EVRENSEL "Köşebaşı + Gündem" -14 Kasım 2025-


 AKP dönemi illerin sosyoekonomik gelişmişliği: Oynaklık çok yüksek -Adnan Gümüş- 

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı “SEGE illerin ve bölgelerin sosyoekonomik gelişmişlik sıralaması 2025”i ekim ayında açıklamış bulunuyor. Geriye doğru 2017, 2011, 2003 istatistikleri var, 1960’lara kadar bazı ölçümler var.

Osmaniye ve Düzce ile birlikte 2000’li yıllar itibarıyla il sayısı 81 olmuştu. Yani 2003 ile 2025’i daha sağlıklı kıyaslayabiliriz.

2003’ten 2025’e bu tablolara bakınca öncelikle illerin gelişmişlik sıralamasındaki büyük farklılaşmalar dikkat çekiyor. Çok kısa sürelerde bir ilin aşağıya diğer bir ilin yukarı çıkması; illerin veya ülkenin istikrasızlığını mı gösteriyor, siyasal etkileri mi gösteriyor, genel olarak ülke ve dünya ekonomisinin değişiminin mi yansımalarıdır, depremlerin etkisi nedir, birkaç ayrıntı vereceğim, yorum sizlere kalmış.

Yıllara göre göstergelerin ağırlığı değişiyor ancak istihdam ve mali göstergeler esas

İllerin sosyoekonomik gelişmişlik durumu yıllara göre birkaç değişken değişmekle beraber 50-60 arası göstergeyle/değişkenle ölçülmeye çalışılıyor. Bu değişkenler 9 alana/boyuta dağılıyor: 1) Demografi değişkenleri, 2) İstihdam değişkenleri, 3) Eğitim değişkenleri, 4) Sağlık değişkenleri, 5) Rekabetçi ve yenilikçi kapasite değişkenleri, 6) Mali değişkenler, 7) Erişilebilirlik değişkenleri, 8) Yaşam kalitesi değişkenleri.

İstihdam/ çalışma yaşamı göstergeleri ile mali göstergeler illerin gelişmişlik düzeyleri bakımından daha yansıtıcı/ölçücü bulunuyor. Bununla beraber yıllar arasında bazı dönemsel farklılaşmalar oluşuyor. Son iki endekste internet kullanımı etki payı ilk beş arasında yer alıyor. Önümüzdeki yıllarda bunun etki payı düşebilir. 

Grafik 1 

Yani bir ilin iç içe iki boyutu 1) İstihdam durumu, kadınların çalışma hayatına katılması, nitelikli insan gücü ve bununla beraber 2) Üretim ve mali durumu o ilin gelişmişliğini göstermeye yetiyor.

İllerin gelişmişlik sırası 2025: Bölgesel farklar çok yüksek

2025 yılı itibarıyla SEGE’de ilk on gelişmiş il İstanbul, Ankara ve İzmir olmak üzere, Marmara ve Akdeniz kıyı illerinden oluşuyor. Son iller ise Güneydoğu ve Doğu Anadolu illerinden oluşuyor. İller gelişmişlik bakımından iki yarıya ayrılırsa sadece Gaziantep 30. sırada ilk yarı içinde yer alabiliyor.

Grafik 2 Adnan Gümüş


2017-2025 arası kademesi yükselen 2 il: Mersin ve Nevşehir

2017’ye göre gelişmişlik kademesini bir kademe artırabilen iki il Mersin ve Nevşehir. Mersin 3. kademeden 2. kademeye, Nevşehir 4. kademeden 3. kademeye çıkmış.

2017-2025 arası kademesi düşen 8 il

Aynı dönemde 8 ilin ise kademesi düşmüş bulunmaktadır:

Tekirdağ 1. kademeden 2. kademeye,Isparta, Kırklareli, Bilecik, Karabük 2. kademeden 3. kademeye,Hatay ve Bartın 4. kademeden 5. kademeye,Gümüşhane 5. kademeden 6. kademeye düşmüş.

AKP dönemi oynaklık yüksek: Düzce 16 sıra yukarı, Hatay 21 sıra aşağı

2023’ten 2025’e ki, bu dönem AKP’nin iktidar olduğu döneme de denk düşüyor, 20 il en az 5 basamak yukarı çıkarken 13 ilde en az 5 basamak aşağı sıraya düşmüş.

AKP döneminde en yüksekten sırayla Düzce, Trabzon, Erzincan, Konya, Sakarya gelişmişlik düzeyini en çok ilerleten iller oluyor.

Grafik 3 Adnan Gümüş

Son yıllarda (2017-2025 kıyaslanırsa) Zonguldak-Karabük-Bartın-Sinop hattı özellikle gerileyen iller arasında yer alıyor.

Hatay-Şanlıurfa hattı da gerileyen alan arasında. Göç etkisine de bakmak gerekebilir. Bu sınır bölgesinde Kilis olumlu eğilimde gözüküyor.

Isparta ve Aydın da eğilim olarak olumsuza dönmüş bulunuyor.

Zonguldak, Sinop, Erzincan: Ecevit, Erbakan, Binali (Başbakan) farkı mı?

Bir yandan Zonguldak-Karabük-Bartın-Sinop hattı, giderek sıralamada gerilemiş, diğer yandan AKP döneminde özellikle Erzincan kendi bölgesinden farklılaşarak sıralamasını 12 basamak yükseltmiş bulunuyor. Acaba Zonguldak civarının gerilemesinde Ecevit döneminin bitmesi, Sinop bölgesinin gerilemesinde Erbakan döneminin sonlanması, Erzincan’da Binali, Konya’ya Davutoğlu mu etkisi oldu, irdelemek gerekiyor. 

Deprem etkisi: Hatay çok gerilemiş

Deprem illerine bakılırsa, 2023 depremlerinden en çok etkilenen 4 il de gerilemiş bulunuyor. Hatay, Kahramanmaraş, daha önceki Elâzığ depremi de dikkate alınırsa Elâzığ da depremlerden çok fazla etkilenmiş bulunuyor.

Grafik 4 Adnan Gümüş


Oynaklık ve bölgesel farklılaşmalar iyiye işaret değil

Bir yer gelişiyorsa, hem gelişiyor hem eşitleniyorsa iyidir. Bu kadar oynaklık, bazı illerin kademe kaybı ve hem iller hem bölgeler arasındaki büyük farklılaşmalar maalesef iyiye işaret değil.

/././

 Küresel ısırmanın sefası zenginlere, cefası halklara -Yücel Özdemir- 

Brezilya’nın Belem kentinde devam eden Birleşmiş Milletler İklim Konferansı (COP30) dolayısıyla Almanya’da yayımlanan haber ve yorumların çoğunda haklı olarak küresel ısınmanın yol açtığı sorunlara dikkat çekilerek, dünyanın artık yaşanmaz hale geldiği belirtiliyor. Hava sıcaklıkları ölçülmeye başlandığından bu yana en sıcak dönem geçen yaz olarak kaydedildi. Artışın 1.5 derece altında tutulması için vaatler veriliyor, ancak icraat yok. Bu gidişle gezegenimizin bazı bölgelerinin uzak olmayan bir sürede yaşanmaz hale geleceği bugünden öngörülebiliyor.

Alman basınında yer alan haberlerin bir bölümünde, COP30 Konferansına katılmak üzere binlerce kilometre uzaklıktaki Belem’e giden küresel ısınma karşıtlarının bindiği uçakların ve arabaların havaya bıraktığı binlerce tonluk karbondioksit emisyonundan söz edilerek, küresel ısınmaya karşı çıkanların küresel ısınmaya yol açtığı propagandası yapıldı.

Zira bu asıl nedenleri gizlemek için yapılan karşı propagandan ibaret. Çünkü konferans için katedilen yolda havaya salınan karbondioksit denizdeki damla misali.

Küresel ısınmanın baş sorumlusunun sanayileşmiş kapitalist ülkeler olduğu sır değil. Ancak bu ülkelerin çoğu en az etkilenenler arasında. Avrupa Komisyonu tarafından yayımlanan rapora göre, 2023 itibarıyla küresel ısınmaya yol açan ilk 10’da şu ülkeler yer alıyor: Çin, ABD, Hindistan, Rusya, Japonya, İran, Endonezya, Suudi Arabistan, Almanya ve Kanada.

Çin, Batılı ülkeler tarafından üretim merkezine dönüştürüldükten bu yana dünyanın havasını en fazla kirleten ülkelerin başında geliyor ve Paris İklim Anlaşması’yla belirlenen kriterlere uymamaya devam ediyor. İkinci sıradaki ABD ise, Trump’ın bir kez daha göreve gelmesiyle, ikinci kez Paris İklim Anlaşması’ndan ayrıldı. Bu iki ülkeye son yıllarda bir de Hindistan eklendi. Hızla sanayileşme yönünde ilerleyen, Batılı tekeller tarafından “yeni Çin” misyonu biçilen Hindistan, kısa sürede duracak gibi görünmüyor. Sadece bu üç ülkenin saldığı karbondioksit emisyonu, toplam emisyonların yüzde 50’sinden fazla. Yüzde 20’sini de ilk 10’da yer alan diğer 7 ülke salıyor.

Böylece ilk 10’da yer alan ülkeler emisyonların yüzde 70’inden sorumlu. Küresel ısınmanın önüne geçmek için dünyanın havasını kirleten bu 10 ülkeyi hedefe alarak, bir çalışmayı yürütmek gerekiyor.

Küresel ısınmanın asıl mağdurları ise, neredeyse hiç zararlı gazlar salmayan ülkeler. Germanwatch tarafından hafta içinde yayımlanan “iklim risk endeksi 2026” raporuna göre, küresel ısınmaya karşı önlemlerin alınması gerektiğinin ilk tartışıldığı 1995’ten bu yana, tam 832 bin insan küresel ısınmanın yol açtığı doğa felaketlerde hayatını kaybetti ve 4.5 trilyon dolarlık da maddi zarar meydana geldi.

Aynı raporda, 1995-2024 yılları arasında küresel ısınmadan en fazla etkilenen ülkeler şu şekilde sıralanmış: Dominica, Myanmar, Honduras, Libya, Çad, Haiti, Filipinler, Nikaragua ve Hindistan. Doğu Karayipler’de 70 bin kişinin yaşadığı, 750 kilometrekarelik Dominica, yağmur ormanları, volkanlar ve dünyanın en büyük sıcak göllerinden biri olan “Boiling Lake”nin bulunduğu bir ada devleti. Bu gidişle yaşanmaz hale gelmeye aday en yakın ülke görünüyor.

Dikkat çeken bir diğer nokta ise -Hindistan’ı saymazsak- en çok etkilenen ülkelerde küresel ısınmanın temel nedeni olan karbondioksit salınımlarının minimum düzeyde olması. 2024’te en fazla etkilenen 10 ülkenin 8’i yoksul ülkeler grubunda yer alıyordu. 1995-2024 yılları arasında ise 10 ülkenin 6’sı yoksul ülkeler arasındaydı.

Germanwatch’ın raporunda küresel ısınmanın yol açtığı doğa olaylarından ölümlere yol açanların başında aşırı sıcaklar (yüzde 33) ve fırtınalar (yüzde 33) geliyor. Yüzde 48’i de sel felaketlerinden hayatını kaybediyor.

Açıktır ki; küresel ısınmanın yol açtığı kuraklık, sel ve aşırı sıcaklıklar artık “doğa kanunu” değil, sanayileşmiş kapitalist ülkelerin yol açtığı felaketlerdir. Her yıl yüz binlerce insanın hayatını etkileyen ve artık görünürde herkesin ve her ülkenin şikayetçi olduğu küresel ısınma gerçekten de büyük bir krize dönüşüyor. En önemlisi de “çözüm” adına toplantılar ve çağrılar yapıldığı dönemde küresel ısınmaya neden olacak sanayi üretiminin artmaya devam ediyor olması ve son 30 yıl içinde emisyonların yüzde 70 artmış olması.

Dünyayı kural tanımadan kirleten emperyalist-kapitalist ülkeler gelinen aşamada faturayı ödemeye de yanaşmıyor. Belem’e giden Almanya Başbakanı Merz, kameraların karşısında “Gerekli yardımı yapacağız” dediği halde yardımın miktarını özellikle söylememeye dikkat etti. Almanya, 2024 ve 2025 yılları için 50 milyon dolar taahhüt etmişti. 2026’de ne kadar bütçe ayrılacağı ise henüz belirsiz.

Kapitalist ülkeler, 2020-2025 yılları arasında küresel çapta yıllık 100 milyar dolar kaynak yaratmakla yükümlüydü. Bu hedef, 2009 yılında taahhüt edilmesine rağmen ancak 2022’de tutturulabildi. Oxfam’ın hesaplamalarına göre, bu tutarın neredeyse yüzde 80’i kamu fonlarından oluşuyordu, yüzde 70’i de “bağış” değil “kredi”ydi. Bu, küresel ısınmanın ana sorumlusu olan sanayileşmiş ülkelerin, en çok etkilenen ülkelere kredi vererek kazanç elde ettikleri anlamına geliyor. Birleşmiş Milletler, iklim finansmanı hedefini en geç 2035 yılına kadar yıllık 300 milyar dolara çıkarmayı kararlaştırıldı. Bakalım bu hedef ne zaman tutturulacak.

Küresel ısınmaya karşı bütçe ayırmayan emperyalist ülkelerin 2035’e kadar askeri harcamaları yüzde 5’e çıkarma kararı aldığını da unutmayalım.

/././

 TÖB-DER’in mücadele tarihi yayımlandı -Erkan Aydoğanoğlu- 

“Belgelerle TÖB-DER Tarihi”, TÖB-DER’in kitlesel öğretmen hareketini ve 12 Eylül’ün etkilerini arşivlerle gün yüzüne çıkararak geçmişin deneyimini bugünün mücadelelerine taşıyor.

“Belgelerle TÖB-DER Tarihi” kitabı eğitim emekçilerinin örgütlü mücadele hafızasına güçlü bir katkı sunmak amacıyla Eğitim Sen tarafından yayımlandı. İsmail Aydın’ın yıllara yayılan arşiv taraması, sözlü tarih görüşmeleri ve dokümantasyon çalışmasıyla oluşturduğu bu kapsamlı eser, 1970’lerin en kitlesel öğretmen örgütü olan TÖB-DER’in kuruluş dinamiklerinden kitlesel eylemlerine, ideolojik tartışmalarından kapatılış sürecine kadar tüm yönleriyle ele alıyor. Kitap sadece bir örgütün tarihini değil, aynı zamanda Türkiye’de sınıf mücadelesi, demokrasi arayışı ve eğitim alanındaki dönüşümlerin izini süren geniş bir toplumsal panoramayı da gözler önüne seriyor.

Öğretmen hareketinin en kitlesel dönemine bakış

1960’ların toplumsallaşan emek hareketinin üzerine inşa edilen TÖB-DER deneyimi, kitapta dönemin politik atmosferiyle birlikte inceleniyor. 630’u aşkın şube ve 200 bini aşan üye sayısıyla TÖB-DER’in sadece bir mesleki örgüt olmadığı; öğretmenlerin ekonomik-demokratik taleplerinin ötesine geçerek Türkiye’nin toplumsal muhalefet haritasında belirleyici bir odak haline geldiği vurgulanıyor.

Eserde, dönemin miting afişleri, örgütsel yazışmalar, kişisel mektuplar, şube raporları ve dava dosyaları gibi arşiv malzemeleriyle desteklenen geniş bir görsel seçki, öğrenci-öğretmen dayanışmasından yerel direniş deneyimlerine kadar pek çok alanda TÖB-DER’in nasıl örgütlendiğini somut biçimde ortaya konuyor.

Faşizme, kadro kıyımlarına ve hayat pahalılığına karşı direniş

Kitap, TÖB-DER’in 1970’ler boyunca yürüttüğü mücadele başlıklarını dönemsel bağlam içine yerleştiriyor. “Faşizme ve kıyımlara karşı miting”, “Hayat pahalılığına karşı miting” gibi geniş katılımlı eylemlerin hazırlık süreçleri, devlet şiddetinin öğretmenler üzerindeki baskısı, paramiliter saldırılar ve sendikal hareketle kurulan dayanışmalar ayrıntılı bir biçimde analiz ediliyor.

DİSK başta olmak üzere çeşitli emek örgütleriyle kurulan organik bağ ve ortak eylem hatları, öğretmen hareketinin o yıllardaki bütüncül demokrasi mücadelesiyle ilişkisini göstermesi bakımından önem taşıyor. Ayrıca kitap, TÖB-DER içinde yer alan farklı siyasal eğilimlerin örgüt içi tartışmalarını, Demokratik Eğitim Kurultayı gibi alternatif eğitim modeli arayışlarını da nesnel bir çerçevede değerlendiriyor.

Kitapta geniş yer tutan bir diğer bölüm, 12 Eylül askeri darbesiyle birlikte TÖB-DER’in kapatılış sürecinin tüm boyutları. Dernek yöneticilerine ve üyelerine yönelik gözaltılar, işkenceler, sürgünler, görevden almalar ve “sakıncalı memur” uygulamalarının örgüt yapısı üzerindeki yıkıcı etkileri belgeler üzerinden anlatılıyor. Yine de tüm bu baskıya rağmen ayakta tutulan dayanışma ağları ve hukuki mücadeleler, öğretmen hareketinin direnç kapasitesini gözler önüne seriyor.

‘De te fabula narratur’: Geçmişin mirası, bugünün sorumluluğu

Kitabın “Anlatılan senin hikayendir” anlamına gelen “De te fabula narratur” mottosuyla başlaması, çalışmanın temel perspektifini açıkça ortaya koyuyor. Bu vurgu, TÖB-DER’in yalnızca tarihsel bir örnek değil, bugün hâlâ süren hak, demokrasi ve kamusal eğitim mücadelesi için canlı bir referans olduğunu hatırlatıyor.

Eğitim Sen’in çalışmayı kendi örgütsel geleneğiyle ilişkilendirerek sunması, öğretmen hareketinin sürekliliğine işaret ediyor: Baskıya rağmen örgütlenmenin, kamusal ve laik eğitim talebinin, demokratik kitle örgütçülüğünün ve emekten yana toplumsal mücadelenin kesintisiz bir hat oluşturduğunu ortaya koyuyor.

Tarihsel bellek için önemli bir kaynak

“Belgelerle TÖB-DER Tarihi”, Türkiye’nin yakın dönem siyasal-toplumsal yapısını anlamak isteyen okurlar, öğretmen hareketi üzerine çalışan araştırmacılar ve emek tarihiyle ilgilenen herkes için özgün ve zengin bir kaynak niteliği taşıyor. Hem bilimsel niteliği hem de kapsamlı ve renkli görsel materyalleriyle bir belgesel derinliğine sahip olan çalışma, öğretmen örgütlülüğünün tarihsel birikimini görünür kılarak güncel mücadelelere ışık tutuyor.

Künye: Belgelerle TÖB-DER Tarihi – 2025, İsmail Aydın, Eğitim Sen Yayınları, Ağustos 2025.

***

 Antalya'da 5 yıldızlı imar skandalı -Yusuf Yavuz- 

Antalya Konyaaltı'nda, Vali Şahin'in de katıldığı turizm sektörü toplantısına ev sahipliği yapan 5 yıldızlı otelin 13 bin 626 m2'lik kısmının imara aykırı olduğu ortaya çıktı.

Sayıştay'ın Konyaaltı Belediyesi'nde yaptığı denetimlerde, dünyaca ünlü sahilde 5699/1 parselde bulunan Şahinler Holding bünyesindeki 'Megasaray Westbeach' adlı otelin 13 bin 626 m2'lik kısmının ruhsat eki ve mimari projeye aykırı olduğu belirlendi. Sayıştay raporunda, söz konusu aykırılığın 10 bin 425 m2'lik kısmının iskân öncesi ve otel inşaatı sırasında aksların büyütülmesi ve kat yüksekliğinin artırılması sonucu ortaya çıktığı, bina hacminin artırılarak fazla imalat yapıldığı belirtildi. İmar skandalına konu olan otel, geçtiğimiz Nisan ayında Antalya Valisi Hulusi Şahin'in de katılımıyla yapılan turizm sektörü temsilcilerinin bir araya geldiği etkinliğine ev sahipliği yapmıştı.

Sayıştay: Kaçak yapılarla ilgili etkin denetim yapılmıyor

Sayıştay'ın Antalya-Konyaaltı Belediyesi'nde 2024 yılı faaliyetlerine yönelik yaptığı denetimlerin ardından hazırlanan rapor yayımlandı. Konyaaltı Belediyesi'nin hizmet alanı içerisindeki imara aykırılıklara yönelik denetim sonuçlarına yer verilen Sayıştay Raporunda, imara aykırı ve kaçak yapılarla ilgili etkin bir çalışma yapılmadığı bulgusuna yer verildi.

Mevzuat hatırlatıldı, idari denetim ve yaptırımlar sıralandı

3194 sayılı İmar Kanunu gereği belediyelerin sorumlu olduğu mevzuat hükümlerine atıfta bulunulan Sayıştay raporunda, yapılardaki ruhsattan denetime, idari yaptırımdan para cezalarına kadar uygulanması gereken süreçler 20 başlık altında tek tek sıralanarak, "Yukarıda özetlenen süreçlerin Antalya Konyaaltı Belediyesinde yıllardır tam olarak yerine getirilmediği anlaşılmış olup, 2023 Yılı Sayıştay Denetim Raporunda yer verilen aşağıdaki bazı tespitlere ilişkin süreçlerin henüz tamamlanmadığı görülmüştür" ifadelerine yer verildi.

Sahildeki 5 yıldızlı otelin 13 bin m2'lik kısmı imara aykırı

İmarla ilgili denetimler kapsamında Konyaaltı sahilinde yer alan 5 yıldızlı bir otelin 13 bin 626 m2'lik kısmının da imara aykırı olduğu bulgusuna yer verilen Sayıştay raporunda, şu tespitlere yer verildi: "Şehir merkezinde bulunan 5 yıldızlı bazı otellerde yapılan fiili denetimlerde aykırılıklar tespit edilmiştir. Bunlar arasında yapı kayıt belgesi olan oteller, tespit edilen aykırılıkları Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğüne beyan edip gerekli ödemeleri yaparak mevcut durumlarını güncelleyip aykırılıkları düzeltme yoluna gitmiştir. Ancak yapı kayıt belgesi olmayanlar için yasal süreçler başlatılmıştır.

İnşaat sırasında kat yüksekliği artırılmış

Örneğin; Konyaaltı Belediyesi sınırları içerisindeki 5699 ada, 1 parsel sayılı taşınmazda bulunan 5 yıldızlı bir otelde, ruhsat eki mimari projesine aykırı imalatlar ile ilgili 21.08.2023 tarih - 3815 sayılı Konyaaltı Belediye Başkanlığı yazısı gereği dosyasında ve mahallinde yapılan kontroller sonucunda ruhsat eki mimari projesine aykırı olarak toplamda 13.626 m² aykırı imalat bulunduğu tespit edilmiştir. Bu aykırılığın 10.425 m²'lik kısmının ise iskân öncesi ve otel inşaatı sırasında aksların büyütülmesi ve kat yüksekliğinin artırılması sonucu bina hacminin arttırılarak betonarme kısımda fazla imalat yapılması sonucu oluştuğu görülmüştür. Oysa inşaat yapım sırasında sorumluluk; ruhsat eki mimari projesine aykırı betonarme imalatlarına ilişkin denetim ve kontrol görevi ile genel iskân belgesi, yapı kullanma izin belgesi düzenlemek ve onaylamak Belediyeye ait iken, bu yapının ruhsat eki projelerine uygun olarak kısmen veya tamamen bitirildiğine dair ilgili idareye rapor vermek ise bu yapının yapı denetim firmasına aittir."

100 m2'lik iş yerine, 300 m2'lik kapalı alan eklenmiş

Şehir merkezinde yer alan kafeterya ve restoranların yaptıkları gölgelik ve çardaklarla elde edilen kapalı alanların imar planına aykırı şekilde büyütülerek haksız kazanç elde edildiği bulgusuna da yer verilen Sayıştay Denetim raporunda, "Örneğin 100 m²'lik bir dükkânın ön ve yan tarafları tamamen kapatılarak 300 m²'lik ekstra bir kapalı alan daha elde edilmiştir. Gölgeliklerin araç ve yaya giriş çıkışını engellememesi, betonarme olmaması, destek kolonlarının 20 cm x 20 cm'yi aşmayan ahşap, çelik, alüminyum veya demir doğramalardan, sökülebilir, takılabilir tarzda olması ayrıca gölgelik yapılmadan önce Belediyenin Etüd Proje Müdürlüğünden izin alınması gerekmektedir. Ancak fiili durumda Etüd Proje Müdürlüğünden herhangi bir izin alınmadığı gibi mevcut yapıların çoğunun plan notlarındaki tanımlara uymadığı görülmüştür" denildi.

Tarla vasıflı imarsız arazilere villa ve düğün salonu

Konyaaltı'nda bulunan tarla vasfındaki imarsız alanlara havuzlu villalar, düğün salonları ve depo yapıldığı tespitine de yer verilen Sayıştay raporunda, "Konyaaltı Belediyesi sınırları içerisinde tarla vasfında olup imarsız olan bazı mahallelerde örneklem yoluyla seçilen yerlerde yapılan denetimler sırasında; tek veya iki katlı havuzlu villalar (hatta bunlardan bazılarının malikâne vasfında olduğu görülmüş) ile düğün salonları, depolar ve daha birçok kaçak yapı yapıldığı ancak bunlara ilişkin yukarıda özetlenen süreçlerin İdare tarafından yerine getirilmediği tespit edilmiştir. Kamu İdaresi cevabından, bu hususlara ilişkin olarak; Belediye tarafından encümen kararları doğrultusunda idari para cezaları tahakkuk ettirildiği, bazı yapılara ilişkin aykırılıkların giderildiği, bazı yapıların yıkım ihalesi kapsamına dâhil edildiği anlaşılmış olsa da imara aykırılıkları devam eden yapılara ilişkin adli ve idari süreçler ile tahakkuk ettirilen idari para cezalarının tahsilatı ile ilgili mali süreçlerin devam ettiği anlaşılmıştır. Bu itibarla, yukarıda yer verilen imara aykırı ve kaçak yapılara ilişkin Belediye tarafından uygulanması gereken iş akışlarının yerine getirilmesini teminen hukuki, idari ve mali tedbirlerin ivedilikle alınarak, süreçlerin hassasiyetle takip edilmesi gerekmektedir" ifadelerine yer verildi.

Kamu yöneticileri imara aykırı otelde sezon açılışı yaptı

Daha önce farklı bir markanın bünyesinde hizmet veren 5 yıldızlı otel, 2022 yılından itibaren Şahinler Holging bünyesine geçerek 'Megasaray Westbeach' adıyla hizmet vermeye başladı. Sayıştay denetimlerinde 13 bin 626 m2'lik kısmının imara aykırı olduğu tespit edilen 5 yıldızlı otel, 29 Nisan 2025 tarihinde Antalya Valisi Hulusi Şahin'in de katılımıyla yapılan turizm sektörü toplantısına ev sahipliği yapmıştı. Akdeniz Turistik Otelciler ve İşletmeciler Birliği (AKTOB) tarafından düzenlenen etkinliğe, Vali Şahin'in yanı sıra, Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Osman Sert, Vali Yardımcısı Yalçın Sezgin, Konyaaltı Kaymakamı Rahmi Köse, Muratpaşa Kaymakamı İhsan Kara, önceki Antalya İl Emniyet Müdürü İlker Arslan, Antalya İl Kültür ve Turizm Müdürü Candemir Zoroğlu ve sektör temsilcileri katılmıştı.

/././

 Tefeciler mutlu -Andaç Aydın Arıduru- 

Bankalar eylül itibarıyla 669 milyar TL net kâr açıkladı. Ticari kredi hacmi 3 kat fazla olmasına rağmen, en çok faiz geliri (517 milyar TL) tüketici kredilerinden elde edildi.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) tarafından açıklanan bankacılık sektörü son hafta verileri, kredi piyasasındaki genişlemenin devam ettiğini, ancak buna paralel olarak takibe düşme oranlarında ciddi bozulmalar yaşandığını ortaya koydu. 07/11/2025 haftası tarihli son verilere göre sektörün toplam kredi hacmi 21 trilyon 608 milyar TL seviyesine ulaştı. Batık kredilerin toplam büyüklüğü ise 500 milyar TL’yi aşmış durumda. Özellikle son haftada tüketici tarafındaki takipteki alacaklar 222 milyar TL boyutuna ulaştı. Yıl genelindeki tabloya bakıldığında 16 trilyon TL seviyesinden başlayan toplam kredi hacmi, yıl boyunca istikrarlı bir artış trendi izleyerek kasım ayı itibarıyla 5.6 trilyon liralık bir büyüme kaydetti. Bu büyüme hem bireysel hem de ticari kredilerde kendini gösterse de, yılbaşından tüketici kredilerinde takibe düşen miktarın tüm tüketici kredisi ve kredi kartı borçlarına oranı yüzde 4.24 seviyesine ulaştı. Yine BDDK tarafından hazırlanan aylık bankacılık sektörü verilerine göre ise bankacılık sektörü eylül ayı itibarıyla 669.6 milyar TL net kâr açıkladı. Net kârlara en büyük katkıyı ise 517.19 milyar TL getiri ile tüketici kredilerinden alınan faizler oluşturdu.

Bireysel kredilerde takibe düşen miktar devleşiyor

Tüketici kredileri ve bireysel kredi kartlarından oluşan toplam hacim, yılbaşında 4 trilyon TL seviyelerindeyken kasım ayı başında 5.25 trilyon TL seviyesine yükseldi. Ancak asıl çarpıcı veri, borcunu ödeyemeyenlerin sayısındaki ve miktarındaki artışta gizli. Yılın başında tüketici tarafında takipteki alacakların çekilen kredilere oranı yüzde 2.9 seviyelerindeyken, bu oran yılın sonuna doğru yüzde 4.23 seviyesine tırmandı. Takipteki borç miktarı ise 116 milyar TL’den 222 milyar TL’ye çıkarak neredeyse iki katına yaklaştı.

Ticari krediler ve kurumsal kredi kartları toplamı, yılbaşındaki 12 trilyon TL seviyesinden 16.36 trilyon TL seviyesine ulaştı. Ticari kredilerde, takipteki alacakların büyümesi, tüketici kredilerine kıyasla daha düşük seviyede gerçekleşti Yılbaşında yüzde 1.5 seviyesinde olan ticari kredilerdeki takip oranı, kasım ayında yüzde 1.95 seviyesine yükseldi.

Bankaların kârlılığını tüketici kredileri faizleri büyüttü

Eylül ayı itibarıyla 669.67 milyar TL net kâr elde eden bankacılık sektörü 2024 yılının net kâr seviyelerine yılın ilk 9 ayında ulaşmış oldu. Yine eylül ayı itibarıyla tüketici kredilerinden elde edilen toplam faiz geliri 517.2 milyar TL seviyesine ulaştı. Bir önceki hafta itibarıyla ticari kredi hacmi tüketici kredisi hacminin yaklaşık 3 katından fazla (5.2 milyar TL tüketici kredisi karşısında 16.3 milyar TL ticari kredi hacmi bulunuyor) iken ticari kredilerden elde edilen toplam faiz geliri 499.55 milyar TL seviyesinde gerçekleşti. Tüketici kredilerinde en büyük pay 2 trilyon TL ile ihtiyaç kredilerine ait olurken konut kredileri 647.26 milyar TL seviyesine ulaştı. Tüketicilere ait taşıt kredileri miktarı ise 48.9 milyar TL düzeyine ulaştı. Bireysel kredi kartı borcu ise 2.54 trilyon TL seviyesinde.

Takibe düşen tüketici kredilerinde ise aynı şekilde en büyük pay ihtiyaç kredilerinde oldu. Bu kalemin hacmi 105.8 milyar TL düzeyine yükseldi. Takipteki kredi kartı borcu 115.2 milyar TL’yi aştı. Takibe düşen konut kredisi hacmi ise 1 milyar TL düzeyine ulaştı.

Kredi borçları tavandayken emeğin gelirden aldığı pay azaldı

Kredi borçları tavanda seyrederken ücretli emeğin gayrisafi yurt içi hasıladan (GSYH) aldığı pay azaldı. TÜİK verilerine göre, 2024 yıl sonunda tüm iş gücü ödemelerinin GSYH içindeki payı yüzde 33.9 seviyesindeydi. 2025 yılı 1. çeyreğinde bu oran yüzde 0.1 oranında gerilerken yılın ikinci çeyreği itibarıyla bu oran yüzde 33.2 seviyesine düştü.

Bunun karşısında hanelerin tüketim harcamaları devam ederken kredilere yönelim devam etti. 2024 yılının son çeyreğinde hane halkı tüketim harcamalarının GSYH içindeki payı yüzde 61.9 seviyesinde gerçekleşmişti. 2025 yılının ilk çeyreğinde tüketimin payı sert bir düşüşle yüzde 55,0 seviyesine gerilerken. 2025’in ikinci çeyreğinde ise harcamaların payı kısmi bir artışla yüzde 56.5 düzeyine yükseldi. Hane halkı tüketim harcamalarındaki kısmi artış halen geçen yıl seviyesine ulaşmamış durumda. Bunun karşısında ise artan kredi hacmi ihtiyaçlar için yüksek faizli borçlanma eğiliminin yükseldiğini gösteriyor.

***

Evrensel

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

soL "Köşebaşı + Gündem" -12 Ocak 2026-

Venezuela ve Vatikan: Trump’a taraf olmadan Maduro’ya karşı olmak -Tevfik Taş-  Venezuela karşıdevrim cephesinin etkili pek çok unsurunun ki...