaralı suitlerin geceliği ise 200 bin liraya kadar tırmanıyor.
Yani Özilhan’ın sadece birkaç günlük konaklama maliyeti, 270 bin ile 600 bin lira arasında bir servete tekabül ediyor.
Bu hesabı somutlaştıralım. En düşük oda fiyatı esas alınsa bile, Özilhan’ın sadece 3 günlük otel faturası, Migros deposunda ömrünü tüketen bir işçinin en az 6 aylık maaşına denk düşüyor.
Yasemin Özilhan buz tutan St. Moritz gölü üzerinde.Kimin soğuğu daha gerçek?
Bugün St. Moritz’de hava eksi 6 derece yani Migros’un o dondurucu soğuk hava deposuyla neredeyse aynı sıcaklıkta.
Ancak bu benzerlik, aradaki devasa uçurumu maskelemeye yetmiyor. Çünkü bir tarafta eksi 8 derecenin soğuğu hastalık, yoksulluk ve hayatta kalma mücadelesi anlamına gelirken, diğer tarafta eksi 6 derecenin soğuğu lüks, eğlence ve huzur anlamına geliyor.
Denkliği bozan şeyse sömürü gerçeği.
Özilhan, bir işçiye soğuk hava deposunda geçirdiği bir saatlik o ağır mesai için sadece "sembolik" bir prim öderken, aslında o işçinin çalınan emeğiyle Alp Dağları'nın zirvesinde karın keyfini sürüyor.
Bu tablo, düzenin en yalın özeti. Bir yanda sefalete mahkum edilen, 80 liralık "sadaka" gibi primlere karşı onur kavgası veren depo işçisi, diğer yanda ise o işçinin yarattığı değerle İsviçre’de yüz binlerce liralık tatil yapan patronlar.
İşçinin deposu ne kadar soğuksa, patronun tatili o kadar konforlu. İşçinin sofrası ne kadar boşsa, patronun manzarası o kadar dolu.
Bu nedenle Migros depolarındaki direniş, sadece bir ücret pazarlığı değil, bu iki farklı dünya arasındaki sınıfsal uçuruma karşı bir başkaldırıdır.
/././
Miras savaşı, bölünmeler ve film keyfi: Cemaat’te neler oluyor?
Fethullah Gülen’in ölümü sonrası miras kavgasının ayyuka çıktığı, bölünmelerin yaşandığı Cemaat’te kavga giderek daha da ilginç bir hâl alıyor. Bir yanda film festivalinden paylaşım yapanlar, diğer yanda miras kavgasına düşenler, öbür yanda Erdoğan’dan özür dileyenler ve dahası…
"Hulusi Akar, ABD’den darbe talimatı almış, bunun için de çalışmalara başlamışlar. Maduro’ya yaptıklarının benzerini Erdoğan’a yapacaklar ve Erdoğan’ı mahkemeye getirip, benim kişisel yorumum Ahmet Dödö’lerden sonra, buna bence Gülen de onay vermiştir. Ortada darbe yok, mahkemeden kaçan bir başbakanın Türk mahkemelerine çıkarılması kadar doğal bir şey yok, bunu da genelkurmay başkanı istiyorsa… Osman Şimşek’in iddiasıyla bunu söylüyorum, Gülen darbeye ikna edilmedi, aksine bu planı Gülen ikna etti, yani darbeye şey yapmadı. Bunun içinde darbe taraftarları var mıdır, vardır. Tuzağa düşenler vardır.”
Bu sözler Fethullahçı Emre Uslu’ya ait.
Sosyal medya platformu X’te açtıkları bir sohbet odasında, eski Zaman muhabiri Ahmet Dönmez’in iddialarına ilişkin konuşan Uslu, 15 Temmuz’a ilişkin yukarıdaki ifadeleri kullanıyor.
Akar, ABD’den darbe talimatı almış, Gülen destek vermiş, ancak bu darbe değilmiş…
Gerçekten de tam bir Fethullahçı akıl yürütmesi.
Bu tartışma ve aktarım şu nedenle önemli, Cemaat içinde çok ciddi bir kırılma, büyük bir miras kavgası var ve herkes birbirine bilenmiş durumda.
Cemaat'in ABD desteğiyle giriştiği 15 Temmuz, onlar için de büyük bir kırılmayı temsil ettiği için, tüm bu tartışmalarda önemli bir yere oturuyor.
Öte yandan bu tartışmanın bir diğer merkez başlığı, son günlerde basına da yansıyan, soL’un daha önce de işaret ettiği Cemaat içindeki bölünme gündemi.
Bu bölünmenin iki ana kaynağı var.
Birincisi, "15 Temmuz’un asıl mağduru bizler olduk" yakınmasıyla Cemaat’in yönetim kadrosunu hedef alan üst düzey olmayan Cemaatçiler. Birileri sefa sürerken kendilerinin ezildiğini söylüyorlar. Bu nedenle de Erdoğan'dan özür dileyen de var, af talep eden de...
Diğer bölünme kaynağı ise “miras” ve ”temsiliyet” başlığıyla ilişkili. Burada para ve güç konuşuyor.
Ancak bölünme sadece bu iki kaynaktan ibaret değil, çok daha kapsamlı görünüyor.
Sonuç olarak ortada birbirini hedef alan birçok unsur bulunuyor, bu unsurların bir bölümü zaman zaman yan yana da geliyor.
Yeni Herkül çıkışı
Bu tabloda tam da bu iç kavgayla ilgili son çıkışlardan biri, “Yeni Herkül” oldu.
Malum, Gülen Cemaati’nin yayınının adı “Herkül”, bu yayını kontrol eden Cemaat’in merkez ekibine isyan eden muhalifler, “Yeni” ön ekiyle bir çıkış yaptılar.
Bu çıkışa vesile olan şey, 15 Temmuz’un ardından bir süre cezaevinde de yatan Ahmet Turan Alkan’ın ölümü oldu.
Bu ölüm sonrası Yeni Herkül adıyla yayımlanan taziye mesajında, “O, zor zamanlarda Zaman Gazetesi Genel Müdürü Ekrem Dumanlı gibi kaçarak değil; onuruyla hapis yatarak, fikir namusuna sahip çıkmış nadide bir duruşun adıdır” ifadesi yer aldı.
Dumanlı, Cemaat’in tepe kadrosunda bulunan isimlerden biri.
Bu açıdan mesajın kimleri hedef aldığı ortada.
Bu çıkışın ardından Cemaat’in merkez kadrolarına yönelik bir çağrı yapan Yeni Herkül ekibi, uzun süredir çeşitli aktörleri tarafından dile getirilen Erdoğan’dan özür ve af çağrılarını anımsatan şekilde, Türkiye’de cezaevlerinde yatan Cemaatçilerin durumunun iyileştirilmesi için yönetici ekibi sorumluluk almaya çağırdı.
Bu konuda adım atılması halinde Yeni Herkül grubu kendisini askıya alacağını da dile getirdi.
Ancak ortada Cemaat’teki bölünmenin bağlanabileceği bir yer olduğunu söylemek de pek mümkün değil.
Küçük bir örnekle devam edelim…
Miras savaşı ve Ekrem Dumanlı'nın film keyfi
Cemaat’te son dönemdeki itirazları ve sosyal medyadaki paylaşımlarıyla öne çıkan "muhalif" isimlerden “Murtaza” adlı kişi hakkında, bir eve çöktüğü iddiaları Emre Uslu tarafından gündeme getirildi.
“Murtaza” adlı Cemaatçi ise uzun süredir Fethullah Gülen’in vasiyetini tartışmaya açmış kişiydi. Bu iddianın kaynağında Cevdet Türkyolu’nun Gülen’in gerçek vasiyetini sümenaltı ettiği vurgusu bulunuyordu. Bu arada Gülen’in kardeşinin vasiyete karşı dava açtığı da sürüyor.
Yani ortada Fethullahçıların tümünün birbirine girdiği, hepsinin çıkar çatışması içinde olduğu, daha önce de söylediğimiz üzere tam da Cemaat’e yakışan bir kavga var.
Bu açıdan Cemaat’in tepe yöneticilerinden Ekrem Dumanlı’nın sosyal medya üzerinden yaptığı son paylaşım ve gelen yanıtlar, içerideki kopuşu göstermesi, gelinen durumu anlatması bakımından son derece dikkat çekici.
ABD'de, New York'ta gittiği film festivalinde izlediği bir filme dair video çeken Dumanlı, bunu sosyal medya hesabından paylaşırken, gelen tepkiler şöyle oldu: “İnsan biraz utanır yahu,biraz yüzü kızarır, tövbe eder sebep olduklarından dolayı. Yürekler yangın yeri sen saçını tara” “Binlerce insanın hayatını kararttıgınız bır fılım cevırdınız o sıze yetmez mı” “Utanma arlanma da kalmamış, millet hücrede kalıyor sizin yüzünüzden, ayyy bu paylaşımı yapacagıma yerın dıbıne girmeyı tercih ederdim.. ..binlerce ınsanı yokluğa sosyal soykırıma terk et..sinema keyfi..”

***
Sosyal medya RTÜK'ü geliyor: AKP ‘denetim’ adı altında sansürü kurumsallaştırıyor -Özkan Öztaş-
Sosyal medyada yaygın bir sansür mekanizması işleten AKP iktidarı, bu mekanizmanın merkezine RTÜK benzeri bir kurul yerleştirme hazırlığında.
AKP Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) toplantısından, dijital alandaki sansürü yeni bir boyuta taşıyacak "Dijital Platformları Denetleme Kurulu" önerisi çıktı.
Aile Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın sunumuyla gündeme gelen düzenleme, radyo ve televizyonlardaki sansür aygıtı RTÜK’ün bir benzerini internetin tamamına yaymayı hedefliyor.
Toplantıda "gayriahlaki içerik" ve "sosyal doku" gibi kavramlar üzerinden savunulan bu yeni üst kurul, iktidarın sosyal medya ve internet mecrasına tümden denetim getirme isteğiyle yakından ilişkili.
Dev şirketleri inceleme raporundan çıkan sonuçlar
İktidar bu yeni baskı kurulunu inşa ederken, küresel sermayenin temsilcisi olan sosyal medya devlerinin de bu sürece zaten şu andan itibaren katkı sunduğu biliniyor. İfade Özgürlüğü Derneği’nin (İFÖD) yayımladığı “Dijital İtaat Rejimi” raporu, Facebook, X, YouTube ve TikTok gibi platformların kullanıcı haklarını değil, Türkiye’deki ticari çıkarlarını koruduğunu vurgulamış, bu bağlamda iktidarın "sansür aparatına" dönüştüğünü ortaya koymuştu:
* TikTok: Türkiye’den gelen taleplere yüzde 90 oranında uyum sağlayarak "yüksek itaat" sergiliyor.
* LinkedIn: Kendi küresel raporlarında hükümet taleplerine yüzde 100 uyum sağladığını itiraf ederken, Türkiye kamuoyuna "sıfır talep" aldığını beyan ederek şeffaflık yanılsaması yaratıyor.
*BTK ve Şirket İşbirliği: Sosyal medya şirketlerinin sunduğu raporlar, BTK tarafından "ticari sır" kalkanı altına alınarak kamuoyu denetiminden kaçırılıyor.
Alternatif Bilişim Derneği: 'İhtiyaç sansür değil, özgürlük'
Konuyla ilgili soL’a değerlendirmelerde bulunan Alternatif Bilişim Derneği Başkanı, Bilişim Hukuku Uzmanı Faruk Çayır, "çocukları koruma" söyleminin arkasındaki tehlikeye dikkat çekti.
Çayır, Türkiye'de dijital sansürün artık bir istisna değil kural haline geldiğini belirterek şunları söyledi: "Genel ahlak ve aile yapısı gibi kavramlar hukuken belirsizdir ve siyasi iktidarın keyfi müdahalelerine kapı açar. Sosyal medya için RTÜK benzeri bir kurum, ifade özgürlüğünü fiilen askıya alan bir mekanizmaya dönüşecektir. Türkiye’nin ihtiyacı yeni bir sansür kurumu değil; özgür, çoğulcu ve güvenli bir dijital kamusal alanın inşasıdır."
'Yeni dijital medyanın denetim organı' çıkışının ardındaki gerçekler
AKP'ye yakın Türkiye gazetesinde yer alan haberde, AKP'nin hazırlıklarına giriştiği kurul için şöyle deniliyor: Bazı üyeler “Yeni dijital medyanın denetim organı” olması gerektiğini belirtirken, sosyal dokuyu zedeleyen ve özellikle çocukları ve gençleri hedef alan gayriahlaki içeriklerle ancak bu şekilde etkin mücadele edilebileceğini dile getirdi.
AKP iktidarı klasik olarak çocukları koruma kılıfıyla sosyal medyayı sansür şemsiyesine almaya hazırlanırken, bunun haber sitelerini ve habercilik yapılan Youtube kanallarını da kapsayıp kapsamayacağı merak konusu.
Şu anda halihazırda ESB eliyle yürütülen sansür mekanizması her gün onlarca habere erişimin engellenmesine neden oluyor. Kurulması planlanan yeni kurulun bu mekanizmayı da devralıp devralmayacağı, bu açıdan haberlere yönelik sansürün de çok daha sistematik yeni bir aşamaya taşınıp taşınmayacağı merak konusu.
/././
TÜİK makyajı artık tutmuyor: İşsiz sayısı kağıt üzerinde düştü, gerçekte 11,6 milyona çıktı
TÜİK verilerine göre dar tanımlı işsizlik yüzde 7,7'ye gerileyerek "kağıt üzerinde" bir iyileşme sinyali verse de, gerçek tabloyu yansıtan geniş tanımlı işsiz sayısı 11 milyon 593 bine ulaştı. İki farklı işsizlik ölçümü arasındaki oran yüzde 20,9 puan ile rekor seviyeye çıktı.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Aralık 2025 dönemine ait işgücü istatistiklerini yayımladı.
Verilere göre, dar tanımlı işsizlikte gerileme yaşanırken, geniş tanımlı işsizlik tırmanmaya devam etti.
Dar tanımlı işsizlik oranı Aralık 2025'te yüzde 7,7 seviyesinde gerçekleşti. TÜİK, işsiz sayısının bir önceki aya göre 286 bin kişi azalarak 2 milyon 736 bin kişi olduğunu açıkladı.
Ancak yine TÜİK tarafından açıklanan ve "âtıl işgücü" olarak adlandırılan geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 28,6 oldu.
Geniş tanımlı işsiz sayısı 11 milyon 593 bin!
DİSK-AR’ın raporuna göre, resmi işsizlik verileri ile gerçek durum arasındaki makas hızla açılıyor.
Aralık 2023’te 9 milyon 668 bin olan geniş tanımlı işsiz sayısı, Aralık 2025 itibarıyla 11 milyon 593 bine yükseldi. Ayrıca dar ve geniş tanımlı işsizlik oranı arasındaki puan farkının yüzde 20,9’a ulaştı.
Bu artışın temel nedenleri yarı zamanlı çalışanlar ve çalışmak istediği halde uzun süredir iş bulamayanların sayısındaki artış. Rapora göre 3,7 milyon kişi haftalık 40 saatten az çalışıyor ve daha fazla çalışmak istiyor. 5,2 milyon kişiyse çalışmak istemesine rağmen iş bulamıyor.
Kadın işsizliği yüzde 38'i geçti
Geniş tanımlı kadın işsizliği oranı yüzde 38,3 olarak hesaplanırken, bu oran erkeklerde yüzde 22,8 seviyesinde kaldı.
Kadınlarda geniş tanımlı işsiz sayısı 5 milyon 664 bin kişi olarak kayıtlara geçti.
Genç nüfusta da durum benzer bir seyir izledi. 15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta dar tanımlı işsizlik oranı yüzde 14,1 olurken, bu oran genç erkeklerde yüzde 12, genç kadınlarda ise yüzde 18,2 olarak tahmin edildi.
Resmi işsizlerin yüzde 81’i ödenek alamıyor
İşsizlik ödeneğinden yararlanma koşullarının ağırlığı nedeniyle, resmi işsizlerin ezici çoğunluğu bu haktan mahrum kalıyor.
Aralık 2025’te resmi işsizlerin sadece yüzde 18,8’i işsizlik ödeneği alabildi. 2,2 milyon işsiz, işsizlik ödeneğinden yoksun kaldı. Yani her 10 işsizden 8'i ödenek alamadı.
***





