T-24 "Köşebaşı + Gündem" -30 Ekim 2025-

Gebze'deki facia göz göre göre gelmiş: Binanın çökmeden bir gün önce çekilen fotoğrafları ortaya çıktı!

Kocaeli'nde çöken ve 5 kişilik aileden 2'sinin cansız bedenine ulaşıldığı binanın, önceki gün çekilen fotoğrafları ortaya çıktı. Binanın zemin katındaki eczanenin kiracısı Uğur Aydın, çökmeden bir gün önce iş yerinin önündeki zeminde çökmeler olduğunu söyledi. Kendisinin şehir dışında olduğu için eşinin bina sahibi ile görüştüğünü, kendisine “Herhangi bir sıkıntı yok” dendiğini anlatan Aydın, “Bu binada değil, binanın ön tarafında sıkıntı vardı. Bina hasarlı değildi aslında önündeki alanda çökme vardı” diye konuştu.

Kocaeli'nin Gebze ilçesinde çöken 7 katlı binanın enkazından ilk 12 yaşındaki Muhammet Emir ile 14 yaşındaki Hayrunnisa Bilir'in cesedine ulaştı. Ailenin 18 yaşındaki kızı Dilara Bilir ise enkazdan sağ çıkarıldı. baba Levent Bilir ile Emine Bilir'in cesedi ise enkazdan 19. saatte çıkarıldı. Beş kişilik Bilir ailesinden yalnızca bir kişi kurtarılabildi. Aslan Apartmanı enkazında 913 kişilik ekiple gerçekleştirilen arama- kurtarma çalışmaları sonlandırıldı. Görevlendirilen bilirkişi heyeti binanın enkazında incelemelerde bulunacak. Hazırlanacak rapor doğrultusunda adli soruşturma sürdürülecek.

Binanın zemin katındaki eczanenin kiracısı Uğur Aydın, gazetecilere açıklama yaptı. Çökmeden bir gün önce iş yerinin önündeki zeminde çökmeler olduğunu belirten Aydın, "Ufak bir çökme olduğunu söylediler. Ben şehir dışındaydım. Telefonlara bakacak durumda da değildim. Eşime hemen 'müteahhit ile konuş' dedim. Onunla görüşmüş. Dükkan sahibi de gelmiş, incelemişler. Sonra bunu da bildirmişler. Ama kime, nasıl bildirdiğini ona sorun. Ben bilgi sahibi değilim. Eşime herhangi bir sıkıntının olmadığını söylemiş. Bu olay, 30 Ekim'de olsaydı belki biz de eczanenin altında kalmış olacaktık. Binanın ön tarafında ufak ufak çökmeler varmış. Eşim bunu bina sahibi Ergün beye anlatıyor. Ergün bey de hemen gelmiş bakmışlar, kolonları incelemişler. Herhangi bir çatlak var mı diye bakmışlar. Bunların olmadığını tespit ediyor. Metro inşaatıyla ilgili aşağıda cihazlar varmış. Artık onlarla mı görüşüyorlar; bilmiyorum. Sonra da Ergün Bey, 'herhangi bir sıkıntı yok' dedi. Biz de bu sabah uyandığımızda böyle bir durumla karşılaştık" dedi.

“Binanın ortasında direk, kolon yok”

Binanın genişliğinin 45 metrekare olduğunu söyleyen Aydın, "Bina toplam 45 metrekare zaten. Binanın ortasında direk, kolon yok. Ya da benim gördüğüm bir direk yok. Binanın zaten etrafında direkler var. O direkleri de kesme şansımız yok. Eczacılar Odası'na dosya veriyoruz biz; imar, iskanla ilgili tüm belgeleri. Metro inşaatı havalandırması da eczanenin sağ tarafında. Ben sadece binanın önünde çöküntü olduğunu gördüm. Binanın önünde 3-5 santimlik çöküntüden kaynaklı. Bizim binaları kaplıyorlar ya o alüminyumlar bel veriyor, baskı yapıyor. Kolonun içine alüminyumdan bakınca herhangi bir sıkıntı yoktu. Ben akşam baktım. Müteahhit sabah bakmış; ama herhangi bir sıkıntı olmadığını biz gözle gördük. Bu binada değil, binanın ön tarafında sıkıntı vardı. Bina hasarlı değildi aslında önündeki alanda çökme vardı" diye konuştu.

Aydın ayrıca binanın önündeki çökmelerin ve kolonlardaki kaplamaların yerinden oynadığının görüldüğü dün çekilen fotoğrafları da gazetecilere gösterdi.

***

Henüz vakit varken gülüm…-Mine Söğüt-

Cumhuriyet'in ömrü için İngilizler o zamanlar “İki yıl dahi dayanmaz” demişler. Rejim en azından kâğıt üzerinde 102 yıl dayanmış görünüyor ama bunca zamandır neyin kapıya dayandığı alenen belliyken bunu ısrarla görmeyen gözler ülkenin kaderini belirliyor.

Bu ülkede laiklik elden gitmesin, karşı devrimciler Cumhuriyet'i yıkmaya kalkmasın diye…

İlk askeri müdahale Cumhuriyet'in 37’nci yılında yapıldı, ilk askeri muhtıra 48’inci yılında verildi, ikinci askeri darbe 57’nci yılında gerçekleşti.

Okullara din dersi zorunluluğu Cumhuriyet'in 59’uncu yılında getirildi.

Laikliği savunan iki ilahiyatçı, Bahriye Üçok ve Turan Dursun Cumhuriyet'in 67’nci yılında faili meçhul cinayetlerle öldürüldüler.

Tarikat siyaset ve ticaret üçgenini araştıran gazeteci Uğur Mumcu Cumhuriyet'in 70’inci yılında siyasi bir cinayete kurban gitti.

Bize göre demokrasi hiçbir zaman amaç olamaz… araç olacaktır. Demokrasiye inandığını söyleyenler bunun neticesine de katlanmak zorundadırlar” diyen Recep Tayyip Erdoğan Cumhuriyet'in 71’inci yılında İstanbul Belediye Başkanı seçildi.

Akit gazetesinin hedef gösterdiği Ahmet Taner Kışlalı Cumhuriyet'in 76’ncı yılında bombalı bir saldırıyla öldürüldü.

İslami referanslarla politikaya giren AKP Cumhuriyet'in 78’inci yılında kuruldu.

Laiklik konusundaki hassasiyetiyle bilinen tarihçi Necip Hablemitoğlu evinin önünde Cumhuriyet'in 79’uncu yılında öldürüldü.

Recep Tayyip Erdoğan Cumhuriyet'in 80’inci yılında ilk kez başbakan seçildi.

İstanbul’da El-Kaide’nin Türkiye yapılanması tarafından gerçekleştirildiği söylenen saldırı eylemleri Cumhuriyet'in 80’inci yılında yapıldı.

Dört üyenin yaralandığı Danıştay başkanının ise öldüğü Danıştay saldırısı Cumhuriyet'in 83’üncü yılında gerçekleşti.

Biri Alman ikisi Türk üç Hıristiyan, Malatya’da Zirve Yayınevi’ne yapılan saldırıda boğazları kesilerek Cumhuriyet'in 84’üncü yılında öldürüldü.

Barış yanlısı yazılarıyla bilinen Ermeni gazeteci Hrant Dink Cumhuriyet'in 84’üncü yılında sırtından vuruldu.

Silahlı bir terör örgütüne yönelik olarak sürdürülen Ergenekon soruşturmaları Cumhuriyet'in 84’üncü yılında açıldı.

Kürt açılımı da denilen çözüm sürecine Cumhuriyet'in 86’ncı yılında girildi.

Bir askeri darbe planı iddiasıyla açılan Balyoz davası Cumhuriyet'in 87’nci yılında başladı.

Kadınlara yönelik şiddetin ve ev içi şiddetin önlenmesine yönelik olarak hazırlanan uluslararası İstanbul Sözleşmesi Cumhuriyet'in 88’inci yılında imzalandı.

Gezi direnişi Cumhuriyet'in 90’ıncı yılında yapıldı.

Fethullah Gülen operasyonları Cumhuriyet'in 90’ıncı yılında gerçekleşti.

AKP’li Recep Tayyip Erdoğan Cumhuriyet'in 91’inci yılında başkan seçildi.

Her yıl yapılan onur yürüyüşleri Cumhuriyet'in 92’nci yılında yasaklandı.

Balyoz davası sanıkları Cumhuriyet'in 92’nci yılında beraat etti.

HDP meclise Cumhuriyet'in 92’nci yılında girdi.

Diyarbakır’ın Sur ilçesindeki “Hendek operasyonları”, birçok sivil toplum örgütünün düzenlediği Barış Mitingi'ne katılmak üzere Ankara Garı'nın önünde buluşan gruba bombalı intihar saldırısı ve Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’ye yönelik ölümle sonuçlanan silahlı saldırı Cumhuriyet'in 92’nci yılında yapıldı.

Kürt açılımı hedefe ulaşamadan Cumhuriyet'in 92’nci yılında son buldu.

Gülen cemaatinin darbe girişimi olarak kodlanan 15 Temmuz olayları ve HDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın tutuklanması Cumhuriyet'in 93’üncü yılında gerçekleşti.

Tüm sanıkların beraat ettiği Ergenekon davası Cumhuriyet'in 93’üncü yılında sonuçlandı.

İstiklal Caddesi’nde Irak ve Şam İslam Devleti ile bağlantılı intihar bombacısının saldırısı sunucu altı kişi ve Sultanahmet Meydanı’ında IŞİD militanı olduğu söylenen bir intihar bombacısının saldırısı sonucu da 13 kişi Cumhuriyet'in 93’üncü yılında öldü.

İstanbul’da bir gece kulübüne yönelik 39 kişinin öldüğü silahlı saldırı Cumhuriyet'in 93’üncü yılını 94’üncü yılına bağlayan yılbaşı gecesi gerçekleştirildi.

Sivil toplum örgütlerini destekleyen iş adamı Osman Kavala Cumhuriyet'in 94’üncü yılında içeri alındı.

Bir şantaj şebekesinin başı olan ve elinde çok özel görüntüler bulunduğu tahmin edilen, Adnan Hoca ya da Harun Yahya ismiyle tanınan Adnan Oktar Cumhuriyetin 95’inci yılında tutuklandı.

8 Mart Feminist Gece Yürüyüşü Cumhuriyet'in 96’ncı yılında yasaklandı.

Kadınlara yönelik şiddetin ve ev içi şiddetin önlenmesine yönelik olarak hazırlanan uluslararası İstanbul Sözleşmesi Cumhuriyet'in 98’inci yılında feshedildi.

Beyoğlu’nda PKK/YPG terör örgütü tarafından verilen talimatla bırakıldığı söylenen bombanın patlaması sonucu altı kişinin öldüğü eylem Cumhuriyet'in 99’uncu yılında yapıldı.

Recep Tayyip Erdoğan Cumhuriyet'in 100’üncü yılında yeniden başkan seçildi.

* * *

Dün bu ülkede Cumhuriyet'in 102’nci yılı kutlandı.

Cumhuriyet'in ömrü için İngilizler o zamanlar “İki yıl dahi dayanmaz” demişler. Rejim en azından kâğıt üzerinde 102 yıl dayanmış görünüyor ama bunca zamandır neyin kapıya dayandığı alenen belliyken bunu ısrarla görmeyen gözler ülkenin kaderini belirliyor.

Oysa şair söylemiş; “Henüz vakit varken gülüm*” demiş…

Hiç anlamamışız.  

Cumhuriyet hadi bu yıl da kutlu olsun ama elindekinin kıymetini ve tepesine göz göre göre inmekte olan felaketi anlamayan ülkeye de aşkolsun!

*Nazım Hikmet

/././

MSB açıkladı; işte 20 adet Eurofighter Typhoon'un Türkiye'ye maliyeti!

Milli Savunma Bakanlığı'nca (MSB), "Tedarik içeriğinde yer alan 20 adet yeni üretim Eurofighter Typhoon uçağı, uçaklara ait görev ekipmanları ve muhtelif çeşit ve miktarda mühimmatlar için proje bedeli yaklaşık 5,4 milyar İngiliz sterlinidir." ifadesi kullanıldı.

Bakanlık tarafından, haftalık basın bilgilendirme toplantısının ardından gazetecilerin gündemdeki sorularına ilişkin açıklamada bulunuldu.

Açıklamada, Eurofighter Typhoon uçağı tedarikine ilişkin şu bilgilere yer verildi:  "Hava Kuvvetleri Komutanlığımızın harekat ihtiyacının karşılanması maksadıyla, yeni üretim Eurofighter Typhoon uçağı, ekipman ve muhtelif mühimmatın tedariki kapsamında 27 Ekim 2025 tarihinde Birleşik Krallık Devleti ile sözleşme imzalanmıştır. Tedarik içeriğinde yer alan 20 adet yeni üretim Eurofighter Typhoon uçağı, uçaklara ait görev ekipmanları ve muhtelif çeşit ve miktarda mühimmatlar için proje bedeli yaklaşık 5,4 milyar İngiliz sterlinidir. Hava Kuvvetleri Komutanlığımızın harekat ihtiyacının karşılanmasına yönelik Katar ve Umman'dan tedarik edilecek Eurofighter Typhoon uçakları ile ilgili çalışmalara da devam edilmektedir." 

Toplamda 44 Eurofighter, 20'si Britanya'dan yeni üretim

Britanya Başbakanı Keir Starmer'ın 27 Ekim'deki Türkiye ziyaretinde Ankara ile Londra arasında Eurofighter Typhoon anlaşması imzalandı.

Starmer ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile katıldığı imza töreninde Britanya'dan Türkiye'ye 20 savaş uçağı satılacağını söyledi.

Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler'e atfen, Katar ve Umman'dan da 12'şer uçak alınacağına yönelik açıklama ise düzeltildi. Bakanlık görüşmelerin devam ettiğini duyurdu.

Britanya Başbakanı Starmer ülkesiyle yapılan anlaşmanın toplam 8 milyar sterline (yaklaşık 10.7 milyar Amerikan doları) karşılık geldiğini kaydetmişti.

Reuters ajansına bilgi veren bir kaynak ise 8 milyar sterlinlik anlaşmaya MBDA havadan havaya saldırı füzeleri ve Brimstone havadan karaya saldırı füzelerinin de dahil olduğunu söyledi.

2017'den bu yana ilk sipariş

Eurofighter savaş uçakları Britanya, Almanya, İtalya ve İspanya ortak üretimi ve anlaşma için konsorsiyumdaki ülkelerin onayı gerekiyor.

Her bir uçağın üretiminin yaklaşık yüzde 37'si Britanya'da gerçekleşiyor ve son montajı da BAE Systems'in Warton ve Samlesbury tesislerinde yapılıyor.

Britanya hükûmeti Türkiye ile yapılan anlaşmanın bu iki BAE tesisinde yaklaşık 6 bin, Bristol'daki Rolls-Royce tesisinde 1100 ve İskoçya'da 800 istihdam sağlayacağını, uzun dönemde 20 bin istihdamın bu anlaşmayla güvenceye alındığını açıkladı.

Bu, 2017'den bu yana İngiltere'nin aldığı ilk Eurofighter Typhoon siparişi.

***

Kendi siber güvenlik şirketini hackleten Amerikan ajanı: Aaron Barr -Eary Özer-

Kamuoyunun casusluk soruşturmasında Hüseyin Gün’ün ortağı olarak adını duyduğu, eski istihbaratçı Aaron Barr geçmişte ABD’de günlerce konuşulmuş, alay konusu olmuş bir skandala imza atmış. “Anonymous üyelerini tespit ettim” diye ortalığa çıkınca Anonymous, Barr’ın CEO’su olduğu siber güvenlik şirketini hackliyor. Kendilerini korumaktan aciz Aaron Barr ve şirketi rezil oluyor, Barr kapının önüne konuyor.

Ekrem İmamoğluNecati Özkan ve Merdan Yanardağ. Bu üç isim casusluk suçlamasıyla karşı karşıya.

Belki de suçlama bu kadar ciddi olduğu için üç ismin ve onlarla birlikte “suç örgütüne üye olmakla” suçlanan Hüseyin Gün’ün ifadeleri tüm detaylarıyla basında yer aldı. Ben de hepsini okudum.

Konu “siber” meseleler olunca, malumunuz bu konulara meraklıyım, saatlerimi ifadelerde ismi geçen isimleri araştırmakla geçirdim.

İşin adli boyutunu hukukçular bilir lakin benim ifadelerden ve sorulan sorulardan anladığım şu: Hüseyin Gün, İBB’den “iş kapmak” amacıyla Necati Özkan’a 2019 seçimlerinden çok kısa süre önce birtakım lüzumlu-lüzumsuz bilgiler sağlıyor. Birkaç ay sonra da İBB’ye bu kez “bütçeli” yani para karşılığı bir hizmet vermek için bir sunum hazırlıyor.

Öyle anlıyoruz ki, bu sunumun aktarıldığı toplantı sonrası Necati Özkan bu isimle çalışmamayı tercih ediyor ve ilişki orada kesiliyor.

Benim size anlatmak istediğim kısım ise Hüseyin Gün’ün iş ortağı ve medyanın bir bölümünde günlerdir “İşte O Amerikan Ajanı” diye manşet üstüne manşetle tartışılan Aaron Barr isimli kişinin geçmişte yaşadıklarına dair.

Bu adam geçmişte sahiden de istihbarat servisleriyle çalışmış. (O konuda da somut bir şey yok ama en azından kendi beyanı da bu yönde.)

Sonra ayrılıp özel sektöre yönelmiş ve kariyerine orada devam etmiş.

Aaron Barr neredeyse tüm Amerikan medyasının gündemine, üstelik de alaycı haberlerle düşmesi de özel sektör kariyerinin ilk yıllarında olmuş.

Birazdan okuyacaklarınıza “yok artık” diyeceksiniz biliyorum ama hepsi doğru. Skandal seviyesinde bir iş bilmezlik, bırakın eğitimli istihbaratçıyı kafası az çok çalışan herhangi birinin yapmayacağı seviyede basit ve saçma sapan hatalarla kendine berbat bir kariyer yapmış Aaron Barr.

Barr özel sektöre geçişinden bu yana kafayı “sosyal medya istihbaratı” denen bir mevzuyla bozmuş, marin (deniz) kriptolojisi alanında çalışmış bir isim.

Sosyal medya istihbaratından kasıt şu: Bu arkadaşın iddiası o ki, bir şirketin çalışanları sosyal medya paylaşımlarında farkında olmadan aslında “düşmanın” (bu arkadaşlar böyle süslü lafları seviyor ama kastettikleri rakip firmalar vs.) eline çeşitli şekillerde kullanılacak bilgiler veriyorlar. Aaron da işte tüm bu sosyal medya verilerini derleyerek potansiyel müşterilerine bir rapor hazırlıyor.

Ne mesela? Misal bir CEO’nun eşi bir spor salonuna gidip oradan bir fotoğraf mı paylaşıyor… Aaron’a göre bu bilgiyi elde edenler o spor salonun üyelik kayıtlarını hackler, CEO’nun eşinin e-posta bilgilerine ulaşır ve oradan da o e-postayı kırar, sonrasında da CEO’yu karısıyla özel yazışmaları üzerinden tehdit eder. Gibi…

Aaron ve şirketi de güya bu türden sosyal medya açıklarını tespit ediyor ve raporluyor.

Meselenin özeti bu…

Güya diyorum zira elimizde nasıl bir rapor çıktığına dair somut veri yok. Hep laf salatası…

Fakat Aaron Barr biraz heyecanlı bir arkadaş olarak kariyerinin başında, ta 2010’da HBGary isimli bir siber güvenlik şirketinde CEO olarak çalışırken o esnada çeşitli mecraları protest bir tavırla hacklemeleriyle nam salan aktivist ve “hacktivist” Anonymous isimli grubun liderlerini bu yukarıda anlattığım “sosyal medya istihbaratı” yöntemiyle tespit edebileceği iddiasında bulunuyor.

Ve aslında biraz da başarılı olarak kendi de anonim bir isim alarak bu grubun arasına sızıyor. (Ne kadar sızdığı muamma ama Anonymous ekibiyle yazışmaları mevcut.)

Yine kendince bu grubun lider kadrosunu tespit ediyor.

Ve -muhtemelen- ünlü olma dürtüsüne yenik düşerek Anonymous grubunun lider kadrosunun kimliklerini nasıl tespit ettiğini Financial Times’tan Joseph Menn’e ballandıra ballandıra anlatıyor.

İşte “bu sosyal medya istihbaratı şöyle güçlü bir şey” (sonra bunu ticari bir ürüne dönüştürecek ya), işte “böyle anladım kim olduklarını” vs. türünden açıklamalarda birkaç ismi bu röportajda ifşa ediyor.

Uzatmayayım, bu röportaj yayımlanınca bir sürü hackerdan müteşekkil Anonymous ekibi “Sen misin bol keseden sallayan” diyerek Aaron’ın çalıştığı/CEO’su olduğu siber güvenlik şirketini, HBGary’yi hackliyor.

Ama ne hackleme!

71 bin e-postayı tüm içerikleriyle çalıyorlar, yetmezmiş gibi adeta ibreti alem olsun diye tüm bu içeriği bir arama motoru altında kelime kelime aratabileceğiniz şekilde tüm dünyayla paylaşıyorlar.

Skandalı düşünsenize! Bir “siber güvenlik” şirketinin CEO’susun… Birileriyle dalaşıyorsun, onlar da anında senin o aşırı güvenli bilgilerinde bir açık bulup, onları çalıp kamuya açık hale getiriyor.

Yetmiyor, tüm hackleme işini yapan ekipte görev alan dört kişiden birinin 16 yaşında bir kız çocuğu olduğunu da duyuruyorlar!

Kısacası Aaron’la dalga geçiyorlar.

Ve sızan bilgiler öyle böyle değil… Sonuçta konu siber güvenlik, çalıştıkları şirketlerin hassas bilgileri HBGary’nin hacklenen database’i üzerinden ortalığa saçılıyor.

Üstelik bazen müşterilerin isteklerini yerine getirirken kanunun izin verdiğinin dışına, yani gri alana da taşmışlar. (Kişisel verileri kullanmışlar örneğin.) Bu da açığa çıkıyor.

Müşteriler deliriyor, HBGary’nin sektördeki itibarı yerle bir oluyor ve tabii ki Aaron Barr’ı da kapının önüne koyuyorlar.

Aaron Barr tabiri caizse “madara” oluyor. Wired’dan tutun Financial Times’a kadar bir sürü mecrada hakkında onlarca “alaycı” makale çıkıyor.

Ayrıca Anonymous, Barr’ın “dahiyane” yöntemiyle belirlediği isimlerin kendileriyle hiçbir alakası olmadığını açıklıyor.

Ve asıl bomba: Yıllar sonra anlaşılıyor ki, Aaron Barr aslında Anonymous’un izini sürerken gerçekten doğru bir ismin açığını buluyor, tespit ediyor fakat kendi de farkına varamıyor.

Bu yanılmasından da beter bir durum.

Araştırmayı yaparken bir internet sitesinin alan adının sahibini soruşturmuş, adresini ve ismini saptamış, lakin ismin gerçek olamayacağını düşündüğünden (oysaki o kişi saçma sapan basit bir hatayla adresi kendi adına kaydettirmiş), isme değil isimle birlikte verilen adreste ikamet eden kişiye odaklanmış. (Bu basit hatayı yapan isim yıllar sonra “Tek kelimeyle salaklığıma denk gelmiş, Allah’tan bu kadar basit bir hata yapacağımı düşünmedi” diyerek anlatıyor durumu.)

Ve Aaron Barr alay konusu olduğu bu sürecin sonunda sessizliğe gömülüyor.

Yedi yıl kadar.

Yedi yıl sonra, 2018’de -artık yolları nasıl kesiştiyse- sahiden de Hüseyin Gün’le tanışıyor ve birlikte PiiQ Media isminde, Aaron’un kafayı taktığı bu “sosyal medya istihbaratı” işine odaklanan şirketi kuruyorlar.

Bu arada ilginç olan şey PiiQ Media 2021’den sonra dijital anlamda yok oluyor. Yani hakkında yazılan çizilen şeyler 2019-2021 aralığıyla kısıtlı kalıyor. Şirket hala aktif, çalışanları var ama son dört yılda ne iş yaptığı meçhul.

Aaron o zamanlar verdiği bir röportajda ortağı Hüseyin Gün’ü şöyle anlatıyor:

“PiiQ Media'daki mevcut ortağıma minnettarım. Birlikte, başaracağımızı söylediğimiz şeyleri başarma ve farklı uzmanlık alanlarımızda birbirimizi destekleme yeteneğimize duyduğumuz karşılıklı güvene dayalı bir şirket kurduk.”

Ne başardılar, neyi çözdüler, hangi yaraya merhem oldular belli değil.

Somut olan tek gerçek var: Hüseyin Gün teknik ekibe bu “ayıplı” geçmişe sahip Aaron Barr’ı alarak ve onunla ortak olarak Türkiye’de bir numaralar çevirmek istemiş.

Belli ki milyon dolarlar kazanmayı umduğu bu işi hiç kimse inandırıcı ve para vermeye değer bulmamış. Türkiye’de de tek bir müşteri kazanamadan dümeni başka ülkelere kırmışlar.

Oralarda ne kadar başarılı oldukları da meçhul zira bir müşteri portföyüne sahip olduklarına dair bile tek bir iz çıkmıyor internet aramasında.

Hüseyin Gün’ün aslında bir “deli” olduğuna dair haberler görüyorum. Keşke “deli” olsa ama bana kalırsa biraz “fazla” akıllı. Şirketlerin gözünü korkutup “sizi sosyal medya saldırılarından koruyacağız” diyerek köşeyi dönmenin peşinde.

Yanına da almış kendi güvenlik şirketini hackleten Aaron Barr’ı…  

Al birini, vur ötekisine…

Hani derler ya, “Allah düşmanın bile mert olanını nasip etsin” diye…

Gerçekten doğru.

/././

Brezilya'da tarihin en kanlı uyuşturucu operasyonu; BM'den soruşturma çağrısı: Aileler, ormanda buldukları cesetleri caddeye dizerek tepki gösterdi!

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Ofisi, Brezilya'da tarihin en kanlı uyuşturucu operasyonunda yaşanan can kayıplarını eleştirdi. BM, Brezilya yetkililerine hızlı ve etkili soruşturmalar yürütme çağrısı yaptı. Öte yandan Rio'da operasyonların yapıldığı Penha mahallesi sakinleri sokaklara cesetleri dizerek ve vali konağına motosiklet konvoyu düzenleyerek polis operasyonunu protesto etti. Rio Valisi Claudio Castro ve güvenlik yetkilileri, uyuşturucu çeteleriyle mücadele için operasyonun gerekli olduğunu savunarak ve öldürülenlerin suçlu olduğunu iddia ederek eleştirilere yanıt verdi. 

(https://t24.com.tr/haber/brezilya-da-tarihin-en-kanli-uyusturucu-operasyonu-bm-den-sorusturma-cagrisi-aileler-ormanda-bulduklari-cesetleri-caddeye-dizerek-tepki-gosterdi,1271853)

***

Milli Savunma Bakanlığı'ndan "Suriye" açıklaması: Bir kısım birlikleri TSK'da eğitim alıyor.

Milli Savunma Bakanlığı (MSB), "Suriye hükümeti tüm kurum ve birimleri ile yeniden yapılanmaya, ülkede istikrar ve güvenliğin tesisine yönelik gayretli çalışmalarına devam etmektedir. 13 Ağustos 2025 tarihinde 'Ortak Eğitim ve Danışmanlık Mutabakat Muhtırası' imzalanması sonrası Suriye hükümetinin talepleri doğrultusunda, savunma ve güvenlik kapasitesini artırmaya yönelik eğitim, ziyaret, danışmanlık ve teknik destek faaliyetleri sürdürülmektedir. Bu kapsamda, Suriye ordusunun kapasite geliştirme ihtiyacını karşılamak amacıyla, Suriye ordusunun bir kısım birlikleri Türk Silahlı Kuvvetleri'ne ait kışla ve eğitim alanlarından faydalanarak ülkemizde askeri eğitimler icra etmeye başlamıştır" açıklamasını yaptı. MSB Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri ve Bakanlık Sözcüsü Tuğamiral Zeki Aktürk, Bakanlık Şehit Gazeteci Hasan Tahsin Basın Bilgilendirme Salonu'nda haftalık basın toplantısı düzenledi.

***

Arap Yahudi tarihçi Avi Shlaim: İsrail Ortadoğu’da tek hâkim güç olmak istiyor, yeni sömürgecilik döneminin başlangıcındayız -Candan Yıldız-

İsrail resmi tarihini eleştiren Prof. Avi Shlaim İsrail-Filistin sorununda iki devletli çözümün çözüm olmayacağını söyledi.

Tarihçi Fikret Başkaya resmi tarihi şöyle tanımlar:

“Resmi tarih, hakim sınıfların bilinmesini isteği tarihtir. Tarihin, geçmişte yaşanmış olanın iktidar sahiplerinin ihtiyaçları doğrultusunda kurgulanmış versiyonudur. Bu amaçla toplumsal bellek yok edilmek, toplum hafıza kaybına uğratılmak istenir. Fakat, resmi tarih oluşturmak bir başına amaç değildir.”

Resmi tarihe eleştirel bakan tarihçiler olmasa, barış hareketleri, sivil toplum gelişebilir miydi, ulusal/uluslararası meşruiyet söz konusu olabilir miydi ya da organik olmayan entelektüeller yetişebilir miydi?

Yeni tarihçilik akımına mensup, Arap Yahudi olan, İsrail devletinin kurulmasıyla doğduğu toprak Bağdat’tan İsrail’e göç etmek zorunda kalan, 18 yaşına kadar İsrail devletinin ana akım propagandasına inandığını ifade eden, İsrail ordusunda zorunlu askerlik yapan, üniversiteyle birlikte görüşleri değişen Prof. Avi Shlaim’i dinleme şansına sahip oldum.

Prof. Slaim, düşünce kuruluşu Eko Politik’in ‘Dünyaya Yön Verenler’ başlıklı konuşmalar dizisinin ilk konuğu olarak İstanbul’daydı.

Özellikle muhafazakâr entelektüel camiada adı çok bilinen bir isim. Shlaim bu durumu “Türkiye’de iyi tanındığımı bilmiyordum, şaşırdım” sözleriyle ifade etti.

Temel çalışma alanı Arap-İsrail çatışması olan Prof. Shlain’in anlattıklarına, sorduğumuz sorulara verdiği yanıtlara geçmeden önce kendisiyle ilgili şu bilgiyi vereyim. Prof. Shlain, Oxford Üniversitesi’nde hocalık yapıyor, 2006 yılında da British Academy’ye seçilmiş bir akademisyen.

Arap Yahudi bir entelektüel olarak İsrail devletinin yayılmacılığını ‘yerleşimci sömürgecilik’ olarak tanımlayan, bu sömürgeciliğin emperyalizmle desteklendiğini ve daha acımasız bir yönü olduğunu ifade eden Shlain Hamas’ın 7 Ekim 2023’teki saldırısını  kınayarak başladı konuşmasına. Kendisi aynı zamanda İsrail Başbakanı Netanyahu hakkında yakalama kararı çıkartan Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne rapor sunan bir isim.

Sözü ona bırakıyorum. Anlattıklarında İsrail’in stratejik hedefine ilişkin analiz de var. “7 Ekim bir dönüm noktası oldu. Hamas o tarihe kadar İsrail’e hep füze saldırıları düzenliyordu. 7 Ekim’de ise İsrail’i işgali denedi ve kitlesel katliam yaptı. Sivilleri de öldürdü. Sivilleri öldürmek yanlıştır. Devlet terörüyle eşit olarak kınanabilir. Ama biliyoruz ki Hamas yoktan var olmadı. Bu saldırının tarihi bir bağlamı var. Boğucu, uzun, vahşi askeri bir işgalden söz ediyoruz. İlk başlarda İsrail’in Gazze’ye saldırısına soykırım deme konusunda çekimser kaldım. Ne zaman ki İsrail devleti aç bırakmayı bir silah olarak kullanmaya başladı soykırım demeye başladım. Soykırım bir insan grubunun varlığını yok etmek demek. Siyonist hareket hiçbir zaman Filistinlilerin milli, ulusal hakları olduğunu kabul etmedi. Filistinliler savunmasız kurbanlar. Gazze savaşı çocuklar üzerinden yapılan bir savaş. Yerleşimci sömürgecilik etnik temizlikle işler. 1948’de etnik temizlikten sonra İsrailliler Filistinlilerden sayıca daha fazla oldu. 750 bin Filistinli mülteci hale geldi. Filistin adı haritadan silindi. Nakba (felaket) denmesinin nedeni o. Çünkü Filistinliler mülksüzleştirildi, yerinden edildi. Bu durum 1948’den bu yana sürüyor. En zalim haline Gazze’de ulaştı. İsrail devleti hiçbir zaman barış yanlısı olmadı. Müzakerelerden hep kaçtı. Diplomasisi az, buna karşın askeri güç çok fazla. Örneğin 2005’te Gazze şeridinden ‘barışa katkı sunma’ gerekçesiyle çekildi ama Batı Şeria’daki hakimiyetini artırdı. Örneğin 2006’da Hamas adil ve özgür olarak yapılan seçimleri kazandı ama İsrail devleti Hamas’ın kurduğu hükümeti tanımadı, onu durdurmaya çalıştı. Demokrasiyi savunduğunu söyleyen ABD ve Avrupa da Hamas’ı desteklemedi. Bu Batı’nın ikiyüzlülüğünün bir örneğiydi.

İsrail hiçbir zaman hatalarından ders çıkarmadı. Etno ulusal bir devlet olarak Yahudi olmayanların aleyhine davrandı. İsrail bugün uluslararası nizama da savaş açtı. Uluslararası hukuka tabi değil. Cezasız halde hareket edebiliyor. Çünkü Batı emperyalizmi tarafından destekleniyor. Son iki yılda ABD İsrail’e 3,8 milyar dolar askeri yardım yaptı. Diplomatik koruma sağlıyor, aktif bir ortak. 400 nükleer başlığa sahip bir ülke olarak İsrail Ortadoğu’da tek hakim güç olmak istiyor. Pax Amerikan planının bir parçası bu. Yeni sömürgecilik döneminin başlangıcındayız. Trump’ın planı sömürgeci bir plan. Bugüne kadar savunulan iki devletli çözümün çözüm olacağını düşünmüyorum. Aynı devlette herkesin eşit olduğu bir devlet çözüm olabilir. “

Tarihsel eleştirel bir perspektifin analiz gücü Prof. Shlain’in şu sözleriyle teyit ediliyor: “Her ateşkes İsrail tarafından ihlal edildi.” Çünkü Mısır-Şarm El Şeyh’te imzalanan barış anlaşması İsrail tarafından ihlal edildi. Gazze’ye yeniden saldırdı. Aralarında yine çocukların olduğu onlarca insan öldü.

Yeni Ortadoğu güvenlik mimarisinde İsrail’e açılan yeni alan şimdilik barış getirmekten çok uzak.

/././

Gecikme zammı ve tecil faizi oranları neden indirilmiyor?-Erdoğan Sağlam-

Bankadan kredi alıp vergi borcunu ödeyen mükellef kredi faizini gider yazabilirken, gecikme zammı ve tecil faizinin vergi matrahından indirimine izin verilmemesi kabul edilemez. Bu hatadan da bir an önce dönülmelidir!

Değerli okurlar, 6183 sayılı Tahsilat Kanunu'na göre, amme alacağının ödeme süresi içinde ödenmeyen kısmına, vadenin bitim tarihinden itibaren her ay için ayrı ayrı halen aylık yüzde 4,5 oranında gecikme zammı uygulanıyor.

Ay kesirlerine isabet eden gecikme zammının günlük olarak hesaplanması öngörüldüğünden, vadesinde ödenmeyen amme alacaklarına vade tarihinden ödendiği tarihe kadar geçecek süre için uygulanacak gecikme zammı tam aylar için aylık esasa, ay kesirleri için ise günlük esasa göre hesaplanıyor.

Kanunda aylık yüzde 4 olarak uygulanacağı hükme bağlanan gecikme zammı oranını Cumhurbaşkanı, aylar itibarıyla topluca veya her ay için ayrı ayrı, yüzde 10’una kadar indirmeye, gecikme zammı oranı ile gecikme zammı asgari tutarını 2 katına kadar artırmaya, ayrıca gecikme zammı oranını aylar itibarıyla farklı olarak belirlemeye ve gecikme zammını bileşik faiz usulüyle aylık, üç aylık, altı aylık veya yıllık olarak hesaplatmaya yetkili.

2019 yılından itibaren uygulanması gereken gecikme zammı oranları şöyle:

Halen geçerli olan aylık yüzde 4,5 oranında uygulanan gecikme zammı yıllık yüzde 54 oranına karşılık geliyor.

Gecikme zammı oranındaki değişiklikler, otomatik olarak gecikme zammı oranına göre hesaplanan gecikme faizi, izahat ve pişmanlık zammı oranlarını da artırıyor.  

6183 sayılı Tahsilat Kanununa göre tecil faizi oranlarını ise Hazine ve Maliye Bakanlığı belirliyor. 2019 yılından beri uygulanan tecil faizi oranları şöyle:

Son yıllarda gecikme zammı oranı ile tecil faizi oranı aynı gün değiştiriliyor.

Reeskont işlemlerinde uygulanan iskonto oranı ile avans işlemlerinde uygulanan faiz oranını ise Merkez Bankası belirliyor. Gecikme zammı oranının son olarak değiştirildiği 21.05.2024 tarihinden kısa bir süre önce (01.04.2024 tarihinde) bu oranlar değiştirilmişti.

Aşağıdaki tablodan görüleceği üzere, gecikme zammı oranının son belirlendiği tarihten sonra söz konusu oranlar üç kez değiştirilmiş/düşürülmüş bulunuyor.

(*) Vergisel açıdan reeskont işlemlerine, reeskont işlemlerinde uygulanan faiz oranı değil, kısa vadeli avans işlemlerinde uygulanan faiz oranı esas alınıyor.

Diğer taraftan, 23 Ekim 2025 tarihinde toplanan Para Politikası Kurulu (Kurul), politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının yüzde 40,5’ten yüzde 39,5’e indirilmesine karar verdi Kurul ayrıca, Merkez Bankası gecelik vadede borç verme faiz oranını yüzde 43,5’ten yüzde 42,5’e, gecelik vadede borçlanma faiz oranını ise yüzde 39’dan yüzde 38’e indirdi.

Görüldüğü üzere, ekonomimizdeki tüm faiz oranları düşürülürken, Cumhurbaşkanı tarafından gecikme zammı oranı, Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından ise tecil faiz oranları düşürülmüyor.

Bu durumu açıklamak ve anlamak mümkün değil! Maliye ne yazık ki mükelleflerin içinde bulundukları zor durumu anlamıyor. Böyle durumlarda devletin mükelleflere sahip çıkması ve desteklemesi beklenir.

Mükellefler ayakta kalacaklar ki vergi ödemeye devam edebilsinler!

Vergi mükellefleri zaten tahakkuk eden borçlarını ödemekte zorlanıyorlar, hatta birçok mükellefin çok ciddi miktarda vadesi geçmiş vergi borçları bulunuyor.  

Son torba yasanın Plan ve Bütçe Komisyonundaki görüşmelerinde iktidar ortağı Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) vergi ve sigorta primiyle ilgili yapılandırma ihtiyacını çok net ve çarpıcı biçimde gündeme getirdi.

MHP Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı, vergi ve sigorta primiyle ilgili uygulamalarda toplumdan kendilerine ulaşan taleplerde öncelikle vergi ve sigorta primi borçlarının yapılandırılması isteğinin olduğunu ifade etti. Kalaycı’ya göre, sıkılaştırma politikalarının etkisiyle mükellefler, işverenler, esnafımız, çiftçimiz finansman ve faiz yükü nedeniyle vergi ve prim borçlarını ödemekte zorlanıyorlar.

Sadece borç yapılandırılması konusunda yoğun bir talep var. Matrah artırımı, stok affı falan filan değil, sadece borç yapılandırılması isteniyor (Bu ifadelerin Sayın Kalaycı tarafından kullanıldığını Bütçe ve Plan Komisyonunun 22 Ekim 2025 tarihli Toplantı Tutanağından görebilirsiniz).

Hatta bu ifadelerle yetinilmeyip torba yasayla ilgili hem genel olarak eleştiriler yapılmış hem de gerekçesine uygun olmayan düzenlemeler yapılmak istendiğinden bahsedilmiş bulunuyor.

Sayın Kalaycı, konu ve amaç bütünlüğü olmayan, birbiriyle konu itibarıyla farklı düzenlemelerin bir teklifte yer alması konusunu Milliyetçi Hareket Partisi olarak öteden beri eleştirmekte olduklarını ifade etmiş.

Ayrıca, torba yasa teklifinin gerekçesine bakınca, vergi adaletinin güçlendirilmesi, vergi dışında kalan alanların kapsama alınması, kayıt dışılıkla mücadele edilmesi gibi güzel gerekçelerin olduğunu; ancak yapılması öngörülen düzenlemelere bakıldığı zaman, prim oranlarında ve bazı vergilerde artış getirildiğini, yani bunu vergi adaletinin sağlandığı bir düzenleme olarak görmenin gerçekten mümkün olmadığını, vergi adaletini de sağlayacak, herkesin mali gücüne göre vergi ödediği bir vergi sistemini oluşturmak ve bu konuda gerekli reformist adımları atmak zorunda olduklarını söylemiş.

İktidar ortağının bu eleştirileri yapması, yapılandırma düzenlemesinin çıkacağı yönündeki beklentimi artırdı!

Bu yazı için son sözlerim…

Maliye adil olmalı, faiz oranlarının düşmesine paralel olarak gecikme zammı ve tecil faizi oranlarını da bir an önce düşürmelidir! Bu oranları yükseltirken gösterdiği hızı, düşürürken de göstermelidir.

Aslında bu oranların reeskont işlemlerinde uygulanan iskonto oranı veya avans işlemlerinde uygulanan faiz oranına bağlanması daha isabetli olur.

Gecikme zammı ve tecil faizi tutarları vergi matrahından düşülemediği için bu oranların mükellefe maliyeti efektif vergi oranı kadar artmaktadır. Yani bu oranlar göründüğünden daha yüksektir.

Bankadan kredi alıp vergi borcunu ödeyen mükellef kredi faizini gider yazabilirken, gecikme zammı ve tecil faizinin vergi matrahından indirimine izin verilmemesi kabul edilemez. Bu hatadan da bir an önce dönülmelidir!

/././

T-24

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

soL "Köşebaşı + Gündem" -10 Ocak 2026-

Sağlıkta çeteleşmenin sonu yok: Radyoloji skandalları arka arkaya patladı -Aslı İnanmışık-  Kamu hastanelerinde radyoloji hizmetlerinin taşe...