Kavgalar, hesapla başlamaz. Doğruyla, haklılıkla, inançla başlar. Kolektif aklımız, haklı kavgamızı ileri taşımanın yolunu arar, bir kenardan olan biteni izleyip en tumturaklı sözleri söylemenin değil. Barbarlık varsa, zorbalık varsa, ezilene el uzatılır. Hep birlikte ayağa kaldırılır. Düşenlerin kanı da yerde kalmaz.
Pek bilinmez, benimse öğrendiğimden beri aklımdan çıkmaz.
Grenada’da düşen Kübalıların öyküsü.
ABD'nin Karakas'taki saldırısında Kübalıların bulunduğu bina. Henüz tüm ayrıntılar bilinmiyor. Ancak görüntüler ve ilk tanıklıklar bir katliama işaret ediyor.Grenada, Karayipler’de ufacık bir ada. 100 bin kişilik bir ülke. 1979’da Maurice Bishop’un liderliğinde ada halkı yönetime el koydu, devrim oldu.
Kaynak yoktu, zaten el kadar adadalardı. Turizme bağımlılardı. Bir uluslararası havalimanı yapmak istediler, adaya ziyaretçi gelip gitsin diye. Kübalılar, “yaparız” dediler.
1983’te ABD ordusu, bu ufacık adaya saldırdı. 7 bin kişilik kuvvetle. Grenada’nın toplam 1500 askeri vardı.
784 de Kübalı vardı adada. 40 askeri danışman ve güvenlik, az sayıda diplomat ve aileleri. Geri kalanı, Kübalı inşaat işçileri. Havalimanı şantiyesinde çalışanlar.
Bishop, Amerikan saldırısı karşısında emir verdi, Kübalılar da talep etmişti, kalaşnikoflar dağıtıldı Kübalı inşaat işçilerine. Bir de kişi başı üçer şarjör. Ötesi yoktu zaten ellerinde.
Grenada Devrimi'nin lideri Maurice BishopÜç gün direndiler işgalcilere. 25 Kübalı öldü, yalnızca ikisi askerdi. 59’u yaralandı. 638’i esir alındı.
Amerikalılar, Vietnam’da yaşadıkları aşağılanmanın hıncını, 100 bin kişilik bir adayı koca bir orduyla işgal ederek çıkarıyordu.
Kübalılar… Onlar olan biteni bir kenardan izlemeyi düşünmüyordu. Güç dengesi, stratejik akıl, jeopolitik hesap… Kafaları basmıyordu bunlara.
Bal gibi anlıyorlardı elbette tümünü. Ama devrimcilerdi. Bir barbarlık karşısında kardeşlerine el uzatıyorlardı. Anaları babaları kendi ülkelerini özgürleştirmek için silaha davranmıştı. Dostları arkadaşları Angola’da, Kongo’da, Golan’da dövüşüyordu başka halklar, başka ezilenler için. Kardeşleri için.
Kapitalizmin onlara reva gördüğü boktan hayata şükredip bir kenardan bu adaletsiz gerçekliği izlemeye ve ahkâm kesmeye basmıyordu kafaları. Barbarlık varsa, zorbalık varsa, ezilene el uzatılacaktı. El, keleşe uzatılacaktı. Tetik çekilecekti. Gerekiyorsa, kendileri de düşecekti.
Vatan için. Halk için. İnsanlık için.
Kendi insanlıkları için.
* * *
3 Ocak sabahı Karakas’ta yaşanan katliamda, en az 32 Kübalı öldü.
İhanetin boyutlarını zamanla öğreneceğiz.
Venezuela’daki iktidarı ve lideri Maduro’yu korumak için hayatlarını ortaya koyan 32 Kübalı, saldırıdan kurtulanların tanıklıklarına bakılırsa, Amerikan askerleri tarafından infaz edildi.
3 Ocak sabahı 32 yoldaşımız can verdi.
Şimdi “kafası basanlar” güç dengelerinden, stratejik akıldan, jeopolitik hesaplardan dem vuruyor. Hepsi, bir şekilde, ABD’ye yaltaklanmaya çıkıyor.
Bizim kafamız basmıyor onlara.
Bal gibi anlıyoruz elbette tümünü. Hepsinden daha iyi anlıyoruz.
Kübalılar da biliyordu. Hepimizden daha iyi.
Ama Küba için, devrim için, insanlık için Venezuela’nın düşmemesi, ABD’nin Latin Amerika’da hiçbir iktidarı düşürememesi gerekiyordu.
Kendileri düştüler. Bir kez daha.
Fidel 1960 yılında BM toplantısı için New York’a giden uçakta Amerikalı gazeteciler kendisine “sürekli çelik yelekle geziyormuşsunuz” diye sorduğunda çıplak bağrını açıp “Ben ahlaki yelekle geziyorum, hepsinden daha iyi koruyor” diye boşuna demiyordu. Belagat yapmıyordu.
Bütün o güç dengesi, stratejik akıl, jeopolitik hesapların ötesinde bir gerçeği yürekten biliyor ve söylüyordu: Devrimcilerin esas silahı akılları, ahlakları, insanlıklarıydı.
Bugün stratejik akla tapınan büyük resimci çok bilmişlerin bir şey bildikleri yok. Amerikan mandacılığını Kurtuluş Savaşı’na yeğ sayacak, “Anadolu köylüsüyle yola çıkılmaz” diye atıp tutacak, Filistin’deki direnişi “İsrail’in ezeceği belliydi, oturup ölümü bekleselerdi” diye aşağılayacak akıl bizden uzak olsun.
Kavgalar, hesapla başlamaz. Doğruyla, haklılıkla, inançla başlar.
Kolektif aklımız, haklı kavgamızı ileri taşımanın yolunu arar, bir kenardan olan biteni izleyip en tumturaklı sözleri söylemenin değil.
Barbarlık varsa, zorbalık varsa, ezilene el uzatılır. Hep birlikte ayağa kaldırılır.
Düşenlerin kanı da yerde kalmaz.
Yiğit Günay / soL


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder